
Arkadaşlar yorumlara, 'yeni bölüm ne zaman' diye yazıp durmayın. Wp kanalımdan açıklıyorum. Ben bu kanalı boşa kurmadım. Hepinize tek tek bölümün ne zaman geleceğini yazamam kusura bakmayın.
Kitabın ilk bölümlerini yakın zamanda düzenleyeceğim için, düzenlenmiş haliyle yeni bölüm atıyorum.
Arkadaşlar baş karakterin adı; Sera Güneş. Bazılarınız bu kızın adı Sera değil mi diye soruyor. İki adı var. Karakterler hangi adıyla seslenmek isterse öyle sesleniyorlar.
Seragunesyıldırım bu insatagram hesabından soru cevap yapıyorum.
Uyarı: kitabımda reklam yapmak yasaktır! Biraz emeğe saygı.
İyi okumalar 🫶
İleride polis çevirmesini görmesiyle ağzından küçük bir küfür kaçtı, Emir'in. "Ne oldu?" diye sordu, arkadaşı Yusuf.
"Polis var ileride," dedi. Arka koltukta yatan Sera, duyduğu cümleyle yerinden kalktı. "Ne demek polis var?" korkuyla. "Lan! Ehliyet yok ne yapacağız?"
Beyza ileriye kafasını uzattı. "Of! Demiştim ben size! Güneş'in abisi bıraksaydı bizi keşke!"
Sera Güneş, arkadaşına şaşkınca baktı. "Abilerim den uzak dur!"
Beyza bıkkınca bir nefes verdi.
Arabayı süren Emir, arabanın aynasından, arka koltukta oturan Beyza'ya baktı.
"O adam senden yaşça büyük, yaşıtlarınla çıkmalısın." dedi hoşlandığı kıza, Emir.
Tırnağını törpüleyen Beyza, Emir'e döndü. "Ben olgun erkeklerden hoşlanırım canım,"
"Yeter arkadaşlar ne yapacağız? Biriniz bir şey söyleyin." dedi Melis. Korkudan Sera'nın kolları arasına sığınmıştı.
Bagajdan horlama sesi gelmesiyle hepsi duraksadı. "Ya abi! Bende diyorum ki biz birşey unuttuk ama ne unuttuk? Sabahtan belli düşünüyorum." dedi, Yusuf.
Hepsinden, "Kerem!" Nidası döküldü. Kerem arkadaşlarını duymayıp, uyumaya devam etti.
Emir elini vitese attı. Direksiyona daha sıkı tutundu. "Arkadaşlar tek bir seçeneğimiz var!" dedi, arkadaşlarına doğru.
Hepsi onu onaylarken tek onaylamayan kişi, Sera Güneşti. "Sakın yapma! Delirdiniz mi? Polisten kaçamayız yapmayın!"
Emir onu dinlemeyip, gaza bastı. Trafik polislerini geçip son süratle arabayı sürmeye devam etti.
"Lan ben bu arabayı kaptırırsam bu kez babam beni gebertir!" dedi hiddetle Emir.
Sera Güneş öne atıldı. "Araba mı lan bu? Minibüs!" Yusuf gülmeye başladı. Emir, Sera'ya döndü. "Ayıp oluyor ama," dedi.
"Tamam, yeter! Bas gaza. Bir kere kaçtık, yakalanırsak kötü olur." Sera'nın bunu demesiyle Emir daha fazla gaza bastı.
"Ben çok korkuyorum," dedi Melis. Beyza göz devirdi. "Ne güzel aksiyon yaşıyoruz işte!" Sera arkadaşına sinirle baktı. "Sen bir Susana! Tırnağını törpülemeye devam et." Ardından Melis'e döndü. "Korkma minik kuşum, ben varım."
*******
Kerem, ellerini açıp temiz havayı kokladı. Arkasını dönüp arkadaşlarına baktı. "Ne iyi ettik buraya gelmekle değil mi?"
Beş arkadaşı birden ona sinirle bakmasıyla yerine sindi. Sera Güneş yerinden kalktı. Etrafta dolanmaya başladı. Polisten kaçmışlardı! Kim bilir ailesi ne derdi.
"Allah'ım biz ne yapıyoruz ya!" diye bağırdı, Sera. "Düşes, başımda dönüp durma, otur." dedi Yusuf. "Bak ne güzel geldik ormana, nehir var dağ var taş var! Daha ne istiyorsun?"
"Lan ben onumu diyorum?" Sera, başını iki yana sallayıp çimlerin üstüne oturdu. Emir oturduğu yerden kalktı. "Hadi çadırları kuralım," Yusuf ayağa kalktı, Kerem hala oturmaya devam etti.
Yusuf, Kerem'in ensesinden tutup kaldırdı. "Ya niye her sene biz kuruyoruz çadırı? Bir kerede kızlar kursun," dedi Kerem. Yusuf başını iki yana salladı. "Lan! Adı üstünde kız!"
Sera Güneş öne atıldı. "Bir dakika, ne alaka ya? Kız diye kuramaz mıyız?" Yusuf yanlış anlaşıldığını fark etti. "Öyle demek istemedim, düşesim. Biz varken siz mi kuracaksınız? O kadar adamız biz kurarız."
Beyza girdi bu kez araya, "Biz kurarız kendi çadırımızı, size ihtiyaç yok," dedi, saçını savurup Yusuf'un önünden geçerken.
Sera Güneş, arkadaşının arkasından baktı. "Allah'ım havalara bak. Bir bok bilse neyse diyeceğim." Diyerek Beyza'nın peşinden yürüdü.
Yusuf, Güneş'in arkasından baktı. Sera Güneş, onun herşeyidi. Çocukluğu, arkadaşlığı, kardeşliği öğrenmişti, onda. Onu olmayan kardeşi yerine koymuştu. O yüzden asla onu yanlış anlamasına izin vermezdi.
Sera Güneş, Beyza'nın yanına geldi. Beyza elinde tuttuğu çadıra bakıyordu. "Bilmiyorsun değil mi?" diye sordu, Güneş. Beyza kafasını iki yana salladı.
"Ne diye hava atıyorsun lan o zaman?" Diye bağırdı, arkadaşına Sera.
"Of ne bileyim ya! Bir havamız olsun dedim" Güneş kafasını iki yana salladı. Onları uzaktan izleyen Emir, gülmek dışında birşey yapmıyordu.
"Lan! Yardım edin, kaldım burada." Emir gözlerini, önündeki çadırın içine girmiş Kerem'e çevirdi. "Lan! Gerizekalı, sen niye üstüne alıyorsun çadırı?" Hiddetle bağırdı.
Çadırı tutup Kerem'in üstünden aldı. Çadırın uçlarını kerem'e gösterdi. "Bak buradan takacaksın, gerizekalı. Anladın mı?" Kerem başını salladı. "Anladım, aşkım" Emir, kerem'i ensesinden tutup fırlattı. "Mal mal konuşma!" Kerem ona öpücük atmasıyla üstüne koştu.
Sera'da onları uzaktan izlemişti. Beyza'nın elindeki çadıra baktı. Uçlarını uzattı. "Buradan takacağız," dedi Beyza'ya. Beyza onu kafasıyla onayladı. Uzun uğraşlar sonrası çadırı taktılar.
Yusuf'un ve Melis'in yanına oturdular. Onlarda önceden hazırladıkları sandiviçleri yemeye başladılar.
"Kerem ve Emir hâlâ yok," dedi Beyza. "Noldu çok mu merak ettim?" diye sordu Yusuf. Beyza her zamanki gibi göz devirdi.
"Muhtemelen Emir, Kerem'i öldürüp bir yerlere gömüyordur," dedi Güneş.
Hepsi onu onayladı. İleriden onlara doğru koşan kerem'i görmesiyle duraksadı, "Değilmiş," dedi. Arkadaşları Güneş'in baktığı yere baktı.
İlk kerem'i gördüler, sonra onun arkasından koşan Emir'i.
"Ay imdat! Kocam beni öldürüyor!" diye bağırdı Kerem.
Arkadaşlarının yanına gelmesiyle kendini sırt üstü yere attı. Çok koşmuş ve yorulmuştu.
"Ulan mal! Niye kaçıyorsun?" Emir de çöküp yere oturdu. "Sen kovalıyorsun diye kaçıyorum, kocacığım."
Emir'in üstüne gelmesiyle, Yusuf'un arkasına saklandı Kerem. "Susturun lan şunu! mal mal konuşup duruyor," dedi Emir. Ama arkadaşları gülmek dışında birşey yapmıyordu.
Sera Güneş'in telefonu çalmasıyla bütün gözler ona döndü. Sera telefonunu çantasından çıkartıp ekrana baktı. 'Annem🤍' yazısını görmesiyle dudağında tebessüm oluştu.
Telefonu hemen açıp kulağıma koydu. "Efendim anneciğim?" Annesinin telefonun diğer ucundan bağırma sesi gelmesiyle birşeylerin ters gittiğini anladı.
"Güneş! Kızım sen napıyorsun? Polisten kaçmak ne?"
Şimdi anlamıştı Sera. Polislerin neden yolda durup onları takip etmeyi bıraktırlarını. Üstelik araba plakasını almışlardı, şuana kadar polislerin gelmesi gerekiyordu.
"Şey anne, ehliyetimiz yoktu."
"Kızım, abin ben bırakırım demedi mi? Yedi çocuğumdan biri akıllı çıktı diye şükrediyordum bende. Asıl en malı senmişsin."
Sera Güneş gülmemek için kendini zor tuttu. Onun aksine arkadaşları gülüyordu. Alınmış gibi yapıp konuşmaya başladı.
"Ya anne! Alınıyorum ama."
Annesinin nefes alış ve verişini duydu. "Özür dilerim," diye mırıldandı Güneş. Annesini üzmek istememişti. Onu çok seviyordu.
"İyi misin?" diye sordu annesi.
"Evet, hepimiz iyiyiz, geldik ormana çadırlarıda kurduk."
"İyi," dedi annesi. Kızına şuan küsmüştü. Onu umursamıyor gibi davranmaya çalışıyordu. "Sadece 2 günün var," dedi Bahar hanım. "Ya anne-" telefon Sera Güneş'in yüzüne kapandı.
Sera, bıkınca nefes bıraktı. "Üzülme be düşesim, birdaha geliriz." Başını salladı. Kerem öne atıldı. "Biz niye buraya geldik ki zaten? Güneşlerin evi zaten saray, bahçeleri zaten kocaman! Kampı orada yapsaydık."
"O zaman eğlencesi kalmazdı," dedi Beyza. Sonra duraksadı eğer Güneşlerin bahçelerinde kamp yapıyor olsaydı abilerini görebilirdi. Hızla oda öne atıldı. "Harbi biz niye sizin bahçede kamp kurmadık?" Sera gözlerini devirdi.
"Abilerimden uzak dur!" Beyza sitem etti. "Neden ya!" Güneş başını iki yana salladı. "Onlar sana büyükte, ondan. Poyraz olur bir tek," Güneş bir an duraksadı. Melis'e baktı. Onların aralarında birşeyler vardı. Daha doğrusu Poyraz da birşeyler vardı. Beyza'ya geri döndü. "Hayır! Poyraz da olmaz bir tek Berkay kalıyor geriye, onunda hoşlandığı var."
"Of! Ben ne yapayım Poyraz'ı Berkay'ı, olgun erkek diyorum." dedi Beyza. "Aa niye öyle diyorsun ki? Poyraz bence diğerlerinden yakışıklı," dedi Melis.
Güneş arkadaşına döndü. "Öyle mi düşünüyorsun?" Melis'in başını sallamasıyla sinsice gülümsedi. Sera'nın aklındakileri anlayan bir tek Yusuf'tu. Sen akıllanmazsın dercesine başını salladı. Sera omuz silkti.
*********
Çoktan saat gece yarısını geçmişti. Ama Güneş hala uyuyamamıştı. Tekrar sol tarafa döndü. Kızlar mışıl mışıl uyuyordu. Ama o Kerem'in horlama sesinden dolayı uyuyamıyordu.
Kızlar ayrı çadırda kalıyordu. İki çadırları vardı zaten, kızlar ve erkekler olarak ayırmışlardı. Ama ona rağmen Kerem'in sesi geliyordu. Sera en sonunda telefonunu alıp internette gezinmeye başladı.
İnternetleri bazen çekiyor, bazende çekmiyordu. Telefonunun çalmasıyla duraksadı. Savaş arıyordu. Hızla telefonu açtı. Kızlar uyanmasın diye çadırın diğer ucuna gitti.
"Alo?" Sera cevap gelmesini bekledi.
Savaş ise günlerdir hasret kaldığı sesi dinledi.
"Alo Orda mısın?" dedi Güneş.
Savaş kendine gelmeyi denedi. "Evet, evet burdayım. Kusura bakma dalmışım."
Güneş gülümsedi, Savaş göremeyecekti ama buna rağmen gülümsedi. "Kampa gitmişsin." dedi Savaş.
"Evet arkadaşlarımla kampa geldik. Her sene gidiyorduk, bu yılda gidelim dedik." Savaş başını salladı. Sera'nın bunu göremeyeceği halde.
"Anladım, bende o muhteşem kaçmanızı duydum." dedi telefonun diğer ucundan kahkaha atarken, Savaş.
"Of, hayır ya, kim söyledi?"
"Poyraz anlattı," Savaşın gülme sesleri kısık kısık geliyordu.
"Anladım," diye mırıldandı, Güneş hoşlandığı çocuğa karşı.
"Issız bir yerde misiniz, arkadan gelen ses de ne?" Sera eliyle yüzüne vurdu. Kerem'in hayvan horlama sesleri yüzünden hoşlandığı çocuğa rezil oluyordu.
"Birkaç hayvan işte, boşver takma sen," elini salladı, sanki Savaş onu görüyormuş gibi.
"Peki, tamam. İyi geceler o zaman." Güneşin yanakları çoktan kırmızı rengini almıştı.
"İyi geceler," diye mırıldandı.
Aramanın hala devam etmesiyle Güneş bir süre daha bekledi.
"Kapat telefonu, geç oldu," dedi Savaş. "Cık, önce sen kapat," dedi Güneş biraz utançlıkla.
Savaşın bunu devam ettirmesini bekledi. Telefondan ses gelmemesiyle ekrana baktı. Gerçektende kapatmıştı.
Sonsuza dek Savaşcıyım ama bu yaptığıda kabul edilemez! Biz ne güzel ona cilve yapalım, o telefonu yüzümüze kapatsın.
Sera Güneş iç sesine hak verdi.
Telefonunu hiç düşünmeden fırlattı. Beyza ve Melis o kadar derin bir uykuya dalmıştıki sese uyanmadılar.
Güneş, çadırın fermuarını indirdi, çadırdan çıktı. Çıkmadan önce ceketinide giymeyi unutmadı. Bir süredir hava çok soğuktu.
Birkaç adımlık mesafe uzaklığında duran Yusuf'u gördü. "Sende mi Kerem den dolayı uyuyamadım?" Yusuf kafasını salladı.
Ardından sönmüş ateşi gösterdi.
"Odun kalmamış, biraz odun toplayalım."
Sera bir kaç adımda Yusuf'un yanına geldi. Beraber yürümeye başladılar. "Kimdi o konuştuğun çocuk?" Güneş kaşlarını çattı. "Sende nereden biliyorsun," diye sordu. "Ses geliyordu, düşes."
Güneş öne çıktı, ve ellerini kaldırdı. "Of tamam, biri var." dedi. Yusuf kaşlarını çattı. "Sen ciddi misin?" diye sordu dalga geçercesine. "Biri olduğunu biliyorum zaten, amına koyayım. Kim diye soruyorum."
"Küfür etme."
Sera'nın soğuktan titremesiyle, Yusuf montunu çıkarıp Sera'ya verdi.
Kısa bir süreden sonra, odun buldular. Eğilip odunları toplamaya başladılar. Burunlarına gelen koku nedeniyle ikiside aynanda yüzünü buruşturdu.
"Kokuyu alıyor musun?" dedi Sera eliyle burnunu kapatırken.
Yusuf başını sallamakla yetindi.
Ayak sesleri gelmesiyle ikiside arkasını döndü. "Buradalar!"diye bağırdı Emir.
Diğer arkadaşlarıda sırayla geldi. "Sizi arıyoruz kayboldunuz sandık."
"Odun toplamaya çıkmıştık," dedi Güneş.
Melis'in öksürmesiyle bütün gözler ona döndü. "İğrenç bir koku var," dedi öksürüklerinin arasında.
Sera, elindeki ince dal parçalarını bir araya getirirken yine o keskin, mide bulandırıcı koku geldi. Kaşlarını çatarak etrafa baktı.
"Ben artık bu kokuya davanamıyorum, hadi gidelim bu kadar odun yeter."
Arkadaşları başını sallamasıyla, kamp kurdukları yere yöneldiler.
Kokunun ağırlaşmasıyla hepsinin yüzü yine buruştu. "Belki bir hayvan leşidir." dedi Yusuf.
Beyza, tedirgin bir şekilde etrafına baktı. "Ama çok keskin, sanki-"
Birbirlerine bakıp kokunun geldiği yöne doğru yürümeye başladılar. Ay ışığı ağaç dallarından süzülerek yollarını kısmen aydınlatıyordu. Birkaç adım sonra, yerde duran mavi naylon örtüyü farkettiler.
Etrafına saçılmış birkaç sinek ve örtünün altından taşan koyu lekeler, midelerini bulandırmaya yetmişti.
Sera ve Melis aynanda bir adım geri çekildiler. "Bunu yapmak istemiyorum." dedi Sera, artık soğuktan değil de korkudan titrerken.
Ama Kerem içindeki merakla öne çıktı. "Belki de düşündüğümüz şey değildir, sonuçta dizi çekmiyoruz ya," diyerek örtünün bir ucundan tuttu.
"Dur!" diye atıldı Beyza. "Ya kötü bir şeyse?"
"Öğrenmeden bilemeyiz."
Ve Kerem hızla örtüyü kaldırdı.
Bir anda hepsi geriye doğru sendeledi. Ortaya çıkan manzara, ağızlarını kuruttu. Çürümüş, kurtlanmış bir ceset...
Derisi kararmış, vücudu şişmişti. Gözleri boşluğa bakıyormuş gibi olsa da, çoktan çürümüş göz çukurları, onlara bakıyormuş gibi hissettirdi.
Melis, elini ağzına kapattı ve hızla arkasına dönüp nefes almaya çalıştı. Bi anda gelen mide bulantısıyla kusmaya başladı.
Beyza yere çömeldi, gözlerini sıkıca kapattı.
Kerem, cesete doğru bir adım attı. "Bu gerçek mi?" Dokunmak üzere olan elini Sera tuttu.
"Dokunma!" diye bağırdı, kriz geçirmenin eşiğindeydi.
"Ne yapacağız?" diye fısıldadı Beyza, sesi titriyordu.
"Polisi arayacağız, tabiki de!" dedi Emir kararlı bir sesle.
"Ya biz suçlanırsak?" Yusuf gerildi. "Saçmalama Kerem! Bir ceset bulduk niye suçlu olalım ki?"
"Yapamayız," diye mırıldandı Güneş. "Ne yapamayız düşes!"
Sera dişlerini sıktı, "Dokundular! Kerem örtüyü kaldırdı, parmak izi geçmiştir." Arkalarında kusan Melis'i gösterdi. "Tek Kerem değil hepimizin DNA'sı kaldı."
"Napalım şimdi? Bırakıp öylece gidelim mi?" dedi Emir sinirle.
"Hayır! Öyle demiyorum." Sera sinirle elini saçlarına atıp çekiştirdi. Sera'nın kriz geçireceğini anlayan Yusuf, beş yaşından belli cebinde taşıdığı Sera'nın ilacını çıkardı.
Sera, hızla ilacı alıp ağzına attı.
"Bizi suçlayacaklarını nereden biliyorsun?" diye sordu Yusuf.
Melis, ayağa kalktı. Sera'nın yerine o cevap verdi. "Bilmem! Ama böyle şeyleri hep filmlerde görürüz. İlk bulunanlar her zaman şüpheli olur,"
"Biz bir filmin içinde değiliz ama!" dedi Sera.
Beyza başını salladı. "Belki de buradan gitmeliyiz ve hiçbir şey olmamış gibi davranmalıyız."
"Saçmalamayı kesin!" dedi Emir hiddetle.
"Bu cesedin kim olduğunu bile bilmiyoruz," dedi Yusuf, bakışlarını hala yerdeki bedenden ayırmadan.
Sessizlik tekrardan çöktü. Ormanda gece karanlığı derinleşirken, altı genç henüz bilmedikleri bir gerçeğin içine çekildiklerini fark ettiler. Ama asıl soru şuydu: Şimdi ne yapacaklardı?
Devam edecek.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 35.84k Okunma |
3.74k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |