39. Bölüm

Hiç Olmamış Gibi

Yıldız Akyürek
yildiz_sena

​Tam olarak boşluğun ortasındayım şu an. Zihnimdeki gürültü dışarıdan beni kopardı. Çok saçma lan. Bu gürültü öfkeden mi endişeden mi bilmiyorum fakat rahat verdiği yok. Sinirlerim bozuk her şeyin ağzına...

 

Öhöm küfür etmek yok. Düzgün bir insan olmaya karar verdim amk.

 

​Nefes verdim. Bu kararı da boşuna vermişim amk. Ulan sus lan. Önce bu kararı niye verdiğimi açıklayayım. Merak etmişsinizdir. Size ne amk. Bu kararı vermeseydim daha az küfür ederdim...

 

​Deli oluyorum lan! Asya yok! Dayısı ile İstanbul'a gitti. Öylece gitti. Gitme amk desem de gitti. Kimseyi kıçına takmadan gitti. İki dakika boş bırakmaya gelmiyor. Yavru yılan nolacak! Delirtiyor beni. Lan o herife nasıl güvendin hemen de onunla tek başına gidiyorsun? Annesi anneannesi bile engel olamadı. Ne saçma. Bazen öyle bir tutuyor ki keçi inadı ne desen boş. Tutması gereken yerde tutsa başımın üstünde yeri var. İskender'le sevgili olurken tutsaydı ya. Olmasaydı, inat etseydi. Ama yok yüzyılda bir görülen Sinan'ı dinleme ilhamı indi gökten. Şimdi hepimiz sürünüyoruz a...

 

​Benim suçum biliyorum. Fakat ben de çaresizdim, çaresizim! Şimdi de öyleyim ne farkı var?

 

​Üç gündür yok. Mesajlarıma dönmüyor. O öyle yaptıkça daha çok deliriyorum. Bir de gruptan çıktı hanımefendi. Beni endişe ve sinir krizlerine mahkum ettiği için döndüğünde canına okuyacağım. Bari iyi olduğunu yaz değil mi? Umrunda değilim.

 

​Madem umrunda değilim bundan sonra saçlarımı sevmesini istemeyeceğim. Anca dövüşülür onunla. Küstüm.

​Amk noluyor bana!

 

​Bir yavru yılan beni bu kadar delirtmemeli. Delirtiyor ama! Hepsinin bedelini ödeyecek. Çıldırtacağım onu, tımarhaneye gönderin beni diye yalvaracak. Acımayacağım. Belki de öperim. Kopsun kıyamet! Hah. Çünkü yanağımda tokat izi lazım. Ben de gıdıklayarak işkence ederim.

 

​Sen beni nasıl bırakıp gidersin? Hadi gittin diyelim, mesajlarıma neden dönmüyorsun acaba?

 

​Kıza bak lan, güya ben uzak duracaktım. Aldı başını gitti. Geri dön artık! Daha ne kadar durmayı düşünüyorsun? Canıma kastın mı var?

 

​Ulan sırf onu görmek için uyduruktan sebeplerle anneannesine gidiyordum. Şimdi o bile yapılamaz. Kadına da rest çekmiş zaten. Durup dururken ne diye dellendi anlamak mümkün değil.

 

​Bakkala bile gitmiyorum artık. Ot gibi evde oturuyorum. Babam laf edince ben de ona laf ediyorum. Bıktım anasını satayım.

 

​İskender, ders çalışmaktan başka bir şey yapmıyor. O da kendini öyle oyalıyor işte. Ancak ben kendimi oyalayamam. Hiçbir şey yapmadan oturuyorum ve dönmesini bekliyorum. Ya o dayısı olacak herif zarar verirse yılan yavrusuna?!

 

​Yine aynı konu ulan. Asabım çok bozuk.

 

​"Psikoloğa mı göndersek?" Bu cümle dış seslere karşı dikkat geliştirmeme sebep oldu. Ne diyor lan bu kadın?

 

Dip dibe oturmuş kahve içiyorlar.Onlara en uzak koltuğa atmışım kendimi. Olmasam da olurmuş gibi ama varmışım gibi. Ha oradaymışım ha buradaymışım gibi. Kılımı kıpırdatmaya hevesim yokmuş gibi.

 

​"Belki biraz daha zamana ihtiyacı var." dedi konu Başak Hanım olunca melek kesilen adam.

 

​"Ama Güven, biraz iyi gözüküyor sonra yeniden eskisi gibi oluyor. En baştan psikoloğa götürseydim daha kolay atlatırdı. Sırf babasının mezarını görebilmek için dayısıyla gittiğini biliyorum. Kime güveneceğini şaşırmış durumda ve bizi yine yok sayıyor. Bu kız beni gerçekten delirtecek. Bize söylese sanki götürmeyecek miyiz?" size söylemez çünkü değmezsiniz amk.

 

​"Hayatım, ne olursa olsun dayısı sonuçta. Çok sıkıyorsun o yüzden senden kaçıyor. Biraz serbest bırak."

​Pehhhhh.

 

​"Onu da denedim olmuyor işte, sadece ameliyat olacağım için yumuşamıştı bana karşı."

 

​"Çocuk sonuçta seni kaybedeceğini sanıp asıl hislerini yansıtmış olmalı."

 

​"Yine de psikolog konusunda ciddiyim."

 

​"Siz gidin psikoloğa, sizin terapiye ihtiyacınız var." demesem olmazdı.

 

​"Sinaaan..." babam uyarır bir tonda ismimi zikrettiği için kalkıp salondan çıktım. Haksız olsam gam yemeyeceğim. Biri yıllarca bir kadına takıntılı kalıp kendi eşini çocuğunu görmezden gelmiş, öteki sevgili eşini kaybeder kaybetmez kızını umursamayarak kocaya koşmuş. Psikoloğa göndermeye çalıştıkları da biziz.

 

Kesin benim hakkımda da öyle düşünüyor o kadın. Fakat babam beni iş olsun diye büyüttüğünden onun önem sıralamasında yer almıyorum. Delirmişim, kudurmuşum, gebermişim babama fark etmez.

 

​Merdivenle bakıştım bir süre. Asya'nın beni kovalayan hayali yanımdan geldi geçti. Yukarıya çıktım istemsizce yüzüme yapışan gülümseme ile. Kedisi yüzünden kavga etmiştik burada. Puahahaha kavga etmeyi bile özledim ulan. Halim bin beter.

 

​Kendine gel oğlum. Sen bu kadar romantik, güllü dallı adam olamazsın, sen orman adamısın. Asya gelse de orman adamı nasıl olur göstersem. Bensiz keyfi yerinde kesin. O yüzden daha da çok sinirleniyorum. Öfkeli adımlarla odama girip kapıyı kapattım. Günleri bırak anlar geçmiyor.

 

​Yamuk burunlu ayısını alıp yatağa oturdum. O beyaz elbiseli çocukluk fotoğrafında bile bu ayıcık elindeydi. Onu gerçekten seviyor olmalı. Yemiş burnunu. Puahahahaah.

 

Ayıcığa sarılıp uzandım, telefonumu elime aldım. Belki cevap vermiştir. Ulan bana yapılır mı lan bu? Yapılamaz, yapılmamalı. Ama yaptı. Vermemiş cevap falan. Zalim yılan. Telefonu bırakıp bana hediye ettiği battaniyeyi üzerime örttüm.

 

​Sen yokken beni sarmasına ihtiyacım var yavru çıngırak.

🖤

 

​Bir haftadır evden çıkmadım. Artık canıma tak etti. O yüzden bugün kendimi dışarı attım. Badem yazıyordu ara sıra onun dışında herkes beni terk etmiş durumda. Arda sadece gruba yazıyor, ona da bir tek Badem cevap veriyor.

 

Bu yalnızlık bana her şeyin berbat olduğunu iyice hissettirdi. Ömrüm boyunca dostlarım en büyük şansım olmuştu. Şimdi İskender'i gerçekten kaybettiğimi görüyorum. Bir aşk... Belki olmaması gerekirdi.

 

Aslında böyle söylemek istemiyorum. Asya benim için değerli, İskender de öyle. İkisi de yok. Asya cevap vermiyor, İskender ise aramızda oluşan mesafeyi çok güzel hissettiriyor. Kendimi eve kapatmadan önce dayanamayıp birkaç kez daha yanına gitmiştim. Konuşacak tek bir cümle, kelime ne denirse artık kalmamış gibiydi.

 

​Gökçe hislerim olduğunu İskender'e söylemeseydi yine acı çekecektim doğru. Fakat bu kayıp biraz büyük oldu. Çaresizlikten ölüyorum.

 

​Onların evine gidiyorum şimdi. Zümrüt teyze ile konuşacağım. Süt anneciğimin bildiklerini öğrenelim.

 

Zaten sonra grupça oturup konuşacağız. Badem öyle istiyor. Konuşsak ne olacak? Hiçbir şey düzelmeyecek. Doğduğumdan beri boktan olan hayatım boktan olmaya devam edecek.

 

​Sevgi, sevmek, sevilmek bunların hayatımda hiç yeri olmayacak anlaşılan. Birini sevdim ortalık elli altıya döndü.

 

​Asya'ya kızgın olduğum için ondan bahsetmeyeceğim. İnşallah oralarda başına bir iş gelmemiştir yoksa fena yapacağım.

 

​Artık eskisi gibi huzur diye gelmiyorum bu eve. Kapısının önünde dikilmekte olduğum bu ev çocukluğumun en güzel hatıralarına sahip. İlk defa burada okşandı başım. Sevgiyle ilk temasım burada gerçekleşti. Şimdi burası bana vicdan azabı ve ıstırap veriyor. Ve sanki ilk sevgim biraz eksikmiş gibi. Asya saçımı sevdiğinde fark ettim. Çok başka çünkü onun dokunuşu.

 

​Aşktan deliren Sinan'ın cümleleri bunlar. Pek de ciddiye almayın. Ben içimdeki bu zırvalayan şahsı umursamıyorum zira. Saçmalamakta özgür. İçeriyi birbirine katabilir. Dışım dingin bir deniz.

 

​Bu dingin hüzün diğerlerinden kötü.

 

​Kapıya vurdum zile basmak yerine. Daha acelesiz bir bekleyiş sanki bu bendeki. Aynı cümleler, aynı bakışlar ve hisler... Gerçekleşecek olan anlar bunlara sahip.

 

​Kimsenin suçu yok. Sevmek bir suç değilse eğer.

 

Kapı açıldı ben beklentisizken. Süt annem gülümseyip saçımı okşadı. "Hoş geldin oğlum."

 

​Aynı şekilde karşılık vermeyi denedim. Yok, olmuyor, sade bir tebessüme ancak ulaşabildim. Böyle olunca dudaklarımın kenarları acıyor. Gülümsememe direniyorlar sanki.

 

​Kimsesizliği ve yalnızlığı yeniden tattığım için belki. Vicdan azabı, özlem, aitsizlik, yalnızlık, sevgisizlik... Fırtınalar neden durulsun ki.

 

​"Biraz konuşabilir miyiz?" sorum ve ciddiyetim karşısında yüz ifadesi değişti. Kaşları hafiften çatıldı, ciddi bir merakla bana baktı.

 

​"Gel yavrum gel konuşalım da bir şey mi oldu?"

 

"Olan olmuş zamanında." ayakkabılarımı çıkarıp içeriye girdim. Birlikte mutfağa kadar gittik.

 

​Oturmam için sandalyeyi işaret etti. Yorgun hissettiğim için oturdum. Zümrüt teyze de yanımdaki sandalyeye çöktü.

 

​"Söyle oğlum ne söyleyeceksin? İskender'in durumuyla mı ilgili? Yandı çocuğum. Bizim de elimizden bir şey gelmiyor."

 

​Bu konuya mecburum sanırım yıllarca.

 

​"Yok, annemi soracağım. Neden gitti? Nereye gitti? Onunla hiç görüşmediniz mi? Ona ulaşabileceğim bir adres, bir kişi veya bir numara var mı elinizde?" sorularım onu şaşırttı.

 

​"Baban bahsetmedi mi bu konudan? Açıkladığını sanıyordum."

 

​"Bir de senden duymak istedim gerçekleri."

 

"Annen gittikten sonra onunla bir bağımız kalmadı. Ona ulaşabileceğimiz bir kaynak yok. Gidişi de çok ani oldu. Güven bize, başka biri ile gittiğini söyledi. O günden sonra haberimiz olmadı."

 

​"Aramadınız mı?"

 

​"Güven istemedi. Fakat boşanmış olduklarına göre onunla görüşmüş olabileceğini düşünüyorum."

 

​"Neden ona bir mezar yapma gereği duydunuz? Beni niye kandırdınız?"

 

​"Anneni kötü bilme diye."

 

​Şimdi ne değişti peki?

 

​"Peki. Sağ ol Zümrüt teyze."

 

​"Ne demek canım." yanağımı okşadı. Beni tatmin etmedi bu konuşma. Yine değişik bir şey yok. Demek ki her şeyi bilen tek kişi babam. Ona bu konuda soru sormak hiç hoş olmayacak.

 

Kendimi hatırlayarak alaycı bir ifade takındım. Doğrulup yarım ağız gülümsedim. "Badem çağırmıştı aslında beni. Nerede? Kapıyı açmadı."

 

"Odasında. Odalarından çıkmıyorlar. İyice bir tuhaf oldular."

 

"Hepimiz aynıyız. Bizi böyle kabul edin."

 

Söylediğime güldü. "Siz de biraz yaşlıların halinden anlayın. Gelip otursanız yanımızda ne olur?"

 

"Yaşlı mı? Yanlış duydum herhalde. Gencecik kadınsın." kızları etkilerden de bu ses tonuyla konuşuyorum puahahahha. Sevimli, kendinden emin ve yaramazca.

 

Gülüşü büyüdü. "Hadi oradan. Sıpa."

 

"Doğru söylüyorum. Çok güzel kadınsın. Ve gayet de gençsin."

 

"O senin güzel gören gözlerin yavrum."

 

Yarım ağız gülüşümle mutfaktan çıktım.

 

Bütün bu yeteneklerimi Asya'ya karşı kullansam ne olur acaba? Muhtemelen beni boğmaya çalışır. Puahahahahahahah.

 

Denesek mi?

 

Sonucunda beni boğsa bile eğlenceli olur.

 

Önce geri gelmesi gerek.

 

Ahhh ulan.

 

🖤

 

Eskisi gibi dörtlü bir aradaydı. Bu bir arada olma durumu eskisi gibiydi sadece. Değişen çok şey vardı.

 

"Ahh yeter ama böyle odun gibi oturacak mıyız? Konuşun bir şey söyleyin." sessizliğe dayanamayıp isyan etti Badem. Herkesi bir araya toplama sebebi bu saçma uzaklaşmayı bitirmekti. Mesele Asya ve İskender arasındaysa neden tüm grup bundan etkileniyordu? Anlam veremiyordu. Arkadaş kalabilirlerdi ya da sadece ara verebilirlerdi. Her şeyi bitirmek hiç normal değildi. Sinan'ın hali tavrı da bir değişikti.

 

"Konuşalım Badem çiçeğim." Arda her şeye rağmen pozitif kalmaya çalışıyordu.

 

İskender göz devirip nefes verdi. Hiçbir şeye sabrı kalmamıştı. Olgun davranmak istiyordu fakat elinden gelen buydu. Asya'yı düşünmek bile istemiyor olsa da yokluğuna üzülüyordu. Başkasını seven birini yanında tutamazdı. Ne kadar zordu onu bırakmak. Yine de bırakmıştı ve kendine yeni bir yol çizmişti. Bu yolun dönüşü yoktu. Acısı bir gün dinerdi elbet.

 

"Asya gruptan bile çıktı. Böyle olmak zorunda değildi bence. Mesajlarıma da dönmedi. Ortadan kayboldu birden. Sanki hiç olmamış da biz hayal görmüşüz gibi." Badem'in söyledikleri Sinan'ın hislerine de tercüman oluyordu. Özellikle de son cümle.

 

"Bana cevap verdi bugün. İyiymiş. Gruba da en son girdiği için onun çıkması daha doğruymuş. Zaten hiç buraya ait olmamış. Her şey için teşekkür ediyormuş. Kimseye kızgın veya kırgın değilmiş. Güzel zamanlar ve desteğimiz için de minnetarmış." Asya'dan öğrendiklerini tek tek sıraladı Arda.

 

Bunların ardından başını eğip alnını sıvazladı İskender.

 

" Niye bize değil de sana dönüyor? Gelince göstereceğim ona. Ahiretliğine bunu nasıl yapar?" duydukları yüzünden gözleri dolmuştu.

 

" Ne zaman dönecek?" diye sormayı istese de soramadı Sinan. Kalbinin tatlı macerası nelere sebep olmuştu? Sevgi ve sevmekten nefret etmeye devam mı etmeliydi? Herkesi mutlu eden bu duygu ona acıdan başka bir şey getirmiyordu. Gidip yine o mezarı tarumar etmeliydi. Bütün hayatını mahveden bir simgeydi o mezar. Kalbi taş kalmaya devam etseydi bunlar yaşanmayacaktı. Kendini, kalbini, duygularını pataklamak istiyordu. Çaresizlikten başka bir şey değildi bu. Kaşlarını çattı.

 

"Ben çok soru sormuyorum çünkü. Bir iki bir şey söyleyip onu kendi haline bırakıyorum." dedi Arda.

 

"Çünkü sen safsın. Hıh." Badem'in tribine güldü Arda.

 

"Arasaydın sen de."

 

"Aramadım mı sanıyorsun? Açmadı. İyi bir tribi hak ediyor." kollarını kendine sardı ve arkasına yaslandı Badem. Babası işte annesi de komşuda olduğu için ev onlara kalmıştı.

 

Sinan acı bir karar verdi o an. Yine vazgeçecekti. Ne pahasına olursa olsun onları tekrar bir araya getirecekti. Gözleri dolunca kalkıp pencereye yaklaştı. Perdeyi aralayıp dışarıyı gözledi. Sadece kendisi acı çekerken her şey daha güzeldi. Gerekirse çekip gidecekti. Bu hikâyede hiç olmamalıydı. Hiç doğmamalıydı. Hiç dahil olmamalıydı kadroya. Defolup gittiğinde her şey çözülürdü. Zaten herkese daha az bağlıydı. Gruptan da hep bağlantısız takılırdı. Hazır konu da vardı babasıyla tartışması için. Ortalığı birbirine katıp gitmek için sebep yaratırdı. Göz yaşlarını silip alaycı gülüşünü yineledi. Diğerlerine dönüp koltuğa oturdu.

 

"Merak etmeyin. Her şey eskisi gibi olacak. Okul başlayınca dönmek zorunda ve aranızdayken uzaklaşamaz sizden. Gruba da döner."

 

"Ne kadar da rahatsın yine." dedi Badem Sinan'a cevaben.

 

Sinan gülüşünü sürdürdü.

 

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu konuşmuştuk. Anladığını sanıyordum." İskender Sinan'ın gülüşünün sahte olduğunu biliyordu. Yine niye böyle yapıyordu?

 

"Anlamamışım demek ki. Söylediklerini kabul etmiyorum. Sana karşı savaşacağım."

 

Badem sırıtıp Arda'ya göz kırptı. Sevdiceği de dişlerini çaktı.

 

"Saçmalık. Gereken her şeyi söyledim sana. Bu konu kapansın burada. Asya ile biz geçmişte kaldık. O da zaten bu saatten sonra benimle aynı düşünüyordur. Siz de kabullenin artık. Boşa savaşa girme. Başka savaşların var senin."

 

"Yaaa abiiiiiii çıldırtma beniii. Bu kadar mı yani? Biraz daha bekleyemedin mi? O seni sevsin diye biraz daha bekleyemedin mi!"

 

"Badem yine başlama. Bir şey bildiğin yok sus o yüzden."

 

"Söyle de bilelim madem! Hıh!"

 

"Benim Gökçe'yle buluşmam vardı. Geç kalacağım. Hadi eyvallah." İskender hızla kalkıp salondan ayrıldı. Diğerleri arkasından çatık kaşlarla bakmakla yetindi.

 

"Iyhhh boğacağım şu kızı. Her şeyi mahvetti." kırlenti alıp o kızı hayal ederek yamulttu Acıbadem.

 

"Ben gerçekten boğacağım." öfkeyle yerinden doğruldu Sinan. İskender'den önce evden çıktı. Ne yöne koşsa yanlış yön gibiydi. Ruhu kaybolmuştu bu kördüğüm olmuş yolların arasında. Hızla değişen ve yer değiştiren umut, çaresizlik, suçluluk, tutku onu tüketmişti. Yine odasına kapanmak için gitti. Fakat bu sefer intikam fikrini geliştirme arzusuyla. Acıyan kalbine inat sırıttı.

 

Evde yalnız bırakıldıkları için Ardem'e fırsat doğmuştu. Hemen birbirlerine yaklaştılar.

 

"Napacağız ya? Bizi kimse takmıyor." dedi Badem küskün bir çocuk gibi.

 

"Bence zamana bırakalım."

 

"Nasıl bırakabiliriz? Birlikte oturup doğru düzgün bile konuşamıyoruz baksana."

 

"Anlamaya çalışmıyorsun ki. İskender sence böyle bir şey yapmadan önce çok fazla düşünmemiş midir? Üstüne gitme bence ballı Badem."

 

"Haklısın anlamak istemiyorum ama... Böyle olmamalı bence. Neden yaaaa? Neden böyle oluyor? Başta Asya'ya kötü davrandık ama şimdi ondan başkasını istemiyorum hayatımızda."

 

"O hep hayatımızda olacak."

 

"Olgun olgun konuşup beni deli etme. Kendine gel ya. Sen böyle değildin. Ayrıca grupça takılamayacağız artık görmüyor musun? Abim olursa Asya olmayacak, Asya olursa abim olmayacak."

 

Kahkaha attı Arda. Arkadaşça başlayan ilişkileri onu farklı bir noktaya taşımıştı. Artık Badem'i sadece arkadaş olarak görmüyordu. Onun bu halleri ona tatlı geliyordu. O yüzden gülmüştü."Bence zamanla barışacaklar. Eskisi gibi olacağız. Sadece biraz beklememiz gerekiyor." dişlerini çaktı.

 

"Çok iyimsersin."

 

"Kötümser olsam da elimden bir şey gelmeyecek."

 

"Offffff. Asya dönsün de saçını başını yolayım."

 

"Ahahahaa." kollarını Badem'e sardığında Badem düşündüğü her şeyi unuttu. Kalbi büyüdü, büyüdü, büyüdü ve tüm göğsünü kapladı genişliğiyle. Dudakları kıvrıldı, yanaklarında sıcaklık hissetti. Niyeyse bu sarılma diğerlerinden çok daha farklı hissettirmişti.

 

Ayrıldıklarında Arda alnını Badem'in alnına yasladı. Badem yaşananlara anlam vermeye çalışırken sevdiceği gülerek geri çekildi. "Aynı sincaba benziyorsun."

 

"Sus be. Sen de civcive benziyorsun ben bir şey diyor muyum?"

 

"Yok yok az önce öyle yakından bakınca tek gözün kaldı. Ondan diyorum. Ahahahaha." esnesine yediği tokat ile gülüşü sonlandı.

 

"Girmeseydin dibime. Hıh." kollarını kendine sarıp başını çevirdi.

 

"Belki yakınlaşmak istedim ehe..."

 

Badem'in gözleri büyüdü. Göz ucuyla Arda'ya baktı. Gerçek niyetini anlamak istiyordu. Dalga geçmediğini düşündüğü için tamamen ona döndü. "Sen beceremiyorsun anlaşılan. Ben hallederim." yarım bir gülüşle Arda'yı yakasından kavradı. Kendine çekip dudaklarını dudaklarıyla buluşturdu.

 

Arda bunu beklemiyordu muhtemelen. Fakat çok güzel eşlik etti. Bu cüretkar âşık karşısında erimişti. Bundan böyle ömrü boyunca körlüğünü sorgulayacaktı. Yeni tanıştığı duygular hoşuna gitti. Duygularına teslim oldu.

 

🖤

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 05.02.2026 13:13 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...