73. Bölüm

73.BÖLÜM

Özlem Uğurlu Aydın
ugurluay

Ait olamamak, hiçbir yere, hiç kimseye sahip olamamak. Melih tam olarak bu şekilde hissediyordu. Ve tüm bunlara sebep yine kendisiydi. Elinde soğumaya yüz tutmuş kahvesi, hastanenin camından koyu zifiri karanlığı izliyordu. Derya ise biraz nefes almak için bahçeye çıkmayı düşündü. Camın kenarında, belirsizlikler içinde sürüklendiğini anladığı adamı gördüğünde içinde bir burkulma hissetti. Ayakları istemsizce onu adamın yanına götürdü. İçinde bir şeylere engel olamadı.

“Hayatımızdan çıkıp gitmek yerine geceye misafir olmayı mı seçtin Melih?”

Duyduğu ses ile içi titreyen adamın yüzünde acı bir tebessüm oluştu.

“Misafirlik dediğin kısa olur Derya, ben çok uzun zamandır karanlık gecelere ev sahipliğini yapıyorum. Kaybetmeye mahkum olduğum günden bu yana geceler benim evim oldu. Çünkü uykular gözüme haram oldu.”

“Ne istiyorsun Melih? Mahvettin her şeyi, beni de hayatımızı da içinden çıkılmaz bir hale soktun. Çıkılmaz bir yoldayız neden görmek istemiyorsun? Niye zorluyorsun? Neden hala dibimde, benim hayatım, benim sorunlarımla ilgileniyormuş, üzülüyormuş gibi yapıyorsun? Ben artık senin niyetini dahi sorgulayamıyorum.Ne yapmaya çalııştığını anlayamıyorum? Benden ve ailemden alacağın intikam bitmedi mi? Daha ne istiyorsun?”

“Sorgulama Derya, benim niyetimi artık yalvarırım sorgulama.”

“Neden? Zamanında sorgulamadıklarım hayatımı cehenneme çevirdi. Şimdi neden sorgulamayayım? Söz konusu bir de senken.”

“Geçmişi geride bırakmayı öğreneceksin Derya. Duygu, düşünce ve davranışlarımı bir kalıba yerleştirmekten vazgeç. Kapatma kendini her şeye ve beni gerçek anlamda gör artık. Yaptığım o büyük hatadan sonra ben şüphene sebep olacak hangi harekette bulundum.”

“Sen zamanında yapacağını yaptın zaten.”

“Ne zaman vageçeceksin Derya? Dilinle yaralamayı bırakıp, yüreğine ne zaman kabul edeceksin beni? Diline beni yük etmekten ne zaman vazgeçeceksin?”

“Sen benim dilime değil, yüreğime yüksün be adam.Şu kahrolası gözlerinin karası varya benim yüreğime mezar.Unutamam anlıyor musun? Seni ne kadar sevsem de, geçmişi, tüm bu yaşattıklarını ben nefes aldıkça unutamam.”

Melik, genç kızın öfkesini üzerine çekmeye razıydı. Sert yüzleşmeler kabulüydü. Aralarda ağzından çıkacak bir gram umut cümleleri kızın yaptığı ve söyleyeceği her şeye değerdi. Artık bir yolunu bulacaktı. Dışlanmak, hor görülmekten çok yorulmuştu. Sorumluluktan kaçmıyordu. Yaptığı tüm hataların bedelini canı acısada ödemeye razıydı. Melih kararlıydı. Bugünden sonra hayatında belirsizlik istemiyordu. Karanlık, büyük bir boşluk içinde yitip gitmek istemiyordu. Derya çok güçlü bir öfkeye sahipti. Çelikten bir zırh giyinmişti yüreği.

“Sen seni seviyorum mu dedin?”

“Ne?”

“Söyledin, az önce beni sevdiğini itiraf ettin.”

“Onca kelime içinden sen buna mı takıldın Melih?”

“Deli gibi hasret kaldığım, umut çiçeklerimi yeşerttiğin o cümleye nasıl takılı kalmam Derya?”

“Allah’ım bana sabır ver. Bana gerçekten peygamber sabrı ver.”

“Amin.”

“Melih.”

“Ettiğin duan kabul olsun diye amin demekte mi suç?”

“İçimdeki büyük sıkıntıyı tanımlamakta zorlanıyorum. Sen zamanında benim güvenimi öyle bir sarstın ki ben senin yüzünden çok büyük yanlışlarda yol aldım. Seni de, var olduğuna inandırmaya çalıştığın duygularını da gerçekçi bir zemine oturtamıyorum artık. Senin dengesizliklerin yüzünden net sınırlara sahip olamıyorum. Yolumu kolaylaştırmak yerine o yollara mayınlar döşediğinin farkında bile değilsin. Beni büyük bir belirsizlik kaygısı içine alıp atıyorsun. İşte bu yüzden sevgini de samimiyetine de inanmıyorum. Ben sana güvenmiyorum Melih. Ve asla da güvenmeyeceğim.”

“Ne geçinmeye, ne de yüreğimde barınmaya gönlün yok senin Derya. Tüm çabamı, yaşadığım büyük pişmanlığı görmezden gelmeye devam ediyorsun.”

“Sen benim hayat dair tüm heveslerimi, umutlarımı, hayallerimi kırıp acımasızca elimden aldın. Beni kimsesiz, çaresiz ve savunmasız bıraktın. İyi niyetimi suistimal edip yapıcılığımı büyük bir enkaz altında bıraktın. Bu söylediklerim bir yerlerden tanıdık geldi mi?”

“Çarpıtılmaktan da suçlanmaktan da bıktım artık. Kusuru sürekli kendimde aramak bitirdi, tüketti beni. İğneleyici sözlerin, kafa karıştırıcı cümlelerin, sürekli geçmişin altına sığınmalarından da yoruldum. Sana dair her adımım, her sözüm için anlayışsızlık ve ilgisizlikle itham edildim. Ve hep sorumlu ve sorunlu bendim. Ama yeter artık Derya! Eylem amacını çoktan aşmış. Kendi ışıklarını kapatmışsın. Karanlıklar içindesin ama her yeri aydınlık sanıyorsun.”

“Melih, kaybettiğinde değerini anladığın hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Kıymet sahip olduklarınla var olur.”

“Bir acının, bir felaketin sonsuza kadar içinde yaşamak, orada hapsolmak zorunda değilsin. Ben o döngüyü, o zinciri kırdım. Sen de kır Derya, ancak o zaman özgürleşebilirsin. İnan bana işte o zaman gerçekten nefes aldığını hissedeceksin. Geçmişin görünmez zincirlerinden kurtul ve bize bir şans ver.”

Duyduğu her cümle ile yerle bir oldu. Gitmek istiyor, daha fazlasını duymak istemiyordu. Gözleri dolu dolu adama sırtını döndü. Tam bir adım attı.

“Bütün varlığımı bitip tükenmek bilmeyen hasretin kuşattı. Gözlerinden vurgun yediğimi bile bile böyle çekip gitme. Bana bir yabancıymışım gibi sırtını dönme Derya.”

“Melih…”

“Derya, Derya’m… Adınla çiçeklenen cümlelerim var benim. Gönül sarayımın anahtarı senin ellerinde. İki dudağının arasından çıkacak tek bir kelime ya o sarayı ışıl ışıl aydınlatacak, ya da bir ömür karanlığa mahkum edecek. Yalvarırım beni dilsiz, beni sensiz yaşamak zorunda bırakma.”

“Sen, dünde kalanlardansın. Dünümde bıraktıklarımdan, benim için Caner’den hiçbir farkın yok.”

Genç kızın sırtı adama dönüktü. Melih duydukları ile iki elini yanlarında yumruk yaptı. Tırnaklarının tenine battığının farkında bile değildi. Çünkü kızın ağzından dökülen cümleler, Caner ile aynı kefede yer almak canını hiç olmadığı kadar yakmıştı. İçi düğüm düğüm oldu. Kalbinin son nefesini verdiğini hissetti. Aklı rehin alınmış gibiydi.

“Caner ve ben… Aynı terazi de aynı kefede… Öyle mi Derya?”

“Öyle, sen yıllar önce gerçekten gittiğinde ben zamanı durdurdum. Yani senle akan zamanı durduralı çok oldu. Ayaklarımın altından geleceğim çekilip alındı. Seni anlamak istemiyorum. O yükü gönlüme de, gözlerime de bir daha yüklemek istemiyorum. Seni gördüğün dünya ile benim gördüklerim bambaşka.” Sesine yüklediği acı dolu vedalar gizliydi. Söylemeyi erteledikleri adamı karanlık girdaplara sürüklüyordu.

“Ben yok saydıkça çevremde giderek adın çoğalıyor. Sana sesleniyor herkes, adın zikrediliyor hiç beklemediklerimden, hiç beklemediğim cümlelerin içinde ve ben bundan hiç hoşnut değilim. Madem senin için değerliyim, sevdiğini iddia ediyorsun. O zaman git Melih, sevdiğinin huzuru ve mutluluğu için git Çünkü gidişin ve ardında bıraktığın yokluk bana huzur ve mutluluğu geri getirecek.”

Kaybetme korkusu ile içinde kopan fırtınanın farkında değildi. Yüreğinin içine büyük bir cehennem kurulmuştu. Genç kızın sarf ettiği cümleler cehennem ateşini körüklüyordu. İkisini de alev alev yakacaktı. Farkında değildi.

“Ömrümü çürüttüm sana geleceğini umut ettiğim yollarda. Sen varsın dedim. Katlan tüm acılara Melih dedim. Yolun sonunda umut ışığımın varlığı nefes alıyor dedim. Kendimden uzaklaştığımı bilsem de sana giden yollardan ben hiç vazgeçmedim. Sen şimdi bana git diyorsun, senden gerçekten gitmemi mi istiyorsun?”

“Evet, ben artık seni yanımda, yöremde , yakınımda görmek istemiyorum. Ailemin senin adını da zikretmesini istemiyorum.”

“Peki, öyle olsun Derya. Şairin dediği gibi

-Seni koruyacağım sana bile sezdirmeden

gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz

gereceğim yüreğimi üzerine.

– sevmek biraz da bu değil midir? –

ıslatmasa da sesini bir daha

bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu

düşlere ömürler veren o duygu bulutunun..(Şükrü Erbaş)”

Varsın senin istediğin gibi olsun. Gözün görmesin beni, kulağın duymasın ismimi, ruhun fark etmesin varlığımı. Ben senden gidemem ama bedenim uzak dursun senden.” dedi arkasına dönüp çıkışa doğru yöneldi.

Derya böyle bir çıkış beklemiyordu. Bir an cümleleri boğazına düğümlendi. Sesini çıkaramadı. Adamın öylece çıkıp gidişini izledi. Git, dedi diye bu defa gerçekten giden adamı izledi. Daha içinde yokluğunun acısını yaşayamadan telefonu delicesine çalmaya başladı. Elini cebine attığında ekranda Gökçe’nin adını gördü.

“Efendim Gökçe. Ne? Ne zaman oldu? Nerede? O iyi mi şimdi? Peki tamam geliyorum hemen.” dedi ve telefonu kapattı. Aldığı haberle aklından uçup giden Melih’in yerini çoktan Gökçe’nin araması yer etmişti. Başlarından bela eksik olmuyordu. Normal hayata dönmek onlar için büyük imkansız bir hayal gibiydi.

Bölüm : 19.01.2026 02:09 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...