
Medya: Heba olan günlere mi yanayım?
40. BÖLÜM: AŞKIN KÜLLERİ🪦
Erkin'in Kaleminden
İnsan bazen alışmayı asla kavuşamayacağı bir kadının hayalini kendine haram kılmayı da öğreniyordu. Bosna'ya gittiğim gün orada hayatımın anlamı olacak kadını bulacağım aklımın ucundan bile geçmemişti. Sadece görevimi yapacak ve bir gölge gibi iz bırakmadan kendi yoluma gidecektim. Alina'nın varlığı hayatımdaki her şeyi alt üst etmişti. Onu gördüğüm an hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlamıştım. Aman Allah'ım! Bu nasıl bir yürek sancısıydı. insanın aklını başından alan bir duygu hezeyanının içine düşmüştüm. Sanki kendim olmaktan çıkmış ve bir başka bedene asla ayak basamayacağım bir diyara sürüklenmiştim.
Duygularımı kontrol etmek imkansızdı. Karşısında konuşmayı unutuyor asla kendim gibi davranamıyordum. Hislerimi ifade edip derdimi anlatmak imkansız olmuştu. Kendimi hep onu düşlerken özlerken buluyordum. Savaşın ortasındaydık ve görev başında ona olan duygularımı kelepçelemek zorundaydım.
Tutsak olmalıydılar. En azından bir süre için. Kimse bilmemeliydi hislerimi. Kör olmalıydı kalpler kalbimi ağzına kadar doldurmalı ve asla içinde gizlediklerimi fark ettirmemeliydim. Aşkta çok da acemi değildim aslında ama söz konusu Alina olduğunda kulaklarıma kadar kızarıyor ve dilimin ucuna gelenleri sessizce kalbimdeki kilitli sandığa yerleştiriyordum.
Oysa içimde sakladıklarım gün yüzüne çıkmak için deliriyordu. Kalbimin kanatları onun göğsüne değmek için hazırdı. Duygularım hasretle pişmiş yüreğime sığmaz olmuştu. Hücrelerime kadar onundum ben! Hem de en başından beri! Ama onun asla bana ait olamayacağı gerçeğini anladığımda sert zemine düşmem ve hayatın tokatlarıyla yüzleşmem uzun sürmedi.
Hayallerimi süsleyen kadın artık düşlerime bile değemeyecek kadar uzağımdaydı. Onu diğerleriyle birlikte kurtarmış ve en yakın arkadaşıma nikahlanmasına razı olmuştum. Görev icabı diyorlardı. Görev... Kalbim yalan diye haykırdı. İçten içe boğuldum. O gelinlikler için kendisinden nefret eden komutanıma yâr olurken için için kanamaktan fazlasını yapamadım. Düğün salonunda benim yanımdan geçip onun koluna girdiğinde içimden binlerce kez isyan edip haykırdım ama sesimi kimseye duyuramadım.
Öteki adam olmuştum ben. Onun yanında olan ama asla onun olmayan ! Özleyen ama fark edilmeyen... Sevmenin haram olduğu bir diyarda aşka susamış bir divane gibiydim . En büyük düşmanımsa hislerimdi. Annemin verdiği terbiyeden şaşmama sebep olan 'bir kerecik aş kendini, farklı biri ol' diyen hislerim. Alina... Bosna'nın kömürle yazılmış o kötü kaderinin bende bıraktığı tek iz... Savaşın yürekli kurbanı...
Ona her baktığında içimden bir şeyler kopup gidiyordu. Kalbimde kan revan içindeyken hislerimi talan eden bir canavar vardı. Kıskançlık... Oysa herkesten daha uzak bulurdum bu hissi kendime. Bana değmez, dokunmaz sanırdım. Değermiş! Sonrası... Ah sonrası!
Barbaros'un sönen öfkesiyle her geçen gün ona nasıl çekildiğini acıyla izledim. Alina'nın en başından bu yana ona sevdalandığını öğrendiğimde içimdeki oyukla yaşamak ve duygularımı kalbime gömmek zorunda kaldım. Gözlerimin önünde benzerine az rastlanır bir aşk yaşıyorlardı ve ben onları gördükçe çürüdüğümü tükendiğimi içten içe öldüğümü hissediyordum. Gitmek istiyordum. Onu görmeyeceğim adını anıp duygularımı kimsenin deşmeyeceği bir yere çekip gitmek... Gidemiyordum. Kendimi onu ummadığım ve onsuz kaldığım bir dünyaya yerleştiremiyordum.
Onu görmek için yanıp tutuşan gözlerime düşmandım. Asla kavuşamayacağı o iki yosun deryada kendine yabancılaşmıştı. Bugün yepyeni bir sayfanın benim için açılacağını bilmeyerek hastanenin merdivenlerini koşarak tırmandım. Aldığım son dakika haberle neye uğradığımı şaşırmış ve kendimi ilk fırsatta Alina'nın yanına bırakmıştım.
Kapıyı çalıp o ince sesi duyana kadar bekledim. Beni gördüğünde gözlerinin dolu dolu olduğunu fark ettim. Aglamamak için direniyordu. Kahverengi saçları omuzlarına dökülmüş yüzü solgunlaşmıştı. " Alina!"
" Erkin!" Telaşlı görünmemeye çalışarak yatağının yan tarafına oturdum. "Gelmeyeceksin sandım!"
"Seni burada asla bırakmam! İyi misin? Solgun görünüyorsun!" Ona sarılmak istiyordum. Neden burada olduğunu nasıl geldiği tamamen muamma idi. Olan bitene anlam vermek zordu. "Hiçbir şey sorma lütfen! Sadece buradan gitmek istiyorum. Daha fazla bu şehirde kalmaya dayanamam."
Bekleyiş içindeki gözlerim duymak istediklerini duyamamış, kafam binlerce soruyla debdebeye düşmüştü. "Buraya ne zaman geldin? Neden haberimiz yok? Beni şaşırtıyorsun Alina!"
Yüzünü saklamak istediğini fark ediyordum. Bakışlarını indirdi ve titrek bir nefes verdi. "Lütfen daha fazla bir şey sorma. Sadece başım döndü ve buraya geldim. Ne olduğunu bilmiyorum."
"İyi olduğundan emin olmak istiyorum. Benimle sıkıntılarını paylaşabilirsin! Hem... Barbaros'a neden haber vermedin?" Gözlerindeki hüznün yerini koyu bir öfke aldı. "Onun adını bile duymak istemiyorum Erkin? Lütfen bana daha fazlası için baskı yapma! Şu an bunu anlatabileceğimi sanmıyorum." Son cümlesinde sesi daha da zayıf bir tınıya bürünmüştü. Bir şey olmuştu. Neden benden gizlediğini bir türlü anlamıyordum.
"Bir şeyler yedin mi?" Başını iki yana salladı. "Hayır! Bir şey yiyecek durumda değilim!" Dudaklarımı birbirine bastırıp gerginlikle yüzüne baktım. "Böyle olmaz! Tabii güçten düşersin! Bir şeyler yemelisin!" Ayağa kalktığında gözleri beni takip edip kapının eşiğine ulaşıncaya kadar hayretle büyüdü. "Birkaç dakika bekle! Senin için kantinden bir şeyler alacağım. Hem Barbaros'a ulaşıp burada olduğumuzu haber veririm." Alina'nın yüzündeki telaş dalgası zihnimi daha da allak bullak etmişti. "Lütfen Erkin! Onu getirme! Şu an değil! Şimdi değil!" Neden gelmesini istemediğini bir türlü anlamıyordum. Sorunlarını hallettiklerini sanıyordum ve şu anki durum bunun tam aksini gösteriyordu.
"Eğer istemiyorsan getirmem! Ama bana küçük bir açıklama yapmanı bekliyorum." Gözlerini kaçırıp suskunlukla elini karnının üzerine hizaladı. Onu zorlamanın kimseye hayrı olmayacaktı. "Kendini daha iyi hissettiğinde konuşalım." Kapıyı kapatıp odadan çıktım. Karşımda beyaz önlüklü kır saçlı doktorunu bulacağımı hiç sanmamıştım. Alina'nın odasından çıktığımı fark ettiğinde kuş uçmaz kervan geçmez bir arazide elmas bulmuşçası sevindi.
"Nihayet bir hasta yakını bulabildim. Alina Demirsoy'un eşi siz olmalısınız!" Reddetmeme bile imkan vermeden elindeki raporları tarayıp evirip çevirmeye başladı.
"Ben şey..."
"Geç bile kaldınız! Hastanın ne yazıkki düşük tehlikesi var! Yaşadığı o küçük krizden sonra bebeğin zarar görmemesi büyük şans doğrusu." Bebek... Duyduklarıma inanamamıştım. Alina hamileydi. Kalbimin binlerce parçaya bölündüğünü hissettim. Şimdi içimdeki saklı duyguların arasına bir de vicdan azabı eklenmişti. Bir başkasının çocuğunu taşıyan o kadına dair bu kadar derin hisler beslediğim için utanç içindeydim. Peki ya yüzbaşı! Barbaros baba olacağını biliyor muydu?
" Bilmiyor muydunuz yoksa? Benim hatam!" Doktor ciğerlerindeki nefesi şaşkınlığımı ve düşen yüzümü umursamadan bir çırpıda verdi. "Kusura bakmayın plansız bir gebelik olduğunu düşünmemiştim. Annenin, bebeğin sağlığı için daha dikkatli olması gerekiyor. Düşük tehlikesi hâlâ var. Kritik bir hamilelik! Çok sorunlu olduğunu söyleyemem ama temkinli olmakta yarar var."
"B-ben!" Nefes verip sakinleşmeye çalıştım. "Merak etmeyin! Elimden geleni yaparım. Yani... sorun yok!" Ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırmış bir vaziyette adımlarımı merdivene yönlendirdim. Etrafından gelip geçen insanlar bir serap gibiydi. Onları görmüyor sadece beynimin içindeki düşüncelerle boğuşuyordum.
"Ne istersiniz abi? Ne vereyim?"
"Efendim!" Yanındaki çırağına 'çattık belaya' der gibi baktı. "Ne istersiniz demiştim!" Kantincinin hemen karşısında olduğumun yeni farkına varıyordum. "Kaşarlı domatesli bir tost! Bir de sıkma portakal suyu!"
"Hemen geliyor" Dakikalar sonra elimde sıcacık bir tost ve lezzetli bir portakal suyuyla Alina'nın kapısının önündeydim. Ona elimdeki tepsiyi uzattığımda bana minnetle bakması yüreğimi sızlattı. Bana yasak olan kadından daha fazlasını istemeye hakkım olmadığını bilerek kahroldum. Barbaros onunla olduğumu öğrenmek zorundaydı. Bunun daha büyük bir kaosa sebep olacağını bildiğim halde vicdanımın biraz olsun rahat kalabilmesi için bunu ona borçluydum. Kendimi yerine koyduğumda halinden derdinden anlamak hiç zor gelmiyordu.
"Teşekkür ederim! Hep yanımda olduğun için... Beni desteklediğin için sana minnettarım Erkin!" Gülümsedim. Gözlerimdeki acıyı fark ettirmemek için tebessümü yeri doldurulamaz bir öneme sahipti.
"Bir önemi yok! Hamile bir kadına kim olsa yardım ederdi!" Tebessümü aniden soldu. Elindeki yarısı yenilmiş olan tostu tepsinin üzerine bırakıp pencereden dışarıyı izledi. Kar yavaş yavaş atıştırmaya başlamış ağaçların üzeri sihirli bir toz tanesini taşır gibi renklenmişti.
"Demek öğrendin!" dedi zayıf bir sesle. Gülümsedim. Yalan olduğu her halinden belli olan tebessümlere yüzüm de vicdanım gibi alışmıştı.
"Senin adına sevindim. Harika bir anne olacağından hiç şüphe duymuyorum. Ben umarım..."
"Lütfen! Lütfen daha fazla konuşma. Yalan söylemeyi beceremiyorsun! Korkunç bir yalancı olduğunu bu kadar geç anladığım için üzgünüm!" Sessiz bir şekilde yutkundu. Bana bir açıklama yapmasına gerek yoktu. Bebeğin babasının kim olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Aşık olduğu adamdan çocuk yapan tek kadın Alina değildi neticede. Ben kimdim ki?
"Konuşurken maskeler takmayalım Erkin!" Yine gülümsedim. "Maske takmıyorum!" Yalandı. Bebek sahip olduğu için onun adına mutluydum. Tek sorun bebeğin babasının bir başkası olmasıydı. Onun üzerinde bir hak iddia etmediğim için kimseye diyecek bir sözüm yoktu. İçimde büyüyen ve ruhumu çepeçevre saran o duygular aklımla aynı şeyi söylemediği için aslında kendimi kötü hissetmemem gerekiyordu. Ona dair bir beklentim bile yoktu ki!
" Barbaros çok sevinecek!" dedim son sözlerini duymamış gibi. "İkiniz de en iyisine layıksınız Alina! Birbirinizi hak ediyorsunuz! Mutlu olmayı hak ediyorsunuz!" Dünyanın en ulaşılmaz hayalini fısıldamışım gibi acıyla dudaklarını büzdü. Sanki ağlamamak için kendini zor tutuyordu. "Lütfen üzülme!" dedim koluna dostane bir şekilde dokunurken. Daha sonra hatalı davrandığımı düşünüp elimi ateşe tutulmuş gibi geri çektim. Araya sinen is kokulu bir duygu birikmişliğim vardı ve bu dokunuşun dostluğu her daim içimde bir şüphe olarak yer edinecekti.
"Sevdiğin adamdan bir çocuk dünyaya getirme şansına eriştin! Tabii Barbaros da... Benim sana karşı bir beklentim yok! Bunu biliyorsun!" Dudaklarımı birbirine bastırdım. Keşke gözlerim de aynı şeyi söyleseydi. İçimde onu öldüremediğim için suçluydum ve bakışlarım beni acımasızca hep ispiyonlardı. Of! Bu lanet konuşmayı yapmak neden bu kadar zordu? Aklım ve kalbim neden aynı şeyi söylemiyordu? O mutlu olacaktı işte! Benden daha önemliydi! Mutluluğunu herkesten çok isteyeceğim kadının sevinci benim de sevincim olmalıydı!
"Artık Barbaros olmayacak! Bebeği tek başıma büyüteceğim."
" Anlamadım!" Sözlerini yinelemedi. Mesaj netti fakat sebebi kafamda oturmamıştı. Bir şeyleri düzelttiklerini sanıyordum. " Sen neden söz ediyorsun?" Gözünden bir damla yaş süzüldü. " Sözümü duydun! O hayatımızda olmayacak! Neden diye sorma! Bunu şu an açıklamak benim için çok zor! Sadece anlamaya çalış! Düşük tehlikesi yaşadığımı biliyorum! Bebeğimi daha fazla üzmek istemiyorum. Beni güvende olabileceğimiz bir yere götürmeni istesem çok ileri gitmiş olur muyum?"
"Ben senin her şeye rağmen dostunum Alina! Elbette ileri gitmiş olmazsın! Fakat anlayamadığım şeyler var. Birbirinizi seviyorsunuz! Onu affetmeye karar verdiğini, barıştığını biliyorum! Ne oldu? Yeniden bu kararları almanın sebebi ne?" Koskocaman bir suskunluk aramızda mekik dokudu. Alina kolay kolay çözülmeyecekti.
***
Elimdeki malzemeleri bir kenara bırakıp pencere kenarında yağan karları izleyen göçmen kızına hayranlıkla baktım. Eliyle karnını okşadığını ve fısır fısır bebeği ile konuştuğunu görebiliyordum. Günlerdir büyük bir suskunluğun içindeydi. Timde her şeye rağmen güvendiği tek kişi olduğum halde benimle hiçbir şey paylaşmamıştı. Diğerleri bir an bile beklemez Barbaros'a Alina'nın yerini söylerdi. Fakat yapamıyordum. Bana öyle çok güveniyordu ki onu kıracağını bile bile olan biteni bir zamanlar en yakın dostum olan adama anlatamıyordum.
Alina'nın güvenini bir kez daha kırma fikri beni incitiyordu. Bu evde teyzemle birlikte üç kişi kalmıştık ve bu gün teyzem kısa bir süreliğine hastaneye git ek sorunda kalmıştı. Onunla tamamen yalnız olmadığım için memnundum. Bu içimdeki suçluluk duygusunu biraz olsun bastırmıştı.
Elimdeki malzemelerle mutfağa geçip Alina'ya kendini iyi hissettirecek bir şeyler yapmak istedim. Hamile olduğu için özellikle sağlıklı şeylerle beslenmesi gerekiyordu. Burası Hakkari il sınırları içinde bir evdi. Yakın sayılabilecek bir noktada güvenlikli bir karakol vardı. Her an göreve çağırılma endişesi taşıdığım için yapılabilecek en doğru şeyin sınırlardan çok uzaklaşmamak olduğunu anlamıştım.
Domatesleri rendeleyip diğer malzemeleri hazırlamak üzere dolaba yöneldim. Alina hâlâ ıssız bir şekilde dalgın dalgın camın önündeki kar tanelerini izliyordu. Yanlış olduğunu bile bile yanımdaki varlığına sevinmeden edemiyordu. Bu kadın benim çaresizliğimdi. Her şeye rağmen içimde öldüremediğim bir umut kırıntısıydı. Ona dair hiçbir şey ummamam gerektiğini biliyordum fakat en azından bir dost olarak bu zor günleri atlatması için yardım etmek istiyordum. Yanlış anlaşılmaya müsait bir durum içerisindeydik belki ama onun bana farklı bir gözle baktığına inanmadığım için vicdanım çok daha rahattı. Şu dilinin altındaki baklayı çıkarsa belki her şey çok daha kolay olacaktı. Özel bir sosla harmanladığım tavukları fırına atarken göz ucuyla bir silüet gibi beni kolladığını fark ettim. Bakışlarındaki acıklı tebessüm canımın yanmasına sebep olmuştu.
"Çok şanslısın. Ben yemekten anlayan bir adam değilim fakat şansına bugün elimden harika işler çıktı. Daha çok dışarıdan yerim ama pişirip taşırmakta hiç fena bir fikir değilmiş." Keyifli bir şekilde gülümsedim. Moralini biraz olsun yerine getirmek için günlerdir her türlü şaklabanlığı yapmış bakışlarında hüsrandan başka bir şey bulamamıştım.
"Sana yük olduğumun farkındayım Erkin. Biraz toparlandığımda çekip gideceğim."
"Bana yük olmuyorsun Alina. Bilakis bunu zevkle yapıyorum. Kafanı toparladığında gerekirse senin adına seninle birlikte Barbaros'un yanına gider ve şu sorunu hallederim. Şimdi bebeğini düşünmemiz gerekiyor."
Bir şey söylemesini bekledim fakat onun yerine hüzünlü bir tebessümle yeniden uzaklara baktı.
"Bu yemekleri seveceksin!" Çorbadan birkaç yudum alıp rahatlamaya çalıştı. Oldukça güzel bir çorba olmasına karşın kalbinde taşıdığı yük bir şeyler yiyip içmesine engel oluyordu. Yemekten birkaç çatal alıp bakışlarından olabildiğince uzak durmaya çalıştım.
"Biliyor musun ben aslında tavuk bile boğazlayamam!" Bakışlarını tabaktan kaldırıp yüzüme çevirdi. Ağzından lafları cımbızla çekip alıyordum. Omuz silkip, " Bir asker için kulağa tuhaf geliyor değil mi?" dedim. "Ama doğru! Söz konusu vatan olduğunda insanın gözü hiçbir şey görmüyor. Ölmek de öldürmek de aynı! Ama teröriste gösterdiğim cesareti tavuğa kıyıp da gösteremiyorum."
"Vatanın ne kadar kıymetli bir hazine olduğunu en iyi ben bilirim. Burası cennet gibi bir yer! İnsanı sıcak, rengarenk güzel bir kültür var. Kıymetli bir tarihi ve insana huzur veren bir iklimi. Ama içimdeki vatan hasretini asla dindiremeyeceğimi biliyorum. Bosna o haldeyken kendimi iyi hissetmem mümkün değil. Bir zamanlar orada kendimizi güvende hisseder, dostlarımızla bir araya gelir mutlu anılar biriktirirdik. Gülmek için çok fazla sebebim vardı. Annemin yaptığı güzel yemekleri yerdim. Kardeşlerimle zaman geçirir sinemaya giderdim. Şimdi bunların hepsi bir hayal!" Gözlerinden firar etmek isteyen yaşları fark etmemem için bir bardak suyu küçük yudumlarla içti.
"Eski günlerin yeniden gelebileceğini biliyorum. Kaybettiklerini geri getiremem ama sana güzel günlerin kapıda olduğunun müjdesini verebilirim." Acıklı bir şekilde güldü. "Bu müjdeyi nasıl verebilirsin? Hem de ben böylesine zor günlerden geçmişken?"
"Mucizelere inanırım!" Dedim özgüvenle. Kırık bakışları yeniden uzaklara daldı. "Bazen yaşadığım o günlerin bir hayalden ibaret olduğunu sanıyorum. Sanki hiçbir şey gerçek değildi. Sanki ben aslında hep bir düşün içinde yaşadım. Bu insanların hiçbiri hayatımda olmadı. Sanki her şey benim kafamın içindeydi ve ben o düşten bulutların üzerinden düşer gibi sert bir şekilde uyandım."
"Gerçekten çok zor! İnsanın ailesinin huzurunu ülkesindeki dirliği düzeni kaybetmesi... Buna dayanmak gerçekten güç! Ama hayatın sana kazandırdıklarını unutmamalısın. Komutanımı kazandın! Ve bebeği... Anne olmayı çok istediğini biliyorum Alina!"
" Barbaros'un benim için doğru insan olup olmadığından hâlâ emin değilim." Kalbim umutlanmalıydı. Alina'nın kafasının karışık olduğunu biliyordum ve bu gerçek hislerimi kelepçelemem için yeterdi. "Ona aşıksın! Yüzbaşının adı her geçtiğinde kalp atışlarını duyduğumu hissediyorum. Sevgi varsa çare de vardır."
" Wladimir'i yakaladığın için teşekkür ederim. Bu adam ailem için büyük bir tehditti. Ülkem için de... Sen olmasaydın bu iş bu kadar kolay çözülemeyecekti." Konuyu değiştirmeye çalıştığını biliyordum. Ne yaşadı ne gördü bilmiyordum ama Barbaros'a fena herhalde kırıldığı ortadaydı.
"Bu benim görevimdi Alina! O pislik bu ülkenin başına belaydı. Ülkedeki farklılıkları kullanarak insanları birbirine düşman ediyor, nifak tohumları ekiyordu. Bölünmüş, parçalanmış bir toplum istiyorlardı! Bir olmamız, birlik içinde olmamız, bu vatanı canımızdan ruhumuzdan üstün tutmamız bu insanların en büyük korkusuydu. Güçlü bir Türkiye istemiyorlardı ve planlanan operasyonlar sonucunda onları hak ettiklerini cevabı verdik. Wladimir konuşmak üzere! Örgütte karışıklık çıktı ve herkes son darbelerden birbirini sorumlu tuttu. POSSAT kendi iç dinamiklerindeki uyumlu işleyişi kaybetmek üzere. Birbirlerine düştüler ve bu bizim için büyük bir şans. Geriye gerekli belgeleri ve planları bulup eşzamanlı operasyonlarla gizli örgütü çökertme adımı kaldı."
Yüzünün aydınlandığını içinin bir nebze de olsa rahatladığını görebiliyordum. "Bunu görebilmek için her şeyden vazgeçmeye hazırım. Canımdan bile! Çok acı çekti Bosna Erkin! Kadınlara, kız çocuklarına etmedikleri zulüm kalmadı. Akla zarar hakaretler duyduk, çirkin muamelelere, sözlere maruz kaldık. İntihar eden arkadaşımızın son bakışını hâlâ unutamıyorum. Hayallerini, umutlarını, şerefini, sevdiğini aldılar elinden. Kundaktaki bebek de öylece kalakaldı." Dertli derli alnını ovuşturdu. Bu düşüncelerle ne çok kendini hırpaladığını biliyordum.
"Ne olacak bu çocuklara?" Dedi isyan eder gibi. " Savaş bittiğinde insanlar onlara nasıl bakacak? Onların ne suçu var? Berina'ya, anneme onlar gibi sayısız Bosnalıya sözüm var! Yemin ettim! Ülkemi bölüp bunları yaşatan o insanlara yaptıklarının bedelini ödeteceğim." Eline dokunmak istediğimde ateşe yaklaşmış gibi kendimi geri çektim. Kalbime bunu yüzlerce kez hatırlatsam da o Barbaros'un karısıydı. Bana haram yüreğime yasaktı. Kötü niyetle olmasa bile yaklaşamazdım.
"Zaten çok fazla şey yaptın!" dedim toparlamak ister gibi. Farkında olmadan parmak boğumlarıyla oynuyordu. Ve gerginliği her halimden belli oluyordu. " Bosna'da adın dilden dile dolaşıyor. Herkes maskeli kahraman kadın diyor senin için!"
"Ne yaptım ki! Burnumun dibindeki düşmanı bile diğerlerinden ayırt edemedim. Olanları düşündükçe delirecek gibi oluyorum. Dayım kim bilir yıllarca onların elinde neler yaşadı?" Öfkesi gözlerinin dolmasına sebep olmuştu. "Kendini suçlama! Onunla görüştüğüm zamanlarda bile korkunç maskelerle dolaşıp insanları kandırmayı bilirdi. Senin karşına çıkmadan önce uzun süre dayını ve ailesini gözlemlemiş! Sizden biri gibi görünmek için sağır dilsiz taklidi yapmış! Yüzünü sesini değiştirip adeta dayının yerine geçmiş! Böyle bir adam her şeyi yapardı Alina!" Başını sözlerimi yetersiz bulduğunu hissettirerek salladı.
"Yine de daha akıllı davranmalıydım." Yutkundu. "Senin adına da endişeleniyorum!" Kalbimin umutlanmaması için onun Barbaros'la yaşadığı günleri aklıma getirdim. "N-neden?"
"O örgüt üyeleri seni deşifre edecek Erkin. Canına bir zarar gelmesinden korkuyorum. Çok daha dikkatli olmalısın! Örgütü dinamitleyip bir kenara öylece çekilemezsin. Bunun için tedbirler alınmalı." Dudağımın kenarına sinen gülümsemeyi bastırıp "Merak etme!" Diyebildim. "Bana bir şey olmaz!"
"Yine de bilemezsin! O hainler pusu kurup hayatını mahvetmek için beklediğinden fazlasını yapabilir. Kimliğini değiştirip izini kaybettirmelisin! Olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum."
"Her şey iyi olacak Alina! Kısa bir süre sonra dediğin olacak ama öncesinde biraz sabırlı olmam gerekiyor. Hem örgüt henüz beni deşifre etmedi. Yani korkulacak bir şey yok! Görevimi tamamlayıp öyle kayıplara karışmak istiyorum." Domates çorbasından bir kaç yudum daha aldı. Kendini zorladığını biliyordum. Kızarmış ekmeklerden bir kaç dilimi önüne bırakıp gülümsedim. "Bebek için iyi beslenmelisin! Sakın kendini aç bırakma."
"Bırakmam!" Uzaklara dalıp gittiğinde aklından geçenin ne olduğu bilmek canımı yakmıştı. Benimleyken de onu düşünüyordu. Dalıp uzaklara gitmesinden durumunu çok iyi anlıyordum. Ne kadar kafamda bitirdim dese de aslında onu iliklerine kadar yaşıyordu. Dokunuşlarını, sevişini, kokusunu özlüyordu. Ben onu hayal dahi edemezken, bu kadarını bile kendime haram kılmışken o komutana dair olan tüm bu detayları biliyor, hissediyordu.
Çok şanslıydı Barbaros! Belki bu görevle asla bitmeyecek bir sevdanın kapılarını açmıştı. Alina onundu ve ben yakın, iyi bir dosttan fazlası değildim. "Meraktan deliye dönmüştür değil mi?" Dedi kısık bir sesle. Konuyu değiştirmek için gevelemek istedi. "Hemen şimdi ona ulaşmanın bir yolunu bulurum Alina! Tek bir sözün yeter!" Görevdeydi ama geçen zamanı düşündükçe çoktan bittiğini kabul edebilirdik. "Hayır olmaz!" Gözlerinden yaşlar döküldü. Hücrelerine kadar kalbinin yandığını biliyordum. Hasret avuç avuç köz yediriyordu göçmen kızına. O Barbaros'a yanıyordu ben ona. Onun için umut vardı var olmasına ama ben derdimi kimlere anlatır, hangi yüzle onu dualarıma eklerdim?
"Bir gün geçecek değil mi?" Bakışlarımı kaçırdım. Yalan söylemeyi beceren biri değildim. Belki de bu yüzden bu görevin bana verilmesine dayanamazdım. Ben onun gözlerine bakarak rol yapamazdım. Herkesi kandırsam ona karşı boynum kıldan ince olurdu.
"Sen nasıl dayandın Erkin!" Derken gözyaşları yanaklarını sırılsıklam yapmıştı. "Ben ölüyorum." İç çekti. Sesi daha da cılızlaşmıştı. "Nefes alıyorum ama içime karışan öldürücü şeyin adı zehir! Aşk insanı nasıl böyle paramparça eder! Böyle yıkıp dağıtan şeyin adı nasıl sevda olur? Dünya birkaç dakikada nasıl insanın başına parça parça dökülür?" İç çekti. Ona sürahiden bir bardak su doldurdum. Biliyordum hiçbir söz hiçbir müdahale onu kavuran acıyı dindirmeyecekti.
"Beyaz bulutlar vardı başımın üzerinde dolaşan. Gökyüzü maviydi. Şimdi her yer karanlık! Çaldılar içimdeki gökkuşağını! Her yer simsiyah! Tüm ışıklar bir anda söndü. İçimde büyüttüğüm bir fidan vardı. Sert rüzgarların karşısında bile eğilmeyen bir çiçeği dileyerek yetiştirmiştim. Köklerinden koparıp attılar. Zaten en başından bu yana solgundu Erkin! Ölüydü ama ben onun dibinde bir hayat umarak bir çiçeğin gölgesini düşleyerek bekledim. Artık umudum da kalmadı." Sarsılarak ağladığında ona sarılmamak için kendimi çok zor tuttum. Yapamazdım. Yasaktı. Dostunum diyip teselli edemezdim. Bu yalana artık ne o inanırdı ne de ben! Yüreğimi sahte vaatlerle kandıramazdım.
"Nasıl dayandın? Beni onunla gördüğünde..." Kalbim deli gibi atıyordu. Bunları onunla nasıl konuşacaktım? Ben sana ondan önce de deli gibi aşıktım nasıl diyecektim? Yüzüne dostunum deyip gülümserken için için öldüm nasıl derdi ki insan? Ona dostluğumuzu kullanarak sende nefeslendim diyebilir miydim?
"Çok acı veriyor!" Dedi tüm söyleyemediklerimi haykırır gibi. "Sanki bedenime amansız bir yara düştü. Kıvranıyorum ama ölemiyorum. Hem yaraya düşmanım hem de o yaranın verdiği yalancı huzuru bir kenara bırakıp iyileşmek istemiyorum."
"Biliyorum!" Dedim yutkunurken. Onu bu hale getiren neydi bilmiyordum. Ne yazık ki aynı yaranın ucunu çekiştirip duruyorduk. "Bilmez miyim? Çok zor! Ama belki öyle olması gerekiyordur." Bunu kendim için söylemiştim. Sustu. "Alina..." Bakışları gözlerime değince yutkundum. "Barbaros'un baba olacağını bilmesi gerekiyor. En doğal hakkı."
Gözleri yine uzaklara daldı. "Bunu ondan gizleyemezsin!" Ayağa kalkıp ayağındaki peluş terlikle cam kenarına doğru geçti. Bu soğuğa rağmen pencereyi açıp biraz nefeslenmek istedi. Yaklaşık iki dakika sonra daha fazla dayanamayıp elimde örgü ceketle soluğu yanında aldım ve teklifsizce ceketi omuzlarına bıraktım.
"Teşekkür ederim. Soğuğu hissetmedim." Saçlarının kokusuna hapsolmadan birkaç adım geriledim. Kendimi iyi hissetmiyordum. Yanında olmam doğru değildi. Ama onu da kimseye emanet edemezdim. Alina bu ülke için önemliydi. Kapı deli gibi çalmaya başladı. "Aç kapıyı hain!"
"Barbaros!" Yüzünün kızardığını kalbinin deli gibi çarptığını hissedebiliyordum. Gitmek istediğimde bu yüzleşmeye hiç hazır olmadığını fark ettim. Sorunlarını çözmeli ve çocukları için doğru bir adım atmalıydılar. Ben zaten attık olmayacaktım.
Kapının tam önüne geldiğimde ahşap kapının üzerime devrilmesinden son anda kurtuldum. Artık göz gözeydik. Alina'nın bakışları pusluydu. Komutana baktığımda gözlerinde gördüğüm o hasret ve sevdaydı.
Merhaba canlarım. Nihayet kavuştuk. Artemisin bitmesine çok az kaldı. Yine karakterlerimden ayrılmanın derin hüznünü yaşıyorum. 🥹
Hikayenin final bölümünde size yeni bir haberle geleceğim ve kalbiniz biraz kırılabilir. 🤭
Şuan yeni bir kurgu üzerinde çalışıyorum. Kitapları tamamladığınd sizinle de paylaşmaya başlayacağım. Ama sisitemli olması için önce açıkları kapatmaya çalışıyorum.
Peki söyleyin bakalım! Sizce nasıl bir yüzleşme olacak? Erkin bunu fırsata çevirip Alina'yı Barbaros'un elinden alacak mı?
Alina ile Barbaros barışacak mı?
İnstagramdan yeni haberler için beni takip etmeyi unutmayınız.
İns:atomyazar.seyma
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.14k Okunma |
447 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |