
🖤
Ulan. Özgürüm dedim ama özgür değilim. Daha yakın olmak istiyorum çünkü.
Keyifsizce yatağa uzandım. Üzgün olduğunda bile tatlı geliyor. Ne kadar sıkı sarsam da üzüntüsü geçmiyor. Bebek yılan. Gözleri nemli nemli. Neydi o şarkı lan? Hah. "Ne olur ıslak ıslak bakma öyle..." Her şeyi yaparım kızım. Zırlama işte.
Kendi sıkıntısı olduğunda sokulup sarılmıyor, ben sarılmazsam sarılacağı da yok. 'Kötüyüm gel' diyeceği insan ben olmalıyım. O kadar güvenmiyo tabi bana. Kaç kere kandırdım. Ama eğlenceliydi kabul etmeli bunu. Puahahahahha.
Keyfim yok lan. Yine başlayacağım sövmeye. Uyumam gerek, herkes yattı. Erken de kalkmıştım fakat uyku yine haram. Her bok birbirine girdi.
Mehlika teyzeye annem olacak kadını sordum ama o da bir şey bilmiyor. Babama sormamak için zaten Mehlika teyzeye sormuştum. Bir kazanımım yok.
Titreyen telefonuma gelen mesaja baktım. Kayıtlı olmayan bir numara... "Sürprizimi beğendin mi?" yazmış. Numaranın sonuna bakınca Gökçe'ye ait olduğunu anladım. Zihnimde tutmak için çaba harcamasam da kalıyor bir şekilde oralarda.
"Ne havlıyorsun bu saatte." diye cevapladım. Gayet makul bir cevap bence.
"A aaa eski sevgiline böyle şeyler söylemeye utanmıyor musun? Azıcık hatrım yok mu?" salak.
"Yok." Yazarak sövmeye üşendim amkk. O yüzden aradım. Hemen açtı.
"Aloo canım. Beni mi özledin yoksa?"
"He seni özledim, dayanamıyorum hasretinden. Gerizekalı. Ne yaptın lan sen." bağıramıyorum, milleti uykusundan etmeye gerek yok.
"Bana teşekkür etmen gerekiyor. Seni aşk acısından kurtardım." sabrımı sınıyor.
"Asabımı bozma. İskender'e yanaşmak için mi kabul etmiştin lan teklifimi?"
"Doğru, bunu yeni anlamış olmana şaşkınım. Zekiyim diye geçiniyorsun. Sen beni kullandın ben de seni kullandım." kahkahası ile sinirlerim alarma geçti.
"Geberteceğim seni. İnsaf dinleneceksin."
"I ıh gebertemezsin. Asya'nın hislerini öğrenmesini mi istiyorsun yoksa? Hadi sen söylesen neyse de eğer ben söylersem Asya'yı sonsuza dek kaybedersin. O da o kadar salak ki anlatamam. İskender'in değerini bilemediği gibi senin hislerini de anlamıyor. Ne buluyorsunuz şu salakta anlamıyorum. "
" O salak da sen mi zekisin lan! İskender'in seninle olacağını mı sanıyorsun? Onları ayırman bana yaradı evet eyvallah. Ama sana yarayacağını zannetmiyorum. Sinsiliğin bile gerizekalıca. İskender senin tarafına bakmayacak. Nefret topladığınla kalacaksın. Bir de kaşındın tabi, sana had bildirmek gerekecek."
"Daha önce de söylemiştim. İstediğimi eninde sonunda elde ederim. Ayrıca Asya bu olanları hak etti. Ona İskender'le aranda bir şey var mı diye kaç kere sormuştum. Her seferinde reddetti, sonra bir baktım sevgili olmuş. İskender'i avucunda tutarken seninle flörtleşmesi ne kadar da insancıl bir davranış. Hak etmediğiniz bir şeyi yapmadım size. Sadece İskender'in gözlerini açtım."
"Boğarım lan seni! Asya'yla ilgili bir şey söylerken haddini bil! Sana gerçekleri anlatmakla vakit kaybetmeyeceğim. Bu saatten sonra Asya'yla ilgili herhangi bir konuya burnunu sokarsan Deniz'e olanlar sana olacakların yanında devede kulak kalır."
"Ahh neyse. Sizinle ilgilenmiyorum."
"Siktir git." aramayı sonlandırıp telefonu yatağa vurdum. Yüzsüz şeytan. Ulannn bu kaltağı da ben soktum hayatımıza. Biriniz de düzgün olun amk. Düzgün olsalar benle ne işleri var? Ben düzgün değilim amk. Geberteceğim bunu. İyice sinirlerim bozuldu. İskender'e neler dedi lan kim bilir. Yarın İskender'le bir daha konuşsam iyi olur.
Offffff ulan! Saçımı karıştırıp doğruldum. Madem uyuyamayacağım aşağı ineyim. Orası da kesmezse çıkar giderim. Bu odada da ikinci kalışım. Sahiplenmek üzereyim.
Keyifsizken de hiç çekilmiyorum amk. Sövme lan artık. O küfür olmadan cümlem yarım kalmış gibi hissediyorum. Bozukluk seviyeme bakın amk. Nefes verdim.
Telefonumu aldım ve sessiz adımlarla aşağı indim. Koridorun ışığı açık. Mutfaktan gülme sesi geldi. Asya bu. Delirdi mi hakikaten lan? Olabilir. Yapar öyle şeyler. Dudaklarım yine yanlara kaydı. Deliren benim.
Kapıya yaklaşıp içeriye göz attım. Bilgisayara bakarak sırıtıyor. Kendi kendine film gecesi yapıyor demek. Benim de canım sıkkın lan. Unut kendi kendine takılmayı. Birden girersem korkar lan. Yavaş yavaş girsem de korkar.
"Öhhöm." dikkatini çektim. İçeriye girip ona yaklaştım. "Ne izliyorsun lan?"
"Kore dizisi."
"Dizi mi lan bir de? Kaç bölüm?"
"On altı. Bir saatlik bölümleri."
"İyi bari daha fazlası çekilmez." yanına bir sandalye çekip oturdum. Ayaklarımı diğer sandalyeye uzattım.
"Sen de mi seyredeceksin?" bölümü durdurdu.
"Evet. Sinema gibi ortam, yiyecek içecek de bol maşallah. Zaten uykum yok."
"Pek senin tarzın değil bu dizi. Aksiyon falan yok. Komedi drama karışık."
"Bir insan çiğköfte seviyor diye her seferinde çiğköfte mi yemeli?"
"Hayır ama... Sıkılıp bana ve diziye laf edersen boğarım lan seni." puahahahah.
"Sus lan. Sıkılırsam kalkıp giderim."
"Peki." gülümseyip bana bir soda uzattı. Sırıtıp sodayı aldım. Dişimle açıp kapaktan kurtuldum. Bu hareket hoşuna gidiyor. Daha doğrusu havalı bulduğunu söylemişti. "Ben biraz ilerledim. Başını bilmeden sıkıcı olur."
"Anlat."
"Eheh tamam. Bak bu kız muhabir magazin muhabiri gibi bir şey. Oğlan da oyuncu. Üniversitedeyken aralarında bir şeyler geçmiş. Kız oğlanın kayıtlı olduğu ajansta çalışıyor. Oğlan Afrika'dan yeni döndü, orada su kuyusu açtırıyordu falan. Başta oğlanı görsen çok ciddi bir şey sanarsın. Böyle klas başroller gibi kasıntı iyilikleri oluyor ya. Yani bana kasıntı geliyor. Neyse öyle sanmıştım ama öyle değil. Her yerde bu oğlanın fotoğrafları var kız da gıcık oluyor ona. Sonra oğlan dönüyor kızın karşısına çıkıyor. Kıza yanaşıp gıcık gıcık bir şey söylüyor. Kızla uğraşıyor falan. Meğer yıllar önce bu kız oyuncuyla ilgili haber yaparken bir kelimeyi yanlış yazmış. Tae-sung hadım yazmış. Oğlan bunu görünce deliriyo tabi kızı kovalıyor. Ahahah. Sonra hadım olmadığını kanıtlamak için kızın karşısında soyunacakken başka birileri tutuyor. Sonra Afrika'ya da kızla inatlaşması sonucunda gidiyor. O yüzden birbirleriyle uğraşıp duruyorlar. " aynı biz puahahahaha.
" Güzel. Devam edelim."
Bakışlarıyla beni onaylayıp şişesini uzattı. Şişemi şişesine çarpıp ekrana döndüm. Diziyi oynattı.
Her kahkahasında sırıtıp onu izledim. Beş bölüm peş peşe izledik. Minik battaniyesiyle beni de örttü yarım yamalak. Üşüdü herhalde, benim de üşüdüğümü düşündüğüne göre. Uykudan gözlerim acısa da onu bırakıp gitmek istemiyorum. Direneceğim. İzlediğimi bile anlamıyorum artık. Tabi ben onun gibi saatlerce uyumadım. Noluyor lan bana? Uykusuzluğa dayanamayacak gibiyim. Gözlerim kapandıkça ben onları açıyorum. Ulannn yarı yolda bırakmayın beni.
Başını yasladı başıma. Benim başım da dünden razı zaten, yaslanacak bir yer arıyor. Gözlerimi açamadım daha. Saçları yanağımda. Saçlarım saçlarında.
Gerisi yok. Ben kimim ve neredeyim?
Olmam gereken yerdeyim. Ahhhh böyle bir yer yok. Böyle ait olunan... Yakıp da acıtmayan bir alevi büyüttüm içimde, seninle. Öpsen de geçmez, sevsen de. Büyür gitgide. İçimi ısıttım onunla. Sevgi gördü ruhum. Sevmeyi gördü.
Ne yaptın bana kızım? Nasıl yaptın? Ben de sana yapsam. Anlasan beni. Bir öpsem seni, sonsuza dek sürse. Bir öpsen beni, dudaklarımda kilitli kalsa dudakların. Beni kesmez yine de. Kuduruğum ben. "Hahah."
Ruhlarımız karışmalı, bir küçüğü kesmez. Delirttin beni. Eyvallah yılan yavrusu... Eyvallah.
🖤
Gürültüyle gözlerimi açtım. Asya'nın başı omzuma düştü. Başım çatlıyor. Huzurlu uykumu bölen kim lan!
Kediyi yerdeki plastik kabla oynarken görmek sorularıma cevap oldu. Ulan saat kaç acaba? Bilgisayar bile kapanmış. İyice soğumuş burası da. Ya da uyuduğum için böyle. Telefonumu nereye koymuştum lan?
Kafam güzel. En iyisi Asya'yı yukarı götüreyim de bari o rahat rahat uyusun. Uyuşan bacaklarımı sandalyeden indirdim. Kolumu arkadan Asya'nın beline sardım. Bacaklarını da kavrayıp doğruldum. Sabahlayacak olan hanımefendiye bakın evi kaldırıp götürseler ruhu duymayacak. Puahahahha.
Uyuyan insan izlemeyi normalde hiç sevmem. Başka bir varlık gibi geliyorlar gözüme. Ama sen istisnasın küçük yılan. Böyle bir güzellik olabilir mi? Tam görmüyorum bile ulan. Senin yüzünden beynimin yüzde sıfırını kullanıyorum artık. Mutlu musun?
Mutfaktan çıktım ve merdivenlere doğru ilerledim. Koridorun ışığı açık olmasa merdivenlerden yuvarlanırdık muhtemelen. Yuvarlanmadık evet. Ulann dişi kurdu düşürür müyüm ben? O benim kutsalım.
Onu odasına götürüp yatağa bıraktım. Üzerini örtüp yatağın kenarına oturdum. Ben onu izlerken yavaş yavaş netleşti yüzü. Tepedeki pencereden güneş yüzünü gösterdi. Sabahı ettik. Olan benim uykuma oldu. Ahh be.
Küçük bir öpücükle kendimi mutlu etmeyi hayal ederken gözlerini açtı. Beni tepesinde görünce irkildi. Ulannn.
Yastığını başının altından çekip yüzüne bastırdım. Yakalandım amk. Öldürmeye geldiğimi sanması bile daha yenilir yutulur. Lann gerçekten ölecek. Yastığı çektim.
"Napıyosun be!" ben ne biliim lan! Ne uyanıyorsun hemen! Salak! Nefes verdim.
"Güya dizi izliyorsun omzumda uyuyakaldın. Ben de omzum çökmesin diye seni buraya taşıdım. Ha tabi bu ücretli bir hizmet. Maaşından keseceğim. Belim koptu lan senin yüzünden."
Hafif kaşlarını çattı. "Beni niye boğuyorsun olum?"
"Yanlış şeyler düşünme diye."
"Def ol yaav." Yastığı suratıma vurup başının altına koydu ve duvara döndü. Ben de yastığı çektim. Ne demek beni kovmak lan! "Yaaav Sinan!"
"Uykuma sıçtın şimdi rahat rahat uyu. Yok yaa."
"Gidip uyusaydın zorla mı tuttum. Git başımdaaaan." demek öyle.
Kalkıp onu yataktan aşağı attım. Yerine ben yattım. Yastığa sarılıp gözlerimi yumdum. "Ahhh! Seni gıcık turşu!" kocaman gülümsedim.
"Sen çok uyudun sıra bende. Hadi kış kış. Ya da git kahvaltı hazırla. Patronunu ağırlıyorsun, biraz misafirperver ol."
"Seni ben boğacağım lann!"
"Denemeeee." yastığı kollarımın arasından çekti. Onunla bana vurdu peş peşe. Kolundan tutup Asya'yı yanıma çektim. "Deneme dediiim."
"Lannn! Napıyorsun!" beni öldürecek gibi bakmasına aldırış etmeden gözlerimi yumdum.
"Rahat dursaydın. Zaten başım ağrıyor bir de seni mi çekeceğim?"
"Burası benim yatağım. Git odana lan. Sabah sabah bela mısın?"
"Sen git kızım. İlla yine aşağı mı iteyim? O çeneni de kapa. Katlanamıyorum."
"Iğğğğğğhhh! Bıktım senden. Senin evin barkın yok mu? Bir git ya."
"Dün akşam öyle demiyordun." onu taklit ettim. "İyi ki varsın Sinan."
"Ne zaman dedim lan öylr bir şey! Ben niye hatırlamıyorum." demedin çünkü.
"Beynin yok çünkü."
"Ha ha ha ya ne kadar da sinir bozucu."
"Gıcık oluyorsun değil mi bana?"
"Hem de nasıl! Öyle yoğun bir duygu ki!"
Keyifle kahkaha attım. "Ne güzel. Ben de sana bayılıyorum."
"Lann! Ben sana bayılıyorum mu dedim! Duyduğunu da anlamıyor musun?!"
"Sana ne salak. Susarsan keyfime bakacağım. Memnun değilsen kapı orada."
"Benim odamdan beni mi kovuyorsun? Ne çeşit bir baş belasısın!"
"Burası artık benim bölgem. Yallah tımarhaneye."
Sinirle doğruldu. Kalsan da olur aslında. Koynumda saklarım seni. Oralarda yangın var zaten. Seni oraya soksam diner mi?
"Ne de gamsızsın. Umrunda değil dünya. Seni boğacak olmam bile!"
"Kızım sal beni sal. Başım çatlıyor dedim. Sus dedim. Hâlâ vır vır vır vır." deliriyor puahhahahaha.
Yakamdan tutup beni yukarı çekti. Evet delirmiş. Deli deli bakıyor. Sırıttım. Ne yapacak sanki? Ben bunu takmadığımda garip garip şeyler yapıyor.
Şimdi de yaptı. Kafa attı deli manyak. Kendini de acıttığı için beni bırakıp başını ovdu. Geri yatıp elimi alnıma koydum. "Koç musun kızım? Küçükken çok mu sevdiler başını. Manyak psikopat!"
"Sus be! Hep senin yüzünden."
"Lan deli! Kafa atan sensin."
"Kaşınan da sensin. Hâlâ gitmiyorsun!"
"Gidecek olan sensin. Burası benim bölgem demedim mi!"
"Başlicam senin gölgene!"
"Gölge değil bölge. Puahahahahahah. Kafa travması mı geçiyorsun?"
"Neyse ne! Senin yüzünden bir gün gerçekten tımarhaneye gideceğim."
"Puahahahhahahahahah. Zevkle bekliyorum o anı."
"Çıldıracağım!" hızla kalkıp odayı terk etti.
Uyanmasaydın bana ne. Keyfimi bozarsan ben de senin keyfini bozarım.
Kafamı kırdı salak. Koççum benim. Puahahahha. Asî koçum. Kendi kafasını da kırdı. Dirseğini vur, yumruk at bir şey yap ne diye kafa atıyorsun? Hoşuna mı gidiyor? Manyak harbiden. Ulan canım yanıyor ama gülmeden duramıyorum. Bekle beni tımarhane, yoldayım.
O değil de dizinin sonunda ne oluyor acaba? Kavuşuyorlar mı? Kavuşacak mıyım?
İyice yayıldığım yatağa. Daha önceleri onun sarılmış olduğu örtülere sarıldım. Yarım kalan uykuma huzurla devam edebilirim. Derin bir nefes alıp sırıttım. Bu cihan benim sanki. O derece genişledi göğsüm. Nihahahhahahahahahaha.
🖤
Çıldıracağım galiba. Ne galibası acaba! Ne galibası! Yatağımızdan bile olduk! Zaten uyku sersemiyim beynim algılayamıyor. Kafa attım iyice kötü oldum. Başım ağrıyor, üstüne acıyor. Yeni bir boynuz kazandım sanırım. Sinirlerim bozuldu.
Gidip diğer odada yatayım bari. Nefret ediyoruummmm! Onun kalması gereken odaya gidip kendimi yüz üstü yatağa bıraktım. Umarım saatlerce kimse bulaşmaz.
Mal gibiyim gene. Dün terk edilmiştim değil mi? Sarhoş mu zihnim bilmiyorum ama... İyi olmuş. Yeni bir deneyim. Tuhaf şeyler öğrendim bu yıl. Normalde sevmediğim birini kabul etmemek için deli gibi direnirim. Bu sefer salaklığım üstümdeymiş. Gerçi daha önce Yavuz hariç kimse beni sevmedi. Düşündüğüm gibi biri değil miyim yoksa?
Bunları neden düşünüp duruyorsun? Yeni hayatına merhaba de. Kimseye kızgın olmaya gerek yok. En çok kendime kızıyorum ben. Biri beni dövsün istiyorum. Kendime de kıyamam şimdi. Bir de o var. Benim yerime dayak yemek isteyen var mı?
Sinan'a vurabiliyorum bazen. Başka birine vursam saçma olur. Saçma olduğunu düşünürler. O yardımcı oluyor sağ olsun. Ahahahah. Bu konudan ötürü tuhaf bir yakınlığımız var. Birbirimize saldırıp rahatlıyoruz. Elektrik verip şalterlerimi attırıyo sonra topraklama yapıyoruz. O da bana saydırıyor zaten. Ödeşiyoruz bence.
Nefes verdim. Boynum boş kaldı. Uzun bir süre böyle kalacak. Hedefim için mücadele etmeden babamın künyesini takmayacağım. Çünkü henüz hak edecek bir şey yapmadım. Yine zamanı geri almak istiyorum işte. Gözyaşları yine hücum etti gözlerime.
Kendimi oyalamak için bir şeyler yapayım, dizi izleyim dedim... Bir şey değişmedi. Neden hiç güzel bir şey olmuyor? Neden her geçen gün daha kötüye gidiyorum? Nefes aldıkça dertler çoğalıyor. İnsanın umudu böyle böyle kırılıyor.
Güzel bir şey olmasına ne gerek var Asya? Dümdüz yaşa geç işte. Tek bir sebeple nefes almaya devam ediyorsun.
Kendimi onlarla eğlenceye kaptırmıştım. Biraz sevilince yeniden açmaya başlamıştı çiçeklerim. Ama bu bir hata.
Aman beeeğ! Uyuma da uyuyamıyoruz! Sinirlendim yine!
Hızla kalkıp odadan çıktım. Lavabonun yolunu tuttum. Duşa girip sanatsal acı çekeceğim. Önce kıyafet almam gerek. O gereksiz odamda keyfine bakarken bunu nasıl başaracağım acaba! Orası benim odam lan! İstediğim gibi girer çıkarım!
Yönümü değiştirip odama daldım. Hiçbir değişim olmadı keyfinde. Dolaptan lazım olanları alıp kapaklarını sertçe kapattım. Çıkarken kapıyı da üstüne vurdum. Etki etmiyor nasılsa!
Banyoya girip eşyalarımı koydum. Müzik de istiyorum. Geri dönüp telefonumu alayım. Dün akşamdan beri kendi haline bıraktığım zavallı telefonum. Umarım şarjı vardır.
Banyodan çıkıp tekrar odama daldım. Mışıl mışıl uyuyor gıcık! Telefonumu masadan alıp sandalyeye tekme vurdum. Hafiften kaşları çatıldı. Gamsız işte. Odadan çıkarken yine kapıyı üstüne vurdum. Açıp açıp tekrar vurdum. Hiçbir şey değişmeyince "Iğğğğğğhhh!" diye bağırarak kendi yoluma gittim. Giderken kahkahasını duymak içimde onu boğmaya dair güzel hisler oluşturdu. Bu hislerin beni nasıl gülümsettiğini bilemezsiniz.
Duşa girdim huzur veren müziğimi açtıktan sonra. O bağırdıkça ben huzur doluyorum. Rock candır. Beni sakinleştiriyor tuhaf bir biçimde. İçimdeki öfkeyi coşkuya dönüştürüyor. Bağıramıyorum çok saçma. O kadarına nenem kızar. Bana bu kadar katlanması bile yeterli. Anam bu kadar müsamahalı değildi. Her şeyime karışıyordu gerçekten. Giydiğime, yediğime, izlediğime, dinlediğime, suratsızlığıma... Benden mutluluk beklemesi çok delirtici değil mi?
Düşünme kızım düşünmeee. Müziğe bırak kendini. O zaman söylemek zorunda kalıyorum. Söyle lan, çok bağırmazsın olur biter. Evet evet.
Sen Asya'sın lannn! Kendine gel! Yeni hayatının ilk gününde erken kalkmış oldun işte. Güne duş almakla başlıyorsun. Kendini mutlu edecek şeyler yap. Küçük şeyler. Özenli bir kahvaltı mesela, daha doğrusu patates kızartması.
Yoksa direkt uyusam mı? Yaşamamak için en kolay çözüm uyumak. Yatağım ele geçirilmiş durumda. Diğer yerde uyumak istemiyorum. Gıcık turşu.
Bazen de komik. Nadiren... Çok az. Başkasıyla uğraştığında belki. Aman be. Düşünme şunu. Düşününce sinirleniyorum.
Dizi de yarım kaldı. Devamını izler miyim bilemiyorum. Tatil boyunca yatıp dizi mi izlesem?
Ya da... Alıp başımı gitsem mi? İstanbul'a gidebilirsem güzel olur. Her gün babamın yanına giderim oradayken. Bu soğukta sadece oraya gitmek isterim. Halamda veya amcamda kalsam... Onlarda kalırsam memnun olmazlar. Ben de onlara bayılmıyorum doğrusu. Bir yerde kalmayı da sevmem zaten. Orada kalacak yerim yok. Tek başıma yollayacaklarını düşünmüyorum.
Gitmenin bir yolunu bulmalıyım. Çalıştır saksıyı Asyaaaa. Öhöm öhöm. Annemlerden bir şey istemem asla. Anneannem de bu konuda bir şey yapamaz gibi. Beni götüremez yani. Bir yetişkin gerekiyor bana. Bir lütuf olmamalı yaptığı. Anlaşma gibi olmalı.
O kişinin dayım olabileceğini düşünüyorum. Ben onu ninemle barıştırırım o da beni İstanbul'a götürür. Önce bu teklifi yapıp nabzını yoklayayım.
Ona güveniyor musun ki? Pek sayılmaz. Ahh bilmiyorum. Beni dolandırabileceği bir varlığım yok. Bir şeylere cesaret etmezsen istediğini alamazsın.
Mezarlığa yalnız gitmeliyim, kimse oraya benimle gelmemeli. Rahat olamıyorum. Dayım bu konu için de uygun biri. Beni umursamaz. Ama teklifimi kabul eder mi ki? Hem onunla yalnız güvende hissetmeyebilirim.
Annem onunla yollamayabilir, anneannem ona toptan zıt oluyor. Allahım yardım et. Bir şey istiyorum sonra bir sürü imkansızlık çıkıyor karşıma. Ama ben bir şeyi istiyorsam onu yapmak için deli olurum. Gururumu bile bir kenara bırakabilmeliyim. Bu konu gururumdan önemli. Evet Asya. Dene. Bir şeyler dene.
Duştan çıkınca müziği kapatıp giyindim. Saçıma havlu sarıp ortalığı topladım. O herifin verdiği kartı bulmalıyım. Nereye sallamıştım onu? Çekmecelerin birine belki. Yine odama girmek zorundayım. Kusura bakma turşu.
Bu sefer ses çıkarmamaya çalışarak odama girdim. Masamın çekmecelerinde verdiği kartı aradım. Cüzdanıma mı koymuştum yoksa? Kitabımın arasında bile olabilir. Ulann. Önce cüzdanıma baktım. Orada da bulamayınca matematik kitabımı kenarından tutup salladım. İçindeyse düşmeli. Nerde lan bu gereksiz kâğıt parçası! Arayınca bulunmaz zaten! Aramasam her gün gözüme batar. Çöpe atmış olabilir miyim? Off delireceğim!
Çekmeceleri yeniden karıştırdım. Sabır yarabbim sabır.
Sakin ol kızım her şeye ne sinirleniyorsun? Mümkün mü? Kitabı alıp sinirden yırtmamaya çalışarak sayfalarını çevirdim. "Sonunda ben de sövüp geçeceğim karşıya. Kendimi bazen zor tutuyorum." söylendim kendi kendime.
"Kızım bir uyutmadın derdin ne lan senin?"
"Yav yok bişey. Yat uyu sen. Ses çıkarmıyorum şurda!"
"Hiç çıkarmıyorsun. Yatağını aldım diye yapıyorsun belli."
"Sinan sus. Yat zıbar. Bir şey arıyorum."
"Ne arıyorsun bu saatte? Bu kadar acil ne olabilir?"
Nefes verdim. "Lazımlı işte bir sus."
O da nefes verdi. Üstünden örtüyü atıp doğruldu. Bana yaklaşıp elini masaya dayadı. "Söyleyecek misin zorla mı söyleteyim?"
"Sana ne olum. Git işine."
"Lan rahat vermiyorsun ki. Yüz kere girdin çıktın odaya. Bir gram uyuyamadım. Sana ne yapsam yeridir." Üfff zaten asabım bozuk bir de bununla uğraşıyorum.
"Offf. Offf!" yanından geçip gidecekken kolumu tuttu.
"Cevabımı alamadım."
"Vermek zorunda değilim."
"Zorundasın."
"Yok ya. Çek lan elini kolunu benim asabımı bozma. Kolumun tersiyle suratına çarparım."
"Kızım delirtme de söyle. Ne inatçı, sinir bozucu bir canlısın lan. Söylesen nolur lan. Gereksiz gereksiz inat edip beni sinirlendiriyorsun. Bir soru sordum cevabını ver işte. Söylemeyince ne elde ediyorsun? Ne bu?" kenKendimi sorguladım kısa bir süre. Haklı gibi. Söylesem nolur sanki? Söylemek istesem söylerim zaten. Söylesem de söylemesem de bir şey değişmeyecek. Amaaan. Bıkkın bakışlarımla yüzünü süzdüm. Gözleri uykusuzluktan isyan ediyor. Kıvırcıkları her zamankinden daha kıvırcık sanki.
Gözlerimi yumup başımı iki yana salladım. Konumuz bu mu? "Anneannemin oğlu bir kart vermişti. Onu arıyorum."
"Neden?"
"Lazım işte."
"Fikrin mi değişti?"
"Orası biraz karışık. Bulmam lazım." kolumu çekip kitabımı tekrar aldım. Belki görememişimdir. Kollarını kendine sardı.
"Boşuna burada arama. Onu en son bakkalda yerde gördüm."
"Ne? Ne yaptın attın mı yoksa?"
"Evet. Unut onu." sırıttığı için yeniden cinnete sürüklendim.
"Lan niye atıyorsun! Belki lazım olacak. Gerçekten sinir ediyorsun beni."
"Lazım olsa yerlerde gezmezdi. Hem sahip çıkmıyorsun hem de bana çemkiriyorsun. Bir tık arızalı olabilir misin?" Yok yok bu insan evladından uzak durmalıyım yoksa beni gerçekten tımarhaneye yollayacak.
"Tamam sus yat git." elimle onu kış kışladım.
"Numara aklımda desem?" yok artık.
"Ya he tabi."
Tek kaşını kaldıeıp yatağa doğru yürüdü. "Sen bilirsin." ya gerçekten biliyorsa?
Kolunu tuttum. "Tamam söyle."
Kahkaha atarak bana döndü. "Çok safsın."
Yine mi kandırıldım lannn! Göz kapaklarımı çırptım.
"Karşılığında bir şey almadan söyleyeceğimi mi sanıyorsun?" lannnn çıkarcı pislik.
Onu bıraktım. "Ne istiyorsun?"
Gevşek gevşek sırıtıp yatağa oturdu. Bacağını diğerinin üstüne atıp koltuklarını kabarttı. Başlıyor çilem.
"Önümde eğilmeni. Bana övgüler dizmeni."
"Yapmayacağım unut gitsin." kararsız olduğum bir plan için öyle şeyler yapacak değilim. Ölsem yapmam lan.
"Sen bilirsin." planımı uygulayasım varsa da kalmadı artık.
"Gerek yok." omuz silktim. Hem kandırmadığı ne malum? Her şey beklenir ondan. Belki de doğru söylüyordur ama lüzum yok. Önünde eğilecekmişim pehhhhh. Kendini ne sanıyor? Kral falan mı? O kralsa ben de devletli Türk kızıyım.
Onu umursamayarak telefonumu masadan aldım. Az önce kendimle getirmiştim. Çıkıp gideceğim sırada kalkıp önüme geçti. "Yaz tamam, söylüyorum." hayret. Küfür falan mı yazdıracak acaba? Ahahahah. Hiç güven vermiyor.
Beklentisizce telefonumu açtım. Söylediği numarayı 'o adam' diye kaydettim. WhatsApp'tan profiline baktım. Araba yıkama yerinin logosunu profilde gördüm. Gerçekten doğru lan. Şaşırdım doğrusu.
Nasıl aklında tutmuş numarayı? Çok alakasız değil mi? Özellikle ezberleyeceğini düşünmüyorum. Umrunda olmaz. Gerçekten zeki galiba. Saygı duydum.
Mahcup bakışlarımı ona kaldırdım. Zeki zeki bana bakıyor. Bana bakınca salak mı görüyor acaba? Öyleyse sürekli salak demesi normal. Saçmalıyorum. Ne diyorum ben lan?! Noluyor bana! Öhhöm. Kendine gel.
"Eyvallah. Bazen karşılıksız da iyilik yapılabiliyormuş değil mi?"
"Karşılıksız yaptığımı kim söyledi?" tek kaşını kaldırıp sırıttı.
"Karşılığını vereceğimi kim söyledi?" kaşlarımı kaldırıp, kolumu kendime sararak diğer kolumu kavradım.
"Almadan bırakmayacağım."
"Beni uğraştırmaktan başka bir şey yapmıyorsun. Seni dövecek enerjim yok, aç aç senle uğraşamam. Çık lan."
"Puahahahah. Çıkmıyorum kızım. Sen beni uğraştırmaya utanmıyorsun."
"Gene ne istiyorsun lan! Nedir benim çektiğim lan senden! Bir nefes aldır."
"Uykumu bölmeseydin."
"Onu konuşup halletmemiş miydik?"
"Konuştuk ama hallolmadı."
"O zaman ben gideyim, sen yat uyu, hallolsun."
"Sana meraklı değilim. İstediğimi ver defol." ay ben sana bayılıyorum. Ya sabır ya sabır.
"Ne istiyorsun? Eğilmek meğilmek deme boş yere, yapmayacağım."
"Uykumu mahvettiğin için... Ben uyuyana kadar saçlarımı sev. Anne gibi." ne? Bunu söylemesi bile çok üzücü. Bakışlarım yumuşadı. Bir şey söyleyip onu utandırmak istemiyorum. Her zaman böyle şeyler istemez. Sadece çok üzgün olduğunda... Reddersem bana daha bu konuyu açmaz. Dün o benim yanımda olmuştu, ben de onun yanında olmalıyım. Hem numaraya ulaştım sayesinde.
Başımı salladım. Telefonumu masaya koydum. Yüzüme bakmadan yatağa girdi. Sırtını bana çevirip gözlerini yumdu. Yatağın kenarına oturup üstünü biraz daha örttüm. Şimdi böyleyse küçükken neler hissetti kim bilir.
Elimi saçlarına götürdüm. Yavaş yavaş okşadım onları. Bunu bile beceremiyorum. Odunum her anlamda. Kendi yavrum olsa bu derece odunlukla okşamazdım herhalde onu. Ama bu Sinan yani.
Sinan ise ne olmuş? O yüzden beceremiyorum işte. Çekiniyorum. Birbirimize hep ayar oluyoruz. Hep öyle olmalıyız gibi geliyor. İflah olmam sanırım.
Bu kadar derin bir isteği olduğuna göre bana gerçekten güveniyor. Ben de anne gibi sevmenin hakkını vereyim o zaman.
Saçlarını karıştırdım önce. Kıvırcıklarını avuçladım sonra. "Büyüdün mü sen? At kadar mı oldun? Yok yok dana. Bostana giren dana. Bostandan kovulan dana." bileğimi tutup güldü.
"Uykumu kaçırmanı değil uykuma yardımcı olmanı söyledim. Bir şeyi de becer lan."
"Sana da bir şey beğendiremiyoruz."
"Standartlarıma ulaşmayı dene." senin standartlarına bir şey derdim ama neyyse. Bileğimi bıraktı ben de yavaş yavaş okşamaya devam ettim. Bir yandan da sırtını sıvazladım. Bir şarkı mırıldandım.
"Evi beyaza boyattııım, kapısına seni yazdım
Erkenden uyandım, yaağmurlara baktım
Yağmurlara baktım, kaldıım oyalandım."
Sesimi daha da yumuşattım. "Güller açılıncaa gülüyorsun sandım
Kuşlar uçuşunca geliyorsun sandım
Hadi geliver, hadi gülüver mini mini mini minnacık..." oğluşum, paşam paşam. Ahahah.
Uyuduğunu hiç sanmıyorum. Ve uyumadan gidemem. Uykusu ve uyumaya niyeti varsa birazdan uyur herhalde. Saatlerdir birlikteyiz. Kırk tane duyguya girip çıktık. Benim de tekrar uyuyasım geldi.
Ahhh napıyorum ben? Bu kadar yeter. Sabah sabah kafam güzel herhalde.
Ellerimi çekip hemen doğruldum. Telefonumu ve tarağımı alıp odadan çıktım. Tuhaf tuhaf işler. Ben buna sinirliydim en son. Ne yaptı etti yine vicdanımı titretti.
Çok saçma bir şekilde büyük bir utanç içindeyim. Kızım altı üstü numaranın karşılığında anne rolüne büründün ne zırlıyorsun.
Öhhöm tamam. Git işine bak. Saçını başını tara bir şey yap. Ya da saksıyı çalıştır o herife yaz. Acayip kararsızım yine. Saçma bir plan sanki. Denemeden bilemezsin salak. Yaz yaz.
Misafir odasına girip yatağa oturdum. Dayım kişisine "Seni anneannemle barıştırırım ama bir şartla." yazıp saçımı taramaya geçiş yaptım. Kim olduğumu anlar herhalde. Dolandırıcı dayının pragmatik yeğeni... Ahahahahh.
Gayet mantıklı ve makul bir insanım bence. Bazen dümdüz iyilik yapmak lüzumsuz. Çünkü karşıdaki hak etmiyor olabilir.
Ulan Asya bir de Sinan'a laf atıyorsun. Sen ondan betersin.
Ayyyyh Sinan Sinan Sinan yeter be! Başım şişti! Ne Sinanmış! Kaç saattir bir aradayız bıktım ondan! O da benden bıktı zaten! Bıktık! Yeter! Yeteğğğğğr!
Telefonum titreyince tarağı elimden attım. Hemen telefonu alıp gelen mesaja baktım.
O adam: Şartın nedir?
Kesin kabul etmeyecek ama yine de söyleyeceğim.
"Beni İstanbul'a götürüp birkaç gün orada kalmam için elinden geleni yapman." çok saçma oldu galiba.
O adam: Ne yapacaksın İstanbul'da
Sana ne lan! Neyse çıkarımız var söyleyelim kabul etmezse zaten yardım etmeyeceğim hayatımdan çıkmış olacak.
"Babamın mezarına gideceğim."
Offf. Annemden istemekten iyidir. Güven beyi de işe alet edip beni iyice çıldırtır. Güvenilmez dayım bile daha az gurur kırıcı.
O adam: Seni benimle göndermeleri için beni affetmeleri gerekir.
"Önce affetmelerini sağlayacağım ama sözünden cayarsan her şeyi mahvederim bilmiş ol."
O adam: Öyleyse haber bekliyorum.
Mesajını beğenip telefonu bıraktım. Kimsesiz ve ergen olmak çok sinir bozucu. Gerçek ihtiyaçlarım kimsenin umrunda değil. Varsa yoksa maddiyat. Ama ben kafama koydum ve çok inatçıyım.
Neyse göreve odaklan. Kararlısın. Dayın yine dolandırırsa ne yapmayı düşünüyorsun acaba? Yok yok müsade etmem. Gözümü üstünden ayırmam. Ben de az değilim sonuçta. Hadi kızım.
Saçımın işini bitirip hızla mutfağa indim. Güzel bir kahvaltı hazırlayıp ninemin gönlüne giden köprüyü kurayım. Hemen patatesleri soyup doğradım ve tavaya attım. Onlar kızarırken dün akşamdan kalan dağınıklıkları topladım. Sahi dizi izlerken Sinan'ın omzunda uyumuşum. Dışarıdan bakan da romantik sanar. Ahahahah asla öyle değil. Tam bir komedi. Ve de rezalet. Ne alaka dimi yani?
"Kız ne gülüyorsun kendi kendine?" ananemin geldiğini konuşmasıyla fark ettim.
"Sabah sersemliği ananeğğğm. Günaydın. Çok gürültü yaptım rahatsız olmadın inşallah."
"Yok kuzum. Sabah namazından sonra dua ederken seccadede uyuyakalmışım. Ee yaşlandık artık. Bazen de örgü örürken uyuyakalıyorum."
"Yaaa kıyamam. Otur hadi bugün kahvaltı benden."
"İki gündür ne oldu sana kız? Her işe koşmaya başladın."
Dünkü kendimi oyalamak içindi bugünkü göz boyamak için. Ahahahah. Yılan mıyım gerçekten acaba? Yok ya. Ben vicdanlıyım.
"Esti bir yerlerden. Kafam rüzgârlı bu aralar."
"Bir derdin mi var kuzum?"
Bir tane olsa öpüp başıma koyacağım. Gerçi herkesin bin tane derdi var. Fakat benim de var işte. Herkesin var diye benim yokmuş gibi mi yapayım? Kimse sana öyle bir şey demiyor. Beni teselli ettiğini sanan salak iç sesim diyor ama. Ahh sus.
" İyiyim ananem iyiyim. Sen olmasan bu kadar iyi olmazdım. Ahaha."
Gülerek sandalyeye oturdu. "Ah kuzum. Sinan da annesini sordu bana dün içim acıdı gara guzuma. Yaralı çocuk."
Sinan'ın sabahki isteği daha da anlaşılır oldu şu an. Demek annesini aramak için hazır hissediyor artık. Ama bana bahsetmedi. Belki de yalnız başına halletmek istiyor. Zaten yeterince hüznünü gösterdi bana. Daha fazla açık vermek istemiyor olabilir.
" Sen ne dedin peki?" ama bu benim dahil olmayacağım anlamına gelmez. En azından yanında olacağım, onun bana yaptığı gibi.
"Anasının güzelliğinden bahsettim. Öğrenmek istediği neden gittiğiymiş. Başka bir adam için gitti dediler ama gözümle görmedim o yüzden bir şey demedim. Zümrüt'le Güven'e sormasını söyledim. Onlar daha iyi bilir." evet bunu duymuştum ama unutmuşum. Sadece gitti diye kodlamışım kafamda.
" Benim anlamadığım böyle bir söylenti var madem niye mezar da var? Yani sen biliyorsan bu söylenti yayılmıştır. Ölmediğini biliyorsunuz ama mezar yapmışlar ve Sinan'ı kandırmışlar. Herkes de buna göz yummuş. Tuhaf değil mi?"
"Annesini kötü bilmesin istemişler."
"Ama annemle evlenebilmek için Sinan'ın yalanla kurulan dünyasını yıktı o herif yani. Sinan'ı önemsiyormuş gibi gelmedi bana."
"Ahh yavrum ben de bilmiyorum. Onların işlerine akıl sır ermez. Zaten benim yasım devam ediyordu hâlâ o dönemler. Oğlum da başıma bela oldu gitti. Kendi halimden onların haline bakamadım. Haramla da büyütmedim bu evlatları hepsi hayırsız oldu çıktı. Sabah sabah aklıma geldi bak yine asfalyalarım atacak." tontişim ya. Kadın haklı bu arada. Hepsi hayırsız. Çayı koydum onu dinlerken. Patatesleri de kontrol ettim. Zincirleme bir olay halledilişi yaşanacak birazdan. Her şeyi birbirine katacağım. Ben açmadan konusu açıldı üstelik. Algılarını dört aç Asya.
" Annemi affettin ama oğlunu affetmiyorsun." ehehehhe.
"Anneni senin için affettim. Sen perişan olma diye." Ne? Ama ben öyle hatırlamıyorum.
"Madem öyle neden Güven Bey'le evlenmesini istedin?" bunu niye yaptın? Bunun için mantıklı bir açıklaman olduğunu düşünmüyorum. Ya da beni tatmin edecek bir açıklama...
"Başka türlü sizi buraya getiremezdim."
"Nasıl ya? Çok saçma."
"Yavrum annen buraya da gelse orada da kalsa çalışacaktı sana bakabilmek için. Eğer evlilik olmasaydı kurulu düzenini bırakıp gelmezdi."
"Bana yorulduğunu ve daha mücadele edemeyeceği için evlendiğini söyledi."
"O da var kuzum. O da var. Fakat evlilik olmasaydı yine de gelmezdi." ahhh inanmıyorum. Saçma. Mantıksız. Algılamak istemiyorum.
"Gelmememiz daha iyiydi belki de."
"Değildi yavrum. Yıllarca görmedim zaten seni. Anneni de anlıyorum, benim gibi kaybetti o da kocasını. Burada en azından eski arkadaşları var, ben varım. Yeni bir hayat kurdu sen de ilk geldiğin gibi değilsin yavrum. Alıştın buraya gözlerinin için gülmeye başladı. Sana da iyi geldi burası. Bana da iyi geldi burada olmanız." anneanneme sinirlendim elimde olmadan. Gözlerim gülüyormuş. Pehh. Perişan oldum ben bir kere. Sinan, Badem, Arda ve İskender... Onlar olmasa yine gülmezdi gözlerim tamam mı? Gerçi artık bir arada olamayacağız onlarla. İskender beni görmek istemediği için grupta olmaması gereken de ben olduğum için... Artık grup yok.
İstanbul'a artık kesinlikle gitmeliyim. Bu işi kesinlikle halletmeliyim.
"O zaman dayımı da affet. O gerçekten pişman çünkü. Annem gibi evlenmeye gelmedi. Sadece af dileniyor bir beklentisi yok. O paraları alırken de pişmanmış. İsteyerek yapmamış. Gerçekten samimiysen onu da affedersin. Ben de sana inanırım. Madem benim için annemi affedebiliyorsun benim için dayımı da affedersin." bakalım gerçekten benim için miymiş? Sevgi pıtırcığı Asya'nın gerçek kişiliği bu.
" Aklını bulandırmış o hayırsız." kaşlarını çattı.
" Benim aklımı kimse bulandıramaz. Bunlar benim düşüncelerim. Kendime gidecek yeni bir yer mi bulmalıyım yoksa? Gülru teyze olabilir mesela." Kıyamayacağım kimse yok. Tüm güzel anıları öldürmekte iyiyim.
Anneannemden ses çıkmayınca ocağın gözlerini kapatıp yukarı çıktım. Kendimi odaya kilitledim. İyi diye bir şey yok. Herkesin kendince göreceli bir iyiliği var.
Her şeyi birbirine karıştırmak belki de mantıklı değildi. Yine de hatalarımı kendi aklımla yapacağım.
Ninem affetmemekte haklı olabilir ama ona o yüzden kızmadım zaten. Beni buraya hapseden oymuş meğer. Tamamen oymuş.
Alışmıştım ama geri dönmek istiyorum yine. Gerçekten kimsesizim burada. Babamın mezarı bile onlardan daha sıcak. Her şeyi mahvetmişler! Sinan'ı da beni de...
Göz yaşlarımı silmeden o adama yine yazdım. "Başaramadım." insanlara kızsam ne fayda? İçimdeki kocaman boşluk hâlâ kocaman bir boşluk.
O adam: Çok çabuk pes etmedin mi?
Aniden gözüme çarpan mesajına sinirle güldüm.
"Ben böyle biriyim. On beş dakika önce dünyayı yerinden oynatabileceğime inanıyordum."
O adam: 😂😂 pes etme. Fena kızsın sen. Yapabileceğine inanmasam senden yardım istemezdim.
Allah Allah.
"Nereden anladın fena olduğumu?"
O adam: Tavayı kafama indirdiğinde.
"Sinan tekme attığı için kolay oldu."
O adam: Sinan sevgilin falan mı?
Yok artıkkkkk.
"Hayır. İmkansız. Arkadaşım o benim. Ve ayrıca annemin evlediği herifin oğlu."
O adam: Güven'i tanıyorum.
E bir zahmet. Bir dakika ona bu konuda bir şeyler sorabilirim.
"Nasıl biri o herif?"
O adam: Ablamın peşinden ayrılmayan gereksizin tekiydi. Sonunda amacına ulaşmış.
Şaşırtıcı... Aynı düşünüyoruz.
"Anneannemin muhteşem fikriymiş evlenmeleri. Sırf buraya gelelim diye."
O adam: Annen de durumu kabul etmiş. Babana kaçarken ailesini bir daha görmemeyi göze alacak kadar ona âşıktı. Ben de yardım etmiştim onlara.
Ohaa cidden mi?
"Annemler bahsetmedi hiç."
O adam: Paralarını geri ödemediğim için olabilir.
"Bilmediğim her şeyi anlatabilir misin?"
O adam: İstanbul'a giderken konuşacak konumuz olsun.
"Ya halledemezsem?"
O adam: Yine de götürmeye çalışırım.
Çok mu çabuk güvendim lan? Yok yok güvenmiyorum.
"Sağ ol."
O adam: Sen de sağ ol. Canını sıkma, pes etme.
Ne yapmalıyım? Kimseden fikir veya yardım alamam. Bu sefer yalnızım. Dolandırmış olsa da belki en güvenilir kişi dayımdır. En azından ne yaptığı belli. İnkar etmiyor ve bir açıklaması var.
Asya normal misin şu an? Babamla annemin kaçmasına yardım ettiğine göre düşündüğüm kadar kötü biri değilmiş. Hem artık güzel bir işi olduğuna göre birilerini dolandırmaz. Bilmiyorum. İkimiz de Güven Bey'den hoşlanmıyoruz. İstanbul'a giderken her şeyi ondan öğreneceğim. Belki Sinan için işe yarar bir şeyler biliyordur.
Umutlandım. Gözümü, algımı, kulaklarımı dört açacağım. Dümdüz, acı çekmeden amaçlarıma odaklanmalıyım. Sonra çekerim acımı. Biriksin tek seferde çekilip bitsin.
🖤
Hâlâ Asya'nın mırıldandığı şarkı kulaklarında yankılanıyordu. Müthiş bir mutluluk doluydu o an. Onun merhametini kullandığı için azıcık, çok az vicdan azabı çekiyordu. Mini mini mini minnacık...
Birkaç saat uyumuş, huzurlu uyanmıştı. Mücadele etmek için gücünü böylelikle elde etmişti. Kendine çeki düzen verip odadan çıktı. Lavabodaki işlerini halletti. Aynanın önünde gördüğü Asya'nın tokasını hemen cepledi.
Salona indiğinde sessizce oturan Mehlika ile karşılaştı. "Günaydın teyze."
"Günaydın yavrum. Kahvaltını yap güzelce, soğudu her şey ama ısıtırsın." torununun tepkisinden dolayı üzgündü ancak kendini haksız görmüyordu. Buraya gelmeleri Asya'nın da yararınaydı, o bunu fark etmese de.
"Siz yediniz mi?"
" Ben yedim bir şeyler."
"Asya?"
"O bana kızgın biraz, sakinleşince gelir yer."
Anlam veremediği için kaşlarını çattı. "Neden? Dün akşam çok iyiydiniz."
"Eski konular açıldı oğlum. O kör olmayasıca dayısı da aklına girmiş. Onu affetmezsem Gülru'ya taşınacakmış."
'Ne bu saçmalık?' diye düşündü Sinan. Sabah sabah o kartı arama sebebi de buymuş demek. Numarayı söylediğine pişman oldu. Ne işler çeviriyordu bu kız? Yine anî ve saçma bir karar vermişti anlaşılan. Onunla biraz uğraşıp öğrenebilirdi ancak şu an başka bir konuya odaklanması gerekiyordu.
"Sıkma canını teyze, hallolur." öylesine bir teselli cümlesi kurmasına rağmen Mehlika Hanım gülümsedi. Sinan da hafif bir tebessümün ardından mutfağa gitti. Soğuk patatesler ve klasik kahvaltılıklarla bakıştı bir süre. Ekmeğin kenarından kesip içini oydu. Patateslerden arasına koyup ketçap mayonez sıktı. Yolda giderken yiyecekti. "Zamandan tasarruf." peçeteyle onu sarıp ceketini giymeye gitti. Evden çıkıp ayakkabılarını da giydi. Yiye yiye ilerledi.
Gün geçmiyordu ki bir saçmalık görülmesin. Her şeyi halledeceğine dair inancı ve kendine güveni tam olduğu için umursamaz bir hâle büründü.
" Boğazımda kaldı lan patatesleri Asya mı kızarttı acaba?" ara sıra gülerek genellikle sırıtarak yolu tamamladı. Kapının önüne geldiğinde olayların ağırlığıyla yüzleşti ve ciddi bir ifade yüzünü kapladı. Zile bastı hemen, daha fazla kaygılanmamak için.
Kapıyı Badem açtı. Sinan'ı gördüğüne öyle çok sevinmişti ki ona sarıldı. "Kurtarıcım geldi."
Sinan sırıtarak bacısının sırtını sıvazladı. Fakat kurtarıcı değil mahvedici gibi hissediyordu. Bozuntuya vermedi. "İskender ne âlemde?"
"Ders çalışıyor. Sabah erken kalkmış kahvaltı edip ders çalışmaya başlamış. Asya'yla ilgili bir şey söyletmiyor. Bugün de üç kere kovuldum. Bir insan kardeşine bunu yapmaz be. Sanki kötülüğünü istiyorum."
"Ehh onu da anlamak lazım." Badem'i bırakıp içeriye girdi.
"Asya ne durumda?"
"Kafayı yemiş."
"Ooooooof. Of. Her şey güzel gidiyordu."
"Oflama yürü yürü." Her şeyin güzel gittiği yoktu. Sadece gizlenmiş gerçekler ve bastırılmış duygular vardı.
İskender'in odasının önüne kadar birlikte yürüdüler. Sinan içeriye yalnız girmek istese de Badem peşinden ayrılmadı.
İskender kısa bir süre onlara bakıp kitabına döndü. Her şeyi unutmak için çabalıyordu ama kimse bu konuda yardımcı olmuyordu. Geleceğine odaklanmak şimdiki anının acısını ondan alır diye düşünmüştü. Hayallere dalıp çalışması gereken zamanı hayal kırıklığına dönüşecek insanlara harcamıştı. Şimdi sorumluluklarına gereken özeni gösterecekti.
"Abi ya bize mi odaklansan acaba? Zaten pazartesi kursa başlayacaksın."
"Git başımdan Badem. Aynı şeyleri dinlemekten sıkıldım."
"Bak yine... Kovup durma artık."
"Sen de sürekli gelme."
"Sinirlerimi bozuyorsun! Asya'yı nasıl terk edersin? Hani seviyordun? Kızı ortada bıraktın resmen! Tamam kabul duyguları yoktu ama bunun için üzülüyor ve çabalıyordu. Naaptın ya! Mahvettin her şeyi."
"Badeeem. Sinirleniyorum bak. O da kurtuldu benden işte. Üzülmesine ve çabalamasına gerek kalmadı."
"Sana inanamıyorum!"
İskender nefes verip elindeki kalemi kitabının üstüne attı. "Beni sevmeyen biriyle devam edemedim anlıyor musun! Bizim bir geleceğimiz yok! İkimiz için de en iyisi bu! Kaç ay geçti, o kadar yakın olmamıza rağmen duyguları değişmedi! Bu saatten sonra da bir şey değişmez! Zaten acı çekiyorum üstüme gelip durma artık!" yumruğunu sıkıp alnını ovdu.
Bir şey söyleyemeyip odayı terk etti Badem. Cevabını almıştı ve bundan sonra hiçbir şey için ısrar etmeyecekti.
Sinan, dümdüz konuya girmeye karar verdi. Vicdan azabı kalbini sıkıştırıyordu. "Gökçe sana ne dedi? Dün akşam bana yazdı. Her şey onun başının altından çıkmış.
Onun lafıyla mı hareket ediyorsun?"
" Onun lafıyla hareket ettiğim yok. O beni uyardı ben de sizi gözlemledim. Doğru söylüyormuş." sesine hafif ima katmıştı.
"Doğru söylese bile iyi niyetli olmadığı açık. Senin peşinde bu kız. O yüzden suyu bulandırmış. Eğer söylemeseydi hislerimi ben zaten içimde yaşayıp bitirecektim. Siz de Asya'yla mutlu olacaktınız."
"En azından sizden dürüst. Ne yapmaya çalışıyorsun, bu saatten sonra geri dönüş yok bilmiyor musun?"
"Sizden derken? Asya'nın hiçbir şeyden haberi yok. Onu bu işe katma. Ama haklısın geri dönüş yok artık. Onun için çabalayacağım." kendini suçlu hissetse de İskender'in tavrına sinirlenmişti.
"Sevindim. Şimdi beni rahat bırak." Asya'nın Sinan'a karşı hislerini olduğunu düşünmese ondan ayrılmazdı. Bu kadar yıkık ve ihanete uğramış hissetmezdi. Sinan'la hesaplaşır konuyu kapatırdı.
"Ulan... Suçluyum bir şey de diyemiyorum."
"Git Sinan. Vicdan azabı çekmene gerek yok. Hiçbir şeyi değiştiremezsin artık. Dün konuştuklarımız hâlâ geçerli. Benim için Asya bitti ama sen kardeşimsin."
"Bu Asya'ya haksızlık anlamıyor musun? Benim suçumun bedelini neden o ödüyor?"
"Hep siz mi haksızlık yapacaksınız? Biraz da ben yapayım."
"Asya'dan nefret ediyormuş gibi konuşuyorsun." kaşlarını çattı.
"Nefret etmek istiyorum! Ama olmuyor. Üstüme gelmeyin. Ben ona arkadaş gözüyle bakamam. Daha fazla acı çekmek istemiyorum. Herkes kendi hayatında mutlu olsun. Onun dediği gibi..."
"Anlıyorum seni olum. Anlıyorum. Anlıyorum da... Ne bileyim böyle olmasın lan. Böyle olmasın."
"Başka türlü olamaz artık."
"Özür dilerim. Her şeyi mahvettiğim için üzgünüm." Gerçekten her şey mahvolmuştu. Sabahki mutluluğu, dünkü heyecanı hepsi geçiciydi. Kalbinin sıkıştığını hissetti. Etrafındaki dikenler iyice sıkmıştı onu. Bu sefer kesin bir karar verdi. Asya'nın yanında olacaktı fakat sınırını hep koruyacaktı. Nefes alamayacak gibi olduğunda odadan çıktı. Bir süre ortalarda görünmese iyi olurdu. Mağarasına geri dönme zamanıydı. Kendini Asya'ya kaptırsa da bu doğru değildi. Ne ara bu kadar doğruları önemseyen bir insan olmuştu? Vicdan azabı onu doğrulara itiyordu. Bencilliği için kendine sövdü. Dertli başını alıp gitti.
🖤
Ne düşünüyorsunuz?
Usandım artık her şeyden.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |