15. Bölüm

Bölüm 14

Suveyda Rey
suveyda_rey

Selam, biliyorum baya geç oldu bölüm için ama gerçekten geçerli sebebim var. Ağır grip, bronsit oldum ve bunu çok ağır atlattım. serumlr iğneler ilaçlar üstüne kullandığım ağır antibiyotiğin yaptığı yan etkide eklenince kendime gelemedim. Bir de onun üstüne 7 yaşındaki oğlumda benim gibi hasta olunca yaşamak için bile vaktim kalmadı.... neyseki toparlandık sayılır.

şimdi size keyifli okumalar.

*****

"Demek bizim sistemimizi hackeleyen kişi sensin?"

Karşımda dimdik duruşu oldukça güçlüydü. Geniş bir yapısı yapılı bir vücudu olduğu belliydi. Boyu benden baya uzundu. Benden birkaç tane birleştirsek ancak dengi olabilirdi. Tam aklımdaki Karadul başkanıydı. Yapılı, babayiğit.

Karanlıkta çok belli olmasa da yakınında olduğumdan rahat seçebildiğim yeşil gözleri beni boydan boya inceledi. Elini siyah kotunun cebine koymuş vücudumu inceleyen bakışlarını sonunda gözlerime çıkarmıştı. Sokak loştu ve biz birbirimizi ışığın el verdiği kadarıyla inceleyebildik. "Yardımınıza ihtiyacım olduğu için mecburdum," diye açıkladım.

Kafasını yana eğince kapüşonu yüzünün yarısını kapattı. "Tuhaf şeyler hissettiriyorsun," diye konuştu Alar. Kaşlarım havaya kalkmıştı. Ne hissettirmiş olabilirdim ki? İlk defa karşılaşmış olmamız gerekiyordu. "Bir tanıdıklık var sanki," dedi fakat bunu bana değil de daha çok kendi kendine demişti. Ardından hızlıca toparladı kendini.

"Her neyse. Açıklamaların vardı?"

Boğuk fakat kalın sesi asıl amacımı hatırlattı bana. Hızlı şekilde sırtımdaki çantamı ayaklarımın dibine koydum. "Bundan 15 sene önce bir katliam gerçekleşti," diye başladım konuşmaya. O sırada yere çömelmiş çantamı açmıştım fakat içinden bir şey çıkarmak yerine kafamı kaldırıp Alar'a baktım.

"Ne demek katliam oldu?"

Elimle maskemi düzeltip derin nefes aldım. "Belli aralıklarla sürekli çocuklar kaçırılıyor, duydunuz mu bilmiyorum. Bir kaçı ölü bulunuyor ve bunlar hep kimsesiz, yetim çocuklar. Olayın üstü kapanıyor, failler asla bulunmuyor." Benim dediklerim ile kaşlarının çatıldığını görmüştüm. Kapüşonunun üzerinden kafasını sıvazladı.

"Adamlarımızdan duydum," diye cevap vermesi Yekta'ların haber gönderdiğinin bir kanıtıydı. "İşin gerçeği benim elimde," diye konuşarak elimdeki mavi şeffaf dosyayı uzattım. "Az önce dediğim gibi bundan 15 sene önce kimsenin bilmediği izbe bir yerdeki yıkık dökük binaya 300 den fazla çocuk kaçırıldı. O binada o çocuklar türlü şeyler yaşadı. Açlıktan ölen oldu, organları alındıktan sonra dayanamayıp ölen oldu, soğuktan ölen oldu, tecavüze istismara dayanamayıp ölen oldu. Binde bir çocuğun cesetleri sokak aralarına ya da ormana atılır. Büyük soğuk oda depoları var ölen tüm çocuklar oraya atılıyor." Eğildiğim yerden doğrulduğumda Alar'ın gözü bendeydi.

Dosyayı elinde tutuyor henüz incelemiyordu. "O sıralar hala çözemediğim isimsiz bir ihbar geldi ve adamların götü tutuştu. Geride delil bırakamazlardı bu yüzden o binaya geri dönüp içinde yaşayan yaşamayan tüm çocukları kapattıkları soğuk oda deposuna koydular ve daha önceki konulan cesetlerle birlikte ateşe verdiler. Tek bir kişi kurtuldu o binada." Elimdeki diğer dosyayı uzattım içinde benim bilgilerim vardı. "Kızın orada yaşadıkları büyük travmaya sebep oldu bu yüzden konuşamıyor çok fazla şey hatırlamıyordu. Bu yüzden hayatta olduğunu düşünüyorum çünkü adamlar, kız büyümüş olmasına rağmen asla kızın peşini bırakmadılar."

Alar'ın kaskatı kesildiğini verdiğim dosyaları tutuşundan anlamıştım. Bu anlattıklarıma kimse kayıtsız kalamazdı. Sessiz kalabilenler şeytanın ta kendisiydi. "Bu anlattıkların gerçek ise, yer yerinden oynar." Kafamı onun dediğini doğrularcasına salladım.

"Anlattığım her şey gerçek. Yaşayan tek kızın bilgileri var araştırabilirsin. Benim sizden yardım almamın en büyük sebebi şu ki; bu işin içindeki adamlar öyle mafya, kaçakçı, kartel falan değil. Bizzat olayların üzerine örtenler var, bu işin arkasındaki insanları koruyanlar var. Bunlar devletin üst kademesindeki adamlar ve hepsinin gözü kara. Başımıza ne gelir bu işe kalkışırsak bilmiyorum ama siz olsanız da olmasanız da ben bir şekilde bu işe gireceğim."

Uzun gelecek süre kadar bana baktıktan sonra kalçasını tekrar motoruna yaslayıp ilk verdiğim dosyayı açtı. O dosyada, işin üstünü örten üst düzey adamların telefon kayıtları vardı. Aradan seneler geçmiş bile olsa bulabildiğim her şeyi kopyaladım. Çocukları yakan şerefsizlerin arasında birkaç bakanın yakın korumaları vardı. Olay yerine giderkenki kamera kayıtları veya o adamlarla konuşurlarken ki bulabildiğim kayıt görüntüleri vardı.

Alar üstten göz gezdirdiği dosyayı kapatıp kolunun altına koyarak diğer verdiğim dosyayı açtı. Benim bilgilerim vardı. Kafası eğik olsada dosyayı açar açmazdaki duraksaması ile gözlerimi üzerine diktim. Hızlı şekilde yazıları okuyup sayfayı çevirip resmime baktığı an "Hasiktir!" diyerek doğruldu.

"Doğru mu bu?" diye sorarken gözleri kısa bir an bana dönüp tekrar dosyaya çevrilmişti. "Ne?" diye sordum büyük bir merakla. "Senin anlattığın bu korkunç olaydan kurtulan tek kişi bu kız mı?" Hareketleri o kadar şaşkınlık içinde olduğunu gösteriyordu ki beni tanıyor oluşundan şüphelendim.

"Evet bu kız, İsmi Neva."

Eli tekrar yaşadığı şaşkınlıkla ensesine gitmişti. Mırıltılı şekilde bir şeyler sayıklıyordu ki muhtemelen küfür içerikliydi. Bana arkasını dönerek denize baktı. Geniş yapılı omuzlarının kalkışından anladığım kadarıyla derin nefesler alarak sakinleştirmeye çalışıyordu kendini.

Hata edip etmediğim konusunda şüpheye düştüm.

Ardında bana tekrar dönerek yaklaştı. "Başı dertte mi?" diyerek elindeki dosyayı kaldırınca kimden bahsettiğini anlamıştım. "Tanıyor musun?" diye sormaktan geri kalamadım. Cevabı benim için oldukça önemliydi fakat cevap verecek gibi de durmuyordu. "Soruma cevap ver Aven! Kızın başı dertte mi? Tehlikede mi?"

Zorlukla yutkunup karanlıkta bile çok tanıdık gelen gözlerinden ayırmadım gözlerimi. "Tam olarak değil. Kız konuşamıyor ve çoğu şeyi hatırlamıyor bu yüzden dokunmuyorlar fakat kızı sürekli izliyor ve takip ediyorlar." Çenesinin gerildiğini, dişlerini sıktığını maskesinin altından bile anlayabiliyordum. "Kız sürekli takibinde olacak. İş bizde, bundan sonra ortağız. O piçleri araştırmak bizim işimiz fakat bu kız," diyerek dosyayı tekrar bana doğru sallarken. "Yakın takibinde olacak. Anlaştık mı?" Kafamı salladım zira olayın trajikomik durumu her an kahkaha atmama sebep olabilir.

Neyse ki kendimi yakın takibe almak kolay olacak.

Buna gülmemeliyim.

Bana doğru bir kart uzattı. "Numaraya Aven olduğunu söyleyen bir mesaj at. Seninle o hattan görüşeceğiz, iletişimde olacağız. Elindeki tüm delilleri de ver," dediğinde sweatimin cebindeki hardiski çıkarıp uzattım. Alar bunları motorun direksiyonuna astığı çantasına koydu. Tam bana dönmüştü ki bir gürültü kulaklarımızı çınlatmıştı.

Alar bir anda beni kolumdan çekerek motorun arkasına götürdü. Beraber motorun arkasına oturduğumuz an silah atışları duraksamıştı. Polis gelebilirdi, bu yüzden hemen gitmemiz gerekiyordu. Alar ayağa kalktığı gibi motora binmiş "Atla!" diyerek benimde binmemi istemişti.

Binmeyeceğimi söyleyecektim ki tekrar yükselen ve yakınımızdaki duvarlara isabet eden silah sesleri ile motora atladığım gibi Alar'ın beline sıkı sıkıya sarıldım. "Silahlar gerçek mi?" diye bağırdı kafasını çevirip. Gözüm bacaklarımdan sarkan silahlara kaydı.

"Elektroşok," dediğimden ağzından küfür çıkmıştı. Hızlıca sokaklara saparak adamların bizi takip etmelerini engellemeye çalışıyordu. Anladığım kadarıyla ondada silah yoktu bu yüzden kaçmak en iyisiydi. "Arayı açtığımız gibi motoru bırakalım bir yere öyle kaçalım!"

Motorla peşimizden gelmeleri daha kolaydı. Fakat iz kaybettikten sonra motoru saklayıp öyle kaçmak daha kolaydı. Önümüze çıkan pikabın hemen yanından sıyrılırken takip eden araç gerimizde kalmıştı. Hemen ikince sokakta dönerek biraz daha ilerledik. Ardından açık bir tamirci görünce Alar hızlıca oraya girip motoru durdurdu.

Çalışanlardan biri geldiğince cebinden para çıkartıyordu. "Motorun üzerine bir şey örtsek yarına kadar burada kalsa sorun olur mu?" diye sorarken cüzdandan 400 tl çıkarmış uzatmıştı. "Yok abi ne olacak kalsın," diyen çocuk paraya gerek yok der gibi elini kaldırmıştı fakat Alar hızla cebine sokarak yerde bulduğu örtüyü motorun üzerine örttü.

"Soran olursa buradan geçip gittiler deyin," dediği gibi kafasıyla da bana hadi deyince koşmaya başladık. Sırtımızdaki çantalar sıkıntı yaratsa da ikimizinde umurunda değildi. Birkaç sokak daha koştuk fakat artık bizi takip eden araca dair bir şey bulamadığımız için yavaşlamıştık.

"Kimdi bunlar şimdi? Plaka da sökülmüştü."

Bozulan şapkamı ve maskemi düzeltip omuz silktim. "Bir şeyler duymuş olmalılar," dediğimde bu kadar erken olacağını düşünmemiştim. Dediklerimle Alar bana dönünce ben bakmamıştım. Zaten kapüşonu gözerini bile kapatacak şekildeydi ve ağız maskesinden başka bir şey görünmüyordu.

"Bu kadar çabuk mu?"

Omuzlarımı silktim. "Olabilir. Adamlar çok güçlü demiştim. Ben araştırma yaparken bile fark ettiler ve kendilerini araştıranların kurtulan kız olduğunu düşünüp kıza musallat bile olmuşlardı." Cümlem biter bitmez Alar bir anda durdu ve bana döndü. "Ne demek musallat oldular?"

Onun durmasıyla bende durdum ve ellerimi sweatimin ceplerine koydum. "Kızın bir şeyler hatırlayıp araştırdıklarını düşündüler ve kızı öldürmek istediler. Bundan bir iki sene kadar önceydi. Araba çarpma süsü vermeye çalıştılar, yorgun kurşunla öldürme süsü vermeye çalıştılar. Kız ölene kadar vazgeçmeyeceklerini düşündüğüm için onları araştıran kişinin Aven olduğunu öğrenmelerini sağladım. Beni bulamıyorlardı bu da onları delirtiyordu. Şimdi ise Karadul'la iş birliği içinde olduğumu öğrendiler."

Anlattıklarımın ardından sıkıntı dolu bir nefes bıraktı. Eli maskenin üzerinden çenesine gittiğinde bir şeyler düşündüğünü anlamıştım. "Eğer vazgeçmek isterseniz," demiştim ki "Ne alaka? Vazgeçmiyoruz, sadece tekrar kızın başına musallat olma ihtimallerini düşünüyorum." Elleri pantolonun cebine gitmişti. Şapkasından ve maskesinden hiçbir şey göremiyordum bu yüzden bende konuşurken genelde etrafa bakıyordum.

"Muhtemelen olacaklar. Neyse ki kız sizin ininizde." Benim gibi etrafta dolanan başı bir anda dondu ve hızlı şekilde benim tarafa çevrildi. "Çok şey biliyorsun Aven. Bu senin için zararlı." Bir şey olmaz der gibisinden kafamı salladım.

"Çok şey bildiğim yok sadece hangi mahallenin sizin ininiz olduğunu biliyorum o kadar," deyip derin nefes aldım. "Yalnız helal olsun size nasıl susturdunuz bilmiyorum ama koca mahalleden tek bir kişi bile Karadul'un burası demiyor."

Kafasını geriye doğru attığında boynu açılmıştı biraz. Gözüm kısa bir süre orada oyalanıp tekrar sağ taraftaki yola çevrildi. "Kimseyi susturduğumuz yok," diyerek yürümeye devam etti. "Sadece mahalleli onlara yaptıklarımızın vefa borcunu ödüyor. Yine bizim kim olduklarımızı bilmiyor fakat hiçbirinin üzerinden ellerimizi çekmiyoruz."

Anladım dercesine kafamı salladığımda girdiğimiz sokakta değişik sesler gelmeye başladı. Kaşlarım çatılırken sesleri anlayabilmek için adımlarımı yavaşlattım. Çığlıkla karışık ağlama sesleriydi ve çok boğuk geliyordu. "Nereden geliyor bu sesler?" diye sorarken Alar da tıpkı benim gibi yavaşladı ve sesin yerini çözmeye çalışıyordu. Etrafımdaki evlere bakarken ilerimdeki iki katlı apartmandan birisi pencereden uzanmıştı.

"Yine mi dövüyor adam bunları?" diye konuşmuştu kadın başındaki eşarbı düzeltirken. Alt kattaki evin penceresine de bir kadın çıkmıştı. "Yazık çocuğun çığlıkları içimi parçaladı. Şimdi polisi arasak yarın bizim kapıya dayanacak şerefsiz." Kadınların konuşmalarının ardından baktıkları tek katlı eve çevirdim kafamı. Alar da tıpkı benim gibi oraya bakıyordu.

"Bu evdeki şerefsiz karısını mı dövüyor?" diye sordu Alar penceredeki kadınlara bakarak. Kadınlar bizi daha yeni fark ettikleri için önce irkildiler ardından bize döndüler. "Hem karısını hem çocukları. Ne kadar uğraştıysak da kurtaramadık adam psikopat bize bile musallat oldu."

Kadının anlattıkları ile bahsettikleri eve doğru adımlamıştım ki Alar bir anda kolumdan tuttu. "Ne yapıyorsun sen?" diye sordum dişlerimin arasından. "Bu eğlenceyi tek başına mı tadacaksın," deyip cebinden telefonu çıkartarak polise haber verdi.

Ardından eve doğru yürümesiyle arkamızda kalan kadınların sesi geldi tekrar. "Adam psikopat, bakın size de zarar verir." Aynı anda ikimizde kadına döndüğümüzde kadın anca bizi inceleme fırsatı bulmuştu. "Fırsatını bulursa tabi," diye konuştu fakat kadınların duyduğunu düşünmüyordum. Alt katta oturan kadın bana ve Alar'a uzun uzun baktı ve sanki aklına bir şey gelmiş gibi doğruldu. "Siz onlardansınız." dedi şaşkınlıkla. "Karadul."

Alar son kez kadına baktıktan sonra hızlıca tek katlı evin kapısını kıracakmış gibi vurdu. Hatta hem vurup hem de bağırıyordu. "Aç kapıyı oruspu çocuğu!" evin içindeki kavga sesi bir anda kesildi. Daha sonra gürültülü ayak sesleri geldi ve iri yarı bir adam kapıyı açmıştı.

"Ne istiyorsun lan?" diye gürlemişti fakat gram korkmamış hatta daha çok dövmek istemiştim. Alar bir anda adamın yakalarını tuttuğu gibi onu dışarıya çekmiş çoktan kafayı gömmüştü. Ben ise içeriye koşarak ağlama seslerini takip etmiştim.

Salon olarak düşündüğüm yere girdiğim gibi donup kaldım. Saçı başı karışmış yüzü kan içindeki kadın kucağında bir kız bebeği ve yerdeki oğlan çocuğuna sarılmıştı. Onlara doğru adımladığım sıra kadın çocuklarını saklar gibi geri çekilmişti. "Sakin ol, zarar vermeyeceğim. İyi misin?"

Kadın daha çok ağlamaya başladı ve bir yandan da kafasını iki yana sallıyordu. Hıçkırıkları canımı yakarken neredeyse bende ağlayacaktım. Yanına yaklaşıp yere oturarak kenardan aldığım peçeteyle yüzündeki kanı silmeye çalıştım. "Niye izin veriyorsun?" diye fısıldadım. Sesim bile canımın acısını belli ediyordu. "Çocuklarımı öldürmekle tehdit ediyor," diye konuştu ağlarken.

Ben yüzünü silerken o çocuklarını sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Kolay mı o kadar?" Sorum kendime bile saçma geliyordu.

"Değil mi sanki?" deyip kucağındaki bebeğin yüzünü bana çevirdi. Donup kaldım, yemin ederim öyle bir donup kaldım ki kanım çekildi. "Ben bugün boşanmak istiyorum dedim diye bebeğimi öldürüyordu. Boğazını sıkıyordu ve siz kapıyı çalmasaydınız o ölecek sıra oğluma gelecekti. Sırf boşanmak istedim diye!"

Nefes bile çekemedim ciğerime. Gözlerim dolmuş ne yapacağımı şaşırmıştım. Karşımda melekten farksız, en az altı aylık duran bir bebek vardı. Fakat bu güzelliğine babasının sevgisinin gölgesi değil de dayağının gölgesi düşmüştü. Boğazı mosmor, boğuluyormuş gibi ağlıyordu. Alnında kocaman bir yarık vardı ve tombul yanakları kan içindeydi. Ellerim titriyordu. Elimdeki peçeteyi yere bıraktığım gibi "Onu öldüreceğim!" diyerek ayaklandım. Evin salonundan çıkışım, koridordan sokağa adım atışım her şey yavaş çekimdeydi sanki.

Tüm mahalle sokağa çıkmış Alar'ın adamı dövüşü izliyordu. Evden çıktığım gibi gözler bana dönmüştü. Gözlerimi yerdeki adamlardan ayırmadan maskemi düzeltip parmaklarımı çıtlattım. Alar'ın omzuna elimi atarak çekilmesini sağladım. Adam doğrulmaya çalışırken altı boş tehditler sallıyordu.

Yerde kalkmasına izin vermeden yumruğu tam burnunun üzerine vurdum. Adamın çığlığı mahalleyi inletirken ben büyük zevk aldım fakat bazı insanlar acıdığını düşünmüş gibi yüzümü buruşturmuştu. "Demek küçücük bebeğe yetiyor gücün," diye bağırıp tekrar aynı yere yumruk atmıştım. Burnunun kırıldığına yemin edebilirim.

Yakalarından tuttuğum gibi zorda olsa kaldırdım ve canını çıkartacak kadar sert bir şekilde erkekliğine vurdum. "Nasıl lan nasıl! Sen küçücük bir bebeği nasıl döversin? Nasıl boğazını sıkarsın?" Bir yandan bağırıyor bir yandan adama arka arkaya yumruklar vuruyordum. Lanet olsun böyle zihniyetin hepsine!

"Hadi bana da vur!" diye bağırırken yakalarından tutup kaldırdım tekrar. "Götün yiyorsa, gücün yetiyorsa bana da vursana!" diye resmen çığlık atmıştım. "Ben o kadının da o çocuğunda o bebeğinde çıkamayan sesiyim duydun mu?" diyerek yumruk olan elimle tekrar vurdum. Adam bir şeyler zırvalıyor yanlış duymuyorsam yalvarıyordu.

"Beni ne sen ne de senin gibi olan köpekler asla susturamazlar! Yalvar lan YALVAR!"

Karnına art arda vurduğum tekmeler yüzünden kan kusmaya başlamıştı. "O bebeğin çığlığını kapatacak kadar bağırıp yalvaracaksın!" Adam daha fazla dayanamayıp bayılınca nefes nefese geri çekildim. Ellerim hatta dizlerim bile titriyordu. Nefes nefese kapıya döndüğümde kadın kucağındaki bebeğiyle elinden tuttuğu çocuğuyla bize bakıyordu.

"Kalacak yerin var mı?" diye sordum hemen. Utanarak kafasını sallarken kalabalıktan birinin anne ve babasının sahip çıkmadığını söylediğini duydum. O anne ve babaya da lanet olsundu, asıl utanması gereken kişiler onlardı. Alar'ın kadına doğru ilerlediğini gördüm. Kadına bir şeyler dedikten sonra telefonla birisini aradı kısa bir süre konuştu. Sonra bana dönerek "Ayarladım, artık güvendeler," dediğinde gerisini sorgulamadım. Çünkü Karadul el attıysa emindim ki kadın artık hayatı boyunca güvendeydi.

Kadına yaklaştığımda amacım bebeği sevmekti fakat kadın bir anda bana sarılıp arka arkaya teşekkür edince gözlerim daha fazla dayanamadı. Onunla beraber ağlarken sessizdim. "Teşekkür edecek bir şey yok. Bu benim insanlık vazifem. Çocuklarının güzel bir gelecek düzgün bir psikoloji hakkı var," diyerek bebeğin kanlı yanağını okşadım. Geri çekilip hala beni izleyen Alar'a başımla selam vererek kalabalığın arasına girdim.

Alar'ı peşimden geldiğini önüme düşen gölgeden anlamıştım. Birden mahalleyi saran alkışlar duraksatsa da yolumda devam etmiştim. Gençler bağırıyor, ıslık çalıyor, video çekiyorken geri kalan herkes deli gibi alkışlıyordu. Gururum insanlara bu şekilde örnek oluşumdandı.

Emindim artık, böyle bir şeyle karşılaştıkları anda akıllarına ilk olarak ben ve Alar'ın yaptığı gelecekti ve sırtlarını dönüp gitmeye utanacaklardı. Olması gereken buydu.

Ben yönümü sola çevirirken Alar sağa dönmüştü. Ona dönüp baktığım sırada aynısını o da yapıyordu. Bir süre ona bakıp tekrar baş selamı verdim. Dönecekken Alar iki parmağını birleştirip şakağına değirip tekrar çekerek selam vermişti. Yoluma devam ederken bir yandan da Emre'ye konum atmıştım.

Birkaç dakikanın sonunda attığım konumda bekleyen arabaya bindiğim gibi Emre sürmeye başlamıştı. Konuşmak istemediğimi anlamış olmalı ki bir şey demek yerine sadece sürdü. Mahalleye yaklaştığımız sırada şapka ve maskeyi çıkardım. Eve yakın bir yerde indiğim gibi hızlı adımlarla odamın penceresinin altında durdum.

Hızlı şekilde etrafa göz attıktan sonra halatı sakladığım yerden çıkardım ve demir uçları açık penceremden içeri attım. İlk atışımda pervazı tuttuğu gibi tırmanıp odama geçtim. Halatı yerine sakladıktan sonra üzerimi değiştirip pijamalarımı giydim. Tam pencereyi kapatacakken karşı tarafta bir hareketlilik sezdim.

İyice yaklaşıp baktığımda dalgalı saçlarından Yekta olduğunu anlamıştım. Gündüz üzerinde olan mavi kısa kollu tişörtü vardı ve o üzerinde hala. İki katlı olan binadan içeri girdikten 10 dakika sonunda tam karşımdaki odanın ışığı yandı. Bende penceremi kapatarak yatağa attım kendimi.

Sağa sola ne kadar dönemse bir gram uyku girmiyordu gözüme. Bugün tam olarak atamadığım o sinir üstüne günün öneminin üzerindeki ağırlığı belimi burkuyordu.

Daha fazla dayanamadım ve kalktığım gibi bilgisayarın kasasının düğmesine basıp sandalyeme oturdum. Kafamı sağa çevirip baktığımda Yekta'nın odasının ışığı yanıyordu hala.

Cama çıkarsa beni çok rahat görebilirdi çünkü masam pencerenin dibindeki duvardaydı ve pencereye yan şekilde duruyordum.

Açılan bilgisayarımla yetimhanenin güvenlik kameralarına sızmaya çalıştım. Kodları yazdığım gibi çalışan programın ardından amacına ulaşmıştım. Çocukların kaçırıldığı günün kameralarına ulaştığımda kaşlarım çatıldı.

Kesilmişti. Bunu zaten düşünmüştüm fakat öncesini ve sonrasını bir süre izledim. Öncesinde müdür bahçeye çıkıyor ve çocukları seviyormuş gibi davranıyordu. Daha sonra etrafına baka baka güvenlik kulübesine geliyor güvenlikçi adamla tokalaşıp bir şeyler konuşuyordu.

Ardından çocukların kavgaları göründü köşeden ve güvenlikçi oraya gittiği gibi kulübenin camına cebinden çıkardığı bir şeyi koydu. Ya başka bir şey yaptı bilmiyorum çünkü kameranın tam köşesine denk geliyorlardı.

Daha sonra binaya girdi ardından tekrar gelen güvenlikçi pencereden uzanıp geri çekildiğinde elindeki çay bardağını dudaklarına dayadı. Biraz ilerlettiğimde ise ara ara bahçede dolanan güvenlikçinin başını sürekli ovaladığını farkettim.

Normalde bu kayıt polisler tarafından şüpheli bir durum teşkil ederdi fakat olayın üzeri çoktan kapatıldı bile. Kayıtları bile incelemediklerine bahse girerim.

Silinen kayıtların ardından gelen kayıtlarda ise polisler vardı bahçede. Polislerin etrafı araştırmak yerine müdürle sohbet etmeleri sinirlerimi bozsada izlemeye devam ettim. Ardından ise müdürle tokalaşan polisin elindeki karartı anlık geçince duraksadın önce göz yorgunluğu diye düşündüm fakat hemen arkasında elini ceketinin cebine atan müdür ile kayıtı biraz geri aldım.

Tam o noktada durdurup yakınlaştırdım. Katlanmış bir kağıtta ve üzerinde ki yarım yazılar ile barknotu gördüğüm gibi arattım. Aratmam sonucu ortaya çıkan görüntü kaşlarımın kalkmasına sebep oldu. Bir çek kağıydı.

Yarım şekilde çıkan sayıların eşleşmesi için farklı bir program açıp arattım. O eşleşme yapmak için program çalışırken ben başka monitörden kayıtların şüpheli kısımlarını kırpıp kendime sakladım.

Bunu yapmıştım ki sayının devamına uyan bir dünya seri numarası çıktı. Kod kısmına gelerek bu kez işleme geçmiş çekleri araştırdım.

Müdüre verildiyse fiyatı çoktan çekilmesi için bankaya bildirilmiştir. Bildirilen çekleri ve ait olduğu kişi bilgilerine erişebilmek için de tekrar yeni kod yazmaya başladım.

En yorucu kısım olsada değerdi. Yarım saatimden fazlasını almıştı fakat bu 14 kişi çıkarmıştı bana. Fiyat değerlerini atlayarak çekteki paranın tahsil edileceği kişi kısmına göz attım. Tanıdık biri denk gelmediği için tam vaz geçiyordum ki o an gözüme çarpan isim elimin donup kalmasına sebep oldu.

Cemil Korkmaz.

Müdürün adıydı bu. 3 milyon dolar. 3 çocuğa biçilmiş fiyat buydu. Bir canın ölmesi için biçilmiş değer. Her çocuk için 1 milyon dolardı. Bu belgeleri hemen bu iş için kullandığım hardiske kaydettim.

Sandalyemi ayaklarımla iteklediğim gibi komodine koyduğum telefonu aldım ve gelen bildirimleri es geçerek Emre'nin ismine tıkladım.

"Müdür işin içinde. Adamlardan 3milyon dolar değerinde çek almış. Henüz parayı çekmemiş çünkü dikkat çeker. İki gün içinde o çeki bulman gerek."

Mesajı yazdığım gibi geri çıkıp telefonu bırakıyordum ki yeni gelen mesaj dikkatimi çekti. Kayıtlı değildi fakat profil resmi görünüyordu.

Yekta'ydı.

"Hala uykusuz mu gecelerin?"

Henüz atalı 1 dakika olmuştu mesajı. Kafamı kaldırıp pencereden baktığım gibi göz göze geldik. Kolunun birini pencerenin pervazına yaslamıştı diğeri ise cebindeydi.

"Benimki kabuslardan peki ya senin gecelerin neden uykusuz?"

Çift çizgi olduğu gibi kafası pervaza yasladı koluna kaydı ve indirip mesajı açtı.

"Herkesin yüzleşemediği kabusları vardır Dilsiz Cepci."

Cümlenin sonunda ki sıfat neden bilmiyorum dudağımın kırılmasına sebep olmuştu. Fakat yine de hala beni böyle bilmesi canımı sıkıyordu.

"Hırsız değilim. O gün tamamen yanlış bir vaziyette görünsem de."

Pencereden bana bakan gözleri tekrar telefonuna döndü. Dudaklarının gerildiğini görebiliyordum. O da az önce benim gülümsediğimi gördü mü? Telefonum titreyince kafamı çevirdim.

"Biliyorum, yine de öyle seslenmek hoşuma gidiyor."

"Söylemeden geçemeyeceğim tehlikeli bir durumdu."

"Hep öyle durumlarda mısın?"

Yargılamak yerine sohbet eder gibi sorması hoşuma gitmedi desem yalan olurdu. Başka biri o durumda görseydi direk hırsız sıfatını yapıştırırdı. Fakat ne Yekta'dan ne de Çakır'dan hiç ima falan duymamıştım.

"Hayır böyle işlere bulaşmıyorum. O gün yanlış bir durumdu fakat çalan ben değildim ve zaten asıl hırsızlar o adamlardı."

Yazdıklarımı okuduktan sonra kısa bir an kafamı kaldırıp Yekta'ya baktım. Gözlerini bir an olsun ayırmadan direk bakıyor ve bu bende saçma bir şekilde gözlerimi kaçırma isteği uyandırıyordu. Bir mesaj yazıp gönderdiği gibi kafamı telefona çevirdim.

"Açıklamaya gerek yok İris. Hırsızlık yapsanda yargılayacak değilim."

Yazdıklarından çok farklı sıfat kullanması dikkatimi çekmişti.

"İris?" Yazıp gönderdiğim gibi kafamı ona çevirdim. Eline telefonunu almıştı ve parmakları hızlı şekilde harflere dokunuyordu. Kafasını kaldırmasının hemen ardından telefonum titredi.

"İris çiçeği. Kokusundan hikayesine kadar her şeyi seni anlatıyor. Ölüm ve yaşam arasındasın."

"Biraz dinlen İris, gündüz çok iş var. Hem daha uykusuzluğuna da bir çare bulacağım."

Son kez bana baktıktan sonra geri çekilip perdeyi çekmişti. Derin nefes alarak telefonu kenara koyup bilgisayarı kapatacakken Google'ye İris çiçeği yazarken buldum kendimi. Hikayesi Yunan mitolojisine dayanıyordu. Yunanca anlamı gökkuşağıydı aynı zaman bir tanrıçanın ismiydi. Gökten yer yüzüne mutlu haberler getiren bir tanrıça. Fakat çiçek ölümü simgeliyordu. Türkiye'de çoğunlukla mezarlık çiçeği olarak biliyordu. Ve içinde kullanıldığı parfüm isimleri içinde kendi parfümüm de vardı.

Peki Yekta bu çiçeği nereden biliyordu.

Çiçek yaşayan bir canlıydı fakat hep ölümü simgeliyor, ölen insanların mezarlarında yaşıyordu.

Sanki ben.

Bilgisayarı kapatıp ne zaman yatağa gittim bilmiyorum ama uyku beni en fazla bir saat tutmuş. Yine kötü bir kabusun etkisiyle yataktan sıçrayarak uyandığımda saat sabahın 6'sıydı.

Yataktan çıktığım gibi üzerime kısa kollu crop giyip yüksek bel kot pantolon giymiş yine belime oduncu gömleği bağlamıştım. Saçlarımı tarayıp açık bırakırken ince kollu sırt çantamı aldığım gibi odadan çıktım.

Eve göz attığımda henüz kimse kalmamıştı. 'Dışarıda olacağım' diye yazdığım kağıdı buz dolabına asıp ayakkabılarımı giydiğim gibi çıktım.

Dışarıda olan tek tük insanın üzerimde gezen gözleri sonucunda mahalleden çıkmış çevirdiğim bir taksiye binmiştim.

Bugün lanetli bir gündü. Bugün Dünya'nın aynı anda ölen o kadar çocuklardan utanması gereken bir gündü.

Taksinin durduğu ve parayı uzatmamın hemen arkasından arabadan indiğim yer her sene bu gün buraya geldiğim yerdi. Polislerin beni bulduğu çocuk parkı. Herkesin çok şanslı bir çocuk yaşaması mucize dedikleri benim fakat bu dedikleri doğru mu orası tartışılır.

Hayatım büyük planlar üzerine kuruldu, büyük planlar üzerine 'Mucize' diye adlandırdıkları benin aslında bir amaç uğruna kurtulduğumu biliyordum.

Fakat kimsenin bilmediği şey, o planları kendi lehime çevirmemdi.

Ben Aven'dim.

Çoğu insanın tanımadığı fakat siber dünyanın hakimi. Benim hayatım kumar değildi ve oynama hakları yoktu. Benim hayatımı sadece ben yönetebilirim ve ben hayatımın iplerini elime alalı çok oluyordu.

****

nasıl buldunuz bölümü?

beni instagram ve tiktoktan takipp etmeyi unutmayın.

instagram & tiktok: suveyda_rey

Wp kanalıma gelmek isterseniz sosyal medya hesaplarımdan yazabilirsiniz.

Bölüm : 09.03.2026 00:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...