124. Bölüm

Duyuru 2

Binnur Tombaş
yikim2024

Sevgili Okuyucularım;

Lütfen sonuna kadar okuyunuz.

****
Yeni kitabım için gelen sorular üzerine bu duyuruyu paylaşıyorum. Yeni kurgum wattpad jargonuyla bir "mafya kurgusu" olacak, ancak edebiyat dünyası içerisinde net bir türü yok. Kitabımın adı "Hayalet". Baş karakterler Serhat Akman ve Naz Göksu.

Daha önce, en azından araştırmalarıma göre, yazılmamış, özgün ve gerçek bir mafya konulu bir kitap olacak. Konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü şu an araştırma evresindeyim ve zihnimdeki kurgu hâlâ yer yer değişimlere uğruyor. Bu yüzden burada söylediğimden farklı şeyler yazabilirim. İsimlerden de tam olarak emin değilim ama muhtemelen değiştirmem.

Yine de net olan bilgilerden biraz verebilirim. Akman ailesi soyları Osmanlı'nın son dönemlerine denk uzanan bir aile. Cumhuriyetle birlikte hükümete karşı durdukları yer değişiyor ve mafyalaşmaya başlıyorlar. Kitabın ismini aldığı Hayalet kitap içinde bir karakter. Serhat'ın babasını öldüren bir adam. Serhat Akman ailesinin otoriter ve geçmiş odaklı kültürel yapılarının altında ezilirken 14 yıl boyunca yakalanamayan ve Hayalet olarak anılan bu karakterin peşinde. Burada kilit nokta Naz Göksu. Serhat Hayalet karakterine ulaşmak için Naz'ı kullanacak. Kitabın karanlık bir atmosferi olacak. Türk korku motiflerini içine yerleştirdiğim, tarihi göndermeleri olan, Güney Sibirya kültüründen, şamanizmden, mitolojiden pek çok referans göreceğimiz bir kitap olacak. Ancak bunları fark etmeniz için alt metin okumayı bilmeniz gerekecek, çünkü kitabı ansiklopedi gibi yazamam. Metin içinde bir Sherlock Holmes olmanız gerekecek. (Tabii aklımdaki eylemi gerçekleştiremeyip kitabı burada yazma mecburiyetinde kalırsam.)

Araştırma sürecinin ne kadar süreceğini bilmiyorum. İnişli çıkışlı bir özel hayatım var. Hem kendi hem de ailevi sağlık sıkıntılarım mevcut. Bu yüzden uzunca bir süre beklemeniz gerekebilir (isterseniz tabii.) Şu an için verebileceğim cevaplar bu kadar.

Yanımda olan, destek veren, bir önceki duyurudaki haddim olmayarak takındığım sert eleştirel tutuma rağmen yazdıklarıma değer veren herkese çok teşekkür ederim. Bilerek o duyuruda öyle bir dil kullandım, çünkü gerçekten yazdıklarımı okumak isteyen kemik kitle okuyucularımı görmek istedim. Yazarlık, özellikle de benim karakterimle alakalı olarak belki çok kırılgan bir alan. Nasıl ki konuşurken anlaşılmak, hislerimizin görülmesi için konuşuyoruz ve anlaşılmadığımızda çöküntüye ve bazı bazı geri dönüşü olmayan yıkımlara uğruyoruz, en azından benim için yazdıklarımın istediğim gibi anlaşılmaması ve üstüne asıl yazmak istediğimden (asıl söylemek istediğimizden) farklı bir şey yazmamın beklenmesi yazma sürecimi sekteye uğratıyordu. Çok çabuk motivasyon kaybı yaşayan biriyim. VATANAŞK biraz da bu huyumun kurbanı oldu. Belki bir gün sil baştan yazarım. Yazma süreci biraz mahrem olmalı belki. Hemen yazıp yayınlayıp reaksiyon almak bazı şeyleri görmeye engel olabiliyor ama bazen de çok zevkli olduğu anlar olmuştu. Tabii hiçbir şeyin eski tadı kalmıyor. İlmek ilmek işlenen kitapların yerini yapay zekanın duygusuz cümleleri alıyor, cephedeyken (sanırım Kore Savaşı cephesi) Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen İnce Memed'i okuyan askerlerin yerini bilinçsiz, bu ay kaç kitap okudum skoru tutan okuyucular alıyor. Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet sonrası ilk yılların entellektüel kesminin çoğunluğunu oluşturan yazarların yerini okuyucuya göre kitap yazan, içerik üreticilerine dönmüş yazarlar, porno (aşırılık) üzerine kurulan kurgular alıyor. Eski kafalı biriyimdir. Hayalet'i yazabilmek için, hayal ettiğim gibi yazabilmek için şu an yeterince iyi bir yazar ve eski kafalı değilim. Zamana ihtiyacım var.

VATANAŞK'ın en büyük kusuru şuydu: çok fazla tekrar eden kalıp cümleler vardı. Her şeyi "anlatma - gösterme " halk arasında "anlatma, göster" olarak yanlış bilinen tekniğin anlat kısmıyla, siz daha iyi anlayın diyerek direkt olarak kör göze parmak şeklinde yazdım. Buna rağmen anlaşılmadı. Karakter gelişimi adlı bir mezvu var, herkesin diline pelesenk ama kaç insan tanıdınız 12 ayın başından sonuna tamamen değişen? İnsanlar değişmezler. Sadece içinde bulundukları durumlar değişir, e haliyle de her duruma aynı tepkiyi vermezler. Öte yandan kimsenin gözüne sokmadan anlamanızı istediğim bir şey vardı; Fırat'ın öfkesi. Özellikle de Hazan'a karşı olan öfkesi. Hiç düşündünüz mü Fırat'ın farkında olmadan ablasının ölümünün acısını Hazan'dan çıkarmaya çalıştığını, kitabın başlarında bu öfkeyi örtmek için sürekli aynı sevgi sözcüklerini tekrar ettiğini? Fırat Hazan'ı seviyordu, ama Türkoğlu aşiretine karşı olan öfkesini fark etmeden Hazan'dan çıkarıyordu, duyduğu sevginin izin verdiğince. Bu kitap bu perspektiften okubmalıydı, yani Hazan ve Fırat ilişkisi bu açıdan görünmeliydi. Öyle "ay Fırat sıktın, Hazan çok mıymıy, Fırat daha sakin olsun, Hazan daha güçlü olsun, Fırat dağ ayısı" vs. diyerek değil. VASÖ'de küçük bir hükümet eleştirisiydi. Halit albayın Fırat'a söylediği gibi "Vatan senin benim gibilerin umrunda evlat, tepedekilerin derdi güç savaşı."
Ve bazen askerler bile yabancılaşırlar neyi savunduklarına. İnsanlardan sahip oldukları mesleklerin, hissettikleri duyguların kalıplarına girmelerini bekleyerek kitap okumayın, böyle yaşamayın da. Kendinizden bile beklemeyin bunu. Şahsen benim bir saniyem bir saniyemi bile tutmuyor.

Herkese tekrar teşekkür ederim 💜

Bölüm : 06.03.2026 13:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...