
Hellüüüü. Günün ikinci yeni bölümü ile sizlerleyim.
Oy ve yorumsuz geçmeyin lütfen.
Keyifli okumalar.
****
Motorumu yavaşlatıp sağa çektiğim gibi inmem bir oldu. Hızlıca bir araştırma yapıp Aral ile buluşmam gereken yere gitmem lazımdı. Bu sefer damlardan gitmek yerine saldırının gerçekleştiği yere yürüyerek gidiyordum. Gözlerim sağa sola, evlere, dükkanlara bakıyor bir kamera görürüm umuduyla dolanıyordum.
Fakat tamamen gecekondulardan oluşan evler dışında üç dükkan vardı ve dükkanların 2sinde kamera açısını saldırırının olduğu yere bakmazken diğerinde hiç kamera yoktu. Bir grup genç benim durup etrafa baktığımı görünce ara ara bana bakar oldular.
Muhtemelen bu etrafı inceleyen kişi kim diyedir. Normalde Aven amblemli fularımı takıyordum fakat medya sağ olsun beni insanlara kötü yansıttığı ve muhtemelen de arandığım için kendimi belli edecek şeyler giyemezdim.
Bana daha fazla dikkat kesildikleri için onlara doğru döndüm. "Merhaba?" gençler yaslandıkları yerden doğrulup tüm dikkatlerini bana çevirdiler. "Merhaba."dedi içlerinden birisi. "Bir yerimi arıyorsunuz?" kafamı sallarken elimle şapkamı destekledim. Peruğu düzgün takamamıştım ve düşmesini istemezdim.
Üstüm baştan aşağıya yine siyahlara bürünmüştü fakat gözümde çerçeveli gözlük, simsiyah peruk bir saç ve yüzümün üç yerine yapıştırdığım ben ile elimden geldikçe gizlenmeye çalıştım. Gecenin karanlığı da buna tabiî ki tuz biber oluyordu.
"Geçen gün benim burada motoruma zarar verildi. Polisler pek ilgilenmediler o yüzden iş başa düştü. Belki kamera vardır diye bakınıyordum," derken umutsuz bakışlarla etrafı gösterdim gençlere. "Nerelerde güvenlik kameraları vardır sizce?"
Gençler birbirlerine kısa bakışlar attıktan sonra benimle konuşan omuz silkti. "Burada bu tür olaylar çok olur. Kamera da pek bulunmaz." Bir an duraksayıp arkamda bir yerlere baktı ardından tekrar bana döndü. "Aslında muhtar amcanın arabasında var."
Umutsuzluğa kapılan içim çocuğun dediği ile anında yeşerdi. "Muhtar amca mı?" Çocuk kafasını salladıktan sonra çenesiyle arkamı işaret etti. Kafamı çevirip baktığımda eski klasik bir araç vardı. "Sokakta birkaç hırsızlık oldu ardından kendi evi ve arabası da soyuldu. Yapanlar bulunmadı ve bir daha mahalleye dadandılar. Güvenlik kameralarını da birkaç kere kırdılar, bu yüzden arabasına gizli kamera taktı arabasını da geriye sokağı tam görecek şekilde koydu."
Sevinçle dans etmemek için büyük çaba sarf ettim. "Benim çok işime yarayabilir. Bu muhtarın evi nerede?" Çocuklardan birisi doğrulup sokağın ilerisinde kalan soluk bir binayı gösterdi. "Onun ikinci katı. Ama gündüzleri diğer sokaktaki muhtarlıkta olur." Anladığımı belirtircesine kafamı salladım. "Peki numarası varsa alabilir miyim? Yanına gitmeden önce arayıp konuşayım belki kamera görüntülerini vermek istemez."
Benimle konuşan çocuk hızlıca telefonunu çıkartınca bende aynısını yaptım. Aldığım numaranın ardından çocuklara teşekkür ederek geldiğim yolu geri yürüdüm.
Telefonumdan açtığım programı arabanın yanında geçerken çalıştırdım ve araçtaki GSM SIM takılı modemin şifresini kırarak içeri Wi-fi'ye bağlandım. Arabaya baktığımda kamerayı görmüştüm. Özellikle gizlememiş olacak ki kolaylıkla bulabiliştim. Wi-fi bağlantılı olduğu için uzaktan heckleyebilirdim kamerayı. Yani muhtarla görüşmeme gerek kalmazdı böylece.
Aracın sokağın girişinde durması işime yaramıştı. Köşeyi dönüp kaldırıma oturduğum gibi notebookumu çıkardım. Çok basit bir işlemdi bu yüzden sadece 15 dakikamı almıştı. Ve artık kamera sisteminin içindeydim. Hızlıca tarih olarak kayıt altına alınan videolardan aradığım tarihi buldum. Videoya tıklarken meraklı şekilde bir yandan da etrafa göz atıyordum.
Adamın gittiği yolları hızlıca geçip arabayı mahalleye park etmesinin ardından yavaşlattım. Sakin ve durgun geçen birkaç dakikayı da atlattım hızı biraz yükselttim. Birkaç dakikanın ardından lüks bir araç geldi ve ileride durdu. Akşamüzeri 17'yi gösteriyordu saat.
Aracın plakasına baktığımda saldırıya uğrayacağını düşündüğümüz milletvekilinin üzerine olan bir araçtı. Evden çıkmadan önce şoföründen yakın korumalarına kadar tüm çalışanlarını araştırmıştım. İzlediğim görüntüde aracın ön kısmından inen iki kişiden birisi vekilin sağ kolu diğeri ise o günkü saldırıda orada olan şoförüydü. Arkadan inen üç kişinin ise kıyafetleri oldukça tanıdık gelmişti. O gece saldıran kişiler gibi giyinmişlerdi.
Ardından vekilin sağ kolu olan takım elbiseli adam arka koltuktan inen üç adama damları göstererek bir şeyler söylüyordu. Araba uzaktı o yüzden sesi yoktu fakat adamların yüzü kameraya bakıyordu yani dudak okumasını bilen bir insan kolaylıkla ne dediğini okuyabilirdi.
Aklıma Yekta gelmişti.
Hızlıca kafamı sallayıp uzaklaştırdım kafamdan Yekta'yı. Adamlar uzunca bir süre konuştuktan sonra siyahlara bürünen bir tanesi elindeki maskeyle ağzını kapatıp yanlarından uzaklaştı. Kameranın açısından da çıkmıştı. Fakat adamlar aynı yere bakıyorlardı, sanırım giden kişiyi izliyordu.
Biraz ilerlettikten sonra giden adam tahminen tek katı bir evin damından atlayarak arabaya doğru bıçağını çıkarmıştı. Diğerleri ise o adamın yaptığını beğenmiş gibi desteklemişti. Şerefsizler prova yapıyordu. Gece olacakları ve yapması gerekenleri konuşuyorlardı.
Videoyu notebookuma indirip kameranın sisteminden çıktım ardından çantamın ön gözünde buluna boş flaşhbelleklerden birine videonun kopyasını attım. Ardından flaşhı cebime bilgisayarımı ise çantama koyup Alar ile buluşacağımız yere gitmek için motoruma bindim.
Eski bir yapıya sahip otelin önünde durduğum gibi boynumdaki fuları yukarı doğru çektim. Saçlarımdaki peruk gerçek saçtan oluştuğu için sırıtmıyordu ve zaten siyah kep şapkamın üzerine kapüşonumu takıp kenardaki demir yangın merdiveninin inmiş merdivenine tırmandım. Hızlı şekilde çıktığım merdivenin sonunda otelin damına çıktım.
Saat gecenin 03'üydü. Sokaklar durulmuş insanlar evine gitmişti. Sokak lambalarının azıcık da olsa aydınlattığı damın köşesinde gördüğüm karartılara doğru yürürdüm.
"Geç kaldın," dedi tanıdık donuk ses. Alar'ın bu mekanik sert, emir veren, bir o kadar da sakin, yapay sesine alışmıştım. Anlamadığım tek şey sesini konuşurken değiştirse de bana oldukça tanıdık gelmesi.
"Sizin bir taraflarınızı kurtarmakla meşguldüm, anca gelebildim."
Tam karşısında durduğumda Alar'ı kafasına geçirdiği geniş kapüşonundan zor görmüştüm. Heybetli ve yapılı bedeni baştan aşağıya siyahlara bürünmüştü yine. Işığı arkalarına aldıkları için gözlerini bile zor görürken yanındaki hemen hemen Alar kadar uzun olan kişi konuştu.
"Senin kurtarılman gereken bir tarafların varken neden bizi kurtarıyorsun?"
Kaşlarım çatılırken konuşan kişiye dönmüştüm. Siyah bir maske takmış, siyah da bir gözlük ve kep vardı ama sesini değiştirmiş olsada tuhaf bir hava sezmiştim.
"Benim işim biraz daha uğraştırıcı," diye konuştum adama doğru. "Belki de gerçekten sen saldırdın?" Bakışlarım yine Alar'ın yanında duran adama döndü. Dedikleri canımı sıkmıştı. Hatta Alar'ın da canını sıkmış olacaktı ki ne diyorsun der gibi kafasını sallamıştı.
"Ben niye merkez bankasına saldırayım? Ayrıca ben eğer merkez bankasına saldırsaydım asla yakalanmazdım emin ol. Ben değildim, tıpkı sizin gibi bana oyun oynuyorlar önce halkın önünde düşürüyorlar ki yanımızda kimse kalmasın..."
"Çünkü bize en çok halk inanıp güveniyor."
Alar'a başımı sallayarak ona katıldığımı gösterirken yanındaki adam rahat bir tavırda elini cebine koydu. "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Bize oyun oynamadığın ne malum?"
Yanındaki adam kim bilmiyorum ki muhtemelen gruptan birisiydi. Fakat oldukça sinirimi bozuyordu. Ona doğru iki adım atıp hemen önünde durdum. Ona tam bakmak için hafif başımı kaldırmam gerekiyordu.
"Benim canımı sıkma, işim başımdan aşkın zaten!" Bağırarak söylediğim sözler karşımdaki adamı da sinirlendirmiş olacak ki rahat tavrını üzerinden atıp diklendi. "Canını sıksam ne yapabilirsin ki?" Der demez dirseğimi karnına geçirerek göğsünde birleştirdiği kolunu tutup çevirdim.
Kolunu acıttığım için beli biraz öne doğru bükülmüştü ve acıyla inledi. "Dua et bu işte ortağız, yoksa yemin ederim doğduğuna pişman ederim seni!" Hala bükülü duran kolunu biraz daha büküp öne doğru itekledim. "İş konuşuyorsak konuşalım yoksa gidiyorum."
Alar sanki ekibinden birini tartaklamamışım gibi damın kenarındaki çıkıntıya yaslanmış elleri cebinde bize bakıyordu. "Bitti mi eğlencen?" dedi ters bakışlar attığı arkadaşına. Arkadaşı işe büktüğüm kolunu ovalayıp "Eğlenirdim daha ama iş var," deyince benimle uğraştığını anlamıştım.
Adamın bu hali bana Çakır'ı hatırlatmıştı. Nedense gözüm anında adamın her hangi açık bir yerine kaymıştı dövme bulmak için. Fakat adam hiçbir yerini açık bırakmamıştı. Ellerinde bile eldiven vardı. Ardından gözlerim Alar'ın cebinden çıkardığı ellerine kaydı. Parmaksız deri eldivenler yerine uzun deri eldiven vardı.
Neden bilmiyorum ama bir an karşımda sanki Yekta ve Çakır var sandım.
"Biz işin içinde olduğunu düşündüğümüz birkaç isim bulduk." diye konuştu Alar bana bakarak. "Anladığımız kadarıyla geniş ve çok kişinin içinde bulunduğu bir örgüt. Kazançları tamamen çocuklar üzerinden. Bu örgütü yöneten tek bir kişi var ve kimse onun kim olduğunu bilmiyor. Fakat o kişinin çevresi fazlaca geniş bu da kaçırılan çocukların üzerinin nasıl kapandığını gösteriyor. İçeriden birkaç adam edinmeye çalışıyoruz, yıllar önce yanan o yerden sonra şuan bulundukları yerleri öğrenmeye çalışıyoruz. Yakında çocukları nerede barındırdığını öğreniriz."
Alar'ın konuşması ile rahat bir nefes aldım. Karadul'un çevresi oldukça genişti. Bunun benim işime yarayacağını çok iyi biliyordum çünkü ben yetimhane müdürü dışında başka kim onların adamı bilmiyor ve öğrenemiyordum. Karadul ise kısacık bir vakitte birçok isime ulaşmış içeriden adam ayarlamaya çalışıyorlardı.
"Bende birkaç bir şey buldum. Size dosyasını verdiğim kız var ya adı Neva?"
Alar ve yanındaki arkadaşı anında dikkat kesilip kafa sallayınca kaşlarım çatılmıştı. Beni Yekta ve diğerleri tanıyordu bu yüzden tanımaları oldukça normaldi. "Ne olmuş ona?" diye sordu Alar büyük bir merak ve değişen katı bir sesle.
"Onun kaçırıldığı ve büyüdüğü yetimhanenin müdürü de bu adamlarla birlikte. Adam Neva bulunduktan sonra yetimhaneye müdür olarak atanmış. Muhtemelen tek yaşayan kişi Neva olduğu için göz hapsine almak ve çocukları kolaylıkla kaçırabilmek içindi."
Karşımdaki iki adamda bir anda kendilerine bakıp tekrar bana döndüler. "Bundan emin misin?" diye sordu Alar'ın yanındaki arkadaş. Kafamı salladım ve cebimden müdürün evinde bulduğum CD ve flaşhbelleğin kopyalarını çıkardım. "Bunları ve daha birçok dosyayı evinde buldum. Sadece adamı değil bizzat yardımcısı olmalı. Ayrıca güvenlik kameralarından geçen gün kaçırılan çocuklardan sonra gelen polisten 3 milyon dolar yazılı bir çek aldığını gördüm. Kopyası flaşhda."
Alar anında elimdekileri alıp yanındaki arkadaşına verdi. "Evinde başka bir şey var mıydı?" derin nefes alarak kenardaki beton çıkıntısına oturmuş sokağı bu sefer ben arkama almıştım. "Bunun gibi CD ve flaşhlar vardı. Ayrıca içi dolu dosyalar, resimlerini çektim çoğunun, onunda kopyaları orada," diyerek arkadaşının elindekileri gösterdim. Alar ve arkadaşı bu kez tam karşımda duruyorlardı.
"Çek yok muydu?" Alar'ın sorusunu kafamı sallayarak cevaplamıştım. "Araştırmalarım ve duyumlarıma göre çek yurttaki kasasındaymış. Bence almamız kolay olur?" Rahat bir şekilde ellerimi geriye yaslamış karşımdakilere bakıyordum.
"Bize açılan bir savaş var. Buna susacak değiliz. O parayı en kısa zamanda alıp ortalığı kavuralım bakalım."
Alara'a bakarken yamuk bir şekilde gülümsemiştim fakat fular gülümsememi saklıyordu. "Ha bu arada," diyerek araya girdim tekrar. "Şanslısınız ki sizin saldırı günü bir araç kamerasına yakalanan birkaç görüntü buldum." Cebimden çıkardığım flaşh belleği Alar'a doğru attım. Tek eliyle havada yakalayıp avucuna baktı.
"Adamlar akşamüstü bir prova yapmışlar. Provaya gittikleri araçla da akşam milletvekilini o sokağa getirmişler. Videoda baya size karşı suikast olduğu belli. Fakat halktan gelecek size karşı neden suikast yapsın sorusuna karşı cevap veremeyiz."
Alar maskesinin üzerinden sakallarını sıvazlayıp birkaç dakika düşündü. Ardından bana dönüp tekrar ellerini cebine koydu. "Videoda Milletvekilinin adamlarının kendisine suikast kurduğunu ve suçu Karadul'a attığını yansıtabilir misin?"
Kafamı geriye atarak videoyu gözümün önüne getirerek düşündüm. Birkaç oynama ve yazılarla bunu yapabilirdim. Kafamı salladığım da "İyi iyi," diye mırıldandı Alar. "Aklındaki ne?" Yanındaki arkadaşıyla aynı soruya cevap beklediğimiz için gözlerimizi Alar'a dikmiştik.
"Adamların derdini bir anda ortaya çıkartamayız. Bizimle uğraşma sebeplerini sadece biz biliyoruz bunu halka açıklayamayız. O yüzden milletvekilini bizden özür dileteceğiz. Sen vekilin adamlarının kendisine suikast kurduğunu gösteren bir video hazırlayıp sosyal medyaya gündem olacak şekilde sunacaksın. Sonrası da biz de. Bizden özür dilemesini ve suçluların cezasını çekmesi konusunda sosyal medyalarımızdan yazı paylaşacağız. Paylaşılan videodan sonra zaten halkın kalan kısmı da bizi destekleyeceği için vekil bizden özür dilemek zorunda kalacak ve adamlarını basının önünde tutuklatması gerekecek."
Oldukça mantıklı, karşı tarafı küçük düşürtecek bir durum olduğu için sevinmiştim. Biraz eğlence bize de lazımdı. Videoyu halletmem bir saatimi ya alır ya almazdı, eve gider gitmez halledebilirdim. "Güzel plan." Bakışlar bana dönünce gelecek soruyu az çok anlamıştım.
"Senin adını nasıl aklayacağız?" Alar'ın arkadaşından gelen soru omuzlarımı silkmeme sebep oldu. "İnan bende bilmiyorum. Henüz uğraşmadım fakat merkez bankasını hacklemem gerekecek bile olsa bir şekilde adımı temize çıkaracağım."
Alar bana yandan bir bakış atıp elindeki flaşhı arkadaşına doğru attı. Ardından kollarını göğsünde birleştirip "Yarın videoyu paylaştıktan hemen sonra senin adını temize çıkartacak bir şeyler bulacağız. Hala ortağız unutma." dedi.
Teşekkür etmek amacıyla kafamı salladım. "Şu lekeyi üzerimizden attıktan sonra bir gün ayarlayıp yurttaki kasadan çeki almamız gerekiyor." Konuşmaların sonuna yaklaştığımız için oturduğum yerden doğrulup kenardaki çantamı aldım. "Siz gününü ayarlayın ve kasayı açmanın yollarını düşünün, dijital bir kasa değil çünkü. Yurda ve müdürün odasına girmek çocuk oyuncağı yani orası bende."
"Kasa da bende," dedi Alar kendine güvenen bir dille. "Tekrar görüşmek üzere ortak," dedi ardından bana doğru elini uzattı. Eline düşen bakışlarımdan sonra eline uzanıp tuttum. "Görüşmek üzere ortak," dedim bende onun gibi. Yanındaki arkadaşıyla da el sıkışıp geldiğim yerden aşağıya indim. Bu ortak olayını çok sevmiştim ve aşırı heyecanlanmıştım.
Aven olduğumdan beri bir yanım hep korku doluydu. Çünkü tek başıma savaşıyordum, bir şey olduğunda yardım edebilecek insan sayısı çok azdı. Fakat şimdi Karadul ile ortak olmak ise içimdeki korkulu yanımı rahatlatmıştı. Alar'ın adımı temize çıkartma isteği bile yetmişti beni rahatlatmaya.
Motoruma atladığım gibi yarım saatten az sürede mahalleye yaklaşmıştım. Sanırım bu mahalleden oldukları için mahalleye yakın yerde buluşuyorduk hep ve beni de bildikleri için de daha bir dikkat ediyordum.
Pencereden tırmanıp girdiğim gibi ışığı açmadan üstümü başımı çıkartıp etrafı topladım. Yazın ortasıydı ve ben kıyafetler yüzünden ter içinde kalmıştım. Altıma giydiğim şort dışında üstümde sadece sutyen vardı. Askılı tişörtü yatağa atıp komodindeki ışığı yaktım. Aklım parkedeydi fakat yarına yetiştirmem gereken bir video vardı bu yüzden sandalyemi geri çektim fakat oturmamıştım. Bilgisayarımı açmak için tuşa basıp çantamdaki notebooktan da videoyu almak için ayağa kalktım. Telefonumun bildirim sesiyle birlikte çantamdan onu da çıkardım.
"Hala uyumamışsın, Cepçi."
Yekta'nın attığı mesaj ile anında gözüm pencereye kaydı. Yatağımın yanında ayakta duruyordum, o da pencere yaslanmış şekilde bana bakıyordu. Altına bir şort üzerinde ise hiçbir şey yoktu. Arkadan vuran loş ışıkla ona bakarken zorlukla yutkundum.
"Ufak birkaç işim vardı." Kafamı kaldırıp ona baktığımda telefonundaydı gözleri. Dalgalı saçları alnını örtüyordu ve bu onu oldukça çekici bir hale çeviriyordu. "Uykuna ve kabuslarına el atmam gerekiyor ama ondan önce..." diye yazdıktan hemen sonra tekrar yazıyor ibresi göründü. "Sutyenine bayıldığımı söyleyemeden edemeyeceğim."
Yazdığı mesajı başta idrak edemedim ve arka arkaya birkaç kere okudum. Hemen ardından şaşkınlık dolu bir yavaşlıkla aşağıya doğru eğdim kafamı. Kırmızı düz sütyenim beyaz tenimde büyük patlak vermişti. Hızlıca yatağımdaki tişörtü üzerime geçirdim.
Kafamı Yekta'nın odasına doğru çevirdiğimde bana bakarak eğlenir şekilde gülüyordu. Hızlıca perdeyi çektiğim gibi sandalyeme oturdum. Hemen arkasından bildirim sesi gelmişti telefonumdan.
"Kırmızı sana çok yakışıyor, İris kokulu."
Cevap vermeden sinirle masaya bıraktım telefonumu. Çok utanmıştım ister istemez. Eğlenir şekilde beni izleyişi aklıma geldikçe kafamı sokacak bir yer arıyordum. Normalde hiç böyle halleri yoktu fakat nedense sadece benimle yalnızken bu şekilde davranıyordu. Ondaki hallerden hariç bendeki hallerde üstüne tuz biber oluyordu. Ardından kendimi sakinleştirmek için birkaç derin nefes alıp verdim ve parmaklarımı çıtlatarak işime koyuldum.
Bir saat içinde her şeyin açık açık gösterdiği bir video hazırladım. Önce akşamüzeri olan provayı gösterdim. Milletvekilinin adamlarını tanıtan kısa bir tanıtım yaptım hemen ardından ise saldırı kısmını koydum. Karadulun sonradan gelişini diğer adamların Karadul'dan farklı oluşunu gösterdim. Kıyafetleri olsun saldırışları olsun. Hatta Karadul'un birkaç kameraya yakalandıkları görüntüleri de koyup hep aynı kıyafet ve tarzda olduklarını gösterdim. Her şekilde deliliyle gerçekleri ortaya çıkaran videoyu Aven olarak kullandığım tüm sosyal medya hesaplarımda paylaştım. Ayrıca Karadulofical hesaplarını da etiketlemiştim.
En çabuk burada gündem olurdu çünkü hesabım yaptığım hacklerden sonra algoritmada çok ön sıralardaydı. Kısacık sürede bile binler geçen beğeni ve yorumlar almıştı. Şimdiye kadar çoğu yorum Karadul'un sevenlerindendi. Onları destekleyen tarzda olan mesajlar oldukça motive ediciydi. Karadul bu konuda çok şanslıydı.
Birkaç soruya kısa cevaplar verip sosyal medyaları inceleye inceleye saati sabahın yedisi yapmıştım. Dün gün içinde uyuduğum için yine bayılana kadar böyle devam edecektim. Bilgisayarı kapatıp ayağa kalktım. Dolaptan kot şort ve kalın askılı beyaz crop çıkardım. Bu diğerlerine göre daha uzundu ve belim sadece hareket ettikçe açılıyordu.
Hızlıca gömlek yığınlarımın arasında siyah beyaz kareli oduncu gömleği alıp belime bağladım. Çantamı da ayarladıktan sonra saçlarımı düz şekilde salık bıraktım. Anneannem yarım saat sonra uyanırdı o yüzden not yazarak dükkanın anahtarını aldım.
Ben açacaktım bugün ve canım güzel bir kahvaltı yapmak istiyordu. Kahvaltıdan sonra ise yurda gidecektim. "Günaydın," diyen sesle ister istemez duraksadım ve nefesimi tuttum.
Evinden çıkıp yanıma doğru gelen Yekta'ya elimde olmadan çekinerek bakıyordum. Çekinecek hiçbir şey yoktu aslında. Bir başkasına yakalansaydım muhtemelen ters bir bakış atar üzerimi giyinir geçerdim. Ama Yekta'dan neden çekiniyordum anlamadım. Baştan aşağıya beni inceledikten sonra sanki dün gördükleri aklına gelmiş gibi dudağının kenarı hava kalktı.
"Günaydın," diye oynattım dudaklarımı.
"Nereye böyle?" Üzerinde siyah pantolon ve gri bir tişört vardı. Elinde ise omzunun arkasından aşağıya doğru sallandırdığı çantası vardı. "Dükkanı ben açacağım bugün." Oynattığım dudaklarımdan gözlerini çektiğinde önüme döndüm hemen. Bir yandan da beraber yürüyorduk.
"Yine kafandakilerden kaçıyorsun yani," diye mırıldanınca ona döndüm. Ne demek istediğini çözememiştim. Beni gitgide daha çok içine çekmeye yeminliymiş gibi duran gözleri bana döndü. "Dün gece hiç uyumayışın, sabahın köründe dükkan açma isteği, sabaha kadar da bilgisayarda durman. Bunların hepsinin bir kaçış olduğunu biliyorum."
Söylediklerinin doğruluk payı göz ardı edilecek gibi değildi. Uyku sıkıntım tam düzelmedi. Bir süre de böyle devam edeceğimi biliyorum. İçim huzursuz ve içim huzursuz oldukça ben böyle düzensiz uykularla yaşamaya alışmak zorundaydım.
"Sen nereye gidiyorsun?" Gözleri benim üzerimdeyken dudaklarımı oynatarak konuyu çevirdim. Yaptığımı anlamaması imkansızdı ve bu şekilde kapalı kutu oluşum canını sıkmış gibi kafasındaki saçları dağıtarak derin nefes aldı.
"Erken saatlerde ve akşam saatlerinde spor salonunda savunma dersleri veriyorum. Birazdan da dersim var," deyince anladım dercesine kafamı salladım. Hemen ardından aklına bir şey gelmiş gibi bana dönmüştü. "Senin ders saatlerini hazırlar haber veririm."
Dükkana gelmiştik ve ikimizde durmuş yüz yüze bakıyorduk. "Gerek yok demiştim." Etrafa kıstığı yeşil gözleriyle kısa bakış attıktan sonra bana döndü ve boyundan ötürü biraz eğildi. "Her kadın kendini koruyabilmeli Cepçi. Maalesef bu devirde buna gerek var. Öğlen dersim bitiyor oto yıkamada oluruz muhtemelen, sende gel hem programını vermiş olurum."
Kafamı sallayıp onu onaylasam da onlarla oturacak vaktim yoktu ama programı almak için gidebilirdim yanlarına. Aslında öğlen saatinde kahvaltıya geleceklerdi zaten. Dükkanı açtığım gibi önce etrafı temizleyip ocağa çayı koydum. Ardından iki çeşit poğaça yapmak için malzemeleri hazırladım. Anneannemin geceden hazırladığı kurabiye harcını da şekil verip tepsiye dizecektim.
Poğaça hamurlarını hazırladıktan sonra dinlenmesi için bıraktım ve kurabiyelere şekil vermeye başladım. Onu pişmeye gönderdikten sonra gündüz haberleri saatinin yaklaştığını fark ettim. Hızlıca televizyonu açarak beklemeye başladım. "Günaydın kızım," diyerek içeriye giren anneanneme gülümsedim.
"Halletmişsin her şeyi maşallah. Dedene kahvaltı hazırladım o yüzden ancak geldim."
Benim cevap veremeyeceğimi bilmesine rağmen hep böyle sanki cevap verebilecekmişim gibi konuşuyordu. Tuhaf bir durum olsa da aynı zamanda çok hoşuma gidiyordu. Poğaçaları da pişmeye bıraktığım sırada anneannem bizimkilerin kahvaltılarını hazırlamaya başlamıştı. Bende gelen birkaç müşteri ile ilgilendikten sonra masayı hazırladım.
Bugün yetimhaneye gidecektim. Geçen gönderdiğim oyuncakları Emre çocuklara vermemişti henüz. Bende beni beklemesini söylemiştim. Bugün hem onun için hem de etrafı kolaçan edip müdürün telefonuna sızmak için gidiyordum.
Başka telefonu var mı bilmiyorum ama umarım ki yoktur ve elindeki tek telefon sayesinde onlarla iletişim kuruyordur. "Günaydııınn Nadiş,"diye bağırarak dükkana giren Çakır'a anneannem gülümsemişti. Sırasıyla ve konuşarak içeriye girenler anneanneme günaydın demişti.
"N'aber Neva?" diye bağırdı Enes tezgaha doğru. Ben tezgahın arkasında olduğum için hiçbiri beni görmüyordu. Sanırım Enes dışında. Enes'in seslenmesi ile diğerleri de bana dönmüştü. "Günaydın," diyerek bana samimi şekilde selam vermelerinin ardından Çakır gülmüştü. "Tezgahın arkasında kaybolmuşsun maymuncuk."
Normalde başka bir insan olsa bu ters konuşmalar beni rahatsız eder ve haddini bildirirdim fakat Çakır'ın mizacı buydu. Tek bana özel yaptığı bir şey değildi. Diğerlerine de aynı şekilde davranıyordu.
Kızlar tezgahın arkasına gelip bana yardım etmeye başladıklarında diğerleri de masaya oturmuşlardı. Fakat gözlerim aradığı yeşil gözleri bulamamıştı. Yanımdaki Eslem'e döndüğüm sırada ona baktığımı fark edip bana çevirdi kafasını.
"Yekta yok mu?"
Saat öğleni geçmişti ve Yekta'nın dersinin bitmiş olması lazımdı. Eslem'in suratında muzır bir gülümse oluştu ardından diğer yanındaki Asya'yı dirseğiyle dürttü. "Sen hayırdır?" diye sorarken bir yandan gülüyor diğer yandan da gözünü kırpmıştı imalı şekilde.
Asya sessiz bir şekilde kıkırdayıp Eslem'e vurmuştu. "Ona göre servis açacağım?" Aslında bu yüzden sormamıştım fakat bunu onların bilmesine gerek yoktu. Eslem cevabı beğenmemiş olacak ki memnunsuz bir yüz ifadesiyle dudaklarını büzüp omuza acıtmayacak şekilde vurdu. "Kız çok iyi toparladı vallahi."
Asya gülerek Eslem'in dediklerini doğrulamak için "Eh birinin sana laf konusunda yetişmesi lazımdı," dedi ve elindeki tabağı alarak tezgahtan çıkmak için yanımızdan geçti. "İyi oldu ama," diye seslendi Eslem arkasından. "Sizinle laf dalaşına girmek sıkıcı çünkü bana karşılık veremiyorsunuz." Ardından o da gözlerini devirip tabakları alarak yanımdan geçip gitmişti.
Keşke birisi soruma cevap verseydi.
Son kalan birkaç tabağı tepsiye koyduğum gibi masaya doğru yürümüştüm ki cam kapı açılıp içeriye Yekta girmişti. Altında gri eşofman üzerinde beyaz bir tişört vardı. Dalgalı saçlarının ıslaklığı güneşin ona değmesiyle parlıyormuş gibi duruyordu. Masaya yaklaşmıştım ki onu görünce istemsiz duraksamıştım.
Bana değen bakışlarının ardın yamuk bir şekilde gülümsedi. "Günaydın Cepçi," deyip elimdeki tepsiyi alarak masaya tabakları yerleştirdi. Hızlıca arkamı dönüp tezgahın arkasına geçtim. Hem kendime gelebilmek hem de poğaçayı almak için.
Kendimi toparladıktan sonra poğaçayı da alıp masaya koydum. Kendime oturacak yer seçerken bir anda çekilen sandalye sesi gürültü gibi düştü ortama. Birkaç göz benim gibi Yekta'ya dönse de onun gözleri sadece benim üzerimdeydi. Hemen dibindeki sandalyeyi çekmiş bana bakıyordu oturmam için.
Yanına oturup masadakilere baktığımda hepsinin yüzünde güller açıyordu. "Televizyonun sesini açsana oradan," diye seslendi Yekta. Giray kalkıp kumandadan sesi yükseltti ve tekrar yerine oturdu. Yekta'nın koluna dokunup bana dönmesini sağladım. "Bir haber mi bekliyorsunuz?" diye sordum haberim yokmuş gibi. Gülümseyerek sakince kafasını salladı. "Görürsün birazdan," diyerek kahvaltısına dönmüştü.
"Bu poğaçalar ne güzel olmuş, Nadiş. Ellerine sağlık."
Çakır'ın ağzı dolu şekilde konuşmasının ardından anneannem güldü. Yanımıza oturup çayından bir yudum aldı. "Neva kızım yaptı valla. Sabah erkenden gelmiş dükkanı bile açmış." Çakır şaşırmış şekilde kaşlarını kaldırdı. Elindeki son parçayı da ağzına attıktan sonra elini silkeledi. "Sende böyle cevherler mi vardı, Çirkin?" Gülümseyen suratım yavaştan solarken gözlerimin önünde beliren anılar canımı yakmıştı.
Geçmişim deşildikçe ağlatacak türdendi.
"Acıktın mı, pasaklı?"
Yorgun şekilde kafamı sallamıştım ona. Elini alnıma bastırıp ateşime bakmıştı. Ardından ayaklandı ve yatağına gizlediği ekmeği aldı bana getirdi. "Hadi kimse gelmeden ye," deyip beni yavaşça kaldırmaya çalıştı. Elime tutuşturduğu ekmeği yerken belimdeki acı yüzünden yutkunmakta bile zorlanıyordum.
Benim yanımdan kalkıp başka çocukların yanına gitmişti. Zorlanarak iki parça yediğim ekmeği kenara bırakıp tekrar uzanmıştım. Günlerdir tek cümle çıkmıyordu ağzımda. Bağırmaktan kan kustuğum günden beridir aynı acı ve kanı yaşamaya korkuyordum.
Burada ölmekten çok korkuyordum.
Umut her gün yardımcı oluyordu bana. Hatta sadece bana değil buradaki tüm çocuklara yardım ediyordu. İsmini kimseye söylememişti, bizimkileri de öğrenmek istememişti. Niye bilmiyorum ama bir gün sorduğumda "Kaybettiğin kişinin her şeyini unutuyorsun fakat bir tek ismini unutmuyorsun," demişti. Bir şey anlamamıştım. O yüzden ona kendim isim takmıştım. Umut diyordum. Burada hep bana yardımcı oluyor o adamlardan beni korumaya çalışıyordu. Bir de hep umuttan bahsediyordu. Onu kaybetme diyordu ama umut neydi bilmiyordum. Bende onu kaybetmek istemediğim için adını umut koydum.
"Ekmeği bitirmemişsin?" Yanıma oturup yanaklarımı okşamıştı. "Aç kalırsan canın daha çok acır bilmiyor musun bunu çirkin?" Bir ailem yoktu fakat burada kaldığım günden beridir, benimle baba gibi ilgilenmiş, anne gibi bakmış, abi gibi korumuş, abla gibi sevmişti.
"Hadi kalk, pasaklı çirkin. Bitecek bu ekmek."
Bana seslenildiğini duyduğum an sanki uykudan uyanmışım gibi irkilmiştim. "İyi misin cepçi?" Yekta'ya kafamı sallayıp gülümsedim. Hemen karşımda oturan Çakır'a döndüm. "Afiyet olsun," diye oynattım dudaklarımı. İki dizimin arasında duran ellerimin üzerine konan el ile bakışlarım aşağıya düştü.
Parmaksız deri eldivenleri görünce ister istemez gülümsedim. "Üşümüşsün." Ellerimi bacaklarımın arasından çekip avuçları içine aldı. Ardından "Klima neden açık?" diye sordu masaya dönüp. Bizimkiler bilmiyorum dercesine omuzlarını silkmişti.
Tekrar bana döndüğü sırada "Ben açtım. Kapı pencere açık olduğu için çok etkilemiyor. Ben üşüyorum diye herkes sıcakta yansın mı yani?" Ovaladığı ellerimi, derin nefes alarak bana baktıktan sonra nazikçe çektim. İçimde neler oluyor bilmiyorum ama bir şey olmaması lazımdı.
Diğer masada duran klimanın kumandasına uzanıp kapattığını fark ettiğimde kaşlarımı çattım. "Biz sıcaktan yansak da bir şey olmaz. Ama sana soğukta çok şey olur." Bir şey demek isterken sabahtan beridir beklediğim haberi sunmaya başlayan haber spikerine anında döndüm. Hatta sadece ben değil sanki diğerleri de bekliyormuş gibi dönmüşlerdi.
"......Gündeme oturan videonun sonunda gözler milletvekiline döndü. Videoyu paylaşılmasından sadece dakikalar sonra ise Karadul isimli gruptan gelen yazılı sitem halkın birçoğunu ayağa kaldırdı. İşlenmiş videonun delil olarak sayılmayacağını sosyal medya hesabından duyuran milletvekiline karşı olarak Karadul'un paylaştığı asıl video akıllara kuştu düşürdü. Halkın ise Karadul isimli grubun arkasında durması mecliste büyük etki bıraktı. Ve şimdi ise mikrofonlar konuşma yapacak olan milletvekili döndü." Dedikten hemen sonra televizyondaki görüntü anında milletvekilinin konuşma yapacağı kürsüye döndü.
Sabahtan beri incelediğim sosyal medyalarda halk gerçekten ayağa kalkmıştı. Hastagler açılmış, miletvekili linçlenmiş, özür dile yorumlarının yanına etiketlenmişti. Sessiz kalması imkansızdı çünkü sessiz kaldıkça, halk daha çok ona karşı oluyordu.
"Evet," diye başlayan görüntüde milletvekili dikkatleri üzerine çekmişti. "Geçen gün yaşadığım vahim olayın ardından suçlu kişilerin, yıllardır tanıdığımız Karadul olduğunu sanmıştık. Çünkü tüm dediler onları gösteriyordu. Bende dahil herkesin Karadul grubunun nasıl biri olduklarını biliyoruz. Her zaman yardımları ve iyilikleri ile bilinen grubun böyle bir şeyle itham olmaları başta bizi de afallatmıştı. Ekip arkadaşlarım olsun, gerek çalıştığımız dedektifler olsun suçluları bulmamızda büyük yardımı oldu. Dün gece yayınlanan ve yayılan video bize yol gösterdi. Karadul ekibinden tüm içtenliğimle buradan özürlerimi sunuyorum. Bana suikast düzenlemek isteyen hainlerin ise gerekli cezayı almalarını sağlayacağız," diye konuşup geri çekilen vekilin ardından gazeteciler anında soru yağmuruna tutmuştu.
Hiçbir soruya cevap vermeden kaskatı suratıyla kürsüden indi. "İşte böyle dize gelinir." Eslem'in zevk alarak izlediklerinden sonra herkes memnun olmuş bir hal ve tavırla kahvaltısına geri döndü. Gülüşerek ve itişerek yapılan kalabalık kahvaltıların tadı bir başka oluyormuş ki ben bunu 23 yaşımda öğrenmiştim.
Acısının geri kalan burukluğuyla gülümseyerek her lokmasında Eslem'e laf atan Çakır'ı, oyun bağımlılığı yüzünden Yekta'dan nutuk yiyen Giray'ı, abisinin kıvırcık saçlarına parmaklarını dolayan Asya'ya imrenerek bakmıştım. Birbirlerine gerçekten aile olan bu ekibi içten içe gerçekten kıskanmıştım.
Gözde ve Emre'nin eksikliğini içimde hissetmiştim.
Göz göze geldiğim Yekta ile anında kendimi toparlayıp son bir yudum kalan çayımı kafamı dikip kalktım. Bana dönen bakışlar arasında Yekta'ya "Anneanneme yetimhaneye gideceğimi söyler misin?" diyerek geri çekildim.
"Bırakayım mı seni?" Telefonuma gelen bildirimlere bakmak için açarken Yekta'nın dediği aklıma yatmıştı. Dolmuşa binmek istemiyordum. Fakat ona cevap vermeden oyun uygulamasından gelen bildirim ile anında duraksadım. Bir şey olmadığı sürece görüşmeyecektik ve Aven'e ait olan hattıma yazmak yerine ortak haberleşmek için kullandığımız oyundan haber gönderdiyse bir şey olmuştu. Oyuna girdiğim gibi sohbet kısmına geçtim.
"Mahallede yayan iki kişi, mahalle çıkısında ise bir araba bekliyor. Takip edileceksin muhtemelen dikkat et. Gözler yine üzerine çevrildi."
Kısa cevaptan hemen sonra oyundan çıkıp Yekta'ya döndüm. "Kendim giderim," deyip masadaki çantamı aldım. Yazan mesaj tüm vücudumu germişti. İçim korkuyla dolsa da dışımda yaprak kımıldamıyordu. Yanımda getirip olası bir durumda Yekta'ya da bir şey olmasını istemiyordum. Dikkat çekmemeye çalışarak hızlı adımlarla dolmuş durağına doğru yürüdüm. Bu durak Yekta ve Çakır'la karlılaştığım ilk gün Yekta'nın beni yönlendirdiği duraktı. Durağa geldiğimde araba zaten durmuş yolcuların binmesini bekliyordu.
Hızlıca araca atlayıp boş bulduğum koltuğa bindiğim gibi dikkatli şekilde telefondan Aven'in hattına giriş yaptım. Alar'ın numarasını bulur bulmaz mesaj panosuna girdim.
"Neva takip ediliyor onların adamları tarafından. Dikkat edin, birden kızı tekrar takibe almaları hiç iyi olmadı."
Saniyesinden çevrim içi olan Alar hızlıca yazıyor diye göründü.
"Ne demek takip ediliyor? Niye kıza yöneldiler?"
Etrafa kısaca göz atıp insanları göz hapsine aldım. Arabaya yetişemediler fakat geriye baktığımda beni hep takibe alan aracın dolmuşun peşinde olduğunu görebiliyordum.
"Muhtemelen Karadul'un ininde yaşadığı ve Karadul'un da bir anda onlara karşı savaş açmasından kaynaklı. Kızın konuştuğunu düşünmüş olmalılar."
"Tamam hallediyoruz."
Nasıl halledeceklerdi bilmiyorum ama gündüz gözüne herkesin kalabalık oldukları bir yere geleceklerin sanmıyordum. Fakat adamları çok fazlaydı zaten Karadul'un.
Sıkıntılı şekilde oflayıp telefonu çantama attım ve ineceğim durağa gelince arabadan inip yetimhaneye doğru yürüdüm. Yetimhaneye girdiğim gibi dışarı da olan çocuklarla sarılıp eğlenmiştik. Oyuncakları dağıttığımdaki sevinçleri paha biçilmezdi.
Akşam üstünün kızıllığı her yeri sarmıştı ki ben dolmuştan inmiş dükkanın olduğu sokağa dönmüştüm. Anneannemin dükkanı kapatma saati olduğu için yardım edecektim. Biraz yürüdükten sonra dükkanın oradaki kalabalık ile duraksadım. Bizimkiler ve mahalleden birkaç insan telaşla bir şeyler konuşuyor birilerine ulaşmaya çalışıyorlardı. Tam o sırada gözler bana dönünce Yekta'nın zümrütlerindeki rahatlama ve omuzlarındaki düşüş saatlerdir telefonuma bakmadığımı aklıma getirdi.
Hepsi telaşlanmış olmalıydı. Kızgınlık ve rahatlama arasında bana bakan Yekta'ya doğru yürürken arkamda büyük gürültü yaratarak duran araç herkesin irkilmesine sebep oldu. Daha ne olduğunu bile anlayamadan açılan kapı sesinin ardında bir elin ağzımı diğer elin karnımın üzeriden ellerimi sardığını hissettim.
Hayat, konuşamayan bir kızın kaçırılırken ağzının, bağırmasın diye kapatılması kadar komikti.
Büyük şoka uğrayan bedenim anında debelenirken bizimkilerin bağırarak bana doğru koştuğunu gördüm. Yekta'nın önündeki motordan atlayarak bana gelişi Çakır ve Vedat abinin ellerindeki telefonları atarak koşmaya başlaması diğerlerin bir yandan bağırıp bir yandan koşması, hepsi sanki ağrı çekimde gerçekleşmişti.
Arabaya bindirilmem ile kapının kapanıp arabanın gaza basması saniyeler içinde olmuştu. Sıkı sıkıya tutan adama vurmaya çalışıp duruyordum. Fakat gerçek gücümü gösteremezdim zorda kalmadıkça.
Bağırmıyor inlemeli sesler çıkartıyordum sadece. Ne kadar içimdeki gerçek Neva'yı yansıtmıyor gibi görünsem de korkum oldukça gerçekti. Kalbimin derinliklerindeki sızı nefessiz bırakacak kadar acıtıyordu beni.
Aynı şeyleri yaşayacak olmanın düşüncesi bile beni ölüme sürüklüyordu. Ağlamalarım düşüncelerimin beni boğmasıyla şiddetlenirken burnuma bastırılan bezin kokusu gözlerimi kapatmama sebep oldu.
*****
Ay nevaaaa noluyooo
ihhiihihihih
yeni bölümde görüşmek üzereeee
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |