19. Bölüm
Siyavuş / HANÇER GİRAY / 🏹 2. KİTAP: ZEHİRLİ ANILAR

🏹 2. KİTAP: ZEHİRLİ ANILAR

Siyavuş
syavus

 

 

 

 

 

Yazılma Tarihi: 7 Mart 2025

 

 

 

 

 

Bitiş Tarihi: 13 Ekim 2025

 

 

 

 

 

 

~Yıllardır beklediğim kişi ne beklediğim gibiydi ne de ben beklediğim aynı kişiydim...~

 

AYÇİÇEK

 

Avuçlarıma yağmur damlaları düşerken, avucumun onları tutmakta ne kadar yetersiz olduğunu bir kere daha anlamıştım. Kimsenin hayatını, geleceğini ve geçmişini avuçlarımda tutamazdım. Sanırım bu yüzden Gök Tanrı, kadınlara doğurganlık vermişti. Doğurup avuçlarımızda tuttuğumuz evlatlar, geleceği geçmişi ve şimdimizi yönetmenin sihirli bir anahtarıydı...

 

Ellerim karnımı sıkıca sararken, artık eskisi gibi etkisiz hissetmiyordum. Kendimi, bu cihanın hakimi gibi hissediyordum. Artık bir aile olduğumuzu hissediyordum. Aile olmak hissi değil midir insana, büyük bir han olmuş hissi veren? Ebe kadın az önce bana o müjdeli haberi verince obadan çıkıp kendimi nasıl dere kenarına attım hatırlamıyordum. Tek bildiğim, nerede nasıl olursak olalım Börü beni burda arardı.

 

Arar ve bulurdu. İçim içime sığmazken haykırmak istiyordum. Ben, artık bir anneyim! Ben, artık geleceğimi karnımda tutuyordum. Gözlerim derede art arda irili ufaklı ilerleyen balıklara değdiği vakit gülüşüm buruk bir hal aldı. Ailesizlik, yarım kalmak hangi diyarda olursanız olun hevesleri kursakta bırakırdı.

 

O savaşın yaşandığı gün, yaşadığım acılar peş peşe gelmişti. Babam, sevip de kendime itiraf edemediğim adama savaş açıp o savaşta kardeşini öldürünce sırada daha kötü bir acı vardı. Börü’de onun gözlerinin içine bakarak ailemizin en güzel insanını öldürdü. Kardeşim kanlar içinde yerde kaldı. O gün aramıza kocaman bir dağ kuruldu. Lakin her şeyde bir kısas vardı. O gün kısas yerine gelmişti ve kan davası güdülemezdi. Lakin amcam ve oğlu, öylesine büyük oynamış ve babamı fikirlerinin esiri etmişlerdi ki onu kör etmişlerdi!

 

Ural Bey’i ne dediysem nasıl ettiysem ikna edemedim. Babam bana bambaşka bir insan olmuştu. Annem bana çok uzak olmuştu. Kardeşlerim abileri için ağlarken ben alınacak canları da düşünerek daha da çok ağlar oldum. Dağlar derdimi dinler oldu. O dağlarda fikirlerim yatıp kalktı.

 

Ama ben babamın aramıza diktiği o dağda kül rengi küçük bir kuş gibi uçarak kah yolumu kaybettim kah yolumu buldum ama onun eteklerinde bulunmaktan korktum ve uzak durdum. Ama aşk... O öyle bir dağdı ki... Yıllarca peşimi bırakmadı. Korkuyorum dedikçe daha çok ona çekildim. Babam ne zaman beni görse, ne zaman bana onu sevip sevmediğimi sorsa cevabım aynıydı.

 

“Hayır!” oysa her hayır deyişimde ondan uzak durmamamı söyleyen içimdeki o sesle kavga ediyordum. Ona çekilmemeliydim, aşık olmamalı, elimi tuttuğu vakit mutlu olmamalıydım... Kısasa kısastı törenin hükmü. Börü, işte bunu yaptığı için bir nebze de olsa rahattı... Lakin huzurlu ve sevgi dolu bir ailenin içine ateşi düşüren olarak asla sevilmedi, benim de sevgimi elimden aldı...

 

Ailemden kopmak, daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu. Ben, en büyük kızıydım babamın. En değerlisiydim. Ama ben o değeri, Börü ile evlenerek yok etmiştim. İşte geçmişe dönebilsem, en çok babamı sevdama karşı inandırırdım. O sanıyordu ki ,ya da buna ben sebep oldum, beni Börü buna zorluyordu. Oysaki ben, korkaklık edip sevdamı bir kez bile dile getiremedim...

 

Barış amaçlıydı evliliğimiz tüm obaların ve devletlerin gördüğünce. Zira karşılıklı akan kanı durdurmak için benimle Börü çok doğru bir tercihti... Ama bizim için, imkansız bir aşktı... O uzun sürede Börü beni evliliğe ikna etmenin türlü yollarını arıyordu. Ama ne kadar uzak dursam da aşk bir kere kalbimi ele geçirmişti.

 

O obadan, gelin olarak ayrıldığımda arkamda bir ailemin olmayacağını çok iyi biliyordum ama dayılarımdan amcalarımdan, teyzelerimden ve halalarımdan önce babam ve annem bana sırtını dönmesi beni yok etmekle kalmadı, külümü bozkıra savurdu.

 

Ne o gece ne de ondan sonraki herhangi bir gün, ben ben değildim. Ayakta kalacak beni yaşatacak hiçbir şey yoktu... Var olduğumu belli eden tek şey, yanaklarıma sıcak buseler konduran ama ona bir kez olsun güler yüz göstermediğim erim olmuştu. Zor oldu, yaşamak da sineye çekmekte... Aşkı seçip aşktan uzak durmakta...

 

Ama inanan birini seçtiğimi görmek, sevginin birleştirici gücünü kullanmak bizi olabilecek en iyi yola götürmüştü. Evet, dediğim bir yolda artık benden sevgisizlik değil ilgi ve sevgi gören Börü ‘ye inşa ettiği bu sevginin meyvesini verme vakti gelmişti. Şimdi gökyüzünde, aşkımın gölgesinde, onun şefkati ve sevgisiyle dolu dolu olmuş gözlerimi kuruturken geçmişimi bir kez daha izliyordum...

 

Evet, mutluluk esmişti hanemden içeriye... Ve şimdi, ait olduğum yeri bulmuştum... Karnımda büyüyen candı, yuvam... Bana sevgisini esirgemeyen adamdı yuvam... İşte yine, yine geliyordu. Kendimi yine o günde gibi hissettim. Heyecanlı, ne yapacağını bilemeyen, yanakları kulaklarına varıncaya değin yanan!

 

Arkamdan dört nala koşan atının seslerini duyunca dere kenarına oturdum. Ayaklarım suya değiyordu, kalbim deli gibi atıyordu. Yere inen sesini duydum. Hızlı alıp verdiği nefesi yaklaşıyordu. Obada geçici süreliğine durduğumuz için saraya da obaya da en yakın yer burasıydı yani tam ortası. Ayak seslerinin şiddeti, koştuğunu gösteriyordu. Şimdi bile hala hoşuma gidiyordu bu durum...

 

Bazen sevgi fazla gördüğünde eskiyecek bir şeymiş gibi bahsederler. Alışacağın ve sıkılıp başka şeyler arayacağın basit bir eşyaymış gibi. Oysa bu hiç de doğru bir şey değilmiş. Zor sever ama emek veren bir insanım ve yıllardır duyduğum sevginin birleştirici gücünden başka bir şeye dönüştüğünü de görmedim.

 

Birkaç saniye suyun gökyüzünü nasıl gösterdiğini izledim ve nihayet birkaç seyrek adım ve rahatlamayla verilen nefes sesinden burnuma buram buram kokusu doldu. Özlemiştim onu... Ne kadar sevgisini hak etmesem de bana gelmesini çok seviyordum... Ayağa kalktım ve bana endişe dolu gözlerle bakan Börü’nün yamacına doğru adımladım. Ellerim karnıma gitmek için delicesine bir istekle titriyordu.

 

Ona bu kadar yavaş yaklaşmam sabırsızlığını arttırmış olacak ki benden daha büyük adımlar atıp beni hızla göğsüne bastırdı. Kokusu en güvenli yuvamdı. Başımdaki börkü çıkarıp örgülü saçlarımın üzerine art arda buseler bıraktı. Öptü kokladı. Kollarım belini tamamlayamamıştı bile... Başımı geriye doğru çektim.

 

Börü’nün içimi yakan o yeşil gözleri bana hasretle ve korkuyla bakıyordu. Haliyle. Her gün içten içe kaynayan oba ve sarayıyla alakadardı. Dostları kadar düşmanları da vardı. Bir de üzüntüleri. Kardeşi Kılıç’ın bir oğlu olmuştu. Yürüyüp konuşuyordu bile. Zaman öyle hızlı geçmişti... Gözlerindeki kaygıyı kızgınlık baskıladı. Kaşları da aynı anda çatıldı. “Tek başınasın! Tek başına! Aklımı başımdan aldın! Ya ben değil de başkası gelseydi?” başımı iki yana gülümseyerek salladım.

 

Minik örgülerimden birkaçı gözlerime düşünce uzanıp onları özenle arkaya attı. “Çok olmadı gönül yayım. Takip eden var mı yok mu bakarım elbette.” Börü’nün gözlerindeki kızgınlık beni dinledikçe usulca yok oldu. Yanağımı avucuna doldurup okşadı. “Al yanaklı maralım, niçin geldik buraya?” Sağımıza solumuza baktı. Bana, neye üzüldün diye sormazdı. Bilirdi neye üzüldüğümü. Ama şimdi ilk defa bilememiş gibiydi.

 

Gözlerine bakarak ona sıkıca sarıldım. Sessizce gülüp beni göğsüne bastırdı. Bir süre kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Emin olduğum an geri çekilip ellerini kavradım. “Hazır mısın?” diye sordum cevabını beklemeden. Ellerini önce belime koydum. Muzip bakışları hemen bana uyum sağladı. Ben de uzanıp boynuna kollarımı doladım.

 

Gözlerini gölgeleyen kara kirpikleri yüzümün her bir yanını yavaşça izliyordu. Dudaklarımda büyük bir gülüş belirdi. Gözleri dudaklarıma inince ona ne yapması gerektiğini anlatmaya başladım. “Ellerinden birini hançerimi koyduğum yere getir yavaşça.” Gözleri kısıldı ve bir şeye dokunacağını sanarak sol elini karnıma doğru yaklaştırdı.

 

Gülüşüm büyüdü. “Şimdi diğer elini kuşağımın tam ortasına getir. “ Elini hiç beklemeden dediğim yere koydu. Hala eliyle baskı yapıyordu. Kıkırtılarım onu fazlasıyla eğlendiriyor, yorgun gözlerine güneşi getiriyordu. Kollarımı boynundan çektim ve son kez tarifimi verdim. “Şimdi ilk kullandığın elini diğer elinin bir karış altına koy.” Gözlerindeki kargaşayı izlemek daha çok gülmeme sebep oldu.

 

Dayanamadı ve her tarafımı yoklamaya başladı. Sanki bir tür hırsızdım ve beni arıyordu. Gülerken bir yandan da kaşlarımı çatıyordum. “ Ellerini eski yerine geri koy, Börü Giray!” hızla ellerini koydu. Bu kadar itaatkar olmasına daha çok güldüm. Yüzünde bozulduğuna dair kırgın bir ifade vardı. “Ama ay yüzlüm ne var üstünde bir de artık?” Ellerinin üzerine ellerimi koydum. “Üzerimde değil, içimde Börü...” Ellerimle ellerini karnıma bastırdım. “Orada, bizim bebeğimiz var...”

 

Fısıltıyla çıkan sesim şaşkınlıktan büyüyen gözlerini açıp kapatmasına sebep oldu. Sonra ağırca yutkundu ve karnımın önünde diz çöktü. Elleriyle biraz daha karnıma dokundu. Başını kaldırıp benimle göz göze geldi. Bir karnıma bir bana baktığında gözlerinden okunan kargaşadan dolayı gözümden bir damla yaş aktı.

 

İnanamıyordu...Başını karnıma yasladığı vakit ağlamaya başlamasını hiç beklemiyordum... Aile olmak, acıda da tatlıda da bir arada olmak demekti. Ben, dağ duruşlu beyime verdiğim bu haberden sonra tüm Hanlık şölen yerine döndü.

 

Dizleri üstünde karnımı öpen Börü’mün de tahtı için bir evladı olacaktı. Her şeyden evvel, bu diyarlarda fedakarlık, merhamet ve şefkat göstereceği bir evladı olacaktı...

 

Bu his, hiçbir şeyle yarışamazdı... Yavrum aylar içinde kocaman bir karınla beni de değiştirdi. Ağır hareket ediyor ve fazla yemek yiyordum. Börü’nün gölgesi her daim üzerimde eliyse yüreğimdeydi... “Yüreğim...” dedi ona haberi verdiğim ilk an. “Yüreğim! Sen bize her şeyi bahşettin...”

 

O gün evladım kız olursa şayet, Börü’nün bana sevdayla dile getirdiği ilk kelimeyi ona ad koyacaktım. Kızım olursa, adı Yürek olmalıydı... Annesinin ve babasının Yürek’i... Annesinin en zayıf ama içini varlığıyla sağlamlaştırdığı yüreği... Gök Tanrı bana başka evlat vermedi. Bu göklerden bakarken hiçbir zaman üzülmedim. Lakin bir isim vardı.

 

Aklımı başımdan alan, Yürek kadar içimi ısıtan bir ad vardı. Şayet oğlum olsaydı adı gibi güçlü, yıkılmaz, babasıyla aramızda aşılmayı bekleyen o dağın adını koyacaktım ismini. Börü’nün gölgesi olacak bir dağ...

 

Altay...

 

 

 

 

Bölüm : 16.08.2025 12:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...