17. Bölüm

16. Bölüm Part 2

Yaren
yarenrumeysq

 

 

Instagram= yarenrumeysabyk

Yeni kurgumun tanıtımını yayınladım!

Mavi Çınar

Adı okursanız birşey kaybetmezsiniz!









Son derece çatık kaşlarımla önümdeki kadına bakıyordum. Birazcık sinirlenmiş olabilirdim. Hayır hayır, çok sinirlendim!

Onu ne ilgilendirir ki babamdı sonuçta. Babam ve halam ağzının lafını verdiği için karışmadım. Üçüzler den biri kalktı. Ben bu çocukları asla ayırt edemeyecektim. Çünkü hepsi aynıydı! Küçük beden yanıma kadar geldi.

Saçlarıma dokunan küçük eli izledim.

"Senin adın ne?" diye sordu küçük kahverengi gözlerini bana dikerek.

"Sera Güneş, sen nasıl seslenmek istersen öyle seslen."

"Babaannemin de Sera'sı var! Orda bir sürü çiçek var, biliyor musun? Ama bize izin vermiyor. Sadece uzaktan bakabiliyoruz."

Dudaklarını büzüp başını eğdi. Tombul yanaklarını anında ısıra bilirdim. Çok tatlıydı.

Sırtımı babama yaslayıp küçük kıza döndüm. "Bizim bahçemizde Sera var. Ben seni oraya götürürüm." Küçük gözleri bir anlığına parladı. "Senin adın ne, peki?"

Başını kaldırdı. "Asya!" Gülümsedim. Elimle tombul yanağını sıktım. "Ne güzel ismin var senin öyle."

Yanıma birazdaha yaklaştı bacaklarımdan destek alarak kucağıma çıkmaya çalıştı. Ona yardımcı olmak için koltuk altlarından tutup kucağıma oturtturdum.

"Senin isminde çok güzel Sera abla!" Yanaklarını tek tek öptüm. Babam gülümseyerek izledi.

Gözlerim salonda gezerken kalın ve tok bir ses duydum.

"Bizimlede tanışmayacak mı, bu kız?"

Gelen sese döndüğümde bahçeye açılan camın önünde ayakta dikilen adamla göz göze geldim. Orta yaşlarda biriydi. Dedeme çok benziyordu.

Omzumda bir el hissettim. Kafamı çevirdiğimde Babam sakince bana bakıyordu. "Bu, benim kardeşim, Cemal. Senin de amcan."

Az önce amcam olduğunu öğrendiğim kişi tam önümde durdu. Kollarını bağladı ve biraz bana eğildi. "Bahar'a benziyorsun ama hareketlerin babanın kopyası."

Tam cevap verecekken adam biri tarafından itildi. Önüme kolları ve boynu altınla dolu bir kadın geçti. Elini uzatmasıyla duraksadım. Bütün parmaklarında kafam kadar altın yüzük vardı. Birazcık abartmış sanki...

Birazcık?

"Ben Gülten amcanın eşiyim." Sakince kafamı salladım. Uzattığı elini tuttum ve salladım. Altın bilezikler oldukça ses çıkardı. Elimi çekmeye çalıştığımda kadın bırakmadı daha çok sallamaya başladı. Odada takıların tıkırtı sesleri yankılandı.

Bizi ayıran bir el girdi araya. Annem.
"Bırak kızımı Gülten. Elinimi koparacaksın?" Kurtarıcımın gelmesiyle elimi kendime çekip sarıldım. Bu sırada Asya da kucağımdan kalkıp gitmişti.

Babama dudak büzüp elimi uzattım. Anında tutup öptü. "Amaan ne kıymetli kızınız varmış." Az önce yengem olduğunu öğrendiğim kadın anneme değişik tavırlar sergileyip geri yerine geçti.

"Evet yenge, çok kıymetli bir kızımız var! Evin tek kızı sonuçta." İçeri giren Boran abimle bütün gözler ona döndü. Benim takıldığım şey cümlesiydi. Daha düne kadar yüzüme bile bakmayan abim şuan çok kıymetli olduğumu söylüyordu.

Kendini koltuğa attı. Ellerini cebinden çıkartıp etrafı izledi. Poyraz karşıma geçip elini uzattı. Düşünmeden linin tutup babamın kucağından kalktım. Odada ki üçlü koltukların önüne geçtiğimizde neredeyse bizim yaşlarımızda biri vardı. "Bu Aziz, kuzenimiz. Onla iyi anlaşırsınız bence, basketbol oynar." Poyraz'ın sesiyle kuzenimiz olan Aziz'e döndüm.

Gülümseyerek başımı salladım. O da aynı tepkiyi verdi. "Aziz ismi çok seviliyor galiba," dedim alaycı bir şekilde.

Öylesine söylediğim cümleye Asuman hanım cevap verdi: "Dedesinin ismi nasıl olsa. Tabii çok sevilir." Ben hariç her yere bakıyordu. Annem dışarı sıkıntılı bir nefes verdi.

Galiba kaynanasını sevmiyor!

Sevilecek gibi değil ki ama!

Haklısın!

Başımı iki yana salladım. Konuşmama fırsat kalmadan başka bir kız atladı.

"Bende Zeynep, Cemal ve Gülten'nin kızıyım bu durumda kuzen oluyoruz." Gülümsemeye çalıştım ama ne kadar becerebildiğim konusunda bir fikrim yoktu. Kızdan kötü bir enerji almıştım nedense.

Kızın beni baştan aşağı süzmesiyle duraksadım. Kaşlarımı çatarak onu izledim, ne yapmaya çalışıyordu? Gözlerini bana diktiği gibi bende ona diktim. "Bunca yıl neredeydin?" Çatık olan kaşlarım daha fazla çatıldı.

Bir anlığına afalladım, ne demeye çalışıyordu? "Seneler sonra gelip ailenin göz bebeği oluyorsun." Omzuma çarparak yanımdan geçti.

Daha tanışalı bir kaç dakika bile olmamıştı. Bu tavırlar da neydi?

Normalde böyle şeyleri umursamazdım ama tanıştığımız ilk saniyede laf sokulmasından hoşlanmamıştım. Tam ağzımı açıp konuşacakken Poyraz benden önce davrandı.

"Zeynep, gıcıklık yapmadan konuşabilirsin. En azından hosgeldin diyebilirdin."

Poyraz, sakin ve ılımlı bir şekilde konuşmaya çalışıyordu. Zeynep, bacak bacak üstüne attı. Ardından kollarını bağladı. Soğuk bakışlarını ben hariç her yere değdirdi.

Sakince annemin yanına geçip oturdum. Bugünlük kotamı doldurmuştum. Zeynep'in tavırlarını umursamamaya çalışsamda. Başaramamıştım. Daha yeni tanıştığımız halde bu kadar ters olması komik ve sinir bozucuydu.

Kafamı annemin göğsüne yaslayıp etrafı izledim. Çok da kalabalık değildi aslında. Benden büyük biriyle göz göze geldim. Bacaklarını öne doğru uzattı ama gözlerini benden çekmedi.

Bir süre göz temasını benden kurtarıp etrafı inceledi. Geri bana döndüğünde kaşları olabildiğince çatıktı.

"Ziyaretin kısası makbuldür, artık biz gidelim." Ayağa kalktığı sırada bir ses yükseldi. "Otur oturduğun yere Ahmet!"

Aziz dedem salondan içeri girdi. Adının Ahmet olduğunu öğrendiğim kişi geri yerine oturdu. Dedem salonda ki tekli koltuklara geçip oturdu. Gözleri sakince bana değdi.

"Sera, nasılsın?"

Boğazımı temizledim. Ardından konuştum. "İyiyim," dedim kısa ve net bir şekilde.

Sakince başını salladı. Ağzını açıp birsey diyeceği zaman bu kez sözü ben kestim. "Ben susadım mutfağa gidiyorum."

Vakit kaybetmeden hızla annemin kolları arasından çıktım. Koşarak salondan çıkıp mutfağa girdim. Mutfak kapısını kapattım. Sırtımı kapıyı yaslayıp derin soluklar aldım. Nalet gelmişti resmen. Boğuluyormuş gibi hissettim.

Nağlet gelsin!

Makbuşumun sözüdür!

Bir anlığına söylediğim kelime yüzünden babaannem aklıma geldi. Makbule, ben ona makbuş derdim.
Bana hep en sevdiğim torunum sensin derdi... Adımı da o koymuştu. Ama ben onun öz torunu değildim. Acaba hâlâ beni seviyor mudur?

"Birşey mi istedin, kızım?"

Başımı kaldırıp mutfaktaki çalışana baktım. Başımı iki yana salladım. Sırtımı yasladığım kapının zorlanmasıyla duraksadım. Kapının arkasından çekildim. Birkaç saniye sonra kapı aralandı.

Asya tam karşımdaydı.
Küçük kız peşimden gelmişti anlaşılan. Yere eğildim ve onunla aynı hizaya geldim.

"Birsey mi istedin, Asya?" Küçük kızın kıkırdamasıyla durdum.

"Yanlış birşey mi dedim, noldu?" dedim sakince.

"Ben Asya değilimki," Diyip etrafımda dönmeye başladı.

Hepsi aynıydı ama, nasıl ayırt edebilirim ki!?

Sakince ayağa kalktım. Etrafımda dönen kıza baktım. "Peki, tamam. Ne istiyorsun bakalım?"

Durdu. "Su," dedi. Gülümseyerek tezgahın üstündeki sürahiyi aldım. Dolapdan bir bardak çıkartarak şu doldurdum. Ardında, Küçük kıza uzattım.

"Al bakalım." Elimdeki suyu alıp içmeye başladı. "Adın ne peki senin?"

"Alya!" Gülümsedim. "Tabii ya Alya! Karıştırdım kuzum özür dilerim."

Boş bardağı bana uzattı. "Sorun değil Sera abla." Harbi diyorum ben bu kızları yerdim. Tombul yanaklarını ısıracaktım resmen.

Alya'yı kendime çekip yanaklarını öptüm. "Ya sen ne kadar tatlısın." Onun gülmesiyle bende güldüm.

Mutfağın kapısı tekrar açılıp kapandı. Diğer kızlarda gelmişti. Arya ve Asya aynanda konuşarak; "Sera abla, şu verir misin?" dediler. Asla itiraz etmeden su doldurdum. Arkamı dönüp üçüzler den birine verdim. Üçününde kıkırdamasıyla durdum.

"Noldu?" diye sordum.

"Sera abla, bana ikinci kez şu verdin." Sinirlerim bozulmuştu üçüde aynı derken şaka yapmıyordum!

Alya suyu üçüzlerinden birine verdi. Bu çocukları asla ayırt edemeyecektim.

Kapının çalmasıyla direkt mutfaktan fırladım. Koridorda koşarak kapıyı açtım. Kapıda ki kişiyi görmemle kapıyı geri kapattım.

Savaş!

Hemen yandaki aynadan kendime baktım. Nolurdu eşofman takımıyla inmeseydim. Hızla bozulan saçlarımı düzelttim. Savaş kapıya vurmaya başladı.

Sivilcelerim çıkmıştı! Nolurdu gelmeden haber verseydi. Iki bir şey sürerdim yüzüme.

İki birşey?

Sus! Hiç sırası değil.

Çocuk kapıda kaldı yalnız...

Doğru! Yüzüne kapatmıştım. Hızla kapının önünde durdum. Kapı kolunu tutup aşağıya indirdim. Mavi gözlerle göz göze geldim. Elinde tuttuğu Mavi gül buketiyle kapıda duruyordu.

"Güneş?" dedi soru sorar bir şekilde.

"Savaş," diyerek karşılık verdim.

"Kapıyı kapattın?"

"Hmm aynen bir anda öyle şey oldu,"

Anında karşılık verdi. "Ne oldu? Yüzüme kapattın."

"Off sende telefonu yüzüme kapatmıştın ödeştik!" Başını iki yana salladı. Dudağının kenarında ki küçük tebessümle gül buketini bana uzattı.

"Senin için," dedi verirken. "Teşekkür ederim." Umarım yanaklarım kızarmamıştır.

"Rica ederim." Sus be çocuk! Ateş basıyor bana. Cam yokmu, cam?

"İçeriye alacak mısın, beni Güneş?"

Çocuk kapıda kaldı!

Sus lütfen.

Kapıyı sonuna kadar açtım geçmesi için. Arkamda bir hareketlilik hissetmemle duraksadım. Hızla arkamı döndüğümde Aziz abimi gördüm. Ona bugünlük trip atacaktım. Uyandığımda yanımda yoktu!

Bir saniye bile dayanamayacaksın

Abim ellerini cebine sokmuş ve duvara yaşlanmıştı. Bana değil Savaş'a bakıyordu.

"Seni çok merak et-" Savaş içeri girdiğinde abimi görmesiyle durdu. Cümlesi yarıda kaldı. Aziz abim kıstığı gözleriyle Savaşı izliyordu.

"Noldu koçum? Devam et cümlene."

Abim kucağımda ki gül buketini yeni fark etmiş olacak ki kaşları çatıldı. Elini uzatıp çiçeklerimi aldı. Havaya kaldırıp her yerini inceledi. Ardından, "Bune," dedi.

"Çiçek abi!" Hızla abimin elinden çiçeklerimi aldım. Her an birsey yapabilirdi. Onları korumam gerekiyordu. "Ayrıca çiçeklerime niye uzaylı görmüş gibi bakıyorsun?"

Yüzünü buruşturdu. "Çok çirkinler." Kaşlarımı çattım. Abimin yeniden çiçeklerime uzanmasiyla bir kaç adım geriye gittim. "Ver onları bana abicim, ben sana daha güzellerini alırım."

Başımı hızla iki yana salladım. Abim çiçeklere yeniden baktı. "Iyy bune Mavi mavi hiç sevmem. Ver bana onları ben sana kırmızı alayım."

"Hayır ben bunları istiyorum!" dedim net bir şekilde. Abim derin bir nefes aldı. Ardından başını salladı. Kabullenmesiyle çiçeklerimi alıp havaya kaldırdım. Ardından etrafımda bir tür döndüm.

"Barış nerde lan!?" Abim bana değilde Savaş'a doğru konuştu.

"İşi vardı," dedi mavişim.

"Ben onun işini s-" abimin gözleri bana döndü. "Seveyim!" diyerek düzeltti.

Başını hızla salladı. "Seveyim," dedi tekrar.

Kahkaha atarak güldüm. Benimle birlikte Savaş da güldü. Birbirimize bakıp tekrar güldük.











Yıldıza bas!




Bölüm : 25.03.2025 01:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...