13. Bölüm

13. Bölüm: GERİ DÖNÜŞ

Sy_sena
sy_sena

Geri gidip yola çıktım tekrar. Karnım ve kollarım o kadar çok kaşınıyordu ki gerçekten artık dayanamıyordum. Üstelik Lavin’in yanına kaşıyamıyordum da. Direksiyonu dizimle tutup gömleğimin kollarını açtım. Kolumu kaşırken karşı taraftan gelen ışıklar yolu görmemi engelliyordu, korna sesiyle hızlıca direksiyonu tuttum. Direksiyonu sağa doğru döndürüp en sondaki şeride girdikten sonra müsait olan yerde arabayı durdurdum. Ben kendi yolumdaydım! Bura tek şerit ve karşımdan kamyon geliyor! Pencereyi açıp derin bir nefes alıp verdim. Kontağı çalıştırıp yeniden yoluma devam ettim. Hastaneye vardığımda arabayı otoparka park edip acile girdim. Benimle beraber çalışan bir hemşire bugün nöbetçiydi. Beni gördüğünde yanıma geldi.

“Hocam bugün sizin nöbetiniz yok.”

“Biliyorum Sude. Ben odama çıkıcam. Sana söylediğim ilaçları yanıma getirir misin. Alerjim tuttu.

“Tabiki hocam.”

Az ilerideki masadan bir kağıt alıp istediklerimi yazdıktan sonra Sude’ye kağıdı verip odama çıktım. Ceketimi çıkarıp gömleğimin düğmelerini açtım. Gerçekten artık morarmaya başlamıştı. Koltuğuna oturup telefonumu aldım. Tunç bana yine sövecekti. Telefonu ikinci çalışında açtı.

“Nerdesin sen.”

“Yanıma geleceksen söylerim.”

Sessizce güldüm ama o bana sövüyordu gerçekten.

“Nerdesin.”

“Hastanedeyim. Odamda.”

“Tamam”

Telefonu kapattıktan sonra güldüm. Sude kapıyı çalıp içeriye girdiğinde hafif doğruldum. Getirdiği ilaçları aldım.

“Başka bir ihtiyacınız var mı hocam.”

“Yok teşekkürler. Kimse odaya gelmesin. Kardeşim gelecek az sonra”

“Tamam hocam.”

Dışarı çıkıp kapıyı kapattı. Önce alerji ilacını içip suyu içtim sonra da kremi oluşan kızarıklıkları ve morlukların üzerine sürdüm. Sonra buzu alıp arkama yaslandım. Buzu moraran yerlere birkaç saniye aralıklarla tuttum.

Bir saat kadar sonra kapı çalınmadan açıldığında kapıya baktım. Evet evet Tunç gelmişti başka kim ahıra girer gibi girerdi ki odaya?

“Noldu?”

Kapıyı kapatıp içeri girdiğinde anca beni görmüştü. Bir kaç saniye bana baktı.

“Gerizekalı.”

Hafif güldüm.

“Kalk eve gidelim.”

“İlaç etkisini göstersin ondan sonra.”

Karşıma oturdu.

“Ne yedin?”

“Çilek.”

“Aferin. Yani gerçekten bravo! Nerdeydin sen bu saate kadar?”

“Anlatim mi?”

“Sana zahmet!”

“Biriyle tanıştım. Yani bir ay önce karşılaştık ama ilk kez bugün görüştük.”

“Kim ve ne zaman?”

“Senle dışı çıktığımız gün, sana kahve almaya gittiğimde tanıştık.”

“Çilek ne alaka?”

“Kek ikram etti, yani gördüm çilekliydi ama geri çeviremedim.”

Gözlerini devirdi. Gerçekten sabır çekiyordu. Kremi tekrar alıp yara olan yerlere sürdüm ve tekrar arkama yaslandım.

“Bana söylemedin.”

“Neyi?”

“Biriyle görüştüğünü.”

“Söyledim ya.”

“Bir ay sonra.”

“Biz ilk kez bugün konuştuk onunla Tunç. Daha önce hiç konuşmadık, sadece ben onu görüyordum. İlk kez bugün konuştuk. Bugün de sana söyledim. Buraya gelmeseydin eve geldiğimde söyleyecektim zaten.”

Bana baktı. Üzülmüş gibiydi ama ben daha önce görüşmedim ki kızla. Görüşüp görüşmeyeceğim bile belli değilken ona söyleyemezdim. Bugün ilk kez görüştük ve ben ilk ona söylüyorum bunu.

Önüne döndü. Birşey söylemedi. Bende önüme döndüm. Bir saat kadar sonra alerji geçince önümdeki eşyaları toplayıp hemşireye verdim. Sonra da gömleğimin düğmelerini kapatıp ceketimi giyindim. Tunç’ta ayağa kalkmıştı. Odadan beraber çıkıp aşağı indiğimizde ikimiz de kendi arabalarımıza bindik. Aynı anda eve vardığımızda o önden gidip kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde hiç konuşmamıştık bile kendi odalarımıza çekildik.

∞ ∞ ∞

Derince bir nefes alıp gözlerimi açtım. İçim daralmıştı sanki. Başımı biraz kaldırıp beşikte uyuyan Umay’a baktım. Sessizce yataktan kalkıp odadan çıktım salona gidip ışıkları açmadan koltukta oturdum. Dizlerimi karnıma çekip dizlerime sarıldım ve alnımı dizlerime yasladım.

Kabus görmüştüm. Kalbim o kadar sıkışıyordu ki şu anda. Aldığım nefesler hiç bir işe yaramıyordu sanki. Başımı kaldırıp yeniden derince bir nefes almaya çalıştım. Ayağa kalkıp balkona çıktım ve kenarda durup etrafı seyrettim. Simsiyah giyinmiş bir adam burayı seyrediyordu ve beni gördüğü anda koşarak kaçtı. Önce geri çekilip hayal olup olmadığını anlamaya çalışıyordum. Saat beşe geliyordu ve hava aydınlanmaya başlamıştı ben uyanıktım. Saat beşe geliyordu ve bu adam bu evi izliyordu. Beni gördüğü anda kaçtı. Balkon korkuluklarından aşağıya eğilim sokağın geri kalanına baktım. Hiç kimse yoktu. Bu saatte bu kimdi?

Birisi beni kazağımdan tutup geri çekti ve bana sarıldı.

“Güzelim sabahın köründe, burada, aşağıya sarkmış, ne yapıyorsun?”

Başımı çevirip abime baktım.

“Sen neden uyanıksın?”

“Sen neden uyanıksın?”

Bana benim sorumla karşılık veriyordu. Kaşlarımı çattım. Kendi üstündeki ceketi çıkarıp benim omuzlarıma attı.

“Hava soğuk farkında mısın?”

“Hissetmedim.”

“Ömrüm sen iyi misin? Neyin var? Bu saatte niye balkondasın?”

“Hava almak istedim sadece birazcık. İçim daraldı.”

Beni kolları arasına alıp sarıldı. Saçlarımdan öpüp ardından saçlarımı okşadı. Bende ona yavaşça sarıldım.

“Hadi içeri geçelim.”

Ben geçmek istemesem de o beni iteklediği için içeri geçmek zorunda kalmıştık. Balkon kapısını kapatıp kilitledi. Ben de koltuğa geçip oturdum.

“Bekle geliyorum.”

Cevap vermedim o da gitmişti. On dakika kadar sonra elinde iki kupa kahve ile geri döndü. Çok hafifçe gülümsedim. Kupaları masaya bırakıp yanıma oturdu. Omuzuma sarılıp saçlarımı okşadı.

“Anlat hadi, ne gördün.”

Başımı hayır anlamında salladım. Tekrar ısrar etmedi. Büyük bir sessizlik oldu. Hafifçe eğilip masadan kahvemi aldım ve tekrar arkama yaslandım.

“Ömrüm.”

Birkaç saniya sustu.

“Güzelim.”

Başımı kaldırıp abime baktım.

“Efendim.”

“Yardım almak ister misin?”

Bi an duraksadım. Elimdeki kahve bardağını alıp masaya kattı bana baktı.

“Yanlış anlama beni güzelim. Farkındayım birşeyler için çabalıyorsun. İyileşmeye çalışıyorsun. Denediğinin farkındayım. Ama bazen, bazı insanlar bunu tek başına yapamaz güzelim.”

“Abi istemiyorum.”

Ayağa kalkacağım sırada beni tuttu.

“Ömrüm gitme hemen.”

Alnımdan öpüp saçlarımı okşadı.

“Seni zorla götürecek değilim. Sadece soruyorum ister misin diye. Eğer istemezsen zaten zorlamam bunun için.”

 

 

Beni kendine çekip sarıldı.

“Sadece iyi olmanı istiyorum Ömrüm. Sen benim herşeyimsin. Bunu unutma. Senin iyiliğin için herşeyi yaparım.”

“Abi eve gidebilir miyim? Sabah oldu zaten.”

“Abim, güzel kardeşim.”

Saçlarımdan öptü.

“Üsteğmen Demir. Görürsün onu bugün orada. Normalde sana söylemeyecektim ama yapamadım.”

Abime dönüp elini tuttum.

“Abi, teşekkürler... Ama lütfen benim hayatımdaki birşeyler için artık sen çabalama. Çünkü olmuyor. Senin yaptıklarına ben ayak uyduramıyorum. Lütfen abi.”

Derin bir nefes alıp verdi. Saçlarımdan öptü.

“Tamam. Sen istemediğin sürece birşey yok.”

Çok hafifçe gülümsedim. Yanağından öptüm.

“Teşekkürler.”

Ayağa kalktım. Omuzlarımdaki ceketi çıkarıp koltuğa bıraktım. Bi an durup abime baktım.

“Birşey istiyorum. Tek birşey.”

“Söyle güzelim.”

“Bu binaya ve etrafımızdaki ilk sokaklara. Koruma istiyorum. Sivil.”

“Neden? Bilmediğim birşey mi var Ömrüm?”

“Şimdilik hayır. Ama istiyorum abi. Artık güvenli gelmiyor çünkü burası.”

“Tamam hallederim az sonra.”

“Teşekkürler. Görüşürüz.”

Kapıya gidip evden çıktım. Aşağıya inip kendi evime girdim. Derin bir nefes alacağım sırada duraksadım. Ben evden çıkarken çoğu ışığı kapatmıştım ama hepsi açıktı. Silahımı belimden çıkarıp yavaşça kurdum. O sırada yavru havlayarak yanıma geldi. Eğilip yavruyu kucağıma aldım. Benim onu kucağıma almama beraber sustu. Tek tek odalar baktığımda evde hiç kimse yoktu yavruyu yere indirip kapıları kapattım. Balkon kapısı açıktı balkona baktığımda kimse yoktu. İçeriye girip balkonu da kilitledim. Odama gidip çekmeceyi açtığımda kutunun üstünde bir mermi daha vardı. Gözlerimi kapatıp derince bir nefes alıp verdim. Yatağa oturup gözlerimi yeniden açtım. Saat 05.35’ti. Daha çok erkendi. Ayağa kalkacağım sırada telefon çaldı. Bilinmeyen Numara... Elimi yumruk yapıp telefonu açtım.

“Kimsin lan kimsi?! Ne istiyorsun?!”

Önce bi gülme sesi geldi. Ardından robotik bir ses.

“Sakin ol Yüzbaşı. Daha yeni başlıyoruz.”

Telefon kapandığında telefonu kulağımdan indirip ekrana baktım. Bir şeyle biri tarafından tehdit ediliyordum. Kim bilmiyorum ancak ne olduğunu biliyorum. Ölüm. Ve bu kesin bir tehditti. Seslice nefes verip ayağa kalktım telefonu şarja takıp masama bıraktım. Banyoya gidip saçlarımı açtım. Yeniden ördüm. Sonrasında yüzümü yıkayıp yumuşak bir havluyla kuruladım. Yeniden odama geçip masamda duran yüz kreminden biraz alıp yüzüme sürdüm. Ardından üzerimi değiştirdim. Üniformaları mı giyinip silahımı bacağımdaki kemere yerleştirdim. Mutfağa gidip dolaba baktım, boş olduğunu bilmeme rağmen. Bir kaç çekmeceyi kurcaladığımda geçenlerde aldığım bir kaç çikolata ve büskivi paketini gördüm. Evet buna sevinebilirdim. Çünkü ne tekrar abimlerde çıkmak istiyordum ne de dışarı da yemek. Çikolatalar dan birini ve büskiviyi alıp salona geçtim. Önce çikolatayı açıp yedim ardından da büskiviyi. Büskivi paketi bittikten sonra aklıma gelen şeyle duraksadım. Ben askeriyeye değil akademiye gidiyordum. Ve komutanları olarak onlarla zaten kahvaltı yapacaktım. Yapmam gerekiyordu yani. Hele de bugün ilk günümdü. Çok güzel. Hazırlık sınıfları... Yeni başlayan heyecanlar... Onlarda birer askerdi. Sorun akademiye gitmemde de değildi. Resmen sürülmüştüm ben. Gönderilmemiştim. Seslice nefes verip ayağa kalktım. Odamdan telefonumu alıp Hole geçtim. Montumu ve botumu giyinip anahtarlarımı alıp evden çıktım. Merdivenlerden aşağıya inip apartmandan çıktım. Otoparka gidip kendi arabama bindim ve yola çıktım.

Akademiye vardığımda arabamı park edip aşağı indim. Nizamiye ilerleyip nöbet kulübesine doğru gittim. İki astsubay dışarıda iki subay içeride duruyordu. Beni, rütbemi, görünce diğer ikisi de dışarı çıkıp selam verdiler.

“Günaydın. Yüzbaşı Ömrüm Kırlangıç. Kara Kuvvetleri Komutanlığından geliyorum.”

“Bilgimiz var komutanım. Hoşgeldiniz.”

Birisi içeriye girip elinde bir kartla geri çıktı. Bir kaç adım yanıma yaklaşıp durdu ve başıyla selam verip elindeki kartı bana uzattı. Kartı alıp astsubaya baktım.

“Teşekkürler.”

İlerlediğimde giriş kapısını bana açtılar.

“İyi nöbetler. Kolay gelsin.”

İçeriye girip okula baktım. Hazırlıklar... Hafifçe gülümsedim. Kabullenecektim birşeyleri. Başka çare bırakmamışlardı. Elimdeki kartı kamuflajın cep kısmına görünecek şekilde taktıktan sonra yokuşu çıkarak binaya doğru ilerledim. İlk önce Alay Komutanının yanına gidip geldiğime dair imza verdikten sonra komutanlar gazinosuna gittim. İçeri girdiğimde karacı bir kişi vardı, üç denizci iki de havacı. Kapı açıldığında da zaten hepsi bana bakmışlardı.

“Günaydın, kolay gelsin.”

İlk başta karacı olan, üstteğmen, ayağa kalkıp yanıma geldi başıyla selam verdi.

“Üsteğmen Emre. Günaydın komutanım. Hoşgeldiniz.”

Elimi uzattığımda karşılık verip tokalaşmıştık.

“Hayırlı olsun komutanım.”

“Teşekkürler.”

Denizci ve havacılarla da selamlaştıktan sonra Üsteğmen ile yemekhaneye gittik. Komutanlar masasına geçtik. Bizden bir kaç dakika sonra Alay Komutanı gelmişti, subaylar nizami bir şekilde ayağa kalkmıştı. Bizde ayağa kalkmıştık. Yemek duası okunduktan sonra hepimiz oturmuştuk. Masadakilerle henüz tanışamamıştık. Ve ben geriliyordum. Kahvaltı bittikten sonra eğitim sahasına geçtiğimizde subayların hepsi nizami bir şekilde dizilmişti. Eğitim alanındaki en rütmeli kişiydim şu anda. Yanım teğmen ve üsteğmen vardı. Bir yüzbaşının daha olduğunu söylediler ancak o bugün izinliymiş. Subaylarla tanıştıktan sonra yeni subay adaylarıyla tanıştım. Tanışmadan sonra onlar ders alacakları sınıflarına giderken bende teğmenlerle konuşuyup programlarını öğrendim. Benim silah eğitiminde onlara yardımcı olacağım söylenmişti. Hay hay tabii ki. Neden olmasın?

Bugün eğitimlerinin olmayacağı yalnızca ders göreceklerini ve bizim tanışmamız için sabah toplandıklarını öğrendikten sonra bütün gün teğmenlerle beraber olup etrafı gözlemledim. Akşam çıkma saati geldiğinde akademiden çıkıp yeniden evime döndüm.

Gün benim için bu kadar kısa geçmişti ancak bi o kadar da yavaş. Kapımı kapattığımda derin bir nefes alıp verdim. Mavi, kapının açılmasıyla koşarak yanıma gelmişti. Eğilip onu kucağıma aldım. Sanırım onu özlüyordum. Bu her seferinde onu gördüğümde aklıma geliyordu. Mutfaktan mamasını alıp kabına kattıktan sonra salona gidip Mavi’yi yere indirdim. O mamalarını yerken bende odama gidip üzerimi değiştirdim ve mutfağa geçtim. Dolabımın boş olduğunu bilerekten buzluğumu açtım. Kutu içerisinde duran dondurmayı alıp dolabı kapattım. Çekmeceden bir kaşık alıp salona geçtim ve koltuğa oturup kutunun içinde kalan dondurmayı yedim. Mavi, mamasını yedikten sonra yanıma, koltuğa, gelip sırnaşmaya başladı. Dondurma bittikten sonra kutuyu masaya bırakıp Maviyi kucağıma aldım. Onunla biraz ilgilendiren sonra yatak odasına gidip onu yerdeki minik yatağına yatırıp ışıkları kapatıp ben de kendi yatağıma yattım.

∞ ∞ ∞

Tıkırtı sesleri duyduğumda gözlerimi açtım ancak birisi elini ağzıma kapatarak konuşmamı engelledi. Etraf kapkaranlıktı ve ben kim olduğunu göremiyordum bile. Birisi daha yanımıza yaklaştı ve boynuma bir iğne sapladı.

∞ ∞ ∞

Boynumda derin bir sızı hissediyordum. Gözlerimi açmaya çalıştığımda bu bile beni çok zorluyordu. Görebildiğim tek şey dört duvar arasında bomboş bir alandı. Yerde oturuyordum. Ellerim ve ayaklarım birbirine bağlanmıştı. Başım yeniden öne düştüğünde büyük bir gürültü ile demir bir kapı açıldı. Bir kaç adım sesinden sonra kapı yeniden aynı gürültü ile kapandı. Adım seslerini yeniden duyduğumda bana yaklaşıyordu. Gözlerimi yeniden açmaya çalıştım ancak başaramadım. Adım sesleri gittikçe yanıma yaklaşıyordu. Hemen yanımda bir dizini yere katarak bana doğru eğildi. Çenemden tutup başımı kaldırdı.

“Sonunda uyanabildin be Yüzbaşı. Canım çok sıkılıyordu. Bizim salaklar biraz fazla kaçırmışlar ilacın dozunu. Saatlerdir seni bekliyorum. Ah ama bekle. Ben sizin gibi olmayacağım. Bak sen yolda gelirken söz verdim kendime. Misafirperver olacağım bu sefer. Susamışsındır sen şimdi o kadar saat uyuyunca.”

Arkasına doğru uzandı su şişesini alıp kapığını açtı. Yeniden çenemden tutarak su içirdi ve şişeyi yeniden kapattı. Söylediği herşey beynimde yankılanıyordu.

“Zehirleyen sendin?” Sesim çok kısık çıkmıştı önce bir kaç saniye ne dediğimi düşünmüştü. Sonra güldü.

“Bak onu bilerek yapmadım. Yanlış adrese gitti o. Normalde yukarı katındı sana denk geldi. Şansına küs artık özür dilerim.”

“Şerefsizsin.”

“Yani genelde öyle söylüyorlar.”

Ayağa kalktı bir sandalyeyi sürükleyerek önüme çekti ve karşımda oturdu. Dirseklerini dizlerine yaslayıp ellerini birleştirdi, öne doğru eğildi.

“Ben böyle değildim be. Ama baban ailemi öldürüp, abin de kardeşimi öldürdükten sonra işte böyle oluyorum.”

“Babam aileni öldürmedi! Bunu sende biliyorsun! Am sen benim ailemi öldürdün!”

“Ah güzelim sana yalan söylemişler sen ‘he he’ de geç o duyduklarını.”

“Hani ölmüştün.”

Kahkaha attı.

“Beni bu kadar sevdiğini belli etme alınıyorum bak.”

Arkasına yaslandı.

“Ah ah. Hapisten kaçmak içindi o ya küçük bir plandı altı üstü.”

“Senin kardeşin benim sevgilimi öldürdü!”

“Ah evet onu da duydum. Başın sağ olsun ya bak üzüldüm biraz. Napsın o da abisi gibi tezcanlı hemen intikam almaya çalışıyor işte beklemiyor hiç.”

“Öleceksin... Öldüreceğim seni.”

“Söyleme öyle şeyler bak kalbim kırılıyor.”

“Şerefsiz.”

Yine güldü. İçerde sesler yankılandıkça beynimin içinde daha fazla ses yankılanıyordu.

Ayağa kalktı.

“Bizim çocuklar buraya atmış seni. Bak onlara da kızdım haberin olsun.”

Tekrardan yanıma eğildi, cebinden bıçak çıkarttı ancak sonra durdu. Bıçağı tekrar cebine kattı.

“Zaten bu halde yürüyemeceksin boşuna açmayim bari.”

Beni kucağına aldığında direnmeye çalıştım ancak hala kendime gelememiştim. Deponun içindeki başka bir kapıdan geçerek aydınlık bir yere girdiğimizde gözlerim kamaşmıştı. Yeni fark ediyordum. Bir evdeydik, sanırım Marco’nun evindeydik. Merdivenlerden yukarıya çıktıktan sonra bir odaya girdi ve beni odadaki yatağa otutturdu. Kenarda duran sandalyeyi yatağın yanına doğru çekip yine sandalyeye oturdu.

“Şimdi bak seninle bir anlaşma yapıyoruz. Ben sizinkilerle iletişime geçene kadar sen uslu uslu oturuyorsun. Anlaştık mı?”

Cevap vermedim.

“Neyse zaten çıkamazsın buradan. Birazdan yemek getirecekler korkma zehir yok içinde. Rahatça yiyebilirsin”

Güldü, sonra yine dirseklerini dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi.

“Biliyor musun seni tanıyordum. Küçüktün. Bana göre fazla küçüktün.” Arkasına yaslandı. “Çok güzel bir kadınsın aslında. Ama araya düşmanlıklar girdi be Yüzbaşı. Korkma uslu durduğun sürece sana zarar vermeyeceğim. Senin zaten kalbin kırılmış yeteri kadar zarar almışsın. Benim derdim Teoman’la. O da bunu çok iyi biliyor.”

Saatine baktı sonra tekrar bana baktı.

“Bence yokluğunu fark etmiştir artık, sence?”

“Mavi?..”

“Ne?”

“Mavi... İyi mi?”

“Her şu küçük şey. İyi iyi evde mışıl mışıl uyuyor.”

“Öldürdün mü?”

Güldü.

“Sen beni iyice katil yaptın be Yüzbaşı.”

Kahkaha attı.

“Yaşıyor birşey yapmadık.”

Kapı çaldığında o tarafa doğru bakmaya çalıştım. Kapı açıldı ve içeriye orta yaşlarda bir kadın girdi.

“Beyfendi yemek hazır odaya getirmemi istemiştiniz.”

“Masaya bırakıp çıkabilirsin.”

Kadın elindeki tepsiyi masaya bıraktıktan sonra odadan çıkıp kapıyı yeniden kapattı. Marco ayağa kalktı, tepsiyi aldı. Bu sefer sandalyeye değil yatağa, yanıma, oturdu.

“Sağa sola saldırmayacaksan yemeğini yedireceğim. Kendine gelmeni sağlar. Bak ben dokunmadım bile yemeklere aşçı hazırladı.”

“Komik değilsin, iticisin.”

Güldü.

“Bu zamandan sonra ne olduğum pek fark etmiyor.”

Tepsinin kenarındaki bezi alıpboynuma kattı. Ardından kaşığı alıp kasede duran çorbayı karıştırdı. Sonra kaşığa biraz çorba alıp bana uzattığında başımı geri çektim. Kaşığı tekrar indirip kaseye bıraktı.

“Bak! Öyle elini ayağını açmamı bekliyorsan çok beklersin! Şunu zıkkımlan gidicem. Daha Teoman’la işlerim var! Tüm zamanımı sana harcayamam!”

“Yemiycem!”

Kaşığı yeniden alıp çenemi tuttu, kaşıktaki çorbayı zorla içirdiğinde hala çenemi sıkıyordu.

“Onu yut! Sakın tükürme!”

Dişlerimi sıkıp çorbayı yuttuğumda çenemi bırakmamıştı. Kasedeki tüm çorbayı zorla içirdikten sonra boynumdaki bezi alıp ağzımı sildi. Tepsiyi tutup ayağa kalktı, tepsiyi masaya bıraktı.

“Boşa kaçma hayalleri kurma. Pencereler kilitli ve demir var. Aşağısı, tüm bahçe ve evin etrafı adam dolu. İstesen de kaçamazsın yani!”

Kahkaha attığında ondan bir kez daha iğrenmiştim. Odadan çıkıp kapıyı kapattığında kilit sesi duydum. Kapıyı da kilitlemişti. Ellerim va ayaklarım birbirine bağlıyken hareket bile edemiyordum ki zaten başımın dönmesi bile yeni geçiyor, daha yeni kendime geliyordum.

Başımı yastığa bıraktım, gözlerimi kapattım. Benim yüzümden yine ailemin başı belaya giricekti. Üstelik bu konu hiç birimizi ilgilendirmiyorken. O kadar çaresiz hissediyordum ki kendimi. Bi o kadar da aciz. Yavaşça nefes alıp verdim. Gözlerimi yeniden açtığımda ellerime baktım. Bileğimdeki ipler o kadar sıkı bağlanmıştı ki artık bileklerim bile acımaya başlamıştı. Burada böylece hiç birşey yapmadan bekleyecek miydim?

♣♣♣

Aşağı indiğimde tüm adamlar hizzaya girmiş beni bekliyordu. Telefonumu alıp bahçeye çıktım. Havuz kenarındaki koltuğa oturdum. Bunu ben istememiştim. Beni bu hale getiren onlardı. Ailemi o kadar küçük yaşta kaybettim ki sadece kardeşimle bir başıma kalmıştım. Benim ailemi Mehmet öldürmüştü. Kardeşimi ise Teoman öldürdü. Yeteri kadar sabrım kalmış olsaydı eğer etrafındaki herkesi tek tek öldürür yalnızca onu yaşatır ve delirmesini izlerdim. Ancak şu anda Ömrüm’ün elimde olması bile onu delirtiyordu. Ve ben herşeyden önce onu öldürmek istiyordum. İntikamımı yarıda bırakamazdım. Kardeşimin ölümünü öylece kabullenemezdim.

“Beyfendi bağlantı hazır.”

Başımı kaldırdığımda adamlardan biri yanımdaydı. Elimi uzattığımda telsizi bana verdi. Gelen viskimden bir yudum içtikten sonra telsizin arama tuşuna bastım. Üç kez çaldıktan sonra telefon açıldı.

“Alo?!”

Hiddetli bir ses. Kahkaha attım.

“Kimsin?!”

“Ah Teoman. Hiç değişmemişsin.”

Bir kaç saniye sessizlik oldu. Sanırım bana sövüyordu.

“Sen ölmedin mi şerefsiz!”

Dişlerini sıkarak konuşuyordu, belliydi. Güldüm.

“Ya biliyor musun bende öldüm sanıyordum. Ölmemişim.”

Yeniden güldüğümde birşeyler mırıldandı ancak anlamadım.

“Sen şimdi sorarsın. Ben direkt söyleyim. Yüzbaşı burda. Güvenli ellerde, sen merak etme.”

“Senin güvenini s****** şerefsiz! Ne istiyorsun lan hala ne istiyorsun?!”

“Öyle küfür etmek falan sana hiç yakışmıyor bak. Ayıp oluyor. Ben aramışım o kadar, sohbet ediyoruz. Sakin biraz.”

“Ne istiyorsun lan kardeşimden. Bırak kardeşimi!”

“Aa tabi tamam. Özür dilerim hemen bırakıyorum.”

Kahkaha attım. O da küfür etmişti.

“Mark! Ne istiyorsun kardeşimden!”

“İntikam!”

“Ne intikamı p**. Bir kardeşim şehit oldu zaten! Ne intikamı şerefsiz.”

“Sen benim kardeşimi öldürdün. Bende senin kardeşini öldüreceğim. Hemde bunu yavaş yavaş yapacağım. İkinizde acı çekin diye!”

“SENİN KARDEŞİN ALP’İ ÖLDÜRDÜ P**. NEYDEN BAHSEDİYORSUN SEN! O BİR TERÖRİST! SENİN GİBİ. NAPACAKTIM ÖLDÜRMEYİP!”

Dayanamayıp telsizi kapattım. Hiç bakmadan bir yere fırlattığım da kırılmıştı, duymuştum. O benim kardeşimi öldürmüştü! Getirilen şişeden bardağa viski doldurduktan sonra büyük bir yudum aldım. Ardından bardağı da karşı duvara fırlattım.

🍂 🍂 🍂

Aynı numarayı takrar aradığımda telefon kapalıydı. Elimi yumruk yaptığımda öfkemi bastıramıyordum. Bunun intikamı çok ağır olacaktı Mark!

Telefonu cebime katıp odadan çıktığım anda karşıma Asil çıktı. Beni görünce selam vermişti ama sonra gitmemişti. Gerçekten mi? Seninle uğraşamam şu anda!

“Komutanım.” Dedi gevşek bir şekilde.

Karşısında durmuş ona bakıyordum sadece.

“Bugün nasılsınız diye sorucaktım.”

Bir kaç saniye baktıktan sonra bir adım ona doğru atarak dibine girdim.

“Gerçekten nasıl olduğumu öğrenmek ister misin?!”

Bana baktı sırıttı. Bilerek tahrik ediyordu. Boynuna yapışıp, onu duvara yasladığımda elimi tuttu.

“Bugün nasıl olduğumu gerçekten bilmek istemezsin Asil. Ama merak ediyorsan söyleyeyim. Birini gebertmemek için kendimi zor tutuyorum ve bu sen olma bence.”

Öksürmeye çalışıyordu elimi boynundan çekmeye çalışıyordu ama hepsi nafileydi. Etraftaki subaylar yanımıza gelmişti. Sesleniyorlardı ancak dokunamıyorlardı. Asil’in boynunu bıraktığımda yere düşmüş öksürüyordu. İki adım geri çekilip subaylara baktım. Hepsi korkuyordu şu anda benden farkındaydım. Gözlerinde görüyordum.

“Biriniz Sancak Timine ve Kızıl Timine haber verin. Hangarda beni beklesinler! Birinizde binbaşıyı revire götürün. Rapor yazsınlar bugün için. Benim söylediğimi söyleyin!”

Elimi yumruk yapıp tekrardan Asil’e baktığımda bana bakmıyordu bile. Levent’in odasına vardığımda kapıyı çalıp içeriye girdim. Beni gördüğünde önündeki işi bırakıp bana odaklandı. Kapıyı kapatıp karşısına oturdum.

“Levent Albayım... Abi Ömrüm Marco’nun elinde.”

“Ne demek Marco’nun elinde Teoman. Ölmemiş miydi bu herif?”

“Ölmemiş işte ölmemiş! Hapisten kaçmak için yapmış! Az önce beni aradı. Tek kullanımlık kart geri ulaşamıyorum. Hiç birşey söylemedi. Sen benim kardeşimi öldürdün bende senin kardeşini öldüreceğim dedi.”

“Başka ne dedi Teoman! Bir yer bi istek başka birşey!”

“Söylemiyor! Söylemedi abi! Sadece Ömrüm’ü öldüreceğini söylüyor. Sonra da telefonu kapattı! Abi... Abi bak çok olmadı, ben bir kaç ay önce daha bir kardeş kaybettim zaten. Ömrümü de kaybedemem ben!”

“Öfkene yenik düşüyorsun Teoman! Acemi değilsin sen! Soğuk kanlılığını koru!”

Dişlerimi sıkıp gözlerimi kapattım. İki elimle yüzümü sıvazlayıp seslice nefes verdim.

“BİR İZ BİR İŞARET, BENİ ONA GÖTÜRECEK, ONUN YERİNİ BELLİ EDİCEK HİÇ BİRŞEY YOK ABİ YOK! BEN KARDEŞİMİ KAYBEDEMEM! O ŞEREFSİZ BENİM BÜTÜN AİLEMİ ÖLDÜRDÜ ZATEN! DAHA NEYİN İNTİKAMINDAN BAHSEDİYOR P**. ANNEMLE BABAM ONUN YÜZÜNDEN ÖLDÜ! KARIM ONUN YÜZÜNDEN DÜŞÜK YAPTI BEN OĞLUMU ONUN YÜZÜNDEN KAYBETTİM! BEN ALP’İ ONUN YÜZÜNDEN KAYBETTİM. ÖMRÜM’Ü DE KAYBEDEMEM ABİ!’

Sinirle elimi masaya vurduğumda öfkem içime sığmıyordu artık. Levent ayağa kalktığında bende beklemeden ayağa kalktım yanıma gelmesine izin vermemiştim.

“Timle toplantı yapacağım. Ben hangardayım.”

Odadan çıktığımda hızlı adımlarla aşağıya inip binanın çıkışına gittim. Hangara doğru ilerledim. İçeri girdiğimde hepsi hızlıca ayağa kalkıp hizaya girdi.

“Oturum!”

Hepsi yeniden oturduğunda benim sesimle gerilmişlerdi.

“Ömrüm kaçırıldı. Marco Ömrüm’ü gece saatlerinde kaçırdı.”

“Komutanım, Marco ölmüştü.”

Mete’ye baktım. Onun timi benden daha çok telaşlanmaya başlamıştı.

“Ölmemiş p**. Oyun oynuyor bizimle.”

“Gidelim komutanım bulalım Ömrüm komutanımız. Biz niye buradayız.”

“Şu anda yerini bilmiyoruz Oğuz. İletişime geçemiyoruz. Yarım saat önce benimle iletişime geçti. Ancak bir yer belirtisi yok. Tekrar iletişime geçmesini bekliyoruz. Her an hazırda olun. Bir süre buradayız. Evlerinize koruma gönderiliyor, ailelerimize haber verin. Telaş yapmasınlar.”

“Emredersiniz komutanım!”

“Serbestsiniz. Karargahta çıkmayın yeter. Emir geldiğinde hepinize ulaşabileyim.”

Hangardan çıktığımda öfkem dinmemişti ama içime kaçmıştı. Elim kolum bağlı beklemek öfkeme daha çok öfke ekliyordu. Verdiğim tüm sözlerin tek tek yıkılıyor olması beni o kadar yormaya başladı ki. Kız senden ilk kez birşey istedi niye yapmıyorsun hemen ve adam. Koruma kat dedi çevreye. Kat işte niye bekliyorsun. İlk kez istedi lan senden ilk kez.

İki elimle yüzümü kapattığımda olduğum yerde durdum. Aklım gittikçe bulanıklaşıyordu. Telefonum çaldığında hızlıca telefonu cebimden çıkarıp bi ümit ekrana baktım. Timur arıyordu. Ağzımın içinde gevelediğim küfürle telefonu açtım.

“Efendim Timur.”

“Abi günaydın.”

“Günaydın.”

“İşin mi vardı?”

“Hayır söyle.”

“Abi Ömrüm’ü arıyorum da telefonu kapalı. Bildiğim kadarıyla da izinde değil. Müsaitse, yakınındaysa arayabilir mi beni konuşabilir miyim?”

“Niye?”

“Kardeşimle konuşacağım abi. Birşey sormam gerekiyor.”

“Yok Ömrüm.”

“İzinde mi? Evdedir o zaman.”

“Hayır Timur, Ömrüm yok.”

“Nasıl yok abi?”

Gözlerimi kapatıp seslice nefes verdim.

“Abi?”

“Yok işte Timur yok. Gece yarısı kaçırıldı Ömrüm.”

“Ne? Ne demek kaçırıldı abi?”

“Timur nöbetçi misin bugün?”

“Hayır, abi konu bu mu?”

“Tunç’u al, yengengilin yanına git. Ben bir süre karargahtayım. Yalnız kalmasınlar. Evden de çıkmasınlar. Birşey lazım olursa da beni arayın hatta eve giderken alışveriş yapıp gidin. Ben para gönderirim size.”

“Abi ne gerek var. Tamam biz hallederiz. Abi... Ömrüm iyi mi biliyor musun? Kim kaçırdı?”

Sustum. Ama cevap bekliyordu.

“İyi mi bilmiyorum. İyi olduğunu umuyorum.”

“Abi, kim kaçırdı?”

“Ya sen tanıyor musun sanki herkesi hadi Timur dediğimi yap!”

“Görüşürüz.”

Telefonu ilk o kapatmıştı. Telefonu cebime katıp binaya girdim. Kendi odama girip koltuğa oturdum. Elimden hiç birşey gelmiyordu...

•••

Odadan sessizce çıkıp aşağıya indim salona inip koltukta oturdum. Telefonumu alıp numarayı çevirdikten sonra çaldırdım. Dördüncü çalışta açılmıştı.

“Alo.”

-

“Hayır hayır, sorun yok. Napıyorsun?”

-

“Bizde aynı.”

-

“İyiler.”

-

“Tamam, görüşürüz. Kendine dikkat et.”

Telefonu kapatıp numarayı sildim ve arkama yaslandım. Seslice nefes verip gözlerimi kapattım.

Tam arkamdan gelen sesle irkilmiştim.

“O kim?”

Arkamı döndüğümde göz göze geldik.

...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 04.07.2025 22:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...