
Parmaklarını ahşap rengi kitaplıktaki kitaplarda gezdirdi bir süre. Hangi kitabı okuyacağına karar verirken onların varlığını hissetmek istiyordu.
“Bir tavsiyen var mı?” diye sordu kitaplığın dalgın sahibine.
Bakışlarını halının deseninden Aylin’e kaldırdı İskender. “Hangi tarzda bir şey istiyorsun?”
“Aslında kafam karışık, kendimi akışa bırakmak istiyorum. Hani bazen eline tesadüf eseri bir kitap geçer ve o çok hoşuna gider ya. Aşık olmak gibi. Hazırlıksız, kendiliğinden, doğal. Öyle bir şey olsun.”
Dudakları kıvrıldı İskender’in, bu tarif hoşuna gitmişti. Ne önerebileceğini düşündü. İz bırakan bir eser önermek istiyordu. “Martin Eden okudun mu?”
Hadi amaa bakışlarıyla öneriye gülümsedi.”Sence?”
“Pekiii, onu okumayan kalmadı zaten galiba. Çok farklı bir kitap önereceğim şimdi. Paul İle Virginie, üçüncü rafta olması gerekiyor. İnce zaten bugün bitirirsin.”
Gözlerinde ani parlamalar oluştu ve kitaplığa çevirdi yüzünü hızla. İskender’in seçimlerine güveniyordu o yüzden okuyacağı kitap için heyecanlıydı. Bu defa gözlerini gezdirdi kitapların üzerinde, söz konusu kitabı görünce “Hımh” gibi bir mırıltı çıkardı. Saniyelik bir duraksamadan sonra kitabı yerinden çıkarmak için biraz debelendi. Kitap yerinden çıktığında yatağa doğru ilerleyip narince oturdu. “Güzel bir kitaba benziyor.”
“Hoş, huzur verici ve buruk.”
“Sana güveniyorum, hoşuma gideceğine eminim.” tatlı bir gülümseme yerleşti yüzüne.
“Oku da sohbet edelim. Okuduğum kitapları konuşabileceğim birine muhtacım.”
“Sen ne okuyacaksın?”
“Ben yazmayı düşünüyorum okumayı değil. Çok doldum, hiç yazamadım.”
“Bahsetmek ister misin bana? Rahatlarsın belki. Hatta dışarı çıkalım, sen defterini al ben kitabımı. Uygun bir yer bulursak hem sohbet ederiz hem de okuyup yazarız.” yeşil gözlerinde sıcak bir masumiyet vardı. Bu, İskender’i gülümsetti. Başını salladı.
“Pekala, kalk öyleyse.” sandalyeden kalkıp bilgisayarını çantasına koydu ve gerekli olduğunu düşündüğü kalem ve not defterini de çantanın içine attı. Aylin’e eşlik etmek için okula gitmemişti. Bu sebepten biraz gezinmeleri iyi olabilirdi. Ramazan ayında ve soğuk mevsimde gidilebilecek yerler konusunda pek seçenek olmasa da biraz dolaştıktan sonra nerede oturabileceklerini biliyordu.
Çarşının içine kadar havadan sudan, hayallerden bahsederek aheste aheste yürüdüler. Havanın soğuğuna aldırış etmiyorlardı. Zira samimi sohbetleri onları ısıtıyordu. Aylin merakını daha fazla gizleyemeyerek o konuyu açtı. “Asya…Onunla aranızda tam olarak ne geçti? Yani hâlâ seviyor gibisin.”
“Ben seviyorum ama o beni sevmiyor. Denedik sadece ama olmadı.” sıkıntılı bir nefes verdi. Dönüp dolaşıp aynı konuya içerliyordu.
“Yanlış anlama ama… Sinan ve Asya bana arkadaşça gelmiyor. Asya inkar etti fakat yine de birbirlerinden hoşlanıyorlarmış gibi geliyor bana.”
“Sen de fark etmişsin. Ama…Asya’ya mı sordun?”
“Heyy onu sorarken eski sevgili olduğunuzu bilmiyordum. Aralarında bir şey var diye düşündüm. Badem imkan vermedi, güldü bu duruma. Anne babalarının evli olduğunu, sürekli kavga eden kardeşler gibi olduklarını söyledi. Asya ise kankayız, birbirimizi boğmak istiyoruz falan dedi. Bence aralarında bir çekim var bu bariz.”
“Öyle. Aradan çekildim ben de. Benimleyken gerilen, her an kalkıp gidecekmiş gibi diken üstünde olan Asya, Sinan ile aynı odada uyuyabiliyor. Ona kardeş diyemiyor….Daha ne diyeyim işte.” iç çekip dudaklarını birbirine bastırdı. Hâlâ atlatabilmiş değildi acı dolu hisleri.
“Üzülme, belki de gerçekten yanlış anladık. Ya Asya’nın ona karşı da hissi yoksa? Kalbinin boş olduğunu, aşk için olgun olmadığını söyledi.” İskender’in kolunu sıvazladı dostane bir duyguyla.
“Sinan aşık olduğunu kabul etti, Asya ise ne hissettiğini bilmiyor. Ancak ben farkındayım. Bu konuyu konuşmasak mı? Geçmişe gömmeye çalışıyorum hislerimi. Onlar bir aradayken başka hiçbir yerde olmadıkları kadar neşeli ve çocuksular. Sürekli kavga ediyorlar ama herkesten daha iyi anlaşıyorlar. Onlar aynı dili konuşuyor ben ise…Yabancıyım. Kadere bak; bana bunları söylemek düşüyor anca. Kendi aşkımı yazdığımı sanarken…Kitabın ortasında başrol olmadığımı fark ettim. Canım yanıyor ama ikisini de seviyorum. Biri kardeşim diğeri ise ilk aşkım.” yumruğunu sıktı elinde olmadan.
“İlk aşkın olduğumu sanıyordum.” dedi Aylin hafif gülerek. Şakaya vurarak konuyu değiştirmeyi umuyordu.
İskender’in içini ısıtmasa da bu tavır hafiften gülümsedi. Belki yaralarını sarmak için yeni bir sayfa açmalıydı. İlerideki çiçekçiye gözü kaydı. Hızlı adımlarla oraya doğru yürüdü. Aylin, söylediğiyle çocukluk aşkını kaçırdığını düşünmeye başlamışken İskender bir buket mimoza istedi çiçekçiden. Şaşkınlıkla ona yetişen kıza gülümsedi.
“Ne yapıyorsun? Yani ne yapacaksın?”
“Bekle.” çiçekleri çiçekten anlayan birine vermeliydi. Buket hazır olunca alıp Aylin’e uzattı. Anlık bir afallamanın ardından sevecen bir gülümseme ile onu aldı kumral kız.
“Teşekkür ederim, çok güzeller.”
“Rica ederim, dostluğumuzu simgelesin.” Yaralarını sarma döneminde yeni ilişkiler ona yardımcı olurdu. Kız sırf onun için, geçmişteki dostluklarının hatrına gelmişti. Bu dostluğu sürdürmek ve kalıcı kılmak için çabalamalıydı. Çiçeklerin parasını ödeyip baştan beri aklında olan kitap kafeye doğru yol aldılar.
Aylin, yol boyu çiçeklerini koklayıp koklayıp bahar esintisi gibi sıcak hislerle doldu taştı. Buketin, mimozaların göründüğü kısmını masada kendi tarafına doğru koydu. Kitabını okurken gözleri sürekli çiçeklere kayıyordu. İskender’in neler yazdığını merak etse de bu konuda herhangi bir şey sormadı. Böyle nazik ve centilmen biriyle tekrar iletişim kurduğu için oldukça memnundu.
Birkaç dakika sonra İskender, Sinan ve Asya’nın birbirleri için paylaştıkları tuhaf hikâyeleri çiçeklere bakmaktan kitabına odaklanamayan kıza gösterdi. “Birbirlerini rezil ediyorlar.” dedi bu hareketi çiğ ve çocuksu bulan bir olgunlukla gülerek.
Aynı şekilde gülerek karşılık verdi Aylin “Anlaşma stilleri gerçekten komik.” Buna rağmen İskender’in gözlerindeki sönmüş umutlara üzüldü içten içe.Cesaretini topladı ve onun elini tuttu . “Bu süreçte yanında olacağım. Burada olmasam da istediğin her zaman konuşabiliriz.”
“Teşekkür ederim Aylin, iyi ki hayatıma geri döndün.”
“Ben teşekkür ederim, benimle eskisi kadar samimi olduğun için.”
Bakışları birbirlerinde kenetli kaldı. Ela gözlerden huzur Aylin’e, yeşil gözlerden sevgi İskender’e doğru aktı.
🖤
Az önce paylaştığı hikayeye bakıp sırıttı. Sinan’ın öfkeli bağırışı “Lağğğğğn!” yan sınıftan kulağına kadar geldi. Bu, gülüşünü büyüttü. Alt dudağını ısırdı. Sinan’ın defalarca sildiği fotoğrafın hâlâ var oluşu onu dumura uğratmıştı muhtemelen. Fakat o hak etmişti, Asya’nın sayıklarken fotoğrafını paylaşmış bu savaşı o başlatmıştı. Keyifle sırıtırken düşman turşusunun sınıfa dalışı ile kaşlarını kaldırdı. Rahat bir tavırla arkasına yaslanıp bacak bacak üstüne attı. Öfkeden kuduran bir Sinan görmek zevkini doruklara taşıdı.
Ellerini Asya’nın masasına bastırıp ona doğru eğildi. “Kızım senn..Senn..Seni mahvedeceğim kızım.”
“Ahahahahahaahaah daha şoku atlatamamış gibisin. Beni nasıl mahvetmeyi düşünüyorsun? Ayrıca kaşınan sensin, sen başlattın. Benim bile sabrım taştı. O fotoğrafı bugünler için saklıyodum işte.”
“Ulan sen bittinn! Sen bittin kızım!” yine tartışırken çevreyi görmüyorlardı. Onları seyreden insan topluluğu ikisi için yok hükmündeydi. Özellikle de gözlerini üzerlerinden bir an bile çekmeyen Yavuz ve Gökçe.
“Bu bir yenilgi.” dedi Yavuz acı bir yutkunuşla.
“Onlarla ilgilenmiyorum, birbirlerini rezil edip duruyor salaklar.”
“Neden gözlerini çekmiyorsun öyleyse?”
“Nefretimden. İskender başka bir kızla buluşmuş üstelik ona çiçek almış. Asıl kaybım o ve bunların yüzünden bu kaybı yaşadım.” kollarını kendine sardı nefret dolu bakışlarla.
“Bir şey yapmayacak mısın?” diye sordu Yavuz. Sadece bir sonraki hamlesini merak ediyordu.
“Pes ettim. Ne kadar nefretimi hak etseler de kendimi bu duruma ben düşürdüm.Yapmamam gerekiyordu bazı şeyleri. Hayatıma bakacağım.”
“Belki ben bir şeyler yaparım.”
“Eğer yaparsan senden desteğimi esirgemem.” Şeytani bir gülümseme ikisinin de dudaklarında oluştu.
Sinan, Asya’nın umursamazlığı ve çıldırtıcı bakışlarına daha fazla dayanamayarak kolunu tutmak suretiyle onu yerinden kaldırdı. Çekiştirerek sınıftan çıkardı. “Tenhada halledelim şu işi.” söylediği bu cümle Asya’yı gerçeklerle yüzleştirdi. Şimdi gerilmeye başlayabilirdi işte; fakat bunu yansıtmaya niyeti yoktu. Kuyruğu dik tutmalıydı.
“Nereye lan?”
“Sus ve yürü.”
“Ne yapacaksın lan?”
“Sus.Ve yürü.”
“Yürüyorum zaten salak mısın?”
“SUS KIZIM SUS.”
‘Aman be. Ne bu sinir? Altı üstü onun yaptığı şeyin aynısını ona yaptım. Hak ettiğini kabullenemiyor. Turşu işte.’ düşünceleriyle senkronize bir yan bakışa sahipti Asya. Sinan onu bodrum kata götürüp duvara yaslayana kadar da bu böyle devam etti. Sinan’ın kollarıyla geçiş yolları kapatılmışken pek de huzurlu hissetmiyordu.
“Haksızsın olum önce sen yaptın ben de karşılık verdim.”
Sinan’ın öldürücü bakışlarla başını başına yaslaması ile dudaklarını birbirine bastırdı ve susmaya karar verdi.
“Kızım sen beni delirtmek mi istiyorsun? Lan o fotoğraf herhangi bir fotoğraf mı da paylaşıyorsun! Resmen senin pantolonun var üzerimde! Senin tokan var saçımda! Bunun anlamını bilmiyor musun? Bütün okula dalga konusu olacağım!”
Olayın gerginliğine rağmen tüm gücüyle kahkaha attı Asya “PUAHAHAHAAH” bu gülüşün Sinan'ın gardını düşüreceğini ve kendisine küçük bir kaçış imkanı sunacağını umuyordu.
Fakat Sinan bu gülüşle kendinden geçmiş öfkesiyle tutkusu birbirine karışmıştı. “LAAĞĞĞNNNNN!” biraz geri çekilip elleriyle Asya’nın yüzünü kavradı. O an Asya'nın gülüşü yarım kaldı, durum daha ciddi göründüğünden içinde bir korku oluştu.
Asya'nın korkusu ile Sinan'ın tutkusu yarışırdı.
“61 gün oruç mu tutmak istiyorsun?”
Sinan'ın öfkeden onu öldürebileceği düşüncesi zihnindeyken böyle bir cümle duymayı beklemiyordu. Afalladı. “Ne? Ne alaka?”
Asya’nın anlam veremeyen bakışlarına sırıttı Sinan.
“Bizim oruç diyorum her an bozabilirim. Yakınlığımız sana bir şey çağrıştırmıyor mu?”
Gözleri büyüdü, telaşlandı ister istemez. “Saçmalama”
“Ceza çekmen için bunu bile yaparım, seni bile öperim. Ne kadar delirdiğimi sen tahmin et.” Asya gitmek için hamle yaptığında elini beline koyarak onu yine duvara yasladı. “Nereye kaçıyorsun yılan yavrusu? Korktun mu yoksa?”
“İyice saçmaladın. Bu kural dışı.” belindeki el sanki onu yakıyordu. Madem ki kaçamıyordu, savaşmalıydı. Fakat telaşı sesine de yansımıştı. “Sana saldırmayacağımı mı sanıyorsun? Ve o dediğini yaparsan gözümde ne kadar düşeceğinin farkında değil misin? Ben senin canın sıkılıyor diye öptüğün kızlara benzemem. Seni gerçekten gebertirim oğlum. Oyun mu sanıyorsun bunu? Tuttuğumuz oruca saygın olsun bari. Ben sadece senin yaptığına karşılık verdim. Sen yaparken hava hoş ben yapınca mı sorun oluyor?”
“Tamam lan sus ben sanki çok meraklıyım seni öpmeye. Korkutmak için söyledim. Malum artık vuramıyorum sana.” Asya’yı denemiş cevabını almıştı. Anlık yükseldiği için kendine kızıyor, iradesini sorguluyordu. Kendine verdiği zarar daha fazlaydı şu an. Geriye çekildi. Böyle bir şeyi aklından geçirdiği için bile delirmiş olmalıydı. Öyle bir şey zaten yapamazdı. Kavga oyununun sınırlarını aşmıştı. Tövbe etmek için akşamki teravih namazını kaçırmamayı kararlaştırdı. “Özür dilerim, saçmaladım. Öfkem yüzünden kavga işini abarttım. Öyle bir şey yapmam asla.”
“Tamam unutalım ama bir daha böyle yapma tamam mı?” Aklı hala belindeki sıcaklıktaydı. Zihninde bu konuya yapılan açıklamaları aceleyle savuşturdu. Öyle bir şey olamazdı. Kim aynı şeyi yapsa aynı sıcaklığı hissederdi. Derhal az önce olanları unutmalıydı. Sinan'ın intikam almak ve Asya'yı delirtmek için her şeyi yapabileceğine inanmak en kolayıydı.
“Tamam, yapmam. Asla.” Asya’nın omzuna elini koyacak gibi oldu sonra vazgeçti. “Unutalım.” unutması imkansızdı. Aradaki gerginliği kırmak için konuyu değiştirdi. "Mert'i ne yaptın?"
"Ne Mert'i?.."
"Kızım yazıştığın o gereksiz işte. Engelledin mi onu?"
Başını salladı yavaşça Asya. Aklı hâlâ farklı yerlerde olduğu için Sinan'ın bakışlarının manasını, yaptıklarının ana niyetini anlayamıyordu. Daha çok kendi hissettiği tuhaflıklara odaklıydı. Bu tuhaf hisleri düşünmemek için çabalasa da başarılı olamıyordu.
Sinan bu baş sallamaya gülümsedi. En azından istediği bir şey olmuştu.
Anîden gelen sarsıntı ile zeminle birlikte kaydıklarını hissettiler. İkisi de telaşla birbirine bakarken Sinan kolunu Asya'nın sırtına sarıp onunla birlikte yere çöktü. Sığınacak bir cisim olmadığı için eliyle ruh ikizinin başını koruyarak kendini ona siper etti.
Asya bakışlarını yanıp sönen ışıktan kendisine bakmakta olan dövüş arkadaşına çevirdi. "Napıyorsun?"
"Ödeşiyoruz."
"Ödeşmeyelim." Asya da kolunu Sinan'ın sırtına doğru uzattı.
"Ödeşmemiz gerekiyor."
Sarsıntı dinmesine rağmen hâlâ sallanıyor gibi hissediyorlardı.
"Bu konuda ödeşmeyelim."
"Beni seviyorsun bence." şu an büyük bir mutlulukla ölebilirdi. O yüzden sırıttı.
"Benim için değerlisin. Ve bence ben vefalı bir insanım."
"Vefa... Vay be. Dindi galiba sarsıntı."
Asya kolunu çekti, Sinan'ın da geri çekilmesiyle doğruldu. "Herkes dışarı çıkıyor sanırım, bu gürültünün manası o."
"Gel hadi. Biz de çıkalım."
"Kalabalıktan bize sıra gelmez."
"Arka kapıdan çıkarız."
"Orası da doludur."
"Hadi kızım hadiii." Asya'yı çekiştirerek üst kata çıkardı. Kalabalığa karışarak onların da ittirmesiyle kendilerini dışarıda buldular. Aynı anda telefonları titredi. İkisi de cebinden telefonu çıkarıp aramayı cevapladı. Biri annesi diğeri babasına iyi olduğunu söyledikten sonra birbirlerine döndüler.
"Badem'le Arda'yı bulalım."
O sırada okul müdürü bütün öğrencilerin ön bahçede toplanmasını istediğini anons etti. Oraya gittiklerinde müdürün konuşmasını dinledikten sonra kalabalığın içinde Ardem'i aradılar. Nihayet bir araya geldiler.
"İyi misiniz?" diye sordu Asya.
"İyiyiz de fena sallandık uğur böceğim."
"Ayy evet korkudan ne yapacağımızı bilemedik."
"Korkma güzelim." dedi ve kolunu kıvırcık bacısının omzuna attı Sinan. Badem ona gülümseyip başını omzuna yasladı.
"O değil de o fotoğraflar neydi öyle? Çok güldüm." Arda'nın yaramaz gülüşüyle yine öfkelendi Sinan. Yerinden kımıldamadan onun kıçına tekmeyi yapıştırdı.
“Sus lan zaten asabım bozuk hatırlatma şunu.”
“Ahhh yazık bana.” yalandan ağlamaklı bir hâle büründü sonra kahkaha atarak Asya’yı kolunun altına çekti. “Onların bacısı var da benim yok sanki. Demi kııız.”
“Ahahahaha tabi ya. Ben varım.” hâlâ içinde aynı garip hisler vardı bu yüzden ortadan kaybolmak istiyordu. Yine yanlış sularda yüzüyor gibiydi. “En iyisi anneannemi arayım ben. Haberim olsun.” Arda’nın sırtını sıvazlayıp daha tenha bir alana doğru gitti. Sinan’ın gözleri de onun arkasından… Bir an bile gözlerini onun üzerinden çekmemesi Badem’in dikkatini çekti. Kaşlarını çatarak Arda’ya döndü. Onun da imalı bir gülümseme ile Sinan’a bakması kaşlarını daha çok çatmasına neden oldu. Sarı şekerinin koluna girip onu herkesten uzak bir yere, okulun bahçesindeki memer yüzeyli çeşmenin arkasına götürdü.
“Ne dönüyor?”
“Ne ne dönüyor? Hiçbir şey dönmüyor. Açklıktan ve sana olan aşkımdan aklım dışında…”
“Öfff Arda saçmalamayı kes. Şu an ciddi olma zamanı”
“Deprem oldu ama kimse zarar görmedi, ciddi olmaya gerek mi var ballı Badem?”
Ellerini başının hizasında kaldırdı ve ileri geri salladı. “Aaaah beni anlamıyorsun. Ne dönüyor diyorum? Sinan ne ayak? Neden Asya’ya öyle bakıyor ve sen neden sırıtıp duruyorsun!”
“Ben hep sırıtıyorum bu yeni bir şey değil ehehehheheh.”
“Ardaaa! Delirtme beni!”
“Tamam kurtlu Bademim sakin ol. Korkacağım bak.”
“Ya Arda beni delirtmek için bilerek mi yapıyorsun ya? Ciddi ol azıcık.” cinnete ulaşmasına az buçuk kalmıştı.
“Ahahah tamam Badem şekerim. Bana kimse bir şey anlatmadı ama Sinan’ın Asya’ya bakışları beni de işkillendirdi.”
“Nasıl ya? Saçmalık değil mi? Onlar kardeş ayrıca abim… Abim Asya’yı seviyor.”
“İskender şu an kiminle? Aylin’le ve Asya’dan o ayrıldı.”
“Yaa senin aklın alıyor mu bunu? Abim Aylin ile geziniyor olabilir ama hâlâ Asya’yı seviyor. Sinan öyle bir şey yapamaz, yapmamalı.”
“Asya beni sevseydi beni sevmekten vazgeçer miydin?”
“Ya ne alaka! Önce ben sevdim seni. Ayrıca başkası da sevemez. Gebertirim Asya bile olsa. Hem önce abim sevdi tamam mı?”
“Kıskançlığına bitiyorum ehehehe. Bence bu konuyu akışına bırakalım. Su akar yolunu bulur. Zorlamayla hiçbir şey olmuyor. İnsanların duygularını yönlendiremeyiz.”
“Yönlendirebiliriz. Sen zorla benim oldun.”
“Öyle olmadı. Belki başta seni kaybetmek, üzmek istemediğim için böyle bir işe giriştim ama farkında değilmişim, körmüşüm. Bütün korkularımı sadece senin için yenebilirim ben. Yenebildim. Eğer sana o gözle bakamasaydım muhtemelen biz de devam edemeyecektik.”
“Ciddiyken çok etkileyici oluyorsun. Tekrar aşık oldum.” eriyerek sevdiceğini süzdü.
“Ehehehehehe sen de kıskandığında.”
“Ama beni ikna edemezsin. Lan biz Sinan’la plan yaptık Asis’i yapmak için. O yağmur planı onundu. Asya ilişkisini bana anlatırken o da yanımızdaydı. Çok saçma. Onları barıştırmak istiyordu bu ne şimdi? Aylin bile Asya’yla Sinan’ı sevgili sandı. Çıldırayım mı?”
"Çıldırmaa, akışa bırak diyorum."
"Mümkün değil. Bana yanlış geliyor bu durum."
"Ne yapabiliriz ki?"
"Asya'yı Sinan'dan uzak tutabiliriz. Sürekli böyle bir şeyin olamayacağını ima ederiz. Ve de abim ve Asya'yı barıştırmak için yeni bir plan kurarız."
"Ya Sinan'ın kaderi Asya ise."
"Sus sus sus. Öyle bir şey yok. Ne alaka? Hayır kabul etmiyorum. Kardeş onlar tamam mı kardeş. Kaç kere diyeceğim. Birbirlerinden nefret ediyorlardı. İmkansız. Yakışmıyorlar hem. İkisi de baş belası."
"Kardeş olduklarını onlar kabul etmiyorken biz onları kardeş diye mi etiketleyeceğiz?"
"Ya sen ne diyorsun Ardaa? Abimin duygularını görmezden mi geliyorsun? Bu resmen ihanet."
"Sen de Sinan'ın duygularını görmezden geliyorsun öyleyse."
"Sen ne ara bu kadar Sinan'ı destekler oldun? Abime kardeşim diyordun, en çok onu seviyordun hani?"
Badem'i omuzlarından kavrayıp yumuşak bir ses tonuyla konuştu. "İkisini de seviyorum. İkisi de benim kardeşim. İskender daha çok abilik yaptığı ve doğrunun safında olduğu için onu çok seviyorum. Fakat Sinan da benim gardaşım. Önemli olan aşkın karşılık bulması değil mi? Eğer Asya Sinan'ı severse engel olmaya mı çalışacaksın? Onlar bizim düşmanımız değil." Bu kadar ciddi konuştuğu için düşüp bayılası geldi.
" Ya ama abime yazık değil mi? Önce o seviyordu."
"Asya kimi seçerse seçsin onun yanında olmamız gerekmez mi?"
"Asya'yı çok seviyorum biliyorsun." Arda'nın göğsüne vurdu "Ama sen yaptığım tek hata için beni silmiştin! Şimdi onların hatasına göz yumuyorsun!"
"Sizin hatanızın tutulur bir yanı yoktu. Bile isteye bir insanın canını yaktınız. Şimdiki mevzuda öyle bir durum yok. Henüz net bir şey de yok. Yanılıyor olabiliriz."
"Lütfen ciddi olma bundan sonra."
"Az önce etkilendiğini söylemiştin Ballı Badem."
"Geçti o."
"Pekâla herkes kendi fikrine göre hareket etsin. Ben akışa bırakacağım ve bu yüzden artık bana bu konudan bahsetme. Zaten ajlıktan bir bayılmadığım kaldı. Hayat çok zor."
Geri çekildi Badem "İyi be sen açlık acından başka bir şey düşünme bundan sonra. Ben kendim halledeceğim."
"Hallet karışmıyorum. Kimseyi üzmezsen mutlu olurum."
"Abim her gün üzülüyor."
"Asya'nın elinden geleni yaptığını biliyorsun."
"Biliyorum evet. Sinirlerim bozuldu."
"Keşke hemen akşam olsa."
"Offf Arda."
"Bizi birleştirmek için çabalayan Asya ve Sinan'a anlayış borçluyuz bence."
"Ben bunu kolay kolay sindiremem o yüzden dediğin gibi konuşmayalım bu konuyu. Biz bir şey yapmasak bile imkansızlar zaten." onların arasında herhangi bir ilişki gelişirse bunun ağabeyine haksızlık olduğunu düşünüyordu. Onunla akşam konuşup olayın iç yüzünü anlamaya çalışacaktı. Arda'nın rahatlığı ve genişliği de sinirlerini iyice bozmuştu.
🖤
Ahhh zihnim bana savaş açmış durumda. Boş derste iki dakika uyuyayım dedim beynim susmadı.
Sinan'ın öfkesinden korktuğum kadar depremden korkmadım Bir an gerçekten bana saldıracağını düşündüm. Yani normalde savaşırım ama o an köşeye sıkışmış gibi hissettim.
Zaten köşeye sıkışmıştın kızım. Tanıdığım o Sinan'ı kaybettim sandım. Ama sonra çok alakasız bir şekilde öpmekten bahsetti. Benimle dalga geçiyor belki, o öyle biri. Böyle oyunları seviyor.
Ahhhh ama bu konu insanların düşünceleriyle birleşince normal düşünemiyorum. Her şey Gökçe'nin flört saçmalığıyla başladı. Fesat olmamalıyım. Dediği gibi beni dövemeyeceği için böyle korkutmayı denedi. Gerçekten çok sinirlenmişti.
Ağlamak istiyorum. Ya benim ona şey olduğumu düşünüp bu konuda üstüme geliyorsa? Tepkimi görmek istedi belki de. Gerçekten flört edip etmediğimi anlamak için yaptı.
Ben de telaş yaptım ama... Korkuyorum sanırım. İskender veya Yavuz ya da herhangi biri bana böyle bir şey yapsa öfkeden delirir onları mahvederdim. Sinan'a kızamıyorum. Hayır kızdım ona da kızdım. Onun yaptığı gerçek duygularını yansıtmadığı için az kızdım.
Başımı sıradan kaldırıp sırtımı duvara yasladım. Önde oturmak çok salakça hissettiriyor. Sınıftakilerin gürültüsü de ayrı itici. Yokmuşum gibi malca bir his, görünmez gibiyim. Varlığım şu dolaptan farksız.
Yanıma Yavuz gelmeseydi gerçekten görünmez olduğuma inanacaktım. Biraz dikildi başımda, tepki vermedim. Uzun zamandır konuşmadım onunla. Gökçe'yle takılıyor zaten ne konuşacağım.
Kesinlikle Sinan ona sövdüğü için değil. Aman zaten bana ne Yavuz'dan.
Başka bir sırayı sıramın yanına çekip oturdu. "Konuşabilir miyiz?"
"Ne konuşabiliriz ki? Ben sana neden konuşmamamız gerektiğini anlatmıştım." gidip gidip geri geliyor.
"İskender'le ayrıldığına göre o sebepler geçersiz artık." erkeklerin salaklık şaka mı? Bir erkek etrafımda yok diye illa yapışmanız mı gerek?
"Ayrılmadım ben kocamı seviyorum. Geri dönecek o bana." Ahahahahaha. Yumruğunu sıkıyor bir de şuna bak.
"İskender'i sevmediğini biliyorum. Hatta senin bilmediğin çok şey biliyorum. Bildiklerimi herkesin bilmesini istemiyorsan beni dinlersin." beni tehdit mi ediyor lan!
" Ne bilebilirsin ki sen? Git başımdan."
Bana doğru eğilip fısıldadı. "Sinan'la yakınlığınızın sırrı ne? Flört mü yoksa yasak aşk mı? Ben de diyorum bu kız neden Sinan dayak yemesin diye kendini araya sokuyor." nasıl bir cinnet yüklemesi yarattığını siz tahmin edin. Yanağına meşhur tokadımı yapıştırdım. Çıkan sesten bütün sınıf bize döndü. Elini yanağına koymuş, çatık kaşlarla bana bakarken kalkıp önümdeki masayı ittim, aradan çıktım.
" Ne yaparsan yap! " sınıftan çıktım alıp başımı gitmek için. Bana yetişip kolumu tuttu.
"Adın o kadar çok kişiyle anıldı ki olan sana olur. Kimsenin yüzüne bakamazsın, okuldan gitmek zorunda kalırsın." hırs bürümüş gözünü.
"Senin de böyle biri olduğunu bilmiyordum. Neyse şaşırmıyorum. İnsanlara şaşırmayı bıraktım. Naparsan yap gerizekalı. Buraya bayılıyorum sanki. Kurtulurum." Gökçe'yle takılmaktan kafayı yemiş. Açım zaten sinirim iyice tavan yaptı. Kolumu çektim.
İki kolumu da tuttu bu sefer. "Herkese şans veriyorsun benim ne eksiğim var? O kız düşkünü Sinan'da ne buluyorsun?"
"Allahım delireceğim!"
Yan sınıfın kapısı açılınca Yavuz kollarımı bıraktı.
"Koridorda ne işiniz var ders saatinde?" Öğretmeni de sinirlendirdik. Bizim sınıfın gürültüsü kulağına gelmiyor herhalde.
"Dersimiz boş. Sizin dersinize girebilir miyim hocam?" kendimi kurtarmak için garip bir hamle. Tek kaşını kaldırıp beni süzdü hoca.
Sonra başıyla onayladı. "Gel."
Yarım ağız bir sırıtışla Yavuz'a baktım ardından öğretmenin peşinden sınıfa girdim. Kapıyı kapattım. Eski sınıfım eskisinin aksine uslu göründü gözüme. Alaycı bakışların yerine daha insanî bir tavra sahipler. Ancak bizimkiler şaşkın.
Badem, Arda ve Sinan üçlüsüne gülümseyip gözlerimle oturacak bir yer aradım. Eski yerim dolu olduğundan en arka sıraya doğru ilerledim. Nereye gitsem sorunun kaynağı ben miyim diye düşünmeden edemiyorum bazen. Arkaya oturup bakışlarımı tahtaya sabitledim. Dersleri edebiyatmış.
Derse odaklanmak üzereydim ki hırkamın cebindeki telefonum titredi. Sırası mı lan? Hoca yakalarsa sinirlenip beni dersten atacak. Derse de bayıldığım yok ama Yavuz'dan kurtuldum işte. Son iki dersi burada geçirip bizimkilerle sağ salim eve geçerim.
Yavuz'dan da mı korkuyorsun? Uğraşmak istemiyorum aslında ve sıkıldım artık. Saçma sapan insanlar. Telefonum tekrar titreyince içimden sabır çekip onu cebimden çıkardım. Sıranın altından gelen mesajlara baktım.
Sinan: Bir sorun mu var?
Sinan: Neden geldin?
Sinan: Baksana lan şu telefona! Sanki tahtaya öyle bakarak bir bok anlıyorsun da!
Sinan: Gerizekalı! Bak şu telefona!
Göz devirip ona çevirdim bakışlarımı. Üstten üstten bana bakıyor. Uzak çarprazımda kendisi.
Sinan: Cevap yaz lan! Bakma mal mal!
Ya sabıırrr. Yazayım bari.
"Sorun yok, gürültüden sıkıldım. Uyunmuyor orada. Ders dinliyormuş gibi yapıp gözlerim açık uyuyacağım burada." yalanım batsın.
Sinan: Uyumak için burayı seçmen pek manidar. Koridordaki bağırışını da duydum ayrıca. Niye deliriyordun? Hayırdır?
Ahh bu çocuk niye böyle yağğğğ? Sorgulama inan işte.
" Gürültüye sinirlendiğim için öyle bağırdım. Ayrıca öğretmen beni yakaladığı için anî bir strateji geliştirdim ve kızgınlığı geçti."
Nefes verdiği için ona döndüm. Sadece ben değil tabi. Hemen toparlandı, telefonunu sıranın altına koydu. Daha yazmayacağı için ben de telefonumu cebime geri tıktım. Şimdi gözüm açık uyuyabilirim.
Ne yapacağım lan? Bütün saçmalıklar beni buluyor. Korkmuyorum, ne yaparsan yap havalarına girdim ama okula bir kez daha rezil olursam durumum iyi değil. Her masum duygumu yanlış yerlere çekiyorlar. Bıktım. Neden rahat bırakmıyorlar? Kafam karışık zaten, delirmek üzereyim. Yavuz'u da Gökçe zehirleyip üstüme saldı kesin. Sıkıştım kaldım. Salmıyorlar arkadaş salmıyorlar.
Sen kimsin de beni tehdit ediyorsun bir de! Benim onu dövmem gerekiyor bir tokat yetmez. Bir yandan da enerjim yok, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Normalde dersten kaçmak için bir şeyler düşünürsün, şimdi bir şeyler düşünmemek için derse odaklan kızım.
Dersi anlamaya çalışırken gözlerim açık uyumayı başardığım için kendimi tebrik ediyorum. Ne yapmaya niyetlensem tersi gerçekleşiyor. Aferin bana.
Teneffüste Arda ve Badem yanıma geldi.
"Boş dersi bırakıp ders dinlemeye mi geldin cidden?" sana Yavuz'un saçmalıklarını anlatamam şu an Bado.
"Sınıftan çok ahıra benzediği için kaçtım. Hocaya yakalanınca da aklıma başka bir yalan gelmedi. Burada uyumak da çok zevkliymiş gerçi, ikinci ders de buradayım."
Sırıtarak yanağımdan makas aldı Darda "Bizim sınıfa geri dön."
"Kız sürekli oradan oraya mı geçsin? Düzenini bozmasına gerek yok." Benim tanıdığım Badem böyle söylemez. Gelmem için ısrar ederdi. Düzenimi değil yakınlığımızı düşünürdü. Belki de beni salmaya karar verdi çünkü çoğunlukla ısrarları sonuçsuz kalıyor. Ahahahah
"Öyle daha iyi olur diye düşündüm." dedi Arda sakince.
"Bakarız." yuvarlak bir cevap verdim. Yavuz ve Gökçe'den kurtulmuş olurdum ancak sürekli oradan oraya geçmek bence de garip.
"Abim Aylin'e çiçek almış, hem de mimoza. Anlamını biliyor musun?" kıskanıp kıskanmadığımı soracak ben de kıskanmıyorum diyeceğim sonra sinirlenecek. Ahh Badem ah. Zaten hikâyesinde gördüm. Takipleşiyoruz evet.
"Bilmiyorum. Sarı bir çiçek olduğunu ve o isimde bir şarkı olduğunu biliyorum. Yoksa türkü mü demeliyim? Canımı yoluna koyduğum mimoza çiçeğimsin... Öpüp koklayamam ben seni ellerin çiçeğisin. Böyle bir şeydi galiba."
Yan yan baktı bana "Dalga mı geçiyorsun?"
"Ne dememi bekliyorsun Badem? Herkes kendi yoluna işte. Bunaltıyorsun bazen."
"Yoksa Aylin haklı mı? Kalbinde başka biri mi var?" bugün herkes üstüme geliyor.
"Kalbimde biri olsa baştan söylerdim. Niye olmayacak ilişkilere gireyim?"
"O zaman neden böylesin?"
"Nasılım?"
"Abime karşı duygusuz, dümdüz, hiç mi hissedemedin hiç mi?"
Arda araya girdi. "Ballı Badem kurtlanma. Sonra karnım ağrıyor."
"Saçmalamaz mısın Arda?"
Zil çalsın da kurtarsın beni. Bacım artık İskender'in bacısı. Nerede kız birliği? Ben Arda'yı bile çöpe atmıştım onun için. Yazık yazık. Başımı sıraya koyup gözlerimi yumdum. Tepemde biraz didiştiler sonra gittiler.
Bir yandan yalnız kalmak istiyorum bir yandan da yalnız hissediyorum. Bu ne yaman çelişki. Çelişki değil anlayan yok işte. Sinan anlıyordu o da çok sinirli. Şu an huzur istiyorum. Huzur kimsede yok. Arda'da olabilir ancak küçüğe dert anlatılmaz. Ahahah çok saçma. Aklıma dertli müzik de gelmiyor ki söyleyim.
Araaa beniii ööptüüm seni seni çok özlediiim delii gibii. Ahahah. Ayyy çıldıracağım. Bendeki bu tezatlık ağlatıyor.
Şerefsiz isminde bir şarkı vardı nasıldı o? Sevmediğim tüm insanlara gelsin. Dur hatırlayacağım. Hah bak geldi aklıma.
Onlara inanmak istememiştim, ben ömürlük çok sevmiştim, memnun oldum ben yakından hiç şerefsiz görmemiştim.
Ahahahah. İkinci kısmını Yavuz'a mı söylesem? İnandırıcı olmaz çünkü ondan önce de şerefsiz görmüştüm. Olsun gene de yakışıırrr.
Oturduğum sıraya sertçe çantam ve ceketim koyulduğunda başımı kaldırdım. Sinan'ın delici bakışları beni ürküttü. Kulağıma eğilip korku filmini andıran bir ses tonuyla fısıldadı. "Tokat meselesini sonra konuşacağız."
Öhhöm. Ne ara öğrendi? Çantamı almaya gittiğine göre sınıftakiler kesin bu konuyu konuşuyordu.
Başka bir şey söylemeden yerine geçti. Sonra da zil çaldı zaten. Bir tur da Sinan'a hesap veririm kalan son gücüm de buhar olur.
Olayı nasıl çözeceğimi zihnimde tartmadan ona anlatmak istemiyorum. Fakat söyletene kadar salmaz o beni. Düşüneyim bari. Ne yapabilirim?
Gider döverim başka yolu yok. Boyun mu eğeceğim lan! Bir kere boyun eğen hep boyun eğmek zorunda kalır! İstemediğim bir şeyi hiçbir şekilde yapmam! Rezil olursam yine döverim. Ya da bulurum onu korkutacak bir yol. Asyasın kızım sen kendine gel. Evet Asyayım ben. Koyarım tekmeyi suratına.
Acayip gaza geldim. Gazla çalışmak da iyi değil yarı yolda bırakıyor insanı. Hibrit olmak gerekiyor. Nasip.
...
Okuldan çıktık evlere doğru yürüyoruz dördümüz. Kimse konuşmuyor, sessizlik hakim. Bari ben konuşayım.
"Bir türlü akşam olmuyor."
"Eveğğğttt! Beni anlayan biri." Arda ellerini yüzüne bastırıp aşağı doğru çekti.
"Ay siz de bir sabredemiyorsunuz. İlk defa mı oruç tutuyorsunuz veya çocuk musunuz?" Badem bize laf attı. Eeeaaağ. Ağlıyorum güya.
"Dayanabilemeyiz. Çocuğuz. Büyümedik. Dimi Aşya." ahahahaha Arda ya.
"Evet. Biz daha çüçüğüz. Aklımda hep yemek var. Darda haklı."
"Salak salak konuşmayın yürüyün. Sinirliyim ve sizin bu tavrınız beni iyice sinirlendiriyor." pis turşu.
"Nefes alsak sinirleniyorsun." haklıyım.
"Ölmeyecek olsanız nefes almayın da derdim."
"Ay aman. Sen sanki sinir etmiyorsun bizi."
"Anne baba evli olunca direkt kardeş kavgası yükleniyor herhalde." Dedi Bademcik. Ne diyeceğimi bilemedim. O yüzden sustum. Diğerleri de öyle.
Badem konuşmaya devam etti. "Öz kardeş olsaydınız anca bu kadar olurdu. Ahahah çok güldürüyorsunuz beni. Özellikle de Aylin’in sizin hakkınızda söylediğine çok güldüm. Güya aranızda bir şey olduğunu sanmış. İmkansız değil mi? İmkansız bile az kalır. Saçmalık."
"Yeter kız. Konu yemekten buraya nasıl geldi?"
"Sen içinden düşün yemeklerini bana karışma."
"Zalım."
"Şebek."
"Susun demiştim. Sizi mi dinleyeceğim? Kafam şişti."
Bence de kimse konuşmasın. Konuşulsa bile dinlemeyeceğim artık.
Omuz silkip sessizliğimi korudum. Ölsem de kardeş olmam Sinan'la. Çok itici geliyor. Belki en iyi dost olabiliriz, kanka olabiliriz ama kardeş ne alaka? Bir kere ben annemin o adamla evlenmesi hâlâ kabullenememişken bunu neden kabulleneyim? Neyse be. Bunu mu düşüneceğim?
Bademlerin evinin önüne vardığımızda durduk. Hepimize el sallayıp içeriye girdi. Böyle küçük veda anları bile gideceğim günü hatırlatıyor bana. Ama benim vedam anî olacak. Onlara veda, benim için kavuşma.
Yolun devamı da aynı sessizlikte geçiyordu. Arda bile ağzını açmadı. Evin önüne geldiğimizi beni durdurduklarında anladım.
"Bize mi geleceksin?" dedi Arda gülerek.
"Dalmışım." hafiften güldüm ben de. Gülesim yokken böyle olabiliyor.
"Dikkat et uğur böceğim. Gerçi ajlık benim de başıma vurdu. Ühhüğğğ."
"Tamam lan defol git. Git aç aç yatıyor musun, zırlıyor musun ne yapıyorsan yap."
"Çı çı çı. Hain gardo. Beni de evime bırakacak mısın Sinan aşkım."
Arda'nın alayına iyice sinirlendi Sinan. Yumruğunu sıkıp kaldırdı. "Dayak yemeden git lan."
Arda sırıtarak ileriye doğru koştu. Sonra bize dönüp el salladı. Ben de gülümseyerek ona el salladım. O gözden kaybolduğunda Sinan bileklerimden kavrayıp beni kendine döndürdü. Bu sefer oldukça nazik olduğunu söyleyebilirim.
"Bana ne olduğunu anlat." o yüzden gelmiş buraya kadar.
"Boş konuştuğu için tokat yedi işte. Önemli bir şey yok."
"Ne söyledi?"
"İskender'le ayrıldığım için ona şans verebilirmişim."
"Çok sinir bozucu kabul ediyorum ama sen bu yüzden tokat atmazsın bence." oldukça sakin, şaşırtıcı.
"Boşver olum. Gökçe'nin ağzıyla konuştu o yüzden sert davrandım. Nazik bir teklif olsaydı tokat atmazdım elbette."
"Asyaaa.." hüzünlü bakıyor, hafiften kızarmış gözleri. Sesi de yaralı gibi. Ona ne oldu? "Haddi aşmayan birine tokat attığını görmedim."
"Zamanında haddi aştığını kabul ediyorsun yani." amacım konuyu değiştirmek arkadaşlar.
"Bugün de aştım. Keşke vursaydın."
"Sen Sinan mısın?"
"Sana zarar vermek istemedim Asya." bu konuyu da değişmek istiyorum.
"Özür diledin zaten." her zamanki kavgamızdı işte sadece bu sefer kural dışı davrandı.
"Bana bile vurmadıysan Yavuz'un yaptığını düşünmek istemiyorum Asya. Ne yaptı söyle çabuk. Ondan kaçıp derse geldin değil mi?"
"Offf. Bunaltıyorsun."
"Sert davranmayınca konuşmuyorsun, sert davranınca vicdan azabı çektiriyorsun. Söyle işte kızım. En fazla gidip ağzını yüzünü dağıtırım."
"Hoop orada dur. Biri dövülecekse ben döverim. Benim dövmem gerekiyor onu senin değil."
"İkimiz birlikte de dövebiliriz ayrımcılığa gerek yok."
Gülesim geldi, dişlerimi çaktım. "İkimiz döversek yüz milyon yıl bize bulaşamaz."
Dudakları kıvrıldı. "Söyle."
"Eğer ona şans vermezsem seninle olan yakınlığımın yanlış yorumunu herkese yayacakmış. Adım çok kişiyle anılmış, seninle de anılırsa bu okulda devam edemezmişim. Fakat saçma zaten fotoğrafımız ve intikam storylerimiz yüzünden herkes yanlış düşünüyor. O an sinirlenip köşeye sıkışmış gibi hissetsem de şu an saçma geliyor. Ne yaparsan yap dedim zaten. Umrumda değil."
Beni bırakıp yerdeki taşı tekmeledi. Yumruklarını sıktı, kurt bakışlarını takınıp başını hafif eğdi. "Gerçek bir ders verme zamanı gelmiş. Onlara Sinan'ın kim olduğunu göstereceğim." sanırım Gökçe'yi de kastediyor.
"Hani birlikte yapa..." cümlemi tamamlayamadan koşarak beni geride bıraktı. "Laaan nereye!" çantamı bahçeye bırakıp ben de onun peşinden koştum. Yetişmek ne mümkün. Çok sakin değil miydi az önce? Öğrenene kadar mıydı her şey? Oruçlu oruçlu koşturuyor beni. Kandırıldım arkadaşlar. Safım lan ben iki yumuşak davrandı diye hemen öttüm. Salaksın kızım. Yavuz kişisi umrumda değil ama suç Sinan'a kalacak saldırırsa. Ben saldırsam öyle bir sonuç olmazdı. Nereye koştuğunu da bilmiyorum. Nefeslenmek için bile duramıyorum. Gözden kaybolursa gittiği yeri bulamam.
Bir apartmanın önünde durdu. Ben de soluklanmak için durdum uzaktan ona baktım. Biraz geriye gidip başını yukarıya doğru kaldırdı. "YAVUUUZZZ ÇIK DIŞARIYA! SENİ DÜELLOYA DAVET EDİYORUM!!"
🖤
Badem haklı mı sizce?
Aylin&İskender
Yavuz kaşınıyor...
🖤ASSİN🖤
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |