71. Bölüm

71.BÖLÜM

Özlem Uğurlu Aydın
ugurluay

Dört nala koşarcasına inadına akıp gidiyordu hayat. İnsanın sabırla ilerlediği yol onu feraha ulaştırıp kalbinin yorulmasına engel oluyordu. Sabır onlara nefes aldıran duraktı. Binbir türlü mücadele içinde sağ kalmaya çalışan hayata acemi yürekleri vardı. Kaktüsler bile çiçek açarken umudunu kaybetmeye meyletmedi tüm acılara dayandı yürekleri.

 

Çakır saçlarını okşuyordu sevdiği kızın.“Senin yokluğunda canım kırıldı paramparça oldu. O kırıklar bir bir acımasızca ruhuma battı. Beni nefessiz bıraktı. Sen benim kalbimden öte ruhuma sindin be güzelim.” Hastane yatağında saçları bembeyaz yatağa saçılmıştı. Öyle solgun, öyle yorgun gözüküyordu ki içi acıdı parçalandı yüreği genç adamın.

“Dudaklarının kıvrımında, kıyılarına vuran gülüşüne hayranım, tebessümüne meftunum be güzelim. Uyan artık, gülüşün ile aydınlat yüreğimi. Ama yalvarırım içimi ezen bakışlara ev sahipliği yapmasın gözlerin. O bakışlarda bir damla hüzün, bir damla acı, bir gram yaş görmeye gücüm yok artık. Uyan be hayat gülüşlüm. Aç gözlerini artık.” dedi sevdiği kadının avuç içine sımsıcak bir öpücük bıraktı. Başını yuvası gördüğü ellere gömdü. Ağlamak istiyordu. İçi feryat figan acıyı haykırmak istiyordu.

 

Nağme’nin “Su…” diyen sesi belli belirsiz çıkmıştı. Çakır kulaklarına ulaşan sesle genç kızın avuçları içinden başını hızla kaldırdı. Saatlerdir hastane odasında gözünü açıp bir yudum sesi duymak için çaresizce bekliyordu. Hızla genç kızın yanı başındaki koltuğa çöktü.Ellerini tekrar avuçları arasına aldı.

“Nağme…” dedi dudaklarına avuçları içine bastırırken içini titreten derin bir yoğunlukla. Gözleri buğulandı. Bakışlarını üzerinde hissediyordu. Ama gözlerinde bir soğukluk büyük bir uzaklık fark ediyordu. Genç kadın usulca ellerini adamın avuçları içinden çekti. Çakır şaşkın ve bir o kadar da endişeli bakışlar ile süzdü. Kırgınlık dolu bir özlem yüreğinde cereyan etti.

Nağme gözlerini kaçırdı. Bakışları gölgelendi. Dudakları ince bir çizgi halini aldı. Çakır’ın bakışları ise “Yapma.” der gibiydi. Ellerinin dermanı artık tükeniyordu.

“Git buradan Çakır. İstemiyorum seni. Gökçe, o gelsin yanıma.”

“Ne diyorsun sen Nağme?”

“Git diyorum Çakır, git.”

“Gitmiyorum, duydun mu beni? Ne bir adım ötene ne de bir nefes uzağına gitmiyorum. Duydun mu beni? Gitmiyorum. Seni benden ancak ölüm ayırır.”

“Ayırıyordu Allah’ın belası, öldü dediler, senin mezar toprağına sarıldım ben. Öldüm Çakır, ben orada o toprağın altına gömüldüm.Ben seni sonsuza kadar kaybediyordum. Sırf seni sevdiğim, sevdamda bencil olduğum, senden vazgeçemediğim için seni yitiriyordum. Kaldıramıyorum artık. Anlıyor musun beni? Kaldıramayacağım sorumlulukları vicdanama yükleme. Bunca yaşanandan sonra hangi yüzle kapına gelebilirim ki… Buna gücüm de takatim de kalmadı Çakır.”

 

“Yaşadığımız acıyı bize kıyamet ilan ettiğinin farkında mısın sen? Buna hakkın yok Nağme. Bizi böyle bir hasret girdabına sürüklemeye hakkın yok. Nağme’m… Güzel yüzlüm. Azalan ömrüme inat katlanarak büyüyen bir sevdam vardı benim. Her şeyimi kaybettim. Kendimi, evimin yolunu, gülüşlerimi, düşüncelerimi, gözlerimin ferini, ben bu uğurda yeri geldi ruhumu kaybettim. Ama bir tek kalbimdeki seni kaybetmedim. Her şeyi aştım ama sevdamın gücünü aşamadım. Ben bir tek sana yenildim. Ben bir tek gözlerindeki aşka diz çöktüm. Vazgeçme bizden, her zerreni korur, hiçbirini zarar ziyan ettirmem. Sözüme de sevdama da yalvarırım inan. Vazgeçme biz olma ümidinden.” Çakır’ın cümleleri Nağme’nin zamandan soyutlanmasını sağladı. Gözlerinde duruş, sonsuzluğa açılan bakışları vardı. Gülüşünün kıyısı, tebessüm durağı nefes almasını sağladı. Zamana, yaşadıklarına bir an kafa tutmak, elini bırakmamak istedi. Kırılgan bir ses tonu ile “Çakır…” dedi. “Benim aşkım sana yaraşmaz. Yüreğini çıkarıp ortaya koyuyorsun. Her bir kelimen artık içimi acıtıyor. Yapma, bunu bize yapma.”

“Nağme, sol yanından arafa sürgün etme beni. Yüreğinin içindeki cenneti yaşamak isterken gözlerindeki yangını öfkem ile alevlendirme. Görünmez dikenli teller ile beni kendinden uzaklaştırmaya çalışma. Aramıza aşamayacağım sınırlar çizme. Biz birlikte iyileşmek zorundayız. Bunu neden görmek istemiyorsun? Suçluluk kuyusunda tek başına seni bırakamamı benden bekleme. Ben böyle bir adam değilim. Sevdiğim kadını ardımda bırakıp çekip gidecek bir şerefsiz değilim.”

“Yapma Çakır, git diyorum sana git.Uzak dur benden.”

“Bu mümkün mü Nağme? Gerçekten gidebileceğime, senden uzak durabileceğime inanabiliyor musun? Bilir misin Mecnun’un hikayesini…

Mecnuna sormuşlar;

-Nereye gidiyorsun?

Leyla’ya

-Nereden geliyorsun?

Leyla’dan

-Kimsin?

Leyla, anladın mı Ne? Mecnun için Leyla ne ise, Çakır için Nağme’de aşkın karşılığı, o yüzden yorma o güzel sözlerini, çünkü vazgeçmeyeceğim, seni tek başına yapayalnız bırakmayacağım. Bize dair umut ateşimi söndürmene asla izin vermeyeceğim.”

“Unutamam Çakır, senin o vuruluş anın, kanlar içinde yerde gördüğüm an aklımı yitirdim ben. Attığım her adımda karşıma dikilecek geçmiş, anılarla değil acılarla süslenmiş bir geçmişin izlerini şahit olacağız. Ne sen ne de ben unutamayacağız yaşadığımız bu kötü günleri.”

“Burnumun direklerine daha fazla eziyet etme istersen. Zamanında yokluğunla cezalandırdığın kalbimi, bugünümü daha fazla yaralama Nağme. Vazgeçmedim, vazgeçmeyeceğim. Sana dair, bize dair tüm hayallerimi , umutlarımı defalarca da yıkılsa, yerle bir de olsa tekrar tekrar inşa edeceğim. Senin uğruna canımdan olmaya razıyım ben.”

 

“Ama ben razı değilim. Duydun mu? Rızam yok, seni kaybetmeye gücüm yok. Sevilmenin ne demek olduğunu ben çok iyi biliyorum. İşte benim en büyük korkum bu yüzden.İnsan bilmediğinden korkar ama ben en iyi bildiğim şeyin gücünden korkuyorum. Varlığını en iyi bildiğim duygunun yokluk ihtimali beni yerden yere vuruyor.”

 

“Kırıldığımız yerden, bıraktığımız yerden, kaldığımız yerden yeniden daha güçlü başlamak ve birlikte büyümek istiyorum. Nağme’m, güzel gözlüm. Benimle evlenir misin?”

“ Baş edemeyiz Çakır? Ben senin sırtında sadece kanbur olurum. ”

“Umudun ile göz gözeyiz Nağme. Göğsündeki akışa artık teslim ol. Direnme.Sen yanımda olursan, baş ederiz. Sen yanımda nefes alırsan her şeyin üstesinden birlikte geliriz.” Duydukları karşısında sonu gelmeyen çaresizlikler içinde debelenip durmaya başladı. Suskun haykırışlara, acı çığlıklara ev sahipliği yaptı yüreği.

“Hayır, istemiyorum.Git istemiyorum seni de sevgini de istemiyorum. Bana yakın oldukça ölüm hep yakınında olacak. Git, istemiyorum. Seni o toprağın altına koyacağıma, sensizliğe kendimi mahkum ederim git. İstemiyorum seni.” Canı yanıyor, hıçkırıklara boğuluyordu. Nefesi giderek hızlanıyordu. Kendini kaybetmiş gibiydi. Çığlık çığlığa bağırıyor. Gitmesi için yalvarıp yakarıyordu. Odaya Gökçe ve Efe hızla girdi. Arkalarından Derya ve Doktor Melih’te geldi. Nağme’yi bir türlü sakinleştiremiyorlardı. Sadece “Git.” diye acı içinde haykırıyordu. Çakır yaklaşmaya çalıştıkça deli gibi çırpınıyordu. Kolundaki serumunda çıkmasına sebep olmuştu. Gökçe arkadaşına sarıldı.

“Nağme, kendine gel bak ben buadayım.”

“Gökçe, gitsin. Çakır gitsin.” diye haykırıyordu. Efe Çakır’ın tüm ititrazlarına rağmen onu sürükleyerek odadan çıkardı. Doktor Melih “Hemşire.” diye bağırdı. Derya koşarak gözyaşları içinde hemşireyi çağırmaya gitti. Melih, hemşirenin de yardımı ile genç kızın kolundan sakinleştirici yaptılar. Solukları yavaşladı, sesi silikleşmeye başladı. Dudaklarında sadece “Git.” vardı. Odanın içinde Nağme büyük bir enkaz halindeyken, odanın dışında Çakır gözyaşları içinde duvarı yumrukluyordu.

“Nağme’ye bunları yapanlara yüreğim insaflı olmayacak.Madem kuralsızlık hakim oldu tüm bunlara o zaman bizde kuralsızlığın kuralına uyacağız.”

“Saçmalama Çakır.”

“Ben mi saçmalıyorum Efe? Görmüyor musun Nağme’nin şu bitik halini. Yıllardır şerefsizin biri hayatımızın içine etti. Yetmedi sevdiğim kadını ellerimin arasından çekip aldı. Şimdi o şerefsiz yüzünden sevdiğim kız sırf korktuğu için beni yanında istemiyor. Söylesene beni bu saatten sonra kim tutabilir. Yokuş benim, tümsek benim.Yol benim, yordam benim. Herkes kendi doğrusunu bulacak, herkesin doğrusu kendineyse ben de kendi doğru bildiğimi yapacağım.”

“Tamam başkasının doğrusu, senin yanlışın olabilir. İşte bu yüzden başkasının doğrusunu kendine doğru kabul etme. Ama dur, dinle, düşün ve öyle eyleme geç. Geride bıraktıklarını düşün. Şu kapının ardında yaralı bir kız var. Sevdiğin kız, bir de daha yeni kavuştuğun kardeşin var. Sana birşey olursa onlara ne olacak Çakır? Akıllı davranmak zorundasın. Ömer itinin nerede adamı var bilmiyoruz? Caner’i bile içimize usulca sokan adam durur mu sanıyorsun? Akıllı ol Çakır. Ömer’in istediği de bu. Korku ile Nağme’nin senden uzaklaşması ve onu yalnız bırakman. Yapma Çakır, oyuna gelme. Akıllı davran. İki kere düşün bir kere hareket et.”

“Allah kahretsin.” diyerek sertçe yumruğunu duvara indirdi.

***

Gökçe arkadaşının bu haline daha fazla dayanamadı.

“Ne oldu Melih? Nağme neden böyle davranıyor?”

“Daha azını bekleyemezdik Gökçe. Daha fazlası da olacak. Korkuyor. Korkusu ona ataklar, sinir krizleri geçirtecek. Orada, o herifin yanında neler oldu, neler yaşandı henüz bilmiyoruz. Tüm test sonuçları çıktığında daha net göreceğiz. Sabırlı olacağız. Sakin kalacağız. Sen git abinin yanına önce onu sakinleştir. Nağme’nin başında Derya ile ben bekleriz.” dedi yandan bir bakış attı. Onun itiraz etme hakkını elinden aldı.

“Tamam.” diyerek hızla dışarıya çıktı.

Derya gözlerini kıstı. “Sen gidebilirsin Melih, ben beklerim Nağme’yi. Hem artık yanımızda durmana da gerek yok.”

“Var Derya, burada senin yanında durmama senin de benim de ihtiyacımız var.”

“Ne bekliyorsun Melih? Koşup kollarına atlayıp sana minnettarım dememi mi? Niye hala buradasın?”

“Buradayım çünkü sen buradasın.” dedi yönünü genç kıza döndürüp adım adım üzerine gitmeye başladı. Bu durumdan hoşnut olmayan genç kız adamın tersi yönünde geri geri adımlamaya başladı.

“Çık dışarı Melih, yanımda durmanı gerektirecek bir durum yok ortada. Benim sana ihtiyacım yok.”

“Ama benim sana ihtiyacım var.” dedi sırtı duvara yaslanan kızı göz hapsine aldı. İki kolunu duvara yaslayarak şimdi sadece gözlerine bakıyordu. Genç kızın dudaklarında alayvari bir gülüş peyda oldu.

“Çorak bir memleket benim yüreğim. Ne sana ne de bir başkasına bu saatten sonra faydası dokunmaz. O yüzden uğraştırma çiçek açsın diye benim topraklarımda. Unuttun mu o memleketi çorak hale dönüştüren sendin.”

“Evet o memleketi o hale getiren bendim. Eskisinden daha güzel hale getirecek de yine benim. Çünkü o yürek benim memleketim.Benim yazgım sana olan hasretliğe kalem açmış.Daha ötesini bilmez. Daha berisini tanımaz. Sensizliğin ortasında olunca dolup taşıyor gözlerim. Engel olamıyorum. Acımın gücünü aşamıyorum. Yüreğim böyle bir adaletsizliği kaldırmıyor. Bana bunu yaşatanlar kadar bilip de susanlarda suçlu. Ben seninle zamanı aşıp sonsuzlukta yeniden nefes aldım. Sen benim aydınlığım, yüreğimi şafağa taşıyan kanatlarımsın. Ben seninle dirildim yeniden yaşamayı öğrendim, azdım çok oldum, yoktum var oldum.”

“Ağzından çıkan her bir kelime, her bir cümle ile acımasızca tarumar ettin gönül bahçemi soluksuz bıraktın sen beni . Çiçeklerimi güneşsiz, rüzgarsız,yağmursuz bıraktın mevsimlerimi. Şimdi karşıma geçip sebep oldukların yüzünden, kendi yaşadıkların için beni suçlayamazsın.”

“Yolumu, yönümü, izimi kaybettim Derya. Ama bir tek zihnimde ve yüreğimde çiçek açan seni biliyorum. Ayaklarım yüreğime itaat ediyor ve bir tek sana adım adım yürüyorum. Çünkü bu ayaklar bir tek sevdiğine gidiyor. Gözlerim ruhunu buluyor. Ruhun yüreğiyle dile geliyor ve sadece “sev” diyor. Ruhunun sesini duymak güzel, senin varlığını hissetmek eşsiz. Yalvarırım sana kıralım artık hasret çemberini. Yüreğine yüreğimle tutunmama izin ver. Geçmişi sayıklamayı bırak.Artık uyanma vakti. Vuslat uykusundan gözlerini aç. Beni gör, beni hatırla.”

“Ben en büyük ihaneti kendime yaptım. Seni severken başkasına kaderim dedim, boyun eğdim. Sen olmasaydın ben Caner’i hayatıma almayacaktım. Sen olmasaydın ailemin içine kadar sızamayacaktı. Sen olmasaydın Nağme kaçırılmayacaktı, Çakır vurulmayacaktı.”

“İçini rahatlatacaksa her şeyi ben üstlenirim.İçin ferahlayacaksa ben her şeye razıyım. Yeterki sen üzülme Derya. Ben senin için tüm acıları üstlenir , tüm vebali boynuma bağlar, günah keçisi olurum.”

“Allah kahretsin! Aramızda yalan olmamalıydı. Aramıza yalan sözleri sokmamalıydın.

Hayata direnerek ayakta kalma mücadelesi veriyorum. Görmüyor musun ne haldeyim?

Kursağımda kalan çocukluğumun mu?Gençliğimin mi? Hatıralarımın mı? Yaşayamadıklarımın mı? Yoksa sebep olduklarının mı hesabını sorayım? Söylesene hangisini sorayım doktor Melih?” dedi her cümlesinde yumruk yaptığı elini adamın kalbini sertçe vurdu.

“Ben kendimi sahiplenemedim ki seni sahipleneyim. Ben kendime bile yabancıyken seni sevdim. Sevgi nedir bilmezken sen bana sevdayı öğrettin. Şimdi söyle tüm her şeye rağmen boynu bükük bir kimsesizin her şeyi olur musun? Sen benim yarim, sevdam, hayatım, ömrüm, her şeyim olur musun? Unut demiyorum. Ama unutturmama müsade eder misin? Hayatına al demiyorum. Bana sadece bir ışık yak, bir kapı arala. Sana söz olsun seni asla pişman etmeyeceğim.”

“Boşuna konuşma Melih, ben seni tanıdığım güne de sana aşık olan yüreğime de bin pişmanım. Şimdi çekil önümden.” diyerek sertçe onu geriye doğru ittirdi.

“Derya.” yalvarır gibiydi sesi.

“Sus Melih, bir kelime daha edersen ahtım olsun seni yerle bir eder bu hastaneden atttırırım. Ve inan kapısından içeriye adım atamazsın. Ne doktorluğun ne de ismin bu hastaneden adım atmaya gücü yetmez. Zorlama beni.” Eli havada genç adamı tehdit etti. Ardına bakmadan odadan çıkıp gitti.

“Affedeceksin. Unutacaksın. Çünkü sen de hala beni deli gibi seviyorsun. Sevginin büyüklüğü affetmeni engelliyor. Ama başaracağım. Seni tekrar kazanacağım Derya. Bu da benim sana ahtım olsun.”

Bölüm : 02.01.2026 01:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...