40. Bölüm

Hislere Zincir Yağmura Ateş

Yıldız Akyürek
yildiz_sena

Güneş batmadan önce son ışıklarıyla etrafı aydınlatıyordu. Gökyüzünde oluşturduğu kızıllık içindeki duyguların rengiyle uyum sağlıyordu. Bakışlarını kızıllığa sabitledi. O kızıllık ona sevdiği kızı hatırlatıyordu. Sadece bir renk değildi onun için kırmızı.

 

Yolun ortasında durup gökyüzüne bu şekilde bakan birini görse deli derdi. Delirmek neymiş şimdi iyi anlıyordu. Gökyüzündeki kızıllıktan bile aşk dilenmekti. Her şeyde aynı yangını görmek, o yangına doğru uçmak istemek...Başkalarını da yakmamak için kendini yere zincirlemek...

 

Başını iki yana sallayarak bakışlarını önüne indirdi. Verdiği kararın arkasında durmalıydı. Bir kaç adım atmışken yine durdu. Eğer karşıdan gelen kız gerçek değilse gerçekten delirmiş olmalıydı. Gözlerini gökyüzüne kaldırdı. Oradaki kızıllıkta Asya'yı göremeyince dudakları kıvrıldı. Delirmemişti. Delirmediğine seviniyordu. Diğer sevincini kalbine sakladı. Kaşlarını çatıp kıza doğru yürüdü. Karşı karşıya geldiklerinde ikisi de durdu.

 

Verdiği tüm kararları unuttu. Alt dudağını ısırıp başını çevirdi. Yumruklarını sıktı. Nefes verip hızla Asya'ya sarıldı. Kaç gündür böyle bir anı arzuluyordu. Saçlarının kokusunu ruhunda duyunca daha sıkı sarıldı.

 

Asya, bu sarılmaya şaşırdı önce. Bir sürü laf yiyeceğini düşünüyordu. Şaşkınlığı geçince kollarını Sinan'a sardı. Sinan'ın kolları arasında zor nefes aldığını düşünüp gülümsedi. Onun sarılışı diğer herkesten farklıydı. Gidecek değil hep kalacak gibi... Sert parfümü ve sarılışını zihni birleştirmişti. Ne zaman sarılmaya ihtiyaç duysa bu kokuyu duyumsuyordu. Çünkü ne zaman kötü bir şey olsa bu koku sarıyordu onu.

 

"Nerdesin kızım?" sesi derinden, acılı ve tutkuyla donanmıştı.

 

"Çok mu özledin? Ahahahah." bu lafın üzerine Sinan ayrılıp Asya'nın omuzlarını kavradı.

 

"Ne özlemesi hesap soracağım. İşkencen için sabırsızım."

 

"Lann. Yol yorgunuyum zaten."

 

"Bana ne lan hak etmeseydin." kızın yüzünü özlemle süzerken alnının sol tarafındaki yara bandını fark etti. "Başına ne oldu lan!" eliyle Asya'nın saçlarını itip kaşlarını çatarak yara bandının olduğu yere gözlerini dikti.

 

"Düştüm. Önemli bir şey değil."

 

"O herif yüzünden mi oldu lan! Bak bana sakın yalan söyleme!"

 

"Hayır lan. Benim yüksek başarım."

 

"Gerizekalı." Asya'nın kolunu kavradı. "Yürü lan. Anlatacaksın her şeyi tek tek." Onu çekiştirerek eve doğru ilerledi.

 

"Lan dur. Yavaaş."

 

"Sus da yürü."

 

"Yürüyorum zaten, mecburen."

 

"Aferin." kalbi gülüyordu adeta. Bir gün elini de tutup koşardı belki. "Cevap vermemenin hesabını soracağım daha."

 

"Arşivde kalmışsın hahah."

 

"Seni arşiv yapacağım bekle seen."

 

"Senden korkmuyorum."

 

"Kork bence." Dudakları kıvrıldı. Aşkta manyak bir aşamaya geçmişti ve bundan ötesi kesinlikle tımarhane idi. "Puahahahahahahha."

 

Asya alt dudağını ısırarak sırıttı. Didişmeyi özlediğini kabullenmişti. Uzak kaldığında o kavgaların değerini daha iyi anlamıştı.

 

Evin bahçesine girdiler hızla. Tarçın zıplayarak onlara doğru koştu. İkisi aynı anda eğildi. Tarçın bu sefer Asya'yı tercih etti. Bu duruma şaşıran Asya kucağına atlayan köpeğe sarıldı. Köpek onu yalarken gülerek tüylerini okşadı.

 

"Ulannn. Bunun olması mümkün olmamalıydı." söylenmesine rağmen hoşuna gitmişti. Sinan varken sadece onun için doğru kişiyi tercih ederdi Tarçın. O bile anlamıştı Sinan'ın dile dökülemeyen hislerini. Köpeği kendi kucağına gelince onu gülümsemeyle karşıladı. 'Öz hatunumu anladın aklını seveyim senin.' diye aklından geçirip Tarçın'ın başını öptü. Sarımtırak, beş yaşlarındaki golden retriever kuyruğunu sallayarak sahibinin denk gelen her yerini yaladı. Sinan ona yemek vermek için doğrulduğunda köpek onun adımlarıyla birlikte ilerledi.

 

Tarçın'ın yemeğini verdikten sonra eve geçtiler. Daha mutfaktayken birilerinin geldiğini duyan Başak elinde tencere kapağıyla koridora çıktı. "Asya!" şaşkınlıkla bağırdı. "Ne zaman geldin? Niye bize sormadan gidiyorsun? Dayının ne haltlar yediğini bildiğin halde..."

 

"Dayım pişman ve hepinizden daha iyi şu an."

 

"İnanma ona." yaklaşıp kızına sarıldı.

 

"Kimseye inanmıyorum artık. Sadece iç sesimi dinliyorum."

 

"Ahh kızım bir kere de beni dinle. Ben senin iyiliğini istiyorum."

 

"İnsanların benim iyiliğimi isteyecek kadar beni düşündüklerini sanmıyorum."

 

"Ben senin annenim, herhangi bir insan değilim."

 

"Sağ ol." öylesine söylenmiş bir şükran sözcüğüydü.

 

"Geleceğini bilseydim sevdiğin yemeği yapardım." ne dese ne yapsa kızının gönlünü edemiyordu.

 

"Sevmediğim yemek varsa ben kendime bir şeyler hazırlarım. Artık yemek yapmayı biliyorum."

 

Başak ayrılıp kızının yüzüne baktı. "Bensiz büyümüşsün."

 

"Evet öyle oldu. Anne ya da anneanne fark etmiyor. Hepiniz aynısınız."

 

"Anneannen bir şey yapmadı. Bayılıyordun ona ne oldu?"

 

"Gerçekleri itiraf etti. Evlenme işini buraya gelelim diye çıkarmış. Ben... Sanıyordum ki... O sadece destek veriyor."

 

"Ne olmuş yani? Bu suç mu? Kadın yıllardır yalnız, bizim de halimiz ortada."

 

"Bana göre suç. Sizin istekleriniz yüzünden hayatımın mahvolmasına gerek yoktu bence."

 

"Hayatın mahvoldu mu? Burada daha mutlusun. Yeni arkadaşların var, ısındın buraya. Orada insanların yüzüne bile bakmıyordun. Seni kabuğundan çıkaracağım diye neler çektim!"

 

"Keyfine mi girdim o kabuğa!"

 

"İyileşmeni istiyorum." hüzünle baktı kızının öfke dolu gözlerine.

 

"İyiyim ben. Hasta mıyım ki iyileşeceğim? Sadece acım var. Ve acımın üzerine yeni hayatlar inşa eden siz."

 

"Takmışsın kafayı bu konuya bir türlü anlamayacaksın değil mi bizi?"

 

"Evet. Anlamayacağım. Dışarıda mı sürünüyorduk, aç mı kalmıştık! Evlenmek son çare bile olmamalıydı. Dayımdan babamla olan muhteşem aşkınızı dinledim. Babam gidene kadar mıydı aşkın? Belki de bu yüzden sevmiyorum kimseyi. İnanmıyorum çünkü." durup dururken yine içindeki savaş dışarıya taşmıştı.

 

Gözleri dolan Başak bir şey diyemeden mutfağa döndü. Asya, umursamaz adımlarla merdivenleri tırmandı. Acıma devrinin kapağını kapatmış çöpe yollamıştı.

 

Tartışmayı kenardan izleyen Sinan hızlı adımlarla yılan kraliçesinin peşinden gitti. Odanın önünde ona yetişti. Bileğini tutup onunla içeriye girdi. Kapıyı ayağıyla üstüne vurdu.

 

Asya tarafından çok kez terk edilmiş oda, beyazlığı ve düzenliliği ile insanı boğuyordu. Yine beyaz bohem bir örtü serilmiş yatağa oturdular yan yana.

 

"Esip gürlüyorsun gene." dedi Sinan sessizliği bozmak için. Biraz da nabız yoklama niyeti taşıyordu.

 

"Artık böyle. Artık senin gibi ağzıma geleni söyleyeceğim."

 

"Hayransın dimi bana, itiraf et." yarım ağız gülüp Asya'nın tepkisini görmek için yüzünü incelemeye aldı.

 

"Hayır, kendimi tutunca olan bana oluyor."

 

"Sen bu konuda hiç kendini tutmadın bence. Baştan beri sert davranıyorsun annene."

 

"Genel olarak öyle yapacağım. Sadece bu konuda değil."

 

"Pekâla, istediğini yap ben desteklerim."

 

"Eyvallah. Diğer desteklediğin zamanlar gibi olmasın." hafiften dudakları kıvrıldı.

 

"Bana da acımayaksın gibi görünüyor." tek kaşını kaldırdı Sinan.

 

"Zaten sana acımıyordum ki. İki gün yokum diye her şeyi unutmuşsun." gülerek Sinan'ın koluna yumruk attı.

 

"Ben de sana çakardım ama uçarsın falan gerek yok." kolunu Asya'nın boynuna sarıp göğsüne doğru çekti ve kokusunun özlemiyle yandığı saçları birbirine doladı.

 

"Lağğğn! Başladın gene!"

 

"Puhahshahahahha." gülüşünün her zerresi keyif doluydu. "Daha yeni başlıyorum. İntikamım seni bekliyor."

 

"Yorgunum dediiiiiim."

 

"Bana ne. Mesajlarıma neden dönmediğinin hesabını ver bakalım." coşkuyla konuşuyordu. Oyunun en heyecanlı yerinde neşeyle bağrışan bir çocuk gibi.

 

"Biraz yalnız kalmak istemiştim. Ne yaptığımı açıklamamak falan..."

 

"Ulan insan ölmediğini haber verir en azından."

 

"Ölsem duyardınız hemen. Kötü haber tez duyulur."

 

"Sus lan! Salak! Arda'ya cevap vermişsin."

 

"Eheheh. O sadece 'iyi misin?' diye sordu. Beni sorgulamayacağını düşündüğüm için ona cevap verdim."

 

"Bunun bir bedeli olacak biliyorsun değil mi?"

 

"Şu an ödetmiyor musun zaten o bedeli?"

 

"Hayır. Bu kadarıyla kurtulamazsın."

 

"Keşke gelmeseydim lan."

 

"Sus lan. O zaman daha beter ederdim seni."

 

"E sen beni baya baya özlemişsin."

 

"Seni değil seni dövmeyi."

 

"Dövemezsin lan beni. Ben seni döverim."

 

"Yav he he." onu bırakıp elini omzuna koydu. "İyi misin lan? Nasıl düştün?"

 

"Korku hikâyesi gibiydi desem." deli deli kahkaha attı.

 

"Anlat lan salak salak güleceğine." kaşlarını çattı yalandan.

 

"Mezarlığa gitmiştim. Orada düşüp bayılmışım. Uyandığımda hava kararmıştı. Bir an öldüm sandım. Ahahah. Düşünsene uyanıyorsun ve etrafın dolu mezar, bir de karanlık. Anlık bir kalbime iner gibi oldu ama sonra hatırladım neden orada olduğumu. Dayımı aradım gelip beni aldı."

 

"Lan o saate kadar niye seni aramamış? Kaç saat baygın yatmışsın ya bir şey olsaydı? Hastaneye gittiniz mi?"

 

"Gittik. Bir sürü vitaminle geri döndük. Hepsini çöpe attım." sırıttı.

 

"Lan salak mısın? Doktor boşuna mı yazdı onları sanıyorsun?"

 

Asya'nın omuz silkişiyle iyice sinirlendi. İşaret parmağını onun alnına bastırdı. "Beyninin olmaması çok acı. Keşke beyin reçete ile alınabilse."

 

Asya gözlerini kısıp Sinan'ın eline vurdu. "Çek lan elini kolunu. İlaç sevmiyorum ben. Küçüklük travmam."

 

"Her boka da travman var."

 

Yüzünü buruşturup yan yan baktı. "Küçükken bir ilaç vermişti doktor alerji olmuştum diye. O kadar acı ve kötü kokan bir ilaçtı ki içmek istemiyordum. Ama iyileşmem için annem zorla içiriyordu. Sonra o ilacın bütün yan etkileri başıma geldi. Baş dönmesi, mide bulantısı... Ayağa kalkamıyordum. Bence yeterli bunları yaşamak."

 

"Her ilaç sana onları yaşatacak değil."

 

"Ama biri yaşattı. Diğerlerinin de yaşatmayacağı ne malum?"

 

Nefes verdi Sinan. "O zaman o vitaminleri kazanabileceğin yiyeceklerden ye."

 

"Öyle olabilir."

 

Gülümsedi. "İyi misin lan şimdi?" elini Asya'nın başının üstüne sürterek saçlarını biraz daha dağıttı.

 

"Sen hayırdır ne çok düşünüyorsun beni?"

 

"Ne düşüneceğim lan seni! Daha rahat işkence edebilmek için soruyorum. Yemeden önce besler avını avcı."

 

"Ahh ben uyuyacağım lütfen yarına ertele şu işi."

 

"Ne uyuması lan! Uyumak yasak." Onu deli gibi öpüp koklamak istiyor, yine sımsıkı sarılıp kollarına hapsetmek istiyordu. İçinde bunlar için yanıp tutuşurken intikamdan bahsedip tutku kokan havayı dağıtıyordu. Ellerini dizlerine vurup kalktı. "İyi lan zıbar. Zaten değerli vaktimi harcadım yeterince." Daha fazla burada kalırsa yumuşayan kalbi ona saçma sapan şeyler yaptıracaktı. Sarılmak gibi vıcık şeyler... İstemeden güzel sözler söylerdi mazallah. Hızlıca odadan çıktı.

 

Asya arkasından gülerek yatağa uzandı. "Değerli vakti aklına geldi." esneyip gözlerini yumdu. Uyuyup iki gün sonra uyanmayı planlıyordu. Hayalinde...

 

 

Sert başladım, yavaş yavaş yumuşamayı düşünüyorum. Herkes biraz sarsılsın. Kendini sorgulasın. Özellikle de annem. Böylece ayrılmaları gerektiğinde her şey daha kolay olacak.

 

Bu sefer bomboş gelmedim buraya. Dayım da arkamda artık. Tabi bu bir sır olacak. Beni desteklediği kısmı ayan olsa da birlikte planlar kurduğumuzu kimse bilmeyecek. Sinan bile... Konu her ne kadar onu ilgilendirse de...

 

Belki söylerim. Ahahah. Şimdilik bilmesin. O bana kendi planlarını söyleyene kadar durum böyle. Ben her şeyi ona anlatıyorum da ne oluyor? O yapacaklarını gizlice yapıyor. Sadece Ardem konusunda ortak idik. Ortaklık güzeldi ama o kadarcıkmış. Yapacak bir şey yok.

 

Yemek saatinde uyuduğum için şu an yatakta aç aç kıvranıyorum. Çiğköfte söylerim eheheh.

 

Yataktan kalkıp karanlığı yara yara ışığı açmaya gittim. Lamba yanınca gözlerim kamaştı. Pencereyi aralayıp biraz hava aldım. Bu odanın penceleri arka tarafa ve yan bahçeye bakıyor. O kadar kalmama rağmen buradan dışarıyı izlemek hiç ilgimi çekmiyordu. Sokaktaki kediler birbirlerine bağırıyor. Az sonra yoluşacak gibiler. Ahahahahah.

 

Tarçın'ın havlamasının ardından kediler ortadan kayboldu. Kavgayı dağıttı kral. Ama görünmüyor. Ön tarafta herhalde.

 

Kollarımı pervaza yaslayıp aşağıya eğildim. Baya yüksek bu arada. Yükseklik korkum da varmış, uçağa binince fark ettim. Çaktırmadım merak etmeyin. Çaktırmaaam.

 

Renksiz ve odunumsu hissediyorum. Ruhum eskidikçe böyle olacak sanırım. Konser mi versem? Ahahahaha. Kediler de kayboldu, sokaklar bomboş. Evlerdeki insanlara da rahatsızlık olsun. Rahatsızlık vermek hoşuma gidiyor.

 

Sıcak nefesimi havaya üfledikçe dumanlaşması çok sanatsal. Bakıştığım binanın sadece bir odasının ışığı yanıyor. Dış cephesi yeni tarzda boyanmış olsa da eski bir bina. Sıkıcı.

 

Yağmur başladı birden. Gökten döküldü iri damlalar. Bayadır yağmur görmemiştim. Sokak lambalarının ışığından net görünüyor hızı ve büyüklüğü. Ahh ahh. Yağmur sesiyle beraber serenat yapmak da ayrı sarar.

 

Gülme sesleri ile bakışlarımı sokağın dibine kaydırdım. İki kıvırcık kafa görünce sırıttım. Saçları buluta dönecek yine. Birlikte gayet neşeliler. Hele de Badem. Yerinde zıplıyor yürürken. Şarkıya giriş yapayım belki beni duyarlar görüş açımdan çıkmadan.

 

"Ne bu neşe, beni deli eden ne bu tavrın

Seni her gören kıskanır

Deli serseriniim beenn." bağırarak söylediğim için daha büyük bir rezalet. Durup başlarını yukarı kaldırdılar. Yağmur yüzlerine çarpınca kafalarını eğmek zorunda kaldılar. Kahkaham sokakta yankılandı.

 

" Birazdan yolacağım seni bekle oradaaa!" eyvahh Badem çıldırdı.

 

" Kaçıyorum ahahahhahahaha." içeriye dönüp pencereyi kapattım. Kaçacak yer yok kesin gelip üstüme atlayacak. Yazık bana hahah. Ben de hak ettim şimdi. Ulan bari yüzümü yıkasaydım. O gelmeden lavaboya kaçayım.

 

Odanın kapısını açık bırakarak yüzümü yıkamaya gittim. Üstümü bile örtmediğim için yatak dağılmadı. Düzeltmek zorunda değilim ehehhe.

 

Yüzümü yıkayıp saçlarımı düzelttim. Ulan Sinaaaan. Sadece uyusam bu kadar kötü olmazlardı. Hep zarar bu çocuk. Zarar ki ne zarar. Ulan bir de açım. Aç aç dayak yemek istemiyorum.

 

Yalancı bir masumiyetle banyodan çıktım. Merdivenleri yeni tırmanan ikiliyle karşılaştım. Şaşırmış gibi yapıp odama doğru kaçtım. Maksat oyun olsun. İkisi de bana doğru koştu. Lann ikiye bir mi?

 

"Yakala Sinaaan!"

 

"Heyyy bu adil değilll!"

 

"Sus be." pis Bado.

 

Odama girecektim ki Sinan kolunu uzatıp elini kapının pervazına bastırdı. Hain turşu. Alttan geçeyim dedim bacağıyla engel oldu.

 

"Ne oldu küçük sıçan köşeye mi sıkıştın?" sırıttı her zamanki gibi gıcık gıcık. Gözlerimi kısıp yumruğumu sıktım. Bileklerimden tutup beni döndürdü ve onları arkamda sıkı sıkı tuttu.

 

"Lağğğn! Haksızlık." düşman birdi iki oldu.

 

Şeytanî gülüşüyle bana yaklaştı Acıbadem. Şu an gerçekten de acıbadem. Hiç tatlı değil. Hııh.

 

"Seni salak. Bin tane mesaj yazmıştım sana tenezzül edip onları cevaplamıyorsun üstüne Arda'ya cevap veriyorsun. Hani ben senin ahiretliğindim. İyi bir dayağı hak ediyorsun. Bir de dalga geçiyorsun."

 

"Açken yolma bari. Yemekten sonra yaşansın." ağğğğ yazık bana. Şimdi gerçekten maşumum.

 

Gözlerini kıstı. Beni süzdü şüpheyle. "Kaçacaksın değil mi?"

 

"Lan nereye kaçacağım evde?"

 

"Bana neeeeeğ. Cevap verseydin sen de bana."

 

"Sen de bin tane soru sormasaydın. Araya giyeceğin kazağın rengini bile sıkıştırmışsın. Al giy bir tane işte."

 

"Sus be. Arda'yla buluşacaktım alıp giyemezdim öylesine bir tane."

 

"Bu kadarı da abartı. Arda yani karşındaki Yavuz Sultan Selim değil." söylediğimin üstüne beni cimcikledi. "Ahhh."

 

"Sen ne anlarsın be."

 

"Madem ben anlamıyorum bana niye soruyorsun? Mantıksız." göz kırptım hafiften sırıtarak. Bir şey yapmayacağını sanıyordum fakat o beni gıdıklamaya başladı. İstemeden gülerken geri kaçmaya çalıştım. Arkamda beni tutan Sinan olduğu için bir yere kaçamadım tabi. Kıvrıldım kendimi bıraktım. Ulan iyi ki bir gıdıklandığımı öğrendiler. Turşu beyler kollarını bana sarıp yere çökmemi engelledi. Bileklerim kurtuldu ancak yine hapis durumundayım.

 

"Tamam tamam yeter bu kadar." Badem insafa geldi. Sinan'ın ıslak saçlarından sular üstüme damladı. Boynum üşüdü. Beni rahat bırakınca kolumla boynumu sildim. Daha nefes alamadan Bademcik sarıldı bana.

 

"Hiç mi özlemedin gıcık şey?"

 

Gülerek ben de ona sarıldım. Onun saçları daha ıslak. "Ben özlemeyi bilmiyorum. Sanki hep aynı yerdeymişsin gibi."

 

"Yolmadım ya ondan."

 

"Yolacaksan yalnız gel lan. Tek başına karşıma çıkmaya korkuyorsun tabi."

 

"Seni biraz korkutalım dedik. Ahahahhaha." gıcıklar. Çı çı çı.

 

"Küserim lan."

 

"Küsersen daha çok gıdıklarız. Değil mi Sinan?"

 

"Küsemez o. Öyle bir seçeneği yok."

 

"Allah Allah." karnım guruldadı açlıktan.

 

Sesini duymuş olacak ki güldü Bado. "Gerçekten açsın. Kurtulmak için yalan atıyorsun sanmıştım."

 

"Açım tabi. Anama atar gider yapıp uyudum. Şimdi de kıvranıyorum. Yemek yemem için yalvarır sanmıştım. Hüğğğ."

 

"Ihhım." varlığını hatırlatıp kolunu omzuma attı Sinan. "Çiğköfte aldık bitlikte yeriz diye."

 

Acıbademim de kolunu omzuma attı. İki kıvırcığın arasında birazcık küçük kaldım. Yakınlık bazen tuhaf hissettirse de kolumu Badem'in beline sardım.

 

"Saçlarınızı kurutmayacak mısınız?"diye sordum.

 

" Kendi kendine kururlar." dedi Badom.

 

" Peki madem. Beni taşısanız daha çok hoşuma giderdi ama neyyse." harbi ya enerjim yok. Ajlıktan bayılazaaam.

 

İkisi de bana tuhaf tuhaf bakıp ilerledi. El mecbur ben de. Zalımlar. Sırtlansanız nolur yani. Ahahah saçmalama Asya.

 

Aşağıya indik, doğruca mutfağa gittik. Ahh canlarım ya ben de tam çiğköfte almayı düşünüyordum.

 

Aralarından çıkıp oturdum. Hazırlasın kölecikler. Badem çatal ve bardak koydu masaya. Sinan da poşettekileri çıkardı. Her zaman böyle güzel köleleri olmuyor insanın. Ahahahah.

 

"Ne sırıtıyorsun lan?"

 

"Hiiiç." kölelerimle dalga geçiyorum desem Sinan beni tutup yere sürter paspas gibi. Hahahahahah. Hayal ettim de baya komik.

 

Tek kaşını kaldırdı. Bakışlarımı kaçırdım.

 

"Deli midir nedir?" o benim lafım lan. Neyse hiç bulaşmayalım. Çiğköfte yiyene kadar bir sıkıntı çıkmasın.

 

Bado bardaklara ayran döktü. Karşılıklı oturdular. Ben yine en baştayım. Dürümlerimizi aldık. "Ardasız bir şey yiyoruz. Ahhahahahaha duyarsa trip atacak."

 

Badem âşık âşık sırıttı. Bakışları mahmurlaştı. Elindeki dürüme sarıldı. Sinan'la birbirimize döndük yadırgayıcı bakışlarla. Dayanamayıp kahkaha attım. O da yarım ağız güldü.

 

Badem, ona güldüğümüzü anlayınca kendini topladı. Ciddiyete bürünüp dürümünün kâğıdını yırttı ve bir ısırık aldı. Biz de yiyek bari.

 

Önce ayranımı yudumladım. Sonra aşkıma kavuştum. Çiğköfteye sarılması gereken benim. Ahahah. Ay ama çok tatlı. Arda'yı nasıl seviyor ki ondan bahsettiğimde bile zarhoş oluyor. Çok tatlı. Bu hikâyenin tek mutluları.

 

Benim mutlu olmama imkan yoktu zaten. Sevgim yoktu, beklentim de. Kendimi sıkıyordum. Sinan'ın işinden de bir şey anlamadığım için yorum yapmayacağım.

 

Olan oldu, daha fazla düşünmeye gerek yok bunları. Söz konusu bensem milyon kere aynı konu düşünülecek. Sıkıntılı insanım vesselam. Ona da yapacak bir şey yok.

 

"Eee neler yaptın İstanbul'da?" Badem'in sorusuyla bakışlarımı ona çevirdim.

 

"Pek bir şey yapmadım aslında. Zamanımın çoğunu mezarlıkta geçirdim. Her gün sabahtan gidip akşama doğru döndüm. Zaten gitme sebebim oydu."

 

"Nasıl ya? Üşümedin mi o kadar saat?"

 

"Üşümüşümdür herhalde. Kar yağdı biliyor musun? Ama hemen eridi."

 

"Nee kar mı? Ben de kar istiyorum."

 

Güldüm. "Yaylaya çık belki görürsün."

 

"Gidemiyorum ki."

 

"Çok da güzel bir şey değil zaten boşver."

 

"Nasıl güzel değil ya? Bence güzel."

 

"Arda'yla balayına kutuplara gidersiniz o zaman." Badem aşktan kutupları bile eritir. Ahahah. "Ya da vazgeçtim küresel ısınmayı hızlandırmayın."

 

"Salak." başıma vurdu. Bunların hepsi doğruları söylediğim için başıma geliyor. Ardından Sinan turşusu enseme vurdu. Ekmeğimi vermem.

 

Bu ne lan. Yine gelen giden vurmaya başladı. İkisine de ters ters bakıp dürümüme odaklandım. Zalımlar. Yemeğimi bitirine kadar tek kelime etmedim. Bir koca bardak ayranı içince karnım şişti.

 

Turşucuk cuk cuk cuk buruşturduğu kâğıdı kafama attı. Rahat durmuyor.

 

"Yeni yemek yiyen yılanlara ne olur bilir misin?"

 

Yüzünü buruşturdu. "Saçma bir espri değildir umarım. Ne olurmuş?"

 

"Yediklerini sindirmek için hareket etmezler. Ben de şu an o moddayım. Rahat dur lan."

 

"Bana ne lan. İstediğimi yaparım."

 

"Uğraşamam olum."

 

"Uğraşamazsın evet. Kalıbın yetmez."

 

"Üşeniyorum sadece."

 

Baygın bakışlarıyla beni süzdü.

"Salağa benziyorsun."

 

"Eyvallah." üşeniyorum sal beniiii.

 

"Bu akşam burada kalacağım." dedi Badem heyecan, neşe karışık bir sesle.

 

"Çok iyi fikir. Sabaha kadar sohbet ederiz."

 

"Olur. Anlatacaklarım var." kocaman gülümsedi. Allah Allah ne oldu acaba?

 

"Anlatacaklarını şimdi anlat. Ben buradayken." Sinan oldu meraklı Melahat

 

"Kız kıza konuşulacak bir şey. Sen varken anlatamam Sinan." vuuu kız kıza demek. Nihahahahhahaha.

 

"Başlicam kız kıza mevzularınıza. Uydurmuşsunuz bir kız kıza lafı her şeyden sıyrılıyorsunuz onunla." sinirlendi. Bazen hoşuma gidiyor bu. Eheheh.

 

"Ama Sinan gerçekten öyle bir konu." Çok inandırıcı söyledi. Ben de inanıyorum artık öyle olduğuna.

 

"İyi lan naparsanız yapın. Buraları da siz toplayın." masadaki çöpleri işaret edip ayağa kalktı. Burnundan soluya soluya gitti. Biz onu değil o bizi kovdu sanki. Zaten biz onu kovmadık ki. Amannnnn.

 

Badem, masadaki çöpleri hızlıca topladı. Bardakları makinaya koydu. Ahşap masayı sarı bezle silip tezgâha fırlattı. İş yapışındaki aceleye güldüm. "Yürü yürüüü." kolumdan kavrayıp koştura koştura beni yukarıya götürdü. Odama girdiğimiz gibi nefes verdi. Sanki düşmandan kaçıyoruz. Kapıyı kapattı ve bana döndü.

 

Ne diyecek diye beklerken popçulara hayran olan ergen kızlar gibi cırlayarak zıplamaya başladı.

 

" Ne oluyo laağğn?"

 

"Arda'yla öpüştük." dedi mutluluktan büyüyen gözlerindeki parıltılarla.

 

"Neeeeee?! Cidden mi?"

 

Dudaklarını birbirine bastırıp hızla başını aşağı yukarı salladı. Sonra yüzünü elleriyle kapatıp zıplamaya devam etti.

 

Ohaaa. Öpüşmüşler. Çok garip. Arda da seviyor öyleyse.

 

Kolundan tutarak Badem'i yatağa çıkardım. Ben de çıkıp orada zıpladım. Sonunda lannnnnnn.

 

El ele tutuşup döne döne zıpladık. Yaaaa, ayyy, amaaa gibi ifadeleri eridiğimizi belli eden bir tondan seslendirerek, ara ara da çılgınlar gibi gülerek...

 

İkisini öyle hayal edemiyorum bile, çünkü çok bebekler. Biraz yorulunca durup sarıldık.

 

"Nasıl bir his?"

 

"Muhteşem." aşktandır o kesin. Başka neden olacak?

 

"Nasıl gerçekleşti? Ne oldu da öyle bir şey yapasınız geldi? O mu öptü yoksa..?" o beni darlayıp duruyordu, intikam vakti nihahahahah.

 

Benden ayrılıp yatağa oturdu. Ben de karşısına çöktüm. Merakla yüzüne baktım.

 

"Grupça toplanmıştık abim ve Sinan gidince evde yalnız kaldık. Sizin durumu konuşuyorduk, bana sarıldı. Ben bir fena oldum tabi."

 

Sırıttım. Hiç yaşamayacağım şeyler. "Ee sonra."

 

"Alnını alnıma dayadı. Sonra beni sincaba benzetip güldü. Sinirlendim. Yakınlaşmak istediğini söyledi. Beceremediğini anladığım için tutup öptüm. Öyle işte. Kötü mü yaptım sence?"

 

"İyi yapmışsın iyi. İpleri eline almışsın aferin." Ben de öyle yapmak isterim çok havalı geldi. Kime yapacan salak? Doğru ben sapım. İskender'le devam etseydik ona yapamazdım çünkü ben onu hâlâ arkadaş olarak görüyorum. Ahh ne saçma şeyler düşünüyorum.

 

Sarhoş gibi gülümsedi. Uzaklara daldı. O anı tekrar yaşıyor olmalı. Ahahahah. Çok tatlı. Yastığı yüzüne bastırıp cırladı. Yastığı bıraktığında gülerek birbirimize vurduk.

 

İnsan böyle anların değerini bilmeli. Bu anın hissini anı kutusuna koyup sonra tekrar tekrar açıp bakabilmeli. Yıllar sonra çok çocuksu gelecek olan bu heyecan o zaman hasret kaldığımız duyguların yerini doldurabilir. Belli olmaz.

 

Eğlenceli bir müzikle ortamı daha da güzelleştirmek istediğimden telefonumu arayıp buldum. Kayıtlı olmayan bir numaradan gelen mesajlar yüzünden arzumu gerçekleştirmedim. Mesajlara baktım. Kaşlarım çatıldı tabi yine birileri kaşınıyor olmalı.

 

Attığı fotoğrafı inceledim. İskender ve Gökçe parkta oturmuş sarılıyorlar. Amacına ulaşıyor anlaşılan. Sonra mesajları okudum.

 

"İstediğimi eninde sonunda elde ederim dememiş miydim?

 

İskender'i elinden aldım.

 

Sen bu salaklıkla hep yalnız kalacaksın.

 

Onun değerini bilmedin.

 

Ona layık da değilsin zaten. Sana fazlaydı o. Hiçbir şeyden anlamayan asosyal bir salaksın."

 

Asosyal değilim gereksiz insanlara katlanamıyorum. Kayıtsızlıkla aynı mesajları tekrar ve tekrar okurken Badem telefonu elimden çekti. Fotoğrafı görünce yüz ifadesi beni bile ürküttü. Mesajları da okudu hızlıca. "Bu da çok oldu. Ben göstereceğim ona." bana dirsek attı. "Seni salak sanki seni ilgilendirmiyor bu mevzu ne bu umursamazlık!"

 

"Ahhhh. Yavaş be. İnsanız burada."

 

Sinirle göz devirip dudaklarını birbirine bastırdı. Kaşları bademlerine yaprak oldu çatılmaktan.

 

Ben niye sinirli değilim lan harbiden. Sinirli değilim çünkü...

 

Düşüncelerim yarım kaldı. Badem hanım telefonumla birlikte odadan çıkıp Sinan'ın odasına daldığı için. Hemen arkasından gittim.

 

Matematik kitabını kapatıp çatık kaşlarla ikimize döndü turşu. Bu da sinirli.

 

"Ne oluyor lan! Birdiniz iki oldunuz. Manyaklar."

 

"Al buna bak da manyak kimmiş gör!" telefonumu Sinan'ın kitabının üstüne koydu sertçe. Lan yavaş. Sinan sabır çekip telefonumu aldı. Fotoğrafa ve mesajlara bakınca sandalyesini iterek doğruldu.

 

"Kulaklarınızı tıkayın."

 

Mal mal suratına baktık.

 

"Küfredeceğim."

 

"Şu şıllığın yaptığına bak ya. Abime yapışmış bir de fotoğrafı Asya'ya gönderiyor. Abimi elde etmişmiş. Yok ya! İyi bir dersi hak ediyor bir şey yapalım şuna! Hem hepsi senin yüzünden ne diye böyle bir kızdan hoşlanıp hayatımıza sokuyorsun onu! Ben size demedim mi! Bu kız güvenilmez dedim! Beni dinlemediniz! Al işte! Görüyorsunuz!" ben de güvenmiyordum ama güvenmeyi umursamıyordum.

 

" Ben ona haddini bildireceğim. Bir planım var." Sinan ne ara düşündü planı? Gerçekten dediği gibi hızlı mı düşünüyor?

 

" Ne yapacaksın? Daha doğrusu ne yapacağız? Ben de yardım edeceğim yoksa çıldırırım. O kızı kendi ellerimle yolmak istiyorum." bu kız tam cadaloz. Ben neden sakinim?

 

" Sen sadece izle. Ben başka kızlarla halledeceğim konuyu."

 

"Başka kızlar derken?" Badem'in sorusu gayet yerinde gibi duruyor.

 

"Benim için her şeyi yapacak olan kızlar... Bir öpücükle Gökçe'ye neler yapabilirler bir düşün." neee?

 

"Ne yüce gönüllüsün maşallah, herkese öpücük dağıtıyorsun. Kaç kız sığıyor geniş gönlüne?" haksız mıyım? Haklıyım.

 

"Saçmalama salak."

 

"Asıl sen saçmalama. Yine hobi olarak birilerini öp istersen ama kendi işimi kendim görürüm." telefonumu elinden çektim.

 

"Kızım salak mısın! Hobi olarak mı yapıyorum sence?"

 

"Ne için yaparsan yap." göz devirdim. Badem'in bakışları ikimiz arasında gezinip durdu. "Ben ne yapacağımı biliyorum." diyerek odayı terk ettim. Ne biliyorum ki? Neyi biliyorum?

 

Aklıma eseni yapmayı biliyorum. Anîden bir şeyler esti. Merdivenleri inerken arkamdan seslerini duydum.

 

"Nereye Asya?"

 

"Bekle lan."

 

Beklemiyorum lan. Merdivenleri dibinde Güven Bey ile karşılaştım. Ağzını henüz açmışken dış kapıya doğru yönelerek söyleyeceğinin ne kadar da önemsiz olduğunu hissettirdiğimi umuyorum. Sen kimsin lan?

 

"Noluyor çocuklar? Nereye?"

 

Kendimi dışarıya atıp kapıyı üstüne çarptım. Ceketim odada olduğu ve o an aklıma gelmediği için almadım. Yağmur da iyice artmış. Kimin umrunda?

 

Botlarımı giyip Tarçın'ın havlamalarının eşliğinde bahçeden çıktım.

 

Bıktım insanlardan. Allahın cezaları. Lanet fedaral. Ne istiyorsunuz benden popişi kurtlular? Kim salakmış göreceğiz.

 

"Asya bekle lan!" beklemiyorum gelmeyin lan.

 

"Nereye gidiyorsun bu yağmurdaaağ?" gidince görürsün acıbadem.

 

İki dakikada sırılsıklam oldum zaten. Aklıma hep yanlış taraftan esiyor olmalı. Hayır bu sefer salak olduğumu kabul etmeyeceğim! Ben salak değilim. İskender'i gerçekten isteseydim onu alırdım. Zeka oyunu değil bu. O kız da kazanmış sayılmaz. Eğer gerçekten kazansaydı benimle muhatap olmaya gerek duymazdı. İskender'i gerçekten seven biri onunla başkalarına hava atmaz. Ve böyle aciz bir işe girişiyorsa o kişi kayıplardadır.

 

Umrumda değil.

 

Koşarak yetiştiler bana. İkisi de kolumu tuttu.

 

"Dursana kızım! Bu yağmurda nereye gidiyorsun? Delirdin mi!"

 

"Delirdim delirmedim sana ne lan! Gelmeyin peşimden! Gerçi gelseniz de gelmeseniz de önemli değil! Naparsanız yapın!"

 

"Bize ne kızıyorsun Asya? Biz seni düşünüyoruz."

 

"Durdukça ıslanıyoruz Badem." kollarımı kurtarıp yoluma devam ettim. Nefes sesi ve söylenmelerle beni takip ettiler.

 

İçim titrer vaziyette onların evinin önüne vardım. Zile dokundum. Ellerimi hissetmiyorum. Zümrüt teyze kapıyı açtı, beni gördüğüne şaşırdı. Bir miktar da sevinmedi gibi. Normal değil mi?

 

"Çocuklar? Islanmışsınız, neden şemsiye almadınız?"

 

"Girebilir miyim?" kapının önünde konuşacak kadar sıcak hissetmiyorum.

 

Kenara çekildi. "Tabi." bir yandan diğerlerine bakışlarıyla beni işaret ederek onları sorguluyor. Nereden nereye a dostlar.

 

Botlarımdan kurtulup içeriye girdim. Üstümden damlayan sular için kusura bakmayın.

 

İskender kesin odasındadır. Ama yine de herkese açık alanları önce kontrol edeyim. Salona baktım, Yusuf amca oradaydı sadece.

 

"Hoş geldin kızım. Çok ıslanmışsın."

 

"Hoş bulduk Yusuf amca, sıkıntı yok." oradan çıkıp mutfakta da olmadığına emin oldum İskender'in. Odasının önüne ışınlandım. Kapıyı tıklattım yumruğumun tersiyle. Daha çok acıdı elim, üşümüş olduğumdan. Ses alamayınca kapıyı tekmeledim. İlla içeriye mi dalmam gerek?!

 

Hani çok sakindim? Gerçekten çok sakinmişim.

 

"Noluyor?" dedi hoşnutsuzca. Ses verseydin.

 

"Müsait misin?"

 

"Asya..? Değilim." değilmiş. Bana ne lan. İçeriye daldım. Masasının başında ders çalışıyormuş. Çıplak olmadığına göre müsaitmiş. Yalancı.

 

Odanın ortasında ıslak bir Asya... Aman ne hoş. Sinan ve Badem arkamda belirdi. Dolabın aynasından onları gördüm. Sinan endişeli, Badem ise heyecanlı, sanki gülmek istiyor. Öhhöm, odaklanmam gerek. Buraya neden geldim?

 

İskender ayağa kalktı. "Ne oluyor?"

 

"Aynı soruları sorup durma."

 

"Sen de bu halde neden buraya geldiğini açıkla."

 

"Senin yüzünden."

 

"Benim yüzümden mi? Ne alaka Asya?"

 

Elimi kapı tarafına doğru uzattım. Bir dans figürü gibi adeta. Kapıyı kapatın demek istiyorum aslında.

 

Sinan, beni anladı ve dediğimi yaptı. Yüzleşme vakti ama ne diyeceğimi bilemiyorum. Deli gibi düşünmeden buraya gelirken iyiydi. İçimdeki saçma duygu her şeyi çözer sanmıştım. O güç sende var kızım.

 

"Senin sarıldığın şu kız... İsmini zikretmeyeceğim lüzumu yok. İşte o kız melek değil, şeytan. Bence onunla takılırken biraz daha düşün. Ha tabi evet beni ilgilendirmez. İstediğini yapabilirsin. Özgür bir bireysin, benimle de alakan yok. Onun yanındayken iyi hissediyorsan da bir şey diyemem. Fakat... Bak bu kısmı önemli. O varlık seni elde ettiğini bana böbürlenerek yazıyorsa bu işte bir sıkıntı vardır. Sonuçta benim seninle artık bir alakam yok. O kızla da bir alakam yok. Ne mana yani? Anlatabiliyor muyum? Beni ezmek için seni kullanıyormuş gibi geliyor ama öyle de olmayabilir. Zafer kutlamasıdır belki de sadece. Ben nereden bileyim, anlamam zaten. Yok yok anlıyorum bence. Ben seninle arkadaş kalamayacak kadar fazla fedakâr olduğum için... E tabi bu salaklık doğru. Gerçekten anlamıyormuşum. Haklı bu kız. Salağım ben. Ama siz akıllı olun bence. Kendinizi kullandırmayın." dediklerimin böyle şeyler olacağını beklemiyordum. Sakinken öfkelendim garip bir şekilde. Sakindim ben. Ne olduğumu bile bilmiyorum ben.

 

" Asya... Ben seni kullanmadım. Ben seni seviyordum ama karşılık görmedim. Daha fazla uzatmaya gerek yoktu. Konuştuk bunu."

 

"Oraya mı odaklandın? Önemi yok oranın artık." telefonumu uzattım. Yutkunup elimden aldı. Gördüklerinden sonra kaşlarını çattı.

 

"Benim yanımdayken çok samimi davranıyordu."

 

"Ben sana söylemiştim. Beni dinlememiştin." Sinan'ın sesi kırgın çıkıyor.

 

Telefonumu geri aldım. "Madem öyle tekrar uyarmaya gerek yokmuş. Boşu boşuna geldim."

 

İskender bir şey söyleyemeyince dişlerini sıktı. Geri dönmek için kapıya doğru hareketlendim. Badem beni çekip yatağa doğru itti. Sinan'ı çekiştirerek odadan çıkardı ve kapıyı üstümüze kilitledi. Yüz üstü düştüğüm yataktan kalktığımda her şey için çok geçti. İskender kapıya doğru gidip kapıyı yumrukladı. "Badem beni delirtme! Aç şu kapıyı!"

 

Dışarıdan ses gelmedi. Acıbadem'e bak sen. İskender sinirle kapıyı tekmeleyip sandalyeye oturdu. Yumruklarını sıkıp kitabına eğdi başını. Ben de yere halının ortasına oturdum. Mal gibi ortada kaldım. Ulan Badem bunun bedelini sana ödeteceğim. Bana bunu nasıl yaparsın?

 

Aradım onu kapıyı açsın diye cevaplamadı. Sinan'ı aradım sonra o da açmadı. Ulan bari sen yapma. İkisini de öldüreceğim. Sadece öldürmek olmaz değişik işkence metodları uygulamalıyım.

 

Kendime birkaç fotoğraf çektim. Çok manyak bir an. Baktıkça gülerim belki. Tipim kaymış, burnum, yanaklarım kızarmış. Kıyafetlerim vücuduma yapışmış, saçlarımdan bahsetmek istemiyorum bile. Gülesim geldi. Saçmalıklardan mı, sinirden mi, yoksa delirmek üzere miyim?

 

Kahkahalarla güldüm.

 

İskender o yüzden bana döndü. Anlam veremeyen bakışlarla beni süzdü. "Neden gülüyorsun?"

 

"Gülmek yasak mı?"

 

"Alakasız zamanda gülmek tuhaf değil mi?"

 

"Alakasız olduğu için gülüyorum zaten. O yüzden değil."

 

"Haklı olabilirsin."

 

"Sıkıldım artık bu durumdan. Laftan anlamıyorlar."

 

"Ben de sıkıldım. Dövelim mi onları?"

 

"Dövelim. Sen Sinan'ı döv ben de Badem'i."

 

O da güldü. Uzun zaman sonra güldüğünü gördüm.

 

"Arda'yı kim dövecek?" sorusuyla gülümsedim.

 

"O bebek, ona dokunmayalım."

 

"O hepimizden daha şeytan."

 

"Yok yaa. Abartma."

 

"Abartmıyorum. Kardeşimi kaptı kaşla göz arasında. Dayak bile yemedi." ahahahahahah.

 

"Hepsi benim sayemde." sırıttım.

 

"Doğru. Umarım Badem seni döver."

 

Gözlerimi kıstım. "Hainlik yapma."

 

"Bu hainlik sayılmaz."

 

Dilimden döküldü birden içimden geçenler. "Barışalım mı? Yine kanka olalım."

 

Gülümser gibi oldu sonra dudaklarını birbirine bastırdı. "Yapamam Asya. Duygularım varken eskiye dönemem."

 

"Anladım. Üzgünüm." iki gülüşe yumuşayan tek benim.

 

"Eğer bir gün hislerim sonlanırsa o zaman yeniden arkadaş olmak isterim. Diğer türlüsü benim için zor."

 

"Peki. Öyle olsun." umarım ben gitmeden önce başarırız arkadaş olmayı.

 

Salak mıyım arkadaşlar? Biri beni aydınlatsın.

 

Söylenecek başka söz yok sanırım.

 

"Üşüyor musun? Hırka vereyim."

 

"Yok sağ ol, oda sıcak. Üşümüyorum." üşüyorsam bile gerek yok. Barışmıyorsak iyilik istemem. Ne zaman çıkaracaklar beni buradan?

 

"Emin misin? Hasta olacaksın."

 

"Bir şey olmaz. İki yağmur damlasıyla hasta olacak değilim."

 

"Geçen sefer hasta olmuştun."

 

"O zaman bir yanlışlık olmuş."

 

İnanmayan bakışlarla doğruldu. Dolaptan bir hırka çıkarıp omuzlarıma bıraktı. Hâlâ centilmen.

 

"Sağ ol." benimle barışmayan ama barışmış gibi olan İsko.

 

"Rica ederim."

 

"Yeni bir şeyler yazıyor musun?" madem barışmadan barıştık konu açayım.

 

"Sadece ders çalışıyorum bu aralar. Çok meşgulüm."

 

"Kusura bakma çalışmanı böldük."

 

"Sorun değil."

 

"İstersen çalış sen. Onlar kapıyı açınca giderim ben. Ses çıkarmam merak etme."

 

"Ses çıkarmasan bile odaklanamam."

 

"Neden?"

 

Bakışlarını kaçırdı. "Etkilendiği biriyle aynı odada kilitli kalan hangi erkek ders çalışabilir?" gözlerimi kocaman açtım. Tehlikeli sanırım burası. Çıkarın beni burdaaaağğğğn.

 

Sinan'a mesaj yazdım aceleyle. "Hemen beni buradan çıkarmazsan seni gebertip yan bahçeye gömeceğim! Bir işe yara lan turşuluk hıyar! Soğuktan zatüre olursam bütün tişörtlerini alıp burnumu çekeceğim! O kıvırcıklarını tek tek yolup geri dikeceğim!" göndere bas. Hah aferin.

 

İskender, bir şey demediğim için sessizce sandalyesine oturdu. Erkeklerden korkmakta haklıyım. En masumu ve efendisi bile böyle şeyler söylüyorsa... Ahhh neyse.

 

Kapı açılmadı ama mesajım geldi.

 

Arşivli lahana: Anahtar bende değil.

 

Lan git al sanki çok zor. Çıldırtıyor beni.

 

"Al Badem'den o zaman. İlla benim mi söylemem gerekiyor? Kafan basmıyor mu?"

 

Arşivli lahana: Kendini de odaya kilitledi nasıl alayım salak.

 

"Kapıyı kır bir şey yap."

 

Arşivli lahana: Ne oluyor içeride? Gülme sesi duydum. Barıştınız mı?

 

"Yok. Sizi nasıl döveceğimizi konuşuyorduk."

 

Arşivli lahana: Benim ne suçum var lan!

 

"Korktun mu? Ahahahahhaha."

 

Arşivli lahana: Ne korkacağım lan! Salak!

 

"Aradığımda niye açmadın madem suçun yok? 🤨"

 

Arşivli lahana: Sesini duymamak için.

 

"Yine de dayak yiyeceksin. Seni İskender dövecek."

 

Arşivli lahana: Önemli bir şey söylemeyeceksen yazma.

 

"Aman be çok lazımsın sanki bana. İşe de yaramıyorsun."

 

Arşivli lahana: Git başımdan.

 

"Meraklı değilim sana. Altı üstü bir kapıyı aç dedik. Asıl sen git başımdan."

 

Arşivli lahana: Bana yazan sensin.

 

"Cevap vermeseydin!"

 

Gıcık. Ne zaman beni kurtar desem ortadan kayboluyor. Sonra gelip yanındayım diyor. Bu nasıl yanımdalık? Bir de kovuyor. Ben de onu kovacağım.

 

Al işte cevap yazmadı. Umrunda değilim. Pis.

 

 

Kapının yanındaki duvarın dibine çökmüş yumruğunu sürekli dizine vuruyordu. İçi içini yiyordu. Onu içeriden alabilseydi, kimselere vermeseydi. Onlar içeride yalnız kaldıkça her yanına iğneler batıyordu sanki.

 

Şimdi bile böyle çile çekiyorsa tekrar sevgili olursalar ne yapardı? Artık ses de gelmiyordu. Konuşulan her şeyi duymuştu. İskender'in son cümlesiyle beraber.

 

Asya da gerilmiş olmalıydı ki o cümlenin ardından hemen mesaj yazmıştı. Kıskançlıktan yine ona sert cevap vermişti Sinan.

 

Başkasının hırkasına sarılmamalıydı, Sadece Sinan'ın hırkalarını giymeliydi. Onları çalmalıydı. Onlar sarmalıydı vücudunu. Sağ ol demesinden belliydi İskender'in ona hırka vermiş olduğu. Bu durumu bile kıskandığından kendi saçlarını yoldu.

 

Aşk denen duygunun bu kadar çileli olduğunu bilmiyordu. Eğer bilseydi bile engel olamayacağı kesindi. Eti kemiğinden ayrılıyordu sanki.

 

Yağmurda ıslanması, öfkesi ve kararlılığıyla çok daha çekici olduğu yetmiyormuş gibi bir de İskender'le odada kilitli kalmıştı Asya. Bunu düşündükçe deli oluyordu. İskender'in söylediği de insanı deli etmeyecek türden değildi. 'Ya aralarında bir şey geçerse?' diye aklından geçirdi Sinan.

 

Yok dedi sonra. İskender Asya'nın istemediği bir şeyi yapmazdı. "Ya Asya isterse?" mırıldandı endişeyle. Telefonundan saate bakarak kaç dakika geçtiğini hesapladı. Asya'nın son mesajıyla bakıştı kısa bir süre.

 

"Üşüyor musun?" yazdı dayanamayıp.

 

Cevap gelmeyen her dakika bacağını yumruklamaya devam etti.

 

Ekranda Yavru🐍 yazısını görünce gözleri ışıldadı.

 

Yavru🐍: Sence? Kıçım donuyor. Ama benim salaklığım.

 

"Anlamış olman güzel." sırıttı bu mesajı gönderirken.

 

Yavru🐍: İşe yaramayacaksan yazma lan.

 

"Sana ne lan. İskender nasıl?"

 

Yavru🐍: Aynı. Kitabıyla bakışıyor.

 

Bu iyiydi. Asya ile bakışmasından daha iyi bir seçenekti.

 

"Sen ne yapıyorsun?"

 

Yavru🐍: Ne yapacağım lan? Oturuyorum yerde. Ne saçma soru soruyorsun.

 

"Sensin lan saçma yamuk prenses."

 

Yavru🐍: Prenses ne lan!

 

"Yamuğa takılman gerekmiyor mu? Salak."

 

Yavru🐍: Kötü söz sahibinindir. İyi sözün kötüsünü eleştiriyorum o yüzden.

 

"Boş yapma."

 

Yavru🐍: Offfff. Sıkıldım.

 

"Kıymetli vaktimi sana ayırmamı istiyorsan düzgün bir konu bul."

 

Yavru🐍: Burdan çıkınca Badem'i öyle fena döveceğim ki.

 

"Sevmedim, başka konu aç."

 

Yavru🐍: Anneni sormuşsun ananeme. O da Zümrüt teyzeye sormanı söylemiş. Sordun mu, bir şeyler öğrendin mi?

 

"Hayır."

 

Yavru🐍: Dayım babanın çok kıl herif olduğunu söyledi. Ahahahah.

 

"Komik olduğunu mu sanıyorsun?" dudakları kıvrıldı.

 

Yavru🐍: Biraz. Sen de biraz yardımcı ol konu açmaya çalışıyorum şurda.

 

"Beceremiyorsun zaten."

 

Yavru🐍: 🦴

 

"Lağğn! Dayak arama!"

 

Yavru🐍: Gel de döv. Gelemezsin kiiiii.

 

"Ordan çıkmayacaksın sanki! Mahvedeceğim kızım seni!"

 

Yavru🐍: Alooo sen kimi mahvediyosun? Bi çakarım yamulursun.

 

"Puahahahhahahahahahahahahahahahah salak. Sen zaten yamuksun ben vurursam belki düzelirsin."

 

Yavru🐍: Ha ha ha ha ha ne güldük ne güldük.

 

"🥴🥴"

 

Yavru🐍: Defol lan yazma.

 

"Sen defol salak."

 

Yavru🐍: Sen defol.

 

"Hayır sen."

 

Yavru🐍: Keşke telefonu kafana fırlatabilsem.

 

Kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine bastırdı Sinan.

 

"Yazıııık. Ben de seni camdan fırlatmak istiyorum bazen."

 

Yavru🐍: Seni pislik. Bari itiraf etme kötü niyetini.

 

"Söylemesem de bilmen lazım gerizekalı."

 

Yılan emojisini gördükçe gülümseyesi geliyordu. Tatlı bir his sarıyordu ruhunu mesaj gelene kadar onun takma ismini seyrederken.

 

Yavru🐍: Doğru. Haklısın düşman turşu.

 

"Lan kaç bin kere dedim sana turşu deme diye!"

 

Yavru🐍: Ehehehehehe. Offff. Hâlâ sıkıcı.

 

"Madem öyle doğruluk ve cesaret oynayalım."

 

Yavru🐍: Böyle mi?

 

"Bir fikir, kabul edip etmemek sana kalmış. Oynamıyorsan kapatabilirim mesajlaşmayı. Yusuf amcanın sohbetini dinlemek varken senin saçmalıklarını okuyorum."

 

Yavru🐍: Ayy gıcık. Git be.

 

" 👍🏻"

 

Yavru🐍: Laaan. Dur şaka yaptım. Oynayalım da zaman geçsin. Kim başlıyor?

 

" Başla." sırıtarak saçlarını geriye attı.

 

Yavru🐍: D mi C mi

 

" Cesaret. "

 

Yavru🐍: Lan cesareti nasıl yapacaz? Dediğimi yapsan da göremem ki.

 

"Bana ne."

 

Yavru🐍: Hahah buldum. Kendine tokat at. Ahahahahah. Benim yerime. Hahaha.

 

"Ulannn seni salak."

 

Yavru🐍: Hadi hadiiiii.

 

Sinan başını iki yana sallayarak sırıttı, yalandan bir dokundu yanağına.

 

"Yaptım."

 

Yavru🐍: Nasıl inanacağım?

 

"Yaptım dediysem yaptım."

 

Yavru🐍: Hiç güvenilir değilsin.

 

"Ohooooo. O zaman hiç başlamasaydık oyuna."

 

Yavru🐍: Öffff tamam yavv. Sor hadi.

 

İçinden kahkahalar savurup Asya'ya yazdı.

 

"Doğruluk mu cesaret mi?"

 

Yavru🐍: Cesaret.

 

Sinan cesaret dediğinden altta kalmamak için cesareti seçmişti Asya.

 

"Puahahahhahahahahah şimdi bittin. Kendi adınla bir instagram hesabı aç, beni ve tüm çevremi takip et."

 

Yavru🐍: Yuhhhh. Şimdi mi?

 

"Yok bir ay sonra. Şimdi kızım. Yoksa korkuyor musun?"

 

Yavru🐍: Yooo ne alaka? Yaparım yani ne olmuş.

 

"Hadi görelim o vakit."

 

Yavru🐍: Bekle.

 

Asya, yeni bir hesap açtı kendine, ardından tekrar Sinan'a yazdı.

 

Yavru🐍: Kullanıcı adın ne lan?

 

"Sinanaltay"

 

Asya Sinan'a takip istediği gönderip kabul etmesini bekledi. Sinan isteği kabul edince takipçilerinin çoğuna istek gönderdi.

 

Yavru🐍: Yaptım.

 

"Aferin."

 

Yavru🐍: D mi C mi?

 

"Cesaret."

 

Yavru🐍: Öhhömm öhhöm. Ahahahahha. Burdan çıkınca saçlarını düzleştireceğiz ve o halini çekip instagramda paylaşacaksın.

 

"Gören düşüp bayılsın mı istiyorsun? Ne zalimsin. Kalpleri dayanmayacak yakışıklılığıma."

 

Yavru🐍: Pehhhhhhhh. Yapmamak için böyle söylüyorsun.

 

"Çıkınca yapalım. Yorumları görünce doğru söylediğimi anlayacaksın."

 

Yavru🐍: Görelim bakalım.

 

"Göreceğiz. Doğruluk mu cesaret mi?"

 

Yavru🐍: Cesaret.

 

"Puahahahahahahahahahhahahahahahahaha. Sana göndereceğim fotoğrafı yeni hesabından paylaş bakalım."

 

Yavru🐍: Lağğğğn! Ne fotoğrafı! Rezil etme beni.

 

"Sen zaten rezilsin gerizekalı. Gönderdim geliyor."

 

Gelen fotoğrafı görünce o günü hatırladı Asya. Zorla Sinan'ın doğum gününü kutladığı, onun memnuniyetsiz bakışlarına maruz kaldığı günü. Fotoğrafın varlığını unutmuştu. Fotoğraftaki Sinan'ı kesecekmiş gibi olan bakışlarına güldü istemsizce. Ya onun alaycı gülüşü...

 

Yavru🐍: Bu fotoğrafı zaten ben sana atmıştım salak.

 

"Başka fotoğrafımız yok zaten gerizekalı. Ne bileyim. Salağa benziyorsun diye bunu paylaşmanı istedim."

 

Yavru🐍: Paylaşmazsam nolur?

 

"Korkaksın diye bin yıl dalga geçerim."

 

Yavru🐍: Aman be. Paylaşıyorum.

 

"Puahahahah bekliyorum." alt dudağını ısırarak sırıttı. Badem'in odasından fırlaması ile ciddi bir ifade takındı.

 

Badem eğilip anahtarı Sinan'ın eline tutuşturdu. "Kapıyı sen aç. Bu kadar genç ölmek istemiyorum. Ben odama kaçıyorum birkaç gün yokum."

 

"Lan madem bu kadar tırsıyorsun ne kilitliyorsun onları odaya?"

 

"Belki barışırlar diye. Suç mu yaaaağ?"

 

"Niye şimdi açıyorsun o zaman kızım?"

 

"Abimin tehdit mesajlarından sonra başka çarem kalmadı. Arda'yı döveceğini söyledi. Kıyar mıyım ben sarı şekerime?" endişeli ve telaşlı konuşuyordu Badem.

 

"Puahahhahahahaha."

 

"Gülme be."

 

"Arda'nın dayak yemesi fikri hoşuma gitti. Kaçıyorsan kaç açıyorum kapıyı."

 

"Ayy tamam." odasına koşup kendini içeriye kilitledi Badem.

 

Onun haline gülerek doğruldu, anahtarı kilide sokup kapıyı açtı. Kapı açılınca Asya çöktüğü yerden hemen doğruldu. Omuzlarındaki hırkayı düzgünce yatağın üzerine bıraktı.

 

"Teşekkür ederim, iyi akşamlar." İskender'i daha iyi anladığını düşünüyordu o yüzden bir karşılığı olmasa da dostça davranacaktı.

 

"Rica ederim, iyi akşamlar." kibarca karşılık verip nezaketen gülümsedi İskender.

 

Asya'nın dudakları kıvrıldı hafiften, baş selamı verip odadan çıktı. Kapının kenarından içeriye bakan Sinan ile İskender'in gözleri buluştu. Gerilimden ziyade iki acılı ve mahcup bakış...

 

İskender gözlerini yumarak bir sıkıntı olmadığını belirtmek istedi. Sinan dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı.

 

İkisi arasında geçen bakışmanın farkında olmayan Asya Badem'i aramaya koyuldu. Odasının kilitli olduğunu deneme yanılma yoluyla öğrenince kapıya küçük bir tekme vurdu. "Sen görürsün sonra. Benden kaçamayacaksın. Seni gidi cadaloz. Ben daha önce öyle şeyler yapmamanızı söylememiş miydim?"

 

İçeriden ses gelmeyince göz devirip koridorda kendisini bekleyen Sinan'ın yanına gitti. "Şimdi dövemiyorum ama yakaladığımda çok fena yapacağım. Sen niye dayak yemedin lan?"

 

"Beni kimse dövemez kızım. Bilmiyor musun?"

 

"Hımm tabi, dövemez kimse. Daha birkaç ay önce hastanelik olmadın mı?"

 

"Kaç kişi saldırdılar kızım? Tek tek gelseydiler dövemezdiler. Onu boşver de paylaştın mı fotoğrafı? Yoksa korkak tavuk musun?"

 

"Gidince paylaşırım. Kapı açılınca şey oldu..."

 

"İyi, gidelim öyleyse. Badem'le planlarınız iptal. Puahahahahahah."

 

"Dayak yiyecek o. Delirtti beni."

 

"Hadi hadi. Islandık zaten, dönerken bir daha ıslanacağız. Ne kadar erken gidersek o kadar iyi."

 

"Doğru. Yürü."

 

Son bir kez Yusuf ile Zümrüt'e görünüp evden çıktılar. Zümrüt'ün vermek istediği şemsiyeyi ikisi de almadı. Belki birbirlerine karşı güç gösteriydi bu belki de ikisinin aynı anda üşengeçliği ve boşvermişliği tutmuştu.

 

Yola henüz çıkmışlardı ki birbirlerine sataşmadan edemediler. Sinan çukurda birikmiş olan suyu ayağıyla Asya'ya doğru sıçrattı. Asya sinirlenip Sinan'ın kolunu kavradı ve sırtını yumrukladı.

 

"Ahhh ulan! Gerizekalı!" hemen Asya'yı saçından tutup kolundan ayırdı.

 

"Aaah! Saçımı rahat bırak!" birkaç kez zıpladı ve o da Sinan'ın saçına yapıştı.

 

"Lağğn! Salak! Yapıştın mı çıkmıyorsun!"

 

"Önce sen başlattın!"

 

"Altı üstü bir su sıçrattım. Zaten ıslaksın salak."

 

"Al sana lan! Al sana tekme!" Asya Sinan'ın bacaklarını tekmelemeye çabalarken Sinan etrafında dönerek o tekmelerden sıyrılıyordu. Bu duruma kahkahalarla güldükten sonra eğilip Asya'yı omzuna aldı. Saçı hâlâ onun ellerindeydi.

 

"Lağğğn! Geberteceğim lan seni!"

 

"Saçımı bırak yoksa seni su birikintisine atarım."

 

"Bıraksam atmayacaksın sanki! Hiç güvenmiyorum sana!"

 

Kahkaha attı. "Haklısın."

 

"Lağğn! Cidden mi!"

 

"Sahiden."

 

"Geber lan o zaman!" Sinan'ın saçlarını amansızca yolup başına sırtına vurdu ara aralıksız. Elleri Sinan'ın saçlarından ayrılmışken Sinan bunu fırsat bularak onu birikintinin içine attı. Asya bağırarak yerdeki suları döverken o acıyan saç diplerini ovdu.

 

"Ağhhhhh! Bıktım senden!" Ayağa kalkıp suya tekme attı Asya ve gitmesi gereken yöne dönüp ilerledi. Sinan sırıtıp ona yetişti, ensesine vurup koşarak onu geride bıraktı. Bizim kız sinirle cırlayıp Sinan'ın peşinden koştu.

 

İskender pencereden onları seyrediyordu. Daha önce onları uzak tutmaya çalışmasının bir anlamı yoktu. Zira onlar ne olursa olsun birbirlerine çekiliyor, birlikteyken dünyayı unutuyorlardı. Birbirleri için yaratıldıklarını düşünmesi ona çok trajik geldi. Bunu fark eden o olmamalıydı. Fark etmeseydi boş hayalleriyle süzüle süzüle göremediği dev bir kütleye çarpacaktı.

 

Gülümsedi. Yine doğru olanı yapmayı başardığını düşünüyordu. Doğrular acıtsa da sağlamdı. Net bir acıyı yarım mutluluğa yeğliyordu. Gökçe ile olan arkadaşlığını da noktalamanın zamanı gelmişti. Perdeyi çekip tekrar ders çalışmak için masasının başına geçti. Belki hayat ona yeni güzel hediyeler verirdi.

 

 

"Gel lan buraya seni kokuşmuş turşu!" gıcık lan geberteceğim onu. Bir kıçımı kırmadığım kalmıştı onu da yaşadım sayesinde. O yetmiyor enseme de vuruyor.

 

"Puahahhahahahahsha. Sıkıysa yakala." bir de nasıl keyifle gülüyor ağzını yüzünü yırtasımın geldiği.

 

Dondum lan. Hava aşırı soğuk ve ıslağız. Bir de dana gibi koşuyoruz. Mahvolduk. Ama duramam şu gıcığı yakalayıp duvara sürteceğim. Hıncımı kolay kolay alamam. Çok sinirliyim.

 

Evin önünde durup beni bekledi. Yanına vardım ben de. Her bir yanım titrediği için becerip vuramadım ona. O da titriyor gerçi benden farkı yok.

 

"Ölmeden içeriye mi girsek?" dedim titreyerek.

 

"Umarım ölmeyiz." gülerek beni kolunun altına çekti ve titreyen yavru kediler gibi bahçeden içeriye girdik.

 

"Telefonlarımıza bir şey olmamıştır umarım." Güya su geçirmez ama bilemeyiz.

 

"Bence canımız daha önemli salak."

 

"Aç lan kapıyı o zaman."

 

"Aceleyle çıktım senin yüzünden gerizekalı. Anahtar mı aldık sanki."

 

"O zaman zile bassana ne duruyorsun dana gibi."

 

"Sensin lan dana. Sen daha yakınsın sen bassana."

 

Nefes verip zile bastım. Gerçekten çıldırtıyor. Her an mı sinir bozucu olur bir insan? Soruyorum size.

 

Soğuktan dişlerim birbirine çarpıyor. Kapı da bir türlü açılmıyor. Sinan belası yüzünden hep. Evet evet hep o suçlu. Suçundan ötürü yan bakışlarımı üzerine diktim. Bakışlarına çarpınca kaşlarımı çattım. Dudaklarını araladı. Ters bakışlarıyla başını bana doğru eğdi.

 

"Dudakların kızarmış, yanakların da... Ateşin mi var?" nefesi ile ısındım azıcık.

 

"Bu gidişle olacak. Hasta olacağız."

 

"Senin salaklığın yüzünden."

 

Gözlerimi devirdim. Kapı açıldığı gibi geri çekildi. Yine Güven Bey.

 

"Bu haliniz ne? Gelin içeri, çabuk."

 

Titreye titreye içeriye attık kendimizi. İçimdeki acı bağırışlarla merdivenlere doğru koştum. Hemen bunları çıkarıp sıcak bir duş almazsam öleceğim. Özellikle de şu turşudan önce banyoyu kapmalıyım. Gerçi iki tane var. Doğru... Yine de üst kattakini tercih ederim.

 

Lağğğğn! Burada sadece lüzumsuz kıyafetlerim var. Merdivenlerin tepesinde aklıma geldiği için orada durdum. Kaldım öylece. Ne giyeceğim lan ben? Bir gün kalıp ananeme dönecektim. Bir şey getirmedim ki. Nadiren giydiğim alakasız kıyafetleri mi giyeceğim?

 

Eşofman ve tişört giyeceksin işte salak. Yatarken ne giyeceksen o. Yarına kadar da yıkanıp kurur kıyafetlerin. Doğru.

 

Başımda hissettiğim şaplak ile arkama kadar gelen şahsiyete döndüm. "İki saniye rahat dursan ölür müsün?"

 

"Yolumdan çekil diye vurdum. Malum yolu tıkamışsın vurmadan da çalışmıyorsun. Gerçekten hurdaya verilme zamanın gelmiş."

 

Alt dudağımı dişlerimin arasına hapsederek içsel bir sinir krizi geçirdim. "Çekil be. Kaybol. Bir git. Görünme gözüme." insanı deli eder. Yumruklarımı sıktığımı şu an fark ediyorum. Neyse. İşim gücüm var. Elimle kaybol işareti yapıp odama gittim. Dolabı karıştırdım titreye titreye. Öleceğim gerçekten yeter yaa.

 

Birkaç bir şey bulup havlunun arasına koydum. Ve nihayet banyoya turşudan önce ulaştım. Banyodaki uzun, sıcak ve kendime gelmeye çalıştığım dakikaların ardından tekrar odama ışınlandım. Battaniyeye sarıldım. İçim üşümüş bir kere ne yapsam düzelmez sanki. Telefonum da benim gibi olmuştu umarım o kendine gelmiştir.

 

Böyle uyumak istiyorum. Başımda havluyla... Daha fazla enerjim kalmadı. Bugünlük benden bu kadar geri kalanı yarın. Ahahahahah.

 

Bu yağmurda gidip İskender'in karşısına dikildim. İyi yaptım. Aferin bana. Gökçe'yi de karşıma çıktığında döverim. Döver miyim? Yoksa Badem'le Sinan'a mı bıraksam? Beni deli ettiler bir işe yarasınlar.

 

Sinan'ın takipçilerini görünce ona hak verdim. Bir sürü güzel kız onu takip ediyor. Her paylaşımına da yorum yapmışlar. Haklı çocuk herkese öpücük dağıtmakla. Delirdim Allahım.

 

Fotoğrafı da yarın paylaşırım telefonumu almaya üşeniyorum. Çok yoruldum. Soğuk da yoruyor insanı.

 

İyi geceleeeeeeeeer.

 

 

Asya ve Sinan'ın dinamiği nasıl sizce?

 

Asya'nın Sinan'a karşı hisleri var mı?

 

Asya ve İskender'in yüzleşmesi nasıldı? Badem onları odaya kilitledi hahah.

 

Sinan'ın kıskançlık travması peki hshshshsh

 

Bölüm nasıldı hoşunuza gitti mi?

 

Gelecek bölümde neler olabilir?

 

Siz nasılsınız? Uzun zamandır dertleşmedik.

 

Seviliyorsunuz. 💗

 

 

 

Bölüm : 11.02.2026 22:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...