7. Bölüm

Bölüm 7 ( Kaybediş )

selin özgen
writerladyy

 

 

***********************************

 

 

 

 

3 Ay Sonra…

 

 

 

(....)

 

 

Tabii bunun ötesinde de bazı şeyler vardır hayatta. Zamanla anlıyordu genç adam bunu. Deniz'in gidişiyle, ki korna sesleri hâlâ çınlıyordu kulaklarında, bütün sesler susmuştu ve yalnız kalbi konuşmaya başlamıştı. Perdelediği ve içinde tutmak için çırpındığı her şey su yüzüne çıkıyordu şimdilerde. Artık babasıyla arasındaki anlamsız rekabet zerre umurunda bile değildi. Pes etmişti artık. İflas bayrağını çekmişti çoktan. Fahir İnan kazanmıştı. Buna kazanmak denirse tabii. Kazanmaksa sözde kazanmıştı işte. Şimdi o ne derse onu yapıyordu. İşin ilginci Ali teslim olunca Fahir Bey de onun hayatına müdahale etmeyi bırakmıştı. Ne ironi ama. Ortada bir hayat kalmadıktan sonra bunu yapması yüzyılın en büyük ironisi olmalıydı. Trajikomik doğrusu!

 

 

 

Yürümekten sıkılınca tekrar yatağa çöktü. Birazcık uyuyabilmek için nelerini vermezdi. Ama pek olası değildi bu durum. İki günde bir birkaç saat ancak uyuyabiliyordu ki bunun için vücudunun her bir hücresinin yorgunluktan halsizleşmesi gerekiyordu. Başka türlüsü mümkün olmuyordu. Uykuyu bile haram etmişti kendine. Kısacası kendisi değil vücudunun çöküşünden yarı uykulu baygınlık geçiriyordu. Uyumuyordu, uyuyamıyordu. Uyuyamadıkça düşünüyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor ve gülünç bir çaba olarak Deniz'e hitaben saçma sapan mektuplar yazıyordu.

 

Muhtemelen genç kızın asla okuyamayacağı mektuplar. O yine de yazmaktan vazgeçmiyordu.

 

Beni neden bırakıp gittin? sorusuyla çaresizce yarım kalıp buruşturulmuş mektuplar.

 

Bu soru saçmaydı çünkü. Bile isteye bırakıp gitmemişti ki onu. Buna gitmek denmezdi. Ama gitmişti, gidişiyle yarım kalmıştı her şeyi. Yarım bırakılmıştı. Yarım yamalak kalmıştı. Bir daha tam olunması tamamlanması imkansız olduğu.

 

Bir öfke söylemiyle başlayıp geri dönmesi için yalvarışlarla biten mektuplar. Geri dönüşün mümkün olamayacağını bildiği hâlde üstelik. Yazıyordu o mektupları. Yazmaktan bir an olsun vazgeçmiyordu. İçindeki yangınları söndürmek için döküyordu mektuplara kendini ama ateşler daha bir harlanıyordu sanki içinde. Yangınını söndürmek yerine körüklüyordu sanki her bir ele aldığı mektupla. Yazdıkça daha da alevleniyordu o ateşler.

 

 

Mektupları yazıyor, ardından sinirle buruşturup odanın öbür ucuna fırlatıyordu. Masayı dağıtıyor, etraftaki süs eşyalarını katlediyordu. Sonra o öfkeyle uyuyor ve sabah uyandığında her tarafı tertemiz buluyordu. Hiç dağılmamış gibi her yer her şey derli toplu bir şekilde duruyordu.

 

 

Bütün mektuplar düzeltilip zarflanmış, masa toparlanmış, kırıklar süpürülmüş. Kısacası her şey yerli yerindeymişcesine bir düzene konuluyordu. Onun için düzenli olmuş dağınık kalmış hiçbir önemi yoktu.

 

 

Bunları Mihra’nın yaptığını biliyordu. Genç kız evin anahtarını muhtemelen annesinden alıyordu ve sık sık uğrayıp Ali'yi kontrol ediyordu. Birkaç defa ona yemek bile yapmıştı ama Ali yemeyince hepsi bozulmuş ve çöpe gitmişti. Boşaydı bu çabalayışları. Boşunaydı. Boşa kürek çekmekten başka bir şey değildi.

 

 

 

Eğer genç adam, Deniz için düzenlenmiş mutfakta bir başkasının yemek pişirmesinden delicesine nefret etmeseydi bu can acısını dindirmesi için Mihra’ya bir fırsat verebilirdi. Ama aksine ne kadar inanmış olursa olsun temelde o kadar pislik bir adam değildi. Ve bunu Mihra’ya da uygun bir dille belirtmişti. Asla birlikte olmayacaklardı. Asla ama asla bunun mümkünatı yoktu. En azından bir on yıl içinde asla. Ya da yirmi. Otuz, kırk. Elli de olabilir. Bunun ne kadar uzun süreceğini kestiremiyordu genç adam, çoğu zaman sonsuza dek sürecekmiş gibi geliyordu. Ki öyle de görünüyordu bir başkasının ne hayatında ne de kalbinde yeri yoktu artık. Olmayacaktı da. O defter açılmamasına Deniz'le kapanmıştı onun için.

 

 

Ama genç kız henüz pes etmemişti anlaşılan. Ali'yi eskiden beri seviyordu, çocukluk aşkıydı onun. Nasıl pes edebilirdi ki? Evlilik hayalleri kurduğu adamdı. Ali ise onu hiçbir zaman öyle görmemişti, görememişti. Ama Mihra pes etmiyordu ne sevgisinden ne de ilgili davranışından. Çünkü yatakta oturmaktan sıkılıp mutfağa indiğinde hazırlanmış bir sofrayla karşılaşmıştı yine. Çorba henüz sıcaktı ve içeriden gelen tıkırtılar Mihra’nın hâlâ evde olduğuna işaret ediyordu. Ali Deniz'in yokluğuna, bir başkasının varlığını fark edemeyecek kadar çok dalmıştı.

 

 

İtiraz edecek gücü kendinde bulamadığından bir şey demeden masaya oturdu. Yemek yemezse sanki beş yaşında bir çocukmuş gibi annesine şikâyet ediliyordu ve Rahşan Hanım derhal eve dönmesi için baskılara başlıyordu. Bununla uğraşmak istemiyordu genç adam ve Deniz'i, onun mutfağında başkasının elinden yemek yiyerek cezalandırıyordu.

 

 

Onu cezalandırarak kendi kalbinin kırılmamasının bir yolu yoktu, bunu uzun süre önce keşfetmişti. En azından kalbi kırılırken midesini dolduruyordu, fena bir anlaşma sayılmazdı işte.

 

 

Mihra’nın mutfağa girdiğini duyunca suratına en huysuz ifadesini yerleştirdi. Bakışlarının genç kıza değmemesine özen göstererek ondan tarafa çevirdi yüzünü. “Yemeğimi yiyorum gördüğün gibi,” dedi ters bir sesle.

 

 

–“Artık gidebilirsin evine.”

 

 

Sondaki evine deyişini özellikle vurgulamıştı. Evinin burası olmadığını hatırlatmak istermiş gibi. Oysaki Mihra'nın bunu umursadığı yoktu. Ne zaman umursamıştı ki şimdi umursasın? Bıraksa bir ömür boyu burda yanında kalabilirdi.

 

 

Mihra hafifçe gülümsedi. Son üç ay onun için de zorlu geçmişti ama çektiği acı Ali’ninkiyle kıyaslanamazdı bile. Solda sıfır kalırdı.

 

“Afiyet olsun o zaman.”

 

Yüzünü buruşturdu genç adam. “Tadı saman gibi bunun ne afiyeti Allah aşkına,” diye şikâyet etti.

 

“Ne yersem yiyeyim tadı saman gibi.”

 

Yüzündeki gülümsemeyi genişletti genç kız. “Daha önce saman yediğinden haberim yoktu Ali.”

 

“Beni güldürmeye mi yoksa sinir bozucu olmaya mı çalışıyorsun Mihra?”

 

“Hangisi daha iyi hissetmeni sağlayacaksa onu yapmaya çalışıyorum uğraşıyorum Ali.”

 

“Hiçbiri! Yorma kendini. Beni hiçbir şey iyi hissettirmez. Boşuna çabalama.”

 

Aralarındaki konuşmaların hepsi aynı cümleyle bitiyordu. Boşuna çabalama! Mihra artık buna dayanamadığını hissediyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse Ali'nin bu kadar zor bir adam olacağını hiç tahmin etmiyordu. Karşısındaki eski tanıdığı Ali değildi çünkü anlıyordu farkındaydı bu durumun ama anlamak istemiyordu. Deniz'in ölmüş olması ona bir ikramiye gibi görünmüştü ilk zamanlarda. Genç kız hayatlarından yok olup gitmişti ve işte sıra ondaydı. Ali'nin kırılan gururunu sarması ve onu toparlaması gerekiyordu ve sonra sonsuza kadar mutlu olacaklardı! En azından o öyle hayal etmişti. Bunun mümkün olmayacağını bile bile. Buna inanmıştı tüm kalbiyle. Neden olmasın ki olmaması için bir sebep yoktu ortada. Sonunda istediği olacaktı hayaline kavuşacaktı. Sevdiği adam onun olacaktı..

 

Fakat pek de öyle olmamıştı. Ortada kırılan bir gururdan çok daha fazlası vardı. Ali kendini kaybetmiş gibiydi. Ona ulaşmak imkânsızdan da öte bir hâl almıştı. Tam onunla konuşmaya başlıyor ve bir yerlere varabileceğini düşünüyordu ki birden bu cümlenin acısıyla sızlıyordu kulakları; boşuna çabalama!

 

“Gidiyorum öyleyse,” diye mırıldandı.

 

“Yarın akşam görüşürüz.”

 

“Zahmet etme.”

 

Deniz'in yokluğundan beri Ali zaten azıcık olan tahammülünü hepten yitirmişti. Konuşurken düşünmüyordu işin doğrusu. Aklından geçeni olduğu gibi pat diye söylüyordu. Sonuçlarını pek umursamıyordu. Çünkü söylediği hiçbir şey hiçbir insanın kalbini onunki kadar kıramazdı. Yani baş edebilirlerdi. Baş etmezlerse de kapı oradaydı sonuçta zorla tutmuyordu yanında. Aksine mutlu da olurdu gitmelerini isterdi. Mümkünse hiç gelmemesine gitsinler istiyordu da istediği olmuyordu.

 

 

Çorbasını bitirdiğinde masayı olduğu gibi bırakarak salona geçti. Televizyonun karşısına kurulup aptal bir çizgi film kanalı açtı. Çünkü Deniz çizgi film izlemeyi severdi. Gözlerini ekrana dikti ve acısını çekmeye başladı. Vücudunun her bir hücresiyle Deniz'i özlüyordu ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Elinden hiçbir şey gelmiyordu. Ekrandaki çizgi filmde, kedinin fareyi kovaladığı bir sahnede eğlenceli bir müzik çalıyor, Ali ise yalnızca üç ay önceki korna sesi ile kopan çığlıkları duyuyordu. Ölünceye kadar kulağından hiç silinmeyecek o sesi…

 

 

 

 

Bölüm : 24.03.2025 13:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...