31. Bölüm

•29•

Yazarasena
yazarasena

İyi okumalar dilerimm ✨️

 

Diğer bölümden hatırlatma

 

Devrim bakışlarını Boran’a çevirdiğinde, minik bebeğin o kadar gürültüye rağmen yavaşça uyuklamaya başladığını fark etti.

 

Sessizce mutfağa doğru ilerledi ve kısık bir sesle,

“Atalay…” dedi.

 

Atalay bakışlarını Devrim’e çevirdi.

“Boran uyumak üzere,” dedi, “nereye yatırabilirim onu?”

 

Atalay hafifçe gülümsedi, başını salladı.

“Koridorun en sonundaki oda benim, oraya yatırabilirsin.”

 

Devrim kafasını tamam anlamında salladı, sonra hızla Boran’ın yanına döndü.

Boranı kucağına alıp dikkatlice Atalay’ın yatağına bıraktı.

 

İşini bitirince mutfağa geri döndü, adımlarına sessizlik hâkimdi.

Atalay onu izlerken hafifçe gülümsedi.

 

Devrim mutfakta adımlarını yavaşlatıp Atalay’a doğru baktı.

“Yardım edilecek bir şey var mı?” diye sordu.

Atalay hafifçe başını salladı, bakışları yumuşaktı.

“Otur sen, dinlenmen lazım demedi mi doktor sana?”

 

Devrim tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki, Atalay’ın bakışlarını görünce duraksadı.

 

Bir an sessizlik oldu.

Sonra sessizce başını sallayıp sandalyeye oturdu.

Atalay karşısında dururken, ortam kısa bir süreliğine sadece sessizlik ve güven dolu bir hava ile doldu...

 

 

🇹🇷Merakın Bedeli🇹🇷

 

 

Mutfak sabahın erken saatlerine yakışan bir sessizliğe gömülmüştü. Devrim sandalyesine yayılmış, masanın üzerindeki dağınıklığa bakıyordu. Atalay masaya kısa bir bakış attı, ardından ayağa kalktı. Devrim de refleksle toparlanmaya çalıştı, tam tabaklara uzanmıştı ki Atalay elini uzatıp bileğinden tuttu.

“Otur,” dedi net bir sesle.

“Hayır,” dedi Devrim aynı netlikle. “Bir tabak taşıyacağım sadece.”

 

“Hayır.”

 

Devrim inatla ayağa kalkacak gibi oldu.

Tam o anda Atalay bir adım yaklaştı, Devrim’i belinden kavradığı gibi kucağına alıp koltuğa bıraktı. Hareketi o kadar sakindi ki Devrim bir an ne olduğunu anlamadı bile.

“Atalay!”

“Yavrum,” dedi Atalay, masaya doğru dönerek. “Otur.”

 

Devrim birkaç saniye itiraz edecek gibi oldu, sonra vazgeçti. Kollarını göğsünde birleştirip koltuğa iyice yaslandı.

 

“Zorbasın,” dedi ama sesi ciddi değildi.

 

Atalay tabakları toplarken omzunun üzerinden baktı. “Biliyorum.”

Devrim cevap vermedi. Telefonunu eline aldı, babasını arayıp konuşmaya başladı. Koltukta sessizce oturuyor, bir yandan konuşup bir yandan mutfakta dolaşan Atalay’ı izliyordu.

 

Bir süre sonra Atalay mutfaktaki işini bitirip Devrim’in yanına kendini attığında, ikisinin de telefonuna aynı anda bildirimler düştü.

 

Miran: Lan bizimkiler sonunda sevgili olmuş!

 

Barlas: Nerenden uyduruyon acaba yine Miran.

 

Yaman: Abi, sakın ciddiye almayın bunu.

 

Gökhan: Miran yine sallıyor, kesin.

 

Miran: Yeni Can aradı oğlum, harbiden olmuşlar. İnanmıyorsanız Can’a sorun.

 

Barlas: Can, doğru mu söylüyor bu salak?

 

Yaman: Bence abartıyor yine.

 

Gökhan: Yok ya, Can yalan söylemez.

 

Can: Devrim Komutanım söyledi valla, bende onun yalancısıyım.

 

Gökhan: Ne dedi tam olarak Devrim Binbaşım?

 

Aybars: Gülerek ayarttım dedi.

 

Yaman: Vay anasını vay, Devrim Komutanım, yengeme bak sen.

 

Altay: Devrim bunu duysa anıra anıra güler, sonra da sana bir tane yapıştırırdı Yaman.

 

Barlas: Lan, onu boşver, Devrim Komutanım hastaneden ne zaman çıkıyor?

 

Giray: Tabi sizin haberiniz yok, dün gece sıkılınca hastanede Atalay Binbaşımı ikna edip çıkmış Devrim Komutanım.

 

Gökhan: Ne diyorsun be, evde mi şu an?

 

Can: Bizim evde değil, biricik komutanınızın evinde.

 

Miran: Lan Can, bu şimdi mi denir?

 

Barlas: Biricik ne lan?

 

Yaman: Aynen oraya takıldım.

 

Gökhan: Fazla samimi oldu o.

 

Can: Gerçekler acıdır.

 

Giray: Can sen sus.

 

Miran: Harbi sus.

 

Barlas: Asıl soru şu, Atalay Komutanım Devrim Komutanımın hastaneden çıkmasına nasıl izin verdi?

 

Gökhan: İzin verdi mi sence?

 

Yaman: Bence izin vermedi.

 

Can: Bence de izin vermedi ama ikna edildi.

 

Miran: Lan nasıl ikna edilir Atalay Binbaşım?!

 

Giray: Tek bir yolu var.

 

Barlas: Söyle de bilelim.

 

Giray: Devrim Komutanım.

 

Gökhan: Mantıklı.

 

Atalay mesajları okurken yüzü fazla değişmedi.

 

Yavaşça başını Devrim’e çevirdi.

“Ayartmışsın beni?”

 

Devrim koltuğa yaslanmıştı. Kaşını hafif kaldırdı.

“Yalan mı?”

 

Atalay bir saniye durdu. Gözleri istemeden Devrim’in dudaklarına kaydı, ardından yavaşça elini Devrim’in beline uzattı.

“Değil.”

 

Devrim dudak kenarını kıvırdı, omzunu onun omzuna dayadı ve hafifçe yana kaydı.

“Biricik komutanınızın evinde” mesajını görünce Atalay’ın çenesi kasıldı.

“Can’ı öldüreceğim.”

 

Atalay kısa bir nefes aldı, yüzünü Devrim’in boynuna yaklaştırdı, parmağıyla belini sıkıca sardı.

Devrim hafifçe başını yana eğip alnını onun omzuna bastırdı, gülümseyerek:

“Büyük bir zevkle izleyeceğim, merak etme.”

 

İkisi bir an sessizce birbirine bakarken, mutfaktaki sabah sessizliği ve telefonların titreşimleri dışında hiçbir şey konuşmadı.

Ama bakışları, kelimelerden çok daha fazlasını söylüyordu.

 

Atalay saate baktı. Kaşları hafifçe çatıldı.

“Bu sessizlik hayra değil.”

 

Devrim cevap vermedi.

Çünkü o an kapı zili çaldı.

 

Devrim irkilip doğruldu. “Lan—”

Sesini anında yuttu. Gözleri refleksle Boran’ın uyuduğu odaya kaydı.

 

Zil bir kez daha çaldı.

 

Devrim anında başını kaldırdı. “Hay an—”

 

Atalay dişlerinin arasından konuştu.

“Kim bu?”

 

Devrim fısıltıyla, sinirli:

“Kim olacağı belli.”

 

Tam o anda kapıya yumruk indi.

 

Devrim yerinden fırladı. “Sabır”

Atalay kolundan yakalayıp durdurdu. “Sessiz.”

 

İkisi de aynı anda Boran’ın yattığı odaya baktı.

 

Ses yok.

 

Atalay gözlerini kapatıp açtı. “Uyuyor.”

 

Devrim kısık bir kahkaha attı. “Şanslılar.”

 

Atalay kapıyı açtı ve karşısında, neredeyse nizami sayılabilecek bir dağınıklıkla iki tim duruyordu.

 

Atalay’ın kaşları anında çatıldı.

“Boran uyuyor,” dedi kısık ama sert bir sesle. “Siz gerizekâlı mısınız?”

 

Can refleksle elini kaldırdı.

“Ben demiştim abi, arayalım da öyle gelelim diye”

 

Gökhan anında döndü.

“Öyle bir şey demedin Can.”

 

“Dedim.”

 

“Demedin.”

 

“Dedim.”

 

Atalay dişlerini sıktı.

“Susun.”

 

“Şimdi,” dedi net bir sesle, “neden geldiğinizi söyleyin ve defolun.”

 

Giray hiç düşünmeden konuştu.

“Hasta ziyareti.”

 

Ve cümlesi biter bitmez, Atalay’ın kolunun altından çevik bir hareketle sıyrılıp içeri daldı.

 

Atalay şaşkınlıkla arkasından baktı.

 

Barlas fırsatı kaçırmadı.

“Biz de Boran’ı görelim dedik.”

 

O da Giray’ın izinden, aynı hızla içeri süzüldü.

 

“Ben size defolun demedim mi lan?” diye patladı Atalay.

 

Aybars omzunu silkti, gayet sakin.

“Nereye defolacağımızı söylemediniz ki, Binbaşım.”

 

Ve o da, sanki doğal bir şeymiş gibi, Atalay’ın kolunun altından geçip eve girdi.

 

Yaman sıradakiydi. Gülerek eğildi.

“Biz de sizin evinize defolmaya karar verdik, Komutanım.”

 

O da içeri girdi.

 

Atalay kapının önünde kalakaldı. Sonra yavaşça arkasını döndü.

 

Devrim kapıya yaslanmış, Atalay’ın yüz ifadesine bakıp gülmemek için kendini zor tutuyordu.

 

Göz göze geldiler.

 

Devrim dudaklarını ısırdı, kahkahası boğazında kaldı.

“Bir şey diyeceğim,” dedi kısık bir sesle. “Ama kızmayacaksın.”

 

Atalay derin bir nefes aldı.

“Şu an her şeye kızabilirim.”

 

Devrim dudaklarını ısırdı, gülmemek için kendini zor tuttu.

“Bakışın,” dedi kısık bir sesle, “kapıyı açmanın kötü bir fikir olduğunu yeni fark etmiş gibi.”

 

Atalay hiç tereddüt etmeden cevap verdi:

“Evet.”

 

Devrim bu sefer tutamadı. Kısa bir kahkaha attı.

“Geçmiş olsun.”

 

Atalay arkasını dönüp salona baktı.

 

Ev artık ev olmaktan çıkmıştı.

Koltuklar dolmuş, biri mutfağa yerleşmiş, biri pencere kenarında konuşuyordu.

 

“Şunu netleştirelim,” dedi Atalay, sesi sakin ama tartışmaya kapalıydı.

“Kimse Boran’ın olduğu odaya yaklaşmıyor.”

 

Giray mutfaktan seslendi. “Kahve var mı?”

 

Atalay çenesini sıktı. “Yok.”

 

Barlas araya girdi. “Vardır vardır.”

 

Atalay başını iki yana salladı.

“Ben size gelmeyin demedim mi?”

 

Aybars sakin sakin cevapladı.

“Dediniz.”

 

“Ee?”

 

“Dinlemedik.”

 

Atalay gözlerini kapatıp açtı. “Hepiniz delirmişsiniz.”

 

O sırada koridordan minik bir ses geldi.

Uykulu bir mırıltı.

 

Devrim’in gülüşü anında silindi.

Elini kaldırdı.

“Susun”

 

Salondaki kaos bir anda dondu.

 

Devrim nefes verdi.

“Tamam devam edin.”

 

Can fısıltıyla sordu. “Uyandı mı?”

 

Devrim Can’a bir bakış attı.

“Bir daha ses çıkarırsanız, uyanır.”

 

Yaman ellerini kaldırdı. “Yemin ederim nefes almıyorum.”

 

Atalay koltuğa oturdu, başını geriye yasladı.

“Şu an evimde iki tim var,” dedi sakin bir sesle.

“Ve hiçbiriniz burada olmamalıydınız.”

 

Giray omuz silkti.

“Olmadığımız yerler listesinde bu ev yok.”

 

Atalay Giray’a ters bir bakış atmıştı.

“Bitti mi?”

 

Devrim başını yana eğdi.

“Yeni başlıyor gibi.”

 

Atalay burnundan güldü.

“Allah bize sabır versin.”

 

Kimse yüksek sesle konuşmuyordu ama herkesin aklından aynı şey geçiyordu.

Devrim gözlerini herkeste gezdirdi sonra Miran’da durdu.

 

Hafifçe başını yana eğdi. “Grupta ne güzel bizi çekiştiriyordunuz,” dedi sakin bir sesle. “Şimdi de çekiştirsenize. Değil mi Miran?”

Salon bir anda fazladan sessizleşti.

 

Miran olduğu yere sinmişti. Bakışlarını halıya kilitlemişti. Devrim’le göz göze gelmemek için ciddi çaba harcıyordu.

“Şey…” dedi.

“Yani…”

 

Atalay derin bir nefes verdi.

“Devam et.”

 

Miran yutkundu.

“Merak ağır bastı ama grup yanlışmış.”

 

Devrim bir şey söylemedi.

Sadece kaşını hafifçe kaldırdı.

 

Bu, Miran için fazlasıyla yeterliydi.

 

Atalay burnundan kısa bir nefes verdi.

“Bir dahaki sefere,” dedi.

“Önce grup adına bakarsınız.”

 

Giray fısıldadı.

“Not alındı.”

 

O sırada Aybars kahve yapmak için mutfağa doğru gitmişti. Atalay arkasından bakıp mırıldandı:

“Bu salak şimdi şekeri tuzla karıştırır,” diye mırıldandı.

Ve peşinden mutfağa gitti.

 

Can, fırsatı kaçırmadı.

Oturduğu yerden kalktı, Devrim’in yanına geçti.

 

“Eee,” dedi fısıltıyla.

“Aşk doktorun geldi Deli Komutan.”

“Dökül bakalım durumlar nasıl?”

 

Devrim başını yana çevirmeden konuştu.

“Sevgiliyiz.”

 

Can bir an dondu.

Sonra kaşları havaya kalktı.

“Vallaha mı?”

 

Devrim Can’a baktı.

Hiç konuşmadı sadece başını yavaşça salladı.

 

Can’ın yüzü aydınlandı.

“Eee?” dedi.

“Başka naptınız?”

 

Devrim’in dudağının kenarı kıvrıldı.

“Evde anlatırım.”

 

Can’ın gözleri büyüdü.

“Lan yoksa düşündüğüm şey mi?”

 

Devrim başını yana eğdi.

Sırıtışı hiç kaybolmadan sordu:

“Ne düşünüyorsun ki?”

 

Can cevap vermedi.

Sadece eliyle, Devrim’in görebileceği şekilde,

parmağını dudağına götürüp indirdi.

 

Devrim hafifçe güldü.

“Bilemiyorum artık.”

 

Can kahkahayı zor tuttu.

“Kalbim buna hazır değil sanırım.”

 

Tam o sırada mutfak kapısından Aybars kafasını uzattı.

"Altay," dedi. "Bi’ gelsene."

 

Altay salondan kısa bir bakış attı, sonra mutfağa geçti.

 

Can koltuğa biraz daha yayıldı, sesini düşürdü.

"Bence gel, bi’ sigara içelim balkonda."

 

Devrim ona baktı, bir an düşündü, sonra başıyla balkonu işaret etti.

 

Balkona çıktıklarında Can derin bir nefes aldı. Sigarasını yaktı, ilk dumanı gururla üfledi.

"Ben en başından emindim bu işin olacağına."

 

Devrim kaşını kaldırdı.

"Sen her şeye 'ben demiştim' diyorsun zaten."

 

Can göğsünü kabarttı.

"Ama bunda haklıyım. İki tane inatçı, duvar gibi insan… Biri sustukça diğeri daha çok susuyor. Ee, bu iş böyle yürümezdi."

 

Devrim ona yan gözle baktı.

"Ve bunu sen mi yaptın?"

 

Can hiç tereddüt etmedi.

"Dolaylı olarak."

 

Devrim sigarasını dudağına götürdü, dumanı yavaşça bıraktı.

"Sen ne ara bu kadar büyüdün?"

 

Can yan gözle baktı.

"Aşk doktorluğu kolay mı sanıyorsun?"

 

O an içeriden Giray’ın sesi yükseldi. Salonun ortasından balkona doğru bağırıyordu.

"Oğlum balkonda gizli gizli ne planlıyorsunuz lan?!"

 

Can omzunun üzerinden bakıp kucağında Boran’ı tutan Giray’a gülümsedi.

"Sanane lan," dedi meydan okur gibi.

 

Devrim balkonda onları izlerken başını iki yana salladı.

Kendini tutamayarak hafifçe güldü; Can’ın bu tavrı her zamanki gibi eğlenceliydi.

 

Atalay mutfaktan çıktı, bir an durup Giray’a baktı.

“Giray, mutfaktakilere bir bak sen, aslanım,” dedi, hafif bir gülümsemeyle.

 

Giray başını salladı ve kucağında ki Boran’la birlikte mutfağa doğru yürüdü.

 

Atalay, Giray mutfağa doğru gidince balkona çıktı.

Can hafifçe gülerek, “Tamam, ben sizi yalnız bırakayım ama fazla romantikleşmeyin ha!” dedi ve içeriye girdi, geride Atalay ve Devrim’i bıraktı.

 

Atalay, Devrim’in yanına sessizce yürüdü ve yanına yerleşti.

Cebinden sigarasını çıkardı, hafif bir nefes aldı ve ateşledi. Duman yavaşça havaya karıştı.

 

Devrim göz ucuyla baktı, hafifçe gülümsedi ama sessiz kaldı.

 

Atalay sigarasını dudaklarından indirirken, bir elini Devrim’in beline doladı ve onu kendine doğru çekti.

Saçlarının arasına kısa, yumuşak bir öpücük kondurdu.

 

Devrim önce irkilmiş, sonra dudaklarında hafif bir tebessüm belirmişti.

 

Bir süre sessiz kaldılar, sonra Atalay alçak bir sesle sordu:

“Ne zaman giderler sence?”

 

Devrim omuz silkerek yanıtladı:

“Çok duracaklarını zannetmiyorum neden sordun?”

 

Atalay dudaklarına bakarak sessizce mırıldandı:

“Hiçç…”

 

Devrim hafifçe sinirlendi ve karnına doğru hafif bir tokat attı.

“Pisliksin Atalay!”

 

Atalay kısa bir kahkaha attı, karnına dokundu.

“Bunu hakkettim sanırım,” dedi. Sigarasının sonunu da içip küllüğe bastı ve başını Devrim’e çevirerek:

“Artık içeriye girme zamanı”

 

Sözünü bitirdiği anda balkon kapısından sert bir düşme sesi yükseldi.

 

Atalay başını o yöne çevirirken Devrim’in bakışları çoktan kapıya kilitlenmişti.

 

Yerde, üst üste yığılmış halde Giray, Barlas, Yaman ve Altay yatıyordu. Kimse kıpırdamıyor, nefesler bile kontrollü alınıyordu. Sanki gerçekten görünmez olabileceklerine inanmışlardı.

 

Yanlarında ayakta duran Gökhan, Aybars ve Can gözlerini sımsıkı kapamıştı. Can dudaklarını oynatarak fısıldadı.

“Geç değil… belki hâlâ fark etmemişlerdir…”

 

Devrim ağır ağır onlara doğru bir adım attı, yüzündeki ifade zerre değişmeden konuştu.

“Fark ettik maalesef.”

 

Altay yüzünü buruşturup dizini tuttu.

“Dizim acıyor…”

 

Barlas sıkışmış halde göğsünü genişletmeye çalıştı.

“Ben de nefes alamıyorum.”

 

Giray dirseklerinden güç alarak doğrulmaya çalıştı ama Barlas’a çarpınca ikisi birlikte yeniden sendeledi. Yaman ayağını kurtarmaya uğraşırken dişlerinin arasından söylendi.

“Ayağımdan çekilir misin?”

 

Atalay kollarını göğsünde birleştirdi, sabrını ölçer gibi hepsine tek tek baktı.

“İki dakika yalnız bıraktık.”

 

Can hemen dikildi, ellerini iki yana açarak savunmaya geçti.

“Abartılacak bir şey yok komutanım.”

 

Devrim bakışını yavaşça ona çevirdi. O bakış birkaç saniye fazla sürdü.

“Biz abartmıyoruz. Siz zaten yeterince yapıyorsunuz.”

 

Giray ayağa kalkmayı başarıp üstünü silkeledi, açıklama yapacakmış gibi elini kaldırdı.

“Komutanım aslında olay şöyle başladı—”

 

Barlas yerdeyken başını kaldırıp araya girdi.

“Giray kapıya yaslandı.”

 

Giray hemen itiraz etti, omzunu silkerek.

“Yaslanmadım, hafifçe temas ettim.”

 

Yaman gözlerini devirdi.

“Temas dediği bütün ağırlığıyla abanmak.”

 

Altay derin bir nefes alıp tavana baktı.

“Sonra dengemiz gitti.”

 

Aybars kısa bir baş hareketiyle onayladı.

“Tutmaya çalıştık.”

 

Devrim kaşını hafifçe kaldırdı.

“Dört kişi düşerken üç kişi nasıl tutamaz?”

 

Can çaresizce öne çıktı.

“Sayımız eşit değildi komutanım.”

 

Atalay gözlerini kapatıp yavaşça nefes verdi.

“Can.”

 

Can anında dikleşti.

“Efendim?”

 

Atalay gözlerini açmadan konuştu.

“Konuşmayı bırak.”

 

“Emredersiniz.”

 

Aybars bu kez doğrudan Devrim’e baktı, yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.

“Komutanım, suçlu arıyorsanız organizasyon Can’a ait.”

 

Can yutkundu, bakışları bir o yana bir bu yana kaydı.

“Ben sadece ‘yakından bakalım’ dedim!”

 

Devrim bir adım daha yaklaştı. Sesi alçaktı ama balkonun havası ağırlaştı.

“Yakından bakalım mı?”

 

Can hızla başını salladı.

“Manzaraya komutanım!”

 

Altay hafifçe gülüp perdeyi işaret etti.

“Onun için heyecandan perdeyi ayağına doladı zaten.”

 

Atalay’ın kaşı kalktı.

“Demek dinliyordunuz.”

 

Yaman omuzlarını dikleştirerek cevap verdi.

“Gözlem yapıyorduk komutanım.”

 

Devrim’in dudaklarının kenarında o yarım gülümseme belirdi.

“Madem gözlem bu kadar hoşunuza gidiyor…”

 

Atalay cümleyi tamamladı, sesi netti.

“Yarın sabah 05.00’te koşu parkurunda on tur daha gözlem yaparsınız.”

 

Giray’ın yüzü düştü, neredeyse yakarır gibiydi.

“Komutanım ben ağır silah uzmanıyım, koşu uzmanı değilim.”

 

Devrim omuz silkti.

“Bugünden sonra çok yönlü uzman olacaksın Giray.”

 

Miran göğe bakıp iç çekti.

“Keşke gerçekten fark etmeselerdi…”

 

Atalay kapıya yönelip durdu, omzunun üzerinden son kez baktı.

“Bir dahaki sefere dinleyecekseniz, düşmeden dinleyin.”

 

Devrim çıkarken perdeye kısa bir bakış attı.

“Ve perdeyi suç ortağı yapmayın.”

 

Barlas yere bakarak fısıldadı.

“Yarın 05.00’te kim uyanık olacak?”

 

Gökhan hiç düşünmeden cevap verdi.

“Hepiniz.”

 

Can dramatik bir iç çekip başını geriye attı.

“Ben koşarken tövbe edeceğim. Belki tur sayısı düşer.”

 

Aybars tek kaşını kaldırdı.

“Düşmez. Hatta sana inat yükselir.”

 

Miran umutsuzca ellerini açtı.

“Ben daha çömezim, bana indirim yok mu?”

 

Aybars’ın cevabı gecikmedi.

“Var. En önde koşarsın.”

 

Tim bir süre sonra homurdanarak dağıldı.

05.00 tehdidi ciddiydi; kimse riske atmak istemedi.

 

Kapı kapandığında ev nihayet sessizliğe gömüldü.

 

Devrim salona döndü. Koltukların hali, yarım kalmış fincanlar, dağılmış minderler… Az önceki kalabalığın izleri her yerdeydi.

 

Atalay camın önünde durmuş dışarı bakıyordu.

 

Devrim arkasına yaklaştı. Sessizce beline sarıldı.

Başını sırtına yasladı.

 

“Ne düşünüyorsun?” diye sordu alçak bir sesle.

 

Atalay omuz silkti ama bakışını çekmedi.

 

“Bazen,” dedi sonunda, “her şey fazla iyi gidiyor gibi geliyor.”

 

Atalay bunu söylerken gözleri pencerede değildi artık.

Sanki görünmeyen bir ihtimali izliyordu.

 

Devrim hafifçe güldü.

“Kuruntu.”

 

Atalay başını azıcık yana eğdi.

“Umarım.”

 

Devrim onu daha sıkı sardı.

“Biz iyiyiz.”

 

Atalay elini onun elinin üzerine koydu.

 

“Evet,” dedi sessizce. “İyiyiz.”

 

Ev tekrar sessizliğe gömülürken, öğlen güneşi içeri süzüldü ve ikisini de aydınlattı.

 

 

 

 

...

 

 

Selamlarr

 

30.bölümde bu yolculuğun sonuna geliyoruz.

Yazarken çok şey hissettim, umarım siz de hissedersiniz.

 

Finalde görüşmek üzere.🤍

Bölüm : 22.02.2026 09:24 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...