72. Bölüm

72.BÖLÜM

Özlem Uğurlu Aydın
ugurluay

Nağme gözlerini hastane yatağında açtı. Bedeni , ruhu kalbi sızlıyordu. Pencereden gökyüzünün karardığını fark etti. Kendi hayatı gibi dünyası da zifiri karanlıklara bürünmüştü. Saatin kaç olduğundan haberi yoktu. Gözleri hastane odasının bir köşesinde bulunan ikili koltuğu gördü. Gökçe başını Efe’nin omzuna yerleştirmiş ikiside derin bir uykuda gibiydi. Ses çıkarmamaya dikkat ederek yattığı usulca yerden doğruldu. Canının acısı ile dudakları arasından “Ah!” diye bir inleme firar etti. Kolundaki serum canını acıtmıştı. Gökçe yerinde huzursuzca kıpırdandığında gözlerini istemsizce kapattı. Uyanmadığını anladığında ise derin bir soluk bıraktı. Ayaklarını soğuk içini titreten zemine bastı. Etrafta ayakkabı ya da terlik yoktu. Yerdeki sert fayansın soğuğu bedenini titretti. Uzun süre yatakta bilinçsizce yatmanın beynini uyuşturduğunu anladı. Eli alnına gittiğinde başı döndü, gözleri karardı. Kalktığı yatağa bedenini bir külçe gibi geriye bıraktı.

“Ah be Nağme, daha iki adım atamıyorsun. Nasıl gideceksin buradan? Of!” diye sessizce inledi. Birkaç derin nefes alıp verdi. Vücudunu ve kalbini sakinleştirmeye çalıştı. Eli kalbine gitti.

“Yapabilirsin.” diyerek kendi kendisini telkin etti. İki eli ile yatağa tutunup usulca ayağa kalktı. Sessiz olmaya özen göstererek çıplak ayakla odanın içinde güç bela bir iki adım attı. Kapıya ulaştığında dikkatlice kapının kolunu tuttu. Ses çıkarmamaya dikkat ederek usulca açtı. Gözleri kanepe üzerinde uyuyan arkadaşlarını buldu. Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.

“Ah be güzel arkadaşım. Tam da mutluluğu yakaladım derken benim yüzümden senin de hayatın allak bullak oldu. Affet beni.” diyerek mırıldandı. Yanağından aşağıya doğru keder damlası süzülüp gittiği anda sımsıkı gözlerini yumdu. Kalbi ritmini hızlandırırken bir an önce buradan uzaklaşması gerektiğinin bilincine vardı. Yoksa ayakta daha fazla duramayacağının farkındaydı. Kendisini hastane odasının dışına atıp kapıyı sessizce kapatmayı başardı. Gözleriyle etrafı kollaçan ettiğinde tanıdık hiç kimsenin etrafta olmaması onun en büyük şansıydı. Düşmemeye dikkat ederek kapıya yöneldiği anda gözleri Derya ve Melih’i buldu. Hastanenin çıkış kapısında hararetli bir tartışmanın içindeydiler.

“Allah kahretsin!” diyen Nağme, ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Onlara yakalanmamak adına yönünü değiştirdi. Ama bu defa da kendisini uzaktan izleyen Çakır ile göz göze geldi. Nağme böyle bir karşılaşmaya hiç hazır değildi. Yüzleşmeye cesareti yoktu. Geri geri adımlarken sevdiği adam öfke saçan bakışlar ile adım adım üzerine doğru geliyordu. Nağme hızlanarak asansöre doğru yöneldi. Yakalanmak, hele ki Çakır’a yakalanmak istediği en son şey bile değildi. Asansöre ulaştığında telaş içinde düğmelere basıyor “Hadi, hadi …” diye veryansın ediyordu. Bir an önce buradan uzaklaşmalıydı.

“Nağme…” diyerek ona doğru koşmaya başlayan adamı göz ucuyla gördü. Kalbi çılgınlar gibi çarpmaya başladı. Bedenine öylesine bir adrenalin yüklenmişti ki hareketlerini kontrol etmekte güçlük çekiyordu. Korkudan kalbinin atışını kulaklarında hissediyordu. Açılan asansör kapılarını gördüğünde kendini hızla içeriye attı. Rastgele düğmelere bastı. Çakır koşarak ona doğru gelse de kapının kapanmasına engel olamadı. Nağme’nin kendisinden hızla uzaklaşmasına karşı koyamadı. Nağme kapılar kapandığında sırtını asansörün aynasına yasladı. Eli kalbine gitti. Kendisini daha fazla tutamayan kadın bedenini taşıyamayan dizlerinin acizliğine uğradı. Bulunduğu yere çöktü. Öylesine, apansızca yere düşerken hıçkırıklarına ve ona eşlik eden gözyaşlarına engel olamadı. Hıçkıra hıçkıra ağladı..Elleriyle yüzünü kapadı. Kendisine engel olamadı. Gözyaşlarına karşı koymak imkansızdı. Asansörün kapılarının açıldığında güçlükle düştüğü yerden kalktı. Ayakta kalmaya dikkat ederek temkinli adımlar ile kendisini dışarıya attı. Buradan bir an önce gitmek istiyordu. Yoksa Çakır’ın onu bulması an meselesiydi. Nefes nefese kalmış,dikkat çekmemeye özen göstererek nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Hastanenin çatı katında olduğunu anladı. O korku ve tedirginlik ile demek ki asansörde en üst katın numarasına basmıştı. Etrafı kolaçan etti. Nefesinin kesilmeye başladığını hissetti. Yaşadığı heyecan dolu anlar bedeninin yeni yeni tepki vermesine sebep oluyordu. Gözleri çatıya yönlendiren tabelaları buldu. Hızlı adımlar ile hiç kimsenin olmadığı çatıya yöneldi. Nefes almaya ihtiyacı vardı. Her şeyden ve herkesten uzakta soluklanmak istiyordu. Bedenini hastanenin çatısında korkuluklara kadar sürükledi. Elleriyle korkuluklardan tuttu ve aşağıya baktı. Yüksekti. Can yakacak kadar derin bir yükseklikti bu. Ayaklarında acı hissetti. Buraya gelene kadar çıplak ayakta olduğunu unutmuştu. Ayaklarının altında çizikler, ufak tefek küçük kanamalar oluşmuştu. Ve Nağme yaşadığı duygu yoğunluğunun hislerini körleştirdiğini yeni fark ediyordu. Hızlı hızlı nefes alıp verirken “Nağme.” diyen korku dolu bir ses kulaklarında yankılandı. Ne kadar kaçarsa kaçsın kaçamadığı en büyük sevda, tek gerçeğinin sesiydi bu.

“Hayır! Hayır !” diye gözlerini yumdu. Geriye dönüp ona bakmak, gözleriyle bakışlarını buluşturmak istemiyordu.Ne diyecekti ki? Kaçmayı bile beceremedim, onu da elime, yüzüme, gözüme bulaştırdım mı diyecekti.

“Git buradan. Yalnız kalmak istiyorum.” dedi güç bela çıkardığı sesiyle. Onun yüzünü görmeye cesareti yoktu.

“Lütfen Nağme! Gidemeyeceğimi sende çok iyi biliyorsun.” diyen adamın sesi sakinliğini korumakta güçlük çekiyordu. Az önce ona öfke saçan adam yoktu. “Niyetim sakince konuşmak. Lütfen!” dedi yalvarırcasına. Ama kadının gücü kalmadı. Hızla doğrulup ona değmeden yanında geçip gitmeye kalktı. Çakır daha fazlasına müsade edemeyeceğinin bilincindeydi. Hırsla kızın kolundan tutup sertçe kendine çekti. Bir eli ile belini tutup, diğer eliyle yüzünü avuçlayan genç adam kadının dudaklarına sahiplenircesine tutunmaya başladı.. Kaybetme korkusu ile, kaçıp gitmesine engel olmak için, yapma, bırakma beni dercesine kadının dudaklarına şefkatini yudumlatmaktı niyeti.. Genç kadın başta bedeni ve çırpınışlarıyla dirense de teslimiyetini yüreğiyle yaptı. Gözlerinden akıp giden yaşlara engel olamadı. Çakır onun sakinleştiğini hissettiği an dudaklarını sevdiği kadının dudaklarından alnına götürdü.

“Yapma be güzelim. Bize bunu yapma.” dedi. Nağme gözlerini açamadı.

“Çakır…” dedi sadece. Derin bir teslimiyet, büyük bir korku, devasa bir endişe barındırıyordu sesi.

“Şiyt… Dudaklarında bitmek… Bir çiçeğin yeniden doğuşu gibi mi? Yoksa hiç olup yok oluş gibi mi? Hangisini hak gördün bana Nağme? Hangi bitişe ev sahipliği yapacak seni seven yüreğim.”

“Çakır ben…” dedi devamı gelmiyordu cümlesinin.

“Bazen bir umut verdin, bazen de bir yudum avuntu. Kimi zaman nefes aldırdın, yaşamayı sevdirip onurlu değerler kazandırdın. Harama kapandı benim yüreğim. Yokluğunla avundum, gölgen ile yetindim. Ayağına değen toprak olmaya bile gönlüm razı benim be güzelim. Yapma bize bunu. Mümkün olmayan ihtimallere tutunmaya çalışma. İzin vermem. Müsade etmem. Bunu kendine de bize de yapmana müsade etmem. Bir kere gittin, bir daha tekrarını yaşatmam bize.”

“Yapamam Çakır, gitmem gerek. Benim sizin hayatınızdan sonsuza kadar çıkmam gerek. Neden anlamıyorsun? Ömer bırakmayacak, benim yüzümden daha kaç cana acı çektirecek. Ben olmazsam…”

“Sen olmazsan diye bir şey yok Nağme, sen varsın, sen hep olacaksın. Bu canda, bu bedende…” dedi genç kızın elini kendi kalbinin üzerine götürdü. “Bu kalp attıkça, ben nefes aldığım sürece sen benim hayatımda hep var olacaksın. Başka türlüsü mümkün değil. Bunu anla. Kabul et. Kaçışın, bu saatten sonra benim hayatımdan, bizden gidişin mümkün değil.”

“Yüreğimi yorumlayacak, onu anlayacak, hissedecek gücüm yok Çakır. Soluğum yetmiyor artık yaşananalara. Sebep olduklarımın vicdan yükü çok ağır geliyor omuzlarıma. Taşıyamıyorum.”

“Hayır, gücün var. Ben sana baktığımda ne görüyorum biliyor musun? Sana gururla bakıyorum. Sen böylesine acımasız bir mücadeleden sapasağlam çıktın.”

“Benimle dalgamı geçiyorsun sen?” diyerek adamı geriye doğru ittirdi. “Aldığım nefesin kirli olduğunu, lanetli olduğunu hissediyorum. Neyimle gurur duyuyorsun. Seni ölümle burun buruna getiren kadınla mı gurur duyuyorsun sen”

“Nağme…”

“Sus artık Çakır. Hayatınıza düşen gölge gibiyim. Artık geleceğe dair umut edemiyorum ben. Yanında kıyameti taşıdığının farkına var artık. Ben olduğum sürece huzur haram size.”

“Yapma bunu, kendine de bize de yapma artık dur. Kendini suçluluk kuyusuna itme, karanlık yanını besleme. Sen kıyametsen beni cenneti götürecek kişi de sensin. Ben razıyım. Sen olduktan sonra her şeye razıyım.”

“Ama ben razı değilim. Etinle kemiğinle tükenmek nedir bilir misin sen? En kıymet verdiklerimi yitirdiğimde anladım. Kıymet verdiği öğretiyor sana… Hece hece… Gözün kara, ama benim sevdam senin yüreğine yaradan başka bir şey vermez. Ve ben senin bırak yara alamanı bir gram çektiğin acıda alabora olurum.”

“Nağme yeter artık, bitir şu saçmalıklarını. Anlamaya çalışıyorum, bıkmadan usanmadan sana anlatmaya çalışıyorum. Ama bu kadar direnmen saçma. Yıllar önce çekip gittin yokluğuna mahkum ettin beni, şimdi varlığından mahrum etmeye hakkın yok. Buna izin vermeyeceğimi beni en iyi tanıyan sen çok iyi bilirsin. O yüzden ne kendini yor ne de beni.”

“Senden müsade isteyen yok. Bugün yakaladın tuttun beni, yarın tutabilecek misin? Beni istemediğim hiçbir yerde tutamazsın. Şimdi sen beni zorlama çekil önümden, bugün olmasa yarın, yarın olmasa sonraki gün hayatınızdan sonsuza kadar çekip gideceğim.” dedi adama sırtını dönüp bir adım atmıştı ki kulaklarında yankılanan cümleler genç kızın hareketsiz kalmasına sebep oldu.

“Annenin babanın ölümüne sebep olan Ömer’in tam olarak istediği de bu zaten.”

“Sen…” dedi genç kız duydukları kulaklarının uğuldamasına sebep oldu. Gözleri kararmaya ayakları karıncalanmaya başladı. “Sen ne saçmalıyorsun Çakır?” dedi arkasında bıraktığı adama soluksuz bakışlarını gönderdi.

“Ne dediğimi duydun? Biraz iyileşmeni bekleyecektim ama çok zorladın Nağme. Saçma sapan bir şey yapmanı istemiyorum. O şerefsize istediğini vermeyeceğim. Senin de vermene müsade etmeyeceğim.”

“Sen, sen yalan söylüyorsun. Annem, babam kaza geçirdi. Kazaydı.” dedi transa girmiş şok halindeydi.

“Evet kaza geçirdi. Ama planlı ve kasıtlı bir şekilde kaza geçirdiler. Kaza değil cinayete kurban gittiler..” dedi gözlerini karanlığa dikerek.

“Yalan söylüyorsun.”

“Keşke yalan olsa Nağme, bunun o kadar yürekten gerçek olmasını isterdim ki… Sen o şerefsizin elinden kaçınca annen ve babana musallat olmuş. Onları ortadan kaldırırsa sende ortaya çıkarsın diye, seni kimsesiz, sahipsiz, ailesiz, yalnız bırakmak için ailenin kaza geçirmesine sebep olmuş.”

“Hayır, hayır, hayır…” diye çığlık atmaya başlayan kadın. Dizlerinin üzerine düşüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

“Ben sebep oldum. Ben, Allah kahretsin beni.” diye haykırmaya başladı.

Çakır yaptığı hatanın farkına varsa da artık çok geçti. Koşarak yere düşen kadının yanına gelse de Nağme bilincinin kaybetmişti. Kollarında baygın halde yatan kadını kucaklayan adam kendine içten içe lanetler okuyarak onu kolları arasına aldı. Hastanenin içine doğru yöneldiğinde yüreğinde büyük bir korku vardı.

Geçmişe atfettiğimiz anlamlar bugününmüzü nasıl yaşayacağımız belirler. Geçmişimiz değil yüklediğimiz anlamlardır bizim bugünümüzde nasıl nefes alacağımızı sağlayan.

Geçmişi değiştiremeyiz ama bugünümüzü değiştirebiliriz.

 

Bölüm : 02.01.2026 01:32 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...