
Sen benim şarkılarımsın (Cem ADRİAN)
44. BÖLÜM: ADIM ADIM POSSAT
Alina'nın Kaleminden
Yüreğime güneş doğmuştu sanki. Kafamın allak bullak olduğu bu dönemde hayatıma giren ve umutlarımı yeşerten bir nefes kollarımda kendine yer bulmuştu. Oğlumun güzel gözlerine baktım. Barbaros'un yüzünü görmeyi dilemiştim. Onu her baktığımda sevdiğim adamın aşkını hissetmeyi unutmuştum. Ve neredeyse babasının bir kopyası yanıbaşımdaydı.
Mavi tulumunu üzerine geçirip güzel bebeğimin yeni doğan çantasını hazırladım. Biraz önce emzirmiş ve altını değiştirip rahatlamasını sağlamıştım. Annem Hana'yı büyütürken hep yanlarındaydım ve bu sayede bebek bakımı konusunda fazlasıyla deneyim sahibiydim. Bu benim için annelik yolunda büyük bir avantaja dönüşmüştü.
"Artemis çiçeğim ne kadar da mutlu böyle!" Barbaros'un neşeli tavırları yüzümün gülmesini sağlamıştı. Kollarımda uyuyakalan bebeğimi alnından öpüp göğsümün üzerine hafifçe bastırdım. "Böylesi bir güzelliğe kavuşur da insan nasıl mutsuz olur? Tıpkı sana benziyor yüzbaşı... Gözleri bile aynı sen! Bal rengi... Saatlerdir koklamaya sevmeye doyamadım."
Barbaros incitmeden kollarımdaki bebeği alıp ipeksi saçlarını kokladı ve alına minik bir öpücük bıraktı. "Oğlum benim! Sevdamın çiçeği... Her şeyim..." Ona olan sevgisi kalbimin sıcacık olmasını sağlamıştı. Bebeğimizin aramıza katılması ile birlikte fotoğraf karesi tamamlanmıştı. "Demek her şeyin öyle mi?! Görüyorum ki benim pabucum çoktan dama atılmış!" Yüzbaşı kaşlarını hafifçe çatıp belimi sardı ve beni yavaşça kendine çekti. Sağ eli hâlâ bebeğimizi dünyanın en güvenli limanında ağırlamakla meşguldü.
"İkiniz de hayatımın anlamısınız! Benim yaşama sebebimsiniz. Senin varlığın onu bana kazandırdı Alina! Yeni bir adım attık birlikte! Tertemiz bir sayfa açtık ve şimdi aynı sayfayı çocuklarımızın neşeli gülücükleriyle, gülen gözleriyle dolduracağız. Birbirimizin neşesi, umudu bazen de hasreti olacağız. Aile olacağız Alina!" Nemli bakışlarımla gülümsedim.
Birlikte mutlu bir geleceğimizin olmasını deliler gibi istiyordum. Ne yazık ki bunun son görevden sonra bizim için mümkünü olup olmadığını sorgulamadan edemiyordum. Doğumdan sonra her şeyin daha da hızlanacağını biliyordum. Hizmet ettiğim değerler öyle kıymetliydi ki buna üzülmek bir yana onur nişanesi gibi taşımaya dünden razıydım.
"Var olduğum müddetçe kalbimin, ömrümün sahibi olacaksın!" Dudaklarıma dolu dolu bir öpücük bırakıp saçlarımı okşadı. Ben Barbaros'ta en çok huzur ve mutluluğu bulmuştum. Bunu bana doyasıya yaşatmıştı.
"Evdekiler bizi bekliyor! Daha fazla bekletmeyelim! Vallahi Ayşen kapıya dayanıp hayatı burnumuzdan getirir!" Gözlerimi devirip kıkırdadım. "Eli sopalı Ayşen!" Yüzbaşı bebeğimizi bana verip çantayı ve diğer eşyaları aldı. Her geçen gün biraz daha eskiyen arabasına binip lojmana doğru yol aldık.
Etrafımızdaki insanlar pencerelere çıkıp el sallamaya başlamıştı. Lojman sakinleri bizi gördükçe tebrik ediyor bebeğimin sağlıkla büyümesi için hayır dualarda bulunuyordu. Başıma fiyonk şeklinde kırmızı bir saç bandı takmıştım. Üzerimde bahar aylarına uygun çiçekli safran rengi bir elbise vardı ve dizlerimin hemen altında bitiyordu. Barbaros'un bana olan hayran bakışlarını gördüğümde gözlerimi kaçırıp güldüm. O bana her baktığında küçük bir utancın kalbimi yoklamasına alışmıştım. Bana elbiseyi daha çok yakıştırdığını fark ediyordum. Kırılgan ve naif görünmem de hoşuna gidiyordu.
"Önüne bak yüzbaşı! Beni böyle utandırmaya hiç hakkın yok!" Benden birkaç santim daha uzun olmasının hakkını verip saçlarımdan dolu dolu öptü ve kokusunu ciğerlerine çekti.
"Gözlerimi doyuruyorum. Diğerlerinin yanında fazla yaklaşamıyorum bari biraz olsun burada kokunu doya doya içime çekeyim. Yakında bu kadar rahat olamayacağız!" Son sözünü söylerken içine doğan huzursuzluğu fark etmiştim. Beni kaybetme korkusu belli etmemeye çalışsa da onu yiyip bitiriyordu.
" Birlikte her şeyin üstesinden geleceğimizi biliyorsun yüzbaşı! Yüreğimdeki sevda benim hiçbir zaman gücümü tüketmedi bilakis bana güç verdi! Oradan el ele çıkacağımızı biliyorum! Bu zafer benim en büyük mutluluğum olacak! Aksini düşünme bile!" Kollarını iki yanıma sarıp ailesini koruyan bir kartal gibi bizi göğsünde dinlendirdi. Ne olduğunu bile anlayamadan açılan kapıyla sarsıldık.
"Ah nihayet! Vallahi ağaç olduk, yapılır mı bu?" Barbaros'la birbirimize bakıp Rozerin'in diğerlerini curcuna ile yanımıza çağırmasını izledik. "Sonunda geldiler! Şu meşhur tim sofrasını kuralım artık!" Ayşen kucağımdaki bebeğe ve bana bakarak üç kez tükürdü ve sonra kulak memesini çekti.
" Allah'ım nazarlardan esirgesin! Maşallah maşallah! Ne de güzel görünüyorsunuz siz öyle!" Kıkırdadım. Onun da hareketleri normalde bana yapmacık gelirdi fakat söyleyen Ayşen olduğunda durum hiç de öyle durmuyordu.
"Of of! Aman ne güzel bebek bu böyle! Darısı başımıza!" Umut'un Türkan'a bakarak söylediği sözler etrafımızdaki çiftleri hevesle birbirine yönlendirdi. Türkan ilk kez Umut'a dirsek atıp susturmamış ve başta kaşlarını çatsa da sonunda mimiklerini tebessüm için kullanmıştı. "İnşallah!" Ferit ile Berina'nın yakınlığını da fark etmiştim. Belli ki o geceden sonra aradaki buzlar daha da erimiş, kalpler doğru ritmi bulduğundan birbirine kaymıştı.
"Hoşgeldin abla!" Dedi Berina Boşnakça. Boynuma sımsıkı sarılırken minik bebeğimi incitmemek için fazlasıyla dikkatli olmuştu. Onu kucağına alıp Boşnakça fısıldar gibi ninni söylemeye başladığında Ferit'in gözlerinin parladığın fark etmiştim. İç çektiğini ve her zaman kaçtığı o aile düşüncesini deli gibi istediğini görmemek imkansızdı.
"Sanki Berina'ya da biraz benziyor. Tabi teyze anne yarısı ne de olsa! Belki yakında Berina tamamına sahip olur!" Berina anlamasa da benim yanaklarım hafiften kızarmıştı. Ozan dirsek atıp gözlerini hafifçe belertti. Zamansız konuşmasını yadırgamış gibiydi. Ferit Berina'yı gerçekten önemsiyordu.
Hediyelerini bana bir ikişer uzatıp güzel dileklerde bulundular. " Allah analı babalı büyütsün!" dedi Ozan. Onlar da nihayet yüzükleri takmıştı. Doğumdan kısa bir süre önce nişan törenlerine katılmayı başarmıştık. Gidişata bakılırsa sıra Ferit ve Umut'a gelmişti. Her fırsatta birbirlerine bakıp mutluluk fısıldıyorlardı. Keşke Umut'un biraz daha cesareti olsaydı. Belki o zaman Türkan'ın abileriyle konuşmak için kaçamaklar yapmak zorunda kalmazdı. Aralarındaki gerilime bakılırsa ikilinin en büyük sıkıntısı Umut'un sürekli ertelediği abilerle konuşma meselesiydi.
Ayşen'in oğlu da az çok büyümüş annesine yoldaş olmuştu. Cihangir her fırsatta, "Ben yokken oğlum sana bakacak! Sırtın yere gelmez artık!" deyip duruyordu. Minik bebek dahil herkes onun bu sözlerine epey gülmüştü.
Rozerin büyük bir hevesle elindeki lohusa şerbetini bana getirdi. "Aaaa! Sen hâlâ ayakta mı bekliyorsun?" Elimden tutup hafifçe yatağa iliştirdi. "Yeni doğum yaptın Alina! Uzun süre dinlenmen gerekiyor." Ayşen ağzına tıkıştırdığı böreklerden kurtulup nefes almayı akıl edebildi. "Kesinlikle öyle! Aman diyim yüzbaşı! Sakın Alina'yı yalnız bırakayım deme! Al karısı gelir falan maazallah!"
"Yok artık!" diye atıldı Ferit. " bir Al karımız eksikti."
Türkan gözlerini devirip, "Hakikaten ya! İnanan kaldı mı artık böyle şeylere? Hiçbir şey olmaz! Olursa da Alina silahını kuşanıp al karısını alnının çatından vurur!" Sözü Ayşen ve Rozerin dışındaki herkesi güldürmüştü. " Hep diyorum! Umut yol yakınken sen vazgeç! Keklik mi avlıyorsun Türkan! Al karısı diyorum. Kurşun işler mi zannediyorsun?" Dedi Ayşen kafamızı allak bullak ederken.
"Gümüş kurşunda mı işlemez?" dedi Cihangir saf saf... Herkesten bir kahkaha kopmuştu. Aman Allah'ım neleri tartışıyorduk? Umut görevi devralıp Cihangir'in favorilerinden müdür yardımcısı edasıyla hafifçe çekiştirdi. "Vampir mi bu birader! Oldu olacak sarımsakla falan saldırsınlar!" Bu da herkesi güldürmüştü. Yüzbaşı nihayet söze atıldı.
"Bence Alina göğsüne gümüş kazık falan saplasın! Ne diyorsunuz Allah aşkına! Kendinize gelin! Sevgili karım sizin bu saçmalıklarınız yüzünden korkmuyorsa da korkmaya başlamıştır artık!"
"Sen konuşma birader!" dedi Cihangir. Ağzına kocaman bir dilim börek atmıştı. Barbaros Cihangir'in iğneleyici sözüyle afallamıştı. "Şimdi öyle konuşması kolay tabi! İki gün sonra isyanlara kaldığında görüşürüz!" Barbaros kaşının birini kaldırıp sert sert solu soludu. "Neden isyan edecekmişim? Karım ve oğlum yanımda Allah'tan daha ne isterim?"
Cihangir kucağındaki oğluna bakıp dudağını hafifçe ısırdı. Başına büyük bir felaket gelmiş gibi gözleri kocaman olmuştu. "Bebek sizi ne uyutur, ne nefes aldırır! Tuvalete bile kaça kaça gidersiniz komutanım! Biz aylardır neler çekiyoruz Mevla biliyor! Hayatımız kaydı haberimiz yok."
"Hiçbir şey olmaz sen beceriksizsin Badi!" dedi Ozan bilmiş bilmiş. "İki tıpışlayacaksın uyuyacak zavallı! Şuncacık bebeğin ne zararı var?" Cihangir yalancıktan bir bezginliklikle alnındaki hayali teri elinin tersiyle sildi. "Gel de bana sor! Gaz krizine girdiğinde bir amuda kalkmadığımız kaldı beyefendi osursun diye! Evde güya hiçbir şeyin yerini değiştirmeyecektik. Değiştirmedikleri bir ben kaldım! Yakında beni de postalayıp yerime daha az işenmiş bir baba bulurlar. Altı hava alsın diye Ayşen ne zaman bezini çıkarsa üzerime itinayla idrar akıtttı. Bulduğu her yeri işedi sı*çtı. Köydeki ahır bile bizim evden daha temiz sayılır! Sarı kızın, kara popolu sıpanın gözü yaşlı! Aman aman!"
Tim yine kahkahalara boğulmuştu. "Aman badi ne abarttın! Bebek işte! Allah yokluğunu göstermesin!"
"Bu çocuğa bebek diyenin ağzı eğilir! O bize değil biz ona uyuyoruz. Evde patron koltuğunu Ayşen'den devraldı. Bebek ne derse o oluyor! Hele bir emrine uyma gör bak bütün lojmanı çığırtkanlığıyla nasıl başımıza toplayacak!" Ozan dudaklarını ısırmıştı. Sanırım bir süre Zeren'le bebek yapmamaları herkes için en iyisi olacaktı.
Umut saf saf Türkan'a bakıp "Olsun! Bebek güzeldir hele de sevdiğinden olunca..." diye sayıkladı. Temel Reis'in aşkı Safinaz bile onun saflığının yanında beyaz bayrak sallandırırdı.
"Bence hiç abartmıyor!" dedi Ferit. Dilini bir buraya uzatmadığı kalmıştı. "Bu çocuğun kakası petrol olsa vallahi memleket olarak köşeyi dönmüştük! Geçen gün onun bezlerinden bir tanesine bastım. Cihangir bana hatırı sayılır bir deri ayakkabı borçlu!" Artık gülmekten ağzım birbirine kavuşmuyordu. "Koskocaman bezi göremediysen bu senin sorunun olmalı, bebeğin değil!" Ayşen tabii ki de yine çalım atıp Ferit'i şaşırtmıştı.
"Bence şu kaka muhabbetini bir kenara bırakıp karnımızı doyuralım. Tabii hâlâ yiyebilecek iştahınız kaldıysa." Zeren hayatında kurduğu en doğru cümleyi şu an sarf etmiş olabilirdi. Bebek emzirdiğimden midir bilinmez sürekli karnımın acıktığını midemin kazındığını hissedebiliyordum. Barbaros en sevdiğim yemeklerden hazırlamıştı. Özellikle bazı Boşnak yemeklerini kendi elleriyle yaptığını biliyordum. Onunla yaşadığım her gün bir diğerinden daha güzeldi. Sevdiğim adam yanımdaydı ve ondan dünyalar güzeli bir oğlum olmuştu. Keşke Erkin de kendisi için doğru insanı bulup gerçekten mutlu olabilseydi. Nefes aldığım müddetçe bunun için ona dua edecektim.
"Zil çaldı ben bakarım!" Rozerin lokmasını bile yutmadan kapıya doğru koşturdu. "Kim gelmiş?" Barbaros'un sözü karşımızdaki mahcup yüzle bölündü. "Kaynanan seviyormuş badi." Barbaros'un onu görür görmez gerildiğini hissettim. Erkin de içeri girmemek için bahane arıyor gibiydi. "Yok rahatsız etmeyeyim!" Hafifçe ensesine kaşıyıp içeriye göz gezdirdi. Kendini bizden uzak tutmak için uğraşması canımı sıkıyordu. Hiç değilse son günlerini hiçbir şey olmamış gibi yaşayamaz mıydık?
"Şu evrakları incelemen gerekiyor Kürşat!" Kürşat ayaklanıp Erkin'in yanına gitti. "Hadi içeri gel. Bir şeyler yedikten sonra bakarız!" Israrlar artınca Erkin de istemeye istemeye girmek zorunda kaldı. Rozerin hemen masaya bir tabak daha koymuş sohbet koyulaştıkça koyulaşmıştı.
"Hayırlı uğurlu olsun! Çok güzel bir bebek!"
"Teşekkür ederim." Dedim masanın altından Barbaros'un elini tutarken. Ona bakarken gözlerinin ışılladığını görüyordum. Bakışlarında ne bir kıskançlık ne de bir öfke vardı. Erkin'in saydam çok güzel bir yüreği vardı ve bir gün mutlu olacağından emindim. Yüzbaşı da tüm bunlar olmamış gibi samimi davranmaya çalıştı. Bebeğimi kucağına verdiğimde Erkin'in gözlerindeki o huzuru görmüştüm ve içim biraz olsun rahatlamıştı. Bir şeyleri aştığını görmek huzur vericiydi. Doğru şeyi yaptığına inanıyor ve pişmanlık duymuyordu.
Muhabbet alıp başını gitmişti. Erkin de ara ara hüzünlü bakışlar eşliğinde bizi dinliyor bazen de kendi başından geçen komik olayları anlatıyordu. Kötü hiçbir şey yaşanmamış gibi ilişkimizi ayağa kaldırmaya çalışıyorduk. Nihayet gecenin sonunda bebeğimi uyutmuş bütün misafirlerimi de yolcu etmiştim.
Mutfağa son kez göz atmak istediğimde Barbaros belimden yakalayıp boynuma birkaç küçük öpücük bıraktı. "Sıra benim sürprizime geldi! Günlerdir sana çaktırmadan çabalayıp duruyorum." Elimden tutup bebeğimizin odasına götürdü. Gözlerimi kapattığında doğru yolu bulabilmem için bacaklarıyla bana destek olmuş ve bu yakınlığı fırsata çevirip beni sevgiyle kollarına almıştı.
Gözlerimi açtığında dudaklarımdaki tebessüm kış güneşi gibi içim ısıttı, sıcacık oldum. "Bu çok güzel Barbaros! Bayıldım!"
" Artemiz çiçeği ve mavi kelebek... Bebeğimizin odasının en güzel detayları oldu. Bu mavi çiçekleri beşiğe sabitlemek için epey uğraştım ama değdi doğrusu! Sence de çok hoş görünmüyor mu?" Nemlenen bakışlarımı gizlemeden mutlulukla gözlerine baktım. "Muhteşem olmuş! Mavi kelebeğin Artemis çiçeğine sevdası..."
"Ona anlatacak harika bir hikayem var." Bebeğimiz mırıltılı sesler çıkarmaya başladığında Barbaros hemen onu kollarının arasına aldı. Ve bizim hikayemizi masal tadında anlatmaya başladı. Babalık bir insana nasıl bu kadar yakışırdı? Bir bebeğe böylesine güzel bakana neler söylenmezdi ki?
Alnına küçük bir öpücük bırakıp oğlumuza Artemis çiçeğinin masalını anlatmaya başladı. "Bir varmış bir yokmuş! Evvel zaman içinde kalbur saman içinde diyarın birinde mavi bir kelebek yaşarmış. Kelebek her gün binlerce çiçeğin üzerine konsa da hiçbirine bağlanmaz en iyi, en nadide çiçeği çayırda bekler dururmuş. Kanat çırpmadığı yer kalmasa da umudunu kaybetmez aşkı olacak o güzel çiçeğin peşine düşmekten geri durmazmış. Kanatları yıpranmış bu uğurda ama vazgeçmemiş... Bir gün solgun bir mavi çiçek çıkmış karşısına. Artemis çiçeği... O da en az kendisi gibi yaralıymış." Sözün burasında hikayenin nereye gideceğini merak ediyordum.
"Mavi kelebek Artemis çiçeği ile konuşmak istemiş. Fakat dilleri farklıymış... Yaşadıkları hayat, bağlı oldukları her şey birbirinden ayrıymış... Buna rağmen birbirlerine hava gibi, su gibi ihtiyaç duyduklarını fark etmişler. Kelebek Artemis çiçeğine sevdasını anlatmak istemiş. Çok uğraşmış dili dönmemiş. "Sevdanın da dili var demiş! Varsın aynı sözü söylemeyelim. Ben kanat çırparım o anlar! Kanatlarım rüzgârda savrulur aşkım yüreğimden dökülüp yapraklarına konar. Alır nefesimin meltemini, hisseder ona düşen sevdamı. " İç çekip devamını hevesle bekledim. "Yağmur atıştırmaya başlarken mavi kelebek de zayıf kanatlarını çırpmaya başlamış. Rüzgâr ve yağmur o derdini anlatmaya çalıştıkça daha daha hoyratlaşmış. Zavallı mavi kelebek savrulmuş paramparça olan kanatlarıyla kendini Artemis çiçeğinin gölgesinde buluvermiş. Artemis çiçeği de gördüğü günden beri bu güzel kelebeğin ahenkli kanatlarına hayranlık beslemeden edemezmiş. O da söylemek istermiş duygularını ama bir türlü derdini açacak ortak bir dil bulamazmış. Gölgesindeki mavi kelebeğe sevgiyle bakmış. Yağmur atıştırırken yapraklarını oynatıp yağmur taneciklerini kendinden bir çırpıda uzaklaştırmış. Kokusu mavi kelebeğe ulaşmış. Yapraklarından dökülen damlalar kelebeğin parçalanan kanatlarına düşmüş hayat olmuş. Mavi kelebek o gün anlamış... Aynı dili konuşmasa da yürekler bir oldukça aşılamayacak hiçbir engel yokmuş. Hayatının geri kalanını mavi kelebeğin gölgesinde onun yapraklarının esintisini hissederek ve kokusunu duyarak yaşamış." Bebeğimiz mışıl mışıl uyurken sevdiğim adama sımsıkı sarıldım. "İyi ki yanımdasın Barbaros! Ölene kadar sadece seni sevmek istiyorum."
"Sen dünyada da ahirette de bana yazıldın Artemis çiçeği... Bu bizim kaderimiz..."
2 ay sonra🥰
Aynadaki son rötuşlarımı yapıp saçlarıma Fransız dantelli o beyaz tokayı taktım. Yüzümün hatırı sayılır bir kısmını kapatıyordu. Dudaklarımı hafif taşırarak kan kırmızı bir rujla renklendirirmiştim. Üzerime oturan balık model elbise saten elbise göğüslerimi belirgin bir şekilde ortaya çıkarmıştı. Saçlarımı röfle yaptırıp omzumun üzerinden toplamış ve sağ yanımı olduğu gibi bomboş bırakmıştım. Büyük baklava dilimli küpelerimi takıp aynadaki görüntüme son kez baktım. Bu sadece bir tiyatroydu fakat çok yakında gerçeğini hayata geçireceğimi biliyordum.
Ayağıma beyaz topuklu ayakkabılarımı giyip oyunumun ilk perdesini oynamak üzere harekete geçtim. Sade siyah karanlık koridordan geçip gerçek bir eğlence salonunu andıran sahneye yöneldim. Yukarıdan aşağıya doğru sarkıtılan mikrofonu alıp ışıltılar içindeki sahnede tıpkı Eva gibi salınarak yürüdüm. Aksanımı bile değiştirmiş onun her bir davranışını izlediğim kliplerle ezberlemiştim. Odada hit şarkılarından birine seslendirmek için sesimi bile onunla arasında en ufak bir renk farkı olmayacak hale getirmiş, kusursuz bir taklitle görevime başlamıştım. Doğum kilolarımdan çok kısa bir sürede kurtulmam bu konuda şansımı katlamıştı. Bu sayede o elbisenin içinde en ufak bir pürüzün görünmemesine gayret etmiştim.
Topuk seslerim mikrofonun önünde son bulurken karşımdaki yüzlere edalı edalı baktım. Muhtemelen Eva da olsa aynı şeyi yapardı. Sonra avucumun içine kan kırmızı ruj değdirmemeye gayret ederek küçük bir öpücük bıraktım ve izleyicilerime doğru sahte bir samimiyetle üfledim. Bir çok konserinde bunu yaptığını biliyordum. Yeni yeni parlamaya başlamış bir stardı. Buna rağmen sesiyle ve davranışlarıyla insanları büyülemeyi iyi biliyordu.
Büyüleyici uzun tırnaklarımı göstermek ister gibi yukarıdan sarkıtılan mikrofona yaklaşıp şarkımı söylemeye başladığımda Barbaros'un bakışları da gözlerime mıhlanmıştı. Hayranlık vardı fakat alıştığımız samimiyeti görememiştim. Çocuğunun annesine bakıyor gibi değildi sanki Eva gerçekten karşısındaydı. Ben ben değildim. Bazen bakışlarından Erkin'e kaydığını fark ediyordum. Hala kıskançlık rüzgârlarını yüreğinde dindirmemişti. Erkin benden çoktan vazgeçmişti. Bakışlarını çoğu zaman kaçırdığını görebiliyordum. Bana baktığında içinde farklı duygular uyanmasını istemiyordu. Gözlerindeki kaçamaklığın korkusunu içinde taşıdığını görebiliyordum. Beni kendine haram kılmıştı. Bu operasyondan sonra ona da veda edeceğimi biliyordum. Her şeye rağmen onu dostum olarak çok sevmiştim.
Erkin'in bulunduğu masada rahatsız olmuş gibi yüzünü çevirdi. Gömleğinin yakasını çekiştirmiş ve Barbaros'la göz göze gelmemek için bardağındaki suya odaklanmıştı. Bunların bir önemi yoktu. Üçümüz de profesyonel asker gibi davranacak ve görevimizi yerine getirecektik. Özel hayatımızda yaşanan hiçbir krizin buradaki işimize engel olmasına izin vermeyecektik.
Beklenmedik hareketlerle sahne performansımı kışkırtıcı bir havaya büründürdüm. Göz süzmeler, bakışlar, dudakların hafifçe öne doğru toplanması... Tam anlamıyla Eva gibi davranıyordum. Hareket ettikçe elbisenin yırtmacı bacaklarımdan yukarı doğru tırmanıyor sonra sahte yalancı bir mahcubiyetle onu örter gibi yapıp omuz ve saç savurma hareketleriyle bütün kadınlığımı ortaya koyacak davranışlarda bulunuyordum. Her bir hareketim özgüvenimi ele verecek kadar güçlüydü. Barbaros'un nefes dahi alamadığını hissettim. Bakışlarıyla yakınımızda operasyon için hazır olup olmadığımı kontrol eden MİT elemanlarını taradı. Beni izlemelerinden rahatsız olduğu her halinden belliydi.
Kalabalığın içinde öfke patlaması anında nasıl davranacağını düşünmek bile istemiyordum. Duygularına hakim olmak zorundaydı. O adaya gittiğimizde bir çuval inciri berbat etmemesi için onun da sabır egzersizleri yapması gerekecekti. Nihayet şarkı bittiğinde selamlar gibi avuçlarımı açıp başımdan aşağı boşaltılan gül yapraklarından birkaçını sahneden dinleyicilere doğru kışkırtıcı bir şekilde savurdum.
"Harikaydı Alina! Aranızdaki farkı kimsenin anlayacağını zannetmiyorum. Bu senin daha güvende olmanı sağlayacak! Her bir hareketi her bir duruşu seninle aynı olmuş!" Başkanın sözleri beni onore etti. "Teveccühünüz efendim!"
"Operasyon için tüm hazırlıklar tamam komutanım! Yarın Yıldırım timi ile birlikte ilk adımı hayata geçireceğiz."
Komutan gür, kendinden emin bir sesle, "En iyisini yapacağınızı biliyorum! Yüzümü kara çıkarmayacaksınız!" dedi. Operasyonun detaylarını konuşmuş ve bir an önce tüm hazırlıkları tamamlamaya gayret etmiştik. Çıkışta Erkin'le hiç konuşmadan yollarımızın ayrılmasını izledim. Üzülmesi canımı yakıyordu. O iyi bir adamdı.
Bebeğimi Berina'ya emanet ettim. Hana ailemize yeni katılan minik yavrumu büyük bir neşeyle karşılamıştı. Onunla ilgilenmek, Boşnakça şarkılar söylemek en büyük mutluluğu haline gelmişti. Berina ile Ferit'in ilişkisi de yolunda gidiyordu. Ferit onun için dil öğrenmeye bile başlamıştı. Derdini anlatmaya çalışırken özellikle bile bile yardım etmiyor, bilmiş laflarının cezasını çeksin diye kıvranışını izliyordum. Aşk emek isterdi. Sabırla, fedakarlık ve yoğurulurdu. Kardeşimi hak etmek için biraz uğraşması hiç fena fikir değildi.
İhtiyacım olacak eşyaları küçük bir çantaya doldurup hazırlık yapmaya başladım. Bebeğimi son kez emzirmiş, en azından burada olmadığım sürede yetebilecek kadar sütü özel poşetlere doldurup dolaba atmıştım.
"Acikti..." dedi Hana büyük bir hevesle. Bebeğin bakımı ile ilgilenirken etrafımda koşuşturmasına alışmıştım.
"Hemen besleyelim." Bebeğimin bal rengi gözlerine hevesle baktım. Ondan uzak kalma fikri çok zordu. Birkaç günlüğüne de olsa buna nasıl dayanacaktım?
"Çıkmamız gerekiyor Alina! Vedalaşma zamanı." gözümden dökülen hasret yaşlarını silip bebeğimi alnından öptüm. Henüz çok küçük olmasına rağmen gülümser gibi dudaklarını büzmüştü. Kokusunu içime çekip hasretin biraz olsun ruhumu terk edeceğini düşündüm. Dakikalar sonra Barbaros da onu sevgiyle bağrına basmıştı.
İlk adımımız timle buluşmak üzere toplanma alanına gitmek oldu. Burada bizim için helikopter hazırlanmıştı. Uzun sayılabilecek bir yolculuğa hazırdık. Üzerime siyah kamuflaj pantolon ve siyah kamuflaj gömlek giymiştim. Her ihtimale karşı çelik yeleğimizi ihmal etmemiş yüzümüzün tüm ayrıntılarını gizleyecek siyah bir maske takmıştık. Silahım, tüfeğim, bıçağım, yedek şarjörlerim... Hepsi hazırdı. Bu operasyonda başarısız olmak gibi bir ihtimal söz konusu olamazdı. Timin bütün elemanları vedalaşmış geri dönmeme ihtimaline karşı kendilerini en acı sonlara bile hazırlamıştı.
"Dağlık, ormanlık bir alandan geçeceğiz komutanım." Kürşat'ın sözleri Barbaros'un bakışlarına elindeki dosyaya çevirdi. Operasyonu defalarca gözden geçirmiş ve en ufak bir pürüz olmaması için gecelerce uykusuz kalmıştı.
" Bu süreçte gizli iletişim kurmamız ve hızlı karar almamız çok önemli Yıldırım timi! Yedek planlarımız var fakat yine de en güçlü ve sağlam olanı hayata geçireceğimizdir. Uyanık olup bu işin üstesinden gelmek sizin bu vatana olan borcunuz! Devam et Kürşat!"
Kürşat derin bir nefes alıp sayfaların arasına gömüldü. "Kör noktalar geçici saklanma noktamız olacak. Eva'nın evine yakın bir yerde konuşlanacağız. Bir orman evi... İlk işimiz Eva'yı kaçırmak. Tıbbi hazırlıklar yapıldı. Dört kişilik bir tim, iki gözlemci ve iki kaçırma elemanı görevlerini yerine getirmek üzere hazır komutanım. Yerel rehberlerden ve casuslardan bilgi aldık. Bölgenin haritasını çıkardık. Güvenli saldırı ve kaçış noktalarını tespit ettik. Eva'nın Alina ile kan bağının olup olmaması önemli. Bu yüzden DNA testi için gerekli elemanı bulduk. İki gün sonra ada operasyonu gerçekleşecek. Adanın balıkçı tekneleri, ticari gemileri ve sivil noktaları incelendi. Nöbet 6 saatte 1 değişiyor. Nöbetin en zayıf olduğu zaman gece iki suları. Nöbeti gerçekleştirecek askerler yerleştirdiğimiz casuslarla etkisiz hale getirilecek. Ada baskınında ilk mangrow kıyılardan geçeceğiz. Tim elemanları gözetleme kulelerini etkisiz hale getirilecek. Adada büyük bir saray var. Üç kattan oluşuyor. Alt katta ele geçirilen esirlerin olduğu düşünülüyor. Alarm sistemi sızdırdığımız casuslar tarafından kapatılacak. Böylece operasyonu riske atacak hiçbir şey görmeyeceğiz. Biz risksiz alandan binaya ulaşmaya çalışacağız. Kayalık kıyılar bunun için çok daha doğru olur. Binanın içindeki yüksek çatıya mevziilenen askerler bu bölgeyi fark etmeyecektir. Binaya güvenli giriş için en iyi rota ve kör nokta bu."
"Herkes operasyonu anladı mı? Devamını zaten biliyorsunuz!"
Tim elemanları, "Anlaşılmıştır komutanım!" Dedi hep bir ağızdan. Nihayet helikopter hedeflenen bölgeye iniş yapabilmişti. Yolun geri kalanında sessiz bir şekilde yürüyerek ilerleyecektik. Barbaros ve ergin içeri sızdırdığımız ajan sayesinde Eva'nın evine koruma olarak girebilecekti. Eva bizim için lidere ulaşmamızı sağlayacak zayıf halkaydı. Noah koruma kıyafeti giyen Erkin ve Barbaros'u Eva ile tanıştırmak üzere araçlara bindirdi. Her ihtimale karşı geçtikleri yollarda onları koruma altına alacak bir tim bulunuyordu. Ben de arabanın arka tarafında gizlenmiş kör noktadan eve girmek için hazırlıktaydım.
Büyük demir kapı gürültüyle açıldığında kendimizi nihayet o malikanenin girişinde bulduk. Gizlenip attığım halatla yukarı taraftaki balkona doğru tırmandım. Kancanın tam da şu anda zarar görmemesi ve beni o evin içine taşıması gerekiyordu. Balkonun camını özel bir adetle yuvarlak şekilde çizip camı kırmadan çıkardım ve kapıyı açtım. Artık içerideydim. Alarm sistemini devre dışı bırakmam birkaç saniyemi almıştı.
Evi avucumun içi gibi bildiğim için fazlasıyla hazırlıklıydım. Kapıyı açıp odanın dışında sahanlığa yöneldim. Burası klasik barok tarzında döşenmiş güzel bir mekandı. Büyük aynalar her yerdeydi. Eva'nın güzelliğine ne kadar düşkün olduğunu şimdi çok daha net görebiliyordum.
Yukarıdan aşağıdakileri incelemeye başladım. Eva yeni korumalarını inceliyor onlarla İngilizce sohbet ediyordu. Barbaros'a yakın durmasından rahatsız olmuştum. Yüzbaşı her zamanki gibi oyunculuğunu konuşturuyordu.
Bir an hiç beklemediğimiz bir şey yapıp Erkin'in önünde adımlarını duraksattı ve DNA'sını çözecekmiş gibi gözlerinin içine baktı. "Beni yıllardır tanıyormuş gibi bakıyorsunuz!" dedi şüpheyle. Erkin ona baktığında ne görüyordu bilmem ama buna bir an önce son verse iyi olurdu. Barbaros Erkin'le tanışmıyormuş gibi davrandığı için hiçbir tepki de bulunmadı. " Güzelliğiniz göz kamaştırıcı hanımefendi! Etkilendiğine şaşırmamam gerekir!" Barbaros'un sözleri kalbime bir kurşunun yerleşmesine sebep oldu. Ne yapsa görev için yaptığını biliyordum fakat yine de kıskançlık duygusunu engel olamıyordum. Birkaç nefes verip Erkin'in ona olan bakışlarına hayranlaştırıp gülümsemesiyle kırdığı potu tamir edişini izledim.
"Aylardır sizden başka bir şarkıcı dinlediğimi hiç sanmıyorum bayan Carter! Şimdi sizi karşımda görünce şaşkınlığımı mazur görün!" Eva'nın kaşları belirgin bir şekilde havalandı. "Öyle mi! Çok hoş! En sevdiğiniz şarkımı da biliyorsunuzdur herhalde!" Barbaros'un bakışlarındaki endişeyi fark etmemek imkansızdı. Bunu Eva bilmezdi fakat kocamı çok iyi tanıyordum.
" Elbette hanımefendi! En sevdiğim şarkınız "My Sun of the Night" (Gece güneşim). Enfes bir yorumdu." Eva'nın kusursuz İngilizcesi ve davranışları Eva'nın hoşuna gitmişti.
Eva benden çok farklıydı. Ben asla bir erkeğe bu kadar kısa sürede yakınlık gösteremezdim. " Büyük bir zevkle!"
"Siz korumaları yönlendirmek üzere bahçeye çıkabilirsiniz. Eşyalarınızı alt kata taşıyın lütfen ! Burada kaldığınız müddetçe orada yaşayacaksınız!" Erkin ve Eva Müzik odasına doğru giderken ben de onları yakından görebileceğim bir odaya yönelmiştim. Dakikalar sonra pencereden içeriye sızıp Eva ile Erkin'in bulunduğu odada saklandım. Bu sırada Barbaros Eva'nın odasında onun kardeşim olup olmadığını ortaya çıkaracak bir DNA örneği arıyordu.
Eva dakikalarca piyano çaldıktan sonra şarap kadehini Erkin'in kadehiyle tokuşturdu. Erkin'in hayran bakışlarından hoşlanmış iltifatlarının büyüsüne kapılmış görünüyordu. Attıkları kahkahalara bakılırsa sohbet oldukça koyuydu. "Ah vay canına! Sen harika bir şarap gurmesi olmalısın!" dedi Eva Amerikan aksanlı İngilizcesiyle.
"Güzel olan her şeyi severim!" diye karşılık verdi Erkin. Bunu Eva'nın kusursuz yüzüne bakarken söylemişti. Rolünü o kadar güzel oynuyordu ki ondan gerçekten hoşlandığını düşünebilirdim. "Bana anlattığın bu hikayeleri asla unutamayacağım!" dedi Eva gözündeki bir damlaya silerken. Erkin onu güldürüp dikkatini dağıtmayı başarmıştı.
"Sanırım uzunca bir süre denizcilik yapmam espiri anlayışımı oldukça etkiledi. Dennis gibi harika balıkçı arkadaşlarım oldu. Sanırım onlarla oturup balık eşliğinde sarhoş olmayı seviyorum! Bunu özlediğimi söyleyebilirim. Kirli Jack ve domuz Lavrance de eğlenceli çocuklardı. Onlarla şehrin en iyi tavernalarına gidip dans ettiğim günleri hiç unutamam."
Eva elindeki şarap kadehinden dolu dolu bir yudum alıp kendini bulunduğu koltuktan geriye doğru bıraktı. Çok rahat tavırlar içerisindeydi ve Erkin kısa sürede ona uyum sağlamayı başarmıştı. "Bu hikâyeler çok eğlenceliydi! Sanırım uzun zamandır bu kadar gülmedim!"
"Güzelliğiniz dilimi açmış olmalı! Bu kadar eğlenceli bir adam değilimdir." Eva cazibeli sarhoş sesler çıkararak gülümsedi. "Ah! Çok mütevazisin!" Kısa bir sessizlik oldu ve bozan yine Eva'ydı.
"Şu domuz avına gittiğiniz gün Jake'i bataklığa nasıl attığını bir kez daha anlatsana! Çok eğlenceliydi." Erkin ilgiyle bire bin katarak aynı yalan hikayeyi anlatmaya devam etti. Sözün sonuna doğru geldiğinde Eva çoktan koltuğundan kalkmış ve tekli koltuğunda anlattığı hikayeye odaklanmaya çalışan Erkin'in kucağına oturmuştu.
"Ve sonrasında şey..." Eva onun birkaç düğmesini açıp dudaklarını üsteğmenin göğsüne arzuyla sürttü. Odanın içerisinde nasıl hareket ettiğimi görmüyordu bile. O yüzünü Erkin'in göğsüne yaslayıp omuzlarını okşarken elimdeki eterli pamukla ağzını sıkı sıkı kapatıp bayılmasını sağladım. Birkaç çırpınışın ardından istediğimi almıştım ve Erkin yerinden kımıldamamıştı bile.
Eva Erkin'in kollarında baygın bir halde dururken Barbaros da içeri girdi. Bakışları önce bende ardından da Erkin'in kucağındaki Eva'da asılı kaldı. Hemen toparlanıp, "Kadını hazırlayın! Onu buradan güvenli bölgeye götüreceğiz! Aşağısı tamam!" dedi. Erkin üzerindeki un çuvaldan kurtulmuş gibi Eva'yı kenara bırakıp ayağa kalktı. "Bir an önce şu işi halledelim! Zamanımız kısıtlı!" Biraz önce flört ettiği kadın aniden yabancı bir kimliğe bürünmüştü. Erkin'nin profesyonel olduğunu şimdi daha iyi anlamıştım. İstihbarat konusunda yüzbaşı gibi o da fazlasıyla cesur ve başarılıydı. Artık oyunu perdeleme sırası bana gelmişti.
Merhaba canlarım! Nihayet yeni bölümde buluştuk.🥰 hepinizin Ramazan'ı bereketli geçer inşallah. Şu aralar farklı telaşlar içerisindeyim. Hüsran'nın çizgi dizisini yapmaya çalışıyorum. Bir yandan da kitaplarımı yazıp yeni içerikler üretme peşindeyim.🤭
Beni Instagram'da desteklemeyi unutmayın. Bol bol yıldız ve yorum bekliyorum!Keyifle okumalar🥰
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 4.14k Okunma |
447 Oy |
0 Takip |
45 Bölümlü Kitap |