
Bacılarığğğm bacılarığğğm. Sizi özledim. Tatlı okumalar diliyorum. 💖
🦋
Annem tamamen iyileşti, ben de soluğu ananemde aldım. Yemeklerini çoook özlemişim. Yani orada kaldığımda da yapıp gönderiyordu ama onunla bu evde yemek gerçekten ayrı. Sıcacık çünkü. Kalbi yani. Hissediliyor. Sevilmek hissediliyor.
Ben de sevilince gülmeden edemiyorum. Pamuğa dönüşüyorum. Ahahah. Böyle biri değildim ben. Ne oldu bana yaaağ?
"Eline sağlık ananem."
"Afiyet olsun kuzum." kuzusuyum ben. Eheheh. Sadece ben değilim ama neyyse. Sinan'a da kuzum diyor. En çok benim kuzusu. Kıskanırım bak.
Kedicik iyice tombul bir şey oldu. Anca yiyip yatıyor. Yaşamak istediğim hayat. Şanslı kedy. Bugün banyo günüydü onun yüzünden biz de yıkanmış olduk. En azından hâlâ tek parçayız.
Hayat neşesi bir şarkı gibi dolanıyor insanın ruhunda. Biz buralara nerden geldik? Bilmiyorum.
"Bana bu yemekleri yapmayı öğretir misin?" kendi başıma kaldığımda aç aç sürünmeyi bırakacağım. Birileri de benimle dalga geçemeyecek.
"Öğretirim yavrum."
"O zaman tatilde defterimle başına dikileceğim."
"Olur kuzum. Sen de bana şu telefonu öğret. Aramaktan başka bir şey yapamıyorum. Gediklerin Halime telefondan bir yerlere girip örgü modelleri çıkarıyor. Benim neyim eksik kız ondan."
"Neyin eksik olacak kız. Sen alâsını yaparsın, öğretirim tabi."
"Çiçek kuzum benim." dişlerimi çaktım. Ardından gruba gelen mesaja baktım.
Arda "Gardaşlarığğğğğm!" yazmış. Hemen cevaplayım.
"Efenim."
Kelebik: Herkes gelsiiin söylicem.
"Çı çı çı çı çı çı çı çı."
Bademcik: Ben de buradayııııım.
Sürekli isimlerini değiştiriyorum. Her şeye üşenirim buna asla.
Patron: Ne var lan söyleyeceksen söyle!
Nedense bunu kaydetme şeklime şu an ayar oldum.
Kelebik: İsko nerede?
Patron: Kesin kitap okuyordur o. Sen yaz sanki çok önemli bir şey diyeceksin de.
Kelebik: 😒 Önemli.
Bademcik: Söyle cağnım benim.
"Harbiden söyle lan." meraklandım.
Kelebik: Yılbaşında bizim evdeyiz. Parti yapacağız. Gelmek zorundasınız. Annem teyzeme gidecek ehehehe.
Patron: Bıkmadın mı her yıl aynı boktan?
Bademcik: Çok eğleniriz bence.
Kelebik: Ev bizim ballı Badem'im.
Patron: Ne diyon lağğğğn! Oraya gelir seni kereste gibi doğrar yeni ev dikerim.
Kelebik: Uvvv tüylerim diken diken...
Bademcik: Öhhömmmmm. Hepimizin ev. Hepimizin yani. Hepimizin arkadaşlar.
"Komiksiniz gençler."
Patron: Bu da ayrı bir kafa. Hepiniz manyak mısınız lan!
Kelebik: En az senin kadar 😚
Patron: 👋
Kelebik: Nereyeğğğğğğ? Sinanım dikenim.
Patron: Tokat manyağı yaparım seni. Malarda.
Kelebik: 😁😁
Kahkaha attım. Çook tatlılar.
Efe: Olabilir, zaten sen eğlence arıyorsun. Biz de sana ayak uydururuz.
Kelebik: İşte kralll. Nerelerdesin?
Efe: Ders çalışıyorum. Bildirimler ısrarla ard arda gelince telefonu aldım.
Kelebik: İyi yaptın. Heheheh
Bademcik: Tatlı falan yaparım ben.
Kelebik: Tatlının ayrıntılarını seninle konuşuruz😉
Bu Arda'ya da bir şeyler olmuş. Ahahaha.
Bademcik: Konuşuruz 🐣
Patron: Bok konuşursunuz.
Efe: Konuşmayın bence de. Yoksa Arda'nın sağlığı tehlikeye girebilir.
Onların koruması kim? Ben tabi ki.
"Sizi yine dövmemi istemiyorsanız karışmayın. Rahat bırakın lan onları! Yoksa fenasal şeyler olur."
Patron: Puhahaha. Napacaksın yavru 🐍
"Ananemin topuklu terliğiyle kırarım kafanızı! Daha da kendinize gelemezsiniz!" ananemin kankası modundayım. Hahah.
Efe: Asya Hanım o kadar da uzun boylu değil.
"Yaparım dediysem yaparım Efe bey."
Efe: Kıyamazsan görüşürüz.
Kelebik: 🤭😁🤭
Bademcik: 🙈😸
Ulan şunlara bak. Ben onları destekliyorum onlar şey yapıyor. Çı çı çı çı.
"Bazen inadına hatta gururdan alayınıza kıyarım lan! Kaşınmayın bence."
Efe: Yaramazlık yapma. Kıyma bize.
"Tekrar söylemeyeceğim. Fakat artık kimseyi savunmuyorum. Yiyin lan birbirinizi. Oturup seyredeceğim. Hadi bakalım."
Ağzıma bir kaşık pilav sokmayı ihmal etmedim.
Bademcik: Ama Aşyaaaaa
Patron: Dolduruşa gelip geri çekildin. Hep böyle yapıyorsun. Savaşmaya korkuyor musun?
Çak ağzına...
" Madem benim dengem bozuluyor hepiniz yamulun. Korkup korkmadığımı zamanı gelince anlarsın."
Patron: Zamana gerek yok, şu an belli.
Kışkırtıyor beni. Dur değiştireyim şunun ismini. Gıcık.
"İlla o terliği kafana yemek istiyor gibisin. Bunu yapmaktan çekinmeyeceğimi de en iyi sen biliyorsun."
Turşuluk: Göreceğiz 😏
Turşuluk kelimesi bile bunun gıcıklığının yanında sevimli kaldı.
"Göreceksin de darbeden sonra algılayabilecek misin bakalım."
Turşuluk: Karşında kimin olduğunu unutma. Eğer rakipsek af dilemelisin kudretim karşısında.
Ne saçmalıyorsun lan! İyice sinirlendim.
"Senin kudretini alır avucumda buruşturur atarım."
Turşuluk: Çok büyük atıyorsun. Bu sözlerinin altında ezilme.
"Ezilen sen olacaksın terliğimin altında. Kurtçuk seni."
Turşuluk: Sinirlenmeye başlıyorum. Bu senin için hiç iyi değil.
Efe: Yeter. İkinizi de uyardığımı hatırlıyorum. Kavga etmek, saldırmak yok. Laf dalaşına da gerek yok. Düzgün durun.
İsko'dan kırmızı kartı yedik.
Bademcik: İyi ki araya girdin yoksa bu tartışma sonsuza dek sürecek gibiydi.
Kelebik: Bence deee.
Biz memnunsak size noluyor? Son sözü ben söylemeliydim. Hem biz tartışsak da eninde sonunda birkaç dakikalık da olsa anlaşabiliyoruz.
"Neyse ben yemeğimi yiyom. Sonra görüşürüz." bir şey yazmalarını beklemeden telefonu kapattım ve yemeğime odaklandım tamamen.
Anneanneme söylemem gerekeni yeni hatırladım. Söyleyem bari üstümden kalksın. "Anneanne bir şey söyleyeceğim."
"Söyle bakem."
"Senin bu oğlun yine geldi. Gerçekten pişman olmuş." ninemi ikna etmeye çalışmakla çalışmamak arasında kararsızım. Ne yapsam bilmiyorum.
"Hele bir kapıma gelsin terliğimi kafasında kıracağım." ahahahahahahah
"Borçları varmış, mecbur kalmış. Yaparken bile pişmanmış. Parayı geri getirecekmiş, helallik alacakmış."
"Maval okumasın ağzını gırdığımın berduşu." Ahahhahahahahahahahahahahahahahaha. Kadın haklı. Ay bunu gruba yazasım geldi gülelim biraz. Yeniden mesajlaşmaya girdim.
"Ananem dayım kişisine berduş dedi. Çok komik değil mi? Hahah"
Kelebik: 😀😀😀
Bademcik: Ahahaha
Efe: 😅
Turşuluk: Kadın haklı.
"Haklı tabi. Terlik size değil o herifin başına nasip olacak gibi görünüyor."
Efe: Sevindim 😅
"Erken sevinme. Her an her şey olabilir."
Efe: Çı çı çı
"Kutlamaya ben ne getireyim? Fikir verin."
Bademcik: Tatlı benden muhtemelen ağabeyim de annemin sarmalarından getirir.
Efe: Doğru.
Kelebik: Çiğköfteyi ben alırım. Eheheheh.
Gerçek bir kral.
Turşuluk: Ben de abur cubur ve içecekleri hallederim.
"Eeee ben ne yapacağım?"
Turşuluk: Bir şey yapmayı bilmediğini biliyoruz. Ne diyelim? Puahahahahaha.
"Yine kaşınıyorsun. Anneanneme yaptıracağım belki. Allah Allah."
Turşuluk: O zaman ne yapacağım değil yaptıracağım diye sor.
"İstediğim gibi sorarım sana ne lan."
Turşuluk: Bok cevap alırsın öyleyse.
"Çıldırtma beniğğğğğğğ"
Turşuluk: Git yemeğini ye sen. Çok konuşma.
Efe: Az önce uyarmıştım.
Bademcik: Laftan anlamıyorlar.
"Arkadaşlar bence ufak tartışmalar sorun oluşturmuyor. Biz de böyleyiz ne yapalım yani?"
Efe: Küçük küçük başlayıp büyüyor.
Bademcik: Haklı.
"Büyüdüğünde uyarırsınız. Çocuk değiliz sonuçta."
Efe: Hoşuna mı gidiyor sürekli tartışmak?
"Biz başka türlü iletişim kuramıyoruz. Hiç konuşmamamız gerekir tartışmamak için. Hiç konuşmayalım mı?"
Efe: Bence düzgünce konuşabilirsiniz. Sizin elinizde bu. Başka türlü iletişim kuramıyoruz diyerek bunun arkasına saklanmamalısınız.
"Yapamıyoruz diyorum olum. Nadiren oluyor. Her zaman öyle konuşursak sonucunda ya birbirimizi boğarız ya da kendimizi. Kusarız, kaşınırız,beter oluruz..."
Turşuluk: Haklı. Ben bunla normal konuşamam. Konuşursam gıcık tutar.
Kelebik: 🤣🤣🤣
Efe: Ey Allahım.
Bademcik: Konuşmayın o zaman 😛
Dayanamayız bence. İlla birimiz laf sokmak ister.
Turşuluk: İmkansız.
Efe: Yapacak bir şey yok. Rahat durun.
" Konu hep aynı yere geliyooor. O yüzden bu konuyu kapatalım. Ben de yemeğime devam edeyim. 😅"
Efe: Afiyet olsun.
"Görüşürüz."
Efe: Görüşürüz.
Telefonu kapatıp masaya koyacağım sırada Sinan özelden yazdı. Gidiyorum deyip onun mesajına bakmam hoş olmayacağı için telefonu masaya bıraktım.
"Anneanne..."
"Efendim kuzum. Sürekli telefona bakıyorsun, yemeklerini soğuttun. Uyarmak da istemiyorum çünkü ben moderin bir anneanneyim."
Kahkaha attım. "Yerim senin moderinliğini. Yılbaşında Arda'ya gideceğiz. Öyle dedi. Gülru teyze, kardeşine gidecekmiş. Bir de benim bir şey yapıp götürmem gerekiyor bana yardım eder misin?"
"Ederim yavrum ama yanlış işlere bulaşmayın sakın."
"Yanlış iş derken?"
"Berduşluk etmeyin. Yiyip için ama harama bulaşmayın."
"Yok artık nine. Biz öyle birileri miyiz? Hem nereden bulacağız öyle şeyleri?"
"Aferin kuzum. Bakma öyle dediğime ben seni biliyorum."
Sırıttım. Mutfağa bir şekilde sızmaya çalışan kedim masanın üstüne atladı. Ninemin bağırşına aldırış etmeden tabaktakileri koklamaya başladı. Beğenmemiş olacak ki kıçını dönüp masaya kıvrıldı. Keyfe bak.
Yemekten sonra odama çıktım. Yatağa bıraktım kendimi. İçten içe dertliyim. Sebebi belirsiz.
Sinan'ın mesajına baktım. "Siparişin geldi." yazmış.
"Fotosunu atsana." yazdım ben de.
Turşuluk: Uğraştırma beni.
Ya sabıırrr.
"Lan madem uğraşmak istemiyorsun geldiğini niye yazdın?"
Turşuluk: Bil diye.
"İyi lan."
Turşuluk: Yarın gelip alırsın.
"Ya meraklandırmayıp fotoğrafı atsan nolur!"
Turşuluk: Ulan! Bıktım lan senden!
"Gıcık!"
Sinirle mesajlaşmadan çıktım. Görüntülü aradı. Şaşkınca biraz telefona baktım. Sonra doğrulup aramayı cevapladım.
"Naber lan yılan." dedi alaycı bir tavırla. Sakinim...
"Mesajlaşırken yeterince deli edemedim, arayım mı dedin?"
"Yüz ifadeni merak ettim, öyle daha eğlenceli."
"Ya bizim bu anlaşmama şeklimize taktılar. Uyarı yiyip duruyoruz. Ne yapacağız?"
"Herkes herkesten yüzde yüz memnun olmak zorunda değil. Bizi böyle kabul edecekler noktaa."
"Ohh tabi sana hava hoş. İskender bana söylüyor daha çok."
"Bana ne lan. Puahahahha."
"Sus lan. Gülme sinir ettin beni yine."
"O zaman daha çok gülmeliyim. Nihahahahahahahah."
"Çarpacam ağzının üstüne."
"Hoşt."
"Sensin hoşt lan. Hoşt sana denir."
"Tamam lan sus. Hediye zımbırtısını gösterecektim."
"Bir zahmet göster."
"Zorunda mıyım lan? Bana kıvanç duymadığın sürece göstermem. Yalvar, biraz da ne kadar yüce olduğumla ilgili bir şeyler söylersen gösteririm."
"Defol lan. Ne yalavaracağım sana."
"O zaman rüyanda bile göremezsin."
"Bana işkence etmekten zevk mi alıyorsun?"
"Evet. Bunu soracak kadar salak olduğuna inanmıyorum. Ayrıca tipin çok komik. Saçların elektriklenmiş, bu şekilde aynı bir cadıya benziyorsun." elimi saçıma götürdüm. Soğuktan yünlerle yaşadığım, yatak örtüm örme olduğu için ve birden kalktığımdan olabilir. Ya sabırrr. Benim olduğum ekranı büyüttüm ve saçıma baktım. Abartıyor. Laf edecek ya illa bir şeye. Ekranı eski haline getirip baygın bakışlarımı yüzüne sabitledim.
"Abartma."
"Haklısın her zamanki tipsizliğin." işi gücü yok bana laf atıyor anca.
"Sen kendine bak."
Saçlarıyla oynayıp kendini inceledi. "Baktım da... Çok yakışıklıyım."
"Yakışıklı görmesek inanacağız."
"Kimmiş lan gördüğünüz yakışıklı?"
"Tanımazsın şekerim."
"Söyle lan. Kimmiş?" harbi kim lan? Âşık olduğum çok çizgi film karakteri oldu ama onlara yakışıklı oldukları için âşık olmadım.
"O kadar çok ki isimlerini hatırlamıyorum."
"Söyle bence. Yoksa yalan söylediğini düşünürüm."
"Tamam... Janggeum'ın Rüyası Jeong Go Min"
"Ne ne ne? Şaka mısın kızım?"
"Hayır."
"Bekle bakacağım." bak bakalım. Ahahahahaha.
Kaşları çatık bir şekilde telefona yaklaştı. Araştırıyor galiba. "Bu ne lan. Kız gibi. Bunun erkek olduğuna emin misin? Puahahahshahah. Senden bile daha çok kıza benziyor."
Dişlerimi sıkıp sinirle gözlerimi kırpıştırdım. "Ne istiyorsun ilk aşkımdan. Bebek gibi suratı var."
"Ola ola buna mı âşık oldun? Şu kırmızı bandanalı bile daha erkeksi duruyor."
"O çok şapşikti. Kızın kahramanı diğeriydi."
"Benden yakışıklı olmadığı kesin. Ama senden güzelmiş. Puahahahahhahs." gıcık.
"Hadi onu beğenmedin... Tamam. Ama kara kedi çok yakışıklı."
"Bak onu tanıyorum. Kesinlikle yakışıklı değil. Sarışın lan bir kere o."
"Sarışın erkek yakışıklı olamaz mı?"
"Olabilir ancak benden daha yakışıklı olamaz."
"Bu nasıl bir kendini beğenmişlik lan?"
"Sadece gerçekler."
"Aman be neyse. Herkes aynı şeyi beğenmek zorunda değil." kara kedi galiba dediğim kadar yakışıklı değil ama karakteri tatlı.
"Zevksizsin kızım."
"Senin zevkin de sadece göze hitap ediyor. İçi bomboş." mesela sevgilin. Ahahahahah.
"En azından zevkim var. Senin gibi zevksiz değilim."
"Sana göre zevksizim. O senin düşüncen."
"Dönüp dolaşıp benim düşünceme geliyorsun o yüzden sus."
"Sen sus lan."
"Kapat lan."
"Laaan hediyeyi göster."
"Hak etmiyorsun. Konu nerden nereye geldi amk."
"Düzgün konuş olumm getirtme beni oraya."
"Gel lan. Gel de dayak ye. Puahahahahahh."
"Sinaaaan çıldırtma beni."
"Çıldır gerizekalı."
"Kapat lan. Göstermeye niyetin yok senin."
"Hak etmiyorsun lan zaten." suratıma kapattı. Deli midir nedir? Manyak. Aramicam lan geri. Yarın alınca görürüm. Bir güzel de döverim o turşuyu.
Telefonu yatağın herhangi bir yerine atıp uzandım. İnsanı çıldırtır. Ama son zamanlarda tatlı bir çıldırma oluyor bu. Eskisi gibi boğmak istemiyorum. Yani bazen. Aslında çok da komik. Aşırıya gitmediği sürece benim için sorun yok. Fakat bunu belli edecek miyim? Nayır.
Ettin ya bugün salak. O sayılmaz.
Asyaaa!.. Kızım kendine gel! Biz düşmanız. Ahahahahahahah.
🦋
Okuldan geldikten sonra bir şeyler yapabilmek için hemen mutfağa gittim. Geçen zamanda anneannemden birkaç şey öğrenmiştim ama hepsi yöresel ve zor yemekler. Onlardan yapmayacağım tabi ki. Beceremem. Hem yemek değil atıştırmalık bir şeyler olsa daha iyi olur.
Aklıma gele gele portakal kabuklu kek yapmak geldi. En kolayı o sanırım. Brownie falan beceremem. Gerçi keki de becerebilecek miyim bilmiyorum!
Abartma Asya, kötü olursa götürmeyiz. Rezil olmaya gerek yok. Badem tatlı yapacak, tuzlu bir şey yapmak isterdim ama... Ne yapabilirim ki? Gerçekten bir şey bildiğim yok.
En iyisi kek yap, kötü olursa götürmeyiz, yenilebilecek gibiyse yine de kimse yemezse Arda yer bence. Tek umudum Arda. Ahahaha.
İki portakalı yıkayıp kabuklarını rendeledim. Gözüme az geldi ama portakal kabuğu rendelemenin hoşuma gitmeyen bir iş olduğunu fark ettiğim için portakal kabuğu yerine küçük bir elmayı soyup rendeledim. Bakalım neye benzeyecek? Ühüğğğğ.
Ben tam anlamıyla çile çekerken kedicik gelip yaramazlık yapmaya başladı. Tezgâha zıplayıp bazı şeyleri devirince onu mutfaktan atıp kapıyı kapattım. Zaten çıldırmak üzereyim.
Tuzlu bir şey yapabilseydim daha iyi olurdu. Sinan pasta da alacak. Gece yarısında İskender'in doğum gününü kutlayacağız. Yeni yılın ilk günü doğmak nasıl bir his acaba? Ahaha... Kesin biliyordur yani tahmin etmiştir kutlayacağımızı. Her sene aynı şeyi yapıyorlarmış. İnşallah güzel geçer. Biraz gerginim sanırım. Çok sebebi vardır da sayamam şimdi. Kekin ölçülerini karıştıracağım yoksa.
Sonunda keki fırına gönderip oturdum. Yılbaşı veya İsko'nun doğum günü diye süslenmem gerekiyor mu? Şaşırtayım insanları. Ahah... Ne giysem? Buldum galiba. Dünya buna hazır değil. Yanıma yedek kıyafet falan alacağım zaten. Bir seferlik tuhaf işler yapsam ne olur? Altına da ninemin topuklu terlikleri...
Sesli güldüm. Gözüm fırına kaydı. Ne zaman pişecek acaba? Sıkıldım. Yerimden kıpırdayamam yanmasından korkuyorum. Ben herhalde bir öğün yemek hazırlayacak olsam bütün günümü ona harcarım. Gerçekten bu işlerin insanı değilim. Sıkılıyorum, yavaşım ve bir şey bilmiyorum. Aşırı yemek kokusu da midemi bulandırıyor. Hafiften gelmesi güzel ama... Özellikle okul yemekhanesi öyle fena kokuyor ki. Tavuk yemeği olunca yanından geçmek bile çile.
Kekin kokusu içimi gıdıkladı. Umarım tadı da kokusu gibidir. Boş boş gidip sadece onların getirdiklerini yemek istemiyorum. Benim de katkım olsun istiyorum. Ya katkım olsun ya da o ortamda hiç olmayayım.
Kekin piştiğine emin olunca onu fırından çıkardım. Sağına soluna baktım. Kürdan sokup kontrol ettim. En azından pişmiş. Bunu böyle bırakıp gidemem. Ya kedim mıncıklarsa. Anneannemin geçen yaptığını mıncıklamıştı. Şimdi kesip kutuya koysam da ıslanır. Biraz daha bekleyebilirim galiba. Zaten erken gitmeyeceğiz. Sekiz dokuz gibi demişlerdi. Kek soğuyana kadar yemek yiyeyim en iyisi. Şimdi yersem o saate kadar anca acıkırım.
Ahh ahhh. Dertliyim. Neyseee. Anneannemin güzel yemekleriyle tabağımı doldurup soğuk soğuk yedim. Isıtmaya üşenince böyle yaparım. Isıtmaya üşenirim genellikle. Soğuk da yeniyor yani, amaç doymak sonuçta.
Yaptığım bulaşık dağını yıkayana kadar kekim soğudu. Dilimleyip büyük bir saklama kabına koydum. Kalanlardan birinin tadına baktım. Bu aşırı şekerli şey hiç benlik değil. Sadece portakal kokusu hoş. Aman be. Kimse yemezse bir daha kimseyle konuşmam. Ahahahah. Sebebini de söylemem. Sürünürler. Ne demek benim kekimi yememek. Sebebini bilmedikleri için daha çok acı çekerler. Canım sıkılınca da affetmiş gibi yaparım.
Kapıyı açıp kedimi buldum, ona kekten bir dilim uzattım. Biraz koklayıp kıçını döndü gitti. Ayy gıcık. Ben de bunu bırakıp köpek mi sahiplensem. Onlar en azından kıymet biliyor. Bunun gibi trip atıp gitmiyor. Anasıyım sorsan. Tanımıyor gibi davranıyor bazen. Hııh.
Yukarı çıktım, biraz dinlenip hazırlanışa geçtim. Bazen içimden gelenlerin saçma olduğunu düşünsem de yapıyorum. Ve sonra pişman oluyorum. Pişman olursam çaktırmamam gerek.
Aynadaki kızdan memnunum bu sefer. Bir şeye benzemiş. Siyah, yarım kollu, dizlerimin üstünde, tok bir kumaştan elbise giydim. Eteğinde işlevsiz minik cepleri var. Bu elbiseyi baya önceleri annem almıştı. Hiç giymemiştim. Kısmet bugüneymiş. Soğuktan donacağımı biliyorum. İncecik siyah çorap var altımda. Saçımın çok küçük bir kısmını tepeden sıkıca topladım, diğer kısmı rahat bıraktım. Makyaj bile yaptım. Kırmızıya yakın bir ruj ve siyah ağırlıklı göz makyajı... Partiye gidiyoruz öyle dümdüz mü gidelim? Diyen ben... Ahahahahh. Değişiklik olsun. Çantalarımı alıp aşağı indim. Beni gören anneannem dua okuyup bana doğru üfledi. Gülesim geldi.
"Nazar alacaksın kız. Bu kadar güzellik olur mu?"
"Size çekmişim hanımefendi. Güzel kavramının sözlük anlamı sizsiniz."
"Lafa bak lafa. Cadı."
Sırıttım. Sırıtışım kısa sürdü. Kedim çorabımı yırtma niyetiyle bana doğru atıldı. Anneanneme hep yaptığı için anlayabiliyorum. Onu yakalayıp havaya kaldırdım. "Rahat dur lan. Hem ben küstüm sana git başkasının çorabını yırt. Kekimi beğenmedin." Bu sefer saçıma uzanmayı denedi. Kıvrıldı, yamuldu. Onu mama kabının önüne bırakıp kabına yaş mama döktüm. Böylece beni unuttu. Ellerimi yıkayıp kekimin olduğu saklama kabını da bir poşete koydum. Kolumdaki klasik saate baktığımda çalışmadığını hatırladım. Ahahah. Sadece görsellik o. Poşeti alıp salona döndüm. Telefonumu çantaların birinin içine salladığım için bulmam biraz zor oldu. O sırada korna sesi geldi. Sanırım geldiler.
"Ben çıkıyorum ananemm."
"Akıllı olun, başınıza iş açmayın. Güzel güzel eğlenin. Çok geç yatmayın. Düzgünce yemeğinizi yiyin."
"Tamam tamam. Sen de kendine dikkat et. Ben çıkınca kapıyı kilitle."
"Tamam yavrum. Hadi iyi eğlenceler."
Sırıttım. "Size de. Kedim seni salmayacak gibi hissediyorum."
"Hadi kaybol. Sıpa."
Gülerek çantalarımı aldım. Ceketimi giyerken bir kez daha korna çalındı. Botlarımı da ayağıma geçirip kendimi dışarı attım. Çok soğuuuuk! Şimdiden kıçım dondu. Bahçedeyken iki kere daha korna çaldı. Kesin Sinan bu. Konu ben olunca onun kadar kimse sabırsız ve katlanamaz olmuyor. Bahçe kapısından da çıktım. Dediğim gibi Sinan şoför koltuğunda, İskender de öne oturmuş. Arkada, Badem'in yanında o kızı görünce hiç hoşuma gitmemiş olsa da arabaye bindim.
Hepsi bana döndü. Beni süzerken o kadar şaşkınlardı ki sırıtasım geldi ama yapmadım.
"Başına taş mı düştü Asya?" cam tarafına oturmuş olup beni o kızla yan yana bırakan Badem'e içerliyim. Buna rağmen trip atmayacağım. O benim arkadaşım olduğu için kendi yanımdan ayırmamam gerek. Yoksa şu kız kapar.
"Öylesine içimden geldi."
"Hiç hayra alamet gelmedi ama hadi hayırlısı." dedi Sinan keskin bakışlarını üzerimde gezdirerek.
"Ben gelene kadar kırk kere kornaya bastın. Acelemiz varsa sür de gidelim." Nefes verip önüne döndü. İskender bana gülümsüyordu fakat bakışlarından ikircikli bir tavır sezdim.
Sinan gaza bastığında hayatta kalabilmek için herkes bir yerlere tutundu. Öldürecek bizi, amacı o. İyi ki bir laf ettim. "Yavaşşş." diye bağırdı Badem. Ancak turşu onu umursamadı. Pasta arabadaysa çorbaya döndü herhalde.
Hızı seviyorum aslında.
Ama benim kontrolümde olmalı. Araba sürmeyi öğrenmem gerekiyor.
O kızın ne giydiği pek umrumda olmasa da size bahsedebilirim. Kırmızı kadife bir eteği var. Benim gibi çorap giymemiş. Ceketinden içindeki gözükmüyor. Saçlarını açık bırakmış. Benim Badom ise siyah salaş bir pantolon üzerine siyah pullu bir şey giymiş. Kabanını arkaya atmış. Saçı sevdiğim gibi kıvır kıvır.
İskender mavi, Sinan kırmızı sweat giymiş. İkisi de deri ceket çekmiş üstüne. Giyinmede erkek gibi rahat olacaksın. Önceliğin rahatlık olmalı. Aman neyse yaptık bir hata. Yedek kıyafetimiz var sıkıntıya mahal yok.
Arda'nın evinin önünde zor durabildik hızlı sürdüğü için. Kendi poşetlerimi alıp kapıya gittim. Diğerlerine yardım edecek nezakete sahip değilim. Ben niye bugün gıcığım insanlara bilemiyorum. Yoksa o kız var diye mi? Neden olmasın.
Zile bastım. Çok geçmeden kapı açıldı. Başına parti şapkası takmış sırıtıyordu Arda. Beni şaşkın bakışlarla süzdü. "Siz kimsiniz ve uğur böceğime ne yaptınız?"
"Yedim." diyerek midemi sıvazladım. Kahkaha attı. Elimi tutup nazikçe öptü.
"Buyrunuz kraliçem."
Tam kraliçe havalarına gireceğim sırada arkama gelen şahsiyet böğürdü. "Çıkın lan kapının önünden. Elimde bir sürü poşet var sizin keyfinizi mi bekleyeceğim?! Çekil şurdan. Salaklar." göz devirip botlarımı çıkardım ve içeriye girdim. Yanımdan o kadar hızlı geçti ki sarsıldım. Derdi ne lan bunun?
Gökçe gıcığının ardından İskender de içeriye girdi. Badem'in kocaman tatlısı ve sarma olduğunu düşündüğüm tencereyi mutfağa götürdü. Onlar gidince meydan Ardem'e kaldı. Sıkı sıkı sarılıp sağa sola sallandılar. Birbirlerinin yanaklarını öptüler. İşte ustalık eserim. Onlarla övünebilirim. Sırıtıp diğer poşetlerimi portmantonun kenarına bıraktım. Ceketimi asıp kekimi mutfağa götürdüm. Poşetten çıkatıp kabı masanın üzerine koydum.
İki sırık da bana döndü. Tezgâha koydukları yiyecekleri inceliyorlardı. İskender yanıma yaklaştı. Elleri belimi sardığından parmak ucunda yükselmek zorunda kaldım. "Çok güzel olmuşsun. Zaten hep güzelsin ama böyle bir başka olmuşsun." Bana doğru eğildi. Dudağıma yakın bir yerden yanağımı öptü. Ürperdim. Bu öpücük giderek yaklaşıyor. Bir sonrakinden korkuyorum.
İskender beni bırakıp Sinan'a döndü. Kaçsam iyi olur. Bu akşam İskender'le bir yerlerde yalnız kalmamak en iyisi. Badem'den ayrılmayayım. Gerçi o da bayılır öyle bir şey olsa. Arda da onun gibi. Sinan beni anlıyorsa bile beni kurtarmıyor.
Asyaaa saçmalama. İskender istemediğin sürece öyle bir şey yapmaz. Kaçarak salona gittim. Çok düşük bir ihtimalle yapmaya kalkışsa bile ben izin vermem. Bu şekle büründüm diye kendimden bir şey kaybetmedim. Her zaman zararlıyım ben. Ahhh saçmalık. Salonda alakasız alakasız süslerle uğraştım biraz. Camdan dışarıyı seyrettim. Çığlık atmak istiyorum. Mal gibiyim. Ya âşık olursam? O zaman ne olacak? Ben de öpmek mi isteyeceğim? Bunu düşünmek istemiyorum. Başka bir şey düşünmeliyim.
Badem ve Arda kadar neşeli olabilmek isterdim. Böyle salak bir insan olmak istemezdim. Kaçabileceğim tek şey telefonum sanırım. O yüzden onu çantalarımın içinden almaya gittim. Döndüğümde herkes oturmuş Arda müzik seçmeye çalışıyordu. Tekli koltuğa oturdum, en güvenli yer. Kendimden kurtulabilmek için sosyal medyada mal gibi gezindim. Kendime biraz gelince telefonu kapatıp yanıma bıraktım. Diğerlerinde göz gezdirdim hızlıca. Badem sevdiceğini izliyor, sevdiceği ise sürekli müziği değiştiriyor. Gökçe ve İskender de telefonla uğraşıyor. İskender'in yüz ifadesi gergince, Gökçe ise hafiften gülümsüyor. Sinan bana öldürecekmiş gibi bakıyor. Ne yaptım lan ona? Bugünden beri garip.
Ayağa kalkıp, gelmesini işaret ederek mutfağa gittim. Peşimden geldi.
"Niye öyle bakıyorsun lan? Ben ne yaptım sana?"
"Bir şey yapmana gerek yok. Her zamanki halim. Sana ayar oluyorum."
"Her zaman bu kadar kötü bakmıyorsun."
"Sen körsün."
"Aman be soranda kabahat."
"Suçunu bilmen güzel."
"Bazen çöpmüşüm gibi davranıyorsun. O zaman kendimi sorguluyorum. Neden hâlâ seninle takılıyorum diye."
"Sorgulaman bittiyse dönelim. Çünkü burada işimiz yok."
"Tamam dön sen."
"Ne yapacaksın burada?" iğrenircesine etrafa bakındı.
"Bulurum bir şey." sandalyeye oturdum.
"Gitmiyorum." diyerek diğer sandalyeye oturdu.
"Seni anlamak mümkün değil." bazen benden nefret ettiğini düşünüyorum. Bazense tam tersi.
"Seni anlamak çok mümkün ya." süzdü beni çatık kaşlarla.
"Niyeymiş? Ben gayet açığım. Her şeyi de anlatıyorum." ama herkese değil.
"O içeri soktuğun kolyene bu kıyafet uymamış."
"Ne alaka?"
"Bok Asya, bok alaka." sinirle kalkıp gitti. Delirdi bu da. Bir de beni anlamak mümkün değilmişmiş.
Noluyor lann! Herkes bir tuhaf. Sanki distopya. Hep içimdeki sıkıntıdan oluyor bunlar. Evreni de siyah beyaz görüyorum. Evde olsam kesin depresyondayım diye yataktan hiç çıkmazdım. Neyse...
Duvardaki 'Gülru' nun mutfağı' yazan pembeli grili saate kaldırdım bakışlarımı. Saat neredeyse on olmuş. Madem içeriye gidesim gelmiyor ben de masayı hazırlayayım. Böylece biraz rahatlamış olurum. Zaten müzik sesi buraya kadar geliyor. Sevdiğim tarzda hem de.
Kalkıp masanın üstündeki fazlalıkları aldım önce. Masayı ıslak havluyla silip peçeteyle kuruladım. "Kaçar gibi geriye bakmadın, akıp gider içime göz yaşımmm..." şarkıya da eşlik ettim tabi.
Geniş, cam bir tabak alıp kekimi koydum. Kokusu hâlâ güzel. Yiyilmese bile en ortada dursun. Sorarlarsa ninem yaptı. Ama ninem yaptı dersem yerler. En iyisi tanımıyormuş gibi yapmak. Evde buldum. Ahahah.
Triliçe dolu koca borcamı da kekimin soluna koydum. Tenceredeki sarmaları da kekim gibi cam tabağa döktüm. Tabakları, bardakları ve çatalları dizdim. Sinan'ın getirdiği poşetlerin içine baktım. Bir iki cips ve kuruyemiş alıp çerez tabaklarına döktüm. Ağzıma atmayı da ihmal etmedim. Çerez tabaklarını yerleştirip içecekleri çıkardım. Canım kola çekti. Azıcık içsem ne olur? Kimse görmeden içeyim azıcık.
Onları çağırayım yemeye başlayalım bence. Arda'ya söyleyim de terlik versin bari. İnce çorap giydim salak gibi. Kısa bir iş yapma terapisinden sonra biraz daha düzeldim. Çay da mı yapsam? Kararsız kaldım. Bir sürü içecek var zaten. Gerek yok. Aynen.
Mutsuzluk sinir bozucu. Kendimi boğacağım. Açlık da bastırdı. Biliyordum böyle olacağını. En iyisi onları çağırmak. "Hiiiii’hhh çiğköfte nerde? Hani Arda alacaktı?" Gelince sorarım. Yani onları buraya getirince.
Keşke gelmeseydim. Histerik bir şekilde güldüm. Şu an gerçekten iyi hissetmiyorum. Kötü bir enerji sarmış sanki her yeri. Mutlu olmak için neden yok ki. Fakat mutsuz olmak için bir sürü sebep var. Yere çöküp kollarımı bacaklarıma sardım. Ağlayasım var. Bu hisse girince kimseyi yakın hissedemiyorum. Yakınlık nedir ki? En fazla ne kadar yakın olabilir iki insan? Bazen insanın içine akan sıcaklık neden böyle anlarda olmaz?
Kalk lan kendi kendine ne yaşıyorsun? "Sana ne lan? Varlık sancısı çekemez miyim?"
Çekebilirsin tabi de. Yeri ve zamanı mı? "Sancının yeri ve zamanı mı olur?"
Haklısın ama salak gibi süslenip mutlu olacağını sanıyordun. Bu halin ne? "Öyle değil gerizekalı. Güzel olan her şeyi mahvetmeyi kes. Mesela beni."
Üfff saçmalama da kalk şuradan. Salak seni. "İç sesim de başkasının adına çalışıyor sanki."
İç sesimin dediğini yaptım ve kalktım. Aferin bana. En azından bir yerde bırakabiliyorum dertlenmeyi. Tam olarak şu noktada bıraktım. Ahahahahahha. Hızlı adımlarla salona gittim.
Müziğin sesini kıstı Badem. "Nerdesiniz yarım saattir? "
"Sıçmayalım mı?" dedi Sinan. Sansürsüz...
"Ben acıkmıştım o yüzden masayı hazırladım. Yiyelim bence." mal mal oturmaktan iyidir.
"Yiyelim yiyelim. Ben de çok açıııım." hemen doğruldu Arda.
"Yalnız, önce bana terlik ver. Bir de çiğköfte aldın mı?"
"Aldıım, görmedin mi?"
"Yok."
"Hepsini yediğimi düşünmüyorum. Yemedim bence." Neeee?
"Şaka mısın?" dediğimde sırıttı.
"Gel gel." kolunu omzuma atıp beni terliklere götürdü. Terliklerin arasından en sade desenlisini seçtim. İçleri o kadar yumuşak ki ayaklarım 'yaşasıııın' diye bağırıyor. Mutfağa girdiğimizde herkes oturmuştu.
Arda çiğköfteyi dolabın üstünden indirip bana uzattı. Poşeti alıp masada çiğköfte için yer açtım. Çiğköfteyi de masada görünce içim rahatladı. Kalan boş yere oturdum. Masanın kısa kenarı, tek kişilik ve hoş.
Badem içecekleri doldurdu tek tek. Sonra gözlerini kısarak bizi inceledi. "Ne bu haliniz? Kutlamaya yapmaya geldik güya. Yüzünüz sirke satıyor."
"Ben gayet mutluyum Ballı Badem eheh."
"Sen hariç limonlu kekim."
"Yoo gayet neşeliyiz." dedi İskender. Yüz ifadesi aksini söylese de. Bilmediğim ne var?
"Yemek yiyelim açılırız." Gökçe Acıbademimin yanına oturmuş. Arda ve Sinan da yan yana... Karşımda İskender. Bana yakın olanların Badem ve Arda olması güzel. Güvenli hissettiriyor.
Sinan hiçbir şey söylemedi. Umursamazca yemeye başladı.
Belki de ben suratsızım diye ortam bu kadar kasvetli geliyor. Neşelenmeye çalışmalıyım. Olmuyor. Ye Asya belki de açlıktandır.
Sarma ve çiğköfteyle doldurdum tabağımı. Açken tatlı yiyecek halim yok. Biz söz vardı bir aralar baya meşhur. Hatta tarihi eser sayılır. 'Salla dünyayı uykusu gelsin, hayat güzelse sebebi sensin.' ahahahah. Ben, çiğköfte ve sarma için geçerli bence. Tam çiğköfteyi ağzıma atacaktım, memnundum hayatımdan Badem kolumu tuttu.
"Saatin çok güzelmiş." Kolumu kendine doğru yaklaştırdı. Çiğköfteye ağzımla yaklaşmak durumunda -balık gibi- kalsam da yakalayamadım.
"Yavvvv al saati senin olsun bırak artık kolumu. Ağzım açık kaldı."
Bizim ekip güldü. Yaşam belirtisi var. Badem saati kolumdan çıkarıp kendi koluna taktı. Ben de çiğköfteme kavuştum. "Yalnız o saat çalışmıyor he. Pil takmaya üşeniyorum. Takarsan çalışır."
"Çalışmasına gerek yok görünüşü çok hoş. Ne zamandır böyle bir saat arıyordum. Gümüş çerçeveli ve kibar. Ama çok da süslü değil, düz. Beğendim."
"Sana feda olsun bacım."
Kocaman gülümseyip yanağımı öptü. Ben de ona gülümsedim.
"Tatlımdan yemek zorundasın." tatlıdan koca bir dilim alıp tabağıma koydu.
"Laan... O zaman sen de benim yani anneannemin kekinden yemek zorundasın." az daha çaktırıyordum.
"Sen mi yaptın kııız?" çaktı lan.
"Yooo ben ne anlarım. Anneannem yaptı."
"Ben hemen anlarım." o zaman yeme lan. Bir dilim aldı ve hemen ısırdı. Bir şey söylemeden yemeye devam etti.
"Eeee?" diye yokladım. Rahat dursana kızım.
"Anneannen yapmış galiba. Anne keki gibi." o öyle söyleyince herkes bir tane aldı. Ulaaaan şunlara bak. Hele yiyin size ne yapacağımı biliyorum ben. Zehir koydum diyeceğim. Reziller. Ben yapsam yemeyecekler demek. Hepsine ters ters bakıp tabağıma döndüm. Hızlıca tabağımı tükettim. En son tatlıyı yediğim için ağzımın tadı bozuldu. Üstüne yine sarma ve çiğköfte yedim. Kendime geldim. Bardağımı da başıma diktiğimde göbeğim elbisemden belli olmaya başlamıştı.
Kekimi beğenip bitirdi garibanlar. Ahahahah. Benim yaptığımı öğrenin de görün gününüzü. Gerçi bunlar bana inanmaz şimdi. Lağneeet.
Karnım bu kadar şişken hareket etmeyi reddediyorum. Napıcam onları mı izlicem? "Ben kurdum siz kaldırın. Hadi eyvallah." kalkıp nene gibi yürüyerek salona gittim. Çok yemek yasaklanmalı. Ya da yok yasaklanmasın. Yasak olursa daha çok canım çeker. Koltuğa bıraktım kendimi. Ve sonunda telefonuma kavuştum. Telefonda da yapacak bir şey yok ama neyyyse. Milletin yılın fotoğraflarını toplu olarak paylaştığı bir gün işte. Onlara mı bakayım? Onlara bakmasam Gökçe hanımın ay yüzüne bakacağım. Bir şey değişmiyor. Yazık bana.
En iyisi kafayı güzelleştirip kimseyi görmemek. Bu ancak dansla mümkün olabilir. Ardemim gelsin hele hallederiz. Onlar gelene kadar da midem rahatlar belki biraz. Aferin bana hızlıca yiyip kaçtım.
Anneannemi arayıp her şeyin yolunda gittiğini haber verdim ve onun da iyi olduğunu öğrendim. Onunla konuşmak huzur verdi. Dizinin dibinde oturup sevgiyle soyduğu meyveleri yemek kadar olmasa da....
Diğerleri de geldi. Toplayıp yıkamışlardır umarım. Bu iş biz kızlara kalırsa olay çıkarırım.
"Şimdiii parti zamanııııı." heyecanla bağırdı Arda. Zıplayarak ellerini çırptı Bado. Hassas kelebeğin zilli kelebeği.
Diğer üçlü koltuğa oturdu hiç o taraklarda bezleri yokmuş gibi. Benden daha nene bunlar.
Dardacığım müziği seçti. İkisi oynayarak bana doğru geldi. Her seferinde bunu yapmaları çok tatlı. Bebeklerim sanki. Ellerini uzattılar. Yarım ağız gülerek omuz silktim. Biraz nazlanmak gerek.
Beni kim takar. Kollarımdan tutup kaldırdılar. Ortaya doğru ilerledik. Biraz yalandan oynadım kibar kibar. Onlar uçuyordu neredeyse. "Hemen geliyoruuum." diyerek salondan çıktım. Çantamdan siyah, ince eşofmanımı alıp elbisenin altına giyindim. İşte şimdi oynayabilirim.
Salonun kapısına kadar gittim. Orada dikilerek onları biraz seyrettim. Oynayarak daha iç kesimlere ilerledikleri için düşündüğüm şeyi yapabilecek uygun alanı buldum. Takla atarak adeta dans pistinin ortasına daldım. Ardem beni öyle görünce kocaman gülüşleriyle duraksayıp yanıma yaklaştılar. Zıplayarak müzikle bir bütün olduk.
Kendimden ve dünyadan kopmak için yapıyorum bunu. Birlikte eğlenen sarhoş kalabalıkların hep gerçeklerden kopuk ve boş olduklarını düşünürdüm. Fakat bunun gerçeklerden kaçmak için yapılabileceğinin artık farkındayım. Bir kaçış... Geçici olsa bile...
O kadar yemekten sonra böyle bir dans, inşallah içim dışıma çıkmaz. Fakat dans güzel. Boktan hayatımı unutmak için başka ne yapabilirim? Hedefime ulaşana kadar hayattayım, geriye kalan hiçbir şeyin önemi yok. Böyle konuşuyorsun ama insanlara hayır bile diyemiyorsun! İnsanları kırmaya çekiniyorsun ama onlara tekme tokat dalmaya çekinmiyorsun! Kafa göz kırmak kalp kırmaktan daha iyidir. Görünür bir şey olduğu için daha çok rahatlıyorum. İyi bir insan olduğumdan değil yani.
Dans mı ediyorsun sohbet mi? Ohh maşallah.
Uzun süre zıplayınca yorulduk. Durup nefeslendik biraz. Kılını kıpırdatmayan üçlüye baktım. İskender ve Gökçe Sinan'a dönmüştü. Sinan ise başını eğmiş alnını ovuyordu. Sinan'ı neden gözetliyorlar?
İskender'den kaçtığım için tuhaflığını sorgulayamıyorum. Kaçma savaş Asya. Kırmızı çizgilerinle var ol. Evet.
Gidip İskender'in yanına oturdum. Dikkati Sinan'dan bana kaydı. Gülümsedi.
"Nasılsın?" diye sordum.
"İyiyim. Neden ki?" gözlerimde bir şey arıyordu sanki.
"Eğlenmeye geldik ama nene gibi oturuyorsunuz. Oynamasanız bile önceden daha neşeli görünüyordunuz."
"Sadece beni kastetmiyorsun."
"Üçünüzün arasında ne geçti?"
"Hiçbir şey." hıı tabi.
"Doğrucu İskender'e hiç yakışmıyor yalan söylemek." tek kaşımı kaldırdım. Hafif sinirlenir gibi oldu.
"Gerçekleri mi istiyorsun?"
"Sence? Yalanları isteyecek halim yok. Sana sormadan kendim uydurur inanırım zaten."
Nefes verdi. "Pekâla."
Dikkatle yüzüne baktım. Ne olmuş olabilir? O tekrar konuşana kadar -sabırsızlığımdan- yüzyıl geçmiş gibi hissettim.
"Sinan Gökçe'den ayrılmış. O kıza ölüp bittiğini sanıyorduk öyle değil mi? Nedenini sorguladığımda da sevdiğimi sanmışım falan dedi. Gökçe'yi de o yüzden ben çağırdım. Belki araları düzelir diye." şok... Hani gözleri ölüm emriydi? Bu kadar çabuk mu geçti o sızlandığı aşk? Gözlerimi kısarak Sinan'a çevirdim. Bakışlarımız kesişince göz devirdi. Tekrar İskender'e döndüm.
" Öyleyse ona tuhaf tuhaf bakmakta haklısınız." Sinan'ın niye sinirli olduğu da belli oldu. "Fakat anlamadığım bir şey var?"
"Nedir?"
"Sen neden sinirlisin?"
"Sinirli değilim Asya." inanmadım. Israr etmeyeceğim. İnanmış gibi yapıp geçiştireyim. Bunu çok yapıyorum ve salak sanıyorlar. Israr etsem sürekli aynı şeyi söyleyerek baskı kuracak. Bazı fikirlerinde çok katı. Ama genel olarak anlayışlı o yüzden görmezden gelebilirim.
Sinan'a bu konuda hiçbir şey sormayacağım. Cevap vermemek için hakaret edecek veya konuyu başka yerlere çekecek.
O yüzden hepiniz ne yapıyorsanız yapın. Benim derdim bana yeter. "Madem öyle ben eğlenmeye devam ediyorum."
Kalkıp yalansız ve samimi dostlarımın yanına ışınlandım. Diğerlerinin kaosu ve kasveti enerjimi emdi. Sinan'a bak seen. Sevmiyormuş ama öyle sanmış. O kız yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı. Erkeklerin aşkına inanmamak gerek anlaşılan. Sıkılıyorlar hemen. Biraz daha çizgilerimi net çizsem İskender de benden sıkılır muhtemelen. Çizmesem de sıkılabilir.
Umrumda değil. Arkadaşlığımız bitmesin yeter.
Bugün kalpli kolye yerine babamın künyesini takmıştım. İçimden gelen gibi giyindim ya. Kafam bu karışık giyimim kadar karmaşık işte.
Müzik olayı tarihe karıştı. Gece yarısına bir saat kala başka bir şey yapmayı düşündük. Arda'nın kutu oyunlarından biriyle vakit öldürdük.
Son on dakikaya girince Badem pastayı ayarlamak için mutfağa gitti. Pastayı onun getirmesinin daha iyi olacağını söylemiştim. Kardeşi varken sonradan gelen ben öyle bir şey yapmak istemiyorum. Haksız mıyım?
Üç... İki.. Bir derken Arda ışıkları kapattı. Tam gece yarısında Badem pastayla salona girdi. Hep bir ağızdan "İyi ki doğdun İskendeeer." diye bağırdık. Bunu bekliyordu belki ama kocaman gülümsedi. Alkışladık. Badem yaklaşınca pastanın mumlarını üfledi. Arda ışıkları açtı.
Pastayı sehpaya bırakıp hemen ağabeyine sarıldı Acıbadem. Abi kardeş kucaklaştılar bir süre.
Ben hediyemle yaklaştım. İki kere sarılmamak için. Zekice mi yoksa kalpsizce mi bilemiyorum. Önce sarıldım sonra hediyemi verdim. "Doğum günün kutlu olsun."
Gülümseyerek hediyeyi aldı. "Teşekkür ederim Asya."
"Ne demek, aç hadi."
Gülümsemeye devam ederek hediyeyi açtı. Hoşuna gittiğini bakışlarından anladım. Sonra kendisi de dile getirdi. "Bu, çok güzel Asya."
"Yazarsın ya seversin diye düşündüm. Plağın da var hem bu tür şeyleri seviyorsun gibi geldi." Notu çıkarıp çöpe attım gelmeden.
Hediyeyi sehpaya koyup tekrar bana sarıldı. Sanırım ona artık âşık olmam gerekiyor. Bunun geri dönüşü yok. Teslim ol Asya. Saçımı öptü. Gözlerimi yumup sardım kollarımı.
Âşık olmaktan mı korkuyorsun?
Peki neden?
Bilmediğimiz bir sebebi mi var?
Günün birinde gidecek olmam bunu etkilememeli. Hem insan seviyorsa sevgisini tutamaz ki. Eğer sebep bu olsa acı çektirirdi ama âşık olmama engel olmazdı. Kendimi anlamıyorum.
"Bize sıra gelmeyecek herhalde." dedi Sinan. Onun yüzünden ayrıldık. Uzaklaştım. Sinan yerimi aldı. Sarılıp dostunun sırtını sıvazladı. Onların sarılışı kısa ve hızlı.
Hediyesini verdi. Kitap çeki ve kaliteli bir sweatshirt. Koyu mavi...
"Teşekkür ederim."
"Eyvallah kardeşim. Beğendin mi?"
"Beğendim sağ ol."
Arda zıplayarak araya girdi. "Sıra bendeeee." İsko'nun boynuna atladı. "Gardaşım beniğmmmm, iyi ki doğdun."
"Yavaş gardaşım yavaş. Boynum koptu." hepimiz kahkaha attık.
"Ehehehe." aldığı hediyeyi kendi açıp İskender'e uzattı. Deli ya. Birkaç yeni plak almış. Baya güzel fikir bu arada.
"Sağ ol kardeşim çok güzeller."
"Güle güle kullan gardaşım."
Onlar neşeliydi ancak Sinan'ın suratı düştü. Bunu da soramayacağım sanırım. Onun doğum gününü böyle kutlamadık. İstemediği için... İstemese de kendi imkanlarımla kutladım ben. Çünkü hak etmediğini düşünmemeli. O da sevilmeyi ve mutlu olmayı hak ediyor. Ama çoğunlukla mutsuz. Benim gibi...
"Ben zaten hediye olduğum için bir şey almaya gerek duymadım." böyle söyleyip kahkaha attı Badem.
"Varlığın yeter." kollarını açtı bacısı için.
Sinan'la aynı anda oturduk. Yan yana oturduğumuz için dönüp birbirimize baktık. Aynı anda göz devirerek birbirimizden uzaklaştık.
Kızgınım ona. Sanki ben ayırdım onları öfkesini benden çıkarıyor.
Badem ağabeyine ceket almış. Gayet mantıklı bir hediye.
Hediyeleşme bitti sanarken Gökçe İskender'e yaklaştı. Elindeki paketi ona uzattı.
Nezaketen gülümsedi İsko "Zahmet etmeseydin, sağ ol."
"Ne zahmeti canım, içimden geldi."
Paketi açtı, kitap ve gri bir kazak çıktı içinden. "Bu bahsettiğin kitaptı sanırım. Teşekkür ederim."
"Rica ederim. Evet merak ediyordun, okuduğunda konuşuruz."
"Olur. Sağ ol Gökçe."
"Rica ederim."
Konuşuyorlarmış ve konuşacaklar anlaşılan. Olabilir, normal şeyler bunlar fakat o kız bana karşı değişik davranıyordu bir ara. Bu aralar pek umrunda değilim.
Tuhaf.
Bana ne. Herkes kendinden sorumlu. Kim ne ysparsa yapsın. Bana bulaşmadıkları sürece özgürler.
"Pasta yiyelim artık." her zamanki Arda.
"Ben hemen kesiyorum." Ve ona aşkla sırıtan sevdiceği. Onlarla olmak güzel ama bugün bir tuhaf.
Bu sefer Badem donattı sehpayı. Yine bir şeyler yiyecek olmak hoş. Sehpa bize yaklaşmış olduğu için yerimizden kalkmadık. Diğerleri oturabilmek için Sinan'a doğru beni ittirene kadar... Mecburen yaklaştık gene. Tabi bizim sinirlenmemizden Arda ve Badem'e ne!
Herkes pastaya hücum etti. Pasta bile sevmeyen bir insana hayat rengârenk olacak değil ya. Birkaç çatal alıp bıraktım. Pasta güzel ve taze ona lafım yok. Tuzun ve baharatın verdiği zevki vermiyor.
"Geride bıraktığımız yılın en büyük kazancı ne oldu sizin için? Benim kazancım sarı şekerim." dişlerini çakıp Arda'nın yanağını öptü. Bu sefer kimse tepki göstermedi.
Arda sırıtarak konuştu. "Benim kazancım da sensin beraber kurtlarımızı döktüğümüz Badem." lafa bak yaaa çok şekerler. Ama kimse benden bahsetmedi lan. Arkadaşınız olarak bir kazanç değil miyim sizin için? Çı çı çı. İnsan nezaketen de olsa bahseder.
"Yeni arkadaşlar kazandım." bunu İskender'e bakarak söyledi Gökçe.
İsko ona gülümseyip bana döndü. "Sevgilim."
Ben de gülümseyip Sinan'a çevirdim başımı. Söylesin diye, en son bombayı patlatacağım. Küçük bomba. Ahahahah.
"Hiçbir şey." dedi odun gibi. Vay be. Hiçbir şey demiyorum lan.
"Ben başka bir şey söyleyeceğim. Yani bir şey itiraf edeceğim." meraklandırayım biraz. "Söylemem gerekiyor artık."
İstediğimi aldım, meraklı bakışları yakaladım.
"Söyle çatlatma." çatla Bado. Ahahaha. Tamam lan söylüyorum. Öhhöm. Çok ciddi görünüyorum.
"O keki ben yaptım. Hatta kedim de yardım etti. Yaladı falan bir güzel onu. Siz de yediniz. Tadı güzel miydi bari?"
"Neee? İğrenç." senin iğrenç bulman çok umrumda ya Gök-çe.
"Gerizekalı." kimin söylediğini tahmin etmişsinizdir.
"Asya ciddi misin?"
"Ciddiyim İsko."
"Yine de tadı güzeldi kız." güldü Arda.
Badem yan bakışlarla beni süzüp kahkaha attı. "Şaka bence." gülerek başımı salladım. Benim de çok kazancım oldu evet. Şu an söylemek istemiyorum sadece. Ortam hoşuma gitmiyor çünkü. O samimi sıcaklık akmadı içime. Sadece öyle anlarda ifade etmeliyim sevgimi. Ve sevmediğim insanların olmadığı yerlerde. Bardağımı alıp, Sinan'ın bacaklarını tekmeleyerek sıkıştığım yerden çıktım. Karşı koltuğa geçip yayıldım. Bardağı başıma diktim. Kola yaktı boğazımı. Başka şeyler yakmasın da...
"Niye kalktın? Yemeyecek misin?"
"Zaten çok yemiştim Bademcik. Yeniden yemeye gerek yok."
"Peki" diyerek gülümsedi.
Aralarında minik bir sohbet başladı. Minik diyorum çünkü kısa kısa araklı bir konuşma. Ne hakkında olduğuna dikkat kesilmedim. Anneannemin dizlerinde uyumak istiyorum.
Sorunluyum. Hahah.
Zaman beni üzüyor. Geçmesi de geçmemesi de. Zamanı da Allah'a havale ediyorum.
Hayalimin gerçekleşmiş görüntüsünü zihnimde canlandırınca ister istemez gülümsedim.
🦋
Ahh ulan.
Aralıksız işkence görüyorum. Canım da çıkmıyor amk.
Kızlar gidip yattı önce. Sonra İskender'le Arda gitti. Onlara salonda yatacağımı söyledim. Kafa dinlemek istiyorum. Yalnız olmam daha iyi. Uyku tutmayacak muhtemelen. Onlarla aynı yerde dertlenemem. İskender'in varlığını duyup duyup vicdan azabı çekmem.
Her yanım azap. Bir yanım kıskançlıktan öteki yanım vicdan azabından ölecek.
Ona da yine kötü davrandım. Hak etti. İskender için süslenmiş. Elbise giymiş lan. Delirtti beni. Öldür beni daha iyi.
İskender'in onu öpüşü kudurttu beni. İçime içime bağırdım.
Benim işim bitti. Belli ki artık Asya da İskender'i seviyor. Olması gereken oldu. Doğru yaptım. Hayvan gibi davranmakla doğru yaptım. Uzak durmalıyım. Bitti.
Alıp başımı gidemiyorum. Ölme ölemiyorum. Sevmeden edemiyorum. Ne beter halim var lan. Boktan beter. Utanmasam oturup ağlayacağım. Hoş onu yapmışlığım da var.
Zalim dünya. Ne istedin benden?
Hele sen gönlüm, taştan beter değil miydin? Sevecek başka biri yok muydu? Lanet olası.
Ayak sesleri duyunca gözlerimi yumdum. Kimseyle konuşacak durumda değilim.
"Hıh." hıh mı? "Bıktım lan. Bıktım şu kızdan. Badem de hemen uyumuş, hiç beklememiş gelmemi. Bir lavaboya gittik diye Badem'in yanını kapmış gıcık." gözümü hafiften aralayarak ona baktım. Yastığını koltuğa atıp uzandı ve üstünü örttü. Beni görmedi mi lan? "Bir de yer yatağında yatacağım. Yok yağğğğğğ." görse bu kadar sesli konuşmaz herhalde. "Koltukta yatarım daha iyi. Gıcık." kollarını kendine sardı. Koridorun ışığı onun tarafına yansıyor. Benim tarafım daha karanlık. "Iğğğğğğhhh."
Seni tatlı küçük böcük. Ulan az önce unutuyordun şunu. Hemen coşmaya başladın gene.
"Delireceğim." kendi kendine konuşma meraklısı. Mutfakta da konuşuyordu böyle. Dinledim evet. Gitmedim, onu izledim. Asıl ben delireceğim.
Benim olduğum tarafa doğru dönüyorken gözümü yumdum.
"Hiiiii’hhh Sinan." fark etti. Şimdi kalkıp gider herhalde. "Ulan Sinan. Dayak arıyorsun ama sana çok sinirliyim o yüzden vurma bile vurmayacağım." çok vurabileceksin de sanki. Uyanık olsam öyle derdim.
"Vururum tabi. Sen beni ne sanıyorsun? Vuramayacağımı sanıyorsun değil mi? Sevgilisini terk etmiş öfkesini bana kusuyor turşu." Öyle değil ama sen öyle zannet. Turşuymuş, yavru çıngırak.
"Burada bile rahat yok. Nereye gideceğim ben şimdi?" gitme.
"Aynı yere dönmeye niyetim yok. O çiyan gece boğar moğar beni." Puhahaha "Gerçi bu da uyanıp beni görürse boğar." ben sana kıyar mıyım lan! Gitme yat uyu. Bir kere de istediğim bir şey olsun.
"Aman be yat nolacak koynuna girmedin ya. Hem kapı açık zaten. Burası daha güvenli." Ohaaa lan. Ne diyor bu salak. Yalnızken hep böyle konuşuyorsa yandık. "Sabah sıkıntı çıkarsa görmedim derim. Bunun yüzünden gidip o kızı çekemem. Hem ben gururumdan dönmem bir daha o odaya." Aferin kızım. Hep böyle ol. Beni dinle. Bir şeyler daha söylemesi için bekledim ama konuşmadı. Gitmedi gerçekten.
Uzun süre ses gelmeyince gözlerimi açtım. Uyumuş. Ulan kıskançlığın verdiği baş ağrısı yetmiyormuş gibi bir de şimdi sabaha kadar uyuyamayacağım.
Sus lan biz memnunuz. Uyurken zararsız görünüyor. Puahhahah. Uyanıkken manyak. Hem uyanıkken seyredemiyorum onu.
Niye süslendin be kızım? Her zaman itiraz ettiğin şeyi neden yaptın? İskender'e âşık mısın? Cevap ver lan.
Süsü yok dedik diye hemen değişti. Değişme lan. Ben seni dümdüz seviyorum. Saçınla başınla dalga geçmeyi seviyorum. Beni sinirlendirme. Etek ve elbiseden nefret ediyorum. Özellikle de kısa olanlardan.
Orman adamıyım evet. Sen de yaban çiçeğisin. Böyle daha güzel. Seni koparıp saksıya dikseler güzel olur mu söyle? Sen özgür olmalısın. Ben... Özgür olmalıyım.
Doya doya sevebilmeliydim seni. Vicdanım sızlamadan. Başka bir şekilde karşılaşsaydık ve o şekliyle de sevebilseydim seni. Belki severdin sen de beni.
Böyle âşık oldum sana evet. Ama seni sürekli dostumla görmek yaralıyor beni. Benim yüzümden. Haklısın. Sen de ne diye beni dinliyorsun?
Boş boş konuşup duruyorum. İskender'e âşık olmadığın ne malum? Çektiğim çile yetmedi mi sana?
Yüzyılın başı birini severim o da imkansız olur. Sıçarım böyle işe.
Eğer ona âşık olmuşsan buradan gitmenin bir yolunu bulacağım. Annenin seni tehdit ettiği yatılı okula belki ben giderim. Hımm? Ne dersin? Bunun için büyük bir sorun çıkarmalıyım.
Gidemem lan Tarçın ne olacak? Hiç onu düşünmüyorsun. Herkes bensiz yapar ama o yapamaz. Ben de onsuz yapamam. Tarçın'ı mezarlıkta bulmuştum biliyor musun? Daha yavruydu. Acı acı inliyordu. Benim kalbim de öyleydi. Acı acı inliyordu.
O da terk edilmiş belli ki. Bırakıp gidemem onu. Benim o kadından farkım olmalı. Her ne pahasına olursa olsun yavrumu bırakmamalıyım.
Ama seni bıraktım be yavrum. Bırakamadım... Olmadın ki. Vaz da cayamadım. Uzaktan izliyorum. Deliriyorum.
Bu yılın en büyük kazancı gözümde sensin. Hep kaybettiğim bir kazanç. O yüzden hiçbir şey dedim. Seni, kalbini kazanamadığım için. Ve seni hep kaybedeceğim için.
Önceden İskender arada olmasa seni kazanabileceğimi düşünüyordum. Artık öyle düşünemiyorum. İmkansız ve karşılıksız olacak aşkım. Yakışıklı, zeki, mükemmel olmam bile yetmiyor sana.
En azından yakışıklı, zeki ve mükemmelim. Puahahahahha. Artık sevgilim yok piyasaya geri döneyim bari. Sırada çok kız var.
Sadece seni istiyorum lan. Ayakkabımın eşi sensin. Ayakkabı diyince de bir tuhaf oldu. Güzel bir şey söylemeye çalışmıştım.
Ben ne anlarım amkk.
Sarıldığımız ilk günü hatırlıyor musun? Çarpılmıştık o gün. İçimde bir his... Nedir bilmeden...
Dudaklarını da öptüm lan. Sen hâlâ saf saf dolan. Bilsen beni boğarsın herhalde. Boşver saf saf dolanmaya devam et. Böylesi daha iyi. En azından ara sıra sarılabiliyoruz.
Hele o geçenki sarılma yok mu... Saçlarımı okşadığın... Hiç bitmesin istedim o an. Sen bilmezsin, baya iyi bir his. Ben olsan belki bilirdin.
Saçlarından kolye yaptırdım. Sonra onu kendimden bile sakladım. Beni sevmiyorsun sonuçta istemezsin saçların bende kalsın.
Sabaha kadar konuşacağım böyle herhalde. Sana anlatamıyorum, seni izlerken içim konuşsun.
Ben ayvayı yemişim. Olduğum noktaya bakınca öyle anlaşılıyor. İyi geceler yavru çıngırak sen uyumana bak. Öyle huzurlu uyuyorsun ki insanın canı çekiyor.
Ben uyumayıp seni izleyeceğim. Bir daha ne zaman başıma gelir ki böyle bir olay?
Komik de kızsın. Takla atarak salona girmene ve elbisenin altına giydiğin pantolona gülmemek için direndim. En az Arda kadar kafadan gidiksin. Çok güzel bir parçasın. Grubun en güzel parçası.
Ulannnnn. Bana ne yaptın! Dalga geçtiğim her şeye döndüm. En kötüsü de bunu tek başıma yaşıyorum.
Belki de senin kalbin yoktur. Hepimiz aşktan sağımızı solumu şaşırdık ama sende tık yok. Gerçi olmadığından emin değilim artık. Bugün olanlardan sonra... Rahat rahat uyumak bile haram bana. Küçük böcük uyusun Sinanlara uyku yok.
Seni seviyorum yavru yılan seni seviyorum.
🦋
Ne düşünüyorsunuz bacılar?
Sinan yanıyor.
Asya ne âlem?
Bir dahaki bölüme görüşürüz sizi seviyrım. Muahhh
💋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |