45. Bölüm

 45. BÖLÜM : SIZI🪦

Şeyma Yıldız KOÇ
syildiz_koc

45. BÖLÜM : SIZI

İlahi bakış

Alina bugün ilk kez gerçek anlamda operasyona başlamıştı. Eva’nın hayatına girmiş ve etrafındaki herkese taklit bir bebekten fazlası olduğunu kanıtlamak için hazır olda duruyordu. Onu o kadar iyi tanımıştı ki kahvaltıda yediği mısır gevreğinin süt oranına bile hakimdi. Birkaç gün sürecek bu operasyonda hiçbir yanlış yapmadan Zeus’la görüşmeyi başaracak ve o katliam adasına gidecekti.

İlk olarak planladığı gibi albüm çalışması için şirkete gitmişti. Orada çok fazla göze batmadan üzerine düşeni yapmış ve birkaç saatliğine Barbaros’la birlikte Eva’nın tutulduğu eve gitrmeyi başarmıştı. Onunla yüzleşmesi gerektiğinin farkındaydı ve buna kendini hazır hissedip hissetmediğini bilmiyordu. Eva’nın siyah bir Taytını ve onun üzerine karnını gösteren bir büstiyer bulup giyindi. Saçlarını düzleştirmiş ve kat kat olacak şekilde kestirmişti.

Arabanın araştırmışlardı ve neyse ki bir dinleme cihazına ya da kameraya rastlamamışlardı. Erkin Yıldırım ile birlikte Eva’nın bulunduğu evde gözcülük yapıyor ve onu koruyordu. Operasyonun ters gitmemesi için tüm planlar hazırdı. Barbaros’la birlikte ormanın içine gizlenmiş olan eve adım adım yaklaştılar. Alina elini kalbinin üzerine bastırıp sırtını evin girişine döndü. “Onun kardeşin olmasından hâlâ çok korkuyorsun değil mi?”

“Hem de çok! Eva’nın yaşam tarzını davranışlarını çok iyi tanıyorum artık ve ondan gerçekleri öğrendikten sonra bile iyilik beklemenin mümkün olmadığını düşünüyorum. Zeus denilen adam onu kendi ülkesine bile düşman yetiştirdi. Bundan adım gibi eminim!”

“Sonuç ne olursa olsun üstesinden gelebileceğini biliyorum.”

“Daha fazla oyalanmayalım!” Birlikte kapıyı çalıp beklemeye başladılar. Demir sürgü sesinin ardından karşılarında buldukları ilk kişi Erkin olmuştu. “Hoş geldiniz! “

“ Hoşbulduk!” dedi Barbaros. Sesini mesafeli çıkarmamak için gayret göstermişti. “Durumlar nasıl?” dedi Alina merdivenlere topuklu ayakkabılarını bıraktığı tok seslerle çıkarken. “ Eva iyi! Fakat yemek yeme konusunda anlaşamıyoruz. Hâlâ esir alındığını kabul edemiyor ve bir kamera şakası yapıldığını zannediyor.”

Barbaros ve Alina aynı anda hafif kinayeli bir şekilde güldüler. “ Kameralara alışkın tabii! Ama burası şaka için hiç doğru bir ortam değil! Biz de şu durumda şakayı seven espirili insanlar değiliz.” Alina Barbaros’u onayladı. “ Eva sana zorluk çıkarmadı değil mi Erkin?” Erkin sinsi bir sırıtışla ona karşılık verdi. “Büyük malikanedeki flörtüz tavrından oldukça farklı bir tavır içerisinde olduğunu söyleyebilirim.” Bu sözünün üzerine Alina’nın yanakları hafifçe kızardı. Daha onun gerçekten kardeşi olup olmadığını öğrenememişti bile. Kapıyı açtıklarında karşılarında elleri sandalyeye bağlanmış bir kadın buldular. Evdeki eski bakımlı halinden geriye bir şey kalmamıştı. Dağılmış saçları ve bozulmuş makyajıyla Eva kendi olmaktan çıkmış gibiydi. Eva karşısında Alina’yı görünce sendeledi.

İngilizce bir şekilde, “ Bu da ne demek oluyor böyle?” diye bağırdı. Gözlerini iri iri açmış yosunlarıyla Alina’yı baştan aşağıya süzmüştü. “Merhaba Eva! Umarım seni burada tutmamızdan rahatsız değilsindir!” Eva derin derin nefes darlığı üzerine yürüyen Alina’ya öldürücü bakışlar attı. “Kimsin sen? Bana nasıl bu kadar benzeyebilirsin?”

Alina genç kadının karşısına geçip demir sandalyeye ters bir şekilde oturdu. Bu hareketi ile birlikte sandalye mermer zeminde tiz bir ses çıkarmış ve Eva’nın yüzünü buruşmasına sebep olmuştu. Alina elinde tuttuğu zarfı kadının gözlerine sokar gibi salladı. “Aramızdaki bağın ne olduğuna bu zarf karar verecek?” Alina zarfı herkesin gözünün önünde birkaç parmak hareketi ile yırtıp açtı. Ellerinin titremesine mani olamıyordu. Eva gerçekten Alina’nın kardeşi miydi? Bakışları bir süre kağıdın üzerinde oyalanırken Erkin ve Barbaros da sabırsızlıkla ondan gelecek tek bir sözü bekliyordu. Alina hayal kırıklığı ile mutluluk arasında gidip gelen tuhaf bir duyguyla zarfı Eva’nın kucağına bıraktı.

Eva birkaç kez Alina ile zarf arasında gidip gelen bakışlarını durduramadı. Daha sonra yazıyı okudukça bakışları daha da öfkeli bir hal aldı. “Yo hayır! Sen benim kardeşim olamazsın! Buna inanmam!” Alina’nın nemlenen bakışlarıyla hüzünlü bir şekilde gülümsedi. “Ben de inanamıyorum! Sen benim yıllar önce kaybettiğimi sandığım kardeşimsin. İkiz kardeşim… Annemin acıları yüreğini yakmasın diye adını bile anmaktan korktuğumuz kardeşim…” Eva başını sallayıp kendisine oyun oynanıyormuşçasına şaşkındı.

“Beni kandırabileceğinizi mi zannediyorsunuz? Kimsiniz siz? Benden ne istiyorsunuz?” Barbaros birkaç adım öne çıkıp onun tam karşısında yerini aldı. “Seni ve bağlı bulunduğun örgütü bitirecek olan insanlarız. Bir gayemiz var ve onu gerçekleştirmeden ne ölmeye ne de geri çekilmeye niyetimiz yok.”

Eva kahkahalarla güldüğünde Barbaros ve Alina birbirine baktı. Erkin de sesli bir şekilde nefes verip Eva’nın saçma tepkilerini anlamlandırmaya çalıştı.

“Beni aptal yerine koymaya mı çalışıyorsunuz? Eğer öyleyse kafamı karıştırmayı başardınız fakat yalanlarınıza inanacak kadar aklımı kaybetmedim!” Alina Eva’nın kucağından aldığı beyaz kağıdı sallayarak, “Aramızdaki en büyük gerçek bu!” dedi. “Seninle kardeş olmak için ölüp dirildiğimi kimse söyleyemez. Fakat kabul etmem gereken bir şey varsa o da kardeş değilsek bile aynı kandan olduğumuzdur. Seni yıllar önce bizden kopardılar Eva! Bunu nasıl yaptılar bilmiyorum ama yaşadığından haberdar değildik. Annem ve kardeşlerim yıllarca sensiz buruk bir hayatı yaşadılar. Kabul et ya da etme! Sen benim kardeşimsin! Bu da senden aldığım DNA örneklerinin bir sonucu!”

“Oynadığınız oyuna başka bir zaman gülerim. Şimdi şu ellerimi çözüp saçmalıklarınıza son verin!”

“Oyun yok Eva! Sen benim kardeşimsin!”

Eva büyük bir mutsuzlukla ondan nefret eder şekilde baktı. “Madem kardeşinim! Neden beni burada tutuyorsun? Neden elim kolun bağlı? İnsan kardeşine böyle davranmamalı!” Sözün burasında Erkin devreye girdi. “Çünkü senin POSSAT örgütüyle bağlantılarının olduğunu biliyoruz. Onlara bağlılık yemini ettiğini ve iki gün sonra o gizemli adada rütbe alacağından haberdarız. Sana tercih hakkı veriyoruz! Ya itirafçı ol kendini ve o zalimler yüzünden kararın hayatları kurtar ya da hayatın boyunca bileğinde kelepçelerle hapis hayatı yaşa!”

“Benim hiç kimseyle bir ilgim yok!”

“Bu yalanlara inanamayacak kadar akıllıyız Eva! Seni uzun zamandır takip ediyoruz! Hakkında senden çok daha fazlasını biliyoruz! Bu yüzden kıvırmayı bırak ve gerçekleri söyle!” Alina Eva’yı çenesinden tutup yüzüne yaklaştırdı. “Eğer itirafçı olmaz ve bir hain olarak devam edersen hayatımın en büyük pişmanlığını yaşayacağımı bilsem seni affetmem.” Eva karşısındaki insanların bozulan sinirlerini umursamadan kahkahalarla güldü.

“Affetmezmiş! Senden af dileyen bir kadının var olduğuna inanıyor musun? Merhametini kendine sakla hain! Ben hiç kimseye ihanet etmem!” Alina genç kadının daha sert bir şekilde çenesini kavradı ve kendine yaklaştırdı. “Bulunduğun suç örgütünün ne işler çevirdiğini biliyor musun? Ülkeler arasında savaş çıkarıyorlar. Bir sürü mazlum, masum insanın kanını akıtıyorlar. Senin gibi parlak kişileri örgüte alıp bir vatan haine dönüştürüyorlar. Terör örgütlerini besliyor ve medyadan sanat dünyasına kadar her yerde algı operasyonları yapıyorlar. Bu gidişe bir dur demenin zamanı geldi. Buna izin vermeyeceğimizi anla.” Eva başını sallayıp Alina’nın elinden yüzünü kurtarmaya çalıştı. “Hiçbir şey yapamazsınız! Ne kadar güçlü insanlar olduklarını anlamıyorsunuz.”

“Adaletin önünde hiçbir güç sonsuza kadar kalmaz!” dedi Alina yüzündeki hayal kırıklığını gizlemeye çalışarak. “Örgütü bitirmeden bize huzur yok! Belki farkında değil ama karşısında bütün varlığıyla vatanını seven ve feda olmak için sahip olduğu her şeyden vazgeçecek insanlar var! Hiçbir güç bu inançtan üstün olamaz!”

Alina ayağa kalkıp gitmek üzere hazırlandı. Uzun süre burada kalamayacağını biliyordu. “Eğer kardeşimsen! Beni bırakırsın!” dedi Eva son bir umut kırıntısıyla. Alina omzunun üzerinden ona öfke ve üzüntüyle bakıp, “Kardeşim değilsin!” diye sayıkladı. “Benim kardeşim asla bir hain olmazdı.” Daha fazla durmayıp topuklu ayakkabılarını tıkırtılarını ardında bırakarak aşağıya indi. Barbaros ona nasıl bir teselli cümlesi kurması gerektiğini bilmiyordu.

“ Alina!” Genç kadın gözünden akan bir damla yaşı silip derin bir nefes aldı. Böyle bir zamanda asla güçsüz bir duruma düşmeyecekti. “İyiyim ben Barbaros! Bunun olabileceğini ikimiz de biliyorduk. Kendimizi çok önceden hazırladık. Eğer bir hain olarak yaşamak istiyorsa onun seçimi! Belki daha önce onu bulabilseydik bu kadar beyni yıkanmış olmayacaktı. Bizimle işbirliği yapacak ve bildiklerini anlatacaktı. Onu bize düşman gibi yetiştirmişler. Ne söylesem anlamayacak biliyorum bu yüzden onu kazanmak için değil örgütünü bitirmek için uğraşacağım!”

Barbaros sevdiği kadını belinden hafifçe kendine çekti ve gözlerini gözlerinden ayırmadan sağ eliyle yanaklarını okşadı. Alina’nın gözleri huzurla kapandı. Artık tek dileği görevini yerine getirip sevdiği adamla vatanına dönebilmekti.

Alina Erkin ve Barbaros’la birlikte Eva’nın evine doğru yol aldı. Aslında içi oldukça rahattı. Ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu.

Adamları biraz uzaklaştırıp Alina evin içinde detaylı bir arama yapmıştı. Herhangi bir ses kayıt cihazına ya da vericiye rastlamamıştı. Eva’nın tüm bağlantılarını ortaya çıkarmıştı. Çekmeceden örgütle ilgili bilgiler ve bağlantılar edilmiş ve bahsedilen özel örgüt evlerini öğrenmişti. Nihayet o gün gelip çattığında aynanın karşısına geçip büyük parlak halka küpelerini taktı. Saçlarını tarayıp Eva’nın yüzünden düşürmediği en çarpıcı makyajlarından birini tenine geçirdi. Kan kırmızı dudaklarıyla ve yoğun kalemli gözleriyle alıştığı Alina’dan oldukça farklı görünüyordu.

Barbaros temkinli bir şekilde sessizce içeriye süzüldüğünde Alina küçük bir ürperme geçirdi. “Beni korkuttun! Aşağıdaki sersemlerden biri zannettim.” Barbaros sevdiği kadının sırtını göğsüne yaslayarak arkadan sımsıkı sarıldı. Artık ona dokunduğunda karnında bebeklerine dair herhangi bir emareye rastlayamıyordu.

“Korkma! Sorun olmayacak!” Sevdiği kadının dudaklarına arzu dolu öpücükler bıraktı. “Günlerdir senden uzaktayım! Hem yanımda hem de bir o kadar uzak… Şu görev bittiğinde benden kurtulamayacaksın!” Alina yüzünü sevdiği adama dönüp en sıcacık bakışlarıyla yanağına küçük bir buse bıraktı. “Benim için de zor ama idare etmemiz gerekecek.” Sevdiği adamın yüzündeki ruj izini silip başını göğsüne yasladı. “Yarın her şey bitecek. Çok fazla bilgiye eriştik. Kendi sonlarına yaklaştıklarını bilmiyorlar.”

“Nihayet yarın Zeus’la buluşabileceğiz. O zaman tüm eksik noktalar kapanacak.” Kapının açılmasıyla toparlanma ihtiyacı hissettiler. Erkin’in yüzünü gördüklerinde bir nebze olsun rahatlamışlardı. “Uçak hazır! Adaya gidiyoruz.” Alina hazırladığı çantaları hizmetkarlarına işaret etti. “Acele edin! Aksilik istemiyorum.”

“Emredersiniz hanımefendi!” Alina hazırlanan uçağa doğru yürümeye başladığında Erkin ve Barbaros üzerlerindeki özel dikim giysilerle korumaları olarak iki yanında yerini almıştı. Barbaros planlandığı üzere timi adaya çoktan yönlendirmişti. Her şeyin kusursuz ilerlemesini istiyordu. Alina üzerine geçirdiği kürkü ve özel dikim bordo renk saten elbisesiyle göz kamaştırıcı bir güzellikte görünüyor.

Uçak iniş için piste yaklaştığında Barbaros’la Alina birbirlerine baktılar. Erkin de fazlasıyla tedirgindi. Bir şeylerin ters gitmesi ihtimali canını sıkıyordu. Kemer kurtulup nihayet adanın konuk evine ulaşabildiler. Burada şaşaalı bir hazırlığın olduğu görülüyordu.

Saatler sonra kendisi için hazırlanan özel elbise ile parti alanına yöneldi. Üç katlı büyük bir konuk salonu bulunuyordu. Her bir katı avluya bakan eğimli mermer merdivenler kuşatmıştı. Merdivenlerin tırabzanları altın rengindeydi ve beyaz mermerler kirişlerin altındaki aslan heykelleriyle daha da çarpıcı bir hale getirilmişti.

Alina’nın üzerinde metrelerce uzun bir kuyruğa sahip bordo renk bir elbise vardı. Kıvrımları savoroski taşlarla süslenmişti. Aşağıdaki insanlara gösterişli merdivenlerden baktığında genç kadın ciğerlerindeki nefesi heyecanını gizlemek için bıraktı. “Üstesinden gelebileceğini biliyorum!” Alina başını sallayarak onu onayladı. Nihayet insanların eğlencesine ara verilmiş ve tüm gözler girişe çevrilmişti. Zeus’un teşrif etme zamanının geldiğini anlamışlardı. Erkin ve Barbaros birbirlerini onaylar gibi başları ile işaret ettiler. Zeus yüzünde siyah bir maskeyle büyük tahtında yerini alınca insanlar hep birden saygıyla tâzimde bulundular. Orta yaşın üzerinde görkemli bir bedene sahip, geniş omuzlu bir adamdı. Hafif kır saçları yaşından beklenmeyecek kadar gür ve parlaktı.

Tazin bittiğinde Zeus’un gür sesi tüm hoparlörlerde yankılandı. “Bugün sizlere aramıza yeni katılan ve yıllarca benim saygı ve terbiyemden geçmiş olan değerli Eva’yı takdim etmek üzere toplanmış bulunmaktayız. Eva örgütümüz için kıymetli bir şahsiyettir. Bize olan bağlılığı her daim gurur duyduğum takdire şayan bir gerçektir. Bugün beşinci rütbeden görevini devralmak üzere aramıza katılmış bulunmaktadır. Sözü daha fazla uzatmayıp onu buraya davet ediyorum. Tören öncesinde güzel sesinden eşsiz bir şarkı dinlemek üzere sahneyi süslemesini alkışlarınızla rica ediyorum.” Sözün bittiği yerde büyük bir alkış tufanı duyulmuştu.

Alina Eva’yı kusursuz bir şekilde taklit edip uzun merdivenden topuklu ayakkabılarıyla heyecan verici sesler çıkararak inmeye başladı. Peşinden onu takip eden kumaş elbisenin ihtişamını daha da ortaya çıkarmıştı. Büyük bir kibirle kendisinden beklenilen rolü yerine getirmek üzere sahneye çıktı. Yine tavandan harika kenarları pırlantalarla süslenmiş hoş bir mikrofon sarkıtılmıştı ve Alina yine aynı tavırlar içerisinde Eva’yı taklit etmeye başlamıştı. Etraftaki insanların çapkın bakışları Barbaros’u içten içe tüketse de kendini kontrol altında tutmayı çoktan öğrenmişti.

Alina şarkının doruk noktasına ulaştığında insanların mest olmuş bir şekilde onun sesini dinlediğini görüyor ve gülücükler dağıtıp kusursuz bir oyunculukla Eva’yı sahneliyordu. Ara ara omzunun üzerinden kendisini ilgiyle izleyen Zeus’a bakışlar atsa da henüz ondan farklı bir hareket görmemişti. Etrafına bakındığında insanların ondaki bu değişimi fark etmediğini ve Eva olduğuna kusursuz bir akılla inandığını görebiliyordu. Şarkı yeniden doruk noktasına geldiğinde ayakkabısını profesyonel bir şekilde fırlatıp dansının çekiciliğini arttırdı. Eva’nın bu tarz davranışlarını çok fazla izlemişti ve cüretinin ondan daha aşağı kalmaması için gerekeni yapıyordu. Şarkının sonunda yavaş yavaş sesini kontrol altına aldı ve çarpıcı bir şekilde sonlandırdı. Masalardan büyük bir alkış tufanının koptuğunu görebiliyordu. Zeus adım adım yavaş yavaş onun yanına geldiğinde kalbinin deli gibi çarptığını hissetti. Onun yüzünü görmek için sabırsızlanıyordu.

Zeus misafirlerin ilgili bakışlarının arasında Alina’nın yanına geldi ve siyah bir eldivenle kaplı olan elini Alina’ya teklifkâr bir şekilde uzattı. “Bu dansı bana lütfeder misiniz Leydim!” Alina Eva’nın aksanını taklit ederek onun her zaman söylediği gibi Fransızca, “Elbette!” diye karşılık verdi. Eva’nın kendine has bir aksanı olduğu gibi onu diğerlerinden ayıran ve akılda kalıcı tutan jargonları da bulunuyordu.

Zeus genç kadının belini kavrayıp oldukça kontrolcü bir şekilde onu pistte defalarca döndürerek dans etmeye başladı. Barbaros yumruklarını sıkıyor elinden bir kaza çıkmaması için içinden dua ediyordu. Zeus defalarca onu sert bir şekilde eğip yerlere kadar uzandırdı. Henüz Eva ile nasıl bir ilişkileri olduğunu anlamasa da Alina onda tuhaf bir yakınlık duygusu hissetmişti. Ona olan öfkesi ve nefreti değişmese de tanıdık birkaç şey zihnine eski bazı anıları getirmişti. Yeniden uzaklaşıp Zeus’un kollarının arasına gittiğinde maskenin ardındaki yüzü daha çok merak etti. Kokusunun ve nefes alışverişinin dışında adamın maskesinin ardında nelerin bulunduğunu bilmiyordu.

Nihayet dans bittiğinde birbirlerine selamladılar. Zeus Alina’ya yeniden elini uzattı. İkinci davetin ne için olduğu genç kadın için bir merak konusuydu. “Sana özel koleksiyonu mu gezdirmek istiyorum değerli Eva! Bana eşlik eder misin? Senin kabul törenine daha sonra devam edeceğiz!” Alina Eva gibi kusursuz gülüşü ile onu onayladı. Eli gayriihtiyari bacağına gitti. Orada sakladığı silahı ve elbisenin süslü arka detayında gizlenen bıçağı fark etmedikleri için nasıl tehlikeli bir kadınla karşı karşıya olduklarını bilmiyorlardı. Zeus’un kirli duygularla onu istediğini düşündükçe kalbinin huzursuzca attığını hissetti. Küçük bir yutkunma genzini yokladı. Eğer haddini aşarsa evli bir kadın olarak onurunu korumak için canını vermekten çekinmeyecekti. Ya da birilerinin canını almaktan…

Davetlilerin tazimini görmezden gelip birlikte asansöre yöneldiler. Cam asansör yavaş yavaş lüks salondan uzaklaştı. Zeus önde Alina arkada geniş bir koridordan geçip bir kapıya yaklaştılar. Kapının eşiğinden geçer geçmez Alina ardından gelen kilit sesiyle afalladı. Onu Zeus’la aynı odaya neden kilitleme ihtiyacı hissetmişlerdi?

“Benden korkuyor musun Eva?” Alina Eva’nın her zaman yaptığı gibi şuh kahkahalar atıp içindeki tedirginlik duygusunu örtbas etmeye çalıştı. “Neden korkayım ki? Aramızda bir sorun olduğunu hiç sanmıyorum!”

Zeus kontrollü bir şekilde mini bara yöneldi ve sert içkilerden birini aldı. Kesme kare detayları olan bir bardağa yarısına kadar içki doldurdu. Alina’nın bakışlarının arasında onun için bir servis hazırlamıştı. “Bu en sevdiğin içki! Neden bana eşlik etmiyorsun?”

Alina kendisine uzatılan bardağı alıp kadeh kaldırır gibi karşısındaki adamın bardağına tokuşturdu. “Mersi!” Zeus elindeki içkiyi fondiplerken Alina onu dudaklarına bile değdirmemiş içiyormuş gibi davranarak bardağı kısa sürede kendinden uzaklaştırmıştı. “Sana hiç gönül hikayemden bahsetmiş miydim?” Alina için bunun cevabını vermek güçlü. Ne yazıkki yaptıkları araştırmalar Eva ile Zeus’un arasındaki ilişkinin samimiyet derecesini anlayacak kadar yeterli değildi.

“Gençlik yıllarımda yolum Bosna’ya düştü. O sıralarda henüz şu anki kadar güçlü değildim fakat büyük bir potansiyel taşıdığımın farkındaydım. Bir kadınla tanıştım Eva. İri yosun gözleri, ipeksi kumral saçları olan güzeller güzeli bir kız… Sadece bir görev için orada bulunuyordum. Kendimi onu sevmediğime inandırmam çok zordu. Asker bir aileden geliyordu ve bizim için sakıncalı olacak operasyonlar için harekete geçmek üzereydiler. Aslında görevim sadece istihbarat toplamak ve oyunlarını bozmaktı. Fakat aşk hiç ummadığım bir anda beni zehirli bir sarmaşık gibi yakalayıp yolumdan çevirmeye başladı. Onu düşünmeden tek bir an bile geçiremiyordum. Evlendik ve ondan birbirinden güzel çocuklarım oldu. Görevimden vazgeçmeyi bile düşündüm ama yapamadım. İçlerinde yaşamaya devam edip onlardan biri gibi davrandım ve en zayıf noktalarına kadar istihbarat taşımaya devam ettim. Vazgeçemezdim. Sadakat yemini etmiştim ve sonu ne olursa olsun hikayemi tamamına erdirmek zorundaydım. Aksi takdirde ailem ölürdü. Yeminimin bedelini çocuklarımla birlikte karım da öderdi. Bu örgüt en fazla yemine önem verir. Ve sen bu yemini ettiğinde artık örgütün malı sayılırsın. Kendine ait bir hayatın olmaz. Ailen, şerefin, onurun, geçmişin, geleceğin, kısacası her şeyin POSSAT olur. Onlardan ayrılırsan izini tozunu bırakmaz seni silip atarlar.”

Alina bu hikayenin nereye varacağını merak ediyordu. Zeus’un kardeşiyle nasıl bir ilgisinin olduğunu hala anlayamıyordu.

“İlginç bir hikayeniz var Zeus. Ya da başkan mı demeliydim? Sizden böyle duygusal şeyler duymayı beklemiyordum.” Zeus onun sözlerine küçük kısa bir gülüşle karşılık verdi. Ve derin bir iç çekti. Yüzündeki maskeye rağmen sesi üzgün çıkıyordu. “Karanlık adamların da kalbi vardır Eva! Onlar da sevebilir ya da hayal kırıklığına uğrayabilir.”

“Belki! Sonra ne oldu? Sakıncası yoksa hikayenin devamını da dinlemek isterim.” Zeus tahtı gibi gördüğü büyükçe bir koltuğa yaslayıp tahtının ihtişamını Alina’ya gösterir gibi parmaklarıyla işlemelerini değerli taşlarla bezeli oymalarına dokundu. “Bir gün onlardan yollarımın ayrılması gerekiyordu. Uzaklaşmalıydık. Görevi devralacak yeni birini buldum ve yıllarca biriktirdiğim tüm bilgi birikimiyle onu içlerine yerleştirdim. Örgütü bitirmek için canla başla çalışan birinin yerine geçti ve benim için akla zarar bir hizmette bulundu. Büyük bir komplo… Örgüte bağlı olmak zorundaydım bu yüzden ailemi geride bırakmak durumunda kaldım. Ve içlerindeki bir hainle yaşamalarına bile tahammül ettim.” Alina’nın bir şeyi kursağında tıkanıp kalmıştı. Aklına gelen tüm ihtimaller kalbini şeytanın avuçlarında un ufak edip tüketti.

“İnsanlar değer verdikleri, kutsal kabul ettikleri şeyler için mücadele eder değil mi Eva? Yoksa Alina Mihaloviç Demirsoy mu demeliyim?” Son kelimeler Alina’nın dudaklarının aralanmasına ve bakışlarının Eva rolünden sıyrılıp Alina’nın tehlikeli öfkesine dönüşmesine neden oldu. Saniyeler içinde elbisenin iç tarafında bacağına yerleştirdiği silahı alıp namluyu Zeus’a çevirdi.

“Seni fark etmeyeceğimi zannediyordun değil mi? Aslında rolünü kusursuz oynadın! Tehlikeli ve başarılı bir kadın… Tutkulu bir sanatçı… Fakat bütün bu maskelerin ardında kendi ailesini bile bir kalemde silip atacak, kardeşini bile gözünü kırpmadan öldürecek gerçek bir vatansever vardı.”

“Benimle oynama Zeus!” Zeus en ufak bir korku emaresi göstermeden Alina’nın birkaç adım yakınına geldi. Genç kadın parmağını tetiğe daha güçlü bir şekilde bastırdı. “Sadece küçük bir parmak hareketi ile seni bitirebilirim ! Ve inan bana gözümü bile kırpmam! Benden çaldığın çok fazla şey var ! Kardeşim onlardan sadece bir tanesi …”

Zeus üzerine doğrulturulan silahı umursamadan kıyafetindeki yaldız işlemeli lacivert pelerini üzerinden bir çırpıda attı. O yaklaştıkça Alina daha da gerginleşiyor ve silahına daha büyük kinle üzerine doğrultuyordu. Lambaderin ışığı Zeus’un maskesini çok daha iyi aydınlatıyordu.

Alina bu yakınlığı bitirmek için bir el ateş etti ve maskenin üzerinde küçük bir kurşun deliği bıraktı. özellikle Zeus’un başına zarar vermeyecek şekilde hedef almıştı. Bu hareketi bile düşmanını durdurmaya yetmedi ve Zeus ona doğru birkaç adım daha attı. Alina birkaç adım daha gerileyip onun ayaklarının dibine birkaç el ateş etti ve kasti olarak hepsini ıskaladı. İstediği tek şey ciddiyetini anlaması ve daha fazla yaklaşmamasıydı.

“Seni tanımayabilirdim!” dedi Zeus kafasının hemen ardındaki maskenin ipini çözerken. “ fakat hangi baba kızını tanımaz ki? İkiz bile olsa!” Alina son duyduklarıyla beyninden vurulmuşa dönmüştü. Onun titrek elleri ve iri iri açılmış yosun gözleri arasında yüzündeki maskeyi alelade bir eşya gibi yere bıraktı.

“Bir baba kızını kokusundan bile tanır!” Alina’nın göz pınarlarından titrek birkaç yaş süzülüp yanaklarını ıslattı. “Baba!” Zeus başını iki kez sallayıp onu onayladı.

“Sen! Burada nasıl?” Alina silahını indirmek istediyse de karşısında azılı bir örgüt üyesi olduğunu kendine hatırlatıp vazgeçti. “Artık hikayemi biliyorsun!”

“Vatan haini… Bir vatan haini… Benim babam bir vatan haini…”

“Bir önemi yok! Yıllar sonra seni dizlerinde uyutan, ninniler söyleyen babanı parmaklıklar ardına atmak için geldin! Belki öldürmek için… Üstelik Oscarlık bir oyun sergiledin!” Alina titrek dudaklarının arasından güçlükle nefes aldı. İçinde biriken tüm feryatları haykırmak istiyordu. Bu kaderin nasıl bir oyunuydu böyle? “Öldüğünü sanıp yıllarca kahrolduk! Bunu bize, seni saf bir aşkla seven anneme neden yaptın? Ondan bebeğini çalıp yıllarca bitmeyecek bir evlat hasretine düşürdün!”

“Benim için de zordu! Fakat gerçekte kim olduğumu biliyordum. Ben POSSAT’ın iç çekirdeğindeki en büyük casus ve liderin veliahtıydım. Bir aile babası olmak için yaratılmamıştım. Yolum belliydi. Ne yazık ki sizler sadece gerçek hayatımı gölgelemek için kullandığım birer siperdiniz. Size olan sevgim ve bağlılığım örgütünün önüne geçemezdi. Görevim bittiğinde hayatınızdan çekilmek zorundaydım! Başka türlüsü mümkün değildi.”

Alina omuzları sarsılarak hüngür hüngür ağladı. “Bir zamanlar sadece bana masallar okuyan türküler söyleyen o iyi kalpli adamdın. Şimdi karşımda bir düşman görüyorum. Bir hain… Söylesene benim babamdan ne istedin? Ben birkaç resimle avunup iyiliğine inandığım babanın hayaliyle mutlu olmayı biliyordum. Sen benden mutluluğumu çaldın! Sen kardeşimle birlikte bizden güven duygusunu çaldın! Eva’dan ne istedin? Onu bu kadar kötü yetiştirerek neyi amaçladın?” Alina elinde silahla Zeus’a nefret saçıyordu.

“Söylediklerinde haklısın! Ama başka çarem yoktu!”

“Vardı!”diye bağırdı Alina! “Her zaman bir çare vardır! Sen bir hain olmayı seçtin! Şimdi her şeyi düzeltmek için teslim olacaksın. Mahvettiğin güzellikleri telafi etmek için örgütü kendi itiraflarınla yıkacaksın.”

“Bunu yapmayacağımı biliyorsun! Sen kızım da olsan planladığın şeyi hayata geçirmene izin veremem! Beni ele geçirdiğini zannediyorsun fakat aslında sen ve peşindekiler benim avuçlarımın içine düştünüz.” Alina silahını indirmeden babasına delicesine bir öfkeyle baktı. “Sen ne saçmalıyorsun?”

“Binanın güney kısmına askerlerinizi yerleştirdiğinizin farkındayım. Girişinde bir mahzen var. Demir parmaklıklarla korunuyor. Oraya söz konusu bölgeyi alaşağı edecek bir bomba yerleştirdim. Eğer seninle bir anlaşmaya varmazsak bombanın patlaması için son emrimi vereceğim. Elimdeki özel kumanda ile her şey yerle yeksan olacak!”

Alina duyduklarının etkisiyle nefes alamadığını hissetti. “ Yapamazsın! Onları öldüremezsin Zeus, buna izin vermem.” Zeus tek bir göz hareketi ile dört ayrı örgüt fedaisini kırmızı tüllerin ardından Alina’nın karşısına çıkardı. “Yakalayın onu! Artık Eva ile birlikte benimle aynı amaca hizmet edecek!”

Alina hayret dolu bir ifadeyle, “Durun! Canını seven varsa yanıma bir adım bile yaklaşmaz! Ben Eva değilim Zeus! Ona yaptığını bana yapamazsın! Bu saatten sonra beni onun gibi bir hain olarak yetiştiremezsin! Ben Boşnak kızıyım! İliklerime kadar vatan sevgisiyle doluyum! Gerekirse canımı veririm ama senin yolundan gitmem! Bu saatten sonra seni babam olarak da görmem! Çünkü benim babam bir hain değildi ve aklımda sadece o haliyle kıymet gördü!”

Zeus kızına doğru bir adım yaklaştı. Onu kapana kıstırdığının farkındaydı. “Kabul etsen de etmesen de sen benim kanımdansın Alina! Eğer öyle olmasaydı şu an zaten karşımda kanlar içinde bir ceset olarak bulunuyor olurdun! Benim yolumdan gideceksin! Benim doğrularımı kabulleneceksin! Başka çıkışın olmadığını gördüğünde tek çarenin ben olduğumu anlayacaksın!”

Alina silahı önce fedailerin ardından da Zeus’un üzerinde dolaştırdı. Tek bir adım bile geriye doğru atmamıştı. “Sen bir hayal görüyorsun! Ve senin bu hayalini koluna taktığım o kelepçelerle ya da yüreğine düşen tek bir kurşunla bitireceğim.” Zeus çok daha gür ve kararlı bir sesle, “Yakalayın onu!” diye haykırdı. Fedailer Alina’nın üzerine gelip ellerindeki kayışlarla onun tutsak etmeye çalıştı. Alina ilk ikisini silahından çıkan kurşunla etkisiz hale getirmişti. Ardındakiler ise saniyeler içinde ayağına attıkları metal kementle genç kadının yere yıkılmasına sebep olmuşlardı. Alina yerde debelenirken üçüncü adamı da tek bir kurşunla bitirdi. Diğeri kementi eline doğru savurduğunda silahı birkaç metre ötesine düştü. Neyseki bileklerini kementin tutsaklığından kurtarabilmişti.

“Boşuna debeleniyorsun Alina! Seni buraya çağırıp hayatıma dahil etmek gibi bir derdim yoktu fakat kader seni kendi elleriyle avuçlarıma itti. Kaderinden kaçamazsın! Senin yerin benim yanım!” Alina“Hayırrrr!” diye bir çığlık kopardı.

Defalarca uğraştığı halde ayak bileklerine yapışan kementten kurtulamamıştı. Zeus genç kadının silahına doğru hamleler yaptığını görünce deri lüks ayakkabısının ucuyla silahı birkaç metre öteye itti. Alina nefes nefese bir şekilde kinle babasına baktı.

“ Allah’ın cezası! Aşağılık herif!” Babası kabaran öfkesini bakışlarına yerleştirerek Alina’yı saçından tutup başını geriye doğru çevirdi ve nefesi yanaklarını ısıtacak kadar yakınına sokuldu. “Eva! Adadaki tüm ifşa belgelerini özel kulede imha et!” Alina duyduklarını hazmedememişti. “Ama o!”

“Sevgili kızımı sizin ellerinize bırakacak değildim! Oradaki birkaç askeri alaşağı edip soluğu yine yanında aldı! Boşuna uğraşma! Bomba düzeyini yerleştirdiğim mahzenin anahtarı Eva’da! Onu durdurmanız imkansız! Eva ölmek pahasına asla size anahtarı vermeyecek! Söz konusu belgeleri yok ettiğinde çatıya inen bir helikopterle üçümüz kaçıp gideceğiz! Ve sevgili babanın dizinin dibinde hayatının gerçek amacını bulacaksın!” Alina Zeus’un suratına tükürdü. Hayatının en büyük hayal kırıklığını tam da bu anda yaşıyordu.

“Seni böyle yetiştirmemiştim Alina! Beni hayal kırıklığına uğratıyorsun! Babana daha saygılı olmayı öğrenmelisin!”

“Canın cehenneme!” Alina elbisesinin altına sakladığı şırıngayı çıkartıp Zeus’un boynuna sapladı. Zeus Bedenine karışan ilaçla afallamıştı. Alina, babası iri iri açılmış gözleriyle zemine devrilirken sürünerek silahına ulaştı. Ayak bileklerindeki kemente kurşun sıkıp kendini ayağa kaldırmayı başardı. Telsizi eline alıp Barbaros’a ulaşmaya çalıştı. “Alina! Peşindeyiz sana ulaşmaya çalışıyoruz! İyi misin? Bana bir sorun olmadığını söyle!” Alina ağlama isteğini yutkundu. Hâlâ öğrendiklerinin etkisi altındaydı.

“Ben iyiyim yüzbaşı! Fakat sizler tehlikedesiniz! Adadaki malikanenin yüksek güvenlikli odasındayım! Eva kaçtı! Maalesef başına nöbetçi olarak diktiğimiz askerlerimizi Zeus’un adamlarından destek alarak şehit etti. Adanın arka tarafındaki girişte örtülü bir mahzen var. Askerleri yerleştirdiğimiz kısmı tamamen havaya uçuracak kadar güçlü bir bomba düzeneğini orada saklıyorlar. Bir anda her şeyi tuzla buz olabilir yüzbaşı. Zeus dış çekirdekteki elemanları gözden çıkardı! Onları da bizlerle birlikte havaya uçuracak! Zaman ayarlı olduğunu biliyorum.” Alina yerde hırıltılar çıkararak debelenen Zeus’a nefretle baktı ve elindeki kumandayı aldı.

“ Alina sen neler söylüyorsun böyle? Bomba da nereden çıktı? Tüm bunları nereden öğrendin?” Alina’nın gözğınarlarından dökülen yaşlar yanaklarından göğsüne doğru süzüldü. “ Zeus benim babam Barbaros! Ben bir hainin kızıyım! Onu geçici felç yapacak bir ilaçla etkisiz hale getirdim fakat hâlâ hayatta. Örgütün bulmamızı istemediği tüm kaynakları Eva son kulede yok edecek. Örgüt yeni bir sayfa açarak yeniden yapılanacak. Ona engel olmak zorundayız.”

Barbaros’un hırıltılı sesi telsizden duyuldu. “ Zeus yanında mı?” Alina yerde kısa süreli bir felç geçiren Zeus’a öfkeyle baktı. “Burada yanımda! Hemen anahtarları bulup onu buradan çıkarmalıyız! Zaman kaybetmemek için kuleden aşağıya süzüleceğim. Bunun için gerekli ekipman var! Eva’dan anahtarı alınca Zeus’u buradan götürürüz!” Elbisenin uzun kuyruğu Alina’ya görevinde engel oluyordu. Kuyruğu yırtıp

eline aldığı kanca ile kulenin penceresinden aşağıya doğru yavaş yavaş süzüldü. Yükseklikten korktuğu günler çok geride kalmıştı. Yedek şarjörünü doldurmuş ve birkaç dakika önce etkisiz hale getirdiği askerlerden birinin uzun namlulu tüfeğini eline almıştı.

Nöbetçilere görünmeden son kuleye gitmesi gerekiyordu. Barbaros’u Erkin’le birlikte görünce işaret verdi. Yanlarında Ozan ve Umut da vardı. Kulenin girişi upuzun bir merdivenle içeriye doğru genişliyordu. Duvarlar büyük taşların sıra sıra dizilmesi ile oluşturulmuştu. Alina Eva’nın üzerlerine açtığı mermi yağmuruyla birlikte siper olma ihtiyacı hissetti. “ Eva teslim ol! Hiçbir şey yapamazsın! Etrafın kuşatıldı. Adanın her yeri askerlerimizle dolu! Gözcü kulelerindeki askerler helikopteri görür görmez düşürecek! Kaçacak hiçbir yerin yok!” Eva İngilizce bir şekilde, “Asla teslim olmam! Zeus’un bana verdiği son görevi ölmek pahasına yerine getireceğim!” diye bağırdı.

Alina birkaç el ateş ettiğinde Eva en ufak bir korku emaresi göstermemişti. Barbaros’un işareti ile duvarı siper olarak kullandılar ve Eva’ya ateş ettiler. Eva da aynı şekilde karşılık veriyor asla geri çekilmiyordu. Mermi seslerinin kesilmesi Barbaros ve Alina’yı Eva’nın koştuğu koridora yöneltti. Genç kadının aniden geri dönüp üzerlerine ateş açması hepsini dumura uğratmıştı. Alina başını çevirdiğinde Umut’un göğsüne inen iki kurşunu gördü. Çığlık atmamak için kendini zor tutmuştu. Aynı sofrada oturduğu, dostum dediği biri kendi kanından olan biri tarafından ağır bir yara almıştı.

“ Eva eğer hemen teslim olmazsan elimi kanına bulamaktan çekinmem! Hiçbir silah arkadaşımın senin kurşununla ölmesine izin vermeyeceğim. Yaptığın hatanın karşılığı hapis değil ölüm olacak! Anlamıyor musun babamız olacak adam bir hain! Onun akılsız öğretileri yüzünden ülkemiz bir cehenneme döndü! Kendi ayağına kurşun sıkıyorsun Eva!”

Barbaros acı dolu gözlerle Unut’u kenara çekip güvende olmasını sağladı. Eğer Eva’yı durdurmazsa sevdiği herkesi kaybedecek ve örgütün daha güçlü bir şekilde ayağa kalkışını engelleyemeyecekti.

“Unut bunu Alina! Ben teslim olmam!” Alina temkinli adımlarla Eva’ya yaklaştı. Peşinden gitmiş ve onun söz konusu odaya girdiğini görmüştü. Eva’nın bazı aletlere kurşun sıktığını fark etti. Dikkat dağınıklığından yararlanıp genç kadının üzerine atıldı. Eva’nın silahını kendi göğsünden uzaklaştırıp bir kafa darbesiyle genç kadını yere yıktı.

“Hayır! Bana engel olamayacaksın!” Eva Alina’nın karnına sert bir tekme savurdu. Alina’dan inlemeye benzer bir ses çıktığında Barbaros Eva’ya durmasını emretti. Fakat hiç ummadığı bir anda kendisine sıkılan birkaç kurşunla hızlı bir şekilde bir duvarın arkasına siper olmak zorunda kaldı. Erkin ve Ozan’da aynı şekilde çatışmaya katılmıştı.

Bir kurşun Alina’nın omzuna isabet etti. Siper olmak için her iki kadında birbirinden kopup duvar köşelerini mesken tuttu. Eva elindeki çakmağı çıkarıp belgelere doğru tuttu. “Onları ele geçirmenize izin vermeyeceğim! Boynumdaki anahtarı alamayacaksınız! Siz çaresizce burada ölümü beklerken ben Zeus’la birlikte helikoptere bineceğim!”

“Hayır Eva! Zeus’u etkisiz hale getirdim! Helikopter düşürülecek! Onunla buradan uzaklaşmana izin verilmeyecek. O helikopterin içinde olman sadece daha kötü bir ölümü hazırlar!” Eva birkaç el daha Alina’ya doğru ateş etmek istediğinde yedek şarjörünün tamamen bittiğini fark etti. Barbaros ve Erkin kendilerine ateş açan örgüt militanlarını çoktan cehenneme göndermişti. Eva’nın etrafını kuşatıp onu köşeye sıkıştırdılar. Genç kadın gidecek bir yeri olmadığını anlamıştı. Alina’dan dakikalar önce aldığı kumandayı gösterdi.

“Eğer ben ölürsem siz de öleceksiniz! O bomba zaman odaklıydı. Anahtarı ise sadece ben de! Bu kumandaya bastığım zaman devre dışı kalacak ve booom!” Eva kahkahalarla gülerken Alina’nın gözünden öfkeli bakışlarının arasında bir damla yaş süzüldü.

“ Hayır Eva! Bunu yapmak zorunda değilsin! Bana güvenmelisin! Senin kötülüğünü istemiyorum! Ayrı yerlerde ayrı hayatları yaşayarak büyüdük fakat bir şey kabul etsek de etmesek de ikimizin gerçeği… Biz kardeşiz Eva! Üstelik ikiz kardeş… ne olur beni yapmak istemediğin bir şeye zorlama! Seni incitmek istemiyorum.” Eva yeniden kahkahalar atarken Barbaros onu etkisiz hale getirmek için biraz daha yaklaştı. “Söyle sersem sevgiline bir aptallık etmesin! Tek bir parmak hareketiyle burayı bize mezar yaparım! Benim zaten bir çıkışım yok!”

“Vakit kaybediyoruz!”

“Evet! Sadece 20 dakika kaldı. Ve sanırım o 20 dakikanın tamamını birlikte asla sahip olamadığımız o geçmişi anarak geçireceğiz!” Alina, “Beni çıkışsız bırakıyorsun!” diye isyan etti. Hayatları için kumar oynaması gerekiyordu. Eva’yı biraz olsun tanıdıysa asla inadından caymayacaktı. “Başka çarem kalmadı Eva!”

Alina Barbaros’un gözüne baktığında verdiği kararın sonuna kadar arkasındaydı. Barbaros saniyeler sonra yere sıktığı bir kurşunla Eva’nın dikkatini dağıttı. Ve Alina genç kadını alnının tam ortasından vurdu. Eva sırtüstü yere devrilmişti. Yosun gözleri açık bir şekilde son nefesini vermiş alnından damlayan kanlar dudaklarına ve burnuna süzülmüştü. Alina kardeşine yaklaşıp dudaklarını ısırarak için içine ağladı. En başından beri yapmaktan korktuğu şey tam olarak buydu. Babası iki kardeşi karşı karşıya getirmiş ve aralarına düşmanlık koyarak Alina’yı buna mecbur etmişti. Alina derin derin nefesler alıp sağ eliyle Eva’nın açıkta kalan gözlerini kapattı.i

“Üzgünüm Eva! Seni öldürmek zorunda kaldığım için affet beni! Vatan uğruna kendi canımdan, yavrumdan vazgeçmeyi bile göze aldığım bu yolda ilk harcadığım sen oldun.

Barbaros Alina’yı göğsüne yaslayıp saçlarının arasına dolu dolu bir öpücük bıraktı. “Onu kazanmak için mücadele ettin Alina! Bizim gücümüz her şeye yetmez! Bazen ne yaparsak yapalım kader kendi bildiğini okur! Biz de boyunu eğeriz! Artık kendini suçlama!”

Alina onu başıyla onaylayıp sevdiği adamın elini yanağına bastırdı. “Patlamak üzere olan bir bomba var yüzbaşı! Yası bir kenara bırakıp onun icabına bakmalıyız!” Gözleri Erkin’e takıldığında aynı fikirde olduğunu hüzünlü bakışlarının harelerindeki kararlılıktan anladı.

Birlikte temkinli bir şekilde Eva’nın boynundaki anahtarla adanın girişindeki mahzene yöneldiler. Barbaros ilk hamlede kapıyı açmayı başarmıştı.

Türkan ve Zeren onlara yetişip adadaki silahlı adamları etkisiz hale getirdi. Barbaros ve Alina didik didik edip bombayı ararken Erkin dedektörle bombaya dair bir iz peşindeydi. “Getirin şu kuzuyu da icabına bakalım!” dedi Cihangir. Yıldırım Timinin bomba imha uzmanı olarak yine işinin başındaydı. “ Ulan nerede bu Allahın belası bomba!” dedi Türkan. Yine burnumdan soluyordu. “ Zaman daralıyor! Eğer hemen bombayı bulamazsak hepimiz burada yok olup gideceğiz.”

Erkin dedektörle karış karış mahzenin her yanını kontrol etti. “Merak etmeyin komutanım! Emrettiğiz gibi herkesi durumdan haberdar ettik. Talep ettiğimiz destek timi adanın uçuş pistine çoktan indi. Örgüt elemanlarına denizden ve havadan tutuklayıp götürmeye başladılar bile. Belgeleri de araçlarla birlikte güvenilir ellere emanet ettik. Zeus da tutuklananlar arasında! Askerlerimiz onu konuşturmak için çabalıyorlar! Bombanın yerini öğreneceğiz!”

“Her şeyin kontrol altında olduğundan emin olmak istiyorum.” dedi yüzbaşı. “ Umut’un durumu nasıl?” Türkan boğaz korkularını yutkunup, “Yarası sıyırmış! Hayati organlara en ufak bir zarar vermemiş komutanım! Sağlık ekipleri onu en yakın sağlık kuruluşuna çoktan götürdü.” Barbaros biraz olsun içinin rahatladığını hissetmişti. Yavaş yavaş ada tahliye ediliyor hiç kimsenin zarar görmeyeceği bir ortam hazırlanıyordu.

Erkin ve Cihangir ellerindeki dedektörle bombayı bulmak için yeniden harekete geçtiler. Yüzbaşı ayak bileğinde hissettiği korkunç bir acıyla inledi. Alina bir mağaranın uzantısı olan mahzende hemen sevdiği adamın imdadına koştu. Tim’deki askerler de Barbaros’un boncuk boncuk ter atan alnını ve yüzündeki acı dolu ifadeyi fark etmişti.

“Yüzbaşı!” Barbaros yerde dişlerini sıkarken Alina gördüğü manzara ile kıpkırmızı kesilmişti. “Ayağı demir ızgaraya sıkıştı. Hemen yardım getirin! Bir şeyler yapın!” Barbaros’un ayak bileğinden kanlar sızarken Alina bombayı unutmuş sevdiği adamın canının derdine düşmüştü. “Dayan sevgilim! Kurtaracağız seni! İyi olacaksın!” Erkin de aralarındaki tüm kırgınlıkları bir kenara bırakıp yüzbaşının imdadına koşmuştu.

“Komutanım!” Telsize yönelip gözlerindeki kaybetme korkusunu ve sesindeki titremeyi hissettirmeden bağırdı. “ Yüzbaşının ayağı demir ızgaraya sıkıştı! Durumu kötü! O Allah’ın belası bombayı hâlâ bulamadık! Acil destek istiyorum. Malikanede kimse kalmasın! Önemli olan tüm belgeleri alıp uzaklaşın! Sadece sağlık ekipleri buraya gelsin!” Ferit’in nefes nefese olan endişeli sesi Alina’nın yüreğini daha da köze bulaştırdı.

“Komutanım! Durumlar çok vahim! Zeus gemileri çoktan yakmış. Kızının öldürüldüğünü sakladık fakat bombanın yerini söylemedi. Dediğine göre bomba durdurulamazmış. Sadece adayı tahliye ederek insanların canını kurtarabiliriz. Bombayı aramaktan vazgeçin! Onu yerin altına bile gömmüş olabilir. Mağaranın içine inşa ettikleri mahsen dikitlerle sarkıtlarla dolu. Hava kötü! Feribot seferleri iptal edilmiş. Tahliye için son birkaç dakikamız var.”

Türkan duyduklarının etkisi ile okkalı bir küfür savurdu. Erkin elindeki telsizle mağaranın duvarlarına yumruklar atarak hıncını çıkarmaya çalışırken Alina sadece sevdiği adamın gözlerine bakıp iyi olduğuna inanmak istiyordu. Yıldırım Timindeki askerler ellerine geçirdikleri dev çubuk ve kesici aletlerle Barbaros’un ayağını demir ızgaradan kurtarmaya çabaladılar. Zaman gitgide daralıyordu.

“Son 10 dakika! Komutanım yalvarırım çıkın oradan! Bomba patlamak üzere ve siz patlamanın kalbindesiniz!” Ferit’in yardım çığlığı Barbaros’u hayatının en zor kararını vermek zorunda bıraktı.

Sevdiği kadını kollarından tutup kendine gelmesi için sarstı. Alina buzdan bir heykel gibi bembeyaz kesilmişti. Ferit’in söylediklerini duymamış gibi elindeki kesici aletle ızgaraya saldırıp Barbaros’un ayağını kurtarmaya çalışıyordu. Barbaros sevdiği kadını sarstığında Alina’nın titrek ellerindeki baltada parmaklarından kurtulup hemen ayaklarının yanı başına devrildi.

“Git buradan Alina! Demirler çok kalın! Bacağımı oradan kurtaramazsınız! Zamanımız daralıyor! Daha fazla beklemeniz…” Alina delicesine bir çığlıklı haykırdı. “Seni almadan hiçbir yere gitmem! Sensiz hayatımın bir anlamı olduğunu mu sanıyorsun?”

Barbaros ayak bileğindeki yangıyı unutup sevdiği kadını sarstı. “Yaşamak zorundasın! Bebeğimiz var Alina! Dünyalar güzeli bir çocuğu annesiz bırakamam… Beni burada bırakıp çekip gideceksin!” Alina inkar eden haykırışlarla karşılık verirken yüzbaşı onu vedalaşır gibi kollarının arasına aldı ve sımsıkı sarıldı. Gözleri yaşlı bir şekilde kendilerini izleyen silah arkadaşlarına, “Gidin buradan!” diye bağırdı. Kimse yerinden bir adam öteye gitmiyordu. “Bizden bunu istemeyin komutanım! Sizinle bir yola baş koyduk! Bu yolun sonunda ölüm olsa bile ihanet etmeyeceğiz. Böyle bir durumda çekip gitmek bize yakışmaz!”

Barbaros gurur duyduğu silah arkadaşlarına kızgınlıkla karışık soludu. “Gitmek zorundasınız! Aileleriniz var! Yolunuza göz nuru döken analarınızı hiç mi düşünmüyorsunuz ? Peki Türk ordusu… Sizin gibi değerli askerlerden ülkemi mahrum bırakamam. Hem karımı ve oğlumu kime bırakacağım? Sizden daha çok kime güveniyorum ki ben?” Sesini daha sert ve kararlı bir tona büründürüp , “Bu bir emirdir!” diye bağırdı. “Hemen silahlarınızla birlikte adayı terk edeceksiniz! Zaman daralıyor! Aptallığınız yüzünden tek bir can daha kaybedersek cennette bile yakanıza yapışırım! Toparlayın kendinizi! Bu mesleği seçerken ölümü de yarım kalmayı da göze aldık biz! Kendi hayatımız yok bizim! Vatan uğruna kurban edeceğimiz çürük bir bedenimiz var! O da bin kere feda olsun. Kanımız yeşerdiğimiz toprağımızı sulasın uğruna bin can feda olsun. Eğer benim şehadetim sizlerin ve bu örgütten yara alan binlerce insanın hayatını kurtaracaksa bu bana ölüm değil düğün olur. Korkum yok! Sadece emrime itaat istiyorum.”

Mahzenin uzaktaki girişinde bir patlama sesi duyuldu. Ardından dev dalgalar halinde buz gibi bir su mağaranın tabanından yukarıya doğru yükselmeye başladı.

“ Allah kahretsin! Domino taşı gibi birbirini tetikleyen bir bomba düzeyi eklemiş. Mahzen yavaş yavaş çöküyor! Sular altında kalmamız an meselesi…” Erkin’in sesi Tim elemanlarını daha da güçlü bir şekilde Barbaros’un ayak bileğini esir alan ızgaraya yönlendirdi. Artık bombayı aramaktan vazgeçip sadece komutanlarını kurtarmanın derdine düşmüşlerdi. Çünkü bombayı durdurmak imkansızdı. Izgaraya vurulan her darbe Barbaros’un canının daha çok acımasına ve bileğindeki yara izinin derinleşmesine sebep oluyordu. Kanla sıvanan deri ve yırtılan et gözlerinin iliştiği her an Alina’nın yüreğini dikenli tellere kapılmış gibi sıkıp parçalıyordu.

“Dayan sevgilim! Kurtulacaksın! Buradan birlikte çıkacağız!” Sular yükselmeye başlamıştı. Artık askerler nefes almak için yukarı çıkıp suyun içine dalarak demiri kesmeye uğraşıyordu. Su aletlerin gücünü zayıflatmış ve Barbaros’u kurtarma ihtimalini daha da imkansıza dönüştürmüştü. Bu gibi su göğsüne kadar ulaştığında Barbaros elleriyle Alina’yı bir kez daha sarstı.

“Sana git dedim! Bir kez olsun şu inadı bırak! Bomba patlamak üzere! 3 dakika içinde çıkıp gitmezseniz uzaklaşmak için bile yeterli zamanı bulamayacaksınız. Bırakın beni! Bir kez olsun sözümü dinle Alina! Seni ölüme götüren adam olmak istemiyorum. Seninle yaşadığım her şeyi çok kıymetliydi! Mutluluk senin varlığındı. Bebeğimize sözüm var! Onu annesiz koymayacağım!”

Erkin bakışlarını kaçırıp yıkılmış bir şekilde onlara sırtını döndü. Aralarına dağlar giren iki dosttular artık. Onunla vedalaşmaya, son kez sarılmaya bile yüzü yoktu. “ Bana bu kötülüğü yapma Barbaros! Sensiz yaşayamayacağımı biliyorsun! Beni yokluğuna mecbur etme. Eğer öleceksem burada seninle ölmek istiyorum. Benim sensiz tek bir ana bile gücüm yok! Benden her şeyi iste ama çekip gitmemi isteme. İnsan yüreği olmadan nasıl yaşar. Ben yüreğime bu izbe mahzende bırakamam!” Etrafındaki insanları umursamadan sevdiği tek adamın dudaklarına kavuştu. Burada birlikte geçirdikleri son anı sadece konuşarak geçirmek istemiyordu. Nihayet nefes almak için ayrıldığında yüzbaşı saçlarını yüzünü öpüp defalarca “Seni seviyorum” diye sayıkladı.

“ Karımı götür buradan Erkin! Onları size emanet ediyorum.”

“Bu emrinizi yerine getiremeyeceğim komutanım! Siz yaşamak zorundasınız! Ardınızda böyle güzel bir yuvayı yarım bırakarak gitmenize izin vermeyeceğim!” Su artık hep hepsinin boğazına ulaşmıştı. Alina’nın bedeni Barbaros’tan ayrıldığında Erkin daha fazla kendini tutamayıp silah arkadaşına sımsıkı sarıldı. Gözünden boşalan yaşlar gerçekti. Erkin Barbaros’un acısının üzerine bir yuva kurmak istemiyordu. O sevdasını çoktan yüreğine gömmüş dualarında Alina ve Barbaros için de yer ayırmıştı.

Ferit’in yüzerek yanlarına geldiklerini gördüklerinde biraz olsun rahatladıklarını hissettiler. “Bu işimizi görür!” Elindeki demir kesici alet hepsi için bir umut ışığı olmuştu. Saniyeler sonra Barbaros’un yaralı bileğini ızgaradan kurtarıp çoktan yüzerek mahzenden çıkmayı başarmışlardı. Barbaros topallayarak gitmek istediğinde yeterli zamanın olmadığını gören Cihangir ve Erkin onu birlikte omuzlarına alıp daha hızlı bir şekilde adadan uzaklaştılar. Feribot seferleri için uygun bir hava durumu olmadığı halde oradan kurtulmak için son şanslarını ellerinin tersiyle itmeyeceklerdi.

Erkin Cihangir’le birlikte komutanlarını feribota yerleştirdi. Türkan ve Zeren de hemen atlamıştı. Feribotun kaptanı her birinin üzerine birer battaniye verdi. Saniyeler sonra ada malikanesini darmadağın eden büyük bir patlama gerçekleşti. Gökyüzü kızıla boyanırken büyük bir toz dalgası okyanusun bulanık sularına taşındı.

“Şükürler olsun! Bir an oradan hiç çıkamayacağını zannettim.” Zeren’in sözü hepsinin hislerine tercüman olmuştu. Türkan, “S… adası hepimize mezar olacaktı.” dedi burnundan solurken. Surat ifadesini gören herkes onun patlayan bombayla kalmadığına pişman olduğunu sanırdı.

“Verilmiş sadakamız varmış! Sevdiceğime kavuşmadan öleceğim diye yüreğim bir taraflarımda attı.” Ferit’in sözü sinirleri bozuk bir halde uzaktaki alevleri izleyen timi bir anda kahkahalara boğdu. Cihangir Ferit’i perçeminden yakalayıp hafifçe çekiştirdi. “Vay arkadaş! Seni Boşnak kızına sevdalandıran ve yuva kurmaya ikna eden hayat bize neler yapmaz! Korktum vallahi!”

“Ama ne? Evlenmek istiyoruz diye herif bize neler etti şimdi kendi bizden önce evleniyor.” Ozan Zeren’in gözlerine bakarak gülümsedi. Barbaros onlar kendi aralarında çekişirken elini Erkin’in omzuna attı.

Cihangir esefle soludu. “ Inşallah duş alıp üstümüzü değiştirecek yer buluruz! Bu kılıkla gidersem Ayşen beni ayaküstü ameliyat eder!” Cihangir’in sözü iletişim üzerindeki kıyafetleri gözden geçirdi. Islak ve son derece pasaklı göründüklerinin farkındaydılar.

“Aman nazar boncuğu olsun! Alnımızın akıyla bu işten çıktık ya bir ömür lağım faresi gibi yaşamaya da razıyım!” dedi Ferit. Türkan kaşının birini kaldırıp dudağını alayla yukarı kaldırdı. “ Ferit pasaklı gezmeyi pek seversin ! Doğduğunda evi yıkamıştı ölünce de hoca yıkar titaber şahmer gidersin tahtalı köy dinlenme tesislerine.” Bu kızın lafının altında kalacağına Ferit kamyonun altında kalmayı tercih ederdi. Umut genizden güldü. Yol yakınken evlilik meselesini bir daha gözden geçirmeli miydi acaba? “Bana bak erkek Fatma senin dilin çok uzadı.”

Türkan onu homurdanmış gibi taklit etti. “Sönun dilun çog uzado!” onlar dikişirken Barbaros’un bakışları kenarda timin şakalarını izleyen Erkin’e kaydı.

“Sağ ol Erkin! Beni yarı yolda bırakmadığın için! Yanımda olduğun için!” Erkin yorgun bir şekilde gülümsedi. “Bana yakışan da bu olurdu Yüzbaşım! Silah arkadaşını yarı yolda bırakmak bir Türk askerinin şerefine yakışmaz! Ölümse hep birlikte ömürse hep birlikte…” Yeniden kucaklaştılarında Alina kaosun etkilerinden biraz olsun sıyrılabilmişti. Barbaros’un beline sarılıp başını göğsüne yasladı. Erkin ise feribotun içinde silah arkadaşı ve komutanı ile sırt sırta gökyüzüne karışan alevleri izliyordu. Kaderin kendisi için neler planladığından habersiz başarıyla sonuçlanan bir operasyonun iç huzurunu yaşıyordu.

 

🪦🪦 önümüzdeki bölüm final bölümü olacak arkadaşlar. Nihayet kitabımızı tamamladım. Özellikle son kitap biraz elimde süründü ama yaşadıklarım kolay atlatılabilir şeyler değildi maalesef. 🥰hemen final bölümünü yazmaya başlayacağım. Bu arada hüsran kitabını okuyanlara çizgi diziz müjdesi vermek istiyorum.

Hüsran kitabımız bir senarist edasıyla çizgi diziye dönüştürüldü.Kitapta olmayan sahneler görselleştirilerek eklendi. Hep diğer karakterlerin gözünde neler olduğunu merak eder dururdunuz.Artık bu merakın sonu gelmiş bulunmakta.

İzlemek isteyen arkadaşlarımız @atomyazar.airoman Instagram sayfamı davetlidir. Bol bol yıldız atıp yorum yapmayı unutmayınız🥰yeni bölümde görüşmek üzere


 

Bölüm : 27.03.2026 17:03 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Şeyma Yıldız KOÇ / ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI /  45. BÖLÜM : SIZI🪦
Şeyma Yıldız KOÇ
ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI

4.14k Okunma

447 Oy

0 Takip
45
Bölümlü Kitap
1. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR İHANET SARMALI2. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻SEVDANIN BAĞRINDAKİ ATEŞ3. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 SAVAŞÇI ZEYNA  4. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 KELEBEĞİN KALBİNE SAPLANAN HANÇER5. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLE DÖNMÜŞ SEVDALAR6. Bölüm. ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻TUZAK7. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KİM ÖLÜ KİM DİRİ?8. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻YANIYORUM!9. BÖLÜM : ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻ŞİRPENÇE10 BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KANLI FERYAT11. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KIRIK SÖZLER12. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻 AZAT ET BENİ SENDEN!13. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻GÖREV İÇİN14. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻BİR SEVMEK HASTALIĞI15. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 1 FİGAN 🪻KÜLDEN HANÇER16. BÖLÜM: DEŞİFRE 🪻17. BÖLÜM: NEVRUZDA AÇAN ARTEMİS ÇİÇEĞİ18. BÖLÜM: AG 2 DİLRUBA 🦋İYİ POLİS KÖTÜ POLİS19. BÖLÜM: KÜLDEN YARA 🦋20. BÖLÜM: GÖÇMEN KUŞUNDAN HAVADİS 🦋21. BÖLÜM: KURT ŞÖLENİ 🦋22. BÖLÜM: ASKER EŞİ OLMAK 🦋23. BÖLÜM: SOLDURULAN ÖLÜM ÇİÇEKLERİ 🦋24. BÖLÜM: CAN YAKAN GERÇEKLER 🦋25. BÖLÜM: KANLI OPERASYON 🦋26. BÖLÜM: GİZEMLİ KADIN 🦋27. BÖLÜM: SAMAN ALTINDAN SU YÜRÜTMEK28. BÖLÜM: BİR GÜNAH GİBİ 🦋29. BÖLÜM: ALLARA BOYANDIM 🦋30. BÖLÜM: PUSU 🦋32. BÖLÜM: VURGUN 🦋32. BÖLÜM: ARTEMİSİN GÖZYAŞLARI 3 ZEMHERİ 🪦HASRET33. BÖLÜM: SİLİNMEZ HATIRALAR 🪦34. BÖLÜM: KELEBEĞİN İHANETİ35 . BÖLÜM: KÖMÜR KARASI 🪦36. BÖLÜM: İGMAN DAĞININ ÖTESİNDE 🪦37. BÖLÜM: İKİ AŞK ARASINDA 🪦38. BÖLÜM: KIRGIN🪦39. Bölüm40. BÖLÜM: AŞKIN KÜLLERİ🪦41. BÖLÜM: PİŞMANLIK ATEŞİ🪦42. BÖLÜM: ARTEMİSİN KELEBEĞİ 🪦43. BÖLÜM: SİL BAŞTAN🪦44. BÖLÜM: ADIM ADIM POSSAT🪦 45. BÖLÜM : SIZI🪦
Hikayeyi Paylaş
Loading...