10. Bölüm

10. Bölüm 'Sahada Tenis' Sahada Tenis'

Yaren
yarenrumeysq

1. Artık bölümlerin ne zaman geleceğini ve yeni karakterler hakkında ki bilgileri WhatsApp kanalım dan paylaşıyorum. O yüzden yeni bölüm ne zaman diye yazmayın, artık belirli bir zamanı yok.

 

2. Sera'ya Instagram hesabı açtım. Oradan soru-cevap yapıyorum.

'Seragunesyıldırım' eğer sizde soru sormak isterseniz buyrun.

 

3. Herkes yazım hatalarını eleştiriyor. Bu kadar küçük birşeyi büyütmeye gerek yok. Rahatsız oluyorsanız okumayın bitsin. Defalarca kez düzelteceğim dedim.

 

 

 

 

 

İyi okumalar 🫶

 

 

 

 

 

 

 

Nefes alamıyordum. Çırpınmaya devam ettim. Derin bir okyanusun içindeydim. Okyanus çok karanlıktı, hiç birşey göremiyordum. Korkudan ve soğuktan titredim. Okyanus çok soğuktu.

 

 

 

Bacağıma birşey dokundu. Çırpınmaya devam ettim. Bağırmaya çalıştım, Olmadı. Sesim çıkmıyordu. Bütün ses tellerimi zorlayarak bağırmaya çalışıyordum ama çıt çıkmıyordu. Korkuyordum. Hemde iliklerime kadar korkuyordum.

 

 

 

Bacağımı kendime çekmeye çalıştım ama bacağıma sarılan şey çok kuvvetliydi. Beni karanlığa çekmesiyle gözlerimi yumdum.

 

 

 

Hızla yerimden doğruldum. Karanlık. Bomboş bir yerdeydim, bu kez. Kimse yoktu. Heryer siyahtı. Ayağa kalktım. Koşmaya başladım. Nereye gidersem gideyim karanlıktı. Kimse yoktu.

 

 

 

Ellerimle kulaklarımı kapadım. Yere oturdum. Başımı dizlerime koyup gözlerimi sıkıca yumdum. İleri geri gitmeye başladım.

 

 

 

Gözlerimi açtım. Bu kez karanlık değildi. Ama yine yalnızdım. Yeşillik, heryer yeşildi. Bir ormandaydım. Etrafıma baktım. Ağaçtan başka birşey yoktu.

"Anne! Baba!" Diye bağırdım. Sesimin çıkmasıyla sevindim. Ama sesim ormanda yankılandı.

 

 

 

Etrafımda dönmeye başladım.

"Kimse yokmu? Abi!" Karanlık değildi. Gündüz dü. Güneş tepede parlaklığıyla dururken bana avantaj sağladı. Sağ tarafa doğru koştum. Büyük ağaçlardan dolayı birşey göremiyordum.

 

 

 

"Neredesiniz? Anne!" Kimse duymadı bağırışımı. Sesim büyük ormanda yankılandı. Sessizlik. Arkamdan bir dalın kırılma sesi geldi. Yine sessizlik. Kalbim göğüs kafesimden çıkacak kadar hızlı atmaya başladı. Korku, panik ve gerilim herşey aynı anda oldu. Hızla arkamı döndüm.

 

 

 

Gözlerimi büyüterek karşımda ki kişiye baktım. Cesur. Yine siyah giyinmişti. Dövmeleri heryerini sarıyordu. Bana ela gözleriyle baktı. Kısa saçları biraz uzamıştı. Bana doğru adım atmasıyla geriledim. Elleri pantolonunun cebindeydi. Durdu.

 

 

 

"Neden gidiyorsun Sera?" Sesi ormanda yankılanırken, geri gitmeye devam ettim. "Korkuyor musun yoksa?" Gür bir kahkaha attı. Kafasını geriye attı. Adem elması belirginleşti. Ondan şu anda korkuyordum.

 

 

 

Başını öne doğru uzattı. Ve alaylı ifadesi bi anda dağıldı. Ciddileşti. Bana sert ifadesiyle bakarken bir adım daha geriledim. "Kork, kork Sera!" Gür sesiyle titredim. "Herşey senin yüzünden oldu."

 

 

 

Benim yüzümden ne olmuştu? Ben ona ne yapmıştım. Bana doğru gelmesiyle hızla arkamı döndüm. Koşmaya başladım. Taşa takılıp düştüm. Acıyla inledim. Yerimden doğrulup dizime baktım, kanıyordu. Umursamamaya çalıştım. Düştüğüm yerden kalkıp koşmaya devam ettim.

 

 

 

"Ne istiyorsun benden," diye bağırdım. Ben koşarken o benim aksime büyük adımlarla yürüyerek geliyordu. Çok sinirliydi. Onu böyle kızdıran şey neydi?

 

 

 

"Hayatımı! Hayatımı geri istiyorum senden," dedi. Arkamı döndüm. Hala çok sinirliydi. Boynunda ki damarlar belirginleşmişti. Yüzü kızarmıştı.

"Ben sana ne yaptım!" Ellerimi havaya kaldırdım. Gözyaşlarım benden bağımsızca akmaya başladı. Cesur durdu. Bana baktı. Akan gözyaşlarımı bir bir izledi.

 

 

 

Hiddetle ağlamaya devam ettim. Ellerimle gözyaşlarımı sildim. Ama yeniden akmaya devam etti. Ben ne kadar silersem bi o kadar çok aktı.

 

 

 

Cesur belli belirsiz kafasını salladı. "Doğru sen birşey yapmadın." Birşeyler mırıldanıyordu. Ama duyamıyordum. Arkasını döndü. Geri dönüp bana birkaç adım attı. Yine arkasını döndü. Sonra yine bana döndü. Elini alnına attı. Bir ileri bir geri gitti.

 

 

 

Gözlerimi yumdum. Heykelin üstüne düştüğümde ki ağrı geldi. Canım yandı. Bacaklarım beni taşıyamadı, yere düştüm. Cesur'a baktığımda yoktu. Hızla etrafıma baktım, kimse yoktu. Gitmişti.

 

 

 

"Cesur!" Sesim ormanda yankılandı.

 

 

 

"Nereye gittin? Beni bırakma nolur! Korkuyorum," hıçkırarak ağladım. "Cesur!" Sessizlik. Gitmişti.

 

 

 

Başıma vuran keskin ağrı ve gözüme vuran güneş ışığı nedeniyle, gözlerimi araladım. Odamdaydım. Bu kez rüya değildi. Bacağımı havaya kaldırıp dizime baktım. Kanamıyordu.

 

 

 

Yatağımın yanında ki küçük masadan saate baktım. Saatin çok erken olmasıyla gözlerimi kapadım. Ve pozisyon değiştirdim. Uyuyamayacağımı anlayınca, üstümdeki pike'yi ayaklarımın altına kadar getirdim. Derin bir nefes alıp yataktan kalktım.

 

 

 

Odamda ki banyoya girip işlerimi hallettim ve yüzümü yıkadım. Banyodan çıkıp ayna'mın karşısına geçtim. Ellerimi belime koydum. Ne yapacağımı düşünmeye başladım. Daha saat çok erkendi. Herkes uyuyordur. Belki birileri uyanıktır ümidiyle aşağıya inmeye karar verdim.

 

 

 

Merdivenlerden indim. Ve hiçbir odaya girmeden mutfağa girdim.

Tahmin ettiğim gibi herkes uyuyordu. Çalışanlar bile kalkmamıştı. Mutfaktan çıktım. Merdivenlere doğru giderken, oturma odasının yanından geçiyordum. Birşey fark etmemle durdum.

 

 

 

Tekli koltuklarda biri oturuyordu. Arkası dönük olduğu için yüzünü göremiyordum. Ama abimler değildi kesin. Saçlarının bazı yerlerine aklar düşmüştü.

Eve kimse izinsiz giremezdi. Muhtemelen tanıdık biriydi. Ama bu saatte burada ne yapıyordu. Kapıdan içeri girdim.

 

 

 

"Sende kimsin?" Dedim.

 

 

 

Yabancı adam, elinde döndürdüğü pusulayı durdurdu. Avcuna aldı. Ve kapatıp cebine koydu. Bu sayede takım elbise giydiğini görmüştüm. Ama hala yüzünü görememiştim.

 

 

 

Yabancı adam, tekli koltuktan kalktı. Masaya koyduğu değneğini aldı. Arkasını yani bana döndü. Merakla yaşlı adama baktım. Sakalsız yüzü, aklar düşmüş saçları ve heybetli boyu. Bana doğru bastonu ile adım attı. Boyu nedeniyle ona alttan bakmak zorunda kaldım.

 

 

 

Yaşlı adamın çatık kaşları düz bir hal aldı. Dudağının kenarı hafif kıvrıldı.

 

 

 

Şuan bende kendime bakıyor olsam, bende gülerdim şahsen. Canavarlı, pembe pijama takımlarım ile herkesi güldürebilirdim.

 

 

 

Yaşlı adam elini uzattı. Bir ona bir eline baktım. "Kimsiniz?" Dedim. Hafifçe güldü. Sol elinin işaret parmağında aslan sembollü bir yüzük vardı. Aynısını babamda da görmüştüm.

 

 

 

"Ben, Aziz Yıldırım." Şaşkınlıkla adama baktım. "Senin deden oluyorum," dedi.

 

 

Abimin adını taşıyordu.

 

Büyük abi onun adını taşıyor!

 

Her neyse ikiside aynı şey.

 

Parmağında yüzük olan elini yenide kaldırdı.

Babama benzemiyordu. Hemde hiç. "Bahar'a benziyorsun. Halit'e çekmemişsin." Gözleri gözlerimde takılı kaldı. "Umarım huyunda babana çekmemiştir."

 

 

 

Ne diyeceğimi bilemedim. İyi birşey mi dedi yoksa kötü mü?

 

 

Bence kötü anlamda dedi!

 

 

 

Uzattığı elini tuttum ve sıktım. O benim bileğimi tutunca elimi geri çekmeye çalıştım. İzin vermedi. Beni kendine doğru çekti. Bir elini sırtıma koydu. Diğer eliyle bastonunu tutuyordu. Sırtımı sıvazladı. Sarılmasına karşılık verdim.

 

 

 

Gülümseyip geri çekildim.

"Hoşgeldiniz o zaman,"dedim. Başını salladı. "Ben babamlara haber vereyim." Yine başını salladı. Ben kapıya doğru giderken o da eski oturduğu yerine geri döndü.

 

 

 

Hızla odadan çıktım. Merdivenlerden ikişerli üçerli olarak çıktım. Annemlerin odasının önüne gelince çalmadan girdim, girmedim. Daldım.

Annemle babam birbirlerine sarılmış bir şekilde uyuyordu.

Bi an ne kadar tatlı olduklarını düşündüm. Sonra aklıma hemen aşağıda ki dedem geldi.

 

 

 

Yatağın üstüne çıktım.

"Anne! Baba! Uyanın. Çok önemli birşey oldu." Yatakta zıplarken hareketlilik oldu. Babam elleriyle gözlerini avuşturdu. Oturur pozisyona geldi.

 

 

 

"Ay! Noluyor?" Gözlerimi büyüterek yatakta geriye gittim.

"Anne! Yüzündeki şeyde ne?" Annemin arkası dönük olduğu için fark etmemiştim. Yüzünün her yerini kaplayan siyah bir maske vardı. Ama normal maske gibi değildi.

 

 

 

Bok mu sürmüş anan yüzüne?

 

Saçmalama!

 

"Bahar?" Dedi babam. Annemi yeni farketmiş di. Annem uykulu ve birazda şaşkın gözlerle bize baktı. "Hayatım yüzündeki şey ne?" Dedi babam. Annem eliyle yüzüne dokundu. Maske olduğunu anlayınca rahatladı.

"Maske canım. Gece yatmadan sürmüştüm," dedi annem.

 

Bende yatakta oturur pozisyona geldim. "Anne, hiç maskeye benzemiyor." Annem bizi umursamayıp kalktı. "Sana da günaydın kızım," dedi annem. Buraya neden geldiğimi hatırlayınca hızla öne atıldım.

 

"Baba!" Babam şaşkınca bana baktı. Ve yavaş yavaş gülümsemeye başladı. Ona Baba dediğimi yeni fark ediyordu. Gülüşü kahkahaya döndü. Bende ne dediğimi yeni idrak ettim. Ağzımdan kaçmıştı.

 

"Babam! Söyle babana noldu," dedi babam. Heyecanla bana bakan babama gülümsedim.

"Baban gelmiş, aşağıda bekliyor," dedim. Babamın gülen yüzü soldu. "Ne?" Anlamsızca babama baktım. Babasının gelmesine neden bu kadar üzülmüştü?

 

Öyle pat diye söylenir mi Güneş?

 

Ya nasıl söyleyecektim!

Vahiy yoluyla mı?

 

Babam hızla yataktan kalktı. Odadan bir hışımla çıktığında şaşkınca arkasından baktım.

"Güneş! Yanıma gel." Yataktan kalkıp annemin yanına gittim.

"Sana birşey dedi mi?" Annemin sorusuyla afalladım. "Dedem mi?" Annem hızla başını salladı. Ona karşılık bende hayır anlamında salladım.

 

"Neden bir anda böyle oldu? Ben sevinirsiniz sanmıştım,"dedim. Annem ellerini yüzüme koydu.

"Sevindik bebeğim zaten. Sadece şaşırdık." Bana gülümseyen anneme hiç inanmadım. Uzatmamak için. "Peki," dedim.

 

Annem başını salladı. Etrafında döndü. Eli ayağı birbirine girmişti. Ardından bana döndü. Yine gülümseyip banyoya girdi. Maske sinden dolayı gülümsemesi korkunç gözüküyordu ama birşey demedim.

 

Odadan çıktım. Poyraz'ın odasına doğru ilerlerken benim odamın kapısının açık olduğunu farkettim. Kapatmıştım oysa. Kendi odama doğru ilerledim. Açık kapıdan içeri girdim. Yatağımda sırt üstü yatan bir adet Berkay vardı.

 

"Berkay,"dedim. Berkay kafasını çevirip bana baktı. "Abla,"dedi. Tek kaşımı havaya kaldırdım. Ellerimi belime atıp bir bacağımı öne çıkardım. "Berkay," dedim. Berkay'da benim gibi bir kaşını havaya kaldırdı. Benim yatağımda yan dönüp bir elini yanağına yasladı. Ardından bacağını havaya kaldırdı. "Abla," dedi.

 

"Berkay?" Bu kez soru şeklinde dedim. Hızla öne atılıp işaret parmağımı havaya kaldırdım. "Sakın abla deme," dedim. Berkay korkudan geri gitmeye başladı. "Abla demeyimde ne diyeyim abla? Bacım mı diyeyim?" Gözüm seyirdi. "Bacım ne lan!"

 

"Abla diyeceksin tabi!" Berkay yatağımda hala geri gidiyordu.

"Tamam korkma bu kadar," dedim. Ama Berkay bana değil arkama bakıyordu. Gözlerimi yumdum. Korktuğum şey başıma geldi. Yavaşça arkamı döndüm.

"Güneş?" Aziz abim. 'Lan' dedim, diye kızmazdı herhalde sonuçta onlar çok daha ağır küfür ediyorlardı.

 

Enselerine şaplak yiyorlar ama sonra.

 

Ben yemem değil mi? Kıyamaz bana.

 

Bence kıyar!

 

Sus!

 

İç sesimi susturup, alttan tatlı olduğumu düşündüğüm bir ifadeyle Aziz abime baktım.

Tek kaşını kaldırdı. "Güneş?" Dişlerimi göstererek gülümsedim. "Abi?" Ellerini birleştirip çenemin altına koydum. "Ne?" Berkay'ın sesiyle arkamı döndüm. Şaşkınca bana bakan Berkay'a baktım. "Ne, ne?" Berkay ağzı açık bir şekilde bana bakıyordu.

 

"Abla ne dedin sen?" Ne dediğimi düşündüm.

 

Abi dedin salak!

 

Hızla başımı iki yana salladım. Elimle yüzüme vurdum. Sürekli ağzımdan birşeyler kaçırıyordum. Aziz abime geri döndüm. Elimle yüzümü kapatmıştım. Ama parmak aramdan abime bakıyordum. Adama kal gelmişti resmen.

 

"Ne dedin, sen?" Heyecanla bana bakan abime baktım. Elimi yüzümden çektim. "Ne dedim," dedim. Abim elleriyle elimi tuttu. "Birşey dedin ya abicim. Onu tekrar der misin?" Hızla başımı salladım. "Lan!" Dedim. Abimin yüzünde ki ifade silindi.

 

"Bunda sonra başka birşey dedin ya onu söyle," tekrar gülümsedi.

"Abi dedin ya hani, abicim." Elimi göğsüme koydum. İşaret parmağımla kendimi gösterdim.

"Ben mi?" Abim hızla başını salladı.

 

Ellerimi arkada bileştirip bacağımı sallamaya başladım. Abim bıkkınca nefes verdi. Berkay yataktan kalktı, yanımıza geldi.

 

İlk Aziz abime abi dedin, abla. Abimler kıskanıcak," dedi. Odandan çıkan Berkay'ı ensesinden yakaladım. "Ne alaka ya niye kıskansınlar?" dedim. Berkay tek kaşını havaya kaldırdı. Anladım dercesine kafamı salladım.

 

"Ben aşağıya iniyorum." dedi Berkay. Ve odadan çıktı.

 

Aziz abim açılan ağzını geri kapadı. "Dedemiz gelmiş. Aşağıda," kaşlarını çattı. "Onun adı da Aziz'miş. Duyunca şaşırdım."

 

Abim kafasını salladı. Elini tuttum. "Hadi aşağıya inelim."

Abim beni ikiletmeden peşime takıldı. Neden kimse Aziz dede'yi sevmiyordu? Bence çok tatlı.

 

Adam iki metre! Neresi tatlı?

 

Sen sus!

 

Ben senim zaten!

 

Başımı iki yana salladım. Asla iç sesimle olan kavgam sona ermeyecekti.

 

Yemek odasına girdiğimizde, baş köşede babamı değilde, dedemi görmemle durdum. Aziz abimde bunu farkedip durdu.

 

Boran abim, dedemin hemen sol yanına oturmuş, Berkay ise dedemden sanki en uzak yere gitmek ister gibi, masanın diğer ucuna oturmuştu.

 

"Günaydın," dedim. Arada kalmamak için en ortada ki sandalyeye oturdum. Poyraz içeri çok hevesli bir şekilde girdi. Ellerini iki yana açtı. "Günaydın!" Gülümseyerek karşılık verdim.

 

Masanın baş köşesinde oturan dedemizi görünce duraksadı. "Dede, sen ne zaman geldin?" Dedem Poyraz'ın sorusuyla ona döndü. "Dün gece," dedi.

 

Neredeydi ki daha önce? Poyraz kafasını salladı. Ardından yanıma gelip oturdu. Masada ölüm sessizliği vardı resmen. Çıtımı çıkartamıyordum.

 

Bir öksürük sesi gelmesiyle başımı masaya çevirdim. Kimse öksürmemişti.

 

Tahmin ettiğim şeyin olmasıyla gözlerimi yumdum. Ses hoparlör den geliyordu.

Baran abim!

 

"Şap öpeyim mi?"

İçime de çekeyim mi?

Bal akıyor her yerinden, "of, of" diyeyim mi?

 

Aziz abim elini masaya vurdu.

"Baran!" diye tısladı adeta. Şarkı devam etti.

 

"Şap" öpeyim mi?

İçime de çekeyim mi?

Bal akıyor her yerinden,"of, of" diyeyim mi?

 

Gözlerimi yumup, sandalyeye sindim. Baran abim elinde hoparlörle içeri girdi.

 

"Laklak ederim, kızla konuşurum," kendi çapında dans eden abime utanarak baktım. Utançtan sandalyeyi sırtlayabilirim şuan.

 

"İki laf söylerim, onunla buluşurum," Baran abim hem şarkıya eşlik ediyor hemde etrafında dönüyordu.

 

Aziz abim, Baran abimi ensesinden tuttu. Hoparlör yere düşüp kırıldı. "Napıyorsun lan it!" Baran abim, Aziz abimin elinden kurtulmaya çalışıyordu.

 

"Bu kez Baran abimi kimse kurtaramaz," dedi Berkay.

 

Ardından bir kahkaha yükseldi. Gözlerimi büyüterek gelen sese çevirdim, başımı. Dedem, eliyle göbeğini tutmuş gülüyordu.

 

Şaşkınlıkla etrafımda baktım. Ne yapacağımı bilemediğim için sandalyeye geri sindim.

 

"Baran, kendini geliştirmişsin," dedi dedem, gülerken. "Artık şakaların daha eğlenceli." Baran dedemizi yeni farketmiş olacak ki şaşkınlıkla baktı.

 

"Dede! Sen ne zaman geldin?" Baran abim Aziz dedenin yanına gitti. "Dün akşam geldim, şakacı. Gel buraya." Dedem, Baran abime sarıldı. 'Aslanım' diye sırtına bir kaç defa vurdu.

 

İçeri giren annem ve babamla kahvaltıya başladık. Poyraz da bize sonradan katıldı. Uyuya kalmıştı.

 

Kahvaltımı her zaman ki gibi patates kızartmasıyla yaparken üstümdeki gözleri hissediyordum. Aziz dede'nin bana baktığını bildiğim halde ona bakmadım.

 

Bana bakan diğer göze çevirdim başımı. Poyraz'ın bana göz kırpmasıyla birşey anlatmaya çalıştığını anladım. Başını sağa eğdi hafif. Kaşlarını kaldırıp camla kaplı duvarı gösterdi.

 

'Dışarı çıkacağız' diyordu. Başımı sallamakla yetindim.

 

 

 

 

                       💙

 

 

 

 

Heyecanla golf sahasına baktım. Golf sahasının bulunduğu alan oldukça büyüktü ki, içeride başka sporlarda yapılabiliyordu.

 

Poyraz, Eylül, ve Burak hepsi golf ekipmanlarını hazırlamıştı. Ama Savaş ve ben tenis oynama konusunda çok ısrarcıydık. O yarım kalan maçı kazanacaktım.

 

Bizi ikna edemeyen Eylül, omuz silkip yanımızdan ayrıldı.

 

Savaş'a döndüm. "Hadi birimiz kazansın şu maçı ve bitsin," dedim. Savaş, bana yaklaştı, "Bitsin mi istiyorsun?" diye sordu. Bende ona bir adım atıp yaklaştım. "Hayır," gözleri gözlerimde takılı kaldı.

 

İkimizde tenis maçından bahsetmiyorduk. Savaş bir gözümde uzunca oyalandı. Bütün duygularını o gözümde topladı. Ardından diğer gözüme geçti. Onun denizi benim ormanıma girdi.

 

Mavilerini yeşillerimden kopardı. Arkasını dönüp tenis raketlerini alarak sahaya yöneldi. Bende onun peşinden gittim.

 

Büyük tenis kortuna adım attığımızda, Savaş bana doğru döndü. "Hadi bakalım, Güneş. Bugün seni yemiyorum!" dedi, gözlerinde bir parıltı vardı.

 

"Bla bla," dedim. Hafifçe gülümsedim. "Hep aynı sözler, bize icraat göster," dedim. Tek kaşı havalandı.

 

Kortun arkasında durduk, Savaş bana bakarak servis attı. Ani gelen refleksle topu hızlıca geri gönderdim. Haksızlık yapmıştı. Daha başladı diye birşey dememişti.

 

Bırak kazansın çocuk! Ne isteyeceğini merak etmiyor musun?

 

Ediyordum, hemde iliklerime kadar merak ediyordum. Kazanan kaybeden kişiden birşey ister. Ya ben kazanırsam, ne isteyecektim ki ondan?

 

Gelen topu geri gönderdim. Savaş hızla hareket etti ve topu yakalamak için bir adım ileri atıldı. Topu geri gönderdiğinde, bende aynı hızla karşılık verdim.

 

Her bir hamlede birbirimizin yeteneklerini zorladık, ama işin içinde biraz eğlence de vardı. Tenis, bizim için bir rekabet değil, beraber vakit geçirdiğimiz bir oyundu.

 

Savaş'a olan hoşlantım, aşk'a dönüşüyordu. Belki de onun haberi yoktu. Ama onun her hareketi sol tarafımda ki yer için filizleniyordu.

 

Bana gelen topu, istediğim gibi vurduğumda, Savaş hemen karşılık verdi. İkinci set biraz daha zorlu geçiyordu, çünkü ikimizde yorulmuştuk. Ağustos'un sıcağı resmen beni bitirmişti.

 

Poyraz'ları unutmuştuk. İkimizde farklı dünyadaydık sanki.

"Seni ilk gördüğüm de ne düşünmüştüm biliyor musun?" dedi Savaş.

 

Heyecanla ona baktım. Çok merak ediyordum. "Hayır, ne düşündün." Yanımdan geçen topu son anda yakaladım. Raketle Savaş'a geri yolladım.

 

Gerçeği fark etmemle duraksadım. Savaş dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Ne diyeceğini o bile bilmiyordu. Bana bakan Savaş'a sinirle topu yolladım. Sert gitmişti top, zor tuttu.

 

"Sadece dikkatimi dağıtmaya çalışıyorsun," dedim. Dudağı kıvrıldı. "Çalışıyorsun diyorum, çünkü yapamıyorsun." Hızla topu attım.

 

Savaş topu bana geri attığında, sinirle soludum. "Kazanmama izin versene!" dedim. "Zaten izin veriyorum," dedi Savaş. Şaşkınca ona baktım. Bütün topları yakalıyordu, bu nasıl izin vermekti?

 

"Yalancı!" Gözlerime baktı, "Yalancı yansın," dedi. "Ya yanarsan?"dedim. "Yanmam," dedi.

 

"Madem öyle, artık uzatmaya gerek yok," dedi. Ona attığım topu bana hızla attı, o kadar hızlıydı ki yetişemedim. Reketin ucu değdi ama nafileydi. Kaybetmiştim.

 

Savaş kendi tarafından çıkıp, benim tarafıma geldi. Tam karşımda durdu. Önüme düşen saç telimi alıp kulağımın arkasına sıkıştırdı. Yüzüme doğru eğildi. Nefesi yüzüme çarptı.

 

"Sana kalbimi verdim, çilli. Lütfen onu kırma. " dedi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Helloo nasılsınız??¿

 

Yazma isteğim gitti kendimi zorlayarak bu kadar yazabildim🤧 affedin

 

Gelecek bölümde görüşmek üzere 🤍

Bölüm : 21.01.2025 19:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...