9. Bölüm

8. BÖLÜM

Rümeysa YILDIZ
yazarimssii

Geçmişin gölgeleri, geleceğin yollarını aydınlatırdı. Ama her geçmiş aydınlık değildi...

 

 

 

 

 

Küçük Duru'nun Ateş'i bir kıza sarılırken görmesinin üzerinden bir hafta geçmişti.

 

Duru'nun bir haftadır içine kapanması ile herkes endişelenirken onu konuşturabilen kimse olmamıştı. Ne annesine ne babasına ne de Ateş'ine konuşmamıştı. Filiz, Levent, Ayla, Leyla, Burak hepsi tek tek onunla konuşmaya çalışmış ama elde edebildikleri şey sadece koca bir sessizlik olmuştu. Bir tek Kaya iş yoğunluğundan dolayı konuşamamıştı. O sıralar kendisine ait bir hastane açmak ile meşguldü. İşlerini büyültmek için emek verdiğinden evdeki durumlardan pek bir haberi olmuyordu. Leyla da anlatmıyordu.

 

Bu sefer hastanede işi erken bittiği için eve erken gelmişti. Geldiği saat çocukların okuldan eve geldikleri saate denk düşmüştü. Kaya elindeki evrak çantasıyla birlikte bahçeden içeri girdiğinde bahçede oturan yüzü düşük çocukları gördüğünde hafifçe kaşlarını çatmıştı. Genç hali Doruk gibi ağız sulandırıcı her kadının isteyeceği kadar yakışıklıydı. Bakan biri dönüp tekrar bakıyordu. Sarışın olmak ona yakıştığı en güzel dönemleriydi. Hele oğlu Doruk ile dışarı çıkınca kadınların gözdesi oluyordu. Oğlunu sevme bahanesiyle ona yaklaşan kadınların haddi hesabı yoktu. Leyla ise bu durumu çok umursamıyordu.

 

Kaya ise oğlunu o kadınlara bırakıp o alandan uzaklaşıyordu. Doruk'un ise kadınların övgüleriyle göğsü kabarıyor egosu şaha kalkıyordu. Sonra ise babasına, "Bak baba seni benden çok seviyorlar." diyerek büyükleniyordu. Kaya da bu haline gülüp oğlunun başını okşayarak seviyordu. Kaya karısını ne kadar sevse ona hissettirip sadık kalsa da Leyla ona sevgisini hissettiremiyordu...

 

Kaya çocukların halini görünce eve girmeyip çocukların yanına gittiğinde onu fark eden olmamıştı. Çocuklara karşı içinde o kadar büyük bir sevgi vardı ki bunu en fazla öldükten sonra silebilirdi yüreğinden. Hepsi sanki kendi çocuğuymuş gibi seviyor hepsine eşit davranıyordu.

 

"Hayırdır çocuklar. Kayseri'de gemileriniz mi battı."

 

"Baba Kayseri'de deniz yok haliyle orada gemimiz batamaz."

 

"Bak hele bak bak. Babasına verdiği cevaba bak hele. Ne bu hal o zaman?"

 

"Bal gözlüm bir haftadır bizimle doğru düzgün konuşmuyor amca. Okuldan gelir gelmez odasına çekiliyor."

 

Ateş'in sözleri Kaya'yı dehşete düşürdü. Ne demek geveze, çok konuşkan yeğeni konuşmuyordu.

 

"Bu da ne demek? Sizden ötürü mü konuşmuyor?"

 

"Öyle olsaydı anne ve babalarımızla konuşurdu ama hayır onlarla da konuşmuyor. Ne olduğunu bilmiyoruz."

 

Kaya başını sallayıp çocukları onayladı. "Bir de ben konuşayım bakalım. Bana anlatacak mı derdini."

 

"İmkansızı başarırsan baba bir bir hafta boyunca ödevlerimi düzenli yapacağım, söz." Doruk'un sözü ile Kaya zafer kazanmışçasına gülümsedi.

 

"Şimdiden başla o ödevleri yapmaya Doruk bey. Bakalım sözünün eri bir çocuk musun?

 

"Ben çocuk değilim, büyüdüm."

 

Kaya buna sadece güldü. Erkek evlatlarının başını okşayıp Su kızının ise başını öptükten sonra direkt Kadir'lerin evlerinin bahçesine yürüdü. Çitin diğer tarafına geçtiği gibi kadınların bahçe masasında sohbet eder halde buldu. Gözlerini hepsinin üzerinde kısaca dolaştırıp son durağı Melek oldu. Yüzü düşük ve çok üzgün görünüyordu kız kardeşi. Aralarında kan bağı olmamasına rağmen Melek onun için öz kardeşten daha öteydi. Aynı şekilde Filiz ve Ayla da öyleydi. Ama her zaman Melek'in yeri onda daha derin daha farklıydı.

 

Dalgın olmasına rağmen Kaya'yı ilk fark eden Melek olmuştu. "Hoşgeldin abi." Aralarındaki yaş farkı az olmasına rağmen ona abi demekten vazgeçmiyordu.

 

"Ne bu hal kız kardeş. Yüzünden düşen bin parça." onun bembeyaz saçlarına öpücük kondurmaktan geri kalmamıştı. Karısı ise hala bir hoşgeldin dememiş tasarımına odaklıydı. "Hoşbuldum Leyla sultan." Leyla sadece başını sallamakla yetinmişti.

 

"Sorma bir haftadır Duru ile uğraşıyorum. Yemin ederim bir haftada yüz yaş daha aldım."

 

"Ne yani şimdi senin yaşın asır mı oldu. Ayrıca bu zamana kadar niye bana söylemediniz. Ben niye olayın bu kadar kötüleştiğini bilmiyorum? Zihnine de mi girmediniz?"

 

"Çalışmaktan kafanı kaldırıp etrafına baksan sende bilirdin." Leyla'nın sesi kutuplardan gelsede Kaya buna aldırmadı. Karısının bu haline alışalı çok olmuştu.

 

"Sende teyzeliğini yapıp yeğenini konuştursaydın Leyla sultan. Ya da gelip bana söyleseydin yeğenimi bülbül gibi şakıtsaydım." İkisi de birbirine çok sertlerdi ama bir şekilde çok iyi anlaşıyorlardı.

 

"Sizde başlamayın şimdi. Birde sizinle uğraşmayalım. Abisi ne yaptıysak konuşmadı. Zihninin odaları da kapalı açmıyor. İkimizde ulaşamıyoruz zihnine. İstersen sen dene ama başarılı olamayacaksın. Melek onu yarın psikoloğa götürecek. Belki ona konuşur diye tahmin ediyoruz." Filiz gergince çayından yudum alıp gözlerini masaya dikmişti.

 

"Bende size konuşmaz diyorum şekerim. Size konuşmadıysa ona hiç konuşmaz. Neyse tutmayın beni konuşmam gereken bir adet küçük melek var." Kaya yanlarından ayrılıp eve girdiğinde direkt hedefi Duru'nun odası oldu. Kapıyı tıklatmadan içeri girdiğinde gördüğü görüntü onu afallattı. Duru yorganını başına kadar çekmiş ağladığı belli olan sesle kendi kendine konuşuyordu. Hayır, kendisi ile değil kanatları ile konuşuyordu. Bunu Melek den sonra anlayabilecek diğer kişi Kaya'ydı. Duru'yu doğurturken de her şeyin farkındaydı. Kanatları yüzünden doğum çok yavaş ve zorlu geçmişti.

 

"Küçük melek? Ne yapıyorsun burada acaba sorabilir miyim?" küçük kızın dudaklarından bir 'hih' nidası çıktı.

 

"Dayı, neden kapıyı çalmadan giriyorsun." Aralarında Kaya'ya dayı diyen sadece bu küçük cadıydı. Annesinin abisine amca demek içinden gelmiyordu. İleri de amca diyeceğini bilmeden küçüklüğünde ona dayı diye sesleniyordu küçük Duru.

 

Kaya Duru'nun r harflerini çıkardığını duyunca biraz daha afalladı. Bu kadar çok mu uzaklaşmıştı ailesinden? İşlerine bu kadar çok mu gömülmüştü gerçekten?

 

Duru'yu umursamadan kapıyı kapatıp, ceketini çıkararak kızının yatağının kenarına oturdu. Ayaklarını da rahatça uzatıp yatak başlığına sırtına yaslamış kolunu Duru'ya doğru uzatmıştı.

 

"Pişt, küçük melek. Hayırdır. ne oluyoruz."

 

"Duru oluyorum. Başka ne olabilirim ki?" Kaya bu cevaba kahkaha attı.

 

"Ulan Duru, ben onu mu soruyorum? Ne bu halin. Diyorlar ki geveze yeğenin suskunlaştı. Bende doğru mu değil mi bakmaya geldim ve görüyorum ki yalan söylemiyorlar."

 

Duru omuz silkerek dayısına arkasını dönerek yatmaya devam etti. Belki kafasına taktığı şey 'bu muydu ya' denilebilecek bir şeydi ama Duru bunu o kadar içerlemişti ki kimseyle konuşamıyordu. Yargılanmaktan, suçlanmaktan çok korkuyordu...

 

"Az önce bana yeni açacağım hastanede bir kadın sarıldı."

 

Dayısını dinlememekte karalı olan Duru, dayısının sözleri ile dikkat kesildi. Konu ilgisini çekmişti.

 

"Beni kutlamak istemiş ama bence amacı yakışıklılığıma dayanamamış olmasaydı. Hemen kendisinden ayrıldım fakat etraftaki insanların görmüş olmasından çok korkuyorum. Ya gördüyse ve bu Leyla teyzenin kulağına giderse? O zaman ne yapacağım ben. Sen ne dersin fındık faresi, beni gören olmuş mudur?"

 

"Seni bilmem ama ben gördüm," Duru sessizce fısıldasada Kaya onu duymuştu. "Gören var mıdır bilmiyorum ama bence teyzem başka birinden öğrenmeden sen söylemelisin. Yoksa aranız daha kötü olabilir." diye tamamladı kendisini Duru.

 

Kaya doğru yere parmak basmanın keyfiyle daha da yayıldı yerinde. Tabi bunu Duru'ya belli etmemişti. "Peki sen neden sormadın Ateş'e?"

 

"Çünkü kim olduğunu hissediyorum. Hislerimin doğru olduğunu da biliyorum." Kaya bu konuda sessiz kaldı. Elbet bilirdi. Duru'nun hislerinin ne kadar kuvvetli olduğunu ilk fark edenlerden biriydi kendisi.

 

"Bana o kızı tarif eder misin? Bakalım ben tanıyor muyum?"

 

"İncelemedim ki," zihni sanki o gündeymiş gibi gördüklerini gözlerinin önüne getirdiği için bir süre sessiz kaldı. Sonra ise, "kızıl saçları, gülmekten kısılmış yeşil gözleri, yüzüne yayılmış çilleri olan, ben boylarında bir kızdı." diye konuşmasını sürdürdü.

 

Kaya kızına dehşetle baktı. Bu incelememiş hali miydi?

 

"Aynen kızım hiç incelememişsin. Kızın cv'sini döktün resmen."

 

"Eğer incelemeseydim elimde Ateş'e küsebileceğim bir şey olmazdı. Ayrıca hislerim kuzeni olduğunu söylüyor. Ve benim sessizleşmemin bununla hiçbir alakası yok," yatakta oturur pozisyona geçerek dolu gözleri ile dayısına baktı. Anlatmaktan korkuyordu ama yinede anlatmaya başladı. Dayısının gözlerindeki anlayış onu konuşmaya itmişti.

 

"Dayı ben yanlışlıkla öğretmenime kanatlarım ve güçlerim olduğunu anlattım. Öğretmenim ise beni dinledikten sonra bir şeyin psikolojimi çok etkilediğini gerçekle hayali karıştırdığımı, anne ve babamla görüşeceğini söyledi. Ben çok korktum dayı. Babamın yine kızmasından, diğerlerinin yargılamasından, annemi üzmekten çok korktum. Bir haftadır engellemeye çalışıyorum öğretmenimi. Telefonlarına ulaşamadığı için eve gelecekmiş."

 

"Telefonlarına ulaşamama sebebi öğretmenini engellemiş olman olabilir mi acaba küçük hanım?" Duru'nun sessizliği bir onaydı. Kaya yargılamak şöyle dursun kızmamıştı bile. Duru her ne kadar güçlü kanatlı yarı melek olsa da en nihayetinde bir çocuktu. Hata yapa yapa büyüyecek, o hatalardan ders çıkaracaktı. Kaya'nın celallendiği kişi ise Duru'nun öğretmeni olmuştu. Bu celallenme şivesini bile kaydırmıştı.

 

"Kimmiş o hoca ha kimmiş! Benim gızıma 'psikolojisi bozuk' diy'mişmiş! Ula sen kimsin de gızın psikolojisini ölçüyon ha! Ben bi gideyim de yarın o hocayla bi konuşayım. Bak hele bi yüzüme baksın da desin aynısını! O zaman görsün bozuk psikolojiyi kim yaşıyo! Hele bi diy'mişmiş... Benim gızım taş gibi maşallah, siz çocuklara ders öğretecen diye kafayı yedirdiniz zaten, sonra da diyosun 'psikolojisi bozuk' Benim gızımın bi şeyciği yok daa." (Kimmiş o öğretmen, ha kimmiş! Benim kızıma 'psikolojisi bozuk' demiş! Sen kimsin de kızın psikolojisini ölçüyorsun ha! Yarın gidip o öğretmenle konuşacağım. Bakalım yüzüme bakıp da aynısını diyebilecek mi! O zaman görür, bozuk psikolojiyi kim yaşıyor! Bir de demiş ha... Benim kızım taş gibi maşallah, siz çocuklara ders öğreteceğim diye zaten kafayı yedirdiniz, sonra da diyorsun 'psikolojisi bozuk'. Benim kızımın hiçbir şeyi yok!)

 

Dayısının sinirli haline dayanamayıp gülmeye başlayan Duru ile Kaya da çok yükseldiğini fark etti.

 

"Ne gülüyon. Burada gızıma laf eden hocasına gızıyom. Sen bana mı gülüyon cadı?"

 

"Dayı, ağzın kayınca çok komik oluyorsun."

 

"Ağzım kaymadı şaşkın melek. Şivem kaydı. Neyse şimdi sen bana öğretmeninin numarasını veriyorsun ve ben o gıcık öğretmeninle bir güzel konuşup bu işi kökünden hallediyorum. Tamam mı bal meleğim. Ve bu olay sadece ikimizin arasında sır olarak kalıyor."

 

Duru küçük kollarını dayısına sarıp kocaman sarıldı. "Aslan dayım benim. Seni çok, çok ama çoook seviyorumm."

 

Sarılmanın karşılığı kocaman kaslı kollar oldu. Kaya kızını kolları arasına alıp sıkıca sarılmıştı. Sonra ise Duru öğretmeninin numarasını dayısına vermişti.

 

Yarım saat boyunca bazı dakikalarda gergin bazı dakikalarda şivesi kayan sinirli bir konuşmanın ardından öğretmen ikna olmuş ve bu konuyu kapatmıştı. Bu dakikalarda Kaya kanter içinde kalmış olsada sonucun olumlu olması ile derin bir nefes almıştı. İçinden öğretmene çok sövdüğü gerçeğini de göz önünde bulundurmuştu. Duru'nun ne inatçı bir öğretmeni var lan diye de bolca geçirmişti içinden Kaya.

 

En sonunda odadan çıktıklarında ikisininde neşeliydi. Kaya kızına yargılamadan, kıracak sözler söylemeden olayı öğrenmiş ve halletmişti. Tabi sonrasında Duru ile uzunca konuşup bir daha böyle yapmayacağı konusunda sözünü almıştı. Ve bir şey olduğunda korkmadan yanına gelip her şeyi anlatabileceğini de tembihlemişti.

 

O gün akşama kadar Duru eskisi gibi gülerek neşesini etrafa bulaştırmış ve herkese sarılarak yanaklarından bol bol öpmüştü.

 

En çokta Ateş'ini.

 

Babasından azar işitse bile Ateş'i bırakmamış, nispet yapar gibi babasının önünde de öpmüştü.

 

Ateş her zaman ki gibi kızarıp bozarsa da sesini çıkarmamıştı. Duru'suna nasıl kıyabilirdi ki. Hele bir hafta hasretini çekmişken nasıl sesini çıkarabilirdi.

 

Doruk ise babasıyla bir daha iddialaşmayacağı konusunu zihnine kazımıştı. Duru'nun da durup durup babasına konuşası tutmuştu. Bu yüzden Duru'yla bir hafta boyunca ödevlerinden sonra uğraşmıştı.

 

O gün Duru çok önemli bir şey öğrenmişti.

 

Ne yaparsa yapsın kendisini yargılamadan dinleyen, sırtını yaslayabileceği bir dayısı olduğu gerçeğine kavuşmuştu. Ve o günden sonra ne zaman sıkışsa ilk soluğu Kaya'nın yanında almıştı.

 

Gelecekte de olacağı gibi...

 

🪽

 

Yeni başlangıç yapmak mı daha güzeldi, geçmişi tekrar yaşamaya başlamak mı? Yoksa yeni başlangıcıma geçmişimle birlikte başlamak mı? Geçmişim, içimde saklı bir şehir; yıkık binaları, boş sokakları, hiç kapanmayan yaraları var. Ama o şehrin tam ortasında hâlâ çiçek açan bir ağaç var, kökleri benim, dalları geleceğim. Ben ne yaşıyordum anlam veremiyorum ama bir gün bu anlamsızlıkların anlamlar kazanacağını çok iyi biliyorum. O gün geldiğinde ya ölecektim ya da sürünecektim. Bunu çok net bir şekilde hissediyorum.

 

O gün geldiğinde, belki ölmek değil yeniden doğmak olacak hissettiğim şey. Belki sürünmek değil, kabuğundan çıkan bir kelebek gibi kanatlanmak olacak. Ve belki de, o gün anladığımda, bugünkü bütün bu anlamsızlıkların gizli bir dilde beni hayatta tutmaya çalışan bir dua olduğunu fark edeceğim.

 

Gördüğüm şeylerin yanılsamadan bir ibaret olduğunu düşünmek istiyordum. Ya da içimdeki kıskançlık duygunun. Ateş'e sarılan o kızı gördüğümden beri içimde fırtınalar kopuyordu. İki günlük biri için bu amansız fırtınalar çok fazlaydı ama kendimi durduramıyordum. Hayır bu iki günlük olan bir şey değildi. Geçmişten kalbime sızan bir duyguydu. Hissediyordum ama anlam çıkartamıyordum. Zihnimi zorlamak ise başıma keskin bir ağrı saplıyordu. Yapabileceğim tek şey zamana bırakıp Ateş ile daha çok vakit geçirmekti.

 

"Sen ne dediğinin farkında mısın kızım? Sizi yollayalı daha bir gün bile olmadı ve sen bana neler anlatıyorsun? Acaba siz iki sıpaanı oraya yollamakta hata mı yaptık he Duru hanım?" Elimdeki fırça ile kapatıcıyı biraz daha yaydım. Hem makyaj yapıp hemde Kaya amcam ile konuşuyordum. Onları o şekilde gördükten sonra hızla oradan ayrılmış girişteki koltuklara oturmuştum. Sonra ise çok fazla düşüncelere kapıldığımı fark edip Kaya amcamı aramış ve baştan sona her şeyi anlatmıştım. Az önceki olay dışında. O kısma henüz geçememiştim. Kaya amcam kendimi en yakın hissettiğim kişiydi.

 

Dudaklarımdan bir kıkırtı döküldü. "Rica ediyorum amcacım sinirlerine hakim olup şiveni kaydırmaz mısın?" Şive kullandığında çok tatlı oluyordu.

 

"Sen benimle bir de dalga mı geçiyorsun? Buradan göndermeden sana dayak atmadığım için mi bu kadar rahatsın kız sen?" Yerimde dikleştim. Dayak yemek isteyeceğim son kişi bile olamazdı kendisi.

 

"Yok canım. Kim dalga geçmiş benim Kaya amcamla. Elime geçirirsem çok pis yaparım onu." Telefonun ucundan gülme sesi duydum. Cidden sevdiklerimle uğraşmak benim için hobiydi. Onlarla uğraştıkça rahatlıyordum.

 

"Doruk'un kafası nasıldı? Yarığı çok derin mi? Seni sormuyorum. Malum seni çatılardan tutan kahramanın var." Evet başka bir kızın kendisine sarılmasına göz yuman bir kahraman!

 

"Ne bileyim ben. Dokundurtmadığı için bilmiyorum! Bak tavrı aklıma geldi yine sinir oldum. Sen bu çocuğu küçükken çok fazla dövmediğin için mi böyle oldu amcam?"

 

"Lan bende bunu düşünüp duruyorum yıllardır biliyor musun kızım ama cevabını bulamadım. Sizi daha çok mu dövmeliydik acaba?" Siz derken? Ben sadece Doruk'u kastetmiştim.

 

"Siz derken amca? Bal gibi baldan tatlı olan yeğenini dövmeye kıyabilir misin ki?"

 

"Eğer o bal gibi baldan tatlı yeğenim çok şımarıyorsa neden kıyamayayım ki?"

 

Şaşkınca telefona baktım göz ucuyla. "Aşk olsun amca. Hiç yakıştıramadım sana bu söylediklerini."

 

"Olsun tabi kızım. bol bol aşk olsun sana." Cümlesinin altındaki imayı anladığım gibi aklıma Ateş geldi. Daha sonra ise kızın ona sarılması.

 

"Bak bu konuda sana az önce şahit olduğum olayı da anlatayım amcam. Aklıma geldikçe içimde bir öfke usul usul vücudumu sarıyor."

 

"Anlat bakalım bu sefer nasıl bir şok dalgası gelecek. Ama sonra kapatalım artık telefonu olur mu amcam. Nöbetten geldim gözlerimi açık tutmak için kürdan ile destekleyeceğim yoksa." Nöbetten geldiği halde dakikalardır benim düşük çenemi mi dinliyordu? Ama böyle yaparsa onu daha çok severim.

 

Kaya amcamız artık baba yarısını da geçti Dupduru. Babamızdan daha çok baba. En azından nöbetten geldim diye şak diye telefonu yüzümüze kapatmıyor. Bizi dinliyor. Ama o sıra babamızın damarına bastığımız bir konuydu. Şuan da konumuz Ateş. Tamam en çok sen haklısın.

 

"Motorla beni o getirdi ya. Cüzdanı düşmesin diye bana vermişti. Çok değerliymiş onun için. Biz konuşurken bunun telefonuna bir sürü bildirim geldiği için bakmam gerek diyerek üniye girdi. Bende, cüzdanı elimde kaldı diye ona vermek için peşinden gittim. Tabi girişte talihsiz bir olay yaşadım. Tanımadığım ama çok tanıdık hissettiren biri ile çarpıştım." Burada sözümü kesip sorusunu sordu. Bende bahaneyle derin bir nefes aldım. Nefes almadan konuşmuştum yine.

 

"Kimmiş o?"

 

"Bilmiyorum amca. Ama bana melek kızı dedi. Neden dediğini de bilmiyorum. Bende ona şeytan oğlu dedim. Çünkü ona bakınca hissettiğim şey bu olmuştu." Sessiz kaldı bir süre. Tekrar konuşacağını bildiğim için bende konuşmadım.

 

"Adını öğrendin mi?"

 

"Hayır, sormak aklımın ucundan bile geçmedi. O sıra gözlerim Ateş'i kaybetmemek için onu takip ediyordu."

 

"Hay senin Ateş'ine. Neyse tamam, sen devam et anlatmaya."

 

"Sonra işte Ateş'in peşinden gittim. Ama bir de ne duyayım. Sınıflarda birinde Ateş bir kızla kavga ediyor. Peki daha sonra ne göreyim?" Önüme gelen saçlarımı sinirle arkaya savurdum. "Kız Ateş'e sarılıyor. Onları o şekilde görmek kanıma dokundu amca ya."

 

"Kızı gördün mü? Nasıl biriydi." Beni ciddiyetle dinleyip asla yargılamıyordu. Bu yüzden onunla konuşmak daha rahattı benim için.

 

"Bilmiyorum çok incelemedim," Zihnim saniyelik az önceki sınıfa ışınlandı. "Kızıl kıvırcık uzun saçları, ağlamaktan kızarmış yeşil gözleri vardı. Yaklaşık 1,75 boya, fiziği benimkinden daha muhteşem olmasa da muhteşem fiziğe sahipti. He birde yanaklarına ve burnunun üzerine boya fırçasıyla serpiştirilmiş gibi çilleri vardı."

 

Aynen Duru hiç incelememişiz. Susar mısın? Ateş'ime sarılan birini incelemezsem kendisine nasıl trip atacağım?

 

"Aynen kızım hiç incelememişsin maşallah. İncelemeseydin Ateş beyine nasıl trip atacaktın değil mi?" Ağzım şaşkınlıktan o şeklini almıştı.

 

"Beni bu kadar iyi tanımanız beni çok ürkütüyor." Bu konu har zaman tüylerimi ürpertiyordu.

 

"Biriciğimizsin sen bizim tanımayacağız da ne yapacağız. Unutma sen benim elime doğdun."

 

"Bunu her konuşmamızda söylediğin için unutmak ne mümkün Kaya bey?"

 

"Şıllık seni. Ateş'e sarılan kız muhtemelen kuzeni. Tanıdığım tek çilli, yeşil gözlü kızıl kız o." Başımdan aşağı bir kova soğuk su dökülmüş gibi irkildim. Ben Ateş'i kuzeninden mi kıskanmıştım bu kadar? Şuan çok küçülmüş hissediyordum. Ama kim olsa ben o an onu çok kıskanırdım ki. içimdeki hisler bunu söylüyordu.

 

"Kuzeni mi?"

 

"Bildiğim kadarıyla teyzesinin kızı."

 

"Ama amca hiç kuzen gibi durmuyorlardı ki. Ben sanmıştım ki eski sevgililer. Ateş'e yanık, peşini bırakmayan kızlardan falan."

 

"Filiz ve Yeliz, yani iki kız kardeşin araları bozuk küçüklükten beri. Filiz'in anne babası, Filiz'i daha çok küçükken bir takım vahşi diye adlandırılanılabilecek adamlara para karşılığında satmışlar. Aslında o adamların hedefinde ablası Yeliz varmış ama ilk göz ağrıya artık, anne babası kabul etmeyip Filiz'i öne sürmüşler. Yeliz ise kardeşine olanlara sessiz kalmış. Ateş de bu hikayeyi duyduğundan beri içinde nefret besliyor o aileye. Asena da bu nefretten nasibini fazlasıyla alıyor anlaşılan."

 

Kaya amcamın söyledikleri kulaklarımdan girip beynimin içinde yankılandığında vücudumda ki tüm tüyler diken diken oldu. Böyle bir acımasızlık olabilir miydi ya. Bir insan kendi öz kızının para için işkence çekmesine nasıl göz yumabilirdi. Hiç mi vicdanları ufacıkta olsa sızlamazdı? Peki ya hiç suçları olmamalarına rağmen kardeş çocuklarını birbirine düşman yapmaları? Damarlarında akan kan onlara bağlı olması, onları öyle bir insan yapmazdı ki? Ateş çok yanlış kişiye nefret, öfke kusuyordu. O kızın, amcamın Asena dediği kızın, hiçbir suçu yoktu. Sırf kardeşine yapılanlara sessiz kalan birinin kızı olması onu öyle biri yapmıyordu. Asena'nın Ateş'e dedikleri şeyler şimdi daha mantıklı geliyordu.

 

Ailesinin, yani annesinin, suçunu bu kıza kesmemeliydi.

 

"Aynı o kadın ve senin gibi," bu söylediğim dudaklarımın arasından benden bağımsız ve fısıltıyla dökülmüştü. Neden böyle bir şey dediğimi de anlayamamıştım. Hikaye çok tanıdık gelmişti. Daha sonra amcamın duyacağı şekilde, "Böyle aileleri kendi kanlarında boğup yakasım geliyor!" dedim. Hissettiklerimi tek bir cümlede ifade ettiğimi düşünüyorum.

 

"Yapacak bir şey yok artık. Olan olmuş, geçen geçmiş. Evet yaralarımız her zaman olacak ama önemli olan onlarla birlikte ayağa kalkıp yolumuza aynı hız devam etmek."

 

"Bak hız dedin aklıma motor geldi. Amcam Doruk'a motor alalım mı?" Anında konu değiştirmede benden iyisini bulamazsınız. Elimde tuttuğum aynayı işim bittiği için çantamın içine tıkıştırdım. Duyduklarımdan sonra evden acele ile çıkmam çok yanlış bir hamleydi. Gözlerimin altı mosmor ve şişti. Bunu ise binanın girişinde duran aynadan fark etmiştim. Hayır bir insan neden üniversite binasının girişine boydan ayna koyar ki? Bu bina sahibinin aklından şüphe etmeye başlıyordum?

 

Bence etmeyelim şüphe falan. Neden? Öğrenirsin birazdan.

 

"Bir süredir aklımda olan bir şeyi benim adıma da dile dökmen güzel. Ateş efendiye, 'Kaya amcamın selamı var. En güzelinden bir şey ayarlayacakmışsın' de o anlaması gerekeni anlar. Şimdi ben kapatıyorum güzel kızım. Gözliremden uyku akıyo ha, yıkılacam az daha. Kendinize dikkat edin aklım sizde kalmasın."

 

"Tamam, senin aklın Leyla sultanla meşgul olsun. Çok öptüm sizi. Doruk ve Atlas'a kardeşcikler yapın siz." Bunu dememle Kaya amcam sinirle adımı bağırmış ve telefonu çat diye kapatıvermişti.

 

Dudaklarım arasından çıkan kahkahaya engel olamamıştım. Ama aynı saniyelerde birisi, daha doğrusu bir kız, 'Ateş' diye bağırmasıyla gökyüzünden şiddetli bir gök gürültüsü ve düşen yıldırımın sesi duyuldu. Güneşli havada.

 

Havayı kontrol edebilen biri çok sinirli ve üzgün, sense mutlu. İkinizin aynı ortamda olması ise havayı çok büyük bir şekilde etkiliyor. Hadi seninle bir anlaşma yapalım. Sen bana bilip de unuttuğum her şeyi anlat ben de şaşırmayı bırakayım. Kabul.

 

İçeri panikle giren bedenleri gördüğümde dudaklarımdaki tebessümü silerek ayağa kalktım. Evet benim gülümsememin gitmesi ile hava bulutlanıp gözyaşlarını yeryüzüne akıtmaya başladı. Az önce ben güldüğüm için mi güneşli havada gök gürleyip yıldırımını bizim üniversitenin bahçesine düşürmüştü?

 

Panikle içeri girenleri tanıyordum. Ya da tanıdığımı sanıyordum. Artık hepsi tanıdık yabancıydı gözümde. Peki ya her şeyi hatırladığımda yine bu şekilde bana yabancı mı geleceklerdi. Yoksa onlar mı benimle yeniden tanışacakları. Bunu bize zaman gösterecekti. Şuan tek yapmak istediğim şey zamana bırakmaktı.

 

Başta Levent amca olmak üzere Doruk, Su ve Özgür koşarak binaya girmişti. Doruk'un alnının kenarında bandaj vardı. Demek ki buraya gelmeden hastaneye uğramışlardı.

 

Üçlüyü anladımda Levent amca ne alakaydı? Onun burada ne işi vardı?

 

Hepsi şaşkınca birbirlerine sonra ise etrafa bakındılar. Ben ise sessizce onları izliyordum. Arkalarında kaldığım için beni henüz fark etmemişlerdi.

 

"Siktir o neydi lan öyle?" İlk tepkiyi veren nefes nefese kalmış olan Doruk'tu.

 

"Amca güneşli hava da bahçeye yıldırım düştü farkında mısın?" Bu da Özgür namı diğer esirdi.

 

"Lan dangalak bende sizinle birlikte bahçedeydim ya hani?" Levent amcanın çıkışması gözüme çok tatlı gelmişti. Gülmek istesem de havayı etkilediğimi öğrendiğim için gülemedim.

 

Sen gül dengeyi bu seferlik biz kurarız. Hatırladıktan sonra güçlerini kontrol edersin. Madem bunu yapabiliyordun neden az önce de yapmadın? Benimle anlaşman gerekiyordu.

 

"Ay Asena ağlıyor baba. Kesin yine Ateş ile kavga ettiler." Su telaşla Asena'ya ilerlerken sakin gözlerle onları izliyordum.

 

"Asena ağlıyor ona tamam. Ama havanın güneşli olmasının sebebi ne amına koyayım." Doruk bu konuyu sorgularken Özgür ve Levent amcanın gözlerinde de soru işareti vardı. Tam onlara doğru adım atacaktım ki kulağımın yanında hissettiğim nefesle olduğum yerde kalakaldım.

 

"Sence sebebi ne olabilir melek kızı? Ben olamadığım kesin çünkü kanında benim DNA'am olsaydı hava güneşli olmazdı..." Kalın, hırıltılı bir şekilde kısık çıkan ses içimi ürperttiği gibi tüylerimi şaha kaldırmıştı.

 

Kulağıma fısıldayan kişiyi tanımasam da biliyordum. Girişte yanlışlıkla çarpıştığım çocuktu. Bana öyle sessiz öyle sinsi yaklaşmıştı ki dibime kadar sokulduğunu hissedememiştim. Ona dönemeden arkamdaki sıcaklığı kendini kutuplara bıraktığında yine aynı sessizlikle benden uzaklaştığını anladım. Zihnime pimi çekilmiş bombayı yavaşça atmış ve yine aynı yavaşlıkla kaçıp gitmişti. Söylediği şeyler içimde bilinmez gizem ve merak uyandırdı. Eninde sonunda sorularımın cevapları bana gelecekti.

 

Sakin adımlarla Ateş'in kuzeni olduğunu ve adının Asena olduğunu öğrendiğim kıza yürüdüm. Beni ilk fark eden tabi ki Ateş olmuştu. Yanlarına ulaştığımda ilk işim elimdeki deri ceketi Ateş'in yüzüne fırlatmak oldu. Kafasına nişan almıştım. Ve tam isabet.

 

"Ne oluyor lan?"

 

"Al o ceketi bir taraflarına mı sokuyorsun ne yapıyorsan yap. Ve bir daha bana tanımadığım bir kızın ceketini verme." Onun evinde neden bedenime uygun kadın ceketi olurdu ki? Hayır o ceket Su'ya falan ait değildi. Çünkü Su deri ceket giymekten nefret ederdi. Mecbur kalmadığı sürece gitmeyeceğini çok iyi biliyordum. Dolabında sadece bir tane deri ceket olduğunu tahmin etmesi zor değildi. Onun olsa bile kalıbıma tam olmayacağı bariz bir şekilde ortadaydı.

 

"Ulan ceket kims-" sözünün yarıda kesilmesinin sebebi onu umursamadan Asena'nın gözyaşlarını silmem oldu. Gözyaşlarını sevmezdim. Bana hep acıyı hatırlatırlardı.

 

"Sende, seni sikine bile takmayan bir kişi için daha fazla öfkelenip gözyaşlarını akıtma." Ateş'e ters bir bakış atıp tekrar Asena'ya döndüm. "Hele o kişi bir erkekse hiç kendi değerini kaybetmene değmez."

 

Ateş dahil herkesin şaşkın bakışları benim üzerimdeydi. Umursamadım. Gözlerimi Asena'nın ağlamaktan kızarmış yeşil gözlerinden çekmedim. Neden yavaş yavaş özüme dönüyormuş gibi hissediyordum.

 

"Duru, b-bu sensin. Gelmişsin." Şaşırma sırası bana geçti. Boynuma dolanan kollarla şaşıp kaldım. Asena'nın bana sarılmasını asla ama asla beklemiyordum. Yaz kızım hatırlanması gereken bir kişi daha.

 

Kollarımı beline sarıp karşılık verdim. Tarçın kokusu burnuma dolduğunda yüzüm buruştu. Tarçını sevmezdim ve bu kız kızıllığının hakkını verip tarçın kokuyordu.

 

Herkesin şaşkın bakışları eşliğinde bir süre birbirimize sarıldık. Ama fazla dayanamadan kolları arasından çıkan da ben oldum. "Sana da merhaba Asena hanım. Ve rica ediyorum artık gözyaşlarını akıtma."

 

Gözlerindeki ıslakları parmaklarıyla kurularken bana kocaman gülümsedi. "Artık buradasın ya şu arkanda dikilen sırığın gerginliğini alırsın değil mi? Ona söz geçirmek, duvara kendini anlatmakla eş değer."

 

"Bilmez miyim?" dememle Ateş'in arkamdan şaşkınca, "Bilir misin?" demesi bir oldu. Bilsemde hatırlamıyordum sadece. Bunu şu bir günde çok iyi anlamıştım.

 

"Kes sesini sen. Mümkünse bir müddet ağzını açma." Sertçe çıkışmamla Ateş dudaklarına hayali bir fermuar çekti. "Seninle daha sonra hesaplaşacağım ben."

 

"Böyle yaparak Ateş'i azdırdığından haberi var mı acaba?" Doruk'un kısık sesli söylediklerini duysam da tepki vermedim.

 

"Lan oğlum, senin dilinin bir kemiği yok mu? Amcan var yanında amcan. Ayıp yahu."

 

"Sanki sen Filiz teyzeme yükselmiyorsun amca. Bu yüzden üçüncü çocuğunu kucağına aldın ya."

 

Özgür'ün daha fazla konuşmasın diye Doruk'un ağzını kapattığını yan gözle izlemiştim. Gerçekten dilinin bir ayarı yoktu. Levent amcayı utandırmıştı. Bu görüntüsü de çok tatlıydı. Ateş utanmış mıydı bilmiyordum. Arkamda kaldığı için görememiştim.

 

Bence utandı. Bencede utandı babası yüzünden. Yoksa konuşurdu.

 

"Lan sarı sus artık. Şamar oğlanına döneceksin şimdi."

 

"Aman sanki sende çok masumsun çapkın tutsak seni."

 

"En azından ben büyüklerimin yanında yapmıyorum," evet bunu demesiyle yanından geçen kıza, "Pişt Sena, bugün ayrı ışık saçıyorsun güzelim." demesi aynı saniyelerde olmuştu. Kız ise utanarak hızla yanımızdan uzaklaşmıştı. Özgür ise dudaklarında çapkın gülümsemesi ile arkasından bakmıştı. Aynen büyüklerinin yanında yapmıyordu.

 

"Aynen kanka büyüklerinin yanında hiç yapmıyorsun."

 

"Kes be çakma sarı. Ben büyüklerimi utandıracak şeyler söylemiyorum."

 

İkisi de kafalarına yedikleri darbelerle suspus oldu. Levent amca ikisinin de kafasına tokadı yapıştırmıştı. "Tek kelime ederseniz ikinizi de alırım ayağımın altına.

 

Bizde Doruk'a Levent amcanın kızına yükseldiğini söyleyelim mi dupduru? Oha çok haklısın hadi söyleyelim.

 

Doruk'a dönmüştüm ki Asena'nın arkasından koşa koşa gelen bir çocuk dikkatimi çekti. Tam Asena'nın arkasında durup bir kolunu onun omzuna atmıştı. Göz ucuyla onu incelediğimde kumral, yeşil gözlü, hafif buğday tenli olduğunu gördüm. Üzerinde rahat duran sportif kıyafetler vardı. Yaklaşık tahminen 1,94 boylarında bir delikanlıydı.

 

"Kızılım, her yerde seni arıyorum. Nerelerdeydin? Bir dakika ağlamışsın sen. Hangi yavşak ağlattı seni." Yavşak demesiyle arkamda hissettiğim Ateş'in bedeninin kasıldığını hissettim. Benimde kaşlarım çatılmıştı. Bu sırada o çocuğun gözleri arkama takıldı. Kaşlarını çatmış bir şekilde Ateş'e baktı. "Yine mi sen lan. Yine mi ağlattın benim sevgilimi."

 

Yüksek çıkan sesiyle kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatıldı. Bakışlarım ise kararmıştı. O kim oluyor da Ateş'e bağırabiliyordu.

 

Kimse ileride ki kocamıza bağıramaz dupduru. Ağzını yüzünü dağıtalım bu çocuğun. Hamle yapacak olursa keseriz önünü.

 

İçimdeki sese konuşmamla o çocuğun elini yumruk yaparak Ateş'e yürümesi hayatın bana al sana aksiyon demesiydi sanırım.

 

Hızla Ateş'in önüne geçip çocuğun yumruğunu elimle tutarak engelledim.

 

"Geri bas, sinirli arkadaş! Sen kim oluyorsun da benim arkadaşıma yumruk atmaya kalkışıyorsun."

 

İlerideki kocamıza arkadaş demek ne kadar da onur kırıcı bir davranış Duru. Kocamıza resmen hakaret bu. Kocam olacaksa hayat arkadaşımda olacak demektir.

 

"Sen de kimsin?"

 

"Duru Sağlam ben. Şimdi sen söyle, sen kimsin?"

 

"Emir Ayaz bende. Ayrıca şu elimi de bırakır mısın? Prensip gereği sevgilimden başka birinin eline dokunmuyorum."

 

"Tanıştığıma memnun oldum Emir Ayaz. Ve tabi ki elini bırakırım. Sevgilim olsaydı bende prensip gereği başka bir erkeğe dokunmazdım. Hanene benden bir puan aldın," yumruk olan elini bıraktım. O da hızla elini çekip pantolonuna sürtmüştü. "Ama eğer arkadaşıma yumruk atmaya kalkışırsan acımam yumruğumu yüzüne geçiririm."

 

"Ama o arkadaşın benim sevgilimi ağlatmasını biliyor. Ayrıca bende memnun oldum Duru Sağlam. Seni ilk defa görüyorum yenisin galiba."

 

"Evet yeniyim. Ve hayır biz iki kuzen arasındaki kavgaya karışacak kişiler değiliz. İkisi de aklı başında yetişkin bireyler. Aralarındaki sorunu konuşarakta halledebilirler." Arkama dönüp uyarı dolu bakışlarımı Ateş'e diktim. "Değil mi Ateş?"

 

İki kuzenin arasındaki kavgaya karışmamak en doğru davranıştı. Çünkü aralarındaki bağı ve geçmişte yaşadıklarını dışarıdan biri tam olarak anlayamazdı. Araya girmek, bazen iyi niyetle yapılsa bile durumu daha da karmaşık hale getirebilirdi. En doğrusu, her iki tarafın da sakinleşmesini beklemek ve birbirlerine kendi istekleriyle yaklaşmaları için onlara karışmadan alan oluşturmaktı. Unutulmamalıdır ki, bazı sorunlar dışarıdan değil, içeriden çözülür.

 

Ama biz karışacağız ve Ateş'i azarlayacağız değil mi? Yoksa içimizde kalır. Tabi ki karışıp, azarlayacağız. Hiç kimse benim olduğum yerde suçsuz birine bağıramaz. Bu yakışıklı direk çocukta dahil.

 

Ateş kaşları çatık bir şekilde bana bakarken huysuzca ağzının içinde mırıldandı. Ama onu anlamadığım için dik dik kahvelerine bakmaya devam ettim. Ve o bunu fark eder etmez omuzlarını düşürüp bakışlarını kaçırıp çocuk gibi omuz silkti. Bu halleriyle gözüme ne kadar tatlı geldiğinin farkında mıydı acaba?

 

"Boşuna dil döküyorsun tatlım. Ateş bu. Ne dersen de umursamaz. İkizimi tanıyorum." Bence o kadar da tanımıyordu. Ya da bana olan oyunculuğu mükemmeldi.

 

"Ben uyarımı yapayım da umursayıp umursamamak ona kalmış." Sözlerimle sessiz kalmıştı. Ortama çöken sessizlikle bir süre herkes birbirine baktı. Ve bu ortamda garip bir havanın oluşmasına sebep oldu. Neden kimsenin konuşmadığını ve birbirine baktığını anlamlandıramadım.

 

Kimsenin bir işi yok sanırım. Galiba öyle. Bu sessizlikten korkmalı mıyım?

 

"Bu ortamın gerginliği beni çok gerdi. Ayrıca biz niye bu ortamda duruyoruz kızılım. Hadi bizimkilerin yanına gidelim. Onlar daha eğlenceli," Emir bir bana bir arkamdaki aileme baktı ve gözlerini kıstı. "Gerçi bu tayfaya yeni biri katılmış. Belki eğlenebilirler biraz da olsun. Malum önceki günlerde çok ketumlardı."

 

"Yavşağa bak hele. Sanki siz çok düzgünsünüz amına koyayım. Asena sende elimden bir kaza çıkmadan götür şu sevgilini." Hayır onları tanıdığına da takılmayacağım.

 

"Doruk ben sana az önce konuşmaman gerektiğini söylemedim mi? He amcam. Sen konuştukça benim beynime levyeyle vuruyorlar sanki." Doruk'u susturan şey yine Levent amcanın sözleri oldu.

 

"Niye kızıyorsun ki baba. Çok güzel konuştu Doruk. Niye hala istenmeyen yerde durduklarını anlamıyorum. Bir insan bu kadar mı gurursuz olur." Ateş'in sinirle söyledikleriyle Emir yine öne atılıyordu ki ona bırakmadan ben dirseğimi Ateş'in karnına geçirdim. Bu kadar sert olmak zorunda değildi.

 

"Sen bu sırığın sözlerine aldırma Asena olur mu? Sarhoş mudur nedir, ne dediğini bilmiyor o yüzden," Gülümseyerek söylediklerimle Asena gülümseyerek başını salladı. Bakışlarım Emir'e döndüğünde kaşlarım hafif çatıktı. "Sende sürekli arkadaşıma saldırıp durma ikide bir Emir Ayaz. Ayrıca benim olduğum ortamlar eğlencelidir. Bir ara o çok övdüğün tayfanla tanışmak isterim buralardayım artık."

 

Ateş'in arkamdan,"Hala arkadaşım diyor ya, hay sikeceğim arkadaşını." diye homurduğunu duysam da yüz ifademi sabit tutum. Ama içimden kahkahalarla gülüyordum. Ona arkadaş demem sinirlendiriyordu değil mi?

 

Senin olduğun ortamlar eğlenceli mi? Bence bunu bir daha düşün istersen dupduru. Tamam kabul ediyorum benim olduğum ortamlar bir tık atışmalı oluyor.

 

"Tanıştırayım tabi Duru Sağlam. Kanım ısındı sana. Gözlemlerime göre Asena'nın sevdiği birisin. O yüzden benden sana zarar gelmez." Bana hafif asker selamı verip sevgilisinin elini tuttu. "Hadi kızılım, gidelim"

 

"Görüşürüz Duru. Ve iyi ki geldin." ona sadece gülümsemekle yetindim. Onlar yanımızdan el ele bir şekilde ayrıldığında kararmış gözlerimle Ateş'e döndüm. Sonra ise konuşmadan bakışlarımı çektim. Bizimkilere döndüğümde bir tek Özgür aramızda değildi. Çünkü bir kolonun önde adını Sena diye seslendiği bir kızla o çapkın gülümsemesi ile sohbet ediyordu. Hangi ara yanımızdan ayrıldı bilmiyordum.

 

"Siz Duru hanım. Benim okulumda, benim önümde oğlumun kavgasını mı engellediniz yoksa gördüklerim bir yanılsamadan mı ibaretti?"

 

Ağzım şaşkınlıktan ayaklarımın dibine düştü.

 

Benim okulumda derken?

 

HASSİKTİR! BENİM OKULUMDA DEDİ.

 

Okulun sahibi Levent amcaymış. Az önce ettiğim tüm lafları geri alıyorum.

 

Sakın bana biz demiştik deme! Biz demiştik.

 

"Okulumda derken? BURASI SENİN Mİ?" Heyecandan ses düzeyime engel olamamıştım. Nasıl daha öce söylemezlerdi. Ve neden daha önce buraya gelmemiştim ki? Babamın eninde sonunda bu kararı vermesine binlerce kez şükredebilirdim. Su tepkime gülerken Doruk yüzünü buruşturmuştu.

 

"Bağırmasan da seni çok iyi duyuyoruz fındık kurdu." Ve bunu demesiyle yine kafasına tokadı yemişti.

 

"Karışma kızıma. İstediği kadar bağırır. İsterse binayı bile yıkabilir."

 

"Yazıklar olsun sana Levent bey. Şu Duru'ya kızım dediğin kadar bana oğlum demedin pü sana," Su'yun omzuna kolunu atarak onu bir koridora yönlendirdi. "Yürü çirkinim gidelim buradan. Sevilmediğimiz yerde tek bir dakika durmam ben. Seni de durdurmam." İkisi de bizden uzaklaştığında Ateş, ben ve Levent amca kalmıştı. Arkalarından Levent amca homurdanarak söylenmişti. "Kızımı benden alana niye oğlum diyecekmişim? Şımarık sarı."

 

Sonra ise odak noktası yine ben oldum. "Bir eksiğin, bir ihtiyacın olduğunda çekinmeden bana ve ya arkandaki sırık oğluma geleceğini bildiğim için sana bunları dememe gerek yok. Şimdi Ateş ile birlikte binaları gezin daha sonra odama gelir programını alırsın benden. Hadi görüşürüz, kavgaya karışmayacağınıza güvenerekten odama gidiyorum." Levent amca da yanımızdan ayrıldığında yakışıklı direk çocuk ile yalnız kalmıştım ama kendisine dönmedim. Onu korumuş olmam tavırlı olmadığım anlamına gelmiyordu.

 

"Duru?"

 

Cevap vermedim.

 

"Bal göz?"

 

Acaba saçlarım düzgün müydü?

 

"Ballı?"

 

Umarım makyajım güzel olmuştur.

 

"Bal çiçeği?" Elini koluma sardığını hissettim.

 

Tırnaklarım bugün ne güzel gözüküyordu öyle.

 

"Duru'm..?" Öyle içten söylemişti ki...

 

Daha fazla dayanamayıp ona döndüm. "Ben senin nereden Duru'un oluyorum? Daha beni öpemiyorsun bile."

 

Ben içimden geçmişten dedim. Ama o aramızdaki mesafeyi azaltıp, "Geleceğimden. Ayrıca öpeceğim. Hemde öyle bir öpeceğim ki daha fazlasını isteyeceksin." diye fısıldayarak cevap verdi.

 

Nefes alamadığımı hissettim. Kalbim göğüs kafesimden çıkmak için çırpınırken ben yüz ifademi sabit tuttum. Konuşmadığımı görünce derin bir nefes aldı.

 

"İlk önce bana neden ceketini yüzüme fırlattığını açıklar mısın?"

 

"O benim ceketim değil. Ve tanımadığım birininde kıyafetlerini giymem."

 

"İyi de o senin ceketin. Etiketi bile duruyordu üzerinde. Bir gün hayatıma, bugün çatıdan düştüğün gibi tekrar kollarıma düşeceğini bildiğim için alıp dolabıma koymuştum." Kalbim artık atmayı bırakmıştı. Yüz ifademin eriyip yumuşadığını hissettim. Bakışlarımda ne gördü bilmiyorum ama dudağının bir kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı.

 

"Ayağımın altındaki kiremit kaymasaydı düşmezdim çatıdan."

 

"Evet, biliyorum. Düşmezdin. Ama ben yine de ne zaman düşsen seni tutmak için oralarda olacağım."

 

Ben artık dayanamıyorum. Çok fazla romantik. Bünyem kaldırmıyor Duru. Tam bize layık koca. Kimseye kaptırmayalım. Ya ben ne olayım. Bayılmamak için kendimi zor tutuyorum. Ayrıca o bizi kaptırmasın.

 

"Peki bizim Asena ile kuzen olduğumuzu nereden biliyorsun. Ve bizi gördüğünü de biliyorum," ağzının içinde bir cümle kurdu ama onu anlayamamıştım. "Küçükken de gördüğünü bildiğim gibi."

 

"Nasıl biliyorsun?"

 

"Varlığını hissettim."

 

Dediğine takılmadım. Takılırsam beni hastaneye kaldırmak zorunda kalacaktı.

 

"Kaya amcam söyledi. Ve aranızda ki olan husumetinizi de anlattı. Ya sen neden suçsuz bir kızın üzerine gidip ona nefret besliyorsun Ateş. Yazık değil mi ona? Niye kendini onun yerine koymuyorsun. Düşünsene sevdiğin bir kuzenin büyüklerin suçunu sana atıyor, sen suçsuz olmana rağmen seni üzüyor, ağlatıyor. Ya da ben sana aynısını yapsam? Büyükler yüzünden suçsuz olmana rağmen senin üze-" alnıma yaslanan alın ile cümlem yine yarıda kesildi.

 

"Nefes bal göz, nefes."

 

Derin bir nefes aldım ama konuşmama devam edemedim. Kahve tonlarında öyle bir ifade belirmişti ki bu beni sessizliğe itti. Konuşmamı tamamlamadım o bakışları yüzünden.

 

"Tamam, tamam bir daha öyle davranmayacağım. Eskiden nasılsam şimdi de öyle olacağım. Aklımı başıma getirdin tamam. Lütfen o cümleyi tamamlama. Aklım dayansa yüreğim dayanmaz. O cümlenin sonuna yüreğim kor alevlerle yanar kül olur, külları rüzgarınla savrulur," Sonlara doğru sesi kısılsa da yalvarmaya devam etti. "Lütfen öyle davranma, beni bir enkazın altında canlı canlı bırakma."

 

Sözlerinden ne çıkarmam gerekiyordu bilmiyordum. Neden bir anda hüzünle dolduğuna da anlam veremedim. Ama yine de teselli etmek istedim. İçim bu haline yanarken dışımda soğuk yeller esiyordu.

 

Ellerimi yanaklarına koyup elmacık kemiklerini okşadım. O da ellerini ellerimin üzerine koyup tutunacak tek dalıymışım gibi sarmıştı ellerimi. "Şş, sakin ol. Tamamlamayacağım cümlemi. Zaten ne zaman uzun konuşsam sözümü kesiyorsun. Nefes al bal göz diye. Sonra da ne diyeceğimi unutuyorum."

 

"Sen hiç unutmasan olmaz mı Duru? Hiçbir şeyi unutmasan."

 

"İsteyerek unuttuğumu sanmıyorum be Ateş." Dediğime sessiz kaldı.

 

Koca üninin önünde alanlarımız birbirine yaslı bir şekilde bir süre dikildik. Bakışlarındaki hüznü silebilmek için ellerimi yüzünden çekmedim. Hafif hafif okşamam onu mayıştırmış olsa gerek gözleri kapanmıştı. Şu anda sadece ikimiz vardık. İkimiz içinde dışarıdaki seslerin sustuğunu biliyordum.

 

Arkadaş olarak değil, sevgili olarak değil, bir partner olarak da değil. Flört olarak belki ama şuan sadece Ateş ve Duru'yduk.

 

Bir bütün elmanın iki yarımı gibi.

 

Biri ile tamamlanmak eğer böyle güzel böyle huzurlu hissediyorsa ben onunla tamamlanmak istiyordum.

 

Gözlerini açıp ballılarıma parıldayan kahveleriyle baktı. "Seninle bir yarımı tamamlamak çok güzel bir duygu. Ve ben bu duyguya çok hasretim."

 

"Bu bir çıkma teklifi mi? Eğer öyleyse şuan beni öpmen gereken yerdeyiz."

 

Gülümseyerek bana daha da yaklaşmaya başladı ama arkamızdan biri Ateş'e seslenmesiyle yine bir öpüşmenin kıyısından zalımca koparıldık.

 

"Ateş?"

 

Zorla birbirimizden ayrılıp sesin geldiği yere döndüğümüzde bir kız öğrencinin elinde defteri ile bize doğru geldiğini gördük.

 

Ateş'in derin bir nefes aldığını duydum. "Efendim Zeyno?"

 

"Şey, bölüyorum ama bana ders notlarını vereceğin konusunda anlaşmıştık. Onları alabilir miyim?"

 

Bizi sırf ders notları için mi bölmüş. Hadi ama tam da öpüşüyorduk! Hayatın bana, Cihan şerefsizinden sonra bulduğun aşkını öptürmüyoruz deme şekli bu herhalde.

 

"Dolabımdan al istediğin notu. Ve lütfen bir daha en güzel anımda beni bölme!" Bence bu kadar sert çıkışmasının sebebi ikidir öpmeye çalıştığı kızı öpememesinden kaynaklıydı. Okulun önünde de Asena'nın yüzünden öpüşememiştik.

 

Ateş'in bu hallerine alışık olmalı ki takılmadı. "Tamamdır teşekkür ederim." Gidecekken beni yeni fark ediyormuş gibi gözleri kocaman oldu. "Oha, seni ilk defa bir kıza bu kadar yakınken görüyorum Ateş. Kim bu şanslı kız?"

 

Niye ben burada yokmuşum gibi konuşuyor bu kız?

 

Ateş eliyle önce beni işaret etti. "Duru Sağlam," sonra da karşımdaki kızı. "Duru bu da bölümden arkadaşım Zeyno."

 

"Ah! Tabi ya sen o kız olmalısın. Yoksa Ateş'in bir kızla bu kadar yakın olduğu görülmüş şey değil."

 

Ağzımı açıp konuşacaktım ki Ateş bana o fırsatı vermedi. Ve ben yine sessiz kaldım.

 

"Ya Zeyno alacağını aldın bir gitsene artık. Yoksa notları vermekten vazgeçeceğim."

 

"Tamam tamam gittim ben. Kolay gelsin size. Unutmadan söyleyeyim, çok memnun oldum Duru."

 

Sadece başımı salladım. Gözden kaybolduğunda hala o yöne bakıyordum. Bana yaklaşan bedeni hissetsemde tepki vermedim. Az önce konuşmama izin vermemişti gıcık yakışıklı.

 

"Nerede kalmıştık? En son seni öpmek için yakla-"

 

Sözünü kestim.

 

"Bana üniyi gezdirecektin." Az önce ki romantik havadan eser kalmamıştı benim işin. Soğuk sesimle bir an şaşırdı.

 

"Ama sikeceğim artık böyle işi ya." Çocuk gibi isyanla sızlanmasına düz ifadeyle baktım ama içimden yine kahkahalarla gülüyordum. Bende çok istiyordum o dediğinden. Bir türlü öpüşemiyorduk.

 

Çok fazla sövmeden kolunu bana uzattığında koluna girdim. "Gezdirelim bakalım bal çiçeğini. Ama şimdiden uyurayım üzerine konmaya çalışan arıyı ezerim!"

 

"Bu ben çok kıskancım, kraliçe arımı kimseye yar etmem demek mi oluyor." Beni yürütürken adımlarım ona uyuyordu. Beni yönlendirmesine izin vermiştim ve o da bu izni çok güzel kullanıyordu.

 

"Bakış açısına göre değişir. Sen dersin kıskanç ayının teki. Ben derim dişisini sahiplenen aslan," Bana göz kırpdı. Kalbimi yerle bir etti. "Arada ki farkı anladın?"

 

"Angıt mıyım ben anlamayacak? Anladım tabi ki. Sen anlatırsın da anlamam mı yakışıklı direk çocuk."

 

Gözlerini açarak bana baktı. "Ne? Ne çocuk?"

 

"Yakışıklı direk çocuk."

 

"Daha güzel lakap bulabilirdin." Alınmış mıydı?

 

"Beni öpemeyen yakışıklıya elimden ancak bu kadarı geliyor maalesef Ateş bey." Aklıma gelenle bir aydınlanma yaşadım. "Ha bu arada Kaya amcam dedi ki; Ateş'e selamı mı söyle en güzelinden bir şey ayarlayacakmışsın, dedi. Sen anlaman gerekeni anlarmışsın."

 

"Şu bir kaç gün olmaz ama ondan sonra ayarlar götürürüm Doruk'u."

 

"Nereye götürürsün? Nasıl ayarlayacaksın ki? Motorcu arkadaşlarından mı ayarlayacaksın? Hem beni niye götürmüyorsun ki. Çok merak ettim beni de götür oraya. Ayrıca Doruk'un istediği modeli nereden bileceksin." Bu sefer sözümü kesmesine müsaade etmeden tüm sorularımı ard arda dizmiştim.

 

Benden hafif uzaklaştı. Bu hareketiyle elim kolundan düşmüştü. Ama saniyesinde kolunu omzuma atarak yine dibime girdi. Garipsemedim. Onun hiçbir hareketini garipsemiyordum. Aksine çok huzlurluydum.

 

"Ayıp ettin yavru bebek. Seni de götürürüm. Ama şimdiden anlaşalım ağzının sularını akıtmayacaksın. Sen Doruk'un istediği modeli öğrenip bana söylemen yeterli." Hevesle başımı salladım. Aklıma gelmişken telefonumu çıkardım.

 

"Numaranı versene bana. Doruk dan öğrenip sana yazarım."

 

"Bu da numaramı isteme bahanen mi?"

 

"Ben bahanelere sığınmam Ateş bey. Zaten alacaktım numaranı."

 

"Peki öyle olsun bakalım."

 

Sonrası ise bir saat boyunca hiç yorulmadan her detayıyla üniyi gezmek olmuştu. Her soruma özenle cevap vermiş hiç şikayetçi olmamıştı. Benden şikayetçi olanın aklından şüphelenirdim zaten.

 

 

🪽

 

Taksiciye parasını ödeyip taksiden indim. Eve daha yeni gelebilmiştim. Ateş bana tüm üni gezdirdikten sonra hocasına aklına takılan bir soruyu sormak için yanımdan ayrılmıştı. Bende Levent amcanın yanına gidip ders programımı almaya gitmiştim ama Levent amca beni salmamış bolca sohbet etmişti benimle.

 

O kadar akıcı bir sohbeti vardı ki konuştukça konuşasım gelmişti. Ve fark ettiğim başka bir detaysa Levent amcanın da geçmişim olduğuydu. Bunun bilincinde yabancıymış gibi sohbet etmek benim için hiç kolay değildi ama keyifli geçen saatler olmuştu. Sonra ise toplantısı olduğu aklına gelmiş ve apar topar beni odasında bırakarak gitmişti.

 

O hali aklıma geldikçe gülesim geliyordu. Öyle bir yerinden fırlamıştı ki anlık beni de panikletmişti hali.

 

Levent amca gittikten sonra kütüphaneye kapanmış hem kitap okuyup hemde ders çalışmıştım. Saatin su misali akıp gittiğini ise görevlinin gelip beni uyarmasıyla fark etmiştim. Üniden çıktığımda güneş ışığını geceye bırakıyordu.

 

Anahtarla kapıyı açıp girdiğimde salonun televizyon ışığı odaya yayılıyordu. Mutfak tarafından gelen sese bakılırsa Doruk kendine bir şeyler hazırlarken televizyon izliyordu anlaşılan. Ona görünmeden odama çıkıp üzerimi değiştirdim. Uykusuzluktan gözlerim ağrıyordu. Ama Doruk'u dinlemeden uyumayacaktım.

 

Üzerimi değişmiş makyajımı temizlemiş bir şekilde aşağı indiğimde Doruk'u televizyonun karşısında buldum. Ayaklarını sehpaya uzatmış yayılarak televizyon izliyordu. Benim geldiğimi fark edip bana döndü ama hiçbir şey demeden koltuğa uzanıp başımı dizlerine koydum. Bir eli saçlarımı okşumaya başladığında gözlerim kapandı.

 

"Anlat." Dediğim tek şey bu olmuştu. Ama o salağa yatmayı seçti.

 

"Neyi fındık kurdu?"

 

"Su ile ilişkini." Her şeyi duymuştum, biliyordum. Fakat ona tekrar güvenebilmek için kendisinden dinlemem gerekiyordu. "Yalanını yakalarsam affetmem."

 

Derin bir nefesle ciğerlerini şişirdi. "Annem ve Levent amcam ortaokuldan arkadaşlar. Hep yan yana durmuşlar hiç ayrılmamışlar. Hatta evlenecekleri insanları bile birlikteyken bulmuşlar. Bizde onların ayrılmayan çocuklarıyız ama Su'ya hiçbir zaman kardeş gözüyle bakmadım. O da aynı şekilde beni abi görmek dışında her şekilde gördü. Hiç iletişimiz kesilmedi. Sevgili olduğumuzu dememe gerek yok zaten. Her şeyi anladın."

 

"Neden yalan söyledin? Ya da söyleme bunu duymak istemiyorum." Okyanus gözlerine baktım. "Peki ben bu hikayenin neresindeyim maviş?"

 

Yutkundu ama dilinden sorumun cevabı dökülmedi. Sessiz kaldı. Bende zorlamadım. Bildiğim cevapları sormamalıydım.

 

O saçlarımı okşarken dizlerinde yatmaya devam ettim. Ne zaman Doruk'un nefesleri düzene girdi o zaman başımı kaldırdım ve yarasına bakmak istedim. Ama bandajını çıkarmaya kalksam anında uyanacağı için sadece izlemeye koyuldum.

 

Sen elini koy biz iyileştirelim. Bana nasıl olduğunu anlatsana. Şimdilik bize bırak. Hatırladığında zaten kendin kontrol edebileceksin güçlerini. Şimdi elini koy ve gözlerini kapat.

 

İçimdeki sesin dediğini yapıp elimi Doruk'un yarasına koydum. Gözlerimi de kapatmış sadece beklemiştim.

 

Sanki onun acısını içime çekiyormuş gibi bir his vücuduma yayıldı. Başım sızladı ama sesimi çıkarmadım. İçimdeki, gücü kontrol edip Doruk'u iyileştirirken sadece bitmesini bekledim.

 

Bittiğini acının geçmesiyle anladığımda hiçbir şey olmamış gibi tekrar başımı Doruk'un dizlerine koyup gözlerimi kapattım. Artık derin bir uyku çekmek istiyordum.

 

Abimin dizlerinde uykuya dalmadan önce içimdekine tek bir şey söylemiş ama onu dinleyemeden karanlığa gömülmüştüm.

 

Teşekkür ederim. Benimle olduğun için, beni tekrar kendime getireceğin için teşekkür ederim. Rica ederiz dupduru. Umarım öğreneceklerinden ve hatırlayacaklarından sonra sakin kalabilir, bir delilik yapmazsın...

 

🪽

 

 

 

Yeni bölümde görüşmek üzere ♡

ig; rumissyldz_ ve ya yazarimssii

tiktok; yazarimssii

 

Bölüm : 14.10.2025 22:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...