
İlk özel bölümümüz, birbirine ilk görüşte bağlanan ve kopamayan aşıklar için...
Melek-Kadir
(Kadir'in lise zamanları)
Neydi ilk aşk? İlk göz göze gelmek mi? Yanından geçerken kokusunu duyup bir daha unutmamak? Belki de acısını görüp onunla birlikte acımaktır. Ya da daha tanımadan dış görünüşüne takılı kalmaktır.
Sahi neydi bu üç harfli olan tek kelime? Bir insan bir insana gözünü kırpmadan tüm duygularını sunabilir miydi? Bu acımasızlığı yapabilir miydi kalbine?
Aşk üç harf tek kelime. Değecek birine değerli duygularını emanet ettiğin bir duygu kümesi. İçinde mutluluğu, hüznü, nefreti en heyecanı barındırıyor. Kalp bu duyguları bir arada yaşamak için aşık oluyor. Bu duygular için sabırsızlıkla dövüyor göğüs kafesini. Sırf bu duyguları ona yaşatan kişi için.
Bu aşk güzel miydi yoksa insanı ölüme mi süreklerdi bilinmiyordu. Bilinmezdi.
Her aşk yaşayan kalp, sonunun ne olacağını asla bilemezdi.
Melek dışında.
Kadir bu yaşına gelene kadar kalbi hiç göğüs kafesini dövecek kadar atmamıştı. Lise son sınıftı ve asla inanmıyordu aşka. Çok saçma geliyordu ona aşk. Ne gerek vardı gezip dolaşıp her gece alemlere akmak varken ihtiyaç duymadığı tek şey hayatına, kalbine birini almaya.
Kadir'in gençliğinde kanı o kadar çok deli akıyordu ki bir gece nezarethanede bile kalmıştı. Babası yoğun olduğu için onu amcası gelip dışarı çıkarmıştı. O gece babasının yolunu ne çok gözlemişti ama babası işini bırakıp asla oğlunun yardımına koşmamıştı. Aksine eve gittiğinde babasından dayak yemiş, bir hafta boyunca evden dışarı adımını atamamıştı.
"Ev hapsinden yeni kurtulmuşken bu yaptığımız sence ne kadar doğru kardeşim?" Dedi yanında yürüdüğü her adımında yanında olduğu çocukluk arkadaşı Levent. Tabi yanında olması memnuniyetsiz olmadığı gerçeğini değiştirmiyordu.
"Ne güzel aksiyon yaşıyoruz bro biraz relax." Dedi diğer yanında her adımını takip eden Burak. Burak ise halinden hiç olmadığı kadar memnundu. Kadir'in ceza aldığı şu bir haftada canı yeterince sıkılmıştı.
"Sizin aksiyonunuzda bende defilesinde boy gösteren model oluyorum herhalde." Diyen de Leyla'ydı. Hala burada ne işi olduğuna anlam veremiyordu.
Onlar dört yakın kardeşti. Levent, Burak, Leyla ve her ne olursa olsun damarlarındaki kan delice akmaktan vazgeçmeyen kadir. Aralarında sevgi göremeyen, sevgiden mahrum kalan olsa da bu dört kıymetli kardeş birbirine verdiği sevgi her şeyden üstündü.
"Bir haftadır can sıkıntısından patladım zaten. Bırakta keyfimiz biraz yerine gelsin kardeşim." Dedi Kadir zihninin içindeki deli düşüncelerle birlikte otuz iki diş sırıtırken.
Neredeler miydi?
Babasının çalıştığı laboratuvara gelmişlerdi.
Peki neden mi?
Babasının odasındaki kasasından, babasına yakalanmadan babasının ve abisinin araba koleksiyonundan birer adet araba ödünç alacaklardı. Daha doğrusu almaya çalışacaklardı. Yakalandıkları taktirde de babasına, 'seni ve iş yerini ziyarete geldik baba.' diyecek ve sonrasında cezasına razı gelecekti.
Yakalanmazlarsa da buradan çıktıkları gibi şehrin dışında boş bir arazide yapılan araba yarışına katılacaklardı.
Yakalanmayacaklarına adı gibi emindi Kadir. Bu zamana kadar çoğu yaptıkları şeyde yakalanmamışlardı ama içinden net konuşması bunun sebebi değildi. Sadece hissediyordu.
Burak aynı heyecanıyla "Araba yarışından sonra kulübe de gider miyiz brom? Güzel kızlar bu kaslı vücudumu çok özlemiştir," diye konuştu. Aralarındaki en çapkın ve kızlara düşkün karakter Burak oluyordu. Anı yaşadığı için gelecek asla zihnine düşmüyordu. Ama ileride kendi aşkını bulduğunda da geçmişi yüzünden çok zorlanacaktı. Çünkü aşık olacağı kadının eline bırak bir erkek eli değmesi, gözü bile değmemiş tertemiz bir kadın olacaktı.
"Gideriz tabii. Yeter ki sen iste brocum." Diyerek Burak'ın heyecanına heyecan kattı Kadir. Levent erkek kardeşlerine 'siz asla iflah olmazsınız' temalı bakışını atıp kafasını iki yana salladı. Leyla'nın omzuna kolunu atmış kız kardeşini yanına çekmişti.
"Biz bunlarla ne yapacağız ha mavişim? Gel biz eve gidip keyfimize bakalım. Bunlarda ne halt yerse yesinler," dedi memnuniyetsizliğini de dile getirerek.
Leyla ise aralarında sadece bir yaş olsada abisine gülerek "Olmaz sırık abim. Anca beraber kanca beraber. Bu yaşımıza nasıl geldiysek bundan sonraki hayatlarımızda da öyle olacak," demiş ve abilerine gözlerindeki yoğun sevgi ile bakmıştı. Biri dışında.
Aralarında en uzun kişi Levent'ti. Kendisinde lise olmasına rağmen 1,95 boy vardı ve uzamaya da devam ediyordu. Kadir'ler bile daha 1,90 olamamıştı henüz.
"Şu kız kadar olamadın ya ne diyeyim sana Levent’cim."
"Ne varmış benim halimde? Memnun olmadığım sizin peşinizden gelmeyeceğim anlamına gelmiyor Kadir'cim. Yaşamda sizinle ölümde."
Burak atladı lafa. "Tabi ki öyle. Siz nereye ben oraya kardeşlerim. Her evrende başınıza belayım."
Kadir gözlerindeki hayran bakışlarına engel olamıyordu. "Sırtımı asla yere değdirmeyecek kardeşler seçmişim. Size ne kadar minnettar olduğumu bilemezsiniz." dedi duygu karışmış sesiyle. Onun sözleriyle Burak ve Levent, Kadir'e sıkıca sarılmış sırtına da hafifçe vurmuşlardı. Leyla da gözleri dolu bir şekilde aralarına katıldığında onu da sıkıca sarmışlardı.
Aralarındaki bağ o kadar derindi ki onları ya ölüm ya da ihanet ayırırdı. Herkesin birbirine ihanet etmeyeceğine güveni tam olduğu için de geriye sadece ölüm kalıyordu.
Tabii kimse gelecekte ne olacağını da bilmiyordu. Yine bir kişi dışında.
Leyla "aranızda en duygusal benim diye mi böyle konuşuyorsunuz? Ben ağlıyayım diye mi böyle yapıyorsunuz?" Diye çığlık atarcasına konuştuğunda gülerek onu daha çok sarmışlardı.
"Tek bir gözyaşına dünyayı yakabilecek üç tane abin varken sen ağlamayı mı düşünüyorsun mavi?" Dedi Kadir kız kardeşine.
Leyla bu sözlere bile ağlayabilirdi ama belli etmedi. Tek yaptığı kocaman gülümsemek olmuştu.
"Hadi artık yapalım şu işi de bitsin. Stresten saç beyazlatacağım yoksa."
Hepsi Levent'i onaylayıp laboratuvarın gizli geçitine doğru yürümeye başlamışlardı. Bir gece önce Kadir dayanamayıp babasının çalışma odasındaki kasadan laboratuvarın krokisini almış ve ezberlemişti. Hatta gizli olan giriş çıkışlarını bile. Mimarlığa olan düşkünlüğünden dolayı ezberlemesi de hiç zor olmamıştı. Yön bulma duyusu da kuvvetli olduğu için aradıkları odayı çok rahat bulacaklardı.
"Çocuklarımızı geçtim daha mesleklerimizi elimize almadık kardeşim. Ne saç beyazlatması." Her koridoru geçerken sohbet etmeyi de bırakmıyorlardı.
"Olsun beyazlatırım ben." Derken çok ciddiydi Levent. Ama sonra ciddiliğini bırakıp yüzüne sinir bozucu bir sırıtma yerleştirmişti. "Ha ama eğer ileri de dünür olacaksak saçımı beyazlatmayı senin için erteleyebilirim kardeşim."
Bu sefer kaşlarını çatan Kadir'di. "Sana kızımı vereceğime hiç evlenmem daha iyi." Kıskanç biriydi kendisi. Sevdiklerini kıskanır ve paylaşmayı sevmezdi. Hele bu kişi kanından, canından olacak bir kızsa hiç paylaşmazdı. Kalbine aşk yerleşmemiş olabilirdi ama Kadir'in hayallerinin arasında bir kız çocuğuna babalık yapmak vardı. Tüm varlığını adayacak bir kızı olsun istiyordu.
"Kız mı? Belki erkek evladın olacak ve ben sana kız vereceğim nereden biliyorsun?" Derken şaşkın çıkmıştı Levent'in sesi. Kadir'in direkt kız demesini beklemiyordu. Ama bilmediği şey ise Kadir'in rüyalarına bir kız çocuğunun girip ona baba demesiydi.
Evet şu bir haftada canı yeterince sıkılmıştı ki patlamamak için kendisini zor tutarken gözlerini kapattığı bir vakit ansızın kendisini bir rüyanın içinde bulmuştu.
Ormanda, bembeyaz kıyafetler içinde yürürken karşıdan ona doğru koşan bir kız çocuğu görmüş ve adımları durmuştu. Kendi saçları gibi kumral-kahve saçları beline kadar uzanıyordu. Bal rengi gözleri kehribar gözlerinden bile daha güzeldi. Çok şaşırdı Kadir ona bakarken. Şaşırdığı kız çocuğunun ona doğru koşması da değildi. Şaşırdığı şey o kız çocuğunun ona doğru 'babamm' diye bağırarak koşmasıydı.
Dizlerinin üzerine şaşkınca çöktüğünde kız çocuğu boynuna atlamış sıkıca Kadir'e sarılmıştı. Boynuna kollarını saran küçük kızı sarmaktan geri duramamıştı. Kokusu burnuna dolduğunda buna da inanamamıştı çünkü rüyaların bu kadar gerçek olduğunu bilmiyordu. Kız çocuğu çiçek gibi kokuyordu. Ama bal çiçeği gibi.
Kız kollarının arasından çıkınca da kocaman gülmüş küçük ellerini Kadir'in yanaklarına sarıp okşayarak "duydum ki çok sıkılmışsın babam. Bende sana geldim. Beyabey oynayalım diye sana geldim." demişti.
Kadir içinde yaşadığı yoğun şok ile "ben senin nereden baban oluyorum?" diye sormuştu.
"Gelecekten babam gelecekten." Diye bir cevap almıştı. Sonra da bir hafta boyunca o küçük kız rüyasına gelmiş ve onunla türlü türlü oyunlar oynamıştı. En çokta dans etmişlerdi.
Daldığını Burak kolunu sarstığında farkına varıp kendine geldi.
"Sana diyoruz brocum. Nerelere daldın?"
"Dalmışım öyle. Ne diyordunuz?"
"Diyoruz ki bizden habersiz kalbine birini falan aldında kız çocuk hayalleri mi kuruyorsun?"
"Yok be ne aşkı. Saçmalamayın. Ayrıca olsa size söylemeyecek değilim. İlk siz öğrenirsiniz." Dedi teessüf ederim der gibi bir ifadeyle.
Burak şüpheci tavırlarla Kadir'i baştan aşağı süzdü. Sonra da Levent'e, Kadir'i işaret etti. "Yok kesin bir şeyler gizliyor Kadrom. Bizden habersiz kalbine birini almış. Görüyorsun değil mi Levo?"
"Görüyorum görüyorum. Keşke görmeseydim Burki durki. Yengemizi de saklamaz herhalde bizden." Dedi Levent'te Burak'a uyarak.
"Ya yok öyle bir şey. Salak salak konuşup benim canımı sıkma-" Kadir cümlesini tamamlayamadan bir odadan bir çığlık sesi duyuldu. Sonra bir kızın bağıran sesi.
"Bırak Kaya bırak. Yeter onu götürüp durmasınlar yeter. Her yerini deştiler daha ne istiyorlar ondan!" Bir genç kadın önce çığlık atmış sonra da kriz geçiriyormuş gibi bağırmıştı.
"Bıraksam ne yapabileceksin Filiz! Bir yerinde dur artık. Sanki gücün yetebilirmiş gibi dikleşiyorsun. Biraz daha böyle yaparsan seni yaşatırlar mı sanıyorsun sen!?" Bu bağıran da genç bir adamdı.
Sesleri duyan dörtlü yerinde dikleşirken aralarında tek korkan Leyla'ydı. Kadir sesin nereden geldiğini anlamak için etrafı tararken Levent çoktan sesin kaynağını bulmuştu.
Kapılarda kilit olsada camın olduğu kısımda içeridekileri görebiliyorlardı. Ama gördükleri hiç hoşuna gitmemişti. Sanki onlara işkence uyguluyorlardı.
Onlar yaşlarında iki genç kız ve bir de genç adam vardı. Kızlardan biri kahverengi saçlı, ela gözlüyken diğeri siyah saçlı, kahverengi gözlüydü. Genç adam ise sarışın ve mavi gözlüydü. Gözlerinde ise kollarında duran kız için fazlasıyla endişe barındırıyordu.
Odada onlardan başka kimse yoktu. Seslerin buradan geldiği çok belliydi çünkü sarışın çocuk, kahverengi saçlı kızı kolları arasına almış sakinleştirmeye çalışıyordu.
Levent, Kadir'e seslenip ona odadakileri gösterdi. "Kadir sesler buradan geliyor."
Kadir hızla Levent'in yanına gelip manzaraya baktığında içi acımıştı. Onunla birlikte Burak ve Leyla da odanın arkasındaki olanlara baktı. Leyla duygusuz gözlerle bakarken Burak'ın gözleri bir köşeye geçmiş, kollarını bacaklarına sarıp hafif hafif sallanan siyah saçlı genç kızda takılı kalmıştı. Genç kız onun bakışlarını hissetmiş gibi kızarık gözlerini camın arkasında duran Burak'a çevirdiğinde, Burak bir adım geri gitmişti.
Kaya diğer kız kardeşinin bakışlarını fark etti. "Ayla sen nereye bakıyorsun öyle?" diye endişeyle sorması da bu yüzdendi.
Ayla bakışlarını çekmeden "Bilmiyorum abi. Sanki camın arkasında biri beni izliyormuş gibi hissettim." Demişti titreyen sesiyle. O an Burak kalbinde bir sızı hissetti ama görmezden geldi. Karşısında ki kıza acımak istemediği için bakışlarını çekti. Fakat bilmediği şey kader ağının bir düğümünü kalbine atmış olduğuyuydu.
O an Kadir onların kendilerini görmediğini fark etmişti. Kısık sesle "bizi görmüyorlar" diye fısıldadı. O söylemese bile Ayla'nın sözleriyle her şey anlaşılıyordu. Onlar orada dikilip karşısındaki manzarayı izlerken başka bir odadan başka bir çığlık sesi duyuldu.
Bu öyle bir çığlıktı ki... Karanlığın ortasına bırakılmış keskin bir bıçak gibi havayı yardı, odanın bütün sessizliğini paramparça etti. Koridora taştı. Duvarlar, yankının ağırlığıyla hafifçe titrerken, çığlığın sahibi kadar çevresi de aniden donup kaldı. Öyle derin, öyle içten kopmuştu ki ses; sanki yalnızca bir anın korkusunu değil, yılların birikmiş fısıltılarını da içinde taşıyordu. O an, kimse nefes almayı bile hatırlayamadı. Çığlık odanın içine değil, herkesin içine düşmüş gibiydi.
Bu çığlığı camın arkasındakiler de duymuştu. Öyle ki Filiz ve Ayla da kız kardeşlerinin attığı çığlığa yakın acı dolu feryat etmişlerdi. Kaya gözlerini sıkı sıkı kapatmış gözlerinden sessizce göz yaşı dökmüştü. Canları yanıyordu. Öyle çok can yakıyorlardı ki ortada ölecek bir can bırakmıyorlardı. Ölmelerine de izin verilmiyordu.
Bu koridorlarda hiç kimsenin görmediği, her bir duvarında geçmek bilmeyen görünmez kan, geçit vermeyen çocuk çığlıkları vardı. Kadir ve arkadaşları hiçbir şey bilmiyordu.
Burası cehennemden farksızdı.
Bir odadan beyaz önlüklü adamlar çıktığında Kadir'ler hemen bir duvar arkasına geçip saklanmışlardı. Leyla'yı korumak ister gibi üçü de önüne siper olmuştu. Onlar görmese de Kadir'ler her şeyi görebiliyorlardı.
O önlüklü adamların arkasından iki tanesi kollarından tuttukları bir genç kızı sürükleyerek çıkardıklarında Kadir'in kalbine öyle bir ağrı saplandı ki nefesini kesti. Nefessiz kaldı. Kehribarları acıyla dolduğunda yanaklarından ondan habersiz yaşlar süzüldü. Genç kızın kollarından öyle bir sürüklüyorlardı ki koridorun zemininden tiz bir ses yankılanıyordu. Baygın bir halde başı öne düşmüş bembeyaz saçları, yüzündeki yaraları göstermek istemiyormuş gibi yüzünü örtmüştü.
O genç kız Melek'ten başkası değildi.
Kadir yüzünü görmek için defalarca kalbinden geçirdi. Gördüğünde ise buna pişman olmuştu. Keşke dedi içinden. Keşke görmeseydim. Onu o halde göreceğime keşke kör olsaydım.
Melek'te üzerinde ve kalbinde hissettiği bakışlarla üzerinde kalan son gücünü kullanarak başını kaldırdı. İşte o an bir çift kehribar göz, bir çift bal rengi gözde takılı kaldı. Bakışları birbirini bulduğunda gözlerinde şiddetli bir patlama gerçekleşti. Melek son gücünü, gelecekteki kocasını, sevdiğinin gözlerini görmek için kullanmıştı. Ama Kadir, Melek'i gördüğü gibi vücudundaki tüm güç çekilmiş gibi dizleri yer ile buluşmuştu.
Kadir 'çok güzel lan' diyemeden 'ona nasıl kıymışlar lan’ dedi içinden. Melek ise acılarına rağmen gülümseyerek 'çok yakışıklı' dedi. Sanki ikisi de içlerinden geçirdiklerini gözlerinden okumuştu. Bu yüzden Melek gülümsemesini bozmazken, Kadir mümkünmüş gibi biraz daha dizlerinin üzerine yığıldı.
Kadir'in gözleri Melek'in gülümsemesine kaydı. Ama o gülemedi. O an o kadar çok istedi ki gülmeyi ama beceremedi. Sadece hiç yaş akmamış gibi önce sağ sonra da sol gözünden yaş aktı. Melek'in gözleri Kadir'in gözlerinden akan yaşları takip etti ve gülümsemesi daha çok yayıldı dudaklarına. Gelecekteki sevdiği onun akıtamadığı yaşları da onun için akıtmıştı.
Çünkü Melek'in gözlerinden yaş değil kan akıyordu.
Bir kaç dakika önce ona -yeni bir güç için- işkence sandalyesinde verdikleri yüksek doz elektrik yüzünden gözlerinden gözyaşı değil kan süzülüyordu. Burnu da kanamıştı.
Melek'in bedenini Kaya'ların durduğu odaya bir çöp misali bıraktıklarında içeridekiler ağlayarak Melek'e koştular. Filiz kendini tutamayıp ölme pahasına da olsa karşılarında dikilen acımasız adamlara bağırmaya başladı. "Daha ne kadar devam edeceksiniz bizi mahvetmeye? Yetmedi mi aldığınız canlar? Yetmedi mi üzerimizde denediğiniz deneyler?"
Aldığı tek cevap donuk suratlı olan bilim insanından geldi. "İstediğimiz sonuçları alana kadar." Sesi duygudan yoksun ve çok acımasız çıkmıştı.
Acımasız zalim insanlar odadan çıkıp kapıları kapatırken, Filiz saniyelikte olsa Levent ile göz göze gelmişti. Levent hemen gözlerini kaçırsada bilmediği şey Filiz'in o kısacık saniyede zihnine girmesiydi. O saniyeden sonra Levent ne yaparsa Filiz zihninin içinde o anları yaşayacak ve bilecekti.
Kapılar kapandığında ve zalim adamlar gittiğinde Kaya yere çöküp Melek'in başını dizlerinin üzerine koydu. Gözlerinden akan yaşa o zaman lanetler okudu. Kız kardeşinin gözlerinden kan akarken o kendi gözlerinden akan yaştan nefret etti. Filiz ve Ayla, Melek'in ellerini sıkıp destek olmaya çalışırken Melek sadece tebessüm ediyordu.
Kaya kız kardeşinin yanaklarında kuruyamayan, sürekli yerine yenileri akan kan damlalarını korka korka temizlemeye çalıştı. "Güzelim, iyi misin?" diye konuşmaya çalıştı. Ama ağlamaktan çatlayan sesi buna pek izin verememişti.
"A-bi o ç-çok," nefes almaya çalıştı Melek konuşabilmek için. Başarılı olamadı. Nefesi boğazında takılı kaldı. Öksürmeye çalıştığında da dudaklarının arasından kan sızdı. Kendini zorlayarak "yakışıklı" diye tamamlasa da ağzından kan kusmaya başlamıştı.
Kaya içli içli ağlarken "O kim güzelim?" diye sordu ama Melek'in gözleri kapanıyordu.
Melek abisinin sorusuna cevap veremedi. Gözleri karanlığa kapanmadan önce tek dediği şey "o gün, bugün." oldu. Kaya, Filiz ve Ayla ağlamaktan başka hiçbir şey yapamadı.
Levent ve Burak üzerindeki şoku atlatamamışken yakalanmamak için hızlıca Kadir'in kollarından tuttukları gibi hızlıca işlerini halledip binadan dışarı çıkardılar. Leyla da arkalarından ilerlemişti. Kadir'in arabasına bindiklerinde bile kimse konuşmuyor, üzerindeki şoku atlatmaya çalışıyordu.
Burak içindeki sıkıntıyı derin bir 'off' çekerek üzerinden atmaya çalıştı ama başarılı olamadı. "Biz ne yaşadık az önce amına koyayım." Burak çok küfür kullanan biri de değildi. Fakat yaşadığı olay küfür edilmeyecek gibi değildi.
Levent, Kadir'in halini görünce Burak'a dönüp gözleriyle uyarmış "şimdi değil kardeşim." demişti.
En çok Kadir yıkılmıştı. En çok o gözyaşı dökmek istiyordu. Ama yapamıyordu. Gördüğü genç kız gözlerinden kan akıtırken gözyaşlarını dökmek istemiyordu. Bal gözleri, bembeyaz saçları, bembeyaz teniyle aklının ucundan bile çıkmayacaktı. Onu düşündükçe bir hafta boyunca gördüğü rüya aklına düştü. Kafası yeni dank ediyordu. O kız çocuğu görünüş olarak gördüğü kızın tıpatıp aynısıydı. Saçlarının arasındaki beyazlıklar bile o kızın saçlarına benziyordu. Bozuk olan sinirleri daha çok bozuldu. Ve kendini tutamayıp acı bir kahkaha döküldü dudaklarının arasından. Kardeşleri ona döndüğünde Kadir gözlerini yoldan bir an olsun çekmiyordu.
"Kalbine birini mi aldın diyordunuz. Alın size yenge. Şu dakikadan sonra o, aklıma-kalbime girmiş durumda." Dedi acı gülüşlerinin arasında. Hiç kimse konuşmadı. Konuşmakta istemedi. Aralarındaki bir kişinin bu sözlerle kalbi sızım sızım sızladı.
Evet o, kendisini aklına kazımış, kalbinin kapsını tıklatmadan içeriye dalıvermişti. Bu ilk görüşte aşk hikayesi olabilirdi. Yada yıllardır beklenilen hasret vuslata ulaşmıştı. Kadir bu aşka ilk görüşte acılı aşk diyecek, Melek ise yıllardır beklediği hasretin vuslata erdiğini söyleyecekti.
Araba Levent'in tek başına çıktığı evin önünde durduğunda hepsi ona dönmüştü. "Ne bekliyorsunuz insenize lan!"
"Kadir şuan çok sinirlisin. Sakinleş ondan sonra nereye gideceksen git." Dedi Levent çekinerek.
"SİNİRLİYİM LAN. ÇOK SİNİRLİYİM. GÖRMEDİN Mİ NE YAPTILARINI? GÖRMEDİN Mİ KIZI NE HALE GETİRMİŞLER? GÖRMEDİN Mİ NE YAPTIKLARINI AMINA KOYAYIM. NASIL SAKİN OLAYIM. O ADAMLARDAN BİRİ DE BENİM-" Sustu. Devamını getiremeden sustu. Getirmeye ne dili ne de yüreği dayanamadı.
O adamların biri de benim babam diyemedi.
Derin derin nefesler alıp sakinleşmeyi denedi. Başaramadı ama kardeşlerine de bağırmadı. "İnin hepiniz ve beni de aramayın!" Dedi net ve keskin bir sesle. Arasalarda Kadir istemedikçe ulaşamazlardı.
Hepsi arabadan indiğinde Kadir vakit kaybetmeden gaza bastı.
Levent arkasından "Delice bir şey yapma." desede Kadir bunu duymamıştı. Duysa da takmazdı.
Basabildiği kadar gaza bastı Kadir. Torpido gözünden çıkardığı sigara paketinden bir dal sigarayı beklemeden dudakları arasına koydu. Derin bir nefes çekti ama hemen dışarı bırakmadı. Bekledi. Ciğerlerine işkence etmek ister gibi içinde tuttu. Ne zaman dayanamayacak hale geldi işte o zaman zehirli duman dudakları arasından süzüldü. Buna da içinden küfürler, lanetler okudu.
Kendisi bir dumana dayanamazken O, kim bilir nelere dayanmak zorunda kalmıştı.
Düşündükçe delirecek gibi oldu. Delirdikçe gaz pedalına daha büyük kuvvet uyguladı. Geldiği yolları son hız giderken sanki yol daha da büyüdü gözünde. En sonunda gitmek istediği yere yaklaştığında ani frenle durdu. Tekrardan torpido gözüne uzandığında eline değen metali sıkıca kavradı. O soğukluğu avucunun içinde hissettiğinde öfkesi bir an olsun dinmemişti.
Babasından gizlice aldığı silahın kabzasına büyük avcunu sarıp çıkardı. Gerekirse ölürdü ama onu çıkartmadan buradan ayrılmazdı. Evet onu kurtarmak için laboratuvara geri dönmüştü.
Ne olursa olsun onu buradan kurtaracaktı.
Arabadan inip silahı beline sıkıştırdığında adımları az önce geçtiği yollardan hızlıca geçiyordu. Sonra adımlarını durduracak bir şey oldu. Yüreğini de paramparça edecek bir şey.
Laboratuvar binası patlayıp alev almaya başladı.
Gördüğü manzara karşısında yüreği ağzına geldi. Kendi için değil onun için korktu. Öyle çok korktu ki yanmak pahasına olursa olsun binaya doğru koşmaya başladı.
Binanın kapsına yaklaştığında gördüğü şeyle birlikte adımları tökezleyerek durdu. Kapıdan çıkan kendi yaşlarında, simsiyah saçlı olan genç adımı gördüğünde gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Hayır gördüğü şey kolları arasında, az önce gördüğü, genç kız yüzünden değildi.
Şaşırdığı şey simsiyah kanatlarının olduğuydu.
Genç adam kollarında taşıdığı Melek ile birlikte Kadir'in önünde durduğunda Kadir hala kendinde değildi. Ama genç adamın bir saniyesi bile yoktu. Hızlı olmalıydı. Bu yüzden kucağındaki kadını ona uzattı.
"Çabuk al onu ve git. Uzaklaştır buradan." Dedi genç adam Kadir'e.
Kadir, Melek'i kucağına alırken hala karşısındaki siyah kanatlı varlığa bakıyordu. "Nesin sen?"
Genç adam "şeytanım" dedi ve "götür onu buradan. Mümkünse kimsenin bulamayacağı bir yere götür." Diye ekledi.
Kadir anlam veremiyordu. Bu yüzden de "kimsin sen?" demek durumunda kalmıştı.
"Sevdiği kızı, onu sevecek koruyup kollayacak olan adama veren biriyim." Dedi genç adam. Sonra ise Melek'in saçları arasına dudaklarını değdirdi. "Çok mutlu ol beyaz meleğim. Artık gülümsemeni geri al ve kaybetme. Hep ve çok mutlu ol." Dudakları Melek'in saçlarındayken Kadir'e baktı. "Sakın hastaneye falan götürme yoksa tüm planlarımı bozarsın. Ve onu hiç üzme tamam mı? Zaten yeterince onun hayatını mahvettiler."
Kadir sadece başını sallamakla yetinmişti. "Diğerleri ne olacak?" Diye sormaktan geri kalmadı. İçeride masumlarda vardı.
"Merak etme onları da çıkaracağım. Sen yeter ki onu kurtar. Zaten biraz olsun Melek'i tanıyorsam kardeşleri için geri gelecektir." Dediği gibi kanatları hareketlendi ve genç adam uçarak binanın çatısına konup gözden kayboldu.
Kadir bir kaç saniye arkasından bakakaldı. Sonra da Melek'i göğsünden içeriye sokmak ister gibi sıkıca sarıp arabasına doğru koştu. Melek arada bir acıdan sızlansa da gözlerini hiç açamadı. Ama Kadir'in kokusunu, sıcak kollarını hissetti.
Kadir Melek'i arka koltuğa yavaşça yatırıp şoför koltuğuna geçer geçmez kimsenin bilmediği evinin yolunu tuttu. Ne kadar gaza basmak istese de dikiz aynasından arkada baygın bir şekilde yatan Melek'i gördükçe ayağı gaz pedalına hafifçe baskı uyguluyordu.
Eve geldiklerinde Kadir Melek'i yine kucağına almış ve odasına götürmüştü. Onu uyandırmaktan korksa da görünürde olan tüm yaralarını temizleyip krem sürdü. Görünürde olmayan ve var olduğunu hissettiği tüm yaralara göz yaşı döktü. Kadir o gece hayatı boyunca dökmediği yaşları kalbine aldığı kadın için döktü.
Tüm gece onunla ilgilenip onun güzel çehresini seyretti. Onun yüzünü izledikçe kalbi göğüs kafesini terk etmek ister gibi attı, yüzü hafızasına kazındı. Bazen de seyretmeye kıyamadı. O seyretmeye kıyamazken ona acımamışlardı. Bunu düşündükçe kahroldu. Genç yaşında omuzlarına bindiği yükler yıkamamışken kalbinde hissettiği kadın dizlerinin üzerine çöktürmüştü.
Gün doğumuna yakın gözleri kapanıp uykuya daldığında Melek'in gözleri açılmıştı. Melek olduğu odadan korksa da tekli koltukta uyuyan gelecekteki kocasını görünce derin bir nefes almıştı.
İlk defa yaşadığını hissetti Melek. Ama bu kısa süreliydi. Çünkü onun peşine düşecek bir sürü insan vardı. Kadir'in yanında kalamazdı.
Peşinde olan insanların arasında onun, babası ve abisi de varken onu tehlikeye atamazdı.
Sessizce Kadir'in yanağına öpücük kondurup evden çıktı gitti.
Kadir uyandığında karşılaştığı manzara karşısında büyük hayal kırıklığına uğramıştı.
O günden sonra da bir daha birbirlerini görmediler.
Melek her ne kadar gelecekte bir gün yeniden karşılaşacaklarını bilse de Kadir hiçbir şeyden habersiz bir şekilde okuluna ve deliliklerine devam etmişti.
Kimse o gün farkında değildi ama geçen yıllar sonra tekrar birbirleri ile karşılaştıklarında hiç yabancılık çekmeyeceklerdi. Çünkü kader, ağlarını onlar daha fark etmeden kalplerine ilk düğümü o gün atmıştı.
Altı kişinin de kader ağları birbirleri ile bağlanmıştı. İki kişinin dışında.
O gün bir çift kehribar göz ballara bulandı ve en çok o ballara yakıştı.
🪽
Hadi bölüm sonu sohbeti edelim
Sizce nasıldı? Duyguları hissedebildiniz?
Melek'in çığlığı içinize dokundu mu?
Kadir'in sadece seveceği kadın karşısında yıkılması...?
Peki sizce daha sonra nasıl karşılaşacaklar bir fikriniz var mı?
Böyle bölümler daha sık gelsin istiyorsanız bu kızı yorumlara ve yıldızlara boğmanız yeterlii :))
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |