
🖤
Dün akşam onu deli ettikten sonra beni bırakıp gidince ben deli oldum. Yine koca bir sessizlik ve yalnızlık doldu odaya. Şimdi de yüzüme bile bakmadan evden çıktı. Arkasından ben de çıktım, aynı yere gidiyoruz beklese kırılıp düşecek sanki. Yetiştim ona. Yanına vardığımda hafiften ona çarptım kendimi. Beni görmezden gelmek ne demek? Kanununen bile suç olmalı. Ters bakışları keyfimi yerine getirdi.
Bir şey söylemeyip hızlandı. Keyfim kaçtı. Ben de hızlandım ve kolundan tutarak onu durdurdum. "Ne oluyor lan? Bu tavır ne?"
"Konuşmuyorum ben senle. Küstüm lan. Sal şimdi beni."
Ne demek küstün lan! Kaşlarımı çattım bu yüzden. "Bana küsemezsin unuttun mu?"
"Küserim."
"Küsemezsin."
"Küstüm bile." ya sabırrr.
"Kabul etmiyorum."
"Et ya da etme küstüm işte."
"Beni dövemediğin için küsmen çok saçma."
"Ulan işkence ettin resmen bana. Az daha deliriyordum. Delirmek üzere olduğum için gülüyordum. Sana vursaydım rahatlardım belki ama olmadı. Şimdi sal beni." Salmak istemiyorum. Seviyorum kızım seni. Deliren benim. Kaşınan bir yara gibisin. Kaşırsam kanayacaksın o yüzden etrafında dolanıp duruyorum. İstediğim zaman sarılamıyorum, yanıyorum lan! Vicdan azabısın, yarasın, yangınsın. Delirttin.
" Küsmek için bir sebep değil bu. Sen de yap. Sen de bana işkence et. Ne yapmak istiyorsan yap." ne diyorum lan ben! Allahtan salak da bir halt anlamıyor. Tek tesellim. Puahahhahahs. İçimde bile onunla uğraşıyorum kafayı yedim.
"Yapamıyorum işte! Çek lan elini kolunu!"
"Kızım! Sürekli birbirimizle uğraşmıyor muyuz! Ben seni bıraksam sanki sen rahat durabileceksin! Birkaç saate için gıdıklanmaya başlar."
"Yooo." yoo ne lan! Öyle. Sinirlerim bozuldu.
"Kendin bile inanmadın. Çok saçma. Pehhh. Sinir bozucu küçük böcük." kaşlarını çattı, küçük böcüksün işte ne kızıyorsun buna bu kadar. Git aynaya bak gerçekleri gör. Arda böceğim diyince ona laf yok. Hep bana zaten bunun atarı.
"Sen.. Dün.. Dedin ya... Her şeyi bilirken yapacak mısın, beni bilirken, anlarken yapacak mısın? Sen de beni biliyorsun lan! Sen de benim her haltımı biliyorsun! Ama yapıyorsun. Bunu düşündüm baya."
"Ben taş kalpliyim bilmiyor musun?"
"O zaman bak işine." kolunu çekti. Ne diyim lan! İçimde manyak şeyler oluyor mu! İskender sana âşık olmasaydı neler derdim neler. Mum olurdun.
Özür dileyip sarılınca da sarılmıyor beni deli ediyor. Sen de kalbini kırma lan kızın. Lan kalbini kırmadım! Delirttim sadece. Ben delirdim o da delirsin bana ne lan!
Çok mu rahatsız ettim acaba? Kız sonuçta daha nahif davranmak gerek. Ben ne anlarım lan! Olum biraz düzgün davran bundan sonra. Önce benimle barışması gerek.
O önde ben arkada İskender'lerin olduğu yere kadar yürüdük. "Günaydın." dedi ikisine. Badem koluna girdi. İskender ise sakin ve kırgın bir şekilde cevap verdi. "Günaydın."
İskender Asya'ya, Asya bana trip atıyor. Ben kime trip atsam acaba? Puahahah.
Biz daha bir adım atmadan Arda bisikletiyle bize yetişti. Yanımızda durup sırıtarak Badem'i süzdü. Ensesine yapıştırdım. "Kardeşimi mi süzüyorsun lan!"
İskender de kaşlarını çatıp öfkeli bakışlarıyla Arda'yı korkuttu.
"Biz bunu niye dövmedik lan?" diye sorarak yan bakışlarımı İskender'e çevirdim.
"Ne bilim ben lan. Harbiden biz bunu niye dövmedik? O zaman her ne sebep bulmuşsak şu an mantıksız geliyor."
"Dövelim o halde." İskender'le aynı anda kollarımızı sıvadık. Kızlar hemen Arda'nın sağını solunu sardı.
"Dokunmayın sarı şekerime. Korkma bebeğim sana bir şey yapamaz onlar, izin vermem." bunları derken bir yandan da Arda'nın saçlarını okşuyordu Badem. Bizi daha çok sinirlendiriyor haberi yok.
İskender Badem'i yanına çekti. Ayrılmak zorunda kaldılar. Puahahahah. Arda'nın yakasını kavradım. Bisiklette olduğu için kaçamadı. Öylesine de olsa vurmam gerek. Yumruğumu sıktım.
Asya, Arda'nın sağından ayrılıp yakama yapıştı. "Sakın. Ona dokunursan karşında olacağımı söylemiştim."
"Ben de sana zaten hep karşımda olduğunu söylemiştim."
"Her zamankinden farklı olacağını da söylemiştim. Bana yapılanı affedebilirim ama sevdiklerime yapılanı asla." abartıyor yine. Altı üstü bir yumruk atacağım.
"Çünkü salaksın. Kendine yapılanı da affetme. Kendimi hariç tutuyorum bunu söylerken." benimle barışsın.
Öfkeyle parlayan gözlerini kıstı. Gözlerindeki ateşi seviyorum. Kalbimdeki yangın coştu. Aaah ulan. O yüzden onu sinirlendirmek güzel.
Bacağıma tekme attı. Bütün güzel şeyleri sildi süpürdü. Yüzümü buruşturdum. Geri çekilip bacağımı ovmaya koyuldum. İskender'e de aynı muameleyi yapıp Badem'i kurtardı. Yılanlığını konuşturuyor.
Badem de Arda'nın bisikletine bindi, birlikte kaçtılar. Bizim yavru çıngırak az önceki hareketiyle yetinemeyip bir eliyle benim diğeriyle İskender'in saçını kavradı. Saçımızı çekerek bizi doğrulttu.
"Lağğğğğğğğğn!"
"Asyaaa."
"Hak ettiniz. Karışmayın lan onlara. Bir daha olursa ananem gibi terlikle döverim sizi."
"Deli misin lan!" deli tabi. Niye soruyorsam. Neyse biraz çeksin saçımı, belki hıncını alıp barışır. Umduğum şeye bak amk.
"Ya sabır ya selamet!" İskender sinirlendi. İkimizin birden saçına yapışmış bir de. Bu ne cesaret. Bir şey yapamayacağımızı biliyor tabi.
İskender'in saçını bıraktı, eli saçımdan koluma kaydı. Kolumu tuttu.
"Rahatladın mı? Çektin saçımızı." bakışlarını gözlerime kaldırdı. Az önceki öfke yok, bir tık ürkmüş gibi. İkimiz de bağırdık diye mi? Korkmasın lan! "Senin yüzünden de kaçtılar zaten. Altı üstü bir yumruk atacaktık ne karışıyorsun? Küçük yılan. Neyse affediyorum."
İskender'e döndü. "Hoş olmadı tabi. Bir şey yapmayacaktık, takılıyorduk sadece. Neyse, önemli değil." dedi İskender. Ben yapacaktım.
Kolumu bırakıp İskender'in koluna girdi. İşte bu yaşamak istemeyeceğim anlardan biri. Sevgili olduklarını unutup durma.
"Dün de sana patladım, kırdıysam özür dilerim. Her ne olursak olalım dostluğumuzu unutmayalım." dost diyor hâlâ. Sevgilisiniz kızım siz. Böyle demesi benim için iyi bir şey gerçi.
İskender gülümseyip ona sarıldı. O da kollarını İskender'e sardı. Bunu da görmesem iyiydi. Kendime işkence ediyorum. Onlar hâlâ sarılırken, hızla adımlarla ilerleyerek onları geride bıraktım. Duygularımı da böyle geride bırakabilmeliyim. Bırakmak istediğim var mı sanki? İstemiyorum. Bırakmamak istiyorum. Herkesle savaşmak istiyorum onun için. Herkesle savaşmayıp onunla savaşıyorum. Kendimi imha etmek üzereyim. Belki de çok mutlu olacaklar, benim gibi bir hayvanı istemez zaten. O İskender'in incelikli sevgisine layık.
Önceden derdimi anlattığım dostlarım vardı. Artık o da yok. Eğer derdimi anlatırsam dost kalamazlar. Hiçbir şeyim yok. Hata bende. Yanlış kişiye âşık oldum. Saçlarıyla teselli olurum belki diye... Saçını bile kestim. Hata üstüne hata.
Önemsemiyormuş saçlarını. Ben önemsiyorum.
Başlicam böyle ıstıraba lan! Unut gitsin.
Unutamadım tabi. Üç derstir aynı şeyi düşünüyorum. Derse bile katlanamadığım için kalkıp sınıftan çıktım. Arkamdan sövsünler umrumda değil. Kantine indim. Hiç ses yok. Kimse yok.
Kendine gel lan! Bu ne saçmalık! Rezalet bir durumdasın! Hadi diyelim umudun yok, seni ne mutlu ediyor? Onunla uğraşmak. Evet, o yüzden barışması lazım. Bir şey yap.
Zil çalmaya yakın aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Birkaç çikolata alıp merdivenlere yöneldim. Birinci kata daha yeni çıkmıştım ki zil çaldı. Sürü gibi merdivenlerden aşağı inen insanların arasından sıyrılarak bizim dönemin katına ulaştım.
Onun sınıfına girdim. Sınıfındakilerin çoğuna ayar oluyorum. Sırasının önünde durup ayar olduklarıma göz ucuyla tek tek baktım. En uzunu ve nefret içeriklisi Yavuz'a idi. O da bana çiçek gibi bakmıyor ya.
Yumruğumu masaya vurdum. Asya hemen başını kaldırdı. "Derste de mi uyuyorsun Yavru Çıngırak? Derslerini dinle." gözlerini devirdi. Yanına oturup onu duvara sıkıştırdım. Çikolataları önüne koydum.
"Bu ne lan." dedi erkek fatma tavırlarıyla. Bana sökmez öyle şeyler.
"Neye benziyor? Brownie işte. Barışmak zorunda olduğun için aldım."
"Barışmak zorunda değilim lan. Al git." beni kovuyor şuna bak. Ulan değerimi bil lan. Bilecek tip mi var bunda? Yok.
"Kızım ne istiyorsun? Al saçımı kes sen de. Kes de ödeşelim. Barış lan benle." kendi saçlarımı çektim onun yüzünden. Çileden çıkardı beni. Süründürüyor mu yani? Bu ne lan.
Sanki yumuşar gibi oldu. O sırada yanağımı öptü Gökçe. Ne ara geldi de... Ulannn.
" Sevgilim, ne oldu canım?" bir de o var değil mi? Başıma bela ettim bunu da. Yalandan sevgili olduk diye her istediğinde beni öpebileceğini mi sanıyor?! Yalnız kalınca ayarını veririm.
"Al git Sinan. Ne varsa al götür. Gözüm görmesin." dur bi kızım Allah Allah. Çikolataları benim önüme doğru itti.
Gökçe çikolatanın birini hızla alıp paketini açtı. Isırdı. Derdi ne bu salağın? "Yemeyenin malını yerler."
Asya'nın sinirlendiğini ama kendini tuttuğunu fark edebiliyorum. Patlayacak bir gün. Biriktiriyor.
"Hepsini ye, sevgilinin zaten onlar. Çekin gidin şimdi." Ulann. Ayağa kalktım. Bu kadarı da fazla.
"Neden sinirleniyorsun? Ben ne yaptım ki? Sadece çikolatanı aldım, ha bir de sevgilimi öptüm. Sana hangisi battı?" ne diyor lan bu!
"Ne saçmalıyorsun kızım. Kes şunu." dedim bağırmamak için kendimi sıkarak.
Asya ayağa kalkıp sırasının üstüne çıktı, oradan da masaya. Sonra Gökçe'nin önüne indi. Kızın kolunu tutup döndürdü ve arkasına götürdü. Saçına yapışıp Gökçe'yi duvara bastırdı. "Ahhh napıyorsun be!" elimle ağzımı kapatıp sırıttım.
"Beni delirtme. Derdin neyse açık açık söyle. Benden hoşlanmıyorsan da muhatap olmazsın olur biter. Ama sen kaşınıyorsun. Saçma sapan konuşup gözümde sıfır olan değerini eksilere indirme. Nasıl bir şeytana dönüşeceğimi görmek istemezsin." saçını bir kez daha çekip Gökçe'yi itti. Çikolataları alıp hepsinin paketini açtı. Parçalayıp çöpe attı.
İki kız yaklaşıp Gökçe'nin nasıl olduğunu kontrol etti. "Ne yaptığını sanıyorsun?" deyip Asya'nın üstüne yürüdü biri. Asya'nın önüne geçtim.
"Saçmaladı ve yaşadığı şeyi hak etti. O yüzden uzatmayın. Sizin için kötü olur."
Fatih gelip yakama yapıştı, böyle bir şeyi bekliyordum.
"Kızları tehdit mi ediyorsun lan sen!" ne kadar gereksiz bir ayrıntı.
"Evet." dedim istifimi bozmadan. Yumruğunu sıktı, aklından geçenleri biliyorum. Bana saldırmak için aradığı o fırsatı buldu.
Asya kollarını aramıza soktu. Bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Yan bakışlarını Fatih'e çevirdi. "Mesele Gökçe'yle benim aramda üçüncü kişilerin dahil olmasına gerek yok. Herkes kendi işine baksın."
Ders zili çaldı, Fatih Asya'yı görmezden gelerek bana bakışlarıyla saldırdı. Dudaklarım kıvrıldı. Yumruklarıyla saldırsa dayak yemeyecek sanki. Kızların biri koluna girince onunla yerine gitti.
Asya'yı bunların içinde bırakıp gidecek miyim lan! Hiçbir şey olmamış gibi gidip yerine oturdu o da. Her şey boka sardı.
Kızlara, ciğerlerine işleyen ürkütücü bir bakış atıp sınıftan çıktım. Umarım ayaklarını denk alırlar. Yoksa bir şeyler yapmak zorunda kalacağım. Yazık.
Asya barıştı mı lan acaba? Her şeyi mahvetti salaklar. Salmıyorlar amk. Keyifle sürünemiyorum bile. Yanağımı da ipek lifle keselesem iyi olacak. Kirlenmiş hissediyorum. Puahahahahha.
Bu nasıl hayat lan! Öpmesini istediğim tokat atar, istemediğimin yaptığına bak. Çok boktan. Neyse sövmicem lan.
🖤
İlk iş gününde geç kalan salağa ne denir? "Asya" puahahahahh.
Yerleri paspaslıyor o yüzden. Belki de geçen gün bana küstüğü ve inatçı keçi kesilip beni uğraştırdığı içindir. İntikamın, intikamının intikamı. Başını kaldırmadan bağırdı. "Ne var!"
"Patronunum lan ben senin. Düzgün cevap ver."
"Ne var?"
"Düzgün cevaptan anladığın sadece bağırmamak mı?"
"Olum! Söyle lan! Zaten sinirliyim!"
"Geç kalmasaydın lan! Hem sen varken ben mi sileceğim yerleri? Patronum ben."
"Hay ben senin patronluğuna! İyi ki bir şey dedik."
"Kovarım lan seni. Düzgün sil orayı da, beceriksiz. Hiçbir iş de gelmiyor elinden maşallah. Kesin evde kaldın kesin."
"Sinaaaan! Elimde ne var bak, bununla döverim seni!"
"Puahahahahahahah, sen mi beni dövceksin lan. Çok komik."
"Allahım sen bana sabır verrr! Nerden bulaştıysam bu işe!"
"Bağırıp durma, huzurumu kaçırıyorsun. Huzursuzluk dikeni. Yabani ot."
"Sen nesin! Orman adamı! Gerçi Gökçe'nin eteğine falan karıştığını hiç görmedim. Bizim yanımızda ahkam kesiyordun. Yok şöyle olacak, yok böyle olacak diye." Gökçe ne alaka lan şimdi?
"Sana ne lan. Köleysen köleliğini bil."
"Bana ne lan."
"Ben de onu diyorum. Sana ne."
"Beni ilgilendirmez. Iyyyyh yani. Yanında sevgilinin dedikodusunu yapmamak için bir şey demiyorum. Yoksa neler derdim neler."
"Söyle söyle çekinme. Merak etme bu yüzden kovmam seni. Puahahah."
"Ulan sanki senden çekineceğim de."
"Konuş lan o zaman."
"Amma da meraklısın. Âşıksın diye savunursun falan cinnet geçiririm. Gerek yok."
"Lan söyle diyorum! Konuş! Çıldırtma beni! Savunmayacağım onu!"
"Lan he he. Âşıksın nasıl savunmayacaksın?" delireceğim.
"Aşk çok da önemli bir şey değil kızım."
Anlam veremeyen bakışlar attı. Sonra yüzünü buruşturup işine odaklandı. Konuş dedik ya ondan konuşmuyor kesin. Konuşma diyelim bakalım.
"Onun hakkında bana bir şey söylemeye cesaretin yok belli oldu. Bu kadar korkma."
"Ne korkması lan! İkinizi de pestil ederim. Tipiniz hoş içiniz boş. Ukala şeytanlar."
"Bana ne laf atıyorsun lan! Her şeyim hoş, sen ne anlarsın."
"Güzelsiniz diye havanızdan geçilmiyor. Bir de dersleriniz iyi. Başka neyiniz var sanki. Bir kendini beğenmişlikler bir büyüklenmeler. Al birini vur ötekine. Biz de biliriz sürekli kendimizi övmeyi ama yapmıyoruz. O yüzden birbirinize göresiniz işte. Durup durup insanlara laf sokmak ikinizin de huyu. Kurnaz şeytanlar. Ama çok değerli bir duygudan mahrumsunuz. İsterseniz kendinize âşık olun bu gerçeği değiştiremezsiniz." Saydırdı mübarek. Neyse bedelini ödetirim.
" Neymiş o duygu?"
" İnsanlık." ulann.
"Ne diyorsun lan sen?" eskisi gibi sürekli bağıramıyorum. Korkar falan, korkmasın.
"Gayet güzel duydun bence." duydum da duymamam gerekirdi gerizekalı.
"Kapa çeneni de işini yap. Yılan yavrusu." küçük yavru bir yılan aman ne de tatlı. Süt yılanı. Ahahahahah.
"Yok.. Akıl yok bende. Akıl olsa burada ne işim var? Kendim kaşındım. Gidiyom lan ben, bırakıyom işi." mopu kovaya soktu ellerini birbirine çarptı tozunu silkermiş gibi.
"Bence de akıl yok. Dün akşam imzaladığımız anlaşmayı ne çabuk unuttun. Bırakıyormuş pehhh."
"Öylesine bir kâğıt lan o."
"O kâğıtta istifa edemeyeceğin yazıyor."
"Öyle bir şey yazmıyor. Düzgünce, beraber çalışacağımız, sorun çıkarmayacağımız yazıyordu."
"Kâğıdı getittirtme bana. Gerçi getirmeme gerek yok fotoğrafını çekmiştim."
"Bakalım. Bakalım da görelim." kovayı gizli bölmeye götürüp yanıma geldi. "Göster lan." ah safım benim. Kâğıda yeni maddeler ekleyebileceğimi düşünemiyor mu? Daha kaç kere kandıracağım onu. Yine de bana inanıyor. Puahahahhahahahahah.
Anlaşmanın fotoğrafını açıp ona gösterdim. Telefonu eline almak istedi, geri çektim. "Böyle bak."
"Göremiyorum salak."
"Kör müsün lan? Salak olan sensin."
"İlla çıldırtacaksın değil mi beni!"
"Ben bir şey yapmıyorum kızım." sadece biraz uğraşıyorum. Uğraşmayınca gıcık tutuyor. Ne yapayım patlayım mı? Sevgimi böyle gösteriyorum. Gösteremiyorum... Bu göstermek olmuyor belki de. Kafayı sıyırmamam lazım. O sıyırsın. Puahahahahhaha.
"Düzgün göster lan o zaman!"
Telefonu gözüne soktum. Bu sefer de gözlerini kısarak okumaya çalıştı. Kör mü lan yoksa harbiden? "Kızım düzgün okusana kör müsün?"
"Ben telefonu aşırı karanlık kullanıyorum, senin parlaklığın fazla geldi."
"Gör diye açmıştım halbuki."
"Lağğnnn bu madde burada yoktu!"
"Nasıl yoktu? Varmış işte. İmzalarken okumamışsın." puahahahhaha
"Sinaaaan! Bu ne lan! Kölelik sözleşmesi gibi." seni salamam.
"Şartları gayet iyi bence."
Nefes verdi. Tabureye oturdu. "Bağırıp çağırmayacak mısın?" diye sordum.
"Kim takar lan uyduruk bir sözleşmeyi. İstediğimi yaparım bana ne."
"Yok yağğğ. Ben ne dersem onu yapacaksın. Yoksa ne diye patronum ben."
"Ya Sinan, ne istiyorsun benden?"
"Anlaşmaya uymanı."
"Değiştirmeseydin uyardım." O zaman eğlenceli olmaz.
"Kalk içecek bir şey getir, boğazım kurudu."
Yok artık diyen bakışlarıyla sırıttım. "Yerleri silen benim, oturduğun yerden nasıl boğazın kurudu?"
"Bunun nasıl gerçekleştiğini açıklamak zorunda değilim. Kalk lan!"
"Kalk git al lan senle mi uğraşacağım!"
"Gerizekalı, ben almaya gitsem bile kalkmak zorunda kalacaksın. Yolumda oturuyorsun. O yüzden iki işe gerek yok, git getir."
"Bana ne. Kölen miyim lan senin. Kuru kalsın boğazın."
"Kovulmak mı istiyorsun?"
"Beni kovmayacağını biliyorum."
"Allah Allah nereden biliyorsun? Kovarım lan istesem."
"İşte, istemiyorsun. Beni düşündüğün için iş teklifi yaptın. O yüzden kovamazsın."
"Çözmüşsün, aferin. O halde işleri kolaylaştır ve dediğimi yap."
"Sinan.." hafif kaşlarını çattı, masumane bir bakışla yapma demek istedi sanırım. Ondan etkinlendiğim için bu bakışa dayanabileceğimi sanmıyorum. Bu bir hata, ya da virüs yazılım. Ele geçirilmek beni deli ediyor. Kaybetmeyi hazmedemem ben. Kaybetmem ben, yarışmak istemem bazen. Fakat yarışmak da istiyorum, yapmıyorum. Doğru olmadığını bildiğim için. Sevmediğim doğrulara mecburum.
Yanlış kişiyim. Belki de değilim. İskender'in, Asya için doğru kişi olduğuna eskisi kadar emin değilim. Ben daha deli severim Yavru Çıngırağı. Deli sevilmeli.
Tarafsız olamayacağım için bu konuyu düşünmeye lüzum yok. Önüme döndüm. Yine çaresizim amk. Bütün dünyayı geçtim kader bile bana düşman. Asya'yla uğraşmayınca yalnızlığımı hatırlıyorum. Eskisinden de yalnız oluşumu...
Hep kaybeden bendim, asla kaybetmem desem de. Annem olmak istemeyen o kadını, farkına geç vardığım aşkımı, ihanet etmek istemediğim dostumu... Düşünme amk! Düşünme!
Çilekli linki önüme koyduğunda içimdeki savaştan sıyrıldım. "Gara guzulara da uygun bir içecek herhalde."
"Sen yapınca olmuyor kızım."
"Aman be. Beğenmezsen beğenme." oturup kendi içeceğini açtı. "Bir sıkıntın mı var? Anlat çözelim."
"Sıkıntı beni görünce eyvallah abi deyip kendi yoluna gidiyor."
"Ahahah. Sen daha büyük bir sıkıntısın çünkü." gülümsetti. Bazı şeyler artık benim kontrolümde değil.
"Rahat dur yavru yılan, yaramazlık yapma."
"Yapasım geliyorsa ne yapayım?" yap yap tutma kendini. Sen tutarsan, ben tutarsam patlamamız denk gelirse kıyamet kopabilir.
Saçlarını karıştırıp acıtmadan kafasına vurdum. Kendimce seviyorum, belli etmeden. Benim tarzım bu lan. Kasanın üstüne koymuş olduğu kitabı alıp bana doğru savurdu. Reflekslerim hızlı olmasa telef edecek beni. Yakaladığım kitabı eski yerine koydum. Matematik kitabıyla gelmiş, güya ders çalışacak. Salmam ki.
"Bişey isticem." dedi çocuksu bir tavırla. Bana mı öyle geliyor yoksa? Dur lan delirme.
"Söyle."
Utana sıkıla sırıttı. "Diyemiyorum." ölecem lan bunun yüzünden. Hemen bu tatlılığı bozmam lazım.
Elimi yüzüne bastırıp hafiften ittim. "Söyle lan seni mi beklicem! Salak salak gülüyor bir de."
Kollarını kendine sardı. Böyle de tatlı. Ulan delireceğim. "Kalk bir işe yara. Bir şey yap. Çok oturdun." kovayım ben de.
Kaşlarını çattı, beni öfkeyle süzüp kitabını açtı. Gıcık dedi bence, içinden ne geçtiğini bilmesem de öyle demiş gibi sanki.
Kitabını önünden çektim. "Önce söyle. Ne isteyeceksin?"
Geri çekti kitabını."Söylemicem."
"Lan söyle!"
Omuz silkti. Kolumu omzuna atıp kendime doğru çektim onu. Bana baktı alttan alttan. Hem kısa hem tabureye oturmuş. Puhahahah. "Beni uğraştırma da söyle kızım."
"Bana ne. Sinirimi bozmasaydın." ama sarıyor.
"Söylemezsen gıdıklarım." yöntemi bulmuşum.
"Bıktığğğm!" kolumu itip kendini kurtardı.
Yaşamaya seninle katlanırım ben. Bu bakkala, o eve... Her yer eskisinden daha katlanılabilir. "Söyle lann."
"Şey.. Avans isteyecektim." lan bunun için mi tuhaf tuhaf hallere giriyordu?
"Neden? Acil bir ihtiyacın mı var?" paraya her zaman ihtiyacı olur insanın ancak onun ne yapacağını merak ediyorum.
"İskender'in doğum günü yaklaşıyor, hediye almam gerekiyor." doğru, sevgilisini hediyesiz mi bırakacak.
Başımı salladım, keyfim kaçtı. "Ne alacaksın? Düşündün mü?" bana verdiği hediye bile o kadar anlamlıyken sevgilisine vereceği şey kim bilir nasıldır.
"Kararsızım. En çok kitap okumayı seviyor ama benim aldığım kitapları beğeneceğini düşünmüyorum. Kıyafet alsam çok sıradan olabilir. Aslında çok param olsa daktilo alırdım. İlla kullanması için değil de yazar ya dekor olarak kullanır. Gönül öyle ister ama sanırım başka bir şeyler düşünmem gerekiyor." güzel fikir, zeki kız.
Üzülsem de..."İstediğin hediyeyi al, ben sana yardım ederim. Antika daktilolar pahalı diye biliyorum. Uygun olanlar da var." kendimi tanıyamıyorum. Bu ben miyim?
O da beni tanıyamıyor olmalı. Bakışlarında şaşkınlık var. "Haklısın. İlla antika olmasına gerek yok. O hediye yaşımı aşar."
"Sipariş verelim istersen. Anca gelir." telefonumu ceketimin cebinden alıp siteye girdim. Bana yaklaştı. Ona bakmaktan yazamadım bir süre. Duygularımın bu kadar ilerlemesi benim suçum değil. Onun suçu. Evet evet onun suçu. Yapmaması gerekeni yaptı. Kalbime girdi.
" Bu nasıl? Fiyatı da iyi."
"Güzelmiş. Biraz daha bakalım, daha güzelini bulamazsak bunu alırım."
"Öyle olsun bakalım." Çıldıracağım. Yangınım var. Öhhöm. Kendine gel lan.
Daha güzelini bulamayınca ilk beğendiğimize geri döndük. "Alayım bunu ben." dedi.
"Sipariş ediyorum öyleyse."
"Tamam. Aaa.. Şey. Not da yazalım. Ekleyelim yani. Yazayım ben." not mu? Ne yazacak lann?
"Söyle, yazayım." alışkınım ben zaten onların aşkını yazmaya. Benim kontrolümde olsun bari.
"Ne desem ki? Şey yaz. Öhhöm öhhöm." gülümsedi. "Sevgili İsko, iyi ki doğdun."
"Çok yaratıcı gerçekten." kaşınma olum.
"Yav daha bitmedi."
"Çabuk ol lan."
"Üfff bir dur."
"Söyle sen de."
"Böyle yaptığında düşünemiyorum."
"Normal şartlarda düşünebiliyor muydun?"
"Offff!"
"Bağırma kulağımın dibinde."
"Bağırtma o zaman."
"Ben bir şey yapmıyorum kızım. Sen bağırmaya yer arıyorsun."
"Yok artık. Bir şey yapmıyor musun? Beni deli ediyorsun."
"Güzel."
"Güzel mi? Şaka mısın?"
"Söyleyecek misin? Yoksa siparişi onaylayım mı?"
"Söylemicem, onayla."
"Salak mısın kızım? Ne söyleyeceksen söyle."
"Hep aynı şey."
"Doğru. Biz de böyleyiz yapacak bir şey yok."
"Galiba."
"Söyle şimdi."
"Fikir ver. Sen sevgiline ne yazardın?"
"Ben not yazmam. Bence gereksiz."
"Niyeymiş?"
"Saçma işte. Bir insanın yüzüne söyleyemediklerimi neden yazayım ki?"
"Yüzüne söyleyebildiklerini yaz. Sevgiline illa ki güzel bir şeyler söylüyorsundur. Yoksa bu kadar kız seninle çıkmazdı."
"Yazmak istemiyorum kızım. Allah Allah. Ben öyle abuk subuk romantik güllü dallı şeylerden anlamam. Belki bir hatun bana öyle şeyler yaparsa ben de ona yaparım."
"Hımm."
"Söyle de devamını yazayım."
"Boşver."
"Söyle lan."
"Boşver."
"Asyaaa."
"İlhamımı kaçırdın. Ne söyleyebilirim?"
"Hislerini."
"Hislerim saçma sapan."
"Değil lan. Salak mısın?"
"Öyle."
"Dalga geçmeyeceğim. Söyle kızııım."
"I ıh."
"Keçi misin kızım?!"
"Söylemek istemiyorum Allah Allah."
"İnadından öleceksin."
"Sinirimi bozmasaydın."
"Ulann. Söylemezsen söyleme lan. Ben de uydurur uydurur yazarım."
"Lannnn saçmalama."
"Nihahahahahahah."
"Sinaaaaaan!" puahahahhaa. Delir delir.
"Bağırma dedim kulağımın dibinde."
"Bağırtma dedim ben de."
"Sana ne lan. İstediğimi yaparım."
"Yapamazsın."
"Yaparım kızım."
"Yapamazsıııın."
"Yaparım." dudağımın bir kısmını kıvırdım. Dik dik bana bakıyor, ben de baygın bakışlarımla onu küçümsüyor gibi gözüküyorum.
"Yapamazsınn."
"Yaparım."
"Dayak yersin."
"İmkansız."
"Saldırırım görürsün."
"Saldırsan bile dövemeyeceksin. Boşuna kendini yorma, yavru yılan." çok sinirlendi, gözleri yine değişik hallere girdi. Yanıp sönen lamba gibi. Puahahhahshshshahah. Alt dudağını ısırdı. Bir şey yapmayacağını düşündüğüm için rahattım, fakat rahat durmadı. Başını geriye doğru çekti hafif sonra ağzıma kafa attı. "Ahhhhh! Ulan! Manyak!" elimi dudağıma götürdüm. Dişim dudağımı kanattığı için parmaklarıma kan bulaştı. Yüzümü buruşturdum. Öfkeli bakışlarımı gözlerine kenetledim. Pişman bakıyordu. Yapıyor yapıyor sonra pişman oluyor.
Aynı ben.
"İyi misin?"
"Soruyor musun bir de!"
"Hak ettin!"
"Ya sabırr!! Kızım madem rahat durmuyorsun sus!"
Küskün bakışlarla kalktı. Bir peçete alıp bana uzattı. "Kanıyor."
Peçeteyi aldım ve dudağıma bastırdım. O böyle pişmanken biraz bu durumu kullansam mı? Puhahahahaha. Neden olmasın?
"Rahatsızsın kızım sen. Kanında var delilik. Güvenip yanaşılmaz sana. Hep bir şüpheyle bakmak gerek."
"Acıyor mu?"
"Sence!"
"Özür dilerim." nasıl da pişman ve şefkat dolu bakıyor. Dur sen duurr süründüreceğim seni.
"Affetmeemm. Çok olmaya başladın." siparişi tamamladım bundan sonra bir şey söylese de yazmayacağım için.
"Ama sinirlenmiştim. Özür diledim ya."
"Affetmem. Ağzımı kırdın salak."
Kasaya yaslanıp çenemi kavradı. "Bakayım." öpsen bile geçmez. Daha çok kanar. Ruhum kanar kanar, sonra sana akar.
Coşma olum. Kendine gel. Delirdim lan. Puahahahshshaha. Dayanamayıp kahkaha attım ve sandalyemi geriye kaydırdım. Eli çenemden kaydı. Ne olduğunu kavrayamadı.
Bana her yaklaştığında böyle uzaklaşmasam ortalık yanacak. Sevgilisi olmasa yakardım düşünmeden. Bu durumda rahat durmak gerek. "Seni affetmemi ve işe yaramayı istiyorsan sırtıma masaj yap. Dudağıma bir faydan olacağını sanmıyorum."
"Niye güldün tuhaf tuhaf?"
"Sinirden. Başka niye güleceğim lan?!"
"Başka bir şey iste. Masaj da bir işe yaramaz."
"Sen de başka bir işe yaramıyorsun."
Oflayarak tabureye oturdu. Yine kitabını açtı. Sorulara odaklandı. Benimle ilgilenmemesi hiç hoş değil. Ben buradayım ve ilgisini çekmiyorum. Bu da suç. Tutuklayın şu kızı. İşlemediği suç yok. Ahh ahh.
Onu izlerim ben de. Uzamış saçları, omzuna geliyor. Sadece tarayıp çıkıyor. Güzel görünmek için bir çabası yok. Süsü yok, sade ve solgun yüzü. Gülümsemesi bir renk onun. Gülümsediğinde üst dudağı inceliyor. Bu onu bebeksi gösteriyor. Burnu ve burun delikleri o kadar küçük ki nasıl nefes aldığını düşünüyorum bazen. Herkesin öyle kolayca sahip olabileceği bir burun değil bu. Şanslı. Ölçülü ve minik bir burna sahip olmak bir lütuf olmalı. Yanakları... Elim onlara değmek istiyor. Yumuşak şey desem de sıkı ve pürüzsüzler.
Gözlerinde çok şey var. Duyguları onlardan anlaşılıyor. Gizleyemiyor. Bir şey söylemese bile anlıyorum. Bu hoşuma gidiyor. Yapma çiçek değil o, yaban çiçeği. Şefkati de öfkesi de aşırı. Doruklarda yaşıyor hislerini.
Ben de zirvede yaşıyorum bazılarını. Benzeşiyoruz. Fakat ben istediğim kadarını belli ediyorum.
Gözlerin diyorum, içlerinde yanan ateş ben miyim? Bana öfkeyle bakman bile hoş. Kırmızı kırmızı bana bak.
Birini sevmek niye mal ediyor lan insanı! Asya'yı sevmeden önceki halim benimle dalga geçiyor. Mal oldum ama biraz da akıllandım. Uslandım. Puahahahahha.
Sevgimi göstermeyi sevmeyen ben onu deli gibi sevmek istiyorum. Her yönden imkansız olan bu şey için nereye kadar dayanacağım bilmiyorum. Dayanamadığım an defolup gitmem gerekecek. Her şeyi mahvetmemek için... Benim gibi olmamalı bu defa.
Sinirle kitabı kafasına vurdu. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Benim varlığımı hatırlayınca göz ucuyla bana baktı. Kahkaha attım. Göz devirerek yüzünü buruşturdu.
"Kafan güzel herhalde."
"Anlamadığım için sinirlenmiş olamaz mıyım?"
"Olabilirsin."
Bana herhangi bir cevap veremeden dükkâna tanımadığı dayısı geldi. Kasaya doğru yaklaşıp ikimizi süzdükten sonra bakışlarını Asya'ya sabitledi.
"Biraz konuşalım mı?"
"Ne konuşacağız?" diye sordu Asya. Tuhaf hissettiğine eminim.
"Arkadaşın biraz uzaklaşabilirse iyi olur." Allah Allah dayı mayı anlamam yine saldırırım lan.
"Gerek yok, o yabancı değil." Aferin lan yavru çıngırak.
"Annemle benim için konuşabilir misin? Sen yumuşatabilirsin bence onu."
"Anneannemin yanına on kere geldin, bağışlamadıysa bir bildiği vardır. O yüzden ben dahil olmasam iyi olur." mantıklı konuşuyor bugün. Şaşırtıcı. Puhahaha.
"Pişmanım, yaptığımda da pişmandım. Bir hata ettim ve mecbur kaldım. Borcum vardı. Gelmeye yüzüm yoktu ama... Ölüm gelmeden aileme geri döneyim dedim. Tamamen kaybetmeden önce kendimi affettireyim. En kötü helallik alıp giderim dedim. Aldığım paranın değerini geri getirdim. Bana yardım etsen , en azından bir kere konuşsan... " Asya'nın vicdanı sazı eline aldı ve Asya yardım edecek muhtemelen.
Ofladı. "Doğru söylediğine nasıl emin olabilirim? Ya yine anneannemi kandırıp gidersen." hımmm, düşünebiliyor.
"Biliyorum güvenilmez biri olarak tanıdın beni ama yemin ederim ki pişmanım."
"Biraz düşüneyim bu konuyu."
"Peki." cüzdanından bir kart çıkarıp Asya'ya uzattı. "Bana bu numaradan ulaşabilirsin."
Asya kartı alıp başını salladı. Herif gülümseyerek bakkaldan çıktı. Hemen karta baktım. Adamın araba yıkama yeri varmış.
"Ne yapmalıyım sence?" kararsız bakışlarına kaldırdım bakışlarımı.
"Benim söylediğimin bir ederi olacak mı? Yoksa bildiğini mi okuyacaksın?"
"Fikir versen iyi olur. Belki ben her şeyi net göremiyorumdur. Hem sen kurnaz birisin, anlamışsındır bence onun niyetini."
"Ben olsam yardım etmezdim. Kendi yediği haltı kendi düzeltsin. Fakat yalan söylüyor gibi gelmedi bana."
"Samimi yani?"
"Bilemem. Bir yamukluk sezmedim sadece. Ama dediğim gibi ben olsam yardım etmezdim." Ama sen kesin yardım edeceksin. Melek değilsin ama tam yılan da değilsin. Yavru yılansın.
"O zaman canla başla yardım etmem ama anneanneme bahsederim bu konudan. Azıcık yardım ederim." biliyorum seni.
"Sen bilirsin."
Gülümser gibi oldu. Son anda vazgeçip kitabına döndü. En azından içinden gülümsemek geçtiğini anladım. Puhahaha.
Telefonumu ses bombasına bağlayıp müzik listemdeki en damar şarkılardan birini açtım. Sinir olsun biraz. Ona bakmıyorum fakat yan bakışlarının üzerimde olduğundan eminim. Keyifle gülümsedim. Patronlara layık sandalyeme yaslandım.
"Ne anlıyorsun şu müzikten? Yani bazıları gerçekten güzel ama..."
"Sen ne anlarsın lan."
Nefes verdi. Kitabı alıp kafama vurmaz herhalde. Bundan her şeyi beklerim. Az önce ağzıma kafa atmış manyağın teki sonuçta. Ben manyak seviyorum abi. Misal ben başka bir kızın böyle...
Ensesine vurdum.
Ensesine vursam o kız üç gün kalmaz yanımda. Ama Asya hemen saldırıya geçiyor.
Yakama yapıştı şu an. "Lan bir dur bir duuur!" Ahahahah.
Fakat garipsemiyor. Uyumlu, anlatabiliyor muyum yani. Oyuna oyun, savaşa savaş. Bileklerini tuttum. Gözlerimiz buluştu. Şeytan bugün başımda çok konuşuyor. Ben de isterim onu dinlemeyi. O şeytan coşkulu ruhum da olabilir. Bu konuda net bir şey söyleyemem.
Bizi gıcık bir boğaz temizleme sesi ayırdı. Bu kızı sevmiyordum, şimdi nefret ediyorum. Gökçe imalı bakışlarıyla önümüze kadar geldi. "Sevgilim, geldiğime sevinmemiş gibi bakıyorsun. Keşke dünkü mesajımı cevaplasaydın aşkım." şimdi ben böyle gıcık gıcık konuşuyor diye def etsem bunu hani âşıktın diye başımı tırmalarlar. Bu kızın beynimi s*kmesinden daha iyi bir seçenek gibi. Asya'ya olan aşkımı maskeliyorum onunla. Müziği kapattım. Günüm bokluğa doğru ilerliyor.
Asya taburesini ve kitabını alıp karşı rafların oraya gitti. Bizle alaka kurmak istemiyor. Ben de bizimle alaka kurmak istemiyorum. Biz diye bir şey olmaması gerekir.
Gökçe taburenin birini yanıma yaklaştırdı ve oturdu. Millete hava atmak için benimle sevgili olmuşken bu tavırları niye? Umarım bana âşık falan olmamıştır. Birkaç ay sonra sıkıldım deyip ayrılacağım. Bizimkilere de âşık olduğumu sanmışım derim. O zamana kadar belki Asya İskender'e âşık olur ve onunla tamamen bağımı koparırım.
Söylediklerim hiç hoş şeyler değil. Kendimi soktuğum bu lanet durumdan bir şekilde kurtulmam gerek.
Elimi tutmaya kalktı, elimi çektim. Bakışlarımdan korkarak geri çekildi. "Niye geldin?" öfkeli bir sessizlikle sordum.
"Gelemez miyim? Sonuçta biz sevgiliyiz." fısıltıyla cevapladı.
"O vakit sınırını aşma. Elimi de ipek keseyle keseletme bana." söylediğime incinmedi bile. Önüne döndü.
Elini çabuk tut Asya. Ya âşık ol İskender'e ya da bir mucize olsun. Neyin mucizesini bekliyorsun olum. Her şey çoktan bitti.
Asıl arabesk şimdi giderdi.
Yok yok, müziğim kirlenmesin bu anlamsız zaman dilimiyle.
"Gardaşlarığğğğğm!" Arda her zamanki enerjisiyle içeriye damladı. Arkasından İskender ve Badem bakkala girdi.
"Selaaam." dedi Badem rahat bir tavırla. İskender sadece gülümsedi.
"Hoş geldiniz." onlara karşı bin kat daha sevecen Asya.
"Hoş bulduk." İskender tabure alıp Asya'nın yanına gitti. Bakışlarımı diğerlerine çevirdim. Onların aşkını seyretmek istemiyorum. Son tabureye Badem oturdu. Arda isyankâr bakışlarla boşluğu işaret etti.
"Bana yer kalmadığğğğğ."
"Boş kartonlar var arkada al onlardan otur yere. Puahahhahah. Zaten yamuk çırağım yeni sildi yerleri. Ya da yok sen sakın yere oturma. Normalde abdest tutturamıyorsun yere oturursan evi falan havaya uçurursun." Arda'yla dalga geçmeme rağmen Arda'dan başkası gülmedi.
" Nereye oturayım? Yazık banaaağğğ."
" Ayakta dur. Puahhahahaha." gülüşüm gözlerimin İskender ve Asya'ya değmesiyle silindi. Kitaba bir şeyler çizip gülüyorlar.
Mucize değil katliam oldu. Arda'ya dönüp ayaklandım. "Gel benim yerime otur." şaşırdı. "Patronluk yap biraz." kasanın arkasından çıktım.
Arda neşeyle yerime geçti. "Sen nereye?" diye sordu Badem.
"İşim var. Çırağa dikkat edin, devirmesin camı çamı."
"Sabırrrrrr." tepkilerine kayıtsız kalamıyor dudaklarım, yine kıvrıldılar.
"Yakala." anahtarı ona fırlattım. Gözleri telaşla büyüse de anahtarı yakaladı.
"Ne işin var?" aşkınızdan bunaldım.
"Bir şey almam gerek, sen bilirsin."
"Hımm tamam. Gidebilirsin." çırak patronuna izin veriyor işe bak.
"Hadi eyvallah." gerisine bakmadan ceketimi aldım ve çıktım. Aklıma bir şarkı geliyor fakat neyse. Biraz kafa dinlesem iyi olacak.
Arkamdan gelip bana yetişti Gökçe. "Nereye gidiyorsun? O anlıyor ama biz bilmiyoruz. Çok tuhafsınız gerçekten."
"Neyi tuhaf lan! İskender'e hediye almam gerek, orada söyleyemezdim." sana ne demeliydim.
"İskender'in doğum günü mü?"
"Yakın zamanda işte. Sorma bir şey daha fazla. İşim gücüm var. Sal lan beni. Kendine bir hayat bul. Sevgili olduk diye her dakika yan yana mı olacağız? Bunaldım. Çağırmadan da gelme."
"Hayvan herif. Yat kalk sana katlandığıma şükret. Hııh." trip atıp gitti. Şükür.
Bütün dünyaya sövecek kadar öfkem var. Bakmayın öfkem kendime.
Kötüyüm ve her zaman öyle olacağım. Sevilmeyi hak ettiğim de KOCAMAN BİR YALANN!
Nefes aldığım her an için pişmanım. Beni doğuran sonra kaybolan o kadının olmadığı mezarına koştum. Herkesin tekmeleyecek bir yerleri olmalı! TEŞEKKÜR EDERİM ANNE! Ya da baba mı demeliyim? Mezarla beni kandıran o. Sevdiğim kızın annesiyle evlenen o!
Bunların hepsinin suçlusu kader. Evet kader. Neden? Neden! Madem babam evlenecekti annesiyle, neden âşık oldum? Madem âşık olacaktım neden..?
Mezarın yanına çöktüm. Neden dostumla aynı kişiyi sevdim? Neden onların arasını yaptım! Neden şimdi seyrediyorum!
Hata üstüne hata. Bütün yanlışların sorumlusu benim. Şu an kalbim ruhuma batıyorsa sorumlusu benim!
Ağlayarak mezarın üstüne kapandım. Onca şeyin arasında bana kalan yine HİÇ. Sığındığım yer bile BOŞ. Artık omzumu sıvazlayan bir dostum YOK. Yaptığım hatayı bilse hiç olmaz.
Bari annem sevseydi. Herkes geçer gider ama anneler gitmemeli. Gitmemeli! Öyle kolayca nasıl bırakıp gittin beni! Herkes ölür de yavrusunu bırakmaz. Sen ölmüş gibi yaptın.
Neden yaptınız bunu bana? "Neden! Neden! Neden!" kalkıp mezar taşına bir tekme savurdum. Bu sefer yamuldu. "Nefret ediyorum hepinizden!" bir tekme daha...
Taşı kavrayıp yerinden söktüm.
"Napıyorsun evlat!" hızlı adımlarla yanıma geldi bekçi.
Taşı mezarın üstüne attım. "Bu mezar boş! Hakkını veriyorum!" öfkeme karıştı gerizekalı göz yaşları. Dişlerimi sıktım.
Omuzlarımdan beni kavrayıp yüzüme baktı. "Sakin ol evlat boş da olsa mezarın ne suçu var?"
"Hah evet, bütün suç benim! Kendimi söküp atamıyorum ya mezarı söktüm!"
"Kendini söküp atsan ne olacak? Geçecek mi sanıyorsun? Gel biraz konuşalım seninle."
"Ne konuşacağız dayı zaten delirmenin eşiğine gelmişim. Görmemiş gibi yapıp gitsen..."
"Olur mu öyle? Gördüm çoktan. Geçip gidemem. Gel benimle şöyle."
Elimin tersiyle göz yaşlarımı silip bekçiyle ilerledim. Mezarlığın çıkışında bıraktığı arabasına yaklaştık. Bana bir şişe su uzattı. İki katlanır tabure çıkarıp yere koydu. Oturduk karşılıklı.
" Anlat bakalım evlat, seni bu hâle ne getirdi?"
" Neyi anlatayım dayı? Anlatsam ne değişecek?"
Yanık teninin üstündeki kısa beyaz sakallarını sıvazladı. Saçları tam beyazlamamış. Gözlerinin rengi puslanmış, yaşından ötürü belki. "Değişmese de rahatlarsın. Merak etme iyi sır saklarım."
" Sır değil. Önceden öyleydi. Annem öldü biliyordum meğer terk edip gitmiş. O mezar da beni kandırmak içinmiş." sırtımı sıvazladı.
"Onun hatasını neden kendine yüklüyorsun? Kendini sökmek yerine daha sıkı tutunmalısın kendine."
"Kusura bakma dayı ama bok gibi bir insanım. Benim de hatam var."
"Hatasız kul olmaz evladım."
"Benim hatam büyük bir hata."
"Adam mı öldürdün?"
"Hayır."
"Kul hakkı mı yedin?"
"Şüpheli."
"Neymiş hatan?"
Söyle lan zaten başka anlatabileceğin biri yok. "Birini sevdim."
"Oo sevmek hiç hata olur mu?"
"Dostumun sevdiği kişiyi sevdim. Hata olan bu. Hatta babamın evlendiği kadının kızı o. Bunu normalleştirebileceğini sanmıyorum."
Ensemi kavrayıp sıktı. "Zor bir meseleye benziyor. Fakat sevmek bu durumda bile hata olamaz. İçten içe sevmenin ne zararı olur ki? Sabret evlat, sınırını koruduğun sürece hiç bir şey olmaz Allahın izniyle."
"Deliriyorum. Dayanamıyorum. Tutunabilecek hiçbir şeyim yok."
"Vardır belki de. Kendini yokla biraz."
"O kız beni sevmez. Sevse de olmaz. İmkansızız biz. Sırf bu yüzden aralarını yaptım. Tabi bir de kendime engel olabilmek için biraz. Tüm doğrular ikisine çıkıyor, tüm yanlışlar da bana."
"Yaşınız daha küçük, neler olur neler neler değişir bilemezsin. Kendini bu kadar hırpalama."
Nefes verdim. "Sağ ol dayı. Elimden geleni yaparım."
Gülümseyerek sırtıma vurdu. "Hadi hadi su iç. Açılırsın biraz."
Geçmedi tabi hislerim, öfkem. Birine anlatabilmek rahatlattı biraz. Numarasını aldım Ümit amcanın. Yine sıkışırsam muhabbete gelirim diye.
Umutla beklemiyorum hiçbir şeyi. Sonra umutlarım kırılmasın diye değil. Umutlu bir insan olamayacak kadar gerçeklerin farkındayım.
Sevmek benim neyime. Sevgiyle işim yok benim. Beni Asya bozdu. Ulan Asya. Sakın elime düşme. Sakın.
🖤
Herkes gitti, kapanışa kadar sadece İskender benimle kaldı. Şimdi bakkalı kilitledim, eve dönme vakti. Hava karardı, yemekten sonra Güven Bey gelecek dükkâna.
İskender kolunun altına çekti beni. Eve kadar götürecek muhtemelen. Ev arka tarafta olsa bile...
"Nasıldı ilk günün?"
"İlk günüm sayılmaz aslında daha önce de bakmıştım buraya."
"Doğru."
Güldüm. "Güzeldi, ders de çalışabildim sayende."
"Anlamadığın bir şey olursa yine sorabilirsin." dedi gülümseyerek.
"Sorarım. Şimdilik matematiğe ara vermek istiyorum. Yarın fizik çalışacağım."
"Fizik sorun varsa da yardımcı olurum."
Gülerek konuştum "Anlamadığın bir şey var mı?"
"Var. Yemek yapmak, kadınlar ve senin neden bu kadar tatlı olduğun." yürüdü bana, kaçasım geldi. Ahahah. Ağğğ yazık bana. Niye böyle bir insanım? Nedeğğğn?
"Kadınların neyini anlamıyorsun? Gerçi ben de erkekleri anlamıyorum."
"Sen erkeklerin neyini anlamıyorsun?"
"Bilmiyorum. Toptan anlamıyorum."
"Birbirimizi daha yakından tanıyınca anlarsın belki."
"Yok, yine anlamam. Sonuçta zihninizi bilmiyorum. Görüş açınızı, düşüncelerinizi... Yazdığın kitabı da okumama rağmen böyle düşünüyorum." sonuçta bilmediğimiz noktalar var. Zihin okusam bile ön yargılarımı bırakmam, o derece manyağım.
"Sen benim için daha büyük bir sırsın. En azından yazdıklarımı okuyorsun, benim öyle bir şansım yok."
"Benim içimle dışım pek farklı değil. Sadece sevmediğim ve tanımadığım insalara kapalıyım. Hakkında güzel şeyler düşünüyorum merak etme. Sen benim için çok değerlisin. Sadece aşk konusunda eksiğim. O da rol yapmayı sevmediğimden. Yani sürekli bunu söyleme sebebim de yapmacık olmak istememek." evin bahçesine girdik.
" Teşekkür ederim Asya. Benim için çabalıyorsun. Kaçıp gidersin sanmıştım başta. Beni görmek istemezsin, arkadaşlığımızı da bitirirsin sanmıştım."
Tarçın bize doğru geldi. Ciddi bir meseleyi konuştuğumuz için onunla ilgilenemedim. "Ben de baştan beri arkadaşlığımızın bitmesinden korkuyorum. Neden kaçayım ki? Daha önce de çok kere dediğim gibi, dostluğun benim için değerli." Böyle yapmak istemedim belki ama bu dediklerim doğru. Kendimi de düşünerek hareket etmek istemiştim, Sinan'ı dinledim. Şimdi âşık olmamam sonradan âşık olmayacağımı göstermez. Artık korkmuyorum. Ne kadar âşık olursam olayım bu beni hayalimi gerçekleştirmekten alıkoyamaz. Hayat bu sonuçta, korksan da korkmasan da, üzülsen de, zor durumda kalsan da ne kadar vazgeçilmez görsen de bir şeyleri sonumuz belli. En azından ben kendi sonumu hayalimdeki gibi yaşayayım.
Ben, en sevdiğimi ulaşılmaz yerlere koymuşum. Onu son kez göreceğimi bilmeden ona sarılmış bir daha da yüzünü görememişim. Tabuta, toprağa sarılmışım. Aşktan mı, ölmekten mi, acıdan mı korkacağım?
Kim olduğumu hatırlamam güzel.
Ellerimi tuttu. "Üşümüşsün."
"Soğuk çünkü."
Ellerimi ellerinin arasına hapsederek onları ısıtmaya başladı. Güldüm. Bir süre gülüşümü seyretti. Sonra eğilip yanağımı öptü. Kaldım öylece.
"Üşüdüyseniz içeri girin." aynı anda Sinan'a döndük. Hediyesini almış, elinde poşet var. Yanımızdan geçip Tarçın'ın önüne çöktü. Kucağına atlayan köpeği sardı sıkı sıkı. Tüylerini karıştırdı, okşadı. Başını avuçlarıyla kavrayarak öptü. Tarçın da Sinan'ı yalayarak sevgisinin karşılığını verdi.
Bizi görmezden gelerek köpeğine yemek verdi ve eve gitti Sinan.
"Hadi biz de girelim, gerçekten çok üşüdüm."
"Ben eve geçeyim, annem bekliyordur."
"Tamam o zaman, iyi akşamlar."
Bana sarıldı, ben de kollarımı ona sardım. "İyi akşamlar Asyam. Yazarım yemekten sonra."
"Tamam görüşürüz." ayrılıp el salladım. Yanaklarımı sıkıp gitti.
Yemek yiyen Tarçın yemekten başını kaldırıp bana baktı. "Öyle işte Tarçın. Ne yaptığım belli değil. Geçen anlattıklarımı hatırlıyor musun?" havladığı için sırıttım. "Bu evet demek galiba. Bu sefer daha cesurum." yumruğumu sıktım. "Güçlüyüz. Yaralansak da savaşacağız. Kısa olan zamanımızı kendimize zehir etmeyelim. Afiyet olsun." Bir kez daha havlayıp yemeğine döndü. Eve girdim. O kadar üşümüşüm ki kıvrıla kıvrıla harbiden yılana döndüm. Ahahahhaahha.
Ceketimi çıkarıp dolaba attım. Dükkânın anahtarını da anahtarların asılı olduğu tarafa astım. Merdivenlerden ayak sesi duyunca hızlıca yukarı çıktım. Sinan'ı merdivenlerin başında yakaladım.
"Naber lan kaçak patron."
Yan bakışlarına sırıttım. Bir şey dememesi ve gözlerinin hafif kızarmış olması dikkatimi çekti. Ciddileştim. "İyi misin?"
"Sana ne." odasına doğru hızlı adımlarla yürüdü. Koşup kolunu tuttum.
"Ne oldu?"
"Sana ne dedim ya gerizekalı. Anlamıyor musun?" nedense alınmıyorum şu an. Ne alınacam lan. Bir şey olmasa bile ters insan Sinan. Ama bir şey olmuş ve cinlenmiş, belli.
"Söyle lan. Biz neyiz unuttun mu? Ortağız biz. Hem benden sır çıkmaz. Söyle hadi."
"Senden mi sır çıkmaz? Gülesim yok o yüzden gülmeyeceğim. Ama güldüm say."
"Lann. Yanlışlıkla çaktırırım en fazla. Diğer türlü iyi saklarım. Ya sabır ya. Hiç tanıyamamışsın benii. Püğğ sana."
"Asya git başımdan." kovuldum resmen.
"Gitmiyom. Ben üzgün olduğumda seni kovuyorum ve gitmiyorsun. Ben de sana işkence edeceğim."
"Ya sabırrrrrr." koluna girdim.
"Hadi işkencene gidelim. Aldığın hediyeyi de merak ediyorum bu arada. Kankam benim yaa, cici kankam."
"Delirdin mi lan! Delirdin mi harbiden!"
"Yooo, dedim ya işkence ediyorum." odasının kapısını açtım. Onunla birlikte içeriye girdim. Onu yatağa oturtup kapıyı kapattım. Hareketlerime şaşırıyor. Kovsa da gitmiyorum ya bu sefer. Ahahahah. Ama üzgün ve onun yaptıklarını yapacağım. Sonuçta kaç yıl yaşayacağım meçhul ve kalan süremde canımın istediğini yapmalıyım. Sandalyesini önüne çekip oturdum. "Konuş."
Tek kaşını kaldırdı. "Bana sökmez kızım bunlar."
"Eğer anlatmazsan malum fotoğrafı her yerde paylaşırım."
"Malum fotoğraf? Kızım kaç kere sildim onu."
"Düşündüğün kadar salak değilim olum."
"Evet, düşündüğümden daha salaksın." çarpacam bir tane. Sinirimi bozdu ama sırıtmadı. Harbiden bir şey olmuş.
"Söyleseneğğğğğ, ne oldu?"
"Git işine kızıım."
"O gıcık sevgilin yüzünden mi?"
"Sana ne. Ben sana öpüşüp koklaşmanızla ilgili bir şeyler soruyor muyum?" lann.
"Biz öyle şeyler yapmıyoruz."
"Gördüklerim neydi?"
"Yanağımı öptü sadece."
"Kızarmışsın, âşık mı oldun yoksa?" ellerimi yanaklarıma koydum.
"O soğuktan ya. Maalesef hâlâ âşık değilim." göz devirdi. "Ne göz deviriyon lan ha deyince âşık olur mu insan? Ama halledecem. Güveniyorum kendime." Ulan ona anlattıracaktım yine ben anlattım. Kollarımı kendime sardım. "Konuş lan. Konuyu değiştirdin çakal seni."
"Konuşmayacağım lan uzatma işte."
"Anladım ben seni."
"Ne anladın acaba? Çok salakça bir şeydir kesin."
Başımı salladım. "Ben seni kendime yakın görüyorum, geçmişimize rağmen dost görüyorum ama sen öyle hissetmiyorsun belli ki. Seni de anlıyorum; benim gibi, her şeye rağmen salak gibi bağlanacak bir insan değilsin. Ama yine de söyleyecek birkaç şeyim var. Her ne olduysa.... Bilmiyorum ama üzülmemeye çalış. Çok şanslı olduğun bir konu var bence. Tarçın... Çocuklar ve hayvanların sevgisi kadar temiz ve içten bir sevgi var mı ki? Senin sahip olduğun sevgi çoğundan daha özel. Ve sevmeyi de biliyormuşsun, bugün çok net gördüm. Belki insanlara gösteremiyorsun ama Tarçın'a çok güzel gösterebiliyorsun. Üzülme. Gökçe mi, ailen mi bilmiyorum ama üzülme. Sen aslında sevgi dolu ve yaralanmış bir çocuksun, değmeyen insanlar yüzünden kendini üzme. Şimdi gidiyorum. Sen tekrar kovmadan... " kalktım. Bir adım bile atmadan kollarını belime sardı. Başını göğsüme yasladı. Anlık şaşırsam da çok duygusal anlarında bana sarıldığını bildiğim için normal geldi. Eskiden olsa çekinip doğru düzgün teselli edemezdim, sarılmazdım ancak artık oraları geçtim. Sırtını sıvazlayıp elimi saçına götürdüm. Okşadım belli etmekle etmemek arası hafiflikte. Annesi değil hep başka kadınların okşadığı saçını... Belki de babasının hiç sevmediği saçlarını... Tarçın çok seviyor belki ama okşayamıyor. Hep eksik. Hep eksik sevilmiş. Çok mu zordu lan şu çocuğu sevmek! Aksine çok kolay bence. Şeytan tüyü var, sevdiriyor kendini ters ters konuşsa da. Komik bence. Onun tarzı öyle. Sadece bazen sinir hastası ediyor. Bazen değil çoğu zaman. Gülesim geldi ama gülemem yanlış zaman.
"Çok zor Asya. Dayanamıyorum." saçlarını dolu dolu, hissedilir bir şekilde okşadım böyle söyledi diye. Daha da sıkılaştı belimdeki kolları. Bazen nefes almak zor ama olsun.
Nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum. Güçlüsün falan mı desem? "Güçlüyüz biiz. Biz bitti demeden bitmez. Zafer hep bizim. Biliyorsun. Dayanırız, yaparız. Hallederiz her şeyi. Yanındayım Sinan."
"Olamazsın kızım... Olamazsın."
"Olurum lan. Niye olamıyormuşum? Ananı da buluruz, hesabı da sorarız. Babanı da harcarız. Yaparız işte her şeyi."
"Gitmeyi düşünen biri insanlara söz vermemeli." yine o mesele.
"Ohooo ben gidene kadar bunların hepsini yaparız. Çok zamanımız var. Herkesi mutlu etmeden gitmem ben."
"Herkesi mutlu edemezsin." biliyorum, biliyorum.
"Ama herkesi mutlu etmek için çabalayabilirim. Çabamın bir ederi yok mu?"
"Özür dilerim Asya. Seni üzdüğüm her an için."
"Geçti onlar. Düşünme onları. Herkese olan öfkemizi birbirimize kustuk de ve unut. Hem bu günler de geçecek. Sana zarar veren insanları aklından çıkar, ta ki karşılarına dikilip hesap sorana kadar."
Bir şey demedi. Bu hüznü ikimiz arasında sonsuza dek bir sır olarak kalacak. Yanında olacağım, annesinin yerine. Birlikte hesap soracağız. Hesap verecekler!
🖤
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |