
Bugün küçük Duru'nun en heyecanlı olduğu anlardan biriydi. Sonunda biraz daha büyümüş, okul atlayıp birinci sınıfa geçmişti. Babası ve annesinin elinden sıkı sıkı tutmuş hoplaya hoplaya okula doğru yürüyordu.
Kadir'in, toplantısı olmasına rağmen erteleyip kızının heyecanına ortak olmak için gitmemişti.
Küçük kızı gözünü açıp kapasa bir yaş daha alıyordu. Çok hızlı büyüyordu. Kadir kızının bu kadar hızlı büyümesinden hiç hoşnut değildi. Ne olurdu sanki cennet gibi kokan küçücük bedeniyle kalsaydı? Ne olurdu sanki onu ilk kucağına verdikleri gün zaman dursaydı?
Şimdi annesinin öğretmen olduğu okulda birinci sınıfa başlıyordu. Kendisi bile ilk okula başladığında yüzünde küfrü aratmayan bir ifade vardı. Bu yüzden kızının heyecanına bir türlü anlam veremiyordu.
Melek kızının heyecanlı hallerine bakıp tebessüm etti. Kendisinin hiçbir zaman böyle heyecanlanabileceği bir çocukluğu olmamıştı. Kocasının da muhteşem geçen bir çocukluğu olmadığını biliyordu. İki yaralı kalp bir olmuş kızlarının hiçbir eksiklik çekmemesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Kızları için mesleklerini ellerine almışlardı. Kendi öz ailelerinden daha çok aile olacak insanları hayatlarına dahil etmişlerdi. Birbirlerinin çocuklarına muhteşem teyze ve amca oluyorlardı.
Duru'nun kandan olmasa da candan olan iki tane amcası, iki tane teyzesi, bir dayısı ve bir de halası vardı. Ve hepsini de canından çok seviyordu. Kanı ısınmadığı tek bir kişi vardı o da halasıydı.
Zengin bir hayatı vardı Duru'nun. Ama en büyük zenginliği canından çok sevdiği ailesiydi. Artı olarakta Ateş'i.
Kadir kızının hoplayan bedenini tek seferde kucağına aldı. "Sana baktıkça ben yoruldum kızım. Biraz ayakların dinlensin. Ben taşırım seni." Dedi kızının yanaklarını öperken. Karısının ince ve zarif elini de koca avuçlarının içine hapsetti.
"Yaaa babaaa. Büyüdüm ben artık. Kendim yürüyebiliyorumm." Dedi nazlı bir sesle. Babasının onu kucağında taşımasından zevk alıyordu. Ama yine bir tek babasına bu kadar çok nazlanıyordu.
"Hayır büyümedin. Sen hala cennet kokunla birlikte kucağıma bırakılan, kundaklı bebeğimsin." Dedi Kadir aksini kabul etmeyen bir sesle.
Melek hayretle kocasına bakıyordu. "Olmadı benim karnıma geri sok kızımızı Kadir'im."
Kadir karısının sözlerine çapkınca güldü. "Yok, oraya yenisini koyacağım ben."
Melek kocasının sözleriyle utanıp gözlerini kaçırdı. Yine de dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı. "Terbiyesiz." diye mırıldandı. Kadir bunu duymuş kahkaha atmıştı.
"Ne terbiyesizliğimi gördün hatun?" Desede kızları dikkatlerini çekmek için küçük avuçlarını birbirine çarpmıştı. Dikkatleri yine kızları olsa da bu konuşma burada bitmiş değildi. Yalnız kaldıklarında tekrar açılacaktı bu konu.
"Daha sonra birbirinizle uğraşırsınız. Şimdi biricik kızınızla ilgilenin." Duru'nun sözleri kıskançlık içermiyordu. Aksine bir kardeşi olması bu hayatta nadir istediği şeyler arasındaydı. Ama şuan okulunun ilk günü olduğu için anne ve babasının ilgisini kendi üzerinde istiyordu.
Kadir ve Melek kızlarının isteğine kayıtsız kalmamıştı. Kadir kucağında taşıdığı kızını diğer koluna geçirerek karısı ile arasına aldı. Karısıyla arasına girebilecek tek kişi kanından, canından olan biricik bal bebeğiydi. Duru, annesiyle babasının ortasına geçmeyi fırsat bilip ikisinin de yanağından öptü.
"Artık büyüdüğüme göre istediğim her şeyi yapabilirim." Babasını çıldırtmak için elinden geleni yapıyordu.
"Yok öyle bir dünya küçük hanım. Benden habersiz kuş uçurtamazsın."
"E ama babam haberli yapınca da çıldırıyorsun."
Kadir kızının hazır cevaplılığına gülmek istesede kendisini zorda olsa tutmuştu. Kızının küçük burnunu parmakları arasına alıp sıktı. "Sende her seferinde beni çıldırtacak şeyler yapıyorsun." Diyerek kızından geri kalmadı.
Verecek bir cevap bulamayınca annesine dönüp "anneeyy" diye bağırdı.
"Söyle annemm." Melek hayran bakışlarını kocasından ve kızından çekmiyordu.
"Babama bir şey söyle. Benimle uğraşmasın"
"Acaba sen babanla uğraşıyor olabilir misin küçük meleğim?"
Duru gözlerini kocaman açıp annesine baktı. "Bana inanmıyor musun? Bana bana küçük meleğine"
Melek aşka bulanmış gözlerini kocasına dikerek "kocamı seviyorum" demesiyle Duru kurşun yemiş gibi küçük avucunu babasının göğsüne bastırdı. Kendi göğsüne koymak yerine hedef şaşırmış babasının göğsüne koymuştu. Kadir kızının hallerine gülmemek için kendini çok zor tutuyordu. Gülerse şayet kızı kendisine küsüp bir gün boyunca konuşmama kararı alabilirdi.
"Hani ben senin küçük meleğindim. Hani bu dünyada en çok beni seviyordun anney?" Gözlerini usta bir oyunculukla doldurdu. Melek kızının her huyunu bildiği için kanmada da Kadir inanmıştı. Bu yüzden kızına daha çok sarıldı ve bal yanaklarına öpücükler kondurdu.
"Ben seni herkesten her şeyden daha çok seviyorum bal bebeğim. Annenden bile."
Duru'nun ağzından kıkırtı dökülürken Melek'in ağzından 'hih' nadası çıkmıştı. "Öyle mi Kadir bey? Demek kızını benden çok seviyorsun. Bakalım bundan sonra salonda yatınca da böyle diyebilecek misin?"
"Aşk olsun karım. Sen bana kıyabilir misin?" Melek sadece kocasına ters ters bakmakla yetindi. Kadir karısının ters bakışlarına rağmen elini beline sarıp kendisine doğru çekti.
Okulun önüne geldiklerinde Kadir kızını kucağından indirdi. Önünde diz çöktüğünde, dizleri yine canından çok sevdiği biri için yere değmişti. Kızının bir yanağından derince öpüp bir 'oh' çekti.
"Derslerini güzelce dinleyip kimseyle kavga etmiyorsun bal bebeğim anlaştık mı?" Duru hızlı hızlı kafasını sallayıp diğer yanağını da uzattı. Kadir oraya da kocaman öpücük kondurdu. "Hiçbir erkek sineğini yanına da yaklaştırmıyorsun, bu konuda da anlaştık mı?"
Duru yine hızlı hızlı başını salladı. "Merak etme babam. Benim gözüm Ateş'imden başka kimseyi görmüyor. Yanıma kimseyi yaklaştırmam yani." Derken okula gitmek için yerinde zıplayıp duruyordu.
Kadir kaşlarını çatsa da bir yanağını kızına doğru uzattı. Duru hemen babasının yanağını kocaman öpmüş, babası hareketlenmeden diğer yanağına geçmişti. Kadir kızının bu hareketine yarım bir gülüşle karşılık verip kızına son kez sarıldı. "O senin Ateş'in falan değil. Abin o senin. O dahil hiçbir erkeği gözün göremez."
Duru babasının sözlerini aldırmadan kimse duymasın diye babasının kulağına "bana en kısa zaman da kardeş yapın babam. Abla olmak istiyorum ben" diye fısıldadı. Kadir bu sözlere kocaman kahkaha atmıştı.
Duru babasına arkasını dönüp okula doğru koşmadan önce babasını daha da çıldırtmak ister gibi "bende Ateş'imlen yapayım çocuk." demişti.
Kadir koşarak okula giden kızının arkasından hayal kırıklığıyla baktı. Önüne uzatılan eli fark etmeyecek kadar hayal kırıklığı içindeydi. Karısı dikkatini çekmek için elini şıklattığında Kadir karısının elini tutarak ayaklandı.
"Sen karını sevmek yerine daha çok kızını sev. Kızında gidip başka birine yanık olsun Kadir bey." Dedi Meleke tripli bir sesle.
Kadir, karısını belinden tutup kendine çekti. Dudaklarında her zaman ki çapkın gülümsemesi vardı. "Bu kız böyle en çok başka birine aşık olacaksa biz yapamamışız demektir hatunum. Gel he de yenisini yapalım. Babasına aşık bir kız istiyorum."
"Ya ben annesine aşık, babasının kopyası olan bir erkek evlat istiyorsam?"
Hayretle kaşları kalktı. "Bu 'tamam kocam akşam çalışmalara başlayalım' demek mi oluyor?"
"Hayır tabi ki. Sana hayırlı işler diliyorum ve gidiyorum."
"Ya ama kızımızın isteğini yerine getirmeyelim şimdi bal karım."
"Babasının kızı işte. Babasına bak kızını al. Aynı huy aynı gen."
Melek bunu diyerek okula doğru yürüdüğünde Kadir bir süre karısının arkasından baktı. Karısı okuldan içeri girdiğini gördüğünde geriye dönüp geldikleri yolu geri gitmeye başladı. İlla ki karısının inadını kıracak ve ikinci çocuğu yapacaktı. Kız erkek hiç fark etmezdi. Yeter ki sevdiği, sevdalı, aşık karısından olsun yeterdi. Karısını çok seviyordu. İlk göz göze geldikleri andan beri hem de.
Duru sınıfa girdiği gibi ilk gün olmasına aldırmadan sınıftaki arkadaşlarıyla sanki yıllardır tanışıyormuş gibi konuşmuş, onlarla sohbet etmişti. Arkadaşlarının sevgisini kazandığı kadar düşman gözlerde kazanmıştı Duru. Bazılarının gözüne çok batmıştı Duru'nun samimiyeti. Sınıf öğretmeni gelip öğrencileri yerlerine geçirdiğinde Duru yanında oturduğu kıza bakmaktan kendini alamıyordu. Gözleri o kadar güzeldi ki Duru bir an kendi gözlerini unutup kızın gözlerini kıskandı. Saçları beline kadar uzanıyordu. Duru yine kendi uzun saçlarını unutup kızın saçlarını da kıskandı. Gözleri yemyeşil, saçları kahverengiydi. Herkesi büyüleyeceği bir güzelliği vardı.
"Oha. Sen mümkünse benim Ateş'ime yaklaşma." Duru yanlışlıkla içinden söylemesi gereken şeyi sesli söylemiş, bunu da kızın bakışlarından fark etmişti. Hemen kıza gülümseyip elini uzattı. "Merhaba yeşillik. Ben Duru, Duru Sağlam ve seninle tanışmak için can atıyorum."
Kız Duru'nun elini tutarken dudaklarında tatlı bir gülümseme vardı. "Bana daha çok Ateş'inden kıskanıyormuş gibi geldi." dediğinde Duru başını omzuna yatırarak tatlı tatlı gülümsedi.
"Şey ben onu içimden söyleyecektim aslında." Konuyu dağıtmak istediği için hemen başka soru yönlendirdi. "Adını söylemedin. Adın ne?"
"Adım Nur, Nur Cevher." Nur adını söyledikten sonra Duru'nun kulağına fısıldadı. "İçinden söyleseydin de duyardım seni." Duru, Nur'un söyledikleriyle sessiz kaldı. Bir şey söyleyemeden öğretmen yoklama almaya başlayarak derse başlamıştı. Duru bu sözlerden anlaması gereken şeyi çok net anlamıştı ama çaktırmadı.
Öğretmeni duymasın diye kısık sesle "memnun oldum yeşillik. Hayatıma hoşgeldin." dedi.
"Bende çok memnun oldum ballık. Sende hayatıma hoşgeldin." diyerek karşılık aldı.
O gün Duru, yalnızca bir sıra arkadaşı edinmemişti; hayatının en berrak köşesine, kaderin ince bir zarafetle bıraktığı bir kardeş daha eklemişti. Nur'un yanına oturduğu o ilk an, farkında olmadan iki küçük dünyanın sınırları birbirine değmiş, sessiz bir dostluğun ilk kıvılcımı aralarında doğmuştu. Okul koridorlarının yankısında, sınıfın tebeşir kokan havasında ve teneffüslerin telaşlı kalabalığında, ikisi birlikte sayısız anıyı yan yana ilmek ilmek örecekti. Bu bağ, yalnızca okul sıralarıyla sınırlı kalmayacak; dışarıda paylaşılan kahkahalara, oyunlarla uzayan günbatımlarına, çocukluğun saf neşesine karışacaktı.
Ve zamanla... Duru, Nur'un kalbini tanıdıkça—gülüşlerinin ardındaki hikâyeyi, sessizliklerinin taşıdığı anlamı öğrendikçe—onu kendi küçük planlarının merkezine, sadakate ve güvene dayanan o gizli halkasına dahil edecekti. Çünkü bazı insanlar hayata sonradan dâhil olur ama yerleri hep en baştan ayrılmış gibidir.
Sırlarını öğrendiğinde ise planına dahil edecekti Nur'u.
Duru yeni tanıştığı arkadaşıyla kaynaşmak istediği için teneffüslerde Ateş'inin, Doruk'ların yanına gitmeyi bile unutmuştu. Duru hiç usanmadan Ateş'ini Nur'a anlatmış, Nur'a da hiç sıkılmadan dinlemişti. Çünkü Duru'nun anlatırken yaptığı abartılı mimiklere baktıkça kahkaha atmıştı. Sıra Nur'a geldiğinde de abisini, abisinin arkadaşlarını, kız kardeşini anlatmıştı. Aynı saygıyı Duru da yeni arkadaşına göstermişti.
Duru bir teneffüs "Saçlarını hiç kestirmez misin yeşillik? Çok uzunlar." diye sormuştu Nur'a. Nur ise "Hayır hayatta kestirmem ben saçlarımı uzun seviyorum. Olurda kestirecek olursam bil ki," demiş sonra durmuştu. Düşüncesi bile ağır geldiği için başını iki yana sallamıştı. "Kestiremem onlar benim hayat bağım. düşüncesi bile içimi kötü etkiledi." diyerek konuyu kapatmıştı.
Akşam tüm aile sıcak evinde toplandığında Duru hiç susmamış tüm yemek boyunca arkadaşını anlatıp durmuştu. Sıkılanlar çaylarını alıp içeri geçerken bazıları can kulağıyla Duru'yu dinlemişti. Kadir kızının Ateş'in yanına bile gitmediğini duyunca sevinçten havalara uçmuştu. Ama bu sevinci Duru'nun Ateş'in yanaklarını öpüp dizlerinde uyuyakalana kadardı.
Ateş Duru'nun onu unutmasını hiç sorun etmemişti. Aksine kendisine arkadaş edindiği için adına çok mutlu olmuştu. Zaten gece gündüz beraberlerdi. Bu yüzden yarım gün için sevdiği kıza kırılmayacaktı. Bir diğer mutlu olduğu şey ise yeni arkadaş edinmeseydi. Duru herkesle iyi anlaşırdı ama hayatına herkesi almazdı. Yemekten sonra üzerine atlayıp öpücüklere boğmuş, dizlerinde uyuyakalmıştı. İşte o zaman Kadir amcasına nispet yapar gibi Duru'ya gülmüştü. Uyuyasıya kadar da saçlarıyla oynamıştı.
Kadir kızını Ateş'in dizlerinden alırken ters ters bakmayı ihmal etmedi. Ama buna rağmen Ateş oğlunun saçlarına öpücük kondurdu. "İyi geceler aslan parçası." dedi babacan sesle.
Ateş de sıcak bir ifadeyle "İyi geceler Kadir baba." diye karşılık verdi. Kadir amca yarısı da olsa arada bir Kadir'e baba diyordu Ateş. Bunu bazen sadece çıldırtmak için yapıyor bazen de kendisini baba gibi gördüğü için diyordu.
Herkes kendi evine geçtiğinde Kadir'in ilk işi Duru'yu yatağına yatırmak olmuştu. Geri salona döndüğünde karısını koltuğa yatak yaparken gördü. Ağzı beş karış açıldı. "Bal meleğim ne yapıyorsun? Bilmediğim bir misafirimiz mi var?"
"Hayır kocam. Bu yatak senin için."
Kadir daha da şaşırdı. İşaret parmağını göğsüne bastırarak kendisini işaret etti. "Benim için mi?"
"Evet. Kızını benden daha çok seviyormuşsun ya. Bu gece burada yat da aklın başına gelsin." diyerek kocasına yakalanmadan odasına kaçıp ardından kapıyı kilitledi. Eğer biraz daha Kadir'in yanında durup sohbet etse yumuşardı. Ama Melek yumuşamak istemiyor, burnu sürtünsün istiyordu. İlk defa kocasından ayrı yatacaktı. Belki uyuyamayacaktı. Belki de kabuslar görecekti ama bunu yapmazsa da kocasına hayatı boyunca hiç trip atamayacaktı. Eline geçen bu fırsatı değerlendirmek istiyordu. Ya ileride daha fazla ayrı kalmak zorunda kalırlarsa?
Kötü düşünmek istemiyordu ama yine de düşmanlarını yenebilmiş değildi. Bu yüzden her şeye hazırlıklı olmalıydı.
Salonun ortasında ortada bırakılmış kadınlar gibi dikili kalmıştı Kadir. Hem şaşkın hemde huzursuzdu. Bu zamana kadar hiç karısından ayrı yatmamıştı. Kokusunun olmadığı yerde asla uyuyamıyordu. Uyusa bile uykusunu alamıyordu. Ayrıca onu kolları arasına almadan nasıl uyuyacaktı? Bu yüzden karısının yaptığı çok koymuştu. Ama yine de karısının bu yaptığına saygı duydu. Belli etmese de karısı için hala çok korkuyordu. Ya yine o eski günlere dönerlerse? O zaman ne yapacaktı? Zihnine sızmak isteyen düşünceleri hızla geri yolladı Kadir. Eğer karısı onu yanına almıyorsa Kadir de kızının yanına giderdi. Tabi bu ertesi gün karısının gönlünü almayacağı anlamına gelmiyordu.
Söylene söylene kızının yanına yatmaya gitti. "Ben bu gece çalışmalara başlarız diye hayal kurmuştum ama ya." Salonda yatmak yerine kızının yanına kıvrıldı. Duru babasının varlığını hisseder hissetmez babasının sıcaklığına sokuldu. "Babam? Neden buradasın? Hani bana kardeş yapacaktınız." dedi uykulu sesle.
Kadir kızını sararken sıkıntılı bir iç çekti. "Bende öyle sanıyordum bal bebeğim ama annen burnumdan getirecek gibi duruyor. Neyse ki baban karısını nasıl mutlu edeceğini bilen bir adam. Sen hiç merak etme en kısa zaman da kardeş haberini alacaksın." dedi kızını daha çok sardı. Duru babasının sözlerini duydu ama cevap veremeden tekrar derin bir uykuya dalmıştı.
Ertesi gün, ondan sonraki günler Duru okula giderken daha heyecanlıydı. Çünkü hayat arkadaşı Nur onun her şeyine dahil olmuştu. Planlarına bile.
🪽
Geçmişte tanıdığımız insanlar şimdiki zamanda en tanımadığımız insana dönüşebiliyordu. Ne kadar onu tanıyorum deseniz de tanıyamıyordunuz. Belki samimiyetiniz kardeşten öte oluyordu. Belki de sadece birbirinize selam veriyordunuz. Zaman, aranıza görünmez duvarlar örmüş gibiydi; sesinizi tanıyan o gülüş artık yabancı birinin yüzünde asılı duruyor, eskiden bildiğiniz bakışlar artık başka birinin gözlerinde geziniyordu. Aynı sokaktan geçseniz tanımazdı sizi, aynı şarkıyı dinleseniz hatırlamazdı. Sanki anılar sizi bir zamanlar aynı hikâyeye yazmış, ama hayat kendi elleriyle o sayfaları koparıp farklı kitaplara savurmuştu. Geriye, yalnızca içinizde hafif bir sızı ve "nasıl bu kadar değişti?" diye soran bir merak kalıyordu.
Meraklıydım çünkü Ateş'in sözleri zihnime yanan kül dökmüştü. Ve o küller zihnimin içinde savruldukça düştüğü yeri yakıyordu. Eğer Ateş'in dediği Nur uzun saç seviyorsa bu karşımda duran Nur'un saçları neden kısaydı? Aklım bulanıyor zihnimdeki sesler yine yükseliyordu. Şuan ki ortam o kadar absürt duruyordu ki. Ateş'in eli belime sarılı, Nur bir bana bir de Ateş'e bakıyordu. Ateş'in kaşları da çatılı bir şekilde gözlerini Nur'a dikmişti. Ortam bir anda o kadar çok gerilmişti ki elektrik hatları bile bizim gerginliğimiz yüzünden kopabilirdi. O derece gerilmiştik.
Daha fazla gerilmemek için konuşmaya karar verdim. Tam ağzımı açmış konuşacaktım ki ortamda yükselen telefon zil sesiyle ağzımı kapatmak zorunda kaldım. Telefon çalmaya devam ederken ben Nur'a bakıyordum açsın diye. O da bana bakıyordu garip bir şekilde. Dayanamayıp gözlerimle Nur'un çantasını işaret ettim. "Açsana telefonunu Nur."
Sözlerimle şaşırdı. "Benim telefonum çalsa açardım." dedi. Tabi bu sırada telefon susup tekrar çalmaya başlamıştı. Bu Sefer Ateş'e döndüm. "Ateş açsana telefonunu. Çalıp duruyor."
Belimdeki elleri sıkılaştı. Başını omzumun üzerinden uzatarak bal gözlerime baktı. "Duru, güzelim." dedi. İçim eriyip gitti. Ben olduğumu onaylar bir ses çıkardım. "Hım?" Her daim onun güzeli olabilirdim. Sadece onun güzeli.
"Bebeğim senin telefonun çalıyor." demesiyle aşk bulutları dağılıp gitti. Aklım hangi gökyüzünde süzülüyorsa acil bana geri gelmeliydi. Ah tam bir salaktım. Kendi telefon zil sesimi tanımayacak kadar kendimde değildim. Hızla çantamın içindeki telefonu arayamaya koyuldum. Telefon susup tekrar çalmaya başladığında anca telefonumu elime alabilmiştim.
Aklın nerede senin? Ayy bizi ne kadar rezil bir duruma soktuğunun farkında mısın? Bizimle olacağı vardıysa da bu saatten sonra fikrini değiştirecek! Of laf sokacağına beni sakinleştirir misin? Şuan acayip utandım. Ne kadar rezil bir kızım. Sayende bizde beyazlığımızı kaybedip pembeleştik Dupduru!
Ekranda gördüğüm isimle dudaklarımı ısırdım. En olmadık zamanlarda ansızın arıyordu bu adam. Korkmuyor değilim. Eğer böyle üst üste arıyorsa çok kızmış demekti. Ateş yüz ifademi görünce "Ne oldu? Açmayacak mısın?" diye sakin bir sesle sordu. Ama benden cevabı alamadı. Çünkü telefon kapanmak üzereyken açıp hemen kulağıma götürdüm. Bu kadar çok bağıracağını bilseydim götürmezdim. Sağır oldum.
"DURU!" diye bağırdı canım dans hocam Sarp bey. Yutkunamadım. Ben tamamen dans kursunu unutmuş, İstanbul'a yerleşmiş, bir de yakışıklı direk çocuğuna kalbimi kaptırmaya başlamıştım. Taşındığımı söylemek bile aklımın ucuna gelmemişti.
"Canım hocacım." dedim sakin ama tedirgin bir sesle.
"Duru, Duru, Duru," diye tekrarladı adımı. Sinirlerine hakim olmak ister gibi bir kaç defa derin nefesler aldı. "Profesyonel dansçı olmana bir adım kalmışken neredesin kızım, sen?"
"İstanbul'dayım hocacım." dememle kahkaha atması bir olmuştu. Sarp hoca delirmiş gibi kahkaha atarken telefonu kulağımdan çekip yüzümü buruşturarak telefona baktım. Kaşlarımda çatılmıştı. Ne vardı sanki bu kadar gülecek? Ateş'e baktığımda o da sessizce telefon konuşmasını dinliyordu. Ve onunda kaşları çatıktı. Bakışlarım Nur'un olduğu tarafa döndüğünde ela gözleri bize dikmiş ikimize bakıyordu. Benim ona baktığımı görünce elini sallayarak yanımızdan uzaklaştı.
"Duyuyor musun Ceren hocam? Hanımefendi İstanbul'daymış." dediğinde dudaklarımı daha sert ısırdım. Kanatmak istercesine. Ceren hoca da yanındaysa eğer çifte okuyacaklardı canımı. Karı koca çok sertlerdi. Sesi gelmese de başını salladığını görmüş kadar olmuştum. "Bak sen şu işe. Peki Duru hanım ne zaman döneceksiniz Bursa'ya?"
"Gelmeyeceğim."
Telefonun hışırtısından el değiştiğin anladım. Ardında Ceren hocanın sesi duyuldu. "Ne demek gelmiyorum! Duru'cuğum güzelim sen ne dediğinin farkında mısın?" Konuşmadan önce Ateş'in fısıldayarak kurduğu cümleyi duyunca dudaklarım iki yana kıvrıldı. "Nereden senin Duru'un ve güzelin oluyor hoca." Kınayan bakışlarla baktığında umursamadı bile. Aksine beni derse gireceğim binaya doğru yürütmeye başladı. Kıskanması içimdeki kıvılcımı harlamıştı.
Ceren hocamızdan bile kıskanması çok hoşş. Biz sadece kocamız beyimizin Duru'su ve güzeli olabiliriz. Köpekten kıskanan adam bir zahmet hocamızdan da kıskansın. Ama yüz ifadesi aşırı tatlıydı. Tam yemelik.
"Evet hocam farkındayım. Ben artık tamamen İstanbul'dayım. Babamın ani kararıyla Doruk ile buraya taşındık." İkisi de sessizleştiğinde yine gerildim. Yine dudaklarımı kanatacak kadar ısırdığımı Ateş'in parmaklarını dudağıma değdirip dudaklarıma yaptığım işkenceye son verdiğinde fark ettim. Baş parmağını alt dudağımı okşayarak dişlerimin arasından kurtarmıştı.
Telefonun açık olduğunu bildiği için kulağıma yakınlaşıp fısıldadı. "Dudaklarına işkence etmeyi kes güzelim. Bu dudakları sadece ben parçalayabilirim." Kalp atışlarımın hızlanmasına engel olamadım. Kalbim göğüs kafesime tatlı işkence etmeye devam ederken nefeslerimde düzensizleşmişti. Bu halimi görünce dudaklarında çapkın gülümseme doğdu.
Dirseğimi karnına geçirmiş olmam hiç etki etmediği gibi sırıtması büyümüştü. Kızmak için ağzımı açmıştım ki Sarp hocanın sesi buna engel oldu. "Madem babanın kararı, o zaman seni tanıdığım birine yönlendireceğim. Onun kursuna gidersin ve hayallerindeki gibi profesyonel dansçı olursun. Ayrıca bir kaç hafta sonra yapılacak gösteride de eski görevinde olacaksın. Gösteri için biz oraya geleceğiz. O grupla birleşerek yapacağız dans gösterilerini."
Adımlarım durdu. Ben durunca Ateş'te bana ayak uydurmuştu. Duyduklarımı algılayamadım bir an. Algıladığımda ise sevinç çığlığıma engel olamadım. Yerimde zıplarken o kadar mutluydum ki Ateş'in boynuna atlamıştım farkında olmadan.
"Kız deli ne bağırıyorsun? Biz dansta bu kadar ustalaşmış bir öğrencimizi kolay kolay kaybeder miyiz?" Ceren hocanın sesi artık daha neşeli geliyordu.
"Hocam beni ne kadar mutlu ettiğinizden haberiniz var mı? O kadar mutluyum ki şuan direk çocuğuma sarılıyorum."
"Direklerle arkadaş mı oldun Duru? Sadece dans edeceksin onlarla arkadaş olmayacaksın." Sarp hocanın sözleriyle Ateş hızla benden ayrılıp uzaklaştı. Benden ayrılması yetmiyormuş gibi birde sırtını dönüp yürümeye başladı. Arkasından şaşkınca bakakaldım. Beni bırakıp gidiyordu.
Utandırdın yine kocamız Ateş'imizi. Ya ama o da hep utanıyor. Benim suçum değil ki.
"Yok hocam yanlış anladınız? Erkek arkadaşımdan bahsetmiştim. Neyse hocam ben sizi sonra arıyayım. Şimdi derse girmem gerekiyor. Görüşüz." Sarp hoca konuşmadan telefonu kapattığım gibi Ateş'in peşinden koşup sırtına atladım. Sendelese de dengesini hızlı toparlayıp bacaklarımdan tutarak düşmemi engelledi. Yanağımı yanağına yapıştırıp tatlı tatlı baktım. "Utandın mı sen?"
Ters ters bakmak istedi ama yapamadı. Yüz hatları ve bakışları yumuşacıktı. "Bir de soruyor musun Duru'cuğum?"
"Sen bana sorarken iyi oluyordu ama. Ben sorunca mı kötü oluyorum. Ne olur sanki evet canım, bebeğim, aşkım, güzelim, bal çiçeğim, bal gözlüm, ballım, evet sevgilim utandım demek bu kadar zor mu? Zor olur tabi. Sonuçta erkek adamsınız öyle her şeyi belli etmezsiniz değil mi? Gururunuza yediremezsiniz çün-" adımları tökezleyerek durduğunda lafım kesildi. Düşmemek için daha sıkı sarıldım boynuna. Sanki sırtına yapışmamışçasına.
Ama o beni yere indirmek için hamle yapmıştı. Zorla sırtında durmak istiyormuş havası vermek istemediğimden indim sırtından. Asla zorla duracak bir kızda değildim. Zorla güzellik olmazdı sonuçta. Keşke inmeyip zorla sırtında dursaydım.
Kararlılık seviyene hayran kaldık. Ya bakışlarını görsen sende inmek istemezdin.
"Öncelikle nefes al ballım. İkincisi de, bir daha söylesene dediğini. Tekrar duymak istiyorum müptelası olduğum sesinden." Derin bir nefes aldım öncelik olarak dediği gibi. Sonra ki dediğini ise anlamamazlıktan geldim.
"Neyi söyleyeyim? Ben orada ne kadar uzun cümleler kurdum duymadın mı? Hangi birini aklımda tutayım?"
"Hepsini akılımda tutacak kadar hemde. Ama tek bir şey duymak istiyorum ve sende bunu çok iyi biliyor, bilmemezlik ayaklarına yatıyorsun." Aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi. "Yemezler güzelim."
Sıcak nefesi dudaklarımın arasına sızdıkça nefesimi tutmak istedim. Benim nefesim o olsun istedim. İstemekle kaldım çünkü sürekli nefes al diyen biri için nefessiz kalmayı göze alamadım. Bir tek dudaklarıyla nefesimi kesmesi için evrene tüm dileklerimi gönderdim. Umarım en kısa zamanda tutardı.
"Sen yemeye koy canım. Ben dersime gidiyorum. Hadi sana iyi dersler." Yanağından öptüğüm gibi hızla ondan uzaklaşıp amfiye girdim. Arkamda şaşkın şaşkın bakıp sonrasında kaşlarını çattığını hissedebiliyordum.
Kapıdan içeri girdiğimde Nur'u ortalarda bir yerde telefonuyla ilgilenirken gördüm. Öyle bir gömülmüştü ki geldiğimi fark etmemişti. Ya da fark etti sadece kafasını kaldırma gereği duymamıştı. Yanına geçmek için hareketlenmiştim ki arkadan gelen kişi omzuma sertçe çarpıp geçti. Ardından iki kişi de aynı anda omuzlarıma çarpıp geçtiğinde sinirlenmemek için kendimi zor tuttum. Yanlışlıkla değil bile isteğe yapılan bir şeydi. Kaşlarım benden bağımsız çatılmıştı.
Bana çarpmamışlar gibi bir de kollarını bağlayıp küçümser bakışlarla bana bakıyorlardı. Ortalarında duran kız liderleri gibi dururken diğer ikisi daha çok onun süs köpekleri gibi duruyordu. Karakterleri olmayan üçlü grubun fiziksel özelliklerini anlatmak istemeyecek kadar karakterim vardı. Bu yüzden sizler kendiniz nasıl hayal etmek isterseniz ona göre hayal edebilirsiniz. Bunu yaparak hem kendi zamanımı hem de sizlerin okuma zamanınızı almak istemiyorum beyaz meleklerim.
"Oha lan, oha. Yavaş olsanıza. Kör müsünüz de çarpıyorsunuz?"
Liderleri dudaklarında itici bir gülümsemeyle alttan alttan bana baktı. "Pardon şekerim ya görememişiz. Kalitesiz biri olunca görmekte zorluk çekiyoruz. Değil mi kızlar?" Süs köpekleri onu onaylar bir şekilde kafalarını salladı. Sanki sallamasalar onun sözünün bir önemi olmayacaktı. Ki önemi de yoktu zaten.
Şeytan diyor tut şunların saçlarından akıllanana kadar kafalarını birbirlerine tokuştur. Neyse ki biz melek olduğumuz için sözlerimizle döveceğiz onları Dupduru. Aynen öyle yapacağız.
Duruşumu dikleştirip aynı bakışlarla bende onlara baktım. "Ya öyle mi şekerim ya. Tüh bende karakter olmayan birilerini görünce gözlük taksam bile göremiyorum. Değil mi kız- ah pardon benim kendime kullanmak için seçtiğim süs köpeklerim yoktu, unutmuşum bir an." İşte bu kadardı.
Sözlerimle yüzleri öyle bir kızardı ki keyiften dört köşe oldum. Ortada ki kız üzerime atlamak için ileri atılsa da kolundan tutup durdurdu onu. "Ne diyorsun kızım sen?"
Onu aldırmadan liderlerine baktım. "Sıkı tutta kaçmasın. Malum üniversitedeyiz. Büyük bir yer sonuçta, bulması zor olur." Her bir cümlemde daha da kızarıyorlardı. Kendileri bana bulaşarak en büyük hatayı yapmışlardı. Ben sineye çeken biri değildim. Ya sözlerimle ya da yumruklarımla en güzel şekilde karşılık verirdim. Ve şuan anlıyorum ki buradaki ilk düşmanlarımı hiçbir şey yapmadan kazanmışım.
Bizi çekemeyenler anten taksın. Ağır geliriz, boş ver takmasınlar.
Daha fazla muhatap olmamak için Nur'un yanına gitmek için adım attım. Ama onlara söylediklerim az gelmiş gibi "En azından biz birbirimize sahibiz. Senin arkanda duracak biri bile yok." demesine hunharca gülebilirdim.
"Ben kendime süs köpeği değil aslan seçerim. Ki bilirsiniz aslan vahşi bir hayvandır tasmaları sevmez. Bu yüzden onu tutmam." Yanındakilere süs köpeği dedikçe deliye dönüyorlardı. Bir adım atarak önde durana yaklaştım. Boyu da kısa olduğu için bana alttan bakıyordu garibim.
"Son kez şunu da söyleyeyim; arkamda, yanımda, önümde duracak her zaman birileri var. Fakat ben kendime yettiğim sürece bana saygı duyarlar ve karışmazlar. Sanma ki bu koca üniversitede tek başımayım. Yanılırsın. Bir telefon açmama ya da mesaj atmama bakarlar."
Acımıyorsun. Beni küçümsemeye çalışanlara acımam. Kendilerini bir şey sanıyorlar. Tamam şimdi kocamızı düşünüp sakin oluyoruz.
İnsanları eziklemek hiç hoşuma gitmiyordu. Hele de hemcinslerimi. Ama bazıları vardı ki kalpleri kapkara, düşünceleri acımasız olanlar. İşte onları gördükçe cevapsız kalamıyordum. İster bana ister bir başkasına bulaşsın müdahale etmezsem sanki ben kötü olacakmışım gibi hissediyordum.
Nur'un yanına geçtiğimde hoca da eş zamanlı içeri girmişti. Zamanlamam muhteşemdi. Hocanın gelmesiyle daha fazla konuşamadılar. Bakışlarım ok misali Nur'u bulduğunda onunda ağzı açık bir şekilde bana bakarken buldum.
"Sen kimsin be? Kızları ne hale getirdiğinin farkında mısın Duru? Aşırı havalıydın. Kız olmasam yükselirdim sana. Ki kız olmama rağmen yükseldim erkekleri düşünemiyorum." Yüzümün buruşmasına engel olmadım. Bana bir tek Ateş'im yükselsin yeter. Diğerleri umurumda değildi.
Onu takmadan koluna vurdum. "Senin ne işin var burada kızım?"
"Seni gurbet ellerde tek başına mı bırakacaktım? Tek arkadaşım beni bıraksada ben bırakamadım. Kaydımı buraya aldırdım. Ama görüyorum ki sen tek kalmamışsın." Şaşkınlıkla soludum.
"Tek arkadaşın mı? Nur sen, ben hariç herkes ile güzel anlaşıyordun ki tek kalmazdın. Orada bir hayatın vardı, ailen vardı. Benim için onlardan ayrılmana ne gerek vardı?"
"Bazen anlaşmak yetmiyor Duru. Anlatabiliyor muyum? Seninle çoğu şeyimiz beraberdi. Bu yüzden orada sensiz yapamazdım." Anlıyorum dercesine başımı salladım. Daha fazla söz söylemek bana düşmezdi. Kararını vermiş birine ne derseniz deyin o kararından vazgeçiremezdiniz. O yüzden sessiz kaldım. Hoca yoklamasını alırken benim adımı geçirdiğinde sadece elimi kaldırmıştım. Üçlü tayfanın ölümcül bakışlarına maruz kalsam da oralı olmadım. Zaten telefonuma gelen bildirim sesi tüm dikkatimi üzerine çekmişti. Bildirimin nereden geldiğini görünce kahkaha atmamak elimi dudaklarımın üzerine kapadım.
Koca oğlan sizi, ÖZGÜR'ÜNÜZÜN KASLI VÜCUDU grubuna ekledi.
Koca oğlan, Maviş Doruk kişisini ekledi
Koca oğlan, Ablalık kişisini ekledi
Koca oğlan, Yakışıklı direk çocuk kişisini ekledi
Koca oğlan, Elektronik Atlas kişisini ekledi
Koca oğlan, Sevimli Melomm kişisini ekledi
Koca oğlan: HEPİNİZ BENİM KASLI VÜCUDUMA HOŞGELDİNİZ.
Maviş Doruk: Bu ne oğlum? başka isim mi bulamadın amına koyayım.
Maviş Doruk grubun adını, YAKIŞIKLI DORUK'UNUZUN MUHTEŞEM ÖTESİ SARI SAÇLARI
olarak değiştirdi
Elektronik Atlas: Sana da merhaba abicim. Umarım mesajları yazarken grupta küçüklerinin olduğunu unutmazsın. Yoksa babamı aramak zorunda kalırım.
Hoca ders anlatmaya başladığında kulaklarım hocada gözlerim telefon ekranındaydı. Atlasın mesajını okuduğum gibi parmaklarım hızla klavyenin üzerinde gezindi.
Bence de şikayet etmelisin Atlas'cığım.
Sevimli melomm: Bence etmemelisin yoksa bana anlattığın şeyleri ötmek zorunda kalırım.
Koca oğlan: Sana anlatıp bize anlatmadığı şeyler mi varmış? Peki niye sadece sen? Hayırdır Atlas bey kardeşimle ne ara bu kadar samimi oldunuz?
Koca oğlan: Bir dakika!
Koca oğlan: LAN GRUBUN ADINI KİM DEĞİŞTİRDİ
Maviş Doruk; Ben değiştirdim bir sakınca mı var?
Maviş Doruk, elektronik Atlasın mesajını alıntıladı; Ben sana böyle kahpelik yapıyor muyum lan. Babama söylecekmiş miş miş. Yüreğin yetiyorsa söyle.
Elektronik Atlas; Gruptan geçici süreli ayrıldı.
Ablalık grubun adını, MUHTEŞEM ÖTESİ RENKLİ TIRNAKLARIM, olarak değiştirdi.
Ablalık: Grubun adı böyle daha güzel. Böyle kalsın.
Maviş Doruk: Ama... Sen böyle kalsın diyorsan kalsın çirkin kızım.
Koca oğlan: Iyy hanımcı. Seni gruptan çıkarmamız lazım. Gerçiii aramızda en hanımcı Ateş bromda neyse.
Grup açıldığından beri Ateş'in yazdığını görmemiştim. Sadece görüldü atıyordu. Gerçi bende sadece bir mesaj yazıp çekilmiştim. Özgür'ün kendisine atığı lafa bile yazma zahmetinde bulunmamıştı. Ta ki ben yazana kadar.
Hanımcı?
Yakışıklı direk çocuk: Hanımcı olmayan mutlu olmaz bal göz.
Peki kime bu kadar hanımcısın?
Ablalık: Motoruna bile sadece seni bindirdiğine göre tatlım. Kime olabilir?
Yakışıklı direk çocuk: Su!
Ablalık:Ne yalan mı? Asel'i bindirdiğin motor bile farklı. Bebeğim diye sevdiğin motoruna bir tek Duru'yu bindiriyorsun.
Su'yun cevabı ile sessizleşmiştim. Onlar mesajlaşmaya devam ederken ben içime gömüldüm. Bunu beklemiyordum. Kalbim rotasından şaşmıştı. Artık kalbimdeki yangına engel olamıyordum. Benim kontrolümden çıkmıştı. Ateş'in her sözüyle her davranışıyla harlanıyordu. Aşkın yoğunluğundan gözlerim yaşarsa da yaşları geri gönderdim. Mutluluktan da olsa ağlamayı sevmiyordum. İleride yaşlarımın kuruyacağını bilmeden gözyaşlarıma hakim oluyordum.
Grubun adını değiştirme gibi bir planım vardı ama isim bulamıyordum.
Dupduru'nun beyaz kanatları yap. Oha çok iyi hemen yapıyorum.
grubun adını DUPDURU'NUN BEYAZ KANATLARI, olarak değiştirdin
Grubun adını değiştirmemle herkesin sessizleşmesi bir oldu. Sanırım kimse beklemiyordu. Bende beklemiyordum ama yapmıştım işte. Fakat adının böyle kalması bir saniye bile sürmeden Atlas grubun adını değiştirmişti.
Elektronik Atlas grubun adını, ATLAS'IN ELEKTRO GİTARI, olarak değiştirdi
Elektronik Atlas: Ay Duru ablam senin değiştirdiğini bilmeden değiştirdim özür dilerim.
Sorun değil yakışıklım.
Gerçekten sorun değildi. Öylesine yaptığım bir şeydi zaten. Bunun yüzünden Atlas'a kızacak değildim. Bu arada hocanın anlattıkları şey yüzünden canım sıkılmaya başladı. Çok yavaş anlattığı için uykum da yavaş yavaş kendini belli ediyordu. Uyumak istemediğimden telefonu sessize almış mesajlaşıyordum. En son olarak grubun adını Ateş değiştirdi. Ve benim hoşuma çok gitti. Hepimizin çok hoşuna gitmiş olacak ki kimseden mesaj gelmedi. Yada sonrasında attığı tehditli mesaj yüzünden seslerini çıkaramamışlardı.
Yakışıklı direk çocuk grubun adını, Geçmişimiz, Şimdimiz, Geleceğimiz... olarak değiştirdi.
Yakışıklı direk çocuk; Eğer bir daha grubun adını değiştirecek olursanız belanızı çok güzel severim!
Koca oğlan: Tmm brocum.
Maviş Doruk: Tamam Ateş'cikim
Elektronik Atlas: Tamam abilerin en abisi
Sevimli Melomm: Ok.
Ablalık: Tamam ablacığım.
Ateş'in tek bir cümlesiyle grubu dize getirmesine çok fazla kahkaha atmak istedim ama yapamadım. Malum dersteydim ve atılmak istemiyordum.
Keyfim isterse değiştiririm.
Yakışıklı direk çocuk: Tamam güzelim.
Yüzümde kocaman gülümseme belirdi. Eğer bir ban hanımcıysa bende bir tek ona beyci olurdum. Kafamı kaldırıp hocaya baktığımda aynı sıkıcılığıyla ders anlattığını gördüm. Nur bile dayanamayıp başını sıraya gömmüştü. Bu sıkıcı hocayı dinlemektense grupta mesajlaşmak daha cazip geldi. Kafamı kaldırıp geri telefona dönene kadar mesajlaşmışlardı.
Koca oğlan: Lan ne kadar da hanımcısınız ya. Kusmamak için kendimi zor tutuyorum.
Maviş Doruk: Seni de göreceğiz çapkın tutsak!
Yakışıklı direk çocuk: Kalbine girecek olan kıza acıyorum. Senin gibi birine kalbini kaptıracağı için.
Ablalık: Karışmayın benim Özgür'üme. İstediğini yapabilir.
İstediği şeyler; kız, daha çok kız, kaslı vücudunu göstereceği daha çok kızlar, sarışın kızlar, kızıl kızlar...
Elektronik Atlas: En azından kalbi kırılmıyor...
Elektronik Atlas: Sana tavsiyem Özgür abim kimseye kalbini verme.
Sevimli Melomm: Görünmez de değil...
Atlas ve Melo'nun mesajlarını okuyunca kaşlarım çatıldı. Umarım anladığım şeyler değildir. Umarım düşündüğüm şeyler olmamış olsun. Yoksa ikisini de sıra dayağından geçirirdim.
Maviş Doruk: Lan ne oluyoruz? Hadi biz neyse de siz iki velet niye çok büyük aşk acısı çekiyormuş gibi konuşuyorsunuz!
Elektronik Atlas: Gruptan geçici süreli ayrıldı.
Sevimli Melomm: Gruptan geçici süreli ayrıldı.
İkisinden de aynı anda aynı mesaj geldiği yetmiyormuş gibi bir de aynı anda çevrim dışı oldular.
Yakışıklı direk çocuk: Aşk acısı görmemişler bir de boş boş konuşuyorlar. Veletler.
Sen çok gördün herhalde?
Yakışıklı direk çocuk: Gösterenler utansın.
Bu mesajdan ne anlamamız gerekiyor Dupduru? Bilmiyorum. Umarım başka biri değildir.
Ya sizin dersiniz yok mu?
Niye hepiniz aktifsiniz?
Ben bu dersten çok sıkıldım. Keşke yanımda olsaydınız.
Maviş Doruk: Hani bizim son senemiz ya zeki kız kardeşim. Ve mezun olmamıza da az bir süre kaldı ya. Dersimizin olmaması çok normal değil mi?
Maviş Doruk: Sen niye aktifsin? Şuan derste olman gerekmiyor mu?
Ama haksızlık bu.
OFFF.
Dersteyim zaten ama sıkıldım.
Koca oğlan: Ya o değil de iki dakika çok güzel kız gördüm ona bakarken yanımdaki Ateş kayboldu.
Koca oğlan: Sizin yanınıza mı geldi Doriko?
Maviş Doruk: Koskoca çocuğa sahip çıkamadın mı? Size abilik yapayım diye mi önden beni yapmışlar anlamıyorum ki.
Ablalık: Ben nereye gittiğini çok iyi biliyorum. Çok sorgulamayın da yanıma gelin. Dersten çıktım ben.
Ortamda yükselen uğultulu seslerden dolayı kafamı kaldırdım. Kapı açılmış içeri giren beden yüzünden herkes fısıldayarak kendi arasında konuşmaya başlamıştı. Ben ise şaşkınlıktan az kalsın elimdeki telefonu yere düşüre yazdım. Hoca bile ders anlatmayı bırakıp kapıdaki bedene dönmüştü. Kalbimdeki yangın kendini belli ederken elimi hızlanan kalbimin üzerine bastırdım. Eğer biraz daha böyle hızlı atarsa kalp krizi geçirebilirdim.
"Ateş? Ne işin var senin dersimde?" diye sordu hoca. Sesi sitemli çıkmıştı. Sanırım dersinin bölünmesi hoşuna gitmemişti.
Fark ettiğim bir diğer detaysa az önce bana laf atan kızın Ateş'in içine düşecek gibi bakıyor olmasıydı. Bu kız neden benim Ateş'ime böyle bakıyor? Yoksa. Hayır ya bunu düşünmek bile istemiyorum.
Bu kız bizim kocamıza aşık ve bize bu yüzden düşman kesildi. İyi ki düşünmek istemiyorum dedim değil mi? Bizde seni seviyoruz.
Merakla Ateş'incevabını dinlemeye başladım. Bakalım ne diyecekti? "Eee, şey. Şimdi Murat hocam, şöyle ki ben tüm derslerimi vermiş bir öğrenciniz olarak sizin dersinize katılmaya karar verdim. Umarım dersinizde bana da yer vardır?" Sanki okulun sahibinin oğlu değilmiş gibi çok saygılı ve mahcupça sormuştu. Ben bu çocuğu yerdim ki.
"Geç otur ama eğer ki dersi kaynatacak ya da konuşacak olursan atarım seni dersimden."
Ateş dudaklarına hayali fermuar çekerek direkt benim olduğum yere doğru gelmeye başladı. Tabi bir gözüm lider kızda olduğu için Ateş için yere açtığını görmüştüm. Ateş'in onu görmeyip benim yanıma geldiğini görünce bozulan ifadesini de. Keyiften nasıl dört köşe oldum anlatamam. Sizde oldunuz değil mi?
Karı koca hiç acımıyorsunuz. Eee ne demişler seven sevdiğine çekermiş.
Ateş yanıma geçip oturmadan önce bir de yanağımdan makas almıştı. Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Bugün Ateş beni şaşırtmalara doyamıyordu. Kulağıma doğru "Naber güzelim." diye fısıldaması da beni başka evrene kadar götürebilirdi.
"Senin ne işin var burada Ateş?" diye fısıldadım onun gibi.
"Az önce söyledim ya neden geldiğimi. Niye tekrar soruyorsun bal çiçeği?"
"Ciddi olur musun? Birbirimiz kandırmayalım. Bu yüzden gelmediğini ikimizde biliyoruz."
Yüzünde çapkın bir gülümseme belirdi. "Sen çağırdın bende geldim bal göz." Dediğinden hiçbir şey anlamadım.
"Ne? Ben mi çağırdım? Benim niye bundan haberim yok peki?" diye çıkışmamla adının Murat olduğunu öğrendiğim hoca uyarırcasına öksürmesiyle hemen önüme döndüm. Hocanın ilk dersinden atılıp gözden düşmek istemiyordum.
"Dersimde kendi aranızda konuşmayın." Hemen başımı sallayarak onayladım hocayı. Yetmedi bir de "Tamam hocam" diyerek konuştuğumu kendi ağzımla itiraf ettim. Salak ben onaylayana kadar hocanın benim konuştuğumu bilmiyordu bile. Bugün bende bir şey vardı. Çok salakça davranıyordum. Yanımda derin bir nefes sesi duyunca ters bakışlarım Ateş'e döndü. Gülmemek için yanağını ısırdığını görünce kolunun etimi büktüm. O ise hiç oralı olmayıp kulağıma yaklaşıp az önce sorduğum soruyu cevapladı.
"Keşke yanımda olsaydınız dedin bende geldim." Artık şaşırmayı bırakmam gerekiyordu. Ben bile kendimin şaşırmasından bıktım. Sizi de bıktırdım.
"Ya sen böyle her söylenileni anında yapar mısın?"
"Senin söylediğin her şeyi yaparım."
Eriyip sıraya yapışmamak için kendimi zor tuttum. Beni spatula ile kazısınlar istemiyordum. Bizi Nur da dinlemiş olacak ki şokla ikimize bakıyordu. Bir beni bir Ateş'i işaret etti.
"Siz ikiniz hayırdır? Sevgili misiniz? Ne bu samimi haller? Flörtler falan?"
İkimizden de aynı andı farklı cevap çıktı.
"Hayır sevgili değiliz." Dedim ben.
"Evet sevgiliyiz." Diye hevesle konuştu Ateş. Sonra ise birbirimize dönüp baktık. Ban şaşkınken Ateş kaşlarını çatarak bana bakıyordu.
Yine aynı anda konuştuk
"Ne demek sevgiliyiz."
"Ne demek sevgili değiliz."
Nur araya girdi. "İki dakika da beynimi yaktığınız için çok teşekkür ederim. Sormadım sayın." İkimizde Nur'u takmıyorduk.
Ateş yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Sevgili değil miyiz şimdi? Onu mu ima ediyorsun."
Bende yüzümü yüzüne yaklaştırdım. "İma etmiyorum direkt söylüyorum."
Dudaklarıma doğru fısıldadı kimsenin duyamayacağı bir şekilde. "Sen sevgili olmadığın birini çırılçıplak görebiliyor musun öyle?"
"Sende çıkma teklifi bile etmediğin birine sevgilim diyebiliyor musun öyle?" Sözlerimle dudaklarını birbirine bastırdı. Kaşları yukarı doğru kalktığında neden öyle söylediğimi şimdi daha iyi anlıyordu. Her kız bence çıkma teklifi almak isterdi. En azından ben Ateş'ten bekliyordum. Abartılı bir şey de değil. Karşıma geçip iki güzel söz söylese yelkenleri suya indirirdim.
Nazlanmayacak mıyız yani? Nazlanalım mı istiyorsun? Kız evi naz evi derler ama bence bizde tam tersi Dupduru. Moral bozmakta bir numarasın demiş miydim?
"Kızım sana konuşma demedim mi ben? Eğer bir daha konuşursan dersimden atarım!" Hocanın sesiyle anında Ateş'ten ayrılıp önüme döndüm. Hoca çok ciddiydi. Ama sorun şuydu ki dehşet uyuz anlattığı için hem uykum geliyor hem de hiçbir şey anlamıyordum. Ateş yine gülmemek için kendini sıkıyordu. Ayağımı ayağına geçirdiğimde derin bir nefes aldı. Hayır anlamıyorum ne var bu kadar gülecek? Çok fazla gülmek istiyorsa benim dersim dışında somurtmak yerine istediği kadar gülebilirdi. Buna asla engel olmazdım.
Telefonuna gelen bildirimle telefonunu cebinden çıkardı. Tek bir mesaj değil üst üste mesaj bildirimi geldiği için önce sessize aldı sonra da mesaja girdi. Bende merakıma yenik düştüğümden hemen Ateş'e sokulup mesajlara baktım. Özgür gruba bir link atmıştı. Kendi telefonumdan da bakardım ama Ateş'in telefonundan bakmak daha cazip gelmişti. Ateş de rahatsız olmayıp, aksine rahatça bakabileyim diye telefonu aramıza yaklaştırmıştı. Linke tıklamadan, cebinden airportsunu çıkartıp birini bana uzattı.
Çapkın Esir: İnstagram linki gönderdi.
Çapkın Esir: Dakika bir gol bir bücür.
Çapkın Esir: Beni bile solladın.
Çakma sarı mavişcik: Bu ne?
İkiz Su: İzle de gör tipsizim.
Çapkın Esir: Yine rahat duramamış Duru hanımımız.
Gitarcı velet: Ben artık ablamdan korkuyorum.
Gitarcı velet: Laf dalaşına girmeyeceğim tek rakibim olarak listemin başına adını yazdırdı.
Üçüncü kız kardeş: Yalnız ben Duru ablama çok yükseldim. Sınıftakiler ne yaptı acaba?
İsimlere gülsem mi yoksa Ateş'in açtığı linkte izlediğim videoya ağlasam mı bilemedim. Videoda az önce lider kızla girdiğim sözlü tartışmanın, Atlas'ın tabiriyle laf dalaşının, editlenmiş hali mevcuttu. Benim her laf sokuşumda gözüme gözlük dudaklarımın arasına sigara geliyordu. Kim hangi ara çekip videoyu bu hale getirmişti bilmiyorum. Alt yazı bile eklemişti üşenmeden. Ateş'e baktığımda kaşlarını çatmış bir şekilde videoya baktığını gördüm. Sonra ise gruba tek bir mesaj attı.
Özgür videoyu paylaşanı bana bul ve videoyu ortadan kaldır.
Çapkın Esir: Hallediyorum.
Özgür çevrim dışı olduğunda ben hala öyle boş boş ekrana bakıyordum. Normal bir şekilde paylaşmış olsalardı kalsın derdim resmen beni palyaçoya çevirmişler. Kendimi garip bir şekilde aşağılanmış hissediyordum. Bakın normalde güleceğim bir videoya bu kadar içerlemem. Fakat bugün üzerimde garip bir şey var. Moodumun düşmesini tamamen buna bağlıyordum. Ama bu halim uzun sürmedi.
Ateş moralimin bozulduğunu hissetmiş gibi hemen işi muzipliğe vurup kulağıma sıcak nefesini vurarak "Benim sana bu kadar yükselmem normal mi güzelim?" diye konuştu. Aklına bir şey gelmiş gibi kaşlarını çattı. "Ben bu kadar yükseldiysem bu kadar insan da yükselmiştir. Ben bu işi sevmedim. Acaba seni içime soksam, orada saklasam seni, kimsenin gözü de sana kaymasa?"
Yüzümde tatlı bir gülümseme belirdi. "Kıskanman çok tatlı. Ama olmaz ben babama izin vermemişim içine sokmasına sana mı izin vereceğim? Bir zahmet katlanıverin."
"Demesi kolay. Benim yaşadığımı yaşa da, o zaman göreceğim ben seni."
Kaşlarım çatıldı. "Yaşamadığımı nereden biliyorsun? Sınıfa girdiğinde içine düşecek kızları görmedin herhalde. Görmede zaten. Senin gözlerin benden başkasını göremez. Hele bir görsün bak ben o gözlerine neler yapıyo-" Cümlemi tamamlayamadan sert bir ses cümlemi yarıda kesti. Gözlerimi sıkı sıkı yumdum. Korktuğum başıma gelmişti.
"Dersimden defol Duru Sağlam." Dersten kovulmuştum.
Bir dakika biz şimdi kocamız yüzünden dersten mi kovulduk. Hem de herkesin içinde. Senin moral bozmak dışında bir işin yok mu? İyi yönünden bakalım, en azından sıkıcı dersten kurtulduk. Bizim için tek yönü Ateş kocamız.
"Ya ama hocam Ateş," Lafımı dinlemeden kesti. "Çık ve bir dahaki derse kadar kendine çeki düzen ver."
Çantamı alıp ayağa kalktığımda Ateş'in önünden geçtim. Hayır o da demiyor ki çekileyim Duru rahatça geçsin. Biraz zorlansam da çıkmıştım. Tabi beyefendinin keyfi dört köşeydi. Beni zorla geçirip arkamdan ayağa kalkmasına daha sonra sövecektim. Resmen peşimden geliyordu. Dersten kovdurttuğu yetmiyormuş gibi!
Kapıyı açmadan önce hocaya dönüp bir kaç adım attım. "Siz de bir daha ki derse kadar ders anlatımınıza çeki düzen verin! O kadar sıkıcı anlatıyorsunuz uykum geldi ve Ateş'e mesaj atmak zorunda kaldım yanımda olsanız keşke diye." Son cümleyi tamamen lider kıza gıcıklık olsun diye demiştim. Malum kimsesizmişim ya ben. "O da benim için hemen dersinize geldi. Ama beni konuşturan o olmasına rağmen siz beni kovuyorsunuz. Onu da kovamazsınız, o ayrı bir mevzu da."
"Ne diyorsun sen, terbiyesiz."
Kan beynime sıçradı. "Siz bana terbiyesiz diyecek son kişi bile değilsiniz. Doğruları söylememle terbiyesiz biri olmam. Ama sizde haklısınız doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Siz önce öğrencilerinizi sıkmadan ders anlatmayı öğrenin ki öğrencileriniz dersinizde konuşmasın. Bir daha sizin-" Ağzıma kapanan koca ellerle cümlem yarıda kesildi. Elin sahibi aynı zaman da kolunu belime sarıp ayaklarımı da yerden kestiğinde kolları arasında çırpınıyordum. Beni çıkışa doğru götürürken hocadan benim adıma özürler diliyordu.
"Siz onun kusuruna bakmayın hocam. Bazen çenesi düşebiliyor ve boş boş konuşuyor. Bir daha böyle bir şey olmayacağının garantisini veriyorum. İyi dersler size hocam."
Kollarında çırpınıyor halde beni dışarı çıkarıp kapıyı kapattığında kulağıma doğru konuştu. "Önce nefes alıyorsun. Sonra da sakinleşiyorsun. Eğer sakinleşmezsen de ben senin nefesini kesecek şeyler yaparım."
"Bizim önümüzde yapmazsınız değil mi?" Asena'nın sesini duymamla sakinleşip karşıma baktım. Ateş de beni bırakmış sesin geldiği tarafa bakmıştı. Doruk, Su, Özgür ve Asena tam karşımızda durmuş bize bakıyordu.
"Kardeşimden uzaklaşsana az sen Ateş'cik. Çok fazla yan yana gelmeye başladınız siz."
"Sen benim kız kardeşimle yakınlaşırken çok iyi ama."
"Ben senin kardeşin ile sevgilinim. Ama sen benim kız kardeşimle hiçbir şey değilsin. İşin adını koymadan da kardeşimle bu kadar yaklaşamazsın." Doruk bileğimden tutup yanına çektiğinde Ateş'ten uzaklaşmıştım. Şimdi haksız olmadığı için bir şey de diyemiyordum. Aşırı haklıydı ağabeyim. Laf söz olurdu hiç kaldıramam.
Ateş kaşlarını çatıp Doruk'a öldürecekmiş gibi bakmaya başladığında Doruk hiç oralı olmamış önce Su'yun sonra da benim saçlarıma öpücük kondurmuştu.
"Çıkmanız neden bu kadar uzun sürdü?" diye soran Su'ya anlamsızca baktım.
"Ne demek uzun sürdü? Planlı mıydı bu? Ben boşuna mı hocaya bir ton laf ettim?" diye peş peşe sorularıma Özgür yanıt verdi.
"Aslında planlı değildi. Senin video patladıktan sonra Ateş moralinin bozulduğunu görünce 'dersten çıkacağız bizim oraya gelin alışverişe gidelim' diye mesaj attı, bücürüm. Ama sen yine yaptın yapacağını." demesine dudaklarımı dişledim. Bakışlarım Ateş'e döndüğünde zaten odağında olduğumu gördüm. Gözleri dudaklarıma indiğinde dudaklarımı işaret etti. Bakışları 'Yapma' dercesine bağırdığı için dudaklarımı serbest bıraktım. Dudaklarımı dişlememden hiç hoşnut değildi. Sanki farkında olmadan canımı yaksam onun canından gidiyordu. Bu çocuk bana kör kütük aşık. Bende ona.
Ya senin şuan başka bir detaya takılman gerekiyordu. Kocamız Ateş'imiz moralimiz bozuldu diye alışverişi daha biz istemeden onayladı. O detayı daha sonra hatırlat düşüp bayılacağım. Sonra ayılıp tekrar bayılacağım.
Doruk saçlarıma dudaklarını değdirdi yine. "Ayrıca moralini bozacak bir şey yoktu fındık kurdum. Çok güzel ağızlarının payını vermişsin ve çokta güzel konuşmuşsun." Eliyle ortamdakileri gösterdi. "Dediğin gibi hepimiz tek bir aramana tek bir mesajına bakarız yanına damlamak için."
"Ve ablalığın şimdi moralini çok güzel düzeltecek. Güven bana." diye Su devam ettiğinde yere oturup çocuk gibi ağlayabilirdim. Benim çok güzel ailem vardı. O kadar zengindim ki para bile benim zenginliğimin yanında boyun eğerdi.
En büyük zenginlik kanından olamayıp canından olanların sana çok güzel aile olmasaydı. Ben kendi kanımdan olan ailemi tanımazdım. Ne bir amca ne de bir hala vardı. Dede diyebileceğim bir adam bile yoktu. Sadece babaanne vardı ama vardı işte. Ne babamı ne de torununu arayıp hal hatır soran bir babaanne. Sadece işi düşünce arayıp işi hallolunca da sayıp sövüp kapatıyordu telefonu.
Bir kere olsun babama nasılsın oğlum dediğini duymamıştım. Halbuki oğlu berbat haldeydi. Geceleri yanına gitmediğimde kendisini odaya kapatıp içiyordu. Sormaya çalıştığımda da geçiştiriyordu. Bu yüzden bile babaanneye anne diyemiyordum. Ben onlara aile demiyordum. Öyle insanlar aile kavramından çok uzaktı.
Benim tek bir ailem vardı onlarda babamın ömürlük dediği kardeşleriydi. Kaya amcam, Burak amcam, Leyla teyzem bana yetiyordu. Ha bir de Levent amcam.
Asena da geri kalmayıp, "Keşke derse geç kalmayıp yanında olsaydım. Bir posta döverdik o kızları." dediğinde güldüm. Ağlamak yerine kahkaha attım.
"Aynı bölümde miyiz?" Başını onaylar şekilde salladı. "Bir dahakine dövelim o zaman. O kızın Ateş'e olan bakışlarını hiç sevmedim."
"O işi bana bırak. Kuzenime yan gözle bakanın gözlerini oyup ellerine veririm."
"Lan iki dakika da mafya çetesi oldular başımıza. Mümkünse siz bir araya gelmeyin." Özgür dehşetle ikimize baksa da biz Asena ile sadece gülüyorduk. "Şunlara bak bir de psikopat gibi gülüyorlar."
"İlk senin organlarını almaya başlayacağız özgür ruhlu çocuk." Özgür kötü kötü baktı. Yine de uzaklaşmaktan geri kalmamıştı.
"Hadi çok boş yaptınız gidelim artık." Su bir koluyla benim diğer koluyla da da Asena'nın koluna girdi.
"Nereye gidiyoruz?"
Soruma tatlı tatlı gülümseyerek cevapladı. "İkizimin limitsiz kartını patlatmaya gidiyoruz tatlım."
Biz üçlü önde giderken Ateş, Doruk ve Özgür peşimizden geliyordu. Yürümeye başlamadan önce Ateş ve Özgür'ün arasında geçen bakışmaya şahit olmuştum. Birbirleri ile o kısacık bakışmada birbirlerine çok şey anlatmışlardı. Doruk'un bile anladığına emindim ama ben pek bir şey anlayamadım. Yakında çıkardı kokusu.
"Sizce kabul etmekte hata mı yaptık Ateş. Su'yun bakışlarından çok korktum." dedi Doruk.
"Ya bize de değişiklik olur Doruki. Ne zamandır böyle toplu bir şekilde vakit geçirmiyoruz zaten. Akışına bırakta eski günleri yad ederiz." dedi Özgür de.
Ateş ise "En fazla ne olabilir ki. İki üç yer gezer bir mekana geçeriz" dediğinde benim dudaklarımda sinsi bir gülümseme vardı. Birazdan görecekti en fazlayı.
🪽
"Duru'um, güzelim, bal çiçeğim, bebeğim. Hadi artık çık şu kabinden. Saat akşam yedi oldu. Daha ne deniyorsun ben anlamıyorum ki."
"Su yeter artık. Gerçekten bak kendimi parçalayacağım. Çık şu kabinden! Muhteşem ötesi saçlarım yorgunluktan birbirine girdi sizin yüzünüzden."
"Benim enerjim bile sizin enerjinizin yanında çok sönük kaldı. Brolarıma katılıyorum. Artık çıkabilir miyiz şu lanet olası üçüncü AVM'den."
"Şu çocuğu bile bezdirebildiniz ben size daha ne diyeyim? Çıkın artık!"
Denediğim bilmem kaçıncı elbisenin fermuarını çekmekle uğraşırken dışarıda söylenen erkek tayfasına gülmekle meşguldüm. En fazla üçüncü AVM'ye gelmiş bilmem kaçıncı mağazada bilmem kaçıncı elbisemizi deniyorduk. Girdiğimiz her dükkandan üçümüzden biri bir şey almadan çıkmıyordu. Gerçekten de Ateş'in limitsiz kartını patlatmıştık. O kadar çok şey almıştık ki arabanın bagajı alışveriş poşetleri ile doluydu. Ve tek bir araba ile yola çıkmıştık. Su ve Asena çoğunluk kendine alırken ben kendime çok az kıyafet almıştım. Diğer aldıklarım ise daha çok yardıma muhtaç olanlar içindi. Bunu fark etmişler miydi bilmiyordum ama aldıklarımın çoğunu hediye diye paketletmiştim. Bu alacaklarımda beşinci kıyafetlerimdi.
Üzerime giydiğim beyaz, belimi sıkıca saran ama etekleri bollaşan, kalın askılı elbise hoşuma gitmediği için bunu elemiştim. Dışarı çıkmadan diğer kombini denemek için elbiseyi çıkardım. Üzerime metalik gri-siyah tonlarında, geniş dokulu file görünümlü hafif transparan bir üst , içimde ise siyah ince askılı bir crop vardı. Omuzlarımdan biri açık olduğu için salaş bir görünüm veriyordu. Altımda ise yüksek bel, kısa, sol kısmında belli ama aşırı denecek kadar olmayan bir yırtmaç ben buradayım diye bağırmaya çalışıyordu. Dizlerimin altında biten bir çizmeleri ayağıma geçirdiğimde tamamen hazırdım.
Kabinden çıktığımda senkronize olmuşuz gibi benimle birlikte Su ve Asena da çıkmıştı. Su'ya baktığımda üzerinde bedenine yakışan çok güzel bir elbise vardı. Elbisenin yakası, omuzlarının üzerinden geçip boyun çevresine dolanan bir bağlama detayı, gerdanını tamamen açık bırakan bir modele sahipti. Elbisenin geri kalanı, bel kısmında korse ye sahip düz bir elbiseydi. Bu elbisede en çok hoşlandığım şey ise parlement mavisi olmasıydı. Doruk'un gözleriyle çok uyumlu olacaktı.
Asena'nın kombini ise benimkine daha çok benziyordu. Deri ceketinin içinde siyah crop, altına ise pileli mini etek giymişti. Düz taban çizmeleri dizlerinin biraz altında kalıyordu. Üçümüzde muhteşem ötesi olmuştuk.
Erkekler bizim çıktığımızı görünce derin bir nefes almış ama geri verememişlerdi. Ateş beni baştan aşağı süzdüğünde yutkunamamıştı. Doruk'un ise dudakları arasından "Oha" nidası çıkmıştı. İkisinin de gözlerinde bizi beğenen ışıltılar vardı. Ateş bana böyle baktıkça benim vücut ısım artıyordu.
Kocamızın da bize kanı kaynadığına kanat olduğumuz kadar eminiz. Bakışları ile bunu anlatıyor.
Ateş bana yaklaştıkça diğerleri ikimizin odak noktasından çıkıyordu. Sanki birbirimizin yörüngesine girdiğimizde etrafımızda bizden başka kimse kalmıyordu. Elini belime sarıp beni kendisine çektiğinde ellerim otomatikman göğsüne yaslanmıştı. "Sen bu kadar güzel olmuşken, sen bana bu kadar güzel bakarken ben nasıl dayanayım? Söyler misin?"
"Sen bu kadar yakışıklıyken, sen bana kahvelerinle böyle bakarken benim kalbim nasıl dayansın aslan parçası? Sende bana bunu söyler misin?"
"Dayanamayacak. Yeri geldiğinde diyeceksin ki; 'yeter dur artık bu kadar hızlanma' yeri geldiğinde de 'attığın için, ona bu kadar güzel attığın için sana minnettarım' diyeceksin. Çünkü sadece onu çok seveceksin." demesiyle daha ne kadar ona kapılabilirdim bilmiyordum. Bizi kaleme alan yazarın bile kelimeleri kifayetsiz kalıyor, yazmakta zorlanıyordu. Biliyordum çünkü Ateş ne zaman bana böyle şeyler söylese aşk dolu bakışlarla bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Sözleri sanki kendisine defalarca söylediği şeylermiş gibi konuşmuştu. Kalbine aldığı kişiye çok imrenmiştim. Onu bu kadar güzel seviyorsa kız hayatının en şanslı kızıydı. Yani ben.
Sana bu çocuğu nikah masasına oturtalım diyorum dinlemiyorsun. Ya bir dakika ben şuan bayılmamak için kendimi zor tutuyorum sen bana en diyorsun.
"Ya Ateş."
"Söyle güzelim."
"Diyecek bir şey mi bıraktın sanki. Ne desem sözlerinin yanında sönük kalacak."
"Sözlerimin senin güzelliğinin, ışığının yanında sönük kaldığı gibi mi?"
Ondan uzaklaştığım gibi yürümeye başladım. Kasaya gidip ödeme yapacaktım. Gerçekten Ateş'in iltifatlarına bayılmamak için ondan biraz uzaklaşmak istedim. Fakat o buna müsaade etmemişti. Peşimden gelmiş üzerimdekilerin ödemesini yapıp kabinde bıraktığım kıyafetlerimi de poşetletmişti. Sadece benimkini de değil Su ve Asena'nın hesabını da ödemişti. Mağazadan çıktığımızda Doruk Su ve Asena'yı başka bir mağazaya girmesin diye kollarının altına almıştı. Su halinden memnun olsa da Asena'nın yüz ifadesi memnun olmadığını adeta haykırıyordu.
"Ya bıraksana beni abicim." dedi Asena isyan edercesine.
Doruk ise daha sıkı sarılarak "Olmaz, hayatta bırakmam. Bir daha gelmemek üzere terk ediyoruz burayı da." diye konuştu bunalmışcasına.
Yürümek için bir adım atmıştım ki bir kol bacaklarımın arkasına sarılarak beni tek hamlede kucağına aldığında düşmemek için kolumu omzuna sarmıştım refkleksle. Ateş beni tek eliyle kucağında diğer eliyle de benim kıyafetlerimin olduğu paketleri taşıyordu.
"Sana baktıkça benim ayaklarıma kara sular iniyor. Ben seni beklerken oturmuş olsam da sen hiç oturmadın. Bırak ayakların dinlensin, ben taşıyayım seni."
"Saçmalama Ateş. Bebek miyim de hemen yorulayım." Beni kucağına alana kadar yorulduğumu fark etmemiştim bile.
"Benim bebeğimsin. Ayrıca ben seni kucağıma alana kadar yorulduğunu hissetmemiştin bile. Bu yüzden boşuna çeneni açıp yorulmadım deme." Bende sadece kucakta taşınmanın keyfini çıkardım.
"Bak Ateş Duru'yu kucağına aldı ya ben bir sevgilimi özledim. Canım sevgilim. Bende diyorum sabahtan beri bir şey eksik. Meğer Emir'im yokmuş yanımda. Ben bir Emir'imi arayayım da yanıma gelsin." Asena'nın sözlerine hepimiz gülerken o çantasından telefonunu çıkarmaya çalışıyordu. Tabi o uğraşırken arkadan boynuna dolanan kol ve yanağına öpücük konduran bir adet Emir'in farkında değildi. Emir'in hareketiyle Asena sıçrasada sevgilisini fark edince kocaman gülümsedi.
"Benim çilli kızılımın beni aramasına gerek yok. Çünkü çilli kızılım beni aramadan da dibinde biterim."
"Yaaa Emir'imm."
Onlar aşklarını yaşarken benim daha büyük bir sorunum vardı. Sabahtan beri alışverişe odaklanmıştım ki mesanemin patlama noktasına geleceğini fark edememiştim. Bu yüzden Ateş'in kucağından inmek için hamle yaptım ama beni bırakmadı.
"Ateş bıraksana."
"Neden?"
"Üzerine mi işeyeyim? Bırakırsan tuvalete gideceğim çok sıkışmışım."
"Sıkıştığından haberin bile yok. Git gel hadi bekliyoruz seni."
Ateş beni kucağından indirdiği an lavaboların olduğu yere hızlı adımlarla gittim. Lavaboya girdiğim gibi ilk boş kabine girip işimi hallettim. Geri çıktığımda ise yalnız değildim. O kadar ani bir şey oldu ki neye uğradığımı şaşırdım. İki kız beni kolumdan tuttuğu gibi sırtımı duvara yapıştırdığında sırtımın acısıyla gözlerimi yumdum. Siktir çok acımıştı. Sırtımın sızısı hafiflediğinde ve gözlerimi açtığımda karşımda sabahki lider kız vardı.
Hayır karşımda Cihan vardı.
İki kolumdan tutanlarda sabah ki süs köpekleriydi. Lider kız bana bir şeyler süylüyordu.
Hayır Cihan'ın itleriydi. Ve kollarımı tutup sıkıyorlardı. Bana bir şeyler söyleyende Cihandı.
Cihan bana ne söylüyordu. Sanki gözlerimin önünde geçmişten bir sahne canlanıyordu. Üniversitenin bahçesindeydim. Ama hayır ben lavaboya gelmiştim. Peki neden şuan aynı sahnenin farklı versiyonunu yaşıyordum?
O an...Sırtımda bir yanma hissetmiştim. Derinin yırtılışını duyar gibi olmuştum. Sırtıma tonlarca ağırlık binmişti.
Bir şey olmuştu ya da bir şey demiştim bilmiyorum ama lider kızın gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Cihan'ın gözleri korkuyla açıldı.
"Ne oluyor kızım sana ne bu tavırlar."
"Ne oluyor lan? Nesin sen!"
Yanımdan bir yerden bir çığlık sesi doldu kulağıma ama algılayamadım.
Bir çığlık yükseldi.
"Ne ısırıyorsun be! Köpek misin sen? Benimki de soru tabi ki de köpeksin."
"Abi bu kız... cadı! Resmen içinden kanat çıktı!"
Birden tüm vücutları geriye çekilmişti. Bir çift beyaz, geniş, güçlü kanat kaslarımı zorlayarak ortaya çıkmıştı. Ama ben ne olduğumu bilmiyordum. Sadece onların çığlıkları kulaklarımda yankılanıyordu.
Kulaklarımdaki basınç arttıkça gözlerim kararıyordu. Ama içimde bir yerlerdeki inat bayılmamam için beni ayakta tutuyordu.
"Delirdi bu bırakıp gidelim."
"A-abi kaçalım! Gidelim hadi!"
"Olmaz. Önce diyeceklerimi dinleyecek." Bir el çenemi kavradı. "Seni bir daha Ateş'in etrafında görmeyeceğim duydun mu beni?" Duymuyordum. Algılarım kapanmıştı. Ama çenemi sıktığının farkındaydım.
İşte o an bende bir şeyler koptu. Kollarımı sertçe ellerinden kurtarıp çenemi kavrayan eli tuttuğum gibi büktüm. Karşımdaki kız acıyla inlese de durmadım. Omuzlarından sertçe ittiğimde kız yer düştü. Ben ise "Defolun!" diye bağırmaya başlamıştım. Hatırladıklarımla bir tür krize girmiştim sanırım. Emin değildim. Sadece deli gibi bağırıyordum.
Bir kapı sesi duyuldu. Kısa siyah saçlı bir kız içeri girdi. Diğerlerini kollarından tuttuğu gibi dışarıya çıkardı. Bana doğru yaklaşmak istese de halimi görünce vazgeçti ve o da lavaboyu terk etti. Bir başıma kaldım. Öylece boşluğa daldım. Hangisi daha ağırdı? Unuttuğum şeyler mi yoksa farkına vardığım şeyler mi?
O gün de olduğu gibi sırtımda bir ağırlık hissettiğimde bakışlarım ağır ağır aynaya döndü. Sırtımda bembeyaz kanatlar çıkmıştı yine. O kadar beyazlardı ki gözlerimi aldı.
Tekrardan merhaba Dupduru.
🪽
Ben geldimmmmmm hoş da geldim bencee
Nasılsın bal bebeklerim? Umarım iyisinizdir
Bölüm hakkında yorumlarınızı buraya alayım mı?
Bölümde en sevdiğiniz sahne hangisiydi?
Bölüm sonunu beğendiniz mi?
Kızlarımın kombinlerini de bırakayım
(Çilli kızılımın kombini)

(Duru'komun kombini)

(Su'cukumun elbisesi)

| Okur Yorumları | Yorum Ekle |