
bir ilk yaptım ve 3 bölüm birden attım... e sizde yorum, oy ve takip edersiniz artık.
****
Gürültü yapan motorumu kenara park ettiğim gibi elimdeki telefondan açtığım konumu takip ettim. Emre'den aldığım konum tam karşımdaki 10 katlı binayı gösteriyordu.
Kalabalık olmasa bile fazla dikkat çekeceğini bildiğim için ağzımdaki fuları çıkardım. Açık saçlarımı önüme doğru çekip şapkamı taktım ve önünü alnıma doğru indirdim.
Dokuzuncu kat daire 18'di gitmem gereken yer. Derin nefes alarak binadan içeriye girdim. Görevli kadının gözü bana dönünce yüzümü göremeyecek şekilde eğildim. "Canım kaçıncı kat demiştin?" derken biraz da sesli konuştum kadının sesimi duyabilmesi için. "Umarım doğru binaya girmişimdir. Heh öyle mi? Tamam o zaman ben asansörle direk çıkıyorum."
Kadın misafir olarak geldiğimi anlamış olacak ki dikkatini başka yöne verdi. Hızlıca asansöre binerek tuşa bastım. Birkaç dakikanın sonunda tam 18 numaralı dairenin başına gelmiştim. Etrafa kısa göz attıktan sonra cebimden çıkardığım anahtarla kapıyı açıp içeri girdim.
Bir yetimhane müdürü için fazlasıyla lüks bir daireydi.
Anahtarı kaybetmemek için cebime koydum çünkü adam fark etmeden bunu Emre'ye tekrar vermem gerekiyordu. Biraz dağınık olan salona kısa göz attım ardından kapalı kapıları açarak yatak odasını aradım. Koridordan açtığım ilk kapı şansıma yatak odası çıkmıştı. Saçılmış kıyafetler, dağınık yatağa hiç bakmadan çekmeceleri kurcaladım.
Özel olarak aradığım bir şey yoktu artık ne bulursam diyerek girdim. Bir iz olmalıydı onlara dair. Onlara çalıştığı belliydi. Çekmeceler ve dolaplarda bir şey çıkmamıştı. Dikkat çekmeyecek şekilde dağıtıyordum çoğu yeri ise geri düzeltiyordum.
Yatak odasında arayacak tek delik kalmayınca odadan çıktım. Karanlık koridordaki ikinci kapıyı açtığım gibi ışığı yaktım. Hazine bulmuş defineci gibi yüzüm aydınlanmıştı. Çalışma odasıydı. Masasının üzerindeki kağıtları çok fazla dağıtmadan incelemeye devam ettim. Çok önemli şeyler yoktu çoğu yetimhane ile ilgili şeylerdi. Ajandalarını karıştırıp masasındaki çekmeceleri inceledim.
Birkaç çocuğun resmini bulmayı beklemiyordum. Yetimhanede olan 3 çocuğun resmi ve ben bunları tanımıştım. Hemen ortasındaki resimde Sefa'nın gülen yüzü canımı yakmıştı. Yanındaki iki çocuk hala bulunamamıştı. Umudum bugün onlara dair bir şeyler bulmaktan yanaydı. Resmi aldığım yere bırakıp iki gözlü meşe odunundan yapılmış eski dolaba yürüdüm. Antika duruyordu ve neden böyle bir dolabın burada durduğunu içini açınca anlamıştım.
Bu dolaplar içi kilitli çekmecelerden oluşan dolaplardı. Ayrıca oldukça sağlam kilitlere sahiplerdi. Yanımda getirdiğim maymuncu çantamdan çıkardığım gibi kilidi açmaya çalıştım. Tek kilitli gözü vardı diğer yerler raf halindeydi ve ilk üç raf hariç gerisi boştu.
Sert kilit sesini duymamla maymuncuğu çekmem bir oldu. Yavaşça geniş büyük çekmeceyi çekerek içerisine baktım. Üst üste binmiş dosyalar, birkaç USB ve CD'ler vardı. CD'ler artık sararmıştı oldukça eski duruyordu. Dikkat çekecek kadar yığınlaydı aynı USB'ler gibi.
Kafam bir anda durdu ve ne yapacağımı bilemedim. Elimi önce dosyalara attım ve olduğum yere çökerek incelemeye başladım. İncelememim yetişeceğini sanmıyorum çünkü oldukça kalınlardı. İlk dosya en kalın olanıydı kapağını açtığım gibi isim listeleri karşıma çıktı. Kaşlarım merakla çatılırken hızlı hızlı sayfaları geçtim.
Bu dosya tamamen isim listesinden oluşuyordu. "Bu da ne?" diye mırıldandım. Tekrar listenin başına geldiğim an Sefa'nın ismi dikkatimi çekti. "Hasiktir! Çocukların listesi," dedim büyük bir şaşkınlıkla. "Siz neysiniz böyle?"
Sefa'nın isminin altı kırmızı ile çizilmişti.
Kütük gibi kalın olan dosyanın en arkalarına gitmeye başladım. Listelerin basında sadece sene olarak tarih atılmıştı. Ellerim hızlı şekilde 2008 tarihine gitti. En kalın liste o seneye aitti. Parmağımı tüm isimlerin üzerinde geçirerek isimlere bakıyordum. Bütün çocukların isimlerinin altı kırmızıyla çiziliydi. Ölü olduklarını mı gösteriyordu?
O an tek çizili olmayan isimde kaldı parmaklarım.
Neva Aslan.
Tekrar başa gerek Sefa ile kaçırılan diğer çocukların ismini aradım. Gördüğüm an rahat bir nefes aldım çünkü çizili değillerdi. Diğer dosyaya geçtiğim gibi önümdekini kenara çektim. Banka hesapları, daha önce kullanılmamış kullan at hatlar vardı ve oldukça çoktu.
Telefonumla birkaç sayfanın fotoğrafını çektim. Hatların üzerindeki isimleri ve hesapların sahiplerini araştıracaktım.
Orta kalınlıkta duran dosyayı açtığım ilk okuduğum cümle kanımın donmasına sebep oldu. "Allah kahretsin!" Bir organın alınma ve yeni bir bedene takılma belgesi. Her iki taraf içinde sorun çıkmaması için karşı tarafa imzalanmış. Sayfaları çevirirken önce sadece organ satışı belgeleri vardı fakat daha sonra yurt dışına kaçırılan çocukların listesini gördüm. Ve satılan bebekler için yapılan listeler vardı. Alındıkları ailelerden başka ailelere satılıyordu sanırım fakat bir tuhaflık vardı çünkü satılan bebekler hep yeni doğmuş bebeklerdi.
Yığınla doğum belgeleri vardı. İlerledikçe daha saçma bir hal almıştı durum. Gözlerim dolarken burnum ve boğazım sızladı kendimi sıktığım için. Doğum belgelerinin durumu açığa çıkmıştı. Resimlerini çektim hemen. Biraz daha ilerleyince sayfayı tutan ellerim titredi. Zorlukla yutkunup tek elimle alnımı ovaladım. Nasıl olur? Bu nasıl yapılır, bu canilik bile değil! Bambaşka bir boyut, Allah kahretsin! Kız çocuklarına tecavüz edildiğini kaçırıldığımda öğrenmiştim ama bunu beklemiyordum.
Doğdukları hastane yerine ev yazılmıştı. Beynimde şimşekler çakan anıyı hatırladım. Çok küçükken şans eseri girdiğim bir odadaki karınları büyük en fazla17 yaşında olan kızları görmüştüm. O zamanın çocuk aklı kızları kilolu sanmıştım.
Hamilelerdi!
Tacize çok uğramıştım ben sadece fakat yanımda yatan ve benden büyük olan kız devalarca tecavüze uğramıştı. Hiç unutamam çığlıklarını. Kızların özellikle organları alınmıyordu ki ya da kolay kolay satılmıyordu o zamanlar hatırlıyorum. Gördüğüm ve okuduğum kağıtlara daha fazla dayanamadım.
Gözyaşlarım akarken ellerimi gözlerime bastırdım. Dünyanın hala asıl ayakta durduğuna anlam veremiyordum.
Küçücük kızlar zorla hamile bırakılıyormuş ve doğurdukları bebekler para karşılığı satılıyormuş. Çünkü yeni doğan bebeklerin satışı oldukça yüksekmiş. Allah'ım ben az önce neler okudum böyle?
Elim cebimdeki telefona gitti. Hızlıca Emre'yi arayarak kulağıma koydum. "Alo? Ne yaptın, bulabildin mi bir şeyler?" Nasıl konuşacağımı nereden başlayacağımı hiç bilmiyordum. Hiç bu kadar zorlanmamıştım ben. Bunlar insan falan değildi, şeytandan bile beterlerdi.
"Emre," diye fısıldadım zorlukla. Okuduklarım sanki içime oturmuş gibi nefes aldırmıyordu. "Emre durum çok kötü. Bulduklarım kanımı dondurdu." Önümdeki dosyanın sayfalarını bir yandan da çevirip inceliyordum. Erme'nin konuşmasını dinlemeden devam ettim. "Müdür piyon falan değil. Müdür tamamen bu işin içinde. Hatta fazla içinde. Bulduklarımı gelince anlatırım resimlerini de çektim. Fakat ayriyeten yüzlerce USB ve CD'ler var. İçlerinde ne var bilmiyorum, hepsini alırsam da dikkat çeker çünkü düzenli liste yapılıyor ve çekmece açılıyor hep, hemen fark edilir."
Emre'nin karşı taraftan sıkıntılı sesini duydum. Bunca zamandır müdürü piyon sanıyorduk. Para karşılığı çocukları veriyordu. Fakat bu kadar bilgiye sahip birisi piyon olamaz. "Dikkat çekmeyecek kadarını al. Üç beş tane. Sonra incelersin evde," deyip duraksadı kısa bir an. "Bu arada müdürün yetimhanede bir kasası var ve çek orada." Emre'nin dediğini yaparak ayağa kalkıp hala açık çekmeceden birkaç tane USB ve CD aldım. Çabuk şekilde çantama attım. "Hallederiz onu merak etme," derken kafamda çoktan plan şekillenmişti bile.
"Müdür'ün hastanede işi bitmek üzere anahtarı bana yetiştir."
Onu onaylayan mırıltılar sonunda telefonu kapatmıştım. Emre yetimhaneden bir çocuk ateşlenmiş gibi davranarak müdürü çağırmış ve hastanede uğraşlar vermişti. Çocuğa ateşi çıkması için tebeşir içirdiğine emindim. Bu arada müdürün anahtarını o fark etmeden çalarak bana vermişti. Dağıttığım yerleri topladığım gibi evden çıktım.
Hiçbir şey yokmuş gibi sakin adımlarla binadan çıktım ve motoruma bindim. Cebimden çıkardığım fuları tekrar ağzıma takarak motoru hızlıca hastaneye sürdüm. Emre bahçede bekliyordu yanından motorla geçerken elimi direksiyondan çekip anahtarı ona fırlattım.
Hiç durmadan sürdüğüm motoru yine aynı iki binanın arasına gelince park ettim. Seri bir şekilde inerek üzerini örttüm ve evin yolunu tutum. Saat sabahın 4 buçuğuydu fakat henüz karanlık etrafı terk etmemişti. Odamın penceresinin altına geldiğimde gözüm Yekta'nın odasına kaydı.
Perde açıktı ama ışık yoktu, Yekta da yoktu.
Odama hızlıca tırmandım ve içeriye girip halatı kaldırdım. Üzerimdekileri de çıkarıp sakladığım gibi kapım sert bir şekilde çaldı. Bunu hiç beklemediği için korkuyla sıçradım ve sesli şekilde küfür edecekken duraksadım. Dudağımı ısırarak ayağa kalktım.
Kilitli kapımı açıp uykulu bir imaj çizerek kapımı yumruklayan Alaz'a baktım. "Kusura bakma uyandırdım," dedi Alaz telaşlı şekilde. Merak dolu ve uyku mahmuru bir bakış atarken "Dayı?" diye oynattım dudaklarımı.
Tek kelimelik dudak oynatışımı anında anlayan Alaz'ın gözleri durgunlaştı. Kısacık bir anda hızlıca kendini topladı. "Sana ihtiyacımız oldu güzelim,"dediğinde pek bir şey anlamamıştım fakat kafamı sallayarak dudaklarımı oynattım. "Geliyorum."
Komodinin üzerindeki saate bakıp dolabımı açtım. 4 buçuk olmuştu ve Karadul'un yanından geleli iki buçuk saat kadar bir vakit olmuştu. Altımdaki şortu çıkartıp paçaları lastikli eşofman giydim. Üzerimde kalın askılı crop vardı. Diğerlerine nazaran daha kısaydı fakat umursamadan sırt çantama bilgisayarımı ve gerekli birkaç şeyimi daha koyarak odamdan çıktım.
Alaz duvara yaslanmış beni bekliyordu ve beni gördüğü gibi doğrulup evin kapısını açtı. Peşinden hızlı adamlarla giderken apartmandan çıkmıştım ki gömleğimin eksikliğini fark ettim.
Alaz hızlı ve telaşlı olduğundan umursamadan hala karanlık duran sokaklarda ona yetiştim. İki sokak sonunda oto yıkamanın önüne gelmiştik bile. Sokaklarda bir tek bizim adım seslerimiz geliyordu. Mavi demir sürgülü kapıyı benim için çekti Alaz. Hemen peşimden gelerek kapıyı kapattı ve yukarı çıkan merdivenlere yöneldik.
Hem dam hem balkon gibi olan yere geldiğimizde daha önce görüp çok beğendiğim o köşede oturuyordu hepsi. Damın her tarafında led ışıklar, yerde minderler, armut koltuklar... Ortam o kadar harikaydı ki. Şöyle bir resim çekip paylaşma isteğiyle dolsam da bunu erteledim.
"Geldik," diyerek seslendi Alaz yanlarına geldiğimizde. Hararetli bir şekilde konuşuyor bir şeyler araştırıyorlardı. Yekta biz gelinde oturduğu koltuktan kalkıp gözlerini bana çevirdi. "Uyandırdık kusuru bakma, cepçi."
Cepçi deyişine gözlerimi devirsem de "Önemli değil," diye oynattım dudaklarımı. "Neler oluyor?" diye tekrar oynattım dudaklarımı. Zümrüt gözleri dudaklarımda haddinden fazla durdu. Tekrar gözlerime tırmandığında bakışları yorgundu. Uyumamış mıydı?
Hafif geri çekilerek kalktığı yeri gösterdi. "Gel otur," dediğinde omzumdaki çantamı çekerek onun kalktığı yere oturdum. O ise hemen yanıma oturmuştu. Orta sehpadaki bilgisayarı hafif bana doğru çekerek "İzle," dedi ve tuşa bastı.
Youtube'den açılan video ile anında kaşlarım çatıldı. Mahalle fazla tanıdık geliyordu. Bir evin penceresinden çekilmiş bir videoydu ve boş yolu çekiyordu. Tam tekrar 'Bu ne' diye soracakken sokağa giren araç ile büyük aydınlanma yaşadım. Bu sokak iki buçuk saat önce bulunduğum sokaktı.
Araba birkaç kişi tarafından durdurulmuş ve saldırıya uğramışken Karadul'un adamları geldi. İşlerin nasıl değişik bir hal aldığını çok iyi biliyordum zaten. Fakat ilk defa izliyormuş gibi davranmaya devam ettim.
Karadul'a o zaman da söylemiştim, ortada bir bokluk dönüyordu ve kokusu şimdi çıktı.
Video Karadul'un bir anda damlardan atlayıp arabanın etrafını kesmesi ile bitiyordu. Ardından "İŞTE KARADULUN GERÇEK YÜZÜ!" diye bir yazı çıkmasıyla büyük şok yaşadım.
Ne?
Daha sonra videodan kesiklerle ya da karadul resimleriyle videonun sahibi kendi söylediklerini yazmıştı. O arabaya ilk saldıranları Karadul'un adamı gibi göstermiş fakat öyle değildi. Karadul'un milletvekiline saldırmakla suçlamıştı ve videoyu öyle bir açıdan çekmişti ki bildiğin kanıt olmuştu.
Ben orada olduğum için en başından beri biliyordum fakat diğer insanlar muhtemelen inanacaktı. Çünkü saldıran adamlar bile Karadul gibi giyinmişlerdi.
Büyük oyunlar dönüyordu.
"Video bu saatte bile viral oldu. Ve bu video daha fazla yayılmadan kaldırılmalı."
Artık çok geçti. Videonun örnekleri çoktan alınmıştır çünkü paylaşılalı 1 saat olmuşken 1 milyon izlenmeye az kalmıştı. "Yapanı buldunuz mu?" Kafamı hemen yanımdaki adama çevirdiğimde yine bana dönük şekilde oturuyordu. Kafasını hafifçe iki yana salladı. "Enes uğraşıyor."
Kulağımın arkasındaki saçlarımı kaşırken sıkıntılı bir nefes alırım. "Video'yu silerim zor olsa da. Fakat neredeyse bir milyon olacak. Kopyalar alınmıştır mutlaka. Sabaha kalmaz instagram, tiktok, facebook hatta whatsapp da bile dolanacak. Bildiğiniz pusuya düşmüşler."
Hepsinin gözleri dudaklarımdan kalktığında oldukça yorgun, bitkin, streslilerdi. "Bir şekilde halledeceğiz orasını da. Önce şu videoyu kaldıralım." Çantamı dizlerimin üzerine alıp içindeki Laptopu çıkardım. Koltuğa rahat bir şekilde yayıldıktan sonra bilgisayar açılana kadar gözlerimi Yekta'ya çevirdim.
Gözler hala sehpadaki videodaydı ve buna canını çok sıktığı belliydi. İşaret parmağımla omzunu dürtünce bana döndü. "Neden bununla Karadul uğraşmıyor," deyince anında gerildi. Hatta o değil çaprazımdaki armutta oturan Çakır bile sıkıntıyla oturuşunu değiştirdi. "Tamam anlıyorum, onlara çalışıyorsunuz ama bu sorun sonuçta onların ve onlar oldukça güçlüler."
Benim son dudak oynatışım Yekta'yı nedenini anlamadığım şekilde rahatlatmıştı. Kıvrımlı etli dudaklarını hızlı şekilde yalayıp arkasına yaslandı. Eliyle saçını tararken sanki zaman kazanmaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. "Onların şu an uğraşması gereken başka konuları var," dediğinde ne demek istediğini anlamamıştım. Parmağıyla bilgisayarı gösterdi. "İşin bir de polis ve gözaltı boyutu var. Sonuçta her yerde milletvekiline saldırıldı diye geçiyor."
Kafamı aşağı yukarı doğru sallarken haklı olduğunun farkındaydım. Fakat yinede tuhaf gelmişti. "Yapacağım iş uzun sürecek. Burada baya oturacağız büyük ihtimal." Dudaklarımı oynatarak söylediklerime hepsi kafalarını sallamıştı. Enes armutta benim gibi bilgisayarıyla oturuyordu. Diğerleri kendi aralarında durum değerlendirmesi yaparken Giray yine kulaklıklarını takmış oyunun oynuyordu.
Gözlerimi ona diktiğimi gören Yekta yandan bir gülüş sergiledi. Bakışlarım bu sefer yavaş şekilde ona kaydı. "Onun kafası biraz değişik çalışır. Bakma, şu an en telaşlımız ve en mantıklımız o. Fakat düşünebilmesi için oyuna konsantre olması gerekiyor." Yekta'nın sırıttığı için kısılan gözlerine bakarken içimde çarpışan değişik bir his oldu. Tuhaf, ürpertici ama aşırı hoş.
İçimdeki oluşan saçma şeyleri dışımdan belli etmeyerek kaşlarımı havaya kaldırdım. Giray için dedikleri doğru muydu? Konsantre olması için oyun oynaması mı gerekiyor? Şaşırdığımı gördüğü için kafasını salladı. Dalgalı saçları alnına düşerken, çocuklara bakıp tekrar bana dönmüştü.
"Dediğim gibi değişik bir kafa yapısı var fakat düşünmesi için oyun oynaması gerekiyor. Komik olsa da işe hep yaramıştır. O yüzden onu kulaklıksız ve telefonsuz asla göremezsin."
Birkaç kere oyun oynamasına rağmen yanındaki sohbeti takip edişi dikkatimi çekmişti. Hatta dikkatinin keskinliğine dikkat etmem gerektiğini bile düşünmüştüm. Bir şeyler uğraşırken aynı anda başka bir şeyi de takip edebiliyordu.
Açılan bilgisayarıma döndüğümde beni yorucu bir günün beklediğinin farkındaydım. O yüzden hızlıca işe koyulmak istedim. Ben bilgisayarın açılması ile hızlıca işime koyulurken kızların kalkıp içeriye girdiğini göz ucuyla gördüm.
Çakır damın başka yerine geçip sigara içerken Yekta kafasını geriye atarak koltuğa yasladı. Parmaklarım oluşturduğu kuru gürültüyü hepsi görmezden geliyordu. Bayadır burada olsamda Karadul'la nasıl bir ilişkileri olduklarını bilmiyordum fakat öğrenmek istiyordum.
Mahallede sözleri geçiyordu, sayılıyorlardı. Tahminim Karadul'la oldukça yakın oldukları.
Büyük bir hızla kodları yazarken düzeltmeleri yapamayacağımın farkındaydım. Çünkü Youtube haclenmesi zor bir site ve yakalanmamak için diğerlerinden daha fazla karmaşık kod yazmam gerekiyordu. Bu yüzden hatalı kodları bana göstermesi için yarattığım trojenime güvenecektim. Bu kodları yazmam neredeyse bir günümü alacakken kontrol etmem 3 günü mü alırdı.
Parmak ucumla ovaladığım gözümün ağrıdığını hissedince gözlüğüm eksikliği kafama dank etti. Sürekli unuttuğum gözlüğüme ulaşa bilmek için her yerde yedeğini bırakırdım ve bu yüzden çantamda fazladan olduğuna eminim.
"Biraz dinlen Cepçi, bir saattir bilgisayardan ayırmadın gözünü." Yekta'nın sesi ile gözüm saate kaymıştı. Dediği kadar olmuştu saat ve ben saate göre iyi yazmıştım kodları.
Etraf aydınlanmaya başlamıştı çoktan ve damdaki ışıklarda hala açıktı. Kenara attığım çantamı alacakken kızların içeriden tepsiyle çıktıklarını gördüm. Kahve kokusu çoktan burnuma dolmuştu bile bilgisayarımı sehpaya koyarak kızların uzattığı kahveyi de sehpaya bıraktım. Teşekkür ettiğimde Eslem yorgun şekilde gülümsemişti.
Koltuğun arkasına doğru attığım çantamı almak için ayağa kalkıp koltuğun arkasına doğru uzanmıştım. Hızlıca tekrar doğrulup oturdum ve içindeki gözlüğümü aramaya başladım. Aynı anda bulurum umuduyla tokada bakmıştım fakat yoktu. Bulduğum kalemi ve gözlüğü aldığım gibi çantayı kenara bıraktım.
Kalemle saçıma dağınık şekilde topuz yapıp sabitledim hemen arkasından da gözlüğümü taktım. Birkaç dakikaya rahatlayacaktı. Diğerlerine baktığımda hepsi bir şeylerle uğraşıyordu. Fakat Yekta tuhaf bir pozisyonda kalmıştı öylece. Elindeki kahveyi yamuk tutarken yan şekilde durmuş ve açık karnımda gezinen gözlerini ben ona bakınca gözlerime kaldırdı.
"Bir sorun mu var?" diye oynattım dudaklarımı. Gözleri birkaç duygunun saldırısına uğrarken kendini konuşmaya zorladığının farkındaydım. "Yok," dedi sabit bir sesle. Fakat gözleri ve bakışları tuhaf bir hal almıştı.
"Twitter ne durumda?" diye sordu Giray sonunda telefonu kapatıp sehpaya koymuştu. Grup direk Asya'nın elinde baktığı telefona döndü. Asya ise yandan bir bakış atıp sıkıntılı nefesler bıraktı. "İkiye ayrılmış durumda. #BizKaraduluz ve #HainKaradul diye hastaglar açılmış. Video Neva'nın dediği gibi çoktan kopyalanıp değişik editlere uğramış. Henüz gündem sıralamasında yoklar."
Kahvesini kafasına diken Çakır hızlıca sehpaya koyup tekrar bir sigara yaktı. Yekta ona yandan bakış atıp tekrar önüne döndüğünde yeni çıkan sakallarını kaşıdı. "Birkaç saate gündem olur." Onlar kendi aralarında sohbetlerine dönerken ben kod yazma işine geri dönmüştüm. Hatta işi biten Enes'ten de yardım almış, ikimiz bir hızlıca girişmiştik. Böylece daha çabuk bitebilirdi.
Saatler sonra deli gibi esnerken yorgun şekilde boynumu ovaladım. Saat öğlen 11 olmuştu ve ben kendim yazacağım kısmı bitirmiş Enes'in bitirmesini bekliyordum. Sonra tarama programını çalıştırıp hatam var mı yok mu diye kontrol ettirecektim.
Ben, Yekta ve Enes dışında hepsi uyumaya çekilmişti. Bilgisayarı sehpaya bırakıp hala uğraşan Enes'e dokunmadan damın yola bakan kenarına doğru yürümüştüm. Dayım dükkanı açmış birkaç müşteri ile ilgileniyordu. Çoluk çocuk herkes dışarıdaydı. Kadınlar sohbet ediyor adamlar kenardaki kahvede oyun oynuyordu.
Uzun zamandır oturduğum koltuktan kalkınca içim ürpermiş az da olsa üşümüştüm. Terlemiş olmalıydım. Bugün uyumamış olmak beni çok yordu fakat bir yandan da iyiydi. Kabuslarım çoğalmıştı tekrar doktorumla görüşmeye gitmem gerektiğinin farkındaydım. Ne zaman giderim bilmiyorum ama şu aralar uğraşım başka şeylerdi.
İnce çiçek desenli poların yumuşaklığını hissedince irkilmiştim. "Benim," diye konuştu Yekta yumuşacık sesiyle. Polara iyice sarılıp minnet dolu bakışlarımla gülümsedim. Bana dönen zümrütleri yumuşacıktı fakat suratında canını sıkan bir ifade vardı. Hatta son birkaç saattir böyleydi.
"Yorgunluktan gözlerin küçülmüş," dedi elini yanağıma sürterken. Tüy hissi yaratan elleri tüylerimi diken diken etmişti. "Alışığım," diye geçiştirdim. Elini yanağımdan çekip cebine koyduğunda derin nefes almıştı. Sanki bir şey sormak ister gibi bir hali vardı.
Gözleri etrafta geziyor hızlıca bana değip geri gidiyordu. "İyi misin?" diye oynattım dudaklarımı. Fakat kafasını çevirince beni görmemişti. Elimi geniş çıplak koluna koyunca bana döndü. "Bir sorun mu var?" diye oynattığım dudaklarımı hızlı şekilde okumuştu.
Üfler gibi vermişti nefesini. Hala kolunda duran elimin üzerine deri eldivenli elini koymuştu ve avucunda minicik kalan elimi kavramıştı. "Hiçbir sorun yok," diyerek elimi sıkmıştı. "Ama bir şey sormak istiyorum."
Tabi der gibi kafamı salladığımda alt dudağını içeri doğru kıvırıp ısırdı, bakışları başka taraftaydı. Dudaklarına kayan bakışlarımı zorlukla gözlerine çevirdim. Yanlış anlaşılabilirdi. Gözlerimiz birbiriyle buluştuğunda hoşuma giden zümrütlerin üzerine acı çökmüş gibiydi. Az önce yanağıma dokunan eli tekrar aynı yere çıkmıştı.
"Canın acıdı mı?" dediğinde anlamadığım için kaşlarım çatılmıştı. Yanağımdaki eli sürterek aşağı indi ve sanki kendi yerini çok iyi biliyormuş gibi parmaklarını belimin kenarındaki çirkin yaraya değirdi. Nefesim boğazıma takılı kalırken öyle bir irkilmiştim ki göğsüm Yekta'nın göğsüne çarpmıştı.
Yekta bu tepkimi beklemediğini belli eder şekilde şaşırmış ve telaşlanmıştı. "Canını çok acıttılar mı?" diye fısıldadı. Dudaklarıma nefesinin çarpmasını beni yine saçma duygulara sokmuştu. Parmakları o iğrenç ameliyat izinin üzerinde geziyordu. Sanki orayı temizlemek ister gibi okşuyordu. Sorusu içimde bir yerlerin yerle bir olmasına sebep olmuştu.
"Çok acıdı," diye oynattım dudaklarımı. Gözlerim acımı içimden koparmak ister gibi doluvermişti hemen. Benim içimdeki sızıyı hissetmiş gibi gözleri kapandı ve zorlukla yutkundu. Tekrar gözlerini açtığında zümrütleri sinirle harmanlanmıştı. Bakışları gözlerinin renklerine tehlikeyi kuşanmıştı. "Sana yemin ederim, Opia. O içine gömdüğün acılarını da yok edeceğim, o acıyı yaşatanları da." Neden bilmiyorum ama içime yayılan o sıcaklığın tarifi dilime varmıyordu. Bu beklemediğim itiraf, benim içimdeki kararmış yangın yerine su dökülmüştü.
İçim bir tuhaf olmuştu.
Benim iki davam vardı. Biri çocukluğumu ve çocukları öldürenleri bulmak diğeri anneme kavuşmaktı. Fakat bu davaya bulaştırmamam gereken yasaklı bir şeye dokunma isteği ellerimi karıncalandırmıştı. Engel olmam gereken fakat engel olmak istemediğim bir hisse bulanmak üzereydim.
"Ya ben o acının içinde çoktan kaybolduysam. Yanlış yollara saptıysam?"
Bu soru dudaklarımdan bağımsız şekilde çıkmıştı. Kendi mantığımı kullanmadan gelen bu soru sinirimi bozsa da merakım daha ağır basıyordu. Çünkü ben o acıların içinde kayboldum kurtulmak için ise çok yanlış yollar seçmiştim.
"Sadece yanında olurum. O yanlış yolların hepsinden birlikte döneriz."
Ellerim göğsünde, onun parmakları hala anısı gibi kendiside iğrenç olan o yarada dolanırken ne diyeceğimi bilemedim. Daha dün güvenmeyen, emin olamayan bir adamdan bu sözler beklediğim şeyler değildi.
Nerede benim aklım diye bağırasım vardı tam şu an.
"Gündem olmuşuz," diye dalarak ortama giren Çakır anında geri çekilip kendime iki hayalî tokat atmama sebep oldu. Ben Yekta'ya bile bakamazken Yekta gözlerini yanımıza gelenlere rağmen üzerimden çekmemişti.
"Dünkü o iki hastagte gündemde. Sadece bize karşı olan azınlık daha fazla," dedi eliyle ensesinde ki saçları karıştırarak. Elim cebimdeki telefona giderken diğer herkes çoktan incelemeye başlamıştı bile. Twitter'a girmek üzereyken whatsap grubuna gelen mesaj dikkatimi çekti.
Emre: Müdürün konuşmasından anladığım kadarıyla Karadul'u karalama çabasına girmişler. Herkesin gözünde onları bitirmek istiyorlar, sanırım işin içinde olduklarını öğrendiler.
İçimden büyük küfürler sıralarken diğerlerine belli etmeden atılan Tweetleri inceledim. Halkı nereye çekersen oraya gidiyordu, özellikle sosyal medya bu konuda çok önemliydi. Adalet kavramı tam olarak yerini bulamadığından halk adaleti internetten kendileri arama peşine düştü. Bu da en ufak bir olayda haklı ayağa kaldırabiliyordu. Çünkü herkes sanıyordu ki sosyal medyayı sadece gerçek adaleti arayanlar kullanıyor.
Bazen sosyal medya da gerçeği saptırmak bu yüzden çok kolay oluyordu.
Çeşit çeşit video ve yazılar vardı. Karadul'a karşı olan videoları izliyordum ve gerçekten şaşırmamak elde değil. Yemin ederim Karadul'u bilmesem çoktan inanmıştım bile onlara. O kadar saçma yerlerden Karadul'u suçlu çıkarmışlardı ki halkı kendilerine çekmek çok kolaydı.
Sinirle nefes verip telefonumdaki ikinci hattıma geçtim. Telefonum zaten oldukça korunaklı ama bir hattı Neva olarak kullanırken diğer hattımı Aven olarak kullanıyordum. Telefonum gibi o hattımda oldukça korunaklı. Polisler bile kolay kolay içeriklerine, mesajlarıma ya da aramalarıma ulaşamaz çünkü sürekli GSM operatörümün veri tabanına girip siliyordum. Diğer numaraya kaydettiğim Alar ismine tıkladım mesaj panosuna girdim.
Konuşmamız gereken şeyler var.
Kafamı kaldırıp bizimkilere baktığımda hepsi telefonuna gömmüştü kafasını. Orta sehpada duran kupaya doğru uzanıp sehpaya ses çıkartacak şekilde iki kere vurdum. Anında dikkatler bana gelince kupayı bırakıp doğruldum. "Hastagi gündemden silebilirim. Çok zor ama imkansız değil."
Şaşkınlıkla donup kalanların arasında Yekta "Yapabilir misin kesin?" diye sordu. Kalın çekici sesindeki merak hoşuma gitmişti. Övünmeyi sevmem fakat gururlanmaya bayılırım. "Dediğim gibi zor ama imkansız değil." Dudaklarımı okuduktan sonra doğrulup düşünceli şekilde çenesini sıvazladı.
"Öyle bir anda silmek ortalığı ateşe verir. Düzgün plan yapmalıyız."
Karadul grubunda hacker var mı bilmiyorum fakat varsa da haclemeye vakitleri olamazdı. Çünkü cidden zor durumdalar şu an. Polisler şu an onlarla ilgili her şeyi didik didik araştıracaklardı ve üzerilerindeki yükü biraz azaltmamız lazımdı. Ayrıca Yekta ve diğerleri içinde oldukça mühim bir meseleydi.
Cebimdeki telefonun titremesiyle merakla dudağım iç kısmını ısırdım. Yekta elindeki telefonu cebine koyup "Tamam buraya bakın, herkes telefonları kaldırsın." Tam elim cebime gidiyorken durdu. Mesaja bakıp bakmamakta kararsız kalmıştım. Yekta oturduğu yerden ayağa kalkıp tam önümde sırtı bana dönük şekilde durunca elimi cebime attım. Hızlıca açıp gelen mesaja baktığımda Alar'dan olduğunu görmüştüm.
Ne konuşacağımızı tahmin etmek zor değil. Yarın gece aynı saatte sahildeki Onur otelin çatısında.
Onayladığım mesajların ardından telefonu cebime koyarak Yekta'nın yanından geçtim. Asya'nın yanına oturup sohbete kulak kabarttım. "Elimizdeki eşsiz hackerı kullanabilmemiz için," derken Zümrüt gözleri kısa denmeyecek bir an bana kaydı. Bakışları boğuktu ve dudağının kenarı kıvrılmıştı. "İyi bir plan yapmamız gerekiyor."
"Savaşa savaşla karşılık vermeyecek türden olmalı." Asya'nın dediklerine kafasını sallayıp parmağını şaklatarak Asya'yı gösterdi. "Karadul'u sakin ve efendi kişilermiş gibi gösterecek bir şey," diye devam etti Enes. Yekta yine aynı hareketi Enes için yaptı bu kez.
"Ve bence Karadul değil direk halk cevap vermeli."
"İşte bu!" dedi Yekta, öğrencilerinden görmek istediği performansı görmüş gibi sevinmişti. Gözleri bana döndüğünde heyecanın ve intikamın ateşi harlanmıştı yeşillerinde. "Bizim yanımızda olan kişilerin hastagini daha da yükseltebilir misin gündemde?"
Yapabilirdim. Kodlarla uğraşmak çok zor olacak ve büyük zamanımı alacak fakat yapardım.
Gülümseyerek kafamı salladığım da etli dudakları iki yana kıvrıldı ve gözlerindeki ateşin yerini gurur almıştı. Yapabileceklerimin asla sınır yoktu ve bunu yeni fark eden Yekta her geçen gün daha da farklı şekilde bakıyordu bana. "Şaka?" dedi Eslem oturduğu yerden sırtını doğrultarak. "Ay benim hesabı da büyütsene sana zahmet."
Gülümsemem genişlerken diğerleri de bana katılmışlardı. "Bizim işimizi bir yapsın önce kız. Senin hesabı kurtarmak daha önemli sanki." Çakır'ın söyledikleri Eslem'in suratının asılmasına sebep olmuştu. Gözlerini devirip Çakır'a sırtını dönmüştü. "Sanki hemen şimdi istiyoruz."diye mırıldandı kendi içinde fakat ortam sessiz olduğundan zor değildi. "Şöyle yapıyoruz," diye oynattım dudaklarımı oturduğum koltukta öne doğru gelip. "Varsa sizin hesaplardan yazılar ve videolar falan paylaşacaksınız, Karadul'a açılan hastagi de kullanarak. Sizin paylaştıklarınızla birlikte diğer paylaşılanları da gündemde ben tutacağım. Bu arada da diğer hastagı gündemden sileceğim, yavaş yavaş."
Herkes gözlerini dudaklarıma dikince biraz tuhaf olmuştu fakat önemi yoktu. Şu an yapacaklarımız için ben bile heyecanlanmıştım. "Aslında neden Aven'den yardım alınmıyor? Sonuçta o baya iyi bu işlerde, Neva neden yorulsun ki?" Çakır durdu durdu tam beni düşünecek zaman bulmuştu.
Karşımda oturan herkes olumlu şekilde kafa sallayınca gözlerim Yekta'ya döndü. Onunda Çakır'ı mantıklı bulduğunu düşüncelere dalışından anlamıştım. "Doğru," diye mırıldandı. Kaşları çatılmış ciddi bir hal almıştı. "O zaman plandan Karadul'a bahsederim ben. İşi Aven halleder bizde plandaki gibi paylaşımları yaparız."
İş yine başa düşmüştü.
Şu trajikomik halimize katıla katıla gülmek varken duygusuz bir suratla Yekta'ya döndüm. "Yapılacak bir şey olursa, Aven'in yardıma ihtiyacı olursa ederim," derken saçmalığıma yüzümü buruşturmamak için zor tuttum.
Aynen kendimin kendime ihtiyacı olur.
"Fake hesap açabilir ya da video falan yapabilirsin," diye konuştu tekrar Çakır. Sorguya da ben gideyim? Bir şeyler uydurmak için tam ağzımı açmıştım ki "Eslem'de sayısızca fake hesap var zaten. Neva bir şeyle uğraşmasın halledin siz işinizi," diyen Yekta ile kimseye belli etmeden rahatladım. Yok arkadaş bu çift kişilik hayat artık çok fena zorluyor. Bir yerden patlak verecek diye korkmuyor değilim.
Bütün işleri bana kilitlediniz diye kızmama ramak kalmıştı.
"Hassiktir!
Enes'in ettiği küfür ile ona dönerken o dizlerindeki bilgisayarı tutarak doğruldu. "Ne oldu?" diye sordu Yekta ve cevabı beklemeden yanına gidip bilgisayara baktı. Kaşları yeşil zümrütlerinin üzerine düşerken "Hay sikeyim! Bu ne böyle?" diye konuştu sinirle.
"Ne olduğu söyleyin artık," dedi Asya merakla açtığı kocaman gözleriyle abisi ve Yekta'ya bakıyordu. Yekta bilgisayarı aldı ve sehpaya hepimizin göreceği şekilde koyarak sesini açtı. "Az önce tüm tv yayınları bu son dakika haberi yüzünden kesilmiş ve kısa sürede internete düşmüş."
"Yayın akışını bir son dakika haberiyle kesiyoruz sayın seyirciler. Az önceki aldığımız bilgilere göre Merkez bankasına bir siber saldırıda bulunulmuş. Devletin, önemli ve köklü bankasına yapılan bu saldırının faili adını Aven adında duyurmuş bir beyaz şapkalı hacker. Kendisi için çoktan soruşturma başlatılmıştır ve her yerde aranıyordur. Ne kadar üzücü ki dün Karadul isimli bir suç örgütü bugün ise Aven isim suçlu bir hacker haberi verdik. Kendilerini böyle saçma bir şekilde büyüten bir grup insan ki bize göre henüz büyümemiş çocuklar, yaşadıkları devlete ihanet ediyorlar. Bu yapılan ihanete ve iğrençliğe söylenecek çok söz var fakat hepsini akşam haberlerine saklıyoruz efendim. Saat 19.00'da haberin detaylarıyla izleyebilirsiniz."
Aklımda dolanan tek soru: Ben ne zaman merkez bankasına saldırdım?
İçimden ağır bir küfür savurdum. O adi herifler bel altı vuruyorlar ve artık cidden sabrımı taşırdılar.
****
Olaylarrrr olaylarrrr.
nasıldı bölüm?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |