
İyi okumalar dilerimm ✨️
Önce ki bölümden hatırlatma
Yarım Saat Sonra...
Atalay, Devrim’in yanına Boran ile girmek istediği için onun gelmesini beklemişti; bu sırada neredeyse herkes teker teker Devrim’i görmek için odaya girmişti.
Atalay'ın anne ve babası Boran'ı getirip Atalay'a verdikten sonra Neşe Hanım, Devrim'in durumunu doktorlarla konuşurken, Atalay da Boran'la birlikte Devrim'in odasına girmek için kapıyı tıklattı.
Kapıyı açan Kemal Amir, Boran'ın yanaklarıyla hafifçe oynadıktan sonra dışarı çıktı ve odada yalnızca Devrim, Atalay ve Boran üçlüsünü bırakmıştır.
Atalay ve Devrim'in gözleri buluştu. Atalay, endişeyle hemen sordu:
"İyi misin?"
Devrim hafifçe gülümsedi:
"Sizi gördüm, daha iyi oldum."
Atalay da rahatlayarak gülümsedi ve Boran'ı Devrim'e yaklaştırdı.
Devrim, heyecanla Boran'ı kucağına almak için yeltendiğinde, Atalay hızlıca uyardı:
"Deli misin kızım, daha yeni uyandın!"
Devrim bu söz üzerine dudaklarından kaçan kahkahayı engelleyemedi. O an, odadaki üç kişi arasında oluşan sıcaklık ve neşe, uzun süren endişe ve yorgunluğun yerini almıştı.
🇹🇷Refakatçi🇹🇷
Kapı hafifçe tıklandı. Atalay ve Boran odada, Devrim’in yanında durmuş, son bakışlarını paylaşıyorlardı. Dışarıdan bir ses geldi:
“Eee… biraz bize bırakın Deli Komutanımı!”
Can’ın sesiydi; kapıdan kafasını uzatmış, hafif gülümseyerek bakıyordu.
Atalay gülümseyerek başını salladı, Devrim’e son bir kez bakıp:
“Gelirim tekrar” dedi.
Atalay ve Boran'ın odadan çıkmasıyla Can içeri girip kapıyı kapattı. Bir sandalye çekip Devrim’in yanına oturdu.
“Vallahi korkuttun bizi ha,” dedi. “Böyle şeyler yapma artık. Kalbimiz kaldı yolda Deli Komutanım!”
Devrim hafifçe gözlerini devirdi.
“İyiyim oğlum, ölmedik daha.”
Can hemen lafa atladı: “Ölmeyeceksin tabii! Zaten ölseydin ben seni diriltip döverdim!”
Devrim istemsizce güldü.
Can bir anda sandalyede kalkıp kollarını göğsünde birleştirdi, yüzüne meraklı bir ifade geldi.
“Peki…” dedi sesi yavaş bir dedikodu tonuna geçerek. “Sen uyurken noldu biliyor musun?”
Devrim kaşlarını kaldırdı.
“Ne oldu?”
Can nefesini çekti, dramatik bir sessizlik verdi:
“Ben Atalay Komutanıma ‘Deli Komutanım uyanır uyanmaz acele edin, sizi seven bir kadını kaçırmak istemezsiniz’ demiş olabilirim”
Devrim bir an donmuş gibi kaldı. Gözleri yavaşça büyüdü.
“Sen… NE DEDİN?!”
Can tam gülmeye başlayacakken Devrim’ın eli arkadaki yastığa uzandı.
Ve hop!
Yastık Can’ın suratına doğru uçtu.
“Ne diyon lan sen?!”
Can kahkaha atarak yastığı yakaladı.
“E noldu yaaa? Ben doğruları söylüyorum Deli Komutanım! Aşk meşk işleri sende zor çalışıyo ama ben hallediyorum işte!”
Devrim ona bakıp tehditkâr bakışlarla bakmaya çalıştı ama yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı.
“Defol git, iyileşmeden tansiyonumu yükseltme,” dedi.
Can yastığı kucağına koydu, hâlâ sırıtıyordu.
“Tamam tamam… ama bak, ben olmasam şu hastanedeki aşk trafiği kesin tıkanır ha!”
Can hafifçe eğilip Devrim’e bakarak, ciddi ama biraz da şaka karışık bir sesle konuştu:
“Komutanım ama bak, çok üzgündü mutlu olsun diye şey ettim ben…”
Devrim kaşlarını çatıp onu dinledi ama uzun cümleden sadece tek bir kelimeye takıldı:
“Üzgün müydü Atalay?”
Can hafifçe gülümsedi, omzunu silkti:
“Yaa… Adam elini bırakmadı bile! Seni ameliyata alacaklarında mecburen bıraktı ve sen uyanana kadar da neredeyse hiç kıpırdamadı yerinden.”
Devrim’in gözleri aniden büyüdü.
“Ne…”
Can yine sırıtıyordu:
“Yaa… ne sanıyorsun kızım, adam sana sırılsıklam aşık!”
Devrim bir an durdu, donup kaldı, çaresizce sadece bakakaldı.
Can hafifçe omuz silkerek güldü:
“Garibim, ben öyle diyince oda senin gibi böyle dondu kaldı ama olsun.”
Devrim gözlerini devirdi ama içten içe gülmemek için kendini zor tuttu.
Başını yavaşça yana çevirip Can’a baktı.
“Can,” dedi kısık ama net bir sesle.
“Bence… Atalay’la özel konuşmalıyım.”
Can’ın yüzü bir anlığına aydınlandı. Gözleri parladı, sanki beklediği cümle buydu.
“İşte bu be kızım,” dedi sevinçle. “Bekle, çağırayım hemen.”
Devrim elini hafifçe kaldırdı.
“Can—” diyecek oldu, sesi daha cümle bitmeden havada asılı kaldı.
Ama Can çoktan duymamış gibi davranıyordu.
Kapıya yönelmişti bile.
“Dur lan, yavaş!” dedi Devrim bu sefer biraz daha sertçe.
“Öyle pat diye—”
Kapı açıldı.
Can çoktan koridora karışmıştı.
Devrim yastığa yaslandı, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
“Bu çocuk…” diye mırıldandı.
“Hiç değişmeyecek.”
Yaklaşık bir dakika geçmeden odanın kapısı tıklandı ve Atalay içeri girdi. Devrim’e doğru bakarak, "Beni çağırmışsın," dedi.
Devrim yatağın önünde, biraz önce Can’ın oturduğu sandalyeyi gösterdi. "Gel, otur," dedi.
Atalay yavaş adımlarla gelip sandalyeye oturdu. İkisi de bir süre sessiz kaldı; sanki ne diyeceklerini bilmiyorlarmış gibiydi. Oda, söylenmeyen cümlelerle doluydu.
Sessizliği Atalay bozdu. "Ben de seninle konuşmak istiyordum," dedi.
Devrim bakışlarını ondan ayırmadan, "İlk sen başla o zaman," dedi.
Atalay derin bir nefes aldı. "Can sen ameliyattan çıktığında bana bir şeyler dedi," dedi.
Devrim hafifçe gülümsedi. "Biliyorum, söyledi," dedi ve ardından konuşmaya devam etti.
"Senin hislerini çok önceden anlamıştım. Hissetmiştim. Sadece kendimden pek emin değildim… ama artık her şeyden çok eminim."
Devrim sustu. Söylediklerinden sonra odada bir sessizlik oldu. Onun gözlerinden bile cevabı belliydi; kararlı, sakin ve saklanmayan bir his vardı.
Atalay bunu gördü. Ve o an, kelimelere gerek kalmadığını ikisi de anladı.
Atalay dayanamadı; bir anda öne eğildi, Devrim’i kendine çekti ve sıkıca sardı.
Kollarının titreyişi bile her şeyi ele veriyordu.
“Çok korkuttun beni…” dedi sesi çatallanarak.
“Kafayı yiyordum… Seni öyle kanlar içinde görünce. Devrim… seni kaybediyorum sandım.”
Devrim gözlerini kapattı, alnını Atalay’ın omzuna yasladı.
“Buradayım,” fısıldadı. “Hiçbir yere gitmiyorum.”
Atalay hâlâ sarılıyordu; başı Devrim'in omzuna yaslı, nefesi düzensiz. Devrim, Atalay'ın bu kadar sarsıldığını görünce gözleri doldu.
Atalay, sarılışını gevşetmeden fısıldadı:
“Devrim…”
Bir nefes aldı, kelime boğazına takılmış gibiydi. Sonra cesaretini topladı; sesi hem kırık hem netti:
“Seni çok seviyorum.”
Devrim bir anda dondu. Yavaşça Atalay’ın omzundan ayrıldı, gözlerinin içine baktı.
Kısa bir sessizlik. Sonra sesi derin ve kesin çıktı:
“Ben de.”
Başını hafifçe yana eğip daha net konuştu:
“Ben de seni seviyorum, Atalay.”
Bu sözler, yüzünde tereddüt bırakmadan yankılandı. Atalay nefesi kesilmiş gibi durdu; sanki o iki kelimeyi aylarca beklemişti.
Kapının çalınmasıyla birlikte sarılışları yavaşça gevşedi.
Kapı açıldı ve içeri bir hemşire girdi. Gülümseyerek Devrim’e baktı.
“İlaç vaktiniz geldi, Devrim Hanım,” dedi.
Serumdaki girişten ilacı enjekte ederken konuşmaya devam etti.
“Bu ilaç biraz uyku yapabilir. Dinlenmeniz iyileşmeniz açısından çok iyi olur. Birkaç saat sonra yemek yiyeceksiniz. Yemekten sonra da bu hapları kullanmayı unutmayın lütfen. Geçmiş olsun.”
Devrim hafifçe başını salladı.
“Çok sağ olun,” dedi.
Hemşire tebessüm etti ve sessizce odadan çıktı.
Atalay, Devrim’in elini tuttu. Yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı.
“Dinlen sen,” dedi sakin bir sesle. “Ben dışarıdakilere bir bakayım.”
Devrim ona tebessüm ederek başını salladı; söylemesine gerek kalmadan onaylıyordu zaten.
Atalay kapıya yönelip odadan çıktı. Devrim, onun arkasından bakarken farkında olmadan gülümsedi. İçini kaplayan huzur, ilacın etkisiyle birlikte ağır ağır yayıldı.
Gözleri yavaşça kapandı.
Ve Devrim, yüzünde o küçük tebessümle kendini uykuya teslim etti.
Birkaç saat sonra – Devrim
Gözlerimi açıp etrafıma baktığımda, yanımdaki koltukta elimi tutarak uyuyan bir Atalay görmek… doğrusu bunu beklemiyordum.
Elimi hafifçe kaldırıp saçlarına dokunduğum anda aslında çoktan uyanık olduğunu anladım. Çünkü uyurken kaşları hep çatık olurdu. Bunu daha önce, Boran’la birlikte koltukta uyuya kaldıkları bir günde fark etmiştim.
Uyuma numarasına devam edeceğini anlayınca gülümseyerek, “Uyanık olduğunun farkındayım,” dedim.
Dediğim gibi, gözlerini açtı.
“Diğerleri nerede?” diye sordum.
“Herkes gitti,” dedi hemen. “Çok yorgundular.”
Başımı salladım, anlayışla karşıladım. Sonra kaşlarımı hafifçe çattım.
“Peki sen neden gitmedin?”
Atalay gülerek bana baktı.
“Kemal Amir, Atalay’dan daha iyi bir refakatçi bulamam dedi.”
Tam o sırada Can’ın da bunu onayladığını ekledi.
“Benim de kalmak işime geldi,” dedi.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Benim babamdan bahsediyoruz değil mi?”
Atalay bir an durdu, sonra gür bir kahkaha attı.
“Evet,” dedi. “Bizzat senin babandan bahsediyoruz.”
Başımı iki yana salladım.
“Can neyse de… babamdan böyle bir cümle asla beklemezdim,” dedim.
Atalay elimi hâlâ tutuyordu. Başparmağıyla elimi yavaşça okşadı.
“Kemal Amirim biliyor,” dedi sakin bir sesle.
O an başımı o kadar hızlı çevirdim ki, bir an hiçbir şey söyleyemedim. Sadece Atalay’ın gözlerinin içine baktım. Kalbim hızlandı.
Kendimi toparlayıp, “Sen mi söyledin?” diye sordum.
Atalay hâlâ tuttuğu ele bakıyordu. Başını kaldırmadan, sakin bir tonla konuştu.
“Hayır,” dedi. “Can’la konuşurken duymuş.”
Devrim bir anda elini telefonuna uzattı. Parmakları telefonu kavrarken söylenmeye başlamıştı bile.
“Ulan Can… mahvettim seni. Bir yataklara düştük, her şeyi söylemiş şerefsiz.”
Ekran açılmadı. Kaşlarını çattı, bir kez daha bastı. Tepki yoktu. Sinirle telefonu elinden bırakıp koltuğa doğru fırlattı.
Atalay bu hâline sessizce gülüyordu. Öyle kahkaha falan değil; dudak kenarında beliren, yakalanmamaya çalışan bir gülümseme.
Devrim başını ona çevirdi.
“Beni ne zaman çıkaracaklar buradan?” diye sordu sabırsızca.
Atalay omuz silkti.
“Doktor net bir şey demedi. Görünce sorarım ben.”
Devrim başını hafifçe yana eğdi.
“Atalay,” dedi.
Gülümseyerek… ama bu normal bir gülümseme değildi. Sinsiydi.
“Efendim?” dedi Atalay.
Sesi sakindi ama içi gider gibi olmuştu.
Devrim kafasını biraz daha eğdi, kendince tatlı bulduğu bir ifadeyle:
“Kaçırsana beni buradan.”
Atalay’ın kaşları anında çatıldı.
Devrim, gelecek cevabı anlamıştı zaten.
“O zaman ben kendim kaçarım,” deyip ayağa kalkmaya yeltendi.
Daha doğrulmadan Atalay da ayağa kalkmış, Devrim’in tam karşısına dikilmişti.
Devrim başını kaldırıp ona baktı, şaşkın bir ifadeyle:
“Sen… bu kadar uzun muydun ya?”
Atalay bir anlığına yumuşar gibi oldu.
Ama Devrim sabırsızdı.
“Dikilme öyle başımda canavar gibi,” dedi. “İki haftadır yatıyorum ben. Sıkıldım… da sıkıldım.”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu.
Atalay hâlâ karşısındaydı.
Devrim ise ilk kez gerçekten kaçmak ister gibi görünüyordu.
Atalay, başını hafifçe yana eğdi.
“İstersen hastanede biraz yürüyebiliriz,” dedi. “Ama kaçmak yok.”
Devrim, mutsuz bir çocuk gibi oflayarak koltuğa geri yaslandı.
“Of…” diye homurdandı. “Şu doktoru gördüğüm gibi boğazına yapışıp tehdit etmem lazım.”
Kendi kendine söylenirken, yanından gelen hafif bir öksürük sesiyle duraksadı. Başını kaldırıp Atalay’a baktı.
“Tamam tamam,” dedi hemen. “Bir şey yapmayacağım… yani inşallah.”
Atalay sırıttı.
“Gel bakayım baş belası seni,” dedi. “Bir gezdirelim.”
Elini uzattı.
Devrim, tereddütsüz o eli tuttu. Atalay’ın yardımıyla ayağa kalktı ve birlikte odadan çıktılar.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |