
"YAVUUUZZZ ÇIK DIŞARIYA! SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM!!"
Çık dışarıya da geberteyim seni it herif. Sen kimsin amk! Sen kimsin de kızı tehdit ediyorsun lan köpek!
"Çıksana! Çık lan! Korkup saklanacak mısın fare gibi!" çıkmıyor hâlâ şerefsiz.
"Anan mı yollamıyo laan! Korkma fazla yakmam canını!" birkaç pencere açıldı. Dayılar, teyzeler tip tip bana baktı.
"Sıkıntın nedir olum?!"
"Ayıp ayıp.." size de her şey ayıp teyze hanımlar.
"Yavuz'un siparişini getirdim dayıı! Kucak dolusu yumruk!"
"Git evine lan! Ramazan ramazan belanı arama!"
"Bela benim..!" Asya kolumu çekiştirince ona döndüm. "Niye geldin kızım?"
"Delirdin mi Sinan? Bütün apartmanı cama döktün."
"Napim kızım çıkmıyor dışarıya. Korkak bu he. Hiçbir şey yapamaz."
"Oluum..." konuşmasına izin vermedim.
"Geri dön. Niye geliyorsun peşimden?"
"Lan! Sen niye dövmeye geliyorsun! Hani birlikte dövecektik? Bensiz adam mı döveceksin?" derdini seveyim.
"Lan o adam mı? İkimiz fazlayız ona."
"Yine de ben varken senin dövmeye gelmen olmadı be Sinan." beni delirtmeye gelmiş.
"Hani biz ortaktık?"
"Ortağız."dedi, kendinden emin.
" Öyleyse böyle konuların lafı olmaz. Senin düşmanın benim düşmanım yok. Düşmanımız var."
" Öyle ama... Benim yerime düşman dövülmesi gururuma dokunur. " ne cins bir canlı değil mi dostlar?
" Gururunu da al git. Keyfimi bozuyor."
Demir kapı sesi gelince apartmanın girişine döndük. Fare, deliğinden çıkabilmiş. Tebrikler.
" Sana o laflarını yedireceğim!" bok yedirirsin. Bana doğru yumruk atmak için koşarak geldiğinde karnına attığım tekmeyle uzaklaştırdım onu.
Asya'ya çevirdim bakışlarımı. "Git, küfür duymanı istemiyorum." o şaşkınlığını atlatamadan ben Yavuz'un üzerine atladım. Ona attığım her yumruk nasıl zevk veriyor anlatamam.
Yukarıdan "Durun oğlum, yapmayın evladım." gibi sesler geliyor. Bu pisliğin ne yaptığını bilmiyorlar tabi.
İki tane adam beni geri çektiğinde ettiğim küfürleri yazar tarafından sansürlendiğim için burada ifade etmeyeceğim.
Ben de istemezdim böyle mübarek günlerde küfür. Ama ettiriyorlar. Ettiriyorlar.
"Bırak dayıı geberteceğim şu şerefsizi! Ne yaptığını biliyor musunuz lan onun! Kızı tehdit etmiş! Şerefsiz, it, köpek!" Burnumdan soluyarak kendimi kurtarmak için debelendim. Yavuz yerde kan tükürüyor. Puahahahahhaha.
Delirdim lağğğn!
"Bırak dedim dayı duymuyor musun!"
Biri Yavuz'un koluna girerek onu yerden kaldırdı. Diğeri de beni geldiğim yöne doğru itti. "Çek git belanı arama! Kaç kişiyiz burada dayak yersin! Kaybol!" dayı dedik ayı çıktı. Yan bakışlarımla süzdüm üçünü de. Döverim bence ben hepsini. Onlara doğru bir adım atmadan Asya kolumu tuttu.
"Yürü Sinan."
"Ne yürümesi kızım. Hırsımı alamadım."
"Yavv yürü dedim!" ya sabıırrr.
"Ben sana git demedim mi kaç kere! Niye gitmiyorsun!"
"Ortağımı yarı yolda bırakacak değilim!" manyak. Yanıyorum bu hallerine. Diğerlerini son bir kötü bakışla süzüp kolumu Asya'nın omzuna atarak iyice onu kendime doğru çektim.
Asya da kolunu sırtıma koydu. Keyfim içine dert olsun diye yarım gülüşümü o şerefsizin gözüne bakarak attım. Bu tek dayağı olmayacak. Sen kendini ne bok sanıyorsun da benim dişi kurdumu tehdit ediyorsun. Gerizekalı.
Biraz ilerlediğimizde Asya ağzımın kenarına peçete bastırdı. Ona ne yaptığını sorgulayan bir şeklide baktım. "Kanıyor." dedi.
"Fark etmemişim." Yumruk yediğimi hatırlamıyorum o ara kendimi kaptırmışım.
"Yok artık. Acısını nasıl hissetmedin?"
"Öfkeden sinirlerim uyuşmuş. Beynime iletemiyor acıyı."
"Çok fenaydın. Adamlar seni ayırana kadar canları çıktı. Takdir ettim. Çok iyi dövüyorsun." puahahahahah. Dövüşüyorsun diyemedi tabi, ortada karşılıklı dövüşme yok çünkü.
" Eyvallah." ellerim kanlı olmasa saçlarını karıştırırdım. O yüzden dokunmak yok. O pisliği dövmek zevkliydi evet ama şu an Asya'yla yakın olmak her zevki döver.
Bugün salaklık yaptım, kendimi az daha tutamıyordum. Asya'yı kaçıracaktım durup dururken.
Durup dururken mi? Öfkenden hesap sorayım diye götürdüğüm tenhada hesap olup aklımı şaşırdım. Puahahahahahaha.
Böyle gülüyorum ama bir kardeşlik muhabbetidir gidiyor. Badem takmış bu konuya. Ne alaka amk. Bizim kardeş olmamız imkansız asıl. Kuduruyorum burada.
Yanıyorum -yanlış günlerde- yanıyorum sonra Asya masum görünüyor gözüme. Masum değil aslında yavru yılan o. Yavru yılanlar da masum lan. Ama bu yaramaz bir yavru yılan.
Harbi delirdim he. Öfkeden sinyal gidip geliyordu az önce şimdi aşktan yumuşak bir şey oldum. Kahkaha atasım geliyor.
Kötü ihtimalleri, imkansızları, yanlışlıkları düşünmek istemiyorum. Eğer Asya da beni severse geri kalan hiçbir şeyin önemi yok.
Seveceği yokmuş gibi görünüyor. O kadar yakınlaşmışken kalbi çarpmadıysa daha ne zaman çarpacak?!
Bazen her şeyin farkında olduğunu ve işine gelmediği için anlamıyormuş gibi yaptığını düşünüyorum. Fakat öyle olsaydı muhtemelen benim yanımda da gerilirdi. Hiç de geriliyormuş gibi değil.
Beni kardeş olarak görüyor desem... İmkansız. Çok kez reddetti bu durumu. Sonum İskender gibi mi olacak? Hep arkadaş olarak görecek belki beni de.
Ahh ahh. Öpücük mevzusunu bile yanlış anlamadı. Gerçekten bu kız... Aşk için kodlanmamış. Aklından ne geçiyor acaba?
Seni seviyorum salak. Seviyorum gerizekalı.
Sen de beni sev.
Parkın oradan geçerken durup çeşmede ellerimi yıkadım. Kanlardan kurtulmak gerek.
"Bir an su içmek istedim ama sonra aklıma geldi." dudaklarını birbirine bastırdı.
"Çok mu susadın?"
"Koştuk ya. Ciğerlerime kadar kurudum."
"Niye geliyorsun lan peşimden? Hak ettin bunu."
"Lan manyak! Olay benim olayım! Dövmene izin vermeme şükret." Sensin manyak. Yine delirtecek beni.
"Kapat lan konuyu. Sürekli aynı şeyi söylüyorsun. Beni delirtiyorsun."
"Naparsan yap lan!" telefonunu çıkarıp saate baktı. "Uyumak için iki saatim var. Hadi eyvallah."
"Nereye lan! Birlikte gidiyoruz işte."
"Sinir oldum sana ben tek gideceğim."
"Sinir olmaya yer arıyorsun. Asıl ben sinir oldum sana."
Göz devirip hızlı adımlar atarak uzaklaştı. Ben de çaktırmadan onu takip ettim. Eve sağ salim girdiğine emin olmak için.
Ben eve gitmek istemiyorum. Oraya girince sıkıntı basıyor beni. Asya da yok zaten. Offf.
Bahçede Tarçın'la takılayım biraz. O en azından trip atmıyor. Puahahah. Benim sadık dostum.
Keyifliyim lan. Dayak isteyenleri dövmek iyi geliyor. Ara sıra yapalım bunu. Puahahahahahah.
✨
Okuldan eve geldiği gibi ağabeyinin yanına gitmeyi düşünüyordu. Çantasını odasına bıraktı. İskender'in odasının önüne gidip hızla kapıyı açtı. Onun bitkince yatakta oturduğunu görünce duraksadı. Kapıyı yavaşça kapatıp ağabeyinin yanına oturdu.
"Nasılsın?"
"Her zamanki gibi." diye cevap verdi İskender.
"Aylin'le günün nasıl geçti? Çiçek falan almışsın."
"Güzeldi... Eski bir arkadaşla olmak iyi geldi."
"Arkadaş mı? Neden çiçek aldın öyleyse? Ben sandım ki... Yani çoğumuz öyle sandık. Ya madem onunla arkadaşsın niye çiçekli fotoğraflar falan atıp iyice kaçırıyorsun Asya'yı? Ahh sinirlerimi bozuyorsunuz. Hepiniz bir tuhafsınız. Bugün Sinan'da fark ettiğim o şey zaten... Delireceğim."
" Sakin ol. Aylin'e çiçek aldım çünkü o an kendimi kandırmakla meşguldüm. Sonra fark ettim ki ben Asya'dan geçemiyorum. İnsan gerçekten bir kere seviyor sanırım. Ya da her şey için çok erken." nefes verdi. "Bilmiyorum. Kafam karışık. Aylin’le çok iyi anlaşan iki arkadaş olabiliriz sadece. Zevklerimiz benziyor."
"Haaah yola gelmişsin. Bence de öyle. Asya'ya geri dön yoksa onu kaptıracaksın." gözlerini devirdi Arda'nın söylediklerini hatırlayınca.
"Olmayacak şeyler söylüyorsun. Asya'ya nasıl döneyim? Beni kabul edeceğini mi sanıyorsun? Beni sevmiyor zaten."
"Ahhh çıldıracağım. Bilmiyorsan söyleyim Sinan Asya'ya âşıkmış gibi bakıyor. Sürekli yan yanalar. Bu işin sonucunda onlar birlikte olursa ne yapacaksın? Sinan nasıl böyle bir şey yapar aklım almıyor."
"Sen de fark etmişsin." başını eğdi, çaresiz hissediyordu.
"Nasıl ya? Gerçekten öyle bir şey mi var? O yüzden mi ayrıldın? Böyle bir şey olamaz, olmamalı. O yardım etmişti sizin aranızı yapmak için. Nasıl Asya'ya o gözle bakar? Anne babaları evli onların. Böyle saçmalık mı olur?"
"Asya'nın da Sinan'ı sevdiğini düşünüyorum. O yüzden ayrıldım."
"Öyle bir şey yok. Asya'nın bir şey hissettiği yok. Aylin sorduğunda reddetti. Eğer hisleri olsaydı anlardım tamam mı? Hata etmişsin." kollarını kendine sardı Badem.
"Asya hislerinin farkında değil."
"Onun farkında olmadığı şeyi sen nasıl fark edebilirsin ki? Çok saçma. İnsan kendi hislerini bilmez mi? Gökçe'nin, benim hislerimi anlayan kendi hislerini anlamaz mı? Bence yanlış anlamışsın."
"O gece... Yılbaşı gecesi, Sinan salonda uyumak istemişti. Sonra sabah Asya'yı da karşı koltukta uyurken gördüm. Benim yanımda otururken bile rahat değil."
"Ya abiiiii! Çok saçma. Kardeş onlar. Hem insan ilgi duyduğu birinin yanında rahat edemez bence."
"Asya kaç kere kardeş olmadıklarını ifade etti. Ve yanlış biliyorsun. İnsan gerçekten güvendiği ve sevdiği birinin yanında daha rahat olur. O akşam en büyük kazancımızı söylerken Asya kendininkini söylemek yerine direkt Sinan'a döndü."
"Çünkü söylemek istemedi, başka bir şey söyledi sonra unuttun mu? Asya Sinan'ı sevmiyor. Yanlış yorumluyorsun. Bu yüzden ayrıldıysan her şeyi mahvetmişsin."
"Anlamak istemiyor musun? Gökçe ve Aylin bile gerçekleri hissetmiş sen göremiyorsun. Gökçe beni uyarmasaydı saf gibi umutlanmaya devam edecektim."
"Ya abiii! Gökçe'nin bir çıkarı vardı onları söylerken. Gerçekten ona güvenmiş olamazsın. Asya'ya tavrı da seni ondan koparmak içinmiş işte. Asıl saflık ona inanman."
"O uyarmasaydı Sinan'ın hislerini de fark etmeyecektim! Gökçe saçmalamış olabilir ancak bu konuda ona minnettarım."
"Sinirden ağlayacağım. Sinan nasıl bunu yapar? Kardeşimiz o. Bu ihanetten farksız."
"Elinde olmadan yapmış. Zaten uzak durmak için çok çabalamış. Vazgeçmiş... Asya'yı bana o gönderdi."
"Şimdi de sen mi ona gönderiyorsun? Asya duyguları olan bir insan, eşya falan değil. Odun erkekler. Onun fikrini sordunuz mu? Belki ikinizi de istemiyor. İkinize de ayar oluyorum. Ben sadece Asya'nın tarafındayım artık."
" Asya'nın duyguları Sinan'a karşı. O yüzden onu ona gönderiyorum. Eğer küçücük bir umudum olsaydı onu bırakmazdım. Onlar birbirine ait."
"Buna sen karar veremezsin. Sinan da veremez."
"Biz karar vermiyoruz. Ben gerçekleri görüyorum. Onları uzaktan izleyince her şey çok net. Sinan'ın ne kadar değiştiğine bir bak. Asya, Sinan'ı korumak için kendini feda etmedi mi? Sürekli kavga etseler de nedense hep birbirlerini destekliyorlar. Bakışları birbirlerini arıyor."
" Delirmişsin. Madem bu kadar meraklısın onların olmasına Asya'yla barış öyleyse. Sen hâlâ Asya'yı severken onlar olamazlar asla. Hep imkansız olacaklar. Asya'nın aslında olmayan ama var sandığın hisleri onun kusuruysa bu hikâyenin en suçsuzu o."
"Beni yalnız bırak. Elimden geleni yapıyorum. Elimden gelen bu kadar." İskender'in hüzünlü sesine dayanamayan kardeşi ona sıkıca sarıldı.
"Özür dilerim abi. Ben sadece anlam veremiyorum. Kabullenemiyorum. Üzgünüm. Seni üzmek istemedim."
"Biliyorum. Ben de Asya'yı üzmek istememiştim. Fakat çaresizim. Onun için doğru kişi Sinan. Onunla daha mutlu. Onlara kızma. Olayların böyle gelişeceğini hiçbirimiz tahmin edemezdik. Sinan nasıl içi yana yana Asya'yı bana ittiyse ben de aynısını ona yapıyorum. Aramızda bir fark var üstelik. Ben Asya'nın Sinan'a karşı hisleri olduğunu biliyorum. İkisi de bunu bilmiyor."
"Emin misin Asya'nın hislerinden? Söylediklerin bana kanıt gibi gelmedi. Hem Asya'nın fark edememesi çok saçma."
"Bilmiyorum Badem. Bana öyle geliyor. Kesin kanıt sunamam zaten ama öyle hissediyorum. Ne olacağını bilemeyiz. Asya'nın ne düşündüğünü de. Belki o da yanlış bulduğu için hislerini gizliyordur. Bu da mümkün. Zaman ne gösterirse..."
"İkisi sevse bile imkansızlar."
"Ben üstüme düşeni yaptım."
"Abi yaa, üzülme."
"Üzülmeden olmuyor."
Nefes verdi Badem. Ağabeyinin çaresizliğine ortak oldu ruhuyla. Ona da kenarda durup izlemek kalmıştı artık. Hiçbir şeye karışmadan herkesin yanında olacaktı. Dudaklarını birbirine bastırıp ayabeyinin sırtını sıvazladı.
" Ben yanındayım."
İskender'in dudaklarında tatlı bir gülümseme oluştu. "Sağ ol güzel kardeşim."
Ağabeyinin üzüntüden huzura kayan sesi onu ısıttı ve o da içten bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.
✨
"Kalk yavrum. Bugün bayram kuzum, bayramda yatılmaz. Hadi kuzum."
Bunları söylerken bir yandan da saçlarımı okşuyordu ninem. Kalkasım olmadığı için gözlerimi açmadım. Zaten boğazım acıyor. Bu sene grip olma rekoru kıracak gibiyim.
"Yavruum kalk hadi. Kahvaltı hazırladık. Sen de hazırlan." burnumu sıktığı için yüzümü buruşturup gözlerimi açtım. Güldü halime.
Zorla konuştum. "Kalkmak istemiyorum." sesime ne olmuş lan?
"Kuzuum yine hasta mı oldun sen?" elini hemen alnıma koydu. "Ateşin çok yok. Kalk da kahvaltıdan sonra ilaç içersin. Hadi yavrum."
Ofladım. Uyumak istiyorum. Zaten hastaymışım yine. Başım ağrımıyor, sadece boğazım acıyor. Bir de sesim kısılmış.
"Hadi hadi. Terlik yemeden kalk."
"Atmazsın ki? Sen bana kıyaman."
Yanaklarımı avuçlayıp güldü. "Kalkmazsan anneni yollarım yanına."
Yan bakışlarımla doğruldum. Başımı öpüp odadan çıktı. Ne giyeceğim ki? Bayramların bile artık benim için bir anlamı yok.
Babam önceden bazı bayramlarda gelemezdi, şimdi hiçbirinde yok. Anlamsız yani. Yüzümde ağlamaklı bir ifade oluşunca kalktım. Yatağımı toplayıp doğruca lavaboya gittim. Orada göz yaşlarım kendiliğinden aktı. Suyu açıp hıçkırıklarımı gizledim. Zaten sesim zor çıkıyor, boğazımın acısı da arttı.
Banyoda yarım saat ağladıktan sonra odama döndüm. Akıllanmadığım için dün akşam kurutmadığım ve bu yüzden mallaşan saçlarımı taradım. Dolaptan bulduğum herhangi bir kazağı ve pantolonu üzerime geçirdim. Saçıma sprey sıkıp bir kez daha taradım. Eskisine göre baya uzunlar. Onları toplayıp şirin bir topuz yaptım.
Kötü hissediyorum yine. Doğru düzgün hissetiğim herhangi bir gün yok. Başka nasıl hissetmeyi bekliyorsun ki? Ne ara bu aşamaya geldin? Hep acı çekmen gerekir.
Bayram günü neden ölü gibisin, dertlisin diye sormamaları için göz altı morluklarımı kapatıp yüzüme biraz renk kattım. Her şeyi hastalığın arkasına saklamak fazla gelebilir. Biraz oranlayalım.
Parfüm sıkmanın ardından babamın zincirini taktım. Elle tutulur bir şey yapmadan o kolyeyi takmayacağım demiştim ancak bugün babamdan bir parça taşımalıyım üzerimde.
Telefonumu alıp aşağıya indim. Anneanneme sarılmak için giderken hapşırınca durdum. Hiç sarılmasam daha iyi hasta edeceğim onu da.
"Yine mi hasta oldun?" diye sordu anam.
"Maalesef. Hiç sarılmasam daha iyi."
"Sesin bile kısılmış. Ahh kızım hiç dikkat etmiyorsun."
"Gel yavrum gel sarıl. Bir şey olmaz." dayanamayıp anneanneme sarıldım nefesimi tutarak.
"Bayramın kutlu olsun ananeğğm."
Sıkı sıkı sardı vücudumu. "Çok bayramlar göresin kuzum." Sallandık biraz sarılı şekilde.
Sonra anneme sarıldım, pek özenli olmadı. "İyi bayramlar."
" İyi bayramlar kızım."
Sehpadan bir şeker alıp oturdum. Paketini açıp ağzıma attım. Çilek tadı iyi geldi. Burnumun şu anlık akmaması güzel. Nefes alabiliyorum. Nefes alamamak çok kötü.
Zil çaldı ben midemdeki sızılara odaklanmışken. Annemle ananem hemen kapıya gitti. Ben de üşengeç bir tavırla arkalarından...
Güven Bey ile bayramlaştı ikisi de. Sıra bana geldi. Uzaktan başımı salladım. "İyi bayramlar."
Gülümsedi. "İyi bayramlar kızım." kızım diyor hâlâ.
Sinan anneannemin elini öpüp bayramını kutladı. El öpme işi bende yok. Sinan'da olmasına şaşırdım. Beni daha çok şaşırtan ise... Sinan'ın saçları... Saçlarını kestirmiş. Kıvırcıklar gitmiş. Ağzım açık ona baktım. Annemle uzaktan bayramlaşıp bana sarıldı. Onlar kahvaltı için mutfağa giderken benim ellerim de Sinan'ın saçlarına gitti. Kıvırcıklarını yakalayamadım, parmaklarımın arası boş kaldı. "Ne yaptııın?" dedim çıkmayan sesimle.
"Ne yaptım? Asıl sen ne yaptın? Sesin gitmiş."
"Senin de saçlar gitmiş. Nasıl kıyarsın?"
"Ne hassassın lan. Bu kaçıncı hastalık?"
"Saçın diyorum."
"Sesin diyorum." ayrılıp birbirimizi süzdük. Saçları kısayken daha erkeksi duruyor. Ama yazık değil miiii?
"Biliyorum yanlış zamanda oldu ama napim? Oldum işte. Şu anlık sadece boğazım kötü."
"İlerlemeyecek mi sanıyorsun?"
"Yavvv saçını niye.." sesim koptu. "öhhöm kestin?" geri geldi.
"Böyle daha karizmatik olduğuma karar verdim." saçıyla oynadı. "Beğenmedin mi?"
Ellerimi kaldırıp ona gösterdim. "Parmaklarımın arası boş kaldı. Saçını nasıl çekeceğim?"
Kahkaha attı. "İyi ki kesmişim lan. Puahahah."
"Defol lan hiç yakışmamış. Tanımıyorum seni. Sen başka birisin artık benim için."
"Abartma salak."
"Abartmıyorum. O saçlara nasıl kıyarsın? Benim öyle kıvırcık saçım olsa kesmezdim."
"Sen de kendi saçına kıyıp duruyorsun. Maval okuma şimdi."
"Ama ben hep kısa saçlıydım sen ise kıvırcık bir lahanaydın şimdi hıyar olmuşsun."
"Lağğğğn! Ne diyorsun lan! Hıyar mı! Seni...!" üstüme doğru yürüyorken ben de onun üstüne yürüdüm.
"Yüzüne hapşırır hasta ederim seni." tehdit gibi tehdit.
Sırıttı. "Sen ne yaramaz bir böcük oldun." elini saçıma doğru uzattığında geri kaçtım.
"Dokunma lan yeni yaptım."
"Bozmak istiyorum."
"Neden? Emeğime garezin mi var?"
"Sinir olduğun şeyi yapmak benim için bir şereftir."
"Çocuklaaaar, kahvaltıyaaa!" annemin bağırışıyla hevesimiz kaçtı.
"Hep de yarım kalıyor bu dalaşma." dedi hevessizce.
"Sorma. Yazık bize."
"Yürü salak yürü." güldü. "Sonra devam ederiz."
"Sensin lan salak. Evde salatalık yoktu gelmen iyi oldu. Hıyar turşusu."
Enseme yapıştırdı. "Seni mahvedeceğim."
"Asıl ben seni mahvedeceğim sürekli enseme vurmaktan vazgeç."
Beni taklit ede ede mutfağa doğru gitti. Keşke yüzüne hapşırsaydım. O da hasta olsun da görsün dalga geçmeyi. Gıcık. Düşman turşu nolacak. Hıyar turşusu!
Karnım aç ama yiyesim yok. Neyse belki sıcak çay boğazımı rahatlatır.
O değil de saçları gitmiş. Üzüldüm. Saçlarını çekmek çok zor olacak. Zarardayım.
Gidip masanın bana kalan tarafına oturdum. Önce çayımı yudumladım. Kahvaltıdaki patatesleri görünce iştahım açıldı. Canım ninem. Beni hep düşünüyor.
Pekmezi, limonu önüme koydu. "Ye guzum ye. Pekmez de ye."
"Sağ ol ananemm."
Yumuşacık elini yanağıma, alnıma koydu. "Narin yavrum benim." narin mi? Ben mi?
"Narin değilim, bahtsızım. Gara bahtım uyanmıyor."
"Dikkat etmiyorsun." dedi annem.
"Ohoo her şeye dikkat edeceksem yandım. Öyle hayat mı yaşanır?"
"Neyi kastettiğimi biliyorsun bence. Laf dinle azıcık."
Hasta olduğum için suçlu muyum? Öff neyse. Haklılar ama benene. Benim daha önemli dertlerim var. Yutkunmak ne zor. Boğazıma giderken büyüyor sanki çiğnediğim lokmalar. Grip olmak da bir işkence yöntemi.
Ağlama lan bebek misin? Biz yeneriz bu düşmanı. Güçlüyüz biz.
Ne yenmesi, herkes gittikten sonra yatacağım.
Birileri gelirse bayramlaşacağım, bir yere gitmeyeceğim. Hasta olmak güzel bir bahane. Bak işe yarıyormuş.
Kahvaltıdan sonra annem bir sürü ilaç gösterdi bana, yüzümü kapatarak kaçtım. Nereden buluyorlar hemen o ilaçları da? Hani doktor vermeyince ilaç kullanmayındı. Bilmiyor bunlar.
Doktor verince kullanıyor musun ki? Ölümcül bir şey olsa kullanırım bir kere. İlaç içsen de içmesen grip üç dört günden önce terk etmiyot ki. Gereksiz yani. Fuzuli. Lüzumsuz. Ve mide bulandırıcı. Boğazımdan yemek zor geçiyor ilaç nasıl geçsin?
Abartmıyorum. İnsan istemediği bir şeyi ağzına atınca gerçekten vücudu tuhaf tepkiler veriyor. Sevmediği bir yiyeceği zorla yutmaya çalışan insanlar beni anlar. Boğazım sanki gerçekten kapanıyor, geçmiyor aşağı işte. Sonra ağzımda eriyen ilacın tadı yüzünden bayılasım geliyor.
Lavaboda biraz saklandıktan sonra dışarıya çıktım. Sinan sıra bekliyormuş.
"Ne yapıyorsun on saattir orada?"
"Saklanıyorum."
"Ey Allahım çocuk musun sen?"
"Sana ne be Allah Allah. Çekil şurdan." gıcık. Onu itip koridorda salona doğru ilerledim. Annemlerin benden bahsettiğini duyunca durdum.
"Delirtiyor beni." yavv senle bile yaşamıyorum kadın ne söyleniyorsun bu kadar.
"İçmiyorsa zorlama çok sıkıyorsun dedim elli kere." Güven Bey'e bak seen. Aferin.
"Nasıl iyileşecek o zaman? Sen de çok serbest bırakıyorsun. Sinan bir gün eve geliyorsa öteki gün gelmiyor. Ne yiyor ne içiyor sormuyorsun hiç."
"Koskoca adama böyle sorular sormak bana mantıklı gelmiyor."
"O da çocuk."
"Eşek kadar olmuş ne çocuğu." lan tartışıyorlar mı? Hoşuma gitti.
"Çok ilgisizsin bence."
"Sen de nefes aldırmıyorsun bence."
"İkiniz de bir halttan anlamıyorsunuz. Ben bakarım kuzularıma." Ananeeem ananem.
"Eğer hasta olmasaydı onu İstanbul'a götürecektim. Yolda izde iyice hasta olur şimdi. İlaç da içmiyor." Neeeeee?
"Ben iyileştiririm kuzumu öyle gidersiniz."
"Onda bu inat varken başarabileceğini sanmıyorum."
Demek İstanbul'a götürecekti beni. O zaman hemen iyileşmeliyim. Hemen. Mutfağa doğru koştum. İlaçları bulup masanın üstüne yığdım. İyileşmek için her şeyi yaparım. Ama çok zoor. Hangisi beni hemen iyileştirir ki? Hemen şimdi. Hemen.
" Napıyorsun?" gene Sinan'a yakalandım.
"Beni mi takip ediyorsun sen?"
"Mutfağa doğru koştuğunu görünce dalga geçecek bir malzeme yakalayacağımı düşündüm." Sırıttı.
"Derde bak. Senin hayat amacın beni deli etmek mi?"
"Nereden bildin?" dayak istiyor.
"Hemen iyileşmem lazım. Eğer hasta olmasaymışım annem beni İstanbul'a götürecekmiş."
Gülümsedi. "Demek öyle."
"Hangisini içsem daha hızlı iyileşirim? Hepsini mi içsem?"
"Saçmalama salak." karşıma oturup ilaçları incelemeye başladı. "Antibiyotikleri kesinlikle içme." bir taneyi önüme attı. "Bunu içebilirsin. Suda eriyor zaten korkmana gerek yok."
"Yavv tadı kötüdür kesin."
Tek kaşını kaldırdı. "Tadını düşünecek durumda olduğunu sanmıyorum."
"Tamam lan." yan bakışlar atıp ilacı inceledim. "Başka?"
"Ağrın var mı?"
"Boğazım acıyor sadece."
Başını salladı. "Şimdilik sadece onu iç."
"Doktor musun sen?" güldüm dalga geçmeye çalışarak.
"O kadar cahilsin ki senin yanında doktor sayılırım." ıyy gıcık.
İlaç kutusunu kafasına attım.
"Lann rahat dur."
Zevkle güldüm. Ahh çok güzel onu çıldırtmak. Diğer ilaçları toplayıp dolaba koydum. Bardağa su doldurup oturdum. Kutudan bir tablet alıp içine attım. "Nasıldı bayram namazı? Seviyor musun kalabalığı?"
"Görev icabı o kadar."
"Ben de sürekli insanlara sarılmayı sevmiyorum."
"Nefret ediyorum."
Kahkaha attım. Temas sevmiyoz alooo.
"İç hadi, eridi." onaylayıp bardağı elime aldım. Önce kokusuna baktım. Çok da kötü bir şeye benzemiyor. İçtim yavaş yavaş. Bıraktığı kaygan his hoşuma gitmese de öldürücü bir iğrençliği yok.
"Bir şey soracağım." dedi birden.
"Sooor." acaba dayımın bir bilgiye ulaşıp ulaşmadığını mı soracak? Ulaşmadığı için bir şey söylememiştim.
"İskender'in seni sevdiğini nasıl anlamıştın?" soru beklemediğim yerden geldi.
"Senin yüzünden sanırım. Sürekli bir şey anlamam gerekiyormuş gibi hakaret edip duruyordun. İskender Yavuz'u dövdükten sonra söylediklerin kafama takılmıştı. Sonra çatıda sorduğun bazı sorular... Hayır denmeyecek biri falan demen. Yani o sırada birinin beni sevip sevmediğini düşündüm. İskender'in yaptıklarını falan da aklıma getirdim ama... Yani yine de emin değildim. Sonra şey... "
" Ne?"
Bu nasıl söylenir lan bilmiyorum. Söylesem mi söylemesem mi?
" Ne Asya? Söylesene lan."
" Ben hastayken tuhaf bir şey oldu."
" Tuhaf bir şey derken?"
" Yani sanki biri beni öpmüş gibi hissettim."
"Ne!"
"Ya belki de rüyadır dedim ama rüya gibi de değildi. Bilmiyorum. Onun öpmüş olabileceğini düşündüm."
"Rüyadır kesin, saçmalık. İskender'e sordun mu?"
"Sormadım tabi ki. Kolay mı lan öyle şeyleri sormak?"
"Bana rahat rahat anlatıyorsun."
"Yavv sen benim kankamsın. Hem sen sordun."
"Ben bunu mu sordum gerizekalı!"
"Ne bağırıyorsun be!"
"Demek İskender'in öptüğünü düşündün."
"Başka kim olabilir sabır sınavı mısın?"
"Başka kimse olamaz zaten."
"E yani onu diyorum."
"Hoşuna gitti mi bari? İskender'in öpücüğü..."
"Sus be ne diyorsun!"
"Nasıl bir histi? İlk defa öpmüş sonuçta?"
"İlk olduğunu ne biliyorsun?"
"Başka da mı var? Hani kimseyle olmamıştın daha önce?"
"Yok zaten."
"O zaman ne saçmalıyorsun."
"Sen niye beni daralıyorsun?"
"Darlamıyorum."
"Hıı tabi."
"Normal bir soru sordum. Ne hissettin diye."
"Hastayken ne hissedebilirim? Ne olduğunun farkında bile değildim. Sonradan düşününce tuhaf geldi."
"Demek tuhaf geldi. Sinirlenmedin mi o haldeyken birinin seni öpmesine?"
"Gerçek olduğuna bile emin değilim sinirlensem ne olacak?"
"Sinirlendin yani?"
"Bilmiyorum!"
"Bir boku da bil!"
"Sana anlatanda kabahat!"
"Asıl sana soranda kabahat!"
"Dön lan önüne sakın bakma yüzüme! Dön!"
"Burası benim önüm zaten gerizekalı! Senin için çaba harcayamam, görünmek istemiyorsan karşımdan çık!"
"Buraya önce ben oturmuştum! Sen sonra gelip karşıma oturdun! O yüzden sen çık benim karşımdan!"
"Senin için kılımı bile kıpırdatmam gerizekalı!"
"Aman be! Ben de seni blurlarım!"
"Naparsan yap!"
"Seni boğmak istiyorum!"
"Bence sen ilacını iç de şu karga sesin bir halta benzesin! Gerçi normal sesin de karga doğru!"
"Kulaklarını tıka!"
"Sesini kes!"
"Kesmiyorum ne yapacaksın!"
"Ağzının üstüne..!" zil sesiyle durdu. Kim geldi şimdi yağğğ!
Sinan'la sessizce bakıştık.
"Çıkmasak mı?"
"Çıkmayalım." birbirimizi onayladık. Kafamız bazen uyuşuyor. Kimin geldiğini anlarsak belki içeriye gidebiliriz. İnsan sevgimiz göz yaşartıyor.
Tanıdık bir ses beni güldürdü. "Gardaşlarıım ben geldim." Yanımıza geldi. Kollarını açtı kocaman. Gülerek kalkıp sarıldım.
"İyi bayramlar Darda."
Kollarını bana sarıp sağa sola sallandı. "Bize her gün bayram uğur böceğim. Eehheheh. Ama sen hasta olmuşsun."
"Maalesef."
"Tamam lan amma da sarıldınız. Sanki her gün görmüyorsunuz birbirinizi."
"Kıskanma Sinanım sana camide sarıldım."
Ahahahahaha. Nefes verdi turşu hıyarı.
"Seni dövmek bile kayda değer bir iş değil."
"Ben de seni çok seviyorum gardaşım. Bana vurmaya kıyamıyorsun demek."
"Lağğn. Çıldırtma beni."
Ayrılıp Sinan'ın öfkesine güldük. Sabır çeke çeke kalktı. "Gülru teyze içeride herhalde."
"Evet. Anacığımla geldim."
"İyi." mutfaktan çıktı.
Arda'ya sandalyeyi işaret ettim. "Otur." sırıtarak oturdu. Ben de şeker, çikolata kabını önüne koydum. Saçlarını karıştırıp Gülru teyze ile bayramlaşmaya gittim. Beni bağrına basıp elime para tutuşturdu. Annem ve Güven bey almayacağımı bildiği için vermedi muhtemelen. Ananem de bayramdan bir hafta önce vermişti kıyafet almam için.
Yine zil çaldı. Bu sefer Sinan gitti açmaya. Kaçamayacağımız belli artık. Ben de bekledim gelecek olanları. Bayramlaşıp mutfağa kaçarım.
Yusuf Amca ve Zümrüt Teyze selam vererek oturma odasına girdi. Onlarla da bayramlaştım. Yusuf Amca'nın verdiği harçlık için mahcup oldum, gülümsemeyi ihmal etmedim.
Badem üstüme atladı. "Ahiretliğimmm."
Gülerek sıkı sıkı sarıldım. Bir ara tuhaf davranıyordu, beni hiçbir türlü anlamıyordu ama son zamanlarda mükemmel ikili gibi dolaşıyoruz. "İyi bayramlar."
"Sana daaaa. Arda nerede? Göremiyor bu gözler." son kısımları fısıldayarak söyledi.
"Mutfakta."
"Timaam." beni bırakıp büyüklerle bayramlaşma faslına geçti. İskender'le karşı karşıya kaldık.
"İyi bayramlar." dedim.
O da hafiften gülümseyip "İyi bayramlar." diye cevap verdi. Yanından sıyrılıp mutfağa gittim. Arda çikolata komasına girmiş iki dakikada.
Badem de geldi koşa koşa. Arda onu görünce hemen ayaklandı. Sarılıp bir bütün oldular. İşte gerçek aşk. Dolaba yaslanıp onların uzun sarılışını izledim.
İskender ve Sinan'ın boğaz sesiyle ayrılmak zorunda kaldılar. İkisine yan yan baktım. Sinan umursamazca, Arda ise garibanca yerine oturdu.
Badem, abisinin kolunu tutup hafiften bana doğru yaklaştırdı. Beni de dolaptan ayırıp ortaya çekti. "Hadi barışın yaaa. Bayramda küslük olmaz. Lütfen yaa noooluur."
İskender'in tepkisini gözlemledim. Olumsuz bir ifadeye bürünmedi. "Barışalım mı?" dedi tedirgince.
Bir süre tepkisiz kaldım. Sonra gülümseyerek ona sarıldım. Şaşırttım onları belki. Bilmiyorum. Ben zaten konuşuyordum onunla. Barışmaya da dünden niyetliymişim. O da bana sardı kollarını, çok geçmeden ayrıldık.
"Yaa sonunda." Badem ikimize de sarıldı sırayla.
"Bence çok sarılmayın hastayım." dedim gülerek.
"Yine nasıl başardın?"
"Saçım ıslak yattım Bado."
"Aferin."
"Evet aferin bana." dudaklarımı büzdüm.
"İlaç içtin mi?"
"Evet içtim bu sefer."
"Hah iyi bari." Kolunu sırtıma koyup benimle ilerledi Badem. Yan yana oturduk.
"Seni gruba ekliyorum uğur böceğim."
"E ekle bakalım." barıştık sonuçta. İskender gülümseyerek köşedeki sandalyeyi çekti ve oturdu. Eskisi gibi dost olabileceğiz artık. Gerilmeden, üzülmeden. Yani umarım.
Çikolata kutusunu Arda'nın önünden ortaya doğru çektim. "Laaaan hiç kalmamış."
"Eheh çok güzeldi."
"Kalk lan yenisini getir. Misafirlerimize dağıt. Hadi küçük kardeşim. Hadi."
Gözlerini kısarak parmağını bana doğru salladı Arda. "Ben senden büyüğüm küçük bacım."
"Yooo."
"Öyleee."
Sinan, Arda'nın ensesine yapıştırdı. "Kalk lan getir çikolatayı. Yemişsin hepsini."
"Hainleğğğr." kalkıp çikolata kutusunu aradı sağda solda. Dördümüz birlikte ona güldük.
"En sağdaki dolapta." verdiğim bilgi ile çikolatayı buldu.
"Kapağını açmadan getir. Yoksa yersin onları da yarı yolda." Sinan'ın söylediğine kahkahalarla güldük.
"Hiiiii’hhh caniler." küskün bakışlarla oturup kutuyu ortaya koydu.
"Tamam ya küsme. Benim hakkımı da yiyebilirsin." kıyamadım.
Hemen sırıttı. Çikolatanın kapağını açtı.
Zavallı ben dirseğimi ağzıma kapatıp hapşırdım o sırada. Badom sırtımı sıvazladı.
"Çok yaşa." dedi İskender. Ona dönüp gülümsedim.
"Sen de gör."
O da gülümseyince konuşmayı sürdürdüm. "Neler yapıyorsun görüşmeyeli? Sınav için çalışmaların nasıl gidiyor?"
"Daha yoğunum eskisine göre. Kitap okumaktan bile kıstım. Sen neler yapıyorsun?"
"Bende pek değişiklik yok. Yine salmışım dersleri, son dakikalarda atağa geçeceğim. Zaten oruçluyken odaklanma kapasitem düşüyor."
"Seni en iyi ben anlarım ühüğğ."
"Ahahah doğru." Arda haklı.
"Doğru, başımızın etini yediniz ramazan boyunca. İkinizi birbirine çarpıp sinek gibi yere yapıştırasım geldi. Bunalttınız."
"Çı çı çı. Senden bunu beklemezdim Badem şekerim."
Sevdiceğine dil çıkardı Badem. İskender'le gülümsedik sadece.
Uzun zamandır böyle huzurlu hissetmemiştim. Gitmeden önce barışmak istiyordum. O gitmeden, ben gitmeden... Değerli bir yere sahipti gözümde. İçim rahatladı. Belki eskisi gibi yakın dost olamayız asla ama o değerli günlerin hatrını hep içimizde taşıyacağız.
Sevgi... Hissedilebilecek en iyi duygu.
Asıl şimdi özgürüm.
✨
Bayramda paylaşmak istiyordum bölümü ancak yazamadım. Daha uzun hayal etmiştim bu bölümü yazmadan önce. Ancak bu kadar oldu. Bayramda görüşemedik o yüzden bayramınız kutlu olsun diyorum.
Ne düşünüyorsunuz?
İstek sahneniz var mı?
İskender ve Asya barıştı.
Badem gerçekleri kabullendi sonunda.
Sinan'ın saçlar gittiii...
Sinan ve Asya hakkındaki fikirlerinizi alayım.
Hoşça kalın. Seviliyorsunuz.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |