
Selammm. Satır arası yorum ve oylarınızı bekliyorum :)
***
BÖLÜM 11
Lokantaya yaklaşınca Vedat abi arabayı yavaşlattı ve dikkat çekmeyecek kadar uzaklıkta durdurdu. Cebinden çıkardığı flaşbelleği ve kulaklığı bana uzattı. "Gider gitmez bunu bilgisayara tak ki Enes uzaktan erişebilsin." Kafamı sallayıp flaşı alarak cebime koydum. Kulaklığı da iyice kulağıma yerleştirip açık duran saçlarımla kapattım. Ardından tüm vücudunu bana çevirdi.
"Bak kendini asla tehlike atma. Eğer başın derde girerse görevi falan umursamıyorsun ve kaçıyorsun. Burada bekleyeceğim ve seni izleyeceğim bir şey olduğu an bulduğun her hangi kameraya bakıp beni çağırman yeterli."
İster istemez gülümseyince adamın gözleri gülümseyişime takılı kaldı. Sanki aklına o an biri gelmiş gibi gözleri özlemle doldu ve zorlanarak kafasını başka yere çevirdi. Orada bir sorun çıksa bile elimi kolumu sallayarak çıkabilirdim.
Gözü bende olmayan adama son kez bakıp arabadan çıktım ve lokantaya doğru yürümeye başladım. Kısa bir an arkamı dönüp baktığımda Vedat abinin kollarını direksiyona yaslamış beni izlediğini görünce tekrar önüme döndüm. Girişte bekleyen görevliye gülümseyip not defterime niye geldiğimi yazdım.
Sarışın görevli kadın bana müşterilerin gittiği yere değil çalışanların girip çıktığı koridoru gösterip yolu tarif etti. Bunu daha önce de yaşamıştık. "Neva mekanda. Görev yerine girmek üzere," diyerek kulağımda yankılanan ses Enes'e aitti. O ve Vedat abi bizi kameralardan izliyor diğerleri ise lokantada müşteri olarak takılıyordu.
"Buranın etlerine bayıldım. Neden daha önce gelmedik ki?"
"Senin beğenmediğin yemek mi var gerizekalı," diyen Asya, Çakır'ın homurdanmasına sebep olmuştu. "Hatırlatın görev bitince buraya yemeğe geleyim," diye konuşan Çakır'ın ağzı dolu olduğu için boğuktu sesi.
"Burayı bir daha açık bulabilirsen tabii," diye konuşan Giray kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. Hiç sorgulamamıştım buranın olayı ne diye. Tamam görevin içeriklerinden bahsetmediler hiç ama en azından suçsuz birine zarar verip vermeyeceğimizi sormayı akıl etmem gerekiyordu.
Aklıma gelen bu detay sinirimin bozulmasına sebep oldu. En iyisi kendimi sağlama almaktı. Daha önceki girdiğim odaya girdiğimde Bülent Bey'in masasında oturduğunu gördüm.
"Neva odada," diye bilgi verdi Enes ekibe. Gözüm odanın sağ yukarı köşesindeki güvenlik kamerasına değdi. O ve Vedat abi tüm kameralardan hepimizi izliyorlardı.
"Hoş geldin Neva," diyerek ayağa kalktı. Kafamı hoşbulduk dediğimi belli etmek için gülümseyerek aşağı indirdim. Adam telefonunu cebine atıp "Yabancı değilsin, sen işini rahat rahat yap," diyerek omzuma dokunup odayı terk etti. Bir kaç saniye kapatılan kapıya baktıktan sonra hızlıca Bülent Bey'in masasına yürüdüm.
Yandan kameraya baktıktan sonra çantamdan çaktırmadan çıkardığım flaşı yere düşürdüm ve onu almaya diye eğilirken bilgisayara kendi flaşımı taktım.
Vedat abinin verdiği flaşı düşen yerden almış gibi yaptım ve bilgisayarı açmış inceliyormuş gibi kendi flaşımın işini halletmesini bekledim. Saniyeler sonra işi bitmişti ki kameraya göstere göstere Vedat abinin verdiği flaşı taktım, kendi flaşımı ise çaktırmadan alıp çantama attım.
"Program sistemde," diye bildirdi Enes. Fakat ne olduysa tam da o sırada odu. Uzaktan kapattığım güvenlik programına rağmen Enes'in sağlam olmayan programı PC deki bir güvenlik denetlemesine yakalanmıştı.
"Siktir!" Bağırtısı anında kulağımıza dolan Enes'in ardından ne oldu soruları çınladı. "Sistem çöktü ve yakalandık Amına koyayım. Neva'yı kurtarın!"
Her şey saniyeler içinde gerçekleşti. Çantamı koluma attığım gibi odaya takım elbiseli bir güvenlik girmişti. Çantamı sağlama aldığım gibi bana saldıracak olan güvenliği tekme ve boğazına denk gelen bir yumrukla uzaklaştırdım kendimden.
Odadan çıktığımda karşı taraftan gelen adamları gördüm. Müşterilerin olduğu yere gidersem kolay hedef olurdum. Arka tarafa gitmem gerekiyordu. Adamlar bana yaklaşmıştı ki nereden geldiğini bile anlamadığım iki ayrı saldırı ile yere serildiler.
Sağ taraftan Yekta sol taraftan ise Çakır saldırmış tek vuruşta bayıltmışlardı. "Sen Neva'yı çıkar burası bizde." Yekta elini bileğime sardığı gibi Çakır'ı dinleyip başka yöne döndü. Fakat kafamdaki yer değildi. Asıl yakalanmayacağımız yer yemekhanedeki çöp atılan yerdi.
Adamlar bizi iki yerde bekliyordu. Biri ön kapı diğer arka kapı ve biz hızla arka kapıya yol alıyorduk. Anında diğer elimde Yekta'nın kolunu tutup mutfağa doğru sürükledim.
"Neva buradan çıkmamız lazım!" Yüzümü ona çevirerek "Bana güven," diye oynattım dudaklarımı. Önüme gelen garsonlar çarpmamak için kenara çekilip hızlıca mutfağa girdik.
"Plana sadık kalınacak dedik!" Diye bağırtı duydum kulaklıktan. Vedat abinin sesi fazla telaşlıydı. "Neva'nın bir bildiği var," dediğinde aslında benim peşimden neden geldiğinin o da farkında değildi. Belki de adamlara teslim edecektim onu? Buna rağmen umursamadan çekiştirdiğim yere geliyordu.
"Saçmalama Yekta! Plana sadık kalmamız için bizi zorlayan hep sensin! O kızın seni adamlara teslim etmeyeceği ne malum?"
Çakır'ın sözleri kalbimi bıçak yaralarına boğarken yutkunmakta zorlandım. O kadar mı şerefsiz görünüyorum onların gözünde?
"Salak salak konuşma!" diyerek ters cevap veren Yekta başka bir şey dememişti. Çöp atılan boruya geldiğimizde bir anda bulunduğumuz odanın kapısı kapandı. "Çabuk olun saniyeler içinde burada olurlar," diyen ses gülümsememe sebep oldu.
Teşekkür ederim anlamını taşıyan baş sallayışımın ardından Aslı gelip büyük çöp borusunun kapağını açtı. Aslı iki sene önce sokakta yatan birisiydi ve bu şekilde tanışmış ona iş bulmakta yardımcı olmuştum. "Oradan kaçtığınıza dair bir iz bırakmayın," dediğinde çoktan borunun kenarına oturmuş ayaklarımı içeri sarkıtmıştım.
"Hemen arkamdan atla," dedim Yekta'ya ve kendimi aşağıya bıraktım. Her ne kadar buradan çöp poşetleri kaysa da sürekli temizlenen bir yerdi. Borudan aşağıya kayarken bu his çok hoşuma gitmişti. Büyük bir siyah çöp poşetinin üstüne atladığım gibi kendini hemen indirdim. Kısa süre sonra ise borudan Yekta düşmüştü.
Bulunduğu duruma şaşırarak bakan Yekta bunları nereden bildiğimi de sorguluyordu. Elini tuttuğum gibi çöp konteynırından çıkmıştık bile. Elimi elinden çektim ve çantamın kulplarını tuttum. Yekta parmağını kulağına bastırdı.
"Dışarıdayız, sizi bekliyoruz."
Vedat abinin arabasını gördüğümüz gibi oraya doğru yürümeye başladık. Arka koltuğun kapısını açıp bindiğimde Yekta ön yolcu koltuğuna kurulmuştu. Vedat abi rahatlayan bakışlarla bizi süzdü. "İyi misiniz?" Diye sorduğunda konuşmak yerine sadece kafasını salladı Yekta.
"Oto yıkamada toplanıyoruz," diye konuştu Vedat abi ve sesi aynı zamanda kulağımda da çınladı. Hemen arkamızdan ani bir dönüş yapıp peşimize takılan arabaya bakmak için döndüğümde sürücü koltuğundaki Çakır ile göz göze geldik.
Gözlerimi kaçırıp önüme döndüm ve Çakır yükselttiği hızla yanımızdan basıp gitti.
Sessizliğin hapis ettiği yolculuk kısa sürmüştü ve mahalleye Çakır'ın arabasının arkasından girdiğimiz gibi oto yıkamanın önünde indik. Arabadan inenler beş karış suratla oto yıkama dükkanına girince bende onları takip ettim. Demir kapıdan geçtiğimiz gibi dükkandan içeri girmek yerine iki katlı binanın dışında duran yukarı çıkan merdivenlere yöneldiler.
"Hadi kızım," diyerek elini omzuma koyan Vedat abi ile bende diğerlerini takip ettim. Önce ne dam olduğu ne balkon olduğu belli olan bir yerle karşılaştık. Kenarlarında beton korkuluklar vardı eski üzeri temiz battaniyelerle dolu bir oturma grubu yerde eskimiş kirli bir hali ortada bir sehpa kenarlarda ise temiz rengârenk minderler vardı. Arka tarafta iki oda vardı yanlar ve ön cephe yarım metrelik beton korkuluk dışında açıktı.
Arkasında ki duvar da dahil beton korkulukların üstüne top şeklinde LED ışıklarla doluydu. Geceleri ciddi anlamda çok güzel bir ortam olacağına emindim. Gündüzün en ışıklı vaktinde bile bayılmıştım.
Daha fazla burada beklemeyip içeri girdiğim sıradan Asya diğer odanın kapısını kapatıyordu. Kapıya kısa bir bakış atıp diğerlerine döndüm. Geniş bir odanın bir kenarında masa sandalyeler varken diğer tarafında bir kaç armut koltuk vardı.
Ekip masanın başında toplanmış kağıtlarları doldurmuşlardı. "Plana neden uymadınız?" Enes'den gelen soru ile kısa bir an Yekta'yla bakıştık. "Neva'nın daha güvenli bir çıkış yolu vardı," diyen Yekta ile gözler bana döndü.
"Bina planında bulunmayan ve güvenliklerin olmadığı bir çıkış mı?"
Enes'in dediklerine kafamı sallayıp elimdeki deftere dönmüştüm. "Yazmakla uğraşma dudaklarını okuruz," diye konuştu Vedat abi masanın etrafından dolanıp tam karşıma geçti.
"Aslı var o lokantada çalışan bir kız. Onunla sokakta tanıştık. Parkta yaşıyordu ve zor durumdaydı. Yardımcı oldum sonra da güvenlik yazılımı yaptığım o lokantada yemek yedirdim ona. O gün paramı alacaktım yazılımı yaptığım için fakat sonra paradan vazgeçip Bülent Bey'den Aslı'yı işe almasını istedim. Sürekli oraya yanına indiğim içinde orada bir depoya açılan Çöp yolu olduğunu biliyordum. Sizin planları hiç incelemedim inceleseydim eğer görmediğim için en başta söylerdim o çıkışı."
Vedat abi dudaklarımdan okuduklarını aynı şekilde seslendirdi. En sonunda kısa bir sessizlik etrafı sardı. Muhtemelen söylediklerimi düşünüyor doğruluğunu tartıyorlardı. "Ne yapacağız, inanacak mıyız?"
Yekta ters bir şekilde Çakır'a döndü anında. "İnanmayıp ne yapacağız? Kızın bir hatası mı var, Enes'in programı yakalandı kız gidip bizi ötmedi." Çakır'ın her geçen gün dedikleri daha fazla zoruma gidiyordu. Artık benden onlara bir zarar gelmeyeceğini görmüşlerdi. Başıma bir şey geldiğinde hep yardım ediyordu fakat kendisi ise yaralamadan çekinmiyordu.
"Niye yakalandığımızı araştıracağım. Programda ise sorun düzeltirim," deyince bakışlarım Enes'e kaydı. Kendisine baktığımı anlamış gibi bana dönünce "Yardım edeyim mi?" diye sordum hevesle. Dudaklarımdaki bakışları bana dönünce hızlı şekilde kafasını salladı. "Çok iyi olur vallahi, bu konuda başarılısın."
Yekta masanın başında durup ellerini masaya yasladı ve önündeki kağıtlara göz attı. "Bilgileri ele geçiremedik. Adam kendini çoktan sağlama almıştır." Daha fazla ayakta durmak istemeyen Eslem masadan sandalye çekince bacaklarımdaki yorgunluk kendini belli etti. Onu takip ederek bende sandalyeye oturdum.
Elimdeki not defterine "Bu adamdan ne istiyorsunuz?" diye yazarak masanın ortasına doğru uzattım. Yekta yazdıklarımı göz ucuyla okuyup bana döndü. "Görevler hakkında bilgi yok dedik." Görevin batması ile gerilen suratına asılan sert ifadeye gözlerimi devirdim.
"Sadece suçsuz bir insana zarar gelip gelmeyeceğini anlamaya çalışıyorum."
Dudaklarımı okuduktan sonra doğrulup arkasındaki dolaptan siyah bir dosya aldı. Ve döndüğü gibi dosyayı önüme bıraktı. "Suçsuz insanlara zarar vermiyoruz, onları kurtarmak için uğraşıyoruz," dediğinde dosyanın kapağını açtım.
Gördüklerim ile anında duraksadı elim. Kadın pazarlıyordu. Hatta kadın da değil çocuk resmen! Dosyadaki görüntüler kanımın çekilmesine sebep olunca sert bir şekilde kapattım. "Yani anlayacağın bu görev çok önemliydi," dediği an bakışlarım aklıma gelen şeyle parladı.
Hala sırtımda olan sırt çantasını çıkardığım gibi masaya koydum. İçinden flaşbellek ve bilgisayarımı çıkardım. Açtığım bilgisayarıma flaş belleği takarken herkesin gözleri bendeydi.
Flaş bellekteki bilgiler otomatikman bilgisayarımda açılırken ben beni izleyen Yekta'ya döndüm. "Adamın suçlu veya suçsuz olup olmadığını bilmiyordum. Eğer suçsuzsa ve ben yaptığım bu işle ona zarar vereceksem, bunu telafi de etmem gerekiyordu. O yüzden kendi kopyalama programımı gizlice bilgisayara taktım. Yakalanmadan bilgisayardaki tüm programları kopyaladı," diyerek bilgisayarın ekranını diğerlerine çevirdim.
Yekta, Çakır hatta Vedat abi bile büyük bir şok yaşayarak donup kalmıştı. "Sen ciddi misin?" Diye konuştu Vedat abi. Sesi o kadar nidalıydı ki şaşkınlığı kendini belli ediyordu. "Şu an o adamın bilgisayarında olan her şey burada mı?" Gülümseyerek kafamı aşağı yukarı salladım.
"Yani görev başarısız falan olmadı! Bildiğin tüm her şey elimizde resmen!"
Gülümsemem genişleyince Çakır'a da kafamı sallayarak cevapladım. Tekrar Yekta'ya döndüğümde hepsinin gözleri dudaklarımdaydı. "Sizin bana güvenmediğiniz gibi bende içine girdiğim şeye güvenmiyordum ve işimi sağlama alıyordum." Cümlemi Çakır'a bakarak tamamlamıştım. Flaşı çekerek çıkartıp masada kaydırarak Enes'e gönderdim. "Senin yazılımında kodlama hatası vardı ve iyi gizleyememiştin. Ben kendi güvenlik sistemimi devre dışı bırakmıştım ama Bülent benim güvenlik sistemim dışında başka güvenlik yazılımları da kullanmış. Bunu düşünmediğiniz ve sadece benim güvenlik sistemime göre ayarladığınız için kolay yakalandı.".
Vedat abi rahat bir nefes vererek tam karşıma oturdu. "İlk defa böyle dikkatsiz davrandık. Neva'nın gelişi hepimizi sarstı fakat kendimize gelmek zorundayız. Birimizi kaybedebilirdik." Ben Neva'nın gelişi hepimizi sarstı dediği yerde takılı kalınca Vedat abi yanlış konuştuğunun farkına varıp yüzünü buruşturdu. "Her zaman önceliğimiz biziz. Hiçbir belge, kanıt veya her neyse bizim canımızdan önemli değil."
Vedat abinin söyledikleri ekibin derin nefes çekip kendine gelmesine sebep olmuştu. Ekibin patronu Yekta'ydı ama babası Vedat abiydi. Sakince ayağa kalktığımda bakışlar bana döndü. "Artık eve geçeyim," dediğimde Yekta "Olur," dedikten sonra Giray'a kafasıyla işaret verdi.
Benim anlamadığım işareti anlayan Giray elindeki telefonla ayaklanmıştı. Yan tuttuğu telefonda oyun oynuyor arada boynundaki kulaklığı takıyordu. Bakışlarımı ona dikince hissetmiş gibi alttan bakış atıp telefona geri döndü. "Olası bir saldırıya karşı yanında geliyorum," dediğinde aklıma olanlar geldi.
Tekrar taşlanmak isteyeceğim bir şey değildi. Eşyalarımı toplayarak çantamı tek omzuma taktığım gibi Giray'ın açtığı kapıdan çıktım. Ardından beraber oto yıkamadan çıkınca bakışlar bana döndü.
"Bakışları umursama," diyerek konuşurken gözünü kaldırıp bana baktı. "Bir süre sonra alışırlar sana." Bana alışmalarını istemiyordum kimsenin. Yapacaklarımın sonucu neyi doğuracaktı bilmiyorum, bu yüzden kimsenin bana alışmasını istemediğim gibi kimseye de alışmak istemiyordum.
Sessiz geçen yürüyüşün sonucunda apartmana gelmiştik. Hava oldukça karanlıktı ve Giray hiç kafasını kaldırıp suratıma bakmadığı için konuşamamıştım. "Sonra görüşürüz," diyerek apartmanın önünde durdu. Ben içeriye girene kadar telefonuna bile bakmadı. Önce bana sonra etrafa kısa bir bakış attı. Apartmana girince son kez etrafa bakınıp yoluna ve oyununa devam etti.
Benim varlığım onları neden sarsmıştı bilmiyorum ama yine de böyle bazen içten davrandıklarında etkilenmemekte çok zorlanıyordum.
O sırada hırsla apartmana giren Alaz ile karşı karşıya geldik. Oldukça sinirli ve hiddetliydi fakat beni görünce anında duraksadı. Öfkenin kuşandığı bakışları anında yumuşadı. "İyi misin?" Diye sorarken sesi titremişti. Zorlukla yutkunsamda kafamı aşağı yukarı salladım.
Anında kızaran gözlerine şaşkınlıkla bakarken o, sanki ona bakmamı istemiyormuş gibi sarıldı bir anda. "Özür dilerim," diye fısıldadı. "Seni getirdiğimden beri zarar görüyorsun. Benim yüzümden sürekli bir şeyler geldi başıma. Ben gerçekten çok özür dilerim Neva."
Boğazıma oturan düğüm çoktan burnumun diğerini sızlatmıştı. Ağlamak istemiyordum ama o kadar yoğun bir duygu selindeydi ki gözlerim benden bağımsız doluyordu. Yapacak başka bir şey bulamadığımdan mı yoksa içimden geldiğinden mi bilmiyorum. Ellerimi beline sararken içime doluşan his beni bozguna uğratmıştı.
Dayıma sarılırken böyle hissetiysem, anneme sarılsam neler hissederdim, kim bilir.
Gözlerim kapanırken başımı omzuma yaslamıştım. Hareketlerim benden bağımsızdı ve Alaz bunları beklememiş gibi önce duraksamıştı. Fakat sonra öyle bir sarıldı ki ciddi ciddi hıçkırarak ağlayacağımı düşündüm.
Kendimize gelmemizi sağlayan şey ne zaman açıldığını bile duymadığım demir kapıdan girenlerin öksürük sesiydi. Geri çekilirken parmak uçlarımı çaktırmadan göz pınarlarıma bastırdım. Alaz arkasını döndüğünden sırtına bakıyordum ve benim önümü kapatıyordu.
"Bize mi?" Diye sordu Alaz hiçbir şey yokmuş gibi. Yekta "Hayır," derken Alaz'ın kenarından kafamı uzatmıştım. İşaret parmağı ile yanındaki Enes'i göstermişti. "Bilişim konusunda yardımcı olacakmış, almaya geldik aslında."
Kendimi tamamen Alaz'ın arkasından çıkardığım sırada bakışlar bana döndü. "Odamda çalışsak? Araştırmam gereken şeyler var, hem bilgisayarlarımı kurmam gerekiyor, hem de daha rahat yardımcı olurum."
Dudaklarımı okuduktan sonra Enes diğerlerine döndü. "Benim için sorun olmaz," derken diğerlerinden onay bekliyordu. "Hadi çıkalım o zaman Nadire Sultan döktürmüştür şimdi," diyen Vedat abi diğerlerini güldürmüştü.
Hızlı şekilde yukarı çıktık ve Alaz'ın açtığı kapıdan içeri geçerken Vedat abi seslenmişti. Hoş geldiniz faslının ardından kendimi odama attım. Altıma kargo pantolonu paçaları gibi eşofman giyerek üzerime belimi 3 ve 4 parmak açık bırakacak kısa kollu crop giymiştim.
Az da olsa odadaki dağınıklığı topladıktan sonra tam valizime eğilmiştim ki kapım çalındı ve içeri giren Alaz bakışlarını bana indirdi. "Müsaitsen gelecekler," dediğinde parmaklarımla müsait olduğumu söyledim.
Alaz çağırmaya gitmişken bende Valizi açtığım gibi içindeki aletlerimi çıkarıp sakladım. Bunlar hep yanımda olanlarımdı. Aniden Aven olmam gerekebilirdi. Kimsenin bulamayacağını umduğum bir yere sakladım. Daha sonra bunlar için yerdeki parkeyi söküp saklamam lazımdı.
Bilgisayarlarıma yöneldiğim sırada aralık olan kapıdan Alaz da dahil Vedat abi, Yekta ve Enes gelmişti. Enes "Yardım edeyim," diyerek laptobunu bırakıp valizdeki bilgisayarlarımı ve bilgisayar ekranlarımı çıkartıp masaya koymama yardım etti. Vedat abi tekli berjerde otururken Yekta ve Alaz yatağıma oturmuştu.
"Cidden bunların hepsini kullanıyor musun?" Diye soran Alaz'a kafa salladım. Enes kabloları gereken yerlere takarken valizdeki küçük böcekleri kimse görmesin diye valizi hızlıca kapatıp kenara kaldırdım. "Tam olarak ne iş yapıyorsun?" Diye soran Yekta ile anlık olarak duraksadım ve bu hepsinin dikkatini çekmişti.
Dudaklarımı oynatarak "Çoğu şirketin güvenlik yazılımı ve denetlemesi gibi işler yapıyorum. Bazen beyaz şapkalı hackerlik da yapıyorum," dediğimde kendime gülmemek için zor durdurdum...
Çünkü beni tanımlayacak renkte bir şapka yoktu. Yeri geldi devlete sızdım, yeri geldi devleti korudum. Kim haklıysa elimden geldikçe onun tarafında oldum.
Bilgisayarlar tamam olunca Alaz fazladan sandalye getirdi ve onu duvar tarafına çektim. Geniş masanın üstünde 3 monitör, 2 kasa ve üç klavye vardı. Hepsi ile farklı şeyler yapıyordum yeri geldiğinde.
Sürekli kullandığım monitörü kendime çevirip klavyeyi aldım. Ben masanın yan tarafında yüzüm onlara bakacak şekilde yamuk oturuyordum. Bu yüzden monitörümü görmüyorlardı.
İlk yarım saat boyunca Enes'in sistemiyle ilgilendik. Kodlamada çok hata vardı ama bunlar olası şeylerdi. Bunları ona gösterip kodlamada kolaylık sağlayacak püf noktalarda öğretmiştim. Karşı çaprazımdaki yerine geçip sistemi tekrar denedi ve bendeki güvenlik ağına yakalanmadığını görünce "İşte bu ne!" diye bağırdı.
Ayağa kalktığımda hızlıca bana döndü ve iki elini birden hava kaldırınca aynını yaptım. Sevinçli şekilde birbirimize çarpan ellerin sesi diğerlerini gülümsetmişti. "Cidden iyisin bu konuda," diyerek flaşını çekti.
"Bende senin işini halletmende yardım edeyim," deyince kafamı kendimi normal tutarak iki yana salladım. "Tek başıma halledebilirim, çocuk oyuncağı." Laptobunu kucağına aldığında "Annem 1 saate yemek hazır olur dedi bekleyelim salonda," diye konuştu Alaz.
Onaylayan mırıltılar arasında odamdan çıktılar. Salona geçtiklerine emin olduktan sonra odamın kapısını kapattım. Saçlarımı topuz yapıp gözlüğümü taktığımda yetimhane müdürünün bilgisayarını hackemeye hazırdım.
Parmaklarım klavyede öyle sesler çıkartıyordu ki diğerlerinin duyup duymadığından emin değildim. Bilgisayarın açık olması benim işime yaramıştı. Yeni bir çocuğu kayıt eden müdürün bilgisayarında ona sızdırmadan dolanmaya başladım. Belgeleri, klasörleri, resimleri her şeyi tek tek inceledim. Zaten çok dolu bir bilgisayar değildi. Belgelerinin olduğu klasörü açtığım gibi ismi dikkatimi çeken bir belge oldu. "Önemli!" yazan belgenin üzerine tıkladım.
Uzunca isim listesi açılınca kaşlarım çatılmıştı. Bazı isimler kırmızı ile yazılmış bazıları yeşildi. Kaybolan çocukların listesi Emre'deydi. Hızlı şekilde belgedeki yazıları kopyalayıp Emre'ye mesaj olarak attım ve kaybolan, ölen tüm çocuklarla kıyaslamasını istedim. Geri kalan tüm belgeleri hızlı şekilde inceleyip önemli bulduklarımı kendi bilgisayarıma aktardım.
Belgelerden çıkıp resimlerine tıkladığım an karşıma şifre yazılımı çıktı. Resimlerinde kimsenin görmesini istemediği ne vardı? Tekerlekli sandalyemi hafif kaydırıp yönümü diğer monitöre çevirdim. Yine bana ait olan şifre kırmak için kullandığım yazılımı çalıştırdım ve geriye yaslanarak ekrana diktim gözlerimi.
Şifrenin çözülmesine birkaç dakika vardı. Sabırsız şekilde parmaklarımı çıtlatırken kapım çalındı ve hemen arkasından açıldı. "Yemek hazır, seni bekliyoruz," diye konuşarak içeri girdi Yekta. Kapı sol tarafımda kalıyordu fakat yine de ekranı görmesine engel değildi.
Tam o sırada şifre kırıldı ve ekrana çıkan resimleri Yekta görmesin diye hızla kapattım. Kafamı sakin kalmaya çalışarak tekrar Yekta'ya çevirdim. Kurnaz bakışları ve çatılmış kaşları ile bana bakıyordu. "Geliyorum," diyerek dudaklarımı oynattıktan sonra bakışları monitöre döndü.
Kapattığım şeyleri görmek istediği belliydi fakat üstelemek yerine odadan çıkmayı tercih etmişti. Sesli şekilde nefesimi verdikten sonra tekrar bilgisayara döndüm ve kapattığım resimleri tekrar açtık.
Fakat açtığım gibi donup kaldım. Klavyenin üzerindeki parmaklarım titremeye başlamıştı. Çocukların resimleri vardı. Kimisinde artık bir ruha sahip olmayan çocuk bedenler kimisinde içinde bir parça eksilmiş organıyla pis bir sedyede yatan beden, kiminin her şeyden habersiz gülümseyen suratlar. Elim tişörtümün sakladığı belimin arka solunda kalan ize kaydı.
Görüntülerin bana sakladığım anılarımı hatırlatmasına izin vermeden hızlı şekilde bilgisayarıma aktardım resimleri. Resimler aktarılırken telefonumu elime aldığım gibi Emre'nin Gözde'nin ve benim olduğumuz grubu açtım.
Ben:Müdür'ün kaçırılan çocuklarda parmağı var. Muhtemelen verilecek çocukları da o seçiyordu, çünkü elinde her çocuğun sağlık raporu bulunuyor.
Ben: Gözlerinizi dört açın. Siz çocukları korumaya bakın gerisi bende.
Bilgisayarımla işim bitince tam kapatacakken kenardaki bildirim çubuğu dikkatimi çekti. Yaklaşan bir günün takviminin bildirimiydi. O an kenardaki tarih dikkatimi çekti.
Birkaç gün sonra o günün yıl dönümüydü.
O lanet günün ve ölümlerin.
Derin nefes alarak bilgisayarları kapatıp sakince odadan çıktım. Vücudum sakindi ama içimde yıllar önce gerçekleşen ölümlerin resimleri dönüyordu. İçimde çocuklar ölüyordu.
Bu dünya da çocuklar ölüyordu.
Kendimi toparlamakta çok zorlanıyordum ama içeridekileri de daha fazla bekletmek istemiyordum. Salona girdiğimde herkes yemek masasındaydı. Ufaktan başlamışlardı. Bana dönenler gözlerden dudak okuyabilenlere hitaben "Beklettiğim için üzgünüm," diye oynattım dudaklarımı.
"Ben işinin henüz bitmediğini söyledim."
Yekta'ya bakamasam da kafamla teşekkür eder gibi hareket yaptım. "Sen iyi misin?" diye soran Vedat abiye dudaklarım direk "Evet," dedi. Fakat kimsenin inanmadığı belliydi. Suratım ne haldeydi bilmiyorum ama arada hem Yekta'nın hem Vedat abinin kaçamak bakışlarını yakalamıştım.
Gözlerimi kimseye değmemesi için açık duran televizyona çevirdim. Geçen haber dikkatimi çekmeyi başarmıştı. Haberde tutuklanarak lokantadan çıkartılan Bülent vardı. Fuhuş ve kadın pazarlama da dahil bir dünya suçla yargılanacaktı. Ve bu olayı ortaya çıkartan kişilerin adları Karadul olarak geçiyordu.
Bülent'in kanıtlarını biz sızdırmıştık ama kime sızdırdık bunu hiç düşünmemiştim. O an ilk karşılaştığımız zamanki anlar geldi aklıma. Yekta'nın Karadul'a çalıştığını düşünmüştüm. Şimdi ise emin oldum. Bizimkiler Karadul'un adamlarıydı ve onlara yardım ediyorlardı.
Karadul'dan yardım isteyebilirdim. Bu olaylar için Karadul bana eminim yardım edecektir.
Ama bu yardımı Aven olarak mı yoksa Neva olarak mı istemem gerekiyordu emin değilim.
***
Nasıldı bölüm? düşüncelerinizi merak ediyorum.
İnsta: suveyda_rey
whatsapp kanalıma katılmak isterseniz instagramdan yazmanız yeterli.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |