30. Bölüm

•28•

Yazarasena
yazarasena

İyi okumalar dilerimm ✨️

 

Diğer bölümden hatırlatma

 

Daha “alo” demesine kalmadan kulaklarına ince bir ağlama sesi doldu.

Boran’dı bu. Hiç karıştırmazdı.

 

Ardından Neşe’nin sesi geldi, biraz yorgun ama yumuşak: “Oğlum… Boran hiç durmuyor. Devrim kızımı istiyor sanırım.”

 

Devrim’in yüzünde farkında olmadan bir gülümseme belirdi. Sesini alçalttı. “Neşe abla, benim… Devrim,” dedi. “Atalay uyuyor.”

 

Kısa bir duraksama oldu. “Konum at bana,” diye devam etti fısıltıyla. “Gelip alayım.”

Telefonu kapattığında bir an olduğu yerde kaldı.

Sonra Atalay’a baktı.

Uykusunda bile sakin görünüyordu.

 

Devrim, telefonu sessizce yerine bırakırken artık sabahın gerçekten başladığını hissediyordu.

 

Neşe Hanım’ın sesi bu kez daha kararlıydı. “Sen otur, oturduğun yerde. Hastaneden çıkmana var daha. Benim de birkaç işim vardı zaten; Boran’ı bırakırım, onları da hallederim.”

 

Devrim sesini sakin tutmaya çalıştı. “Abla, doktorum izin verince dün gece çıktım ben hastaneden.”

 

Kısa bir sessizlik oldu. “Kız sen beyin kanaması geçirdin beyin,” dedi Neşe Hanım. “Nasıl izin verdi çıkmana?”

 

Devrim dudaklarını büzdü. “Boş ver ablam, bunları sonra konuşuruz.”

 

“İyi madem,” dedi Neşe Hanım. “Evin önüne gelince ararım ben.”

 

“Tamam, görüşürüz abla.”

Telefon kapandı.

 

 

🇹🇷İddia🇹🇷

 

 

Devrim telefonu aldığı yere geri bırakırken dönüp Atalay’a baktı. Atalay hafifçe kıpırdanmaya başlamıştı; belli ki uyanıyordu. Bir süre sonra eliyle yan tarafını yokladı.

 

Boş.

 

Devrim dayanamayarak kıkırdadı.

 

Gülme sesini duyan Atalay gözlerini araladı. “Niye uyandın bu saatte?” dedi uykulu bir sesle. “Gel yat.”

 

Kolundan tutup kendine doğru çekti Devrim’i.

 

Devrim, Atalay’ın kolundan kurtulmadan konuştu. “Telefonun çaldı,” dedi. “Annen aradı. Sen uyanmayınca ben açtım, onunla konuşuyordum.”

 

Atalay gözlerini tam açmadan, kafasını Devrim’in boynuna doğru biraz daha soktu. “Ne diyor annem?” diye mırıldandı. “Niye aramış?”

 

Devrim gülümseyerek: “Boran durmuyormuş,” dedi. “Onu buraya getirecek. Sonra da hastanedekilere ‘benim kızı niye eve saldınız’ diye fırça çekmeye gidecek gibi duruyor.”

Güldü.

 

Atalay da hafifçe güldü. “Tabii,” dedi. “Nereden bilsin senin doktoru dinlemeyip hastaneden çıktığını.”

 

Devrim başını yana çevirip ona baktı. “Benim hastaneden çıkmam,” dedi, “senin daha çok işine yaradı sanki.”

 

Atalay cevap vermedi.

 

Sadece Devrim’in belinde duran ellerini biraz daha sıkılaştırdı.

 

Tam o anda Devrim’in telefonu çalmaya başladı.

 

Devrim, Atalay’ın kollarının arasından sıyrılırken, “Atalay bırak iki dakika bi,” dedi ve doğrulup olduğu yerde dikleşti.

 

Telefonuna baktı, arayan ismi görünce açtı. “Geldiniz mi Neşe abla?” dedi.

 

Karşıdan net bir ses geldi. “Geldik kızım.”

 

Devrim hemen toparlandı. “Ben geliyorum şimdi, Boran’ı almaya—”

 

Sözünü bitiremeden Neşe Hanım araya girdi. “Sen otur, oturduğun yerde,” dedi kararlı bir tonla. “Zaten hastanede yatman gerekirken çıkmışsın.”

 

Devrim ağzını açtı ama devamı geldi. “Ben aşağıda bekliyorum. Sen söyle o Atalay gelsin, işi ne? O alsın Boran’ı.”

 

Telefon, cümle biter bitmez kapandı.

 

Devrim, telefonu kulağından şaşkınca çekip Atalay’a döndü. “Annen… sanırım beni azarladı,” dedi.

 

Bunu duyan Atalay bir an durdu, sonra gür bir kahkaha attı.

 

Devrim kaşlarını çattı. “Neyse,” dedi. “Git bari Boran’ı al.”

 

Atalay’ı susturmaya çalışır gibi elini salladı.

 

Atalay hâlâ gülümseyerek başını salladı. Yattığı yerden kalktı, kapıya doğru yürüdü. Devrim de refleksle peşinden gitti.

 

Atalay kapıyı açıp çıkmak üzereyken bir anda durdu. “Ha, bu arada—” dedi.

 

Cümlesini bitirmeden hızla dönüp Devrim’i öptü.

Devrim daha ne olduğunu anlayamadan Atalay merdivenlerden inmeye başlamıştı bile.

 

Devrim, Atalay’ın arkasından, öpülen yeri eliyle tutup kendi kendine sırıttı.

 

Ama bu sırıtma uzun sürmedi.

Karşı dairenin kapısı açıldı ve Aybars kapıda belirmişti.

 

Şaşkın gözlerle Devrim’e bakarken sessizliği bozan yine Devrim oldu. “Nereye böyle sabah sabah?” dedi.

 

Aybars kaşlarını kaldırdı. “Ekmek almaya gidiyordum da…” dedi. “Senin burada ne işin var kızım?”

 

Yanına gelip Devrim’e sarıldı.

Devrim kollarını onun beline doladı. “Hastanede fazla kalmayacağımı bilmiyor gibi davranma Allah aşkına, Aybars,” dedi.

 

Aybars gülerek omzunu silkti. “Yanında Atalay Komutanım olunca çıkamazsın diye düşünmüştük genel olarak,” dedi.

 

Devamını getirecekti ki kapının önünde bu kez Altay belirdi.

Aybars ona döndü. “Bir ekmek almaya gideceksin oğlum, daha—”

Cümlesi yarım kaldı.

 

Altay, Devrim’i gördüğü anda durdu. Gözleri bir anlığına Devrim’de kaldı, sonra doğrudan Aybars’a çevrildi. “Can mı kazandı?” diye sordu.

 

Devrim kaşlarını çattı. “Neyi Can kazandı koçum?” dedi. “Neyden bahsediyorsun sen?”

 

Altay boğazını temizledi. “İddiaya girmiştik de…” dedi. Sonra bir adım geri çekilip eliyle içeri doğru işaret etti.

“Komutanım, gelin. İçeride konuşalım.”

 

Devrim içeri girdi. Doğruca oturma odasına yöneldi. Kapıdan içeri adımını atar atmaz—

Can, yattığı yerden adeta fırladı.

 

“Ne iddiası?” dedi Devrim, koltuğa otururken. “Anlatın bakalım.”

 

Can sırıtarak tekrar yerine oturdu. “Hemen anlatayım Komutanım,” dedi.

 

Can arkasına yaslandı, sırıtarak anlatmaya başladı.

“Yanınızda refakatçi olarak Atalay Binbaşım kalınca,” dedi,

 

“herkes ‘tamam’ dedi, ‘Devrim Komutanım artık hastaneden kaçamaz’ diye rahat bir nefes aldı. Sonra da evlerine gittiler.”

 

Aybars’la Altay’a kısa bir bakış attı.

“Hal böyle olunca biz, Deli Timi olarak iddiaya girdik. Aybars, Altay ve Giray dediler ki; ‘Devrim Komutanım bugün çıkamaz, zaten yorgun. Ama bir şekilde yarın kesin çıkar.’”

 

Can kaşlarını kaldırdı. “Ben de dedim ki; ‘Devrim Komutanım, Atalay Komutanımı ayartır… hastaneden de bugün çıkar.’”

 

Kısa bir duraksama verdi. “Tabii bana güldüler.”

 

Odanın içinde bir anlık sessizlik oldu.

Bakışlar yavaş yavaş Devrim’e kayıyordu.

Can’ın sırıtışı ise hiç kaybolmamıştı.

 

Devrim kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Demek öyle ha,” dedi.

 

Can araya girmekte gecikmedi. “Komutanım, sonra kızarsın boş ver şimdi onu,” dedi aceleyle. “Sen asıl şeyi söyle gerçekten Atalay Komutanımı ayarttın mı?”

 

Devrim cevap vermedi.

Sadece dudaklarının kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı.

 

O sırıtış…

Cevaptan daha fazlasını anlatıyordu.

 

Devrim’in sırıtışı yavaşça silindi.

Bakışlarını Can’a çevirdi.

“Can,” dedi sakin ama net bir sesle. “Sen bazen çok konuşuyorsun.”

 

Can bir an durdu. “…Ama komutanım—”

“Evet,” diye kesti Devrim sözünü. “Ayarttım.”

 

Oda bir anda sessizleşti.

Aybars kaşlarını kaldırdı.

Altay başını eğip dudaklarını bastırdı.

Can’ın ağzı açık kaldı.

 

Devrim koltuğun kenarına biraz daha yaslandı. “Ne sandınız?” dedi. “İki haftadır yoğun bakımda yatıyordum. Refakatçi olarak da Atalay var. İnsan ister istemez fırsatları değerlendiriyor.”

 

Can kendine gelmeye çalışarak, “E… peki Atalay Komutanım?” diye sordu.

 

Devrim hafifçe omuz silkti. “O da kaçamadı işte.”

 

Tam o anda Devrim’in telefonu çalmaya başladı.

Ekrana baktı.

Atalay arıyordu.

 

Telefonu açar açmaz karşıdan tanıdık, hafif alaycı bir ses geldi:

“İki dakika aşağı inip Boran’ı alayım dedim… ortalarda yoksunuz. Devrim Hanım, nerede olduğunuzu bana lütfeder misiniz acaba?”

 

Devrim kıkırdamaktan kendini alamadı.

“Karşı dairedeyim,” dedi. “Geliyorum hemen.”

 

Telefonu kapatırken arkasından Giray’ın sesi geldi:

“Komutanım,” dedi neşeyle, “onlar buraya gelsin, kahvaltı yapalım birlikte.”

 

Devrim ağzını açtı, “olur” diyecekti ki—

 

Telefonu hâlâ kulağındayken Atalay’ın sesi tekrar duyuldu, bu kez daha net ve ciddi:

“Devrim’in dinlenmesi gerekiyor Giray,” dedi. “Başka zaman gelirim ben.”

 

Odadaki herkes bir an durdu.

Giray kaşlarını kaldırdı, Altay başını yana eğdi, Can’ın yüzünde ise ‘hah işte’ der gibi bir ifade belirdi.

 

Devrim gözlerini devirdi ama gülümsemeden edemedi.

“Abartma,” dedi telefona. “Bir kahvaltıyla yıkılmam.”

 

Atalay hiç tereddüt etmedi.

“Dinleneceksin,” dedi kısa ve net bir tonla. “Bu konu tartışmaya kapalı.”

 

Devrim telefonu kulağından biraz çekip ekrana baktı, sonra kendi kendine gülümsedi.

 

Can sırıtarak arkadaşlarına doğru döndü.

“Olmuş bunlar olmuş,” dedi keyifle.

Aybars homurdandı ama güldü. Giray başını iki yana salladı.

 

Altay ise gülümseyerek Devrim’e baktı.

“En iyisi git sen sevgilinin yanına,” dedi. “Onunla ilgilen biraz.”

 

Devrim kaşlarını çattı, bakışlarını tek tek hepsinin üzerinde gezdirdi.

 

“Geçin siz dalganızı,” dedi. “Sonra ben size gösteririm ne de olsa…”

 

Cümlesini yarım bıraktı, ama bakışı yeterince netti.

 

Kapıyı açıp çıkmıştı karşı dairenin kapısı zaten açıktı.

Devrim hiç durmadan içeri girdi, kapıyı arkasından kapattı. Oturma odasına doğru ilerlerken koltukta yatan Boran’ı gördüğü anda adımlarını hızlandırdı.

Hemen yanına çöktü.

 

“Boran, hoş geldin,” dedi yumuşak bir sesle.

Minik yüzünü iki avucunun arasına aldı, yanağından ve alnından peş peşe öptü.

 

Devrim son bir kez daha Boran'ın alnına kondurduğu öpücükten sonra başını kaldırdı.

 

Ve…

Onları izleyen bir çift gözle karşılaştı.

 

Atalay, kapının yanında durmuş, kollarını göğsünde birleştirmiş belli belirsiz bir gülümsemeyle Devrim ve Boran'ı izliyordu.

 

Atalay bakışlarını Devrim’in üzerinden çekmeden durdu.

“Hep Boran’ı öp zaten sen.”

 

Devrim başını yana eğip hafifçe gülümsedi.

“Kıskanma Atalay, kıskanma.”

 

Atalay gözlerini kaçırdı, sanki mutfakta yapacak çok önemli bir işi varmış gibi oraya yöneldi.

“Ben kahvaltı hazırlıyorum,” diyerek ortamdan sıyrılmaya çalıştı.

 

Devrim onun bu hâlini izledi, kaçtığını fark edince kahkaha atmaktan kendini alamadı.

Arkasından seslendi:

“Kaç sen kaç!”

 

Devrim bakışlarını Boran’a çevirdiğinde, minik bebeğin o kadar gürültüye rağmen yavaşça uyuklamaya başladığını fark etti.

 

Sessizce mutfağa doğru ilerledi ve kısık bir sesle,

“Atalay…” dedi.

 

Atalay bakışlarını Devrim’e çevirdi.

“Boran uyumak üzere,” dedi, “nereye yatırabilirim onu?”

 

Atalay hafifçe gülümsedi, başını salladı.

“Koridorun en sonundaki oda benim, oraya yatırabilirsin.”

 

Devrim kafasını tamam anlamında salladı, sonra hızla Boran’ın yanına döndü.

Boranı kucağına alıp dikkatlice Atalay’ın yatağına bıraktı.

 

İşini bitirince mutfağa geri döndü, adımlarına sessizlik hâkimdi.

Atalay onu izlerken hafifçe gülümsedi.

 

Devrim mutfakta adımlarını yavaşlatıp Atalay’a doğru baktı.

“Yardım edilecek bir şey var mı?” diye sordu.

Atalay hafifçe başını salladı, bakışları yumuşaktı.

“Otur sen, dinlenmen lazım demedi mi doktor sana?”

 

Devrim tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki, Atalay’ın bakışlarını görünce duraksadı.

 

Bir an sessizlik oldu.

Sonra sessizce başını sallayıp sandalyeye oturdu.

Atalay karşısında dururken, ortam kısa bir süreliğine sadece sessizlik ve güven dolu bir hava ile doldu...

 

 

 

 

 

Selamlarr

Umarım beğenmişsinizdir yorumlarda buluşalımm🤍

 

 

Bölüm : 26.01.2026 22:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...