
Hellloo nasılsınız bebişlerimm??
Sizi bıraktım diye bana kızmayın lütfen... Kendim için bunu yapmak zorundaydım.
Derslerim berbattı sınıf tekrarına kalabilirdim. Son sınavlarda bütün derslerimi yükseltip belge alan kız neşesi var içimde 🤭
Birkaç ay önce ara vermek istediğimi wp kanalımda söylemiştim.
Diğer kitabım: Mavi Çınar
Instagram= seragunesyildirim ve yarenrumeysabyk
TT= yarenrumeysq
İyi okumalar 🫶
Karanlık ve sessizliğin hakim olduğu uzun ama dar bir koridordaydım. Çalışma odasının hafif aralık olan kapısına iyice yaklaşmış ve kulağımı kapıya yaslamıştım.
Çalışma masasında oturan dedemi ve ayakta duran Boran abimi görebiliyordum, aralık olan kapıdan.
Boğazım düğümlenmişti hiçbir şey düşünemiyordum. Benim hakkımda tartıştıkları şey neydi?
Biraz geriye çekilmemle ayağım sert bir cisme çarptı. Vazo hızla yere düşerek paramparça oldu ve büyük bir ses çıkardı.
"O ses neydi?" Gözlerim büyüdü.
"Koridordan geldi."
Nefesim kesilirken son kez bakıp hızlıca arkamı döndüm. Sessiz olmaya çalışarak hızlıca koştum. Merdivenlerin başına geldiğimde tahta basamaklardan hafif bir gıcırtı çıktı. Ağzımdan küçük bir küfür çıkmasına engel olamadım. Ses çıkmaması için merdivenlerde ki halının kenarından yürümeye çalıştım. Tam o sırada kapı hızla açıldı ve Boran'nın sesinin duydum.
"Kim var orda?"
Parmak uçlarımla kalan birkaç basamağı hızla çıktım. Odamın bulunduğu kata gelince hızla koridorda yürüdüm kapıyı açıp hızlıca kapattım. Sırtımı kapıya yaslayarak tuttuğum nefesimi bıraktım.
Küçük adımlarla yatağıma gelerek oturdum. Yaşanan şeyler artık beni aşmıştı. Herşey üst üste geliyordu. Ve ben kime güveneceğimi bilmiyordum.
Gözlerimi kapatarak kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. Çürümüş ceset aklıma geldi gözlerimi daha sıkı yumdum. Düşünmemem gerekiyordu. Ardından Cesur'un patlattığı silah sesi kulaklarıma doldu. İki elimle kulaklarımı kapatıp sola doğru döndüm.
Derin bir nefes aldım ve bıraktım. Cenin pozisyonunu alarak uyumaya çalıştım.
☀️
Gözüme ışık vuruyordu, ve bu ışık beni son derece rahatsız ediyordu. Gözlerimi yavaşça araladım. Açık perde yüzünden gözüme güneş geldi.
Oflayarak yataktan kalktım.
Pencereye ilerleyerek perdelerin hepsini örttüm. Ardından banyo kapısına yöneldim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde duvarda asılı olan aynada kendimi gördüm. Kelimenin tek anlamıyla bitmiş haldeydim.
Dağılmış saçlarımı elimle düzelttim. Hızla diğer işlerimi halledip banyodan ve odadan çıktım.
Ev çok sessizdi. Merdivenlerden yavaşça indim. Sakince evin en alt katında bulunan kütüphaneye doğru ilerledim. Babam eline bir kitap almış ve cam kenarındaki sallanan koltuğa oturmuştu.
Babamın sakin ve anlayışlı bir insan olması yüzünden kendimi şanslı hissediyordum.
Babamın beni fark etmesi için hafif bir öksürük sesi çıkardım.
Babam hızla başını kaldırdı ve bana gülümsedi.
"Erken kalkmışsın. Uyuyamadın mı?"
İki seçeneğim vardı; Ya herşeyi anlat, ya da sus.
"Baba... Seninle bir şey konuşmak istiyorum."
Sadece bir kaç dakika babamın meraklı bakışlarına maruz kaldım.
"Ne oldu kızım? Bir şey mi canını sıktı?"
Başımı iki yana salladım. "Hayır, hiçbir şey canımı sıkmadı. Sadece kahvaltı ne zaman hazır olur, diye soracaktım?"
Babamın gerilen yüzü rahatladı. Elindeki kitabı yavaşça kapattı ve yanındaki sehpanın üstüne bıraktı.
Koltuktan kalkarak birkaç adımda yanıma ulaştı. "Gel bakalım. Hazır olmuştur bile." Diyerek beni dışarı yönlendirdi.
İndiğim merdivenleri tekrar çıktım. Yemek masasının olduğu odaya babamla girdiğim de herkesin oturmuş bizi beklediğini fark ettim. Babam baş köşeye otururken bende yanındaki boş sandalyeye oturdum.
Masa yine fazlasıyla doluydu.
"Günaydın kızım. Güzel uyudun mu?" Gözlerimi masadan çekerek anneme döndüm. Gülümseyerek başımı sallamakla yetindim.
Babam, bana kısa bir bakış atıp masanın üstündeki gazeteyi alıp okumaya başladı.
Önümdeki meyve suyundan bir yudum aldım. Herkes sessizce kahvaltısını yaparken ben tabağımdaki zeytinle oynamaya başladım.
Bu kadar sessiz kahvaltı yapmamızın sebebi Baran abimin olmamasıydı. Sanırım bir iş görüşmesine gitmişti.
Elimdeki çatalı bıraktım. Ardından, kafamı tabaktan kaldırdım. Bu sırada babamın sağında yani benim karşımda oturan Boran'la göz göze geldim. Hemen gözlerini kaçırdı. Tabağındaki peyniri alıp ağzına attı. Ardından çayından birkaç yudum aldı. Ara sıra gözleri bana kayıyordu. Ben ise tamamen ona kitlenmiştim. Dün gece kapının önünde duyduğum sesler hâlâ kafamın içinde yankılanıyordu.
"Bu sabah biraz dalgınsın Boran. İyi misin?"
Gözlerimi Boran dan çekip Aziz abime yöneldim.
"Tabi ki de iyi! Her zaman ki hali işte," diyerek sandalyemi sertçe geriye çektim. Ardından masadan kalktım.
Ardımdan meraklı gözler bırakırken umursamadım.
Yemek odasından hızla çıkıp merdivenlere yöneldim. Bu sırada gözüme koridor çarptı. Çalışma odasının bulunduğu koridor. Elimi merdiven korkuluklarından çekip koridora yöneldim. Dün yanlışlıkla düşürdüğüm vazo yoktu. Onun yerine başka bir vazo vardı. Anlaşılan temizleyip yenisini koymuşlardı.
Kapının kolundan tutup yavaşça aşağı indirdim. Kapıyı hafif aralayıp odanın içine girdim. Aynı sakinlikle kapıyı kapattım.
Odadaki herşey ceviz kabuğundan yapılmıştı. Birkaç kez girmiştim buraya. Odadaki raf bir sürü dosyayla doluydu.
Cam kenarındaki büyük masaya yöneldim.
"Belki de dün gece konuştukları şeyle ilgili birşeyler bulabilirim." Diye fısıldadım.
Masanın üstünde önemli olmayan kağıtları kaldırdım. Birkaç eski evrak, tapu belgeleri...
Siyah Kapaklı dosyayı elime alarak sayfalarını karıştırdım ama bunda da birşey yoktu. Dosyayı geri yerine bıraktım.
Masadaki çekmecelere yöneldim hepsini açıp tek tek kontrol ettim. Hepsi boş evraklarla doluydu. Masanın diğer çekmecesine geçtiğimde birinin kitli olduğunu fark ettim biraz zorlayarak açmaya çalıştım ama olmadı.
Eski okulumda, Beyza'yla spor salonundaki kitli odadan topları alabilmek için denediğimiz bir yöntemi denedim. Saçımda ki tel tokayı çıkartarak ikiye ayırdım. Kilite yaklaştırdığım sırada odanın kapısı hızla açıldı.
"Ne yapıyorsun burada?"
Kafamı hızla kaldırdığımda Boran'nın sinirle bakan gözlerini gördüm.
"Hiç."
Birkaç adım atarak odada ilerledi ve ardından kapıyı kapattı. "Nasıl, hiç?"
"Birşey yapıyordun, gördüm." Başımı hızla iki yana salladım.
"Hayır, hiçbir şey yapmıyordum. Sadece—"
Hızla sözümü kesti; "Sadece ne?"
"Babamın çok övdüğü bir kitabı arıyordum."
"Kitabı çekmecede mi, arıyorsun?"
Ne diyeceğini bilemezken kapı bir kez daha açıldı. Bu kez gelen babamdı.
İkimize de ters bir bakış attı. "Neler oluyor çocuklar?"
"Sera, senin önerdiğin kitabı arıyormuş Baba," dedi Boran. "Hemde çekmeceleri karıştırarak ve kütüphanede değil bura-"
"Yeter!" Babam hiddetle bağırarak Boran'nın susması için elini kaldırdı.
Boran hızla sustu. Küçük bir çocuk gibi beni şikayet etmesi sinirlerimi bozmuştu.
"Güneş."
"Birşey yok Baba." Derin bir nefes alarak odadan hızla çıktım. Ortaya bir yalan atmıştım. Ve babam yalanımı bozmamıştı.
Ağır adımlarla odaya çıktım. Odadan içeri girip kapımı sessizce kapattım. Odamdaki tekli koltuğa oturdum bu sırada kot pantolonumun cebindeki telefonum titredi.
Başımı ellerimin arasına alarak saçlarımı çektim. İşler iyice sarpa sarmıştı. Telefon bir kez daha titredi. Arka cebimden telefonu çıkartarak ekranını açtım.
Kayıtlı olmayan bir numaradan mesaj gelmişti.
11:32
—konuşmak istiyorum. Bana geri döner misin?
11:33
—Güneş mesajıma bak!
11:35
—Sahilin orda buluşalım.
Sahil? Kimdi bu ve beni neden sahile çağırıyordu? Mesajın üstüne tıklayarak sohbet yerine girdim. Profil fotoğrafına basarak resme baktım. Bu Cesur'du!
Ama neden buluşmak istiyordu?
Sakın buluşma! Elinden zor kurtulduk.
Ondan değil! Babasından!
Olsun! Belkide bir tuzaktır! Belki o değildir! Yazan babasıdır!0
İç sesim aklımı karıştırırken düşüncelere dalmıştım.
Telefonu yere bıraktım, sonra tekrar aldım. Mesajı tekrar okudum. Telefonu kapatarak tekrar yerine koydum. Ve odadan çıktım.
Bahçe kapısına doğru yöneldim. Bahçede çalışan bir bahçıvan vardı ve son zamanlarda rengarenk güller dikiyordu, toprağa.
Bahçeye bir adım attım. Dikenleri olan güllere doğru ilerledim. Gözüme yeni açmış bembeyaz bir gül çarptı.
Elimle Gül'ün dalına uzandım. Bu sırada gülün dikenleri elime battı.
"Aman! kızım, dikkatli ol. Hepsinin dikenleri var! Öyle çıplak elle dokunulur mu hiç?"
Tulum giymiş bahçıvan abi yanıma geldi kanayan elime baktı. "Bundan sonra dikkatli ol, küçük hanım."
Başımı belli belirsiz salladım. "Senin için birşeyler getirsinler söyleyim de." Eve doğru yönelen yaşlı adamı sesimle durdurdum.
"Gerek yok, teşekkür ederim," dedim gözümden bir damla yaş yanağıma süzülürken. Hızla yerden kalktım. Elime diken battığı için ağlamıyordum. O belki öyle düşünüyordu ama o yüzden değildi. Artık yaşananlara katlanamıyordum. Hızla çıkış kapısına yöneldim.
☀️
Denizin koyu maviye döndüğü, gökyüzünün grileştiği sahilde yürüdüm. Ayakkabılarım kumun içinde yüzüyor gibiydi.
Uzaktan Cesur'u görmemle için biraz rahatladı. Yalnızdı. Düşünceli gibiydi.
Sessizce yanına yaklaştım. "Geldiğin için teşekkür ederim."
"Nefes alacak yer kalmamıştı."
Ben yürümeye devam ederken o da bana uydu. İkimizde sessizce yürürken araya sadece denizden gelen dalga sesleri karışıyordu.
Yürürken ayaklarımın altında ezilen kuma bakıyordum. Kulaklarıma Cesur'un sesi doldu;
"Gidiyorum, Güneş."
Bir süre sessizlik oldu. Ona cevap vermedim. Ya da vermek istemedim. Dalgalar kıyıya vurdu. Martıların sesi geldi. Rüzgar esti. Ve ben susmaya devam ettim.
"Nereye?"
"Yurt dışına. İşleri biraz orda yürüteceğim."
"Türkiye de pis işlerin yetmedi birde yurt dışında mı devam edeceksin?" Alaycıl bir şekilde konuştum.
Cesur cevap vermedi. Bir süre sadece gözlerini kırpıştırarak bana baktı. Gözlerimi ondan kaçırdım.
"Sana istemeden zarar verdiysem özür dilerim. Bilki isteyerek yapmamışımdır."
Yine cevap vermedim. Rüzgâr biraz daha sertleşti. Güneş denizin ucunda kaybolmaya yüz tutmuştu. Sessizlik ağırdı. Cesur'un hareket ettiğini hissettim.
Birkaç adım atarak bana yaklaştı. Kafamı kaldırarak ona baktım. Aramızda epeyce boy farkı vardı göğsüne falan geliyordum. Savaş'dan biraz uzundu.
Kımıldamadan onu izledim. Gözlerim Cesur'u izliyordu.
Bana doğru bir adım daha attı. Tam karşımda duruyordu. Kafamı biraz daha kaldırdım. Boynum kopabilirdi.
Hem uzun boylu hemde yakışıklı!
Acil susman gerek!
Cesur'un ne yapacağını pür dikkat izlerken onun biraz daha yaklaşmasıyla kaşlarımı çattım.
Gözleri, gözlerimden burnuma indi. Ardından dudaklarıma. Dudaklarıma doğru yaklaşmasıyla gözlerim olabildiğince büyüdü.
Derin bir nefes aldım ve verdim. Hızla birkaç adım geriye çekildim. Kumlar ayaklarımın altında kaydı.
"Ne yapıyorsun!?"
Sesimin titremesine engel olamadım. Öfkeyle Cesur'a bakarken o donakalmıştı.
Kafasını iki yana salladı elleriyle kafasını sıvazladı. Ardından kafasını kaldırıp geri gözlerime baktı. "Özür dilerim. Çok özür dilerim. Ne yaptığımın farkında değilim."
Birkaç saniye sessiz kaldım. Ardından yeniden gözlerimi Cesur'a çevirdim.
"Başkasından hoşlanıyorum," dedim net bir şekilde. "Aklında ne var bilmiyorum. Bilmekte istemiyorum ama bunu unut."
Gözlerinde bir kıpırtı oldu. Yüzü düştü. Ağzı açık kaldı. Birşey diyecekti ama demedi. Onun yerine yutkundu.
"Kim?"
"Boşversene, tanımazsın bile."
Başını salladı. Dövme ile kaplı olan ellerini pantolonunun ön cebine yerleştirdi. Bu sırada kolunda ki bir dövme dikkatimi çekti. Bir Melek dövmesi, kanatları olan koca bir Melek. Bu dövme daha önce yoktu.
Başını yere eğerek ayağının altındaki kumlarla oynamaya başladı. "Anladım."
Hiçbir şey söylemeyerek başka yere baktım. Hava artık serinleşmişti. Üşümeye başlıyordum. Ellerimle kollarımı sıvazladım.
Cesur'un; "Ama sadece bir hoşlantı sonuçta," dediğini duydum. Sonlara doğru birşeyler daha dedi ama sesi fısıltı gibiydi. Bu yüzden gerisini duyamadım.
Elimi yavaşça boynumdaki kolyeye götürdüm. Ucundaki Güneş sembolünü avcumun içine alarak sıktım.
"Sanmıyorum," dedim net bir şekilde.
"O zaman aşkının peşinden koş, Güneş."
Sözleriyle ona döndüm. Cesur bu sırada duraksadı. Ardından konuşmaya devam etti. "Benim gibi geç kalmadan."
Dudaklarımı konuşmak için araladım. Ama boğazım düğümlenmişti. Dudaklarım geri kapandı. Ona dönüp baktığımda güneşi izlediğini gördüm.
Dudaklarımı geri araladım.
"Haklısın."
Avcumun içindeki kolyeyi bıraktım ve arkamı döndüm. Koşarak sahilden uzaklaşmaya başladım.
Koşuyordum. Sahilden uzaklaşırken rüzgâr saçlarımı savuruyordu.
☀️
Güneş'in kızıl saçları savrulurken kumların üzerinde ayak izlerini bırakıyordu.
Cesur olduğu yerde kalarak koşan kızı izledi. Gözleri dolmuş gibiydi. Ama gülümser. Acıyla karışık bir kabulleniş gülümsemesidir, bu.
Son.
Bir sahne daha vardı aslında ama bu sahneyi diğer bölüme saklıyorum.
Spoiler; diğer bölüm Savaş&Sera Bölümü olacak 🤭
Öhöm öhömm burada Cesur'a veda edelim 🙂↔️
Sövenlere saygılarımı ve aynı şekilde sözlerini iletirim.
Bana bıraktığım hesaplardan ulaşabilirsiniz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 35.84k Okunma |
3.74k Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |