15. Bölüm

15. Bölüm: GEÇMİŞ

Sy_sena
sy_sena

 

Bir anda gözlerimi açtığımda oda karanlıktı. Kenara tutunarak yavaşça doğruldum. Bir gölge vardı. Başucumdaki küçük ışığı açtığımda oda bomboştu. Hiç kimse yoktu...

 

Yavaşça nefes alıp verim. Işığı açık bırakıp yeniden uzandım. Çok ağrım vardı ama aklım oraya odaklanmıyordu bile. Abim nerede? Beni bırakıp gitmezdi. Seslice nefes verdim. Ben uyanmadan önce odada birisi vardı ve bu kişi abim değildi. Belki hayal gördüm bilmiyorum ama onun kokusuydu. Alp’in kokusuydu o. Yanıma oturdu elimi tuttu.

 

Gözlerim dolmaya başladığında gözlerimi kapattım. Hayal gördün Ömrüm. Sadece bir hayal. Ve artık uyandın.

 

Kapı açıldığında başımı çevirip kapıya baktım. Timur abim gelmişti. O ne zamandır burada?

 

“Uyandın mı güzellik?”

 

Yanıma gelip elimi tuttu.

 

“Seni de iki dakika yalnız bırakmaya gelmiyormuş. Sabahtan beri başında bekliyorum uyanmadın. Gittiğim anda uyanmışsın.”

 

“Teoman nerede?”

 

“Ben de iyiyim Ömrüm. Teşekkürler abicim.”

 

Çok hafifçe gülümsemiştim. Halim olsa onunla da uğraşırdım.

 

“Eve gitti üstünü değişmek için de sanırım Umay bırakmadı. Sabah gelicem dedi.”

 

“Siz iyi misiniz?”

 

“İyiyiz merak etme.”

 

Elimi yavaşça bırakıp saçlarımı okşadı. Gözlerimi kapattım. Ama yalnızca bir kaç saniye sürmüştü. Yeniden gözlerimi açtım.

 

“Abi nerdeydin sen?”

 

“Kantinden tost alıp geldim güzelim. Odaya gelene kadar da yedim sen rahatsız olma diye.”

 

“Oda neden karanlıktı?”

 

O da yeni fark etmiş olacak ki etrafa baktı.

 

“Ben ışığı açık bıraktım çıkarken. Şu anda sen söyleyince fark ettim.”

 

“Her yer karanlıktı. Başucumdaki lambayı bile yeni açtım.”

 

“Belki hemşire falan girmiştir odaya. Uyuyorsun diye kapatmıştır güzelim.”

 

Hafifçe başımı salladım. O da doğru söylüyordu.

 

“Ömrüm, hadi uyu biraz daha güzelim. Serumun daha dolu. İlaçların etkisi devam ediyordur. Rahatça uyursun. Ama ağrın varsa söyle.”

 

“Hıg hıg. Şu anda pek hissetmiyorum.”

 

Saçlarımdan öptü.

 

“Hadi uyu ben yanındayım.”

 

Gözlerimi yeniden kapattım ama uyuyamıyordum. Belki sürekli uyuduğumdan belkide gördüğüm hayalin etkisindendi bilmiyordım ama gözlerimi yeniden açmadım.

 

Kapı yeniden açıldığında gözlerimi açtım. Gelen Mert’ti. Uyanık olduğumu görünce tamemen içeri girip kapıyı kapattı.

 

“Geçmiş olsun Ömrüm.”

 

Çok hafifçe gülümsedim.”

 

“Teşekkür ederim.”

 

“İyi misin?”

 

“Sanırım iyiyim. Bilmiyorum.”

 

Gülümsedi.

 

“Mert. Mezarlığa gidiyor musunuz hiç?”

 

Duraksadı. Hafif kaşlarımı çattım.

 

“Hayır. Yani evet gidiyoruz ama yakın zamanda gitmedik.”

 

“Mihra nasıl? Cenazenden sonra o u hiç görmedim.”

 

“Ömrüm, şimdi bunları mı konuşalım. Dinlensene.”

 

Abime bakıp seslice nefes verdim.

 

“İyi. Toparlamaya çalışıyor oda. Ama sen biraz da kendinle ilgilen artık Ömrüm. Şu anda hiç birşeyi düşünmene gerek yok.”

 

“Ben ne zaman çıkarım?”

 

“O konu beni aşar. Birşey söyleyemem. Ben çıkayım sen de dinlen hadi. Tekrar geçmiş olsun.”

 

Mert odadan çıktığında Timur abime baktım.

 

“Abi ben ne zaman çıkarım?”

 

“Ömrüm senin dosyandan haberin var mı? Yoksa ben söyleyeyim mi sana? Abimler seni bulduğunda hipotermi geçiriyormuşsun, baygınmışsın, ağır yaralıymışsın. Hastaneye gittiğinizde yoğunbakıma alınmışsın. Ne oldu bilmiyorum bak buna bende çok şaşırdım. Normalde bir haftada anca uyanabilecekken bir günde uyanmışsın. Buraya geldin değerşerin hala düşük. Vücudunda hem yanık hem açık yara var senin ya Ömrüm. Sence şu anda senden daha önemli ne var?”

 

Cümleleri bittikten sonra bir kaç saniye bakışmıştık. Ama benim hala aklımda olan bir soru vardı.

 

“Abi yani ne zaman çıkabilirim?”

 

“Ömrüm!”

 

Seslice nefes verdi. Çok sinirliydi ancak sakin kalmaya çalışıyordu.

 

“Çıkamazsın, çıkartmıyorum. Şu anda benim hastamsın sistemde ben imza vermediğim sürece kimse seni çıkartamaz vermiyorum imza falan.”

 

Seslice nefes verip önüme döndüm.

 

“Daha fizik tedavi göreceksin ayrıca. Hastaneden çıkınca hastaneyle bağın kesilmiş sayılmıyor.”

 

Abime baktım yeniden.

 

“Neden fizik tedavi?”

 

“Kasların çok zayıf. Olması gerekenden daha az tepki veriyorsun.”

 

“Nasıl yani?! Abi!”

 

Doğrulmaya çalıştığımda hızlıca kalkıp yanıma geldi ve beni tuttu. Saçlarımı okşadı.

 

“Şıı güzelim sakin ol. Kalıcı bir sorun yok. Ayaklarını ellerini kullanabiliyorsun. Sadece az tepki veriyorsun. Bu da kısa bir tedaviyle geçecek. Sakin ol güzelim.”

 

“Yalan söylemiyorsun değil mi?”

 

“Hayır hayır. Neden yalan söyleyeyim Ömrüm. Zaten biraz daha kendini toparla. Şu değerlerin yükselsin. Beraber yürümeye başlayacağız. Ancak kandaki değerlerin çok düşük. Seni şu anda kaldırırsam bayılırsın.”

 

“İlaç verme artık. Bu kaçıncı serum sayamıyorum bile.”

 

“Vücudunun ihtiyacı var. Şu anda sana ne yedirirsek yedirelim kendini toparlayamazsın.”

 

Seslice nefes verdim. Başımı yastığa yasladım. Sabah olana kadar tavanı seyrettim. Abim yanımdan ayrılmamıştı.

 

Yürüyebilecek miydim? Bir sorun yoktu değil mi? O kadar fazla ilaç veriyorlardı ki hissetmiyordum hiçbir şey. Abim bana yalan söylemez. Biliyorum. Ama düşünceleri zihnimden atamıyordum.

 

∞ ∞ ∞

 

Sabah olmuştu. Ama benim için pek bir şey fark etmiyordu. Zaman hala aynı zamandı. Görevli odaya girip yemek getirdiğinde abim yemeği almıştı. Masaya katıp bana yaklaştırdığında nasıl bir tepki vermiştim bilmiyorum ama bana garip bakıyordu.

 

“Teomanla çok yaşıyorsun. Sinir oluyorum. Altı üstü sadece çorba içiricem Ömrüm. Amacın ne aç kalıp bayılmak falan mı. Tamam serum veriliyor da o hayatta tutmayacak seni. Yemek yemen gerekiyor.”

 

“Ağzımı bile açmadım. Ne anlatıyorsun bana?”

 

Seslice nefes verip yanıma oturdu. Yemeğin kapağını açtığında bunun bana özel olarak geldiğini anlamıştım. Normalde kahvaltıda çorba verilmezdi çünkü.

 

Kaşığı alıp çorbayı biraz karıştırdıktan sonra biraz çorba alıp kaşığın altını kasenin kenarına sildi. Kaşığın altına peçete tutarak yavaşça bana yaklaştırdığında geri çevirmemiştim. Kaşıktaki çorbayı içtim. Herkes artık bana isyan edecekti çünkü. O kadar mızmız bir insan olmaya başlamıştım ki herkesin tahamül seviyesini zorluyordum.

 

Midemin aldığı kadar çorba içmiştim. Fazlası için zorlamadı. Zaten zorlasa da yiyemezdim.

 

“Teoman abim gelecek mi?”

 

“Geleceğini söyledi ama bilmiyorum. Uzun zamandır eve gitmiyor. Karargahta kaldı hep. Umay bırakmamıştır onu şimdi.”

 

“Söyle gelmesin.”

 

“Söylesem sanki dinleyecek mi beni Ömrüm?”

 

“Tamam ara bana ver ben söyleyim.”

 

“Ömrüm sen buraya kimin gelip gittiğini dert etmeyi bırakır mısın? Sen sadece dinlen”

 

Seslice nefes verdim. Tamam da ben üç yaşında mıyım? Neden kimse beni dinlemiyor. Umay’ın bile benden daha çok sözü dinleniyor. Başımı yastığa yaslayıp gözlerimi kapattım.

 

Ağrılarım yavaş yavaş kendini belli etmeye başlıyordu. Uzanırken sırtıma yaptığım ağırlık şu anda benim için ölüm gibiydi. Çok hatırlamasam da hayal mayal hatırlıyordum neler yaşadığımı.

 

“Yürümek istiyor musun?”

 

Gözlerimi açıp abime baktım.

 

“Normalde yarın yürümeye başlayacaksın ama istersen şimdi kaldırabilirim biraz seni.”

 

“Bilmiyorum.”

 

“Gel.”

 

Yatağımı doğrultup üstümdeki örtüyü yavaşça açtı. Ellerimi tuttuğunda ondan destek alarak yavaşça doğruldum. Ayaklarımı tek tek yataktan indirdi. Yeniden ellerimi tuttu.

 

“Hazır olduğunda benden destek al, birşey olursa ben seni tutucam korkma.”

 

Hafifçe başımı salladım. Hayır şu anda hiç hazır değilim. Ama artık kalkmıştım bile. Derin bir nefes alıp verdim. Ellerini sıkıca tutup destek alarak ayağa kalktım. Kalktığımda ayaklarım titremeya başlamıştı ama ellerimi hiç bırakmamıştı.

 

“Sakin ol şimdi. Sadece kasların zayıf o yüzden titriyorsun. Yürümek yerine bir kaç dakika ayakta da kalabilirsin. Şu anda yürümek sana yük olabilir. Ama hiç bir sıkıntı yok güzelim tamam mı? Korkma.”

 

Gözlerimi kapattım yavaşça nefes alıp verdim. Yaklaşık bir dakika kadar ayakta kalmıştım ama bu bile bana çok zor gelmişti. Yavaşça yatağa oturduğumda bile ellerimi bırakmamıştı.

 

“Uzanayım ben.”

 

“Olur güzelim.”

 

Beni yeniden yatağa uzandırıp üstümü örttü. Saçlarımı okşadı.

 

“Fizik tedaviye gideceksin, merak etme. Yaşadıklarına göre çok çok iyi durumdasın Ömrüm. Vücudunda yanık izleri bile var.”

 

O konuşurken dişlerimi sıkmıştım. Şu anda canım yanmıyor ancak o anı yeniden yaşıyordum sanki.

 

“Ömrüm.”

 

Abime baktım.

 

“Geçti güzelim.”

 

Gülümsedi. Bende çok hafif gülümsedim. Elimi tuttu.

 

“Uyumaktan alıkoyamıyorum kendimi.”

 

“Normal birşey bu. İlaçların çok ağır çünkü. Uykuya direnme, uyu dinlen.”

 

“Uyursam odadan çıkma hiç... Elimi bırakma.”

 

“Bırakmayacağım söz.”

 

Yavaşça gözlerimi kapattım. Bi’ uykum vardı bi’ uykum yoktu. Bende karar veremiyordum artık.

 

∞ ∞ ∞

 

Günler sadece birbirini kovalıyordu. Benim için başka hiç bir anlamı yoktu. On gün geçmişti. Hasataneden taburcu olalı iki gün oluyordu. Az önce fizik tedavinin ikinci seansını bitirmiştim. Ama canım çok acıyordu artık. Ağrılarım yeniden başlamıştı.

 

“Biraz su iç güzelim.”

 

Tunç abim önümde eğildi, elimi tuttu. Tuttuğu su şişesini bana uzattı. Su şişesini yavaşça alıp biraz su içtim.

 

“Teşekkürler.”

 

“Dinlen biraz kendini toparla öyle çıkarız.”

 

Başımı salladım. Biraz sonra ayağa kalkıp beni kucağına aldı. Gülümsedim. Düşmemek için kazağını tuttum. Hastaneden çıkıp otoparka girdik. Arabanın yanına gittiğimizde beni yere indirmeden kapıyı açtı, beni koltuğa otutturdu, kemerimi bağladı. Kapıyı kapatıp kendi tarafına döndü ve arabaya bindi.

 

“Bize gidiyoruz.”

 

“Kendi evime gitsem?”

 

“Herkes bizde olacak akşam Ömrüm. Hatta yengem ve Umay şu anda bizdeler.”

 

Seslice nefes verdim. Birşey demedim. Arabayı çalıştırdı, otparktan çıktık. Biraz trafik vardı. Başımı geriye doğru yaslayıp camdan dışarıyı seyrettim.

 

Eve vardığımızda arabadan inip yanıma geldi. Elimi tutarak arabadan inmeme yardımcı oldu.

 

“Tamam gerisini ben hallederim.”

 

“He Ömrüm he! Bitmesin inadınız hiç tamam mı!?”

 

Kapıyı kapattıktan sonra beni dikkatlice kucağına almıştı. Evin kapısına vardığımızda kapı çoktan açılmıştı. Açelya bizi bekliyordu.

 

“Hoşgeldiniz.”

 

Açelya’ya baktım, hafifçe gülümsedim.

 

Abim içeri girdiği anda bir anda tüm renkler değişmişti. Merdivenlere yöneldi.

 

“Abi nereye?”

 

“Odana, dinlen biraz.”

 

“Hayır. Yukarıya çıkmayacağım. Salona götürür müsün beni?”

 

Başını salladı. Salona götürdü beni. Koltuğa uzandırıp sırtıma bir yastık kattı. Kenardaki örtüyle üzerimi örttü.

 

“Ömrüm çorba yaptım sana-“

 

Yengeme baktım. O da bu bu evi çok iyi biliyordu. Abimle bir süre burda kalmışlardı çünkü. Abim okuldayken de o burda kalmıştı. Biliyordu yani burayı. Onun da anısı vardı...

 

“Abla, teşekkürler. Sonra yesem olur mu? Canım hiç istemiyor.”

 

“Tabii ki. Ne zaman istersen söyle.”

 

“Umay nerde?”

 

“Az önce uyudu o. Geleceğinden haberi yoktu. Geldiğinde seni yormasın diye söylemedim. Uyanınca zaten durmaz. Seni sorup durdu hep.”

 

“Teomanın odasında mı?”

 

“Evet.”

 

“Yenge, sen de git Umay’la beraber dinlen. Yorulmuşsun bir sürü şey yapmışsın. Zaten birazdan abimler gelir. O da seni uğraştırır.”

 

Timur abime baktım. Açelya bana baktığında başımı salladım. Bir şey olur diye gitmek istemiyordu. Yanımda kalmak istiyordu.

 

“Tamam o zaman. Birşey olursa seslenin.”

 

“Merak etme sen ben burdayım.”

 

Açelya’nın merdivenlerden yukarı çıktığını duymuştum. Abim mutfağa gitti. Bir kaç dakika sonra elinde bir bardak su ile geri döndü. Küçük masayı yanıma yaklaştırıp bardağı üzerine koydu.

 

“Üstümü değiştirip geliyorum.”

 

Birşey demedim. O da gitti zaten.

 

Perdeler açıktı. Bahçe temizlenmişti. Bahçedeki oturma grubu eskidiği ve kırıldığı için yenileri alınmıştı. Hiç alakaları yoktu ama eskileriyle. Onları atmalarına izin vermemiştim. Evin deposuna kaldırmışlardı. Başımı koltuğun kenarına yasladım. Dört erkek çocuğu ve saçlarından o güne kadar nefret eden bir kız çocuğu vardı karşımda. Saçları kabardığı için mutsuz olan kız çocuğu.

&

“Ömrüm ağlama artık güzel kızım. Değiyor mu göz yaşlarına?”

 

“Seninkiler gibi istiyorum anne. Onlar hiç kabarmıyorlar. Senin saçların hep çok güzel.”

 

Ağlamaktan boğazı şişmişti artık. Sesi titriyordu konuşurken. Gözleri kızarmıştı. Aslında onun da saçları çok güzeldi ama henüz farkında değildi.

 

“Bak misafir geldi aşağıda bekliyor.”

 

“İnmiycem anne. Beni böyle görmesin kimse!”

 

“Ayıp olur misafire kızım. Hadi. Hem senin saçların çok güzel Ömrüm. Nerden çıkartıyorsun çirkin olduğunu?”

 

Yeniden ağlamaya başladı. Annesi onu kucağına alıp gözlerini sildi. Yavaşça saçlarını okşadı. Hafifçe gözlerinin üstünden öptü.

 

“Ömrüm, çok güzelsin prensesim.”

 

Islanmış kirpikleriyle annesine baktı.

 

“Sen inmezsen eğer ben de aşağıya inmem. Otururuz burda beraber.”

 

“Ama senin gitmen lazım.”

 

“Kızımı bırakmam.”

 

Burnunu çekip ellerinin tersiyle gözlerini sildi.

 

"Olmaz anne."

 

"O zaman beraber iniyoruz."

 

Bir şey dememişti. Annesiyle beraber aşağıya indiler. O büyük misafirler bekliyordu ama kendisinden birkaç yaş büyük. Bir çocuk vardı sadece. Abileriyle ve babasıyla beraber bahçedeydi.

 

Annesiyle beraber bahçeye çıktılar. Gülsüm Ömrüm'ü yere indirdi. Ardından üzerini düzeltti.

 

İlk Teomanın dikkatini çekmişti Ömrüm'ün gözlerinin şişliği. Oturduğu yerden kalkıp kardeşinin yanına gitti. Elini tuttu.

 

"Sen neden ağladın."

 

"Ağlamadıım!"

 

"Gözlerin kızarmış."

 

"Toz kaçtı gözüme. Ağlamadım."

 

Yanağından öptü abisi kardeşinin.

 

"Ağlama sakın tamam mı? Gel bana anlat."

 

"Ağlamadım yaa!"

 

Ömrüm koltuğa çıkıp oturdu. Abisi de yanına oturmuştu. Gelen misafir Timur'la konuşuyorlardı. Zaten yaşıt gibi de duruyorlardı.

 

İlk kez gördüğü bu yabancının kim olduğunu merak etti.

 

"Ömrüm? Neden ağlıyorsun sen?"

Dalmıştım. Farkında değildim. Abimin seslenmesiyle kendime geldiğimde anca ağladığımın farkına varmıştım. Gözlerimi silip abime baktım.

 

"Ağlamıyorum."

 

"Ağrın mı var?"

 

"Hayır."

 

Yanıma geldi. Canımı acıtmaktan korktuğu için koltuğa oturmamış yere dizinin üstüne çökmüştü. Saçlarımı okşadı.

 

"Noldu anlat hadi. İki dakika üstümü değiştir eye çıktım sadece. Ne olmuş olabilir güzelim?"

 

"Bir şey olmuyor ya... Sorun orada..."

 

"Siz abimle bu evde nasıl yaşıyorsunuz?"

 

"Burası bizim evimizdi Ömrüm."

 

"Evet işte nasıl yaşıyorsunuz?"

 

"Alıştık sadece... Sen katlanamıyorsun bu eve. Asker oldun... Her şeyi kaldırabiliyorsun... Vücudundaki yaraları bile kaldırabiliyorsun. Ama bu evdeki anılarını kaldıramıyorsun hala."

 

"Alp eskiden de vardı. Bir kaç ay hayatımızdaydı. Sürekli bu eve geliyordu. Sonra bi daha gelmedi. Babam gittiğini söylemişti. Ama gitmemişti... Büyüdüğümde anladım. Burda olsaydı eğer... sorardım. Neden bir daha gelmediğini."

 

"Kimseye kin tutmayacaksan söylerim."

 

"Biliyorsun... Üçünüz de biliyorsunuz."

 

Başını salladı.

 

"Gittiği günden beri özel eğitim gördüler. Teomanla birlikte. Ben ve Timur bir kaç kez görüşmüştük ama Teoman her gün görüyordu. Çünkü aynı eğitimi kendisi de alıyordu. Babam bize de sordu. Ancak ikimiz de kabul etmemiştik. Asker olmayı hiç düşünmemiştim. Şimdi olsa yine hayır derdim. Sevmediğimden değil. Doktorluğu daha çok sevdiğimden. Tunçta zaten Tunç işte. İstememişti."

 

"Gelmedi bir daha hiç. En son doğum günüme gelmişti."

 

"Gelmedi."

 

"O gün annemin çektiği fotoğrafı Alp öldükten sonra çekmecemde buldum. Ama bende hiç Alp'le ilgili fotoğraf yoktu. Hiç bir albümünde. Sadece sizle fotoğraflarım vardı. Onu kim kattı bilmiyorum."

 

"Sizin tüm fotoğraflarınız hatta bizde olmayan bizim fotoğraflarımız bile annemgilin odasında sandıkta var. Annem her şeyi saklardı. Ama Alp'in olduğu fotoğrafları ona da vermişti. Belki de fotoğrafı kendi bırakmıştı önceden. Sen fark etmemişsindir."

 

"Abi!"

 

Aklıma gelen şeyle gerilmiştim.

 

"Abi yüzük. Yüzük vardı elimde. Nerde bilmiyorum abi... Abi o bana son kalan şeydi."

 

Gözlerimin dolacağını anladığımda dişlerimi sıktım.

 

"Ben yüzüğü görmedim ama Teomana sorarım."

 

"Abi..."

 

Yutkundum yavaşça nefes aldım.

 

"Abi, Mavi? Ona noldu?"

 

"Mavi kim Ömrüm?"

 

"Köpeğim. Evdeki küçük köpek. Adı Mavi onun."

 

"Hee o mu? Veterinere götürdük, iyi. Sadece uyutmuşlar onu."

 

"Ee şimdi nerde abi?"

 

"Teoman time vermiş onu."

 

"Anlamadım? Nasıl?"

 

"Time vermiş baksınlar diye. Bir şey olursa hepiniz ceza alırsınız demiş. Gece nöbetleşe uyuyorlarmış. Nöbet tutuyorlarmış başında."

 

Gülmeye çalıştığmda tüm vücuduma acı bir sızı yayılmıştı. Dişlerimi sıktım. Tüm duyguları aynı anda yaşayamazsın Ömrüm.

 

"Sakin ol. Hala açık yaran var. Dikişlerin de var ayrıca."

 

Geriye yaslanıp yeniden rahatça uzandım. Timur'a baktım.

 

"O günkü... Pastayı hala hatırlıyorum. Kıvırcık saçlı bir prenses vardı üstünde."

 

"Eve gelene kadar çok korkmuştuk pasta bozulacak diye. Babam pastayı analatana kadar çok uğraşmıştı."

 

Gülümsedim.

 

"İşte evin tek kızı olmak böyle bir şey. Bak bize üç erkek. Izdırap çektiler resmen."

 

"Annem de sizi seviyordu. Ama ben babamın prensesiydim."

 

"Hıı gelir birazdan senin ki. Sanki sadece babanın prensesiydin. Döverek büyüttü bizi."

 

"Siz de hiç kavga etmezdiniz ya zaten dışarıda. Dövmedi ayrıca. Ben hiç görmedim."

 

"Tabii senin önünde yapmıyordu çünkü."

 

"Ciddi misin?" Hafifçe gülümsedim. Gülecektim ancak yaralarım buna izin vermemişti.

 

Saçımı okşadı.

 

"Zorlama kendini ömrüm. Bilerek mi yapıyorsun."

 

"Tamam farkında değilim."

 

"Sen durup dururken nasıl küçüklüğünüzü hatırladın? Bu zamana kadar hatırlamıyordun? Çocuk ilk keldiğinde kanlı bıçaklıydınız kızım!"

 

Burukça gülümsedim. Doğru söylüyordu. Ama onu ilk başta sevmememin sebebi görevde saçma bir şekilde tanışmamızdı. Sevmemin sebebi ise küçüklüğümüzü hatırlamam değildi. Sevmiştim işte bilmiyotum. Küçüklüğümüzü bile yeni yeni hatırlıyordum.

 

"Artık birşeyler yemelisin Ömrüm."

 

"Canım istemiyor abi. Ayrıca bir şey dediğin zaten çorba."

 

"Olabilir?"

 

Hayır anlamında başımı salladım.

 

"Çok inatçısın. Birazdan zorla içireceğim haberin yok."

 

Omuzlarımı silktim. Hafif gülümsedim.

 

"Teoman gelecek birazdan."

 

"Bak ya!"

 

Kapı çaldığında daha çok gülümsedim.

 

"Geldi."

 

Hiç birşey demeden kalkıp kapıyı açtı.

 

Sinirleniyordu. Teoman'ı onlardan çok seviyorum sanıyordu. Halbuki hepsini eşit seviyordum. Sadece Teoman'la daha fazla vakit geçiriyorduk işimiz gereği.

 

Teoman salona girdiğinde elinde ağzına kadar dolu bir poşet vardı. Gülümsedim hafifçe.

 

"Ooo bakıyorum da iyileşmişiz."

 

"Şıı bağırma bağırma. Yengemle Umay uyuyor."

 

"Tamam tamam."

 

Yanıma geldi. Eğilip saçlarımdan öptü. Yanağımı okşadı.

 

"Ağlamışsın? Gözlerin kızarmış hemen. Noldu?"

 

"Yok bir şey ya."

 

"Ömrüm noldu."

 

"Abi yok bi' şey. Sende çıksana yukarı. Yorgunsundur. Kızınla eşinle dinlen biraz. Bakma yüzüme. Hadi çık yukarı."

 

Timura baktı.

 

"Noldu buna? Hayırdır?"

 

"Bu sensin! Git başımdan be!"

 

"Sohbet ediyorduk, bir şey olmadı. Doğru söylüyor. Çık yukarı. Zaten yengemi zorla gönderdik dinlenmesi için. Sende dinlen. Ben burdayım, Tunç'ta geliyor zaten."

 

"İyi o zaman."

 

Elindeki poşeti koltuğun yanına kattı. Bana bakıp gülümsedi. Saçlarımdan ööpüp göz kırptı.

 

"Yorma kendini."

 

"Tamam."

 

Gideceği sırada aklıma gelen şeyle Teoman'a baktım.

 

"Abi dur. Benim yüzüğüm vardı. Elimde yüzük vardı. Alp'in bıraktığı yüzük. Marco'nun yanındayken de yüzük vardı. Sonra yok oldu. Sende mi nerde biliyor musun?"

 

"Bende merak etme. Ameliyata girerken verdiler her şeyi. Bizim evde. Gittiğimde getiririm sana."

 

Hafifçe başımı salladım. Rahatlamıştım. Yukarıya, odasına çıktı. Timur abime baktım.

 

"Tunç ne zaman gelecek?"

 

"Ben yetmiyor muyum sana anlamadım ya! Sürekli diğerlerini soruyorsun? Alınıyorum artık Ömrüm!"

 

Çok hafifçe gülümsedim.

 

"Onun için sormadım ya. Dışarıda ya, aklım kalıyor."

 

"Merak etme. Hepimizin bir metre arkasında koruma geziyor. Abin sağolsun..."

 

"Konuştun mu peki?"

 

"Konuştum Ömrüm konuştum. Geliyor yolda."

 

Gülümsedim.

 

"Sen gelmişsin kendine belli. Artık çorbanı içebilirsin hanfendi."

 

Mutfağa gittiğinde yüzümü buruşturdum. Ne alakası vardı şimdi? Üstelik aç olmadığımdan değil ki, yutkunurken bile her yerimin ağırmasından dolayı birşey yemiyordum.

 

"Ömrüm çorba ılık. Isıtmadım rahatsız etmesin diye."

 

Abime baktım. Elinde tepsiyle gelmişti. Hafifçe başımı salladım. Geldi yanıma oturdu. Kaşıkla çorbayı biraz karıştırdıktan sonra kaşığa biraz çorba alıp bana içirdi. Evet yengemin çorbasını özlemiştim. Galiba ben bir çok şeyi özlemiştim. Ancak hayatımı yoluna sokamıyordum.

 

Bir kaç kaşık çorbadan daha fazlasını içememiştim. Timur'a baktım.

 

"Abii."

 

"Hayır."

 

Kaşlarımı çattım.

 

"Ne hayır? Daha birşey söylemedim."

 

"Seni götürmem hayır. Yürüyemiyorsun bile Ömrüm! Artık biraz kendini düşün! Diğerlerinden istemiyorsun çünkü götürmeyecekler. Bir tek bana söyleyebiliyorsun. Ama hayır. Bende götürmeyeceğim seni."

 

Gözlerimi devirdim seslice nefes verdim.

 

"İstediğin kadar üzül istediğin kadar kız. İstersen küs. İyileştiğin zaman gidersin."

 

Bir şey söylemedim. Ayağa kalkıp tabağı mutfağa götürdü. O sırada kapı çalmıştı ki buraya gelmemişti. Seslerden anladığım kadarıyla Tunç gelmişti. Bir kaç dakika sonra Tunç salona geldi.

 

"Güzelim."

 

Çok hafifçe gülümsedim.

 

"Senin niye yüzün asık?"

 

Yanıma kadar gelip koltuğun yanına diz çöktü.

 

"Bi' şey yok."

 

"Ömrüm söylesene."

 

"Mezara gitmek istiyor, hayır dedim diye yüzü asık."

 

Gözucuyla Timur'a bakıp yeniden Tunca baktım.

 

"Sanki biraz haklı? Dinlenme gerekiyor Ömrüm. Dinlenmezsen iyileşemezsin."

 

"Tamam ya, of!"

 

Önüme döndüm. Elimi tuttu. Bana birşey uzattığı sırada ona baktım. Yüzük. Yüzüğü getirmişti. Burukça gülümsedim. Yüzüğü elinden aldım. Yeniden parmağıma taktım.

 

"Teoman abimdeydi yüzük."

 

"Evet. Gelirken beni aradı, gittim getirdim."

 

"Teşekkür ederim."

 

Ayağa kalktı saçlarımdan öptü. Gidip koltuklardan birine oturdu.

 

"Ömrüm küçüklüğünü hatırlıyor."

 

"Nasıl yani?"

 

"Alp'in bu eve geldiği zamanları hatırlıyor."

 

"Siz Alp'i her zaman tanıyordunuz. Bu yüzden bu kadar süre görüşme izin verdiniz."

 

"Yanii. O pek öyle değilde boşver."

 

"Ne bu her şeyi boşver boşver."

 

İkisi de güldü. Gözlerimi devirdim.

 

"Alp'in buraya ilk geldiği gün ağlamıştı da odadan inmemişti. Sonra geldiğinde de Teoman'ın yanından hiç ayrılmamıştı. Hatırlıyor musun?"

 

"Evet evet. Sonra Alp gidince yine ağlamaya devam etmişti."

 

Yüzünü buruşturdum. İkisine baktım.

 

"Yani gerçekten ikiz olduğunuzu daha fazla belli edemezdiniz! Çok komiksiniz!"

 

"N'oldu az önce gülüyordun küçük hanım?"

 

"Ortada gülecek birşey göremiyorum ben."

 

"Hala oyunbozansın, hiç değişmedi gerçekten."

 

Timur abim ayağa kalkıp yanıma geldi.

 

"Uyu hadi biraz. Götürim odana."

 

"Gitmiycem odama ya! Niye başınızdan kovuyorsunuz beni!?"

 

"Başımızdan kovmuyoruz Ömrüm. Dinlen istiyorum. Burda da yatmıyorsun."

 

"Yatmıycam."

 

"O zaman kalk yürüyelim."

 

"Kalkarım. Ne var?"

 

Örtüyü üstümden açtığımda elimi tuttu.

 

"Tamam dur kalkma. Çok birşey yemedim zaten. Güçsüz düşersin."

 

Üzerimi yeniden örttü.

 

"Ben bu kadar mı güçsüzüm ya? Beni böyle mi görüyorsunuz?"

 

"Hayır ömrüm, güçsüz değilsin. Seni öyle de görmüyoruz. Sadece bir kaç gün kafana birşey takmadan rahat rahat zaman geçirmeni ve dinlenmeni istiyoruz. Yaşadığın şeyler kolay değil. Ve hepimiz bunun farkındayız. O yüzden sadece dinlen güzelim tamam mı? Kafana birşey takmadan, aklında tonlarca senaryo kurmadan sadece dinlen."

 

Timur'a bakıyordum. Yavaşça nefes verip başımı salladım. Uzanmama yardımcı olup yastığımı düzeltti. Saçlarımdan öpüp karşı koltuğa oturdu. Gözlerimi kapattım ancak uyumuyordum. İkisi kısık sesle birşey konuşuyorlardı. Daha sonrasını ise hatırlamıyorum. Ya onlar susmuşlardı yada ben uyumuştum.

 

Bölüm : 04.07.2025 22:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...