
Yine hasta uyandım. Ama bu sefer diğeri gibi acı çekmiyorum. Eskiye göre daha mı güçlüyüm yoksa? Eheheh.
Elimi yüzümü yıkayıp odama geri döndüm. İştahım olmadığı için aşağıya inmek istemiyorum. Burnum akıyor gıcık gıcık. Hem tıkalı olup hem de akmayı nasıl başarıyor? En azından boğazım iyi durumda. Geçer geçer.
Öğleden sonra ananeme dönerim. Atar gider yapsam da seviyorum onu. Dün önce oraya gitmiştim eşyalarımı bırakmaya. Bir sarıldı bir sarıldı kızgınlığım geçti galiba. Anlık delirip sonra yumuşamak da bazen sinir bozucu oluyor.
Saçımı dün tarayıp kurutmadığım için canlılığını yitirmiş. Soğuk ve ölgün. Havluyu çıkarıp tarasaydım kendi kendine de kururdu gerçi. Havluyla yatmak iyi bir fikir değilmiş. Üşengeçlik başa bela.
Pencereyi açtım gripli hava çıkıp temiz hava gelsin diye. Dün kıyafetlerim de yıkanmadığı için dolaptaki alakasız giysilerden yapılabilecek en insancıl kombini yaptım. Bir zamanlar bu kıyafetler hoşuma gidiyordu, şimdi görmek bile istemiyorum. İşe yaramadan öylece duruyorlar. Bu yüzden sinirlerim bozuluyor. Boşu boşuna yer kaplıyorlar. Bazı insanlar gibi...
Odama daldı biri. Sinan olduğunu düşündüğüm için alaycı bir ifadeyle kapıya döndüm. Gökçe imiş. Grip grip çekilecek şey mi şimdi? Yemeden içmeden buraya mı koşmuş? Kapıyı kapattı.
"Her şey senin yüzünden." yeni bir tokatlanma vakası mı yaşanacak az sonra? Flash flash flash Asya'nın tokatladıkları listesine bir isim daha dahil olacak. Ahahahahah.
"İskender'in bastığı tekme ile buraya mı düştün?" bunu söylediğimde yüzünün aldığı şekli görmeliydiniz. Mavi gözleri öfkeden dışarıya düşecek gibiydi. Beni öldürmek istiyor olabilir. Ahh çok korktum.
"Herkes senin olsun mu istiyorsun?! İkisini aynı anda mı idare edecektin?! İskender'e iyilik yapmıştım aslında!"
"İkisi derken? Ne saçmalıyorsun?" sinüslerim acırken maruz kaldığım kişiye bak.
"Anlamıyormuş gibi yapma! Gerçekten düşündüğüm kadar salak mısın yoksa! Bir yanda Sinan diğer yanda İskender! İskender'i salmıyorsun ama Sinan'la flörtleşmekten de geri durmuyorsun! Suçlu ben değilim sensin! Beni kandırmıştın! İskender'le aramda bir şey yok demiştin. Sonra bir öğrendim ki sevgilisiniz!" ne zırvalıyor lan bu?!
"Kafayı mı sıyırdın lan! Ben kimseyle flörtleşmedim! Sinan'la kavgalı dövüşlü bir arkadaşlığımız var sadece! Ne fesatsın! İskender'le olan durum ise tamamen farklı. Ben sana niye açıklama yapıyorum lan! Def ol git başımdan!"
"Beni kandıramazsın!!" yerinde tepinip masadaki iki üç eşyayı devirdi. Bazen insanları ciddiye alamamak da sinir bozucu.
"İşim gücüm yok mu benim? Seni kandırmakla neden uğraşayım? Sen bana İskender'i sorduğunda Sinan'ın seni İskender'in de beni sevdiğini biliyordum. Ama sana nasıl İskender beni seviyor diyebilirdim. Onunla sevgili olmamın tek sebebi arkadaşım olarak ona çok fazla değer veriyor olmamdı. Her şey bir anda gelişti. Ayrıca Sinan İskender'le sevgili olmam için kendini paraladı, onunla flörtleştiğimi nasıl düşünebilirsin! Ne yaşıyorsun sen! Kafan yerinde mi! Gerçekten delirmiş olabilir misin? Bu takıntılı ruh hali normal değil. Hem sen madem İskender'i o kadar çok istiyorsun bana caka satmak yerine daha düzgün bir insan gibi davransaydın şu an bu durumda olmazdın. Mesela bana o fotoğrafı ve mesajları atmasaydın ben de işittiğim hakaretler yüzünden sinirlenmez İskender'e bu durumdan bahsetmezdim. Kendi topuğuna sen sıktın. Şimdi gelmiş yine bana saydırıyorsun! Ben kimseyi bilerek bir yerlere itmedim! Hayatı boka saran gelip bana hesap soruyor! Sadece var olarak size nasıl zarar veriyorum anlayabilmiş değilim! Mevzu İskender'se neden Sinan'la sevgili oluyorsun ki? Şansını daha da zorlayan sensin! Dayak yemeden git. Yine ne kadar insaflıyım baksana. Değerlendir bence." sanırım sonsuza dek erkeklerden uzak durmalıyım. Yanında nefes alsam bir erkeğin akıllardan neler geçiyor. Bu kadar erkek düşmanı olup da erkek düşkünü algılanmak bünyeme iyi gelmedi. Zaten hastayım yağğğ.
" Gerçekten çok çekilmezsin! Çocuk mu kandırıyorsun! Bıktım senden anlıyor musun! Benim yanımda hiç şansın yokken nasıl tercih ediliyorsun ben de bunu anlamıyorum!" nefes verdim. Asıl ben bıktım. İskender tarafından sevilmek benim suçum mu?
Odaya yeni biri daldı. "Ne kudurdunuz bu saatte!" Sinan da hasta olmuş sanırım sesi değişik geliyor. Gülesim geldi. Böyle anlarda gülmek istemek normal değil.
"İkinizden de nefret ediyorum! İkiniz de aynısınız! Pislikler!"
"Ne zırvalıyorsun lan sen!" Sinan'ın cevapları neden bana komik geliyor?
"Ahhhhh! Kes sesini!" sandalyemi tekmeledi Gökçe hanım.
"Bir erkek için kavga etmek sence de biraz itici değil mi? Beni de zorla dahil ediyorsun. Ama doğru ya sen de beni sırtımdan vurdun kavga etmek için başka sebeplerim varmış." ona doğru yürüdüm. Kaşlarını çattı. Benden günah gitti. Zihnimdeki yeşil ışıklı merhamet düğmesini kapattım. Artık sadece kırmızı.
Siyah oyuncak bebek saçlarını kavradım. Yumruğum dudaklarını öptü. En sevdiğim öpücük. Cırladı, sızlandı falan yapıştı saçlarıma. Acı benim için arka planda şu an. Daha sert olarak acıdan kurtulabileceğime inanırım. Dizimi karnına geçirdim. Yere düştü ben de çöküp üstüne eğildim. Acı çekiyormuş gibi görünüyor.
Yumruğumu sıktım, yine ağzının üstüne vurmak içimden geçiyordu ki annemin sesini duydum. "Asya! Noluyor burada!" alttan alttan ona baktım. Beni deli hastanesine kapatacak bu kadın, öyleymişim gibi bakıyor. Geri çekildim. Ben masumum demeye kalmadan az önce yere yapışmış olan kız üstüme atladı. Yerden aldığı fotoğraf çerçevesini kafama vuracağı sırada Sinan bileğini tuttu. Onu üzerimden çekip kenara fırlattı. Çerçevenin camı kırıldı. Gökçe ve annem aynı anda cırladı. Gözlerimi devirdim. Doğrulup burnumu çektim. Hasta hasta çile ediyorlar bana.
Sinan, Gökçe'yi kolundan tutup kaldırdı ve odamdan çıkardı. Allah razı olsun. Yatağa oturdum hoşnutsuzca. Çok saçma.
"Sorun ne? Bir şey mi oldu aranızda? Arkadaş olduğunuzu sanıyordum."
"Meğer İskender'e âşıkmış anne."
"Hımm sorun büyükmüş."
"Evet. Öyle."
Yaklaşıp çerveyi yerden aldı. Camları toplamaya koyuldu.
"Ben hallederdim." hiç halledesim yok aslında.
"Sen kahvaltıya in."
"Yiyesim yo..." hapşırdım cümlemi tamamamlayamadan. Lanet grip.
"Islandın diye hemen hasta olmuşsun. Bir şeyler ye de ilaç iç." yine mi aynı muhabbet? Anneanneme gideyim de ilaçsız iyileştirsin beni.
Şu Sinan'la flörtleşme mevzusu sinirlerimi bozdu. Ben öyle bir şey yapmadım. Sürekli kavga ediyoruz yani. İyi anlaştığımız birkaç saniye var. Kendimi gözlemlemem gerekiyor sanırım. Kendimi nasıl gözlemleyeceksem? Ben sadece içimden geldiği gibi davranıyorum. Onun yanında çok rahat ve umursamaz hissediyorum. Kankayız yani. Badem ve Arda'nın yanında da rahatım. Sinan'ın onlardan farkı dertlerime daha hakim olması. Ve de birbirimize ağzımıza geleni söyleyip hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmek.
Bunu itiraf etmek istemezdim ama ben onunla gerçekten eğleniyorum. Bazen çok zıt hissediyorum bazen de sanki aynı kişiymişiz gibi. İlk karşılaşmamızdaki insanlar değiliz sanki.
Annem çerçevenin üstünde biriktirdiği camları alıp gitti. Az daha kafamda kırıyordu o kız. Sinan engel olmasaydı öyle olacaktı. Beni kurtardı ama ben o kıza vururken engel olmadı. Çok kral hareket bence.
Ayyhh sinirlerim bozuldu. Burnumu çektim aktığı kadar. Oda da buz gibi oldu. Enerjim çekildi, kalkıp kapatmaya üşeniyorum. Kötü hissetmem için özel çaba harcanıyor sanki. Aslında kimsenin umrunda değilim. Hem umurlarında değilim hem de beni salmıyorlar.
Kendimi yatağa bıraktım, ayaklarım yerde. Kollarımı açtım kanat gibi. Bundan gayrı yeni insan tanımak yok. Giden gitsin ama başkası da gelmesin. Yorgunum. Varoluşsal olarak yorgunum, katlanamıyorum daha fazlasına. Yeni sıkıntılar istemiyorum. Eskileri boğuyor zaten beni. Ama yaşamak böyle. "Her geçen günün yeni bir dert olduğunu..." o yaşa gelmeden anladım. O yaşa gelmeme gerek yok. Önümde on yılım var yok. O zaman gerçekten uçmayı öğreneceğim. Güzel olacak. Beni dibe çeken canlılardan kurtulacağım.
Hapşırık sesi gelince bakışlarımı kapıya doğru kaydırdım. Sinir bozucu bir şekilde güldüm.
"Gülme lan sen sanki farklı bir durumdasın." Sinan içeriye geldiği için doğruldum.
"Yapacak bir şey yok. Hastalıkta sağlıkta düşmanız."
"Yok ya." sandalyemi doğrultup oturdu.
"Duydun mu söylediklerini?" saçma flört konusunu duymamıştır umarım.
"Sence?" duymuş işte. Ulan çok saçma.
"Duymamanı tercih ederdim."
"Ben de duymamayı. Saçmalık çünkü." aynı düşünüyoruz ne güzel.
"Evet saçmalık."
"Onu boşver de iyi misin kızım?"
"Astayım be Sinan."
Sırıttı. "Salak gibi yağmurda dışarı atlarsan öyle olur."
"Beni su birikintisine atmadın mı?"
"Puahahahahhahaha. Atmasam sanki hasta olmayacaktın."
"Aman be. Yazık bize."
"İyileşmenin bir yolunu buluruz nolacak."
"Ananeme gidelim."
"Olabilir."
"Kalk hazırlan o zaman. Eşofmanla mı geleceksin?"
"Ne fark eder lan salak. Ayrıca bu soğukta niye pencereyi köküne kadar açmışsın?"
"Hava alsın dedim. Ben nefes alamıyorum ama en azından gripli hava gitsin. Ve de yanına doğru düzgün kıyafet al saçını düzleştirip fotoğraf çekeceğiz unuttun mu?" mankenlik yap biraz ahahaha.
"Ulann sen o fotoğrafı paylaşmadın."
"Paylaşırım. Kaçmıyor ya."
"İyi lan. İnsanlar karizmamdan kalp krizi geçirirse mesuliyet bende değil." abart.
"Korkma o kadar da karizmatik değilsin. Hem hayranların bayram eder."
"Sen ne anlarsın. Zevksiz." aman. Burnumu çekip kalktım ve pencereyi kapattım. Peş peşe üç kere hapşırdım. Dalga geçen bir gülüşle odadan çıktı. Çıktıktan sonra o da hapşırdı, gülme sırası bana geldi. Kahkaham yükselince kapıyı hızla kapattı. Yazııık.
⭐
Arabayla beş dakikada nineme geldik. Onun ballı yağlı kahvaltısından yiyip grip olmaya yeni başlayanlar için hazırladığı şifalarından içtik. Sonra soluğu odamda aldık. Şeytan emojisiyle fotoğrafı paylaştım.
Sinan'ın çevresinden beni geri takip edenler yorumlara doluştu. Rezillik. Kim olduğumu sorguluyor çoğu. 'Sevgilisi mi?' diye yazmış biri. Yuhhhh. Başka biri de şey yazmış; 'Yatak odasındalar 🙈😭'
Bu ne lan, bu nasıl yorum, o kadar dikkat ediyorlar mı? Yuhh yani yuhhh. Yorumlara daha fazla katlanamadığım için telefonu kapatıp yatağın üstüne attım. Şaşkın ördek gibi karşıya bakarken sandalyeye yayılmış, telefona bakarak sırıtan turşuyu gördüm. Bunun yüzünden hayranları beni öldürmez umarım. Takıntılı manyak çıkmasınlar. Ürktüm.
"Öhhöm. Sıra sende. Saçını yapalım." ne diye tutturdum şunun saçını düzleştirmeyi bilmiyorum.
"Ben buradayım, gel yap." kollarını iki yana açtı umursamazca. Gıcık mı biraz? Biraz değil çok fazla.
Düzleştiriciyi, tarağı ve saç spreyini alıp başında dikildim. "En ufak ters hareketinde yanarsın."
"Beni yakarsan sana yapacaklarımı tahmin bile edemezsin. O yüzden değerli vücuduma ve saçlarıma zarar vermeden işini yap."
"Allah Allah köle miyim ben lan!"
"Valla sen istedin. Ve evet kölesin. Puahahahaha." çarpıcam elimin tersiyle.
Göz devirip saçının arka tarafından başlamaya karar verdim. Gıcık gıcık sırıtışını seyredemem. Lüzumsuz yaratık.
Spreyle saçını korumaya aldıktan sonra yavaş yavaş kıvırcıklarını düzleştirdim. Arka tarafı neredeyse bitiriyordum ki göz ucuyla telefonuna baktım. Gözüme çarpan ilk yorumla gözlerim büyüdü. 'Dudakları neden kırmızı? Düşündüğüm şey değildir umarım.'
"E yuhhhh." diye köklemesine söylenirken parmağımı yaktım. "Ağğğhhh."
Sinan sandalyeyle hızlı bir şekilde döndüğünden sandalye bana çarptı. Ben de Sinan'ın kucağına düştüm. Bir elimde düzleştirici diğerinde tarak gözlerim dışarı düşmüş halde Sinan'a bakarak... Lağğğğğğğn! Lağğğğğğnnnn!
Benim doğrulmamla Sinan'ın beni itmesi aynı zaman diliminde gerçekleşti. Sendelesem de ayakta kalabildim. Düzleştiricinin fişi pirizden çıktı.
"Ne atlıyorsun kızım üstüme!"
"Elim yandı salak! Ne atlicam lan üstüne! Çarptın bana düştüm işte!"
Kalkıp bana doğru bir adım attı. "Bakayım eline."
"Bakma." saçmalık. "Bişey yok otur sen."
"Oturmasam daha iyi gibi geldi. Malum başıma ne geleceği belli değil."
"Sus beğğ. Tak şunu fişe, otur. Sadece önüne bak yoksa düzleştiriciyi kafanda kırarım."
"İyice delirdin he. Manyak."
"Dediğimi yap manyak neymiş göstermeyim."
Sabır çekerek fişi taktı ve oturdu.
"Başını eğ lan. Vururum bak."
"Harbiden delisin." başını telefonuna eğdi, reelslere gömüldü. Ben de geri kalan tüm kıvırcıkları düzleştirdim. Bu saçma şeyi nasıl yaşarım? Hep onun yüzünden! Rahat dursaydı sandalyeye çarpmazdım. Her şey o salak yorumlar yüzünden. Abartıyorlar her şeyi. O kadar masum ve saçma bir kareyi nerelere çektiler. Bugün her şey niye bu kadar yoldan çıkmış gibi.
Sus Asya! Lütfen sus!
Nihayet saçlarıyla işim bitti. Biraz uzaklaşıp düzleştiricinin fişini çektim. Sinan'ın saç ayrımını düzeltirken çenesinden tutup başını kaldırdım.
Yuhhhh. Ne kadar güzel lan. Erkek güzeli.
Geri çekildim hemen. İnsan mısın lan!!!
Saçmalama kızım! Sanırım ben de artık hayranlarından biriyim. Dayanamayıp kahkaha attım. Allahım deliriyorum.
"Ne oldu lan! Nasıl bir bozuk gözün var ki karizmam seni güldürüyor?!"
"Aklıma bir fikir geldi. Madem bu kadar çok âşığın var paralı görüşme ayarlayalım. Bir öpücük 500 tl falan..."
"Bir üzerimden para kazanmaya çalışmadığın kalmıştı. Def ol başımdan gerizekalı."
"Bence çok mantıklı, parayı kırarız he. Şu tipe bak lan. Erkeğin güzelini de ilk defa görüyorum." ohaa ne dedim lan?
Kaşlarını kaldırdı. Sonra dudakları kıvrıldı. Ayağa kalkıp beni masayla arasına hapsetti. "Hayırdır? Hoşuna mı gittim?"
Göğsüne vurdum yumruğumu. "Çekil lan. Ben genel konuştum. Biraz da olsa bir şeye benziyorsun işte. Yakışıklı veya karizmatik demedim farkındaysan güzel dedim. Kız gibisin." Sinanaltay fanklüpten kovulan Asya. Hapşırasım geldi lan. Başımı eğip hapşırdım. Hapşırdığım için geri çekildi. Hasta olmak da işe yarıyormuş ahahahaha.
" Kızımmm ne zararlı bir canlısın."
"Sen de girmeseydin dibime. Hastayız şurda. Ayrıca çıkıyorum ben, sen getirdiğin kıyafeti giy de fotoğrafını çekelim." cevap vermesine fırsat vermeden odadan çıktım.
⭐
Gökçe'yi bin tehditle başımızdan savdım. Elime geçen açıkları ve küçük sırlarını herkese yayma veyahut daha önce planladığım hayranlarıma onu dövdürtme fikrini şu anlık rafa kaldırdım. Çünkü bunları yaparsam Asya'ya olan aşkımı birilerine söylemek için onu tutacak bir sebep kalmayabilir. Bir daha Asya ile uğraşmayacağına yemin ederek sırlarını ortaya dökmemem için yalvardı.
Bu kadar basit aslında. Ona acıdığım da yok ancak Asya'ya olan hislerimi tehlikeye atamam. Asya'nın benden uzaklaşmasına izin vermem. Herkes bizi kardeş olarak düşünüyor, çok tiksindirici. Hep şu gereksiz evlilik yüzünden. Bu engeli de bir şekilde ortadan kaldırmalıyım. Yetti canıma. Asya'yı istiyorsam istiyorumdur ve onu kazanmalıyım, başka çıkış yok. Hep yakınız ve o da benimle mutlu bence.
Ahh az önce saçımı düzleştirirken yaşananlar... Ateşten kaçar gibi kaçtı benden, ateşi iter gibi ittim onu. Birkaç saniye sonrası yangın zaten. Onu gerçekten çektiğimde hiç bırakmayacağım. Aramızda engel kalmadığında, engelleri bir bir kaldırdığımda... Şimdilik erken. Benim için değil onun için erken. Benim için geç oldu bile. Kendimi zorluyorum.
O kadar gururluyum ki diğer erkekler gibi iradesiz davranamam. Asya'nın kaçmasından ziyade gerçekten önemsediğim biri beni itince kahroluyorum. Belki kapıdan kovsa bacadan girdim evet ; ama aşkından öldüğüm için. Canım yandı her kovuşunda. Yine kovsun istemiyorum. Yeni yeni güvendi bana.
Tamam kabul ediyorum, eğleniyorum da o bana sinirlendiğinde. Bu, gerçek bir kayıp olmadığında güzel.
Kapıya vurdu sabredemeyip "Hazır değil misin hâlâaa?"
"Patlama kızıım!"
"Yavv seni mi beklicem on saat!"
"Beni görmek için sabırsızlanıyorsun herhalde." puahahhah.
"Ne sabırsızlanacağım be yüzyıl sonra çık." kapıya vurdu, tahminen ayağıyla.
"Gel lan, hazırım tamam."
"Hazır mısın?"
"Hazırım dedim ya sağır mısın?"
"Sus be." kapıyı açtı birden. Önce baştan aşağı beni süzdü sonra içeriye girdi. Kapıyı kapattı.
Siyah gömleğimin üstten iki düğmesini açık bırakmıştım. Yakalarımı düzelttim tekrar.
"Herkese siyah gömlek yakışmaz." dedi ağzında geveleyerek. Önüme kadar gelip gömleğimden bir düğme daha açtı. Napıyor bu deli? Elleri hissettirmeden dokunuşunu, açtı düğmemi. Narince yaptı bunu.
"Napıyorsun kızım?"
Bakışları göğsümden yüzüme tırmandı. "Seni koreli modellere benzetiyorum."
"Türk modellerin suyu mu çıktı?"
"Yavv hepsi aynı."
"Bir de erkek kesmediğini söylüyordun maşallah modellerin hepsine hakimsin." kıskanıyorum ama o bunu anlayacak biri değil. Kafası hep başka şeylerde, başka taraflarda. Tersten çalışıyor.
Yaramaz gülüşüne şaşırdım. "Ehehehe bakmakla kesmek aynı şey değil."
"Neyse ne. Çekiyorsak çekelim şu lanet fotoğrafı. İşim gücüm yok sanki nelerle uğraşıyorum." bazen sinirlenmesem de laf ediyorum ama şu an sinirlendim.
"Tamam lan. Biraz da makyaj yapalım sana. Gözlerinin altı morarmış, hastasın ondan herhalde."
"Lağğn hayatta o şeyleri yüzüme sürdürmem."
"Lan ruj sürmicem altı üstü kapatıcı falan."
"Sen git kendi yüzüne sür zombiye dönmüşsün gene."
"Aman be istemezsen isteme. Çekil önümden." beni itti omzumdan.
"Önüme gelen sensin salak. Hastayken hiç çekilmiyorsun." bir şey demedi, gözlerini devirmekle yetindi. Telefonumu alıp şifresini açmam için bana uzattı. Şifreyi söyledim. "484252"
"Çok mu düşündün bunu?" şifreyi girdi.
Umursamazca sandalyeye oturdum ve bacağımı diğerinin üstüne attım. "İşini yap çok konuşma. Konuştuğunda sinir bozuculuk seviyen artıyor."
"Böyle mi poz vereceksin?"
"Sen ne anlarsın sus da çek."
"Dayak yemene son on saniye."
"Hadi oradan. Kim olduğumu gene unutmaya başlamışsın. Bu yaşta alzheimer mı oldun?"
"Çarpacam ağzına. Arka plan güzel değil olum. Çıldırtma beni."
"Zamanında ayarlasaydın uğraştırma beni."
"İyi be. Senle mi uğraşacağım." başıma iş çıkaran o değil sanki. Hep böyle yapıyor. Başımı ağrıtıyor. Hastayken performansım düşüyor herhalde. Onu delirtecek enerjiyi bulamıyorum. Yani... En azından keyiften gülebilmeliydim.
Hiçbir şey demeden birkaç fotoğrafımı çekti. Hoşnut olmadığı bakışlarından belli. Bir şeyleri düzeltmek istiyor gibi ama inadından ve gururundan söyleyemiyor gibi. Fotoğrafın nasıl olduğuyla ilgilenmiyorum. Asya'yı etkilemediyse bu halim bir şeye yaramıyor demektir. Başımı hafiften yana eğip alnımı ovdum. Mehlika teyzenin ilaçları bile baş ağrımı alıp götürmedi.
"Ohaa tamamdır. Hafiften bi bu tarafa bak. Ama delici bakışlarla."
Dediğini yaptım. "Sabır sınavı mısın?"
Duyamayacağım şekilde bir şeyler mırıldandı. Yanıma gelip kolunu omzuma yasladı ve çektiği fotoğrafları açtı. "Nasılll?"
Telefonu elinden aldım. "Malzeme kaliteli olunca senin çektiğin fotoğraf bile bir şeye benziyo."
Kafama vurup uzaklaştı.
"Lağğn kaldırma beni ayağa fena yaparım." hapşırık geldi yine. Ulan...
"Ahahahahahahahaha ayağa kalkınca grip mi bulaştıracaksın? Zahmet etme bende de var."
"Komik misin gerizekalı?" komik değil ama gerizekalı olduğu kesin. Kim benim gibi bir canlıdan etkilenmez ki? Sadece bunun gibi kör ve şapşal salaklar.
"Sen ne anlarsın? Paylaş fotoğrafı da sonra ne yapıyorsan yap." hay ben böyle oyunun. Gerçi sayesinde yine alev aldım. Olan bana oluyor amk. Bu kız gerçekten sorunlu olabilir mi acaba? Yoksa erkeklerden mi hoşlanmıyor? Yüzümü buruşturdum. Resmen bakış açım değişti.
" Hangisini paylaşayım lan?"
"Sen daha iyi anlarsın." göz devirdi. Alınmış lan puahahahah.
"Doğru. Bazen mantıklı şeyler söyleyebiliyorsun." Nihahahahaahah
Son çektiği fotoğrafı paylaşmaya karar verdim. Çok sert bakmışım tam aradığım şekilde bir şey. Açıklama yazmaya üşendiğim için direkt paylaştım.
Yatağa uzanıp dirseğini yatağa, başını da eline yasladı. Telefonunu da eline almış 'umrumda mı dünya' moduyla ona bakıyor. Dizine vura vura kahkaha attı. "Yoruma bak." telefonunu tekrar eline aldı. Bakışları bana kaydı. "Turkish Delight yazmış biri."
Dudağım yana doğru kıvrıldı. "Zevk sahibi insanların olduğunu bilmek güzel."
Gülerek telefonun ekranına yöneldi. Gözlerimi kıstım. Bir dalga geçmediği kalmıştı. Yok yok bunun yüzünden yakışıklılığımdan şüphe etmeyeceğim. Gülüşü güzel en azından. O yüzden bozmayacağım. Gülüşünün sonuna ulaştığımızda ben de yorumları incelemeye aldım.
Gerçekten bayılıp düşeceğini yazanlar var. Bu hâlim hoşlarına gitmiş. Kalpler falan filan derken sıkıldım. Telefonu kapatıp ayağa kalktım.
"Ben gidiyorum."
Gözlerini hemen bana çevirdi. "Neden? Yani bu anî kalkış neden?"
"Bunaldım. İşim gücüm var zaten."
Ayağa kalktı. Bana yaklaşıp düğmelerimi ilikledi. "Tamam."
Gözlerim büyüdü. "Napıyorsun lan?"
"Kışın ortasında bağrın açık dolanmayı mı düşünüyorsun? Ben de seni zeki sanıyordum. Hastaysan hastalığını bil."
Gözlerinin içine baktım. İçleri parlıyor. Bakışları çocuksu ve yaramaz.
Karşımdaki başka bir kız olsa bu hareketini bana ilgi duyduğuna yorardım. O sadece benimle uğraşmaya ilgili. Bizim ilişkimiz bunun üzerine.
" Ceketimi giyeceğim salak. Çekil şurdan." onu itip düğmelerimi açtım.
"İyi lan. Hepsini aç. Sonuna kadar aç." sırtıma tekme attı manyak psikopat.
Bu sefer öfkelendim. Dudaklarımı birbirine bastırıp hızla ona döndüm. Üstüne yürüdüğüm gibi duvara yapıştı. Elimi duvara bastırdım. Madem o dalga geçen, etkilenmeyi bile beceremeyen aşk özürlüsü ben de öfkeli sert çocuk olurum. Yumuşak davrandık da ne oldu?
Yan taraftan kaçmadan diğer elimi de duvara bastırdım. Sırıtma sırası bende. "Yine bir yerlere sıkışmış gibisin. Fare olmak zor olmalı."
"Olumm... Seni ben bu hâle getirdim niye bana şey yapıyorsun? Turşuluk yapma."
"Sırtıma tekme attın!"
"Ne bağırıyorsun be dibimde!" göğsümden itti beni. Elleri vücuduma değdiği için geri çekildim. Acilen gitmeliyim. Fakat onu delirtmeden bir yere kıpırdayasım yok. Ben mi kaçacağım lan! O kaçsın!
Kollarını tutup onu kendime çektim. Kaşlarım zaten doğuştan çatık. Alnımı alnına dayayıp en kötü bakışlarımdan birini attım. "Yaptığım her şeyi hak ediyorsun."
Onun bakışları da pisleşti. Her an çifte atacakmış gibi. "Kafa atmamı istemiyorsan çekil." istemiyorsan kelimesini söylerken gözlerini yumup açtı dili dolanmış gibi. Tatlı geldi nedense.
Yakalarımı kavradı. Kafa atmaya niyetli, can atıyor. Manyak.
"Kızım sırtıma tekme attın farkında mısın? Sana ne yapsam haklıyım. Bir de kafa atmaktan bahsediyorsun. Hatanı kabul et ve ayaklarıma kapan."
"Ayaklarına kapanmam ama şu an haklı olduğunu düşünmeye başladım." yakamı bıraktı. Böyle yapmamalıydı. Ahh ulan inatlaşmakla gizleyebilirdim arzularımı. Şimdi ortada kalmış hissediyorum. Bu ne lan.
Onu bırakıp eşyalarımı koyduğum çantayı aldım. "Hadi eyvallah." odadan çıktım cevabını beklemeden. Biraz daha orada kalırsam kendimi tutamayacağım zira. Tek bir hata her şeyi mahveder.
Ceketimle içimdeki yangını da alıp kendimi evden attım. Havanın soğuğu yanan bağrımı üşütemez.
Bu kadar olacağını tahmin etmemiştim. Seversin anlarım da böylesi bana uğramaz sanmıştım. Delireceğim. Bu kız beni delirtecek. Ben içimde bu kadar yoğun duyguları taşırken onun dünyadan haberi olmaması çıldırtıyor. Bir de bana gamsız diyor. Şu an onun kafasında olmak vardı. Bomboş hayat çok güzel. Puahahahahahah.
Şaka tabi. Boş olmadığını biliyorum. Ben hariç her şey var orada. Deli!
Deli manyak!
Deli manyak seviyorum.
"Puhahahahahahahahahahahahhahahahahahah."
⭐
Yine okul başladı ağğğğğğğğ. Ne güzel erken kalkmıyordum. Ama sessiz geçti okuldaki günlerim. Ne Gökçe bulaştı ne de başka biri. Yediği dayaktan sonra korktu mu acaba? Böyle düşünebilirdim ancak o dayak yerken bile fırsat bulduğunda saldırıyordu. Sinan onu götürdüğünde bir şeyler söylemiş olabilir. Neyse düşünmek istemiyorum.
Bugün sevgililer günü, hava olması gerekenden daha sıcak. Yine de üşüyorum. Hafta sonu olduğu için gün içinde yata kalka, yuvarlana akşamı ettim. Canım sıkılınca tatlı bile yaptım. Bir şeye benzemedi.
Hâlâ canım sıkıldığı için Sinan'ı çağırdım. Aslında Badem'i çağırmak isterdim ama Arda'yla planları vardır diye söylemedim. Yine turşuya kaldık. Yok yok turşu değil Türk lokumu. Ahahahahahahahahah.
Tamam tamam itiraf ediyorum o yorumu ben yazdım. Artık ben de hayran kulübünün bir üyesiyim. Bundan bahsetmiştim. Herkes hayran diye ben olamayacak mıyım yani? Ahahahahahahah. Takdir ediyorum çok yakışıklı gerçekten. Abartma kızım. Ama güzel çocuk hakkı var.
Ulan şimdiye kadar neredeydin? Doğru lan neredeydim? Bir kere ben ona gıcığım isterse dünyanın en yakışıklısı olsun. Bana ne. Beni ilgilendirmez. Arda'nın doğruluk cesaretlik oyununda sorduğu sorunun cevabı da Sinan idi. Dürüst olacak halim yok herhalde bu konuda. Sinananltay fanklübün gizli üyesiyim. Favori oyuncum o artık. Çoğu zaman beni deli etse de tipine lafım yok.
Yine gülesim geldi. Ben çardakta oturmuş kendi kendime gülerken bahçe kapısı açıldı. Aman aman kimler gelmiş. Elinde altılı soda paketiyle Sinan turşusu. Kapıyı kapatıp çardağa yaklaştı.
"Naber lan tımarhane kaçkını." bir de bu gıcığa yakışıklı mı dedim az önce? Söylediklerimin hepsini geri alıyorum. Bundan sonra ben Sinanaltay antisiyim.
Göz kapaklarımı yine kelebek kanadı gibi kapatıp açarken göz devirmeyi eksik etmedim. "Çağırabileceğim tek sap kankam sensin kusura bakma." İskender artık kankim bile değil. Normal bir durum ama bir tık acıklı.
Nefes verip masaya koydu elindeki içecekleri. Tatlı tabaklarını fark edince tek kaşını kaldırdı. "Mehlika teyze mi yaptı?"
Çı çı çı benim yapmama ihtimal vermiyor mu? "Yoo ben yaptım."
Sırıtarak yanıma oturdu. "Zaten bir şeye benzemiyor. O yüzden şaşırdım ya Mehlika teyze mi yaptı diye."
"Aman aman. Tadına bak da öyle konuş." tabakların birini önüne doğru sürdüm. Bir çatal aldı kadayıflı muhallebimden. Merakla yüzüne baktım.
"Yeniyor." dedi ve güldü ardından.
Ofladım. "Ben de beğenmedim zaten. Ama belki tatlı sevmiyorum diye beğenmemişimdir diye düşünmüştüm. O muhallebiyi sıcak dökmeyecektim demi."
"Kızım yeniyor dedik ya. Ha tabi bir Badem'inki kadar güzel olmamış ama kötü değil."
"Sağ ol ya. Çok motive oldum. Anneannem de üzülmeyim diye övdü zaten. Senin dürüst olacağını biliyordum. Ahahhahahha."
"Niye sardın lan sen bu tatlı işine? Madem sevmiyorsun."
"Tatlı yapmak yemek yapmaktan daha kolay. Yoksa yemek yapardım."
"Bırak bu işleri puahahahahha." sinir bozucu olduğu için sırtına yapıştırdım. Gülüşü kursağında kaldı. Bana yan bir bakış atıp kolunu boynuma doladı. Yine dirseğinin arasında can çekişme dönemim geldi. Bir yandan boğuluyorken bir yandan da saçlarım bozuluyor. Yazık bana.
" Bırak la beni sevgililer gününde ölmek istemiyorum."
"Ne fark eder salak." doğru bir şey fark etmez aslında. Kendimi kurtarmak için sığındığım yalan dolan işte.
"Sal beni." çırpınmaya üşeniyorum. Kolunu mu ısırsam? Ceketinden koluna geçmez dişlerim. Ceketi mahvolur sonra bakkalda karşılıksız, köle gibi çalıştırır beni. Harbiden kaç zamandır bakkala gitmiyorum. Kovuldum mu lan? Bırakmıyor beniğğğ. "Yavv bırak bir şey soracağım."
"Böyle sor. Puahahhaha."
"Offfff!"
"Oflama lan."
"Sen de bırak beni."
"Tamam lan zırlama." kolunu gevşetti ama omzumdan çekmedi. Saçımı düzelttim hayata geri döndüğümde.
"Ne zırlaması lan sen zırlama görmemişsin."
"Ne soracaksan sor. Meraklandırmaya çalışıyorsan işe yaramıyor." öylesine bir şeydi o ama neyyyse çaktırmayım.
"Bakkala uğramıyorum uzun zamandır kovuldum mu yoksa?"
"Ben bile bıraktım bakkalı. Ama en kısa sürede geri dön yamuk çırak. Temizlik işlerini sana yaptırıyordum ne güzel." çı çı çı
"Maaşımı arttır lan o zaman bütün işi ben yapıyorum." benim yüz bulunca astar isteme şekli.
"Bakarız."
"Yarın geliyom o zaman."
Hafiften gülümseyip başını salladı. Kolunu omzumdan çekti, ikimize soda açtı. Sodayı alıp gözlerimi kıstım. "Dertli misin sen?"
Azıcık kıvrıldı dudakları. "İlk defa sevgililer gününde sevgilim yok." derde bak arkadaş.
"Benim doğduğumdan beri yok. Dert etme seneye bulursun birini."
Kahkaha attı. "Alışkın değilim."
"Hayatımda ilk defa sevgilim oldu onu da kaçırdım." kaçmakta haklı ahahah. Benden sevgili mi olur?
"Onu özlüyor musun?"
"Hangi anlamda?"
"Sevgili anlamında."
İçeceğimden bir yudum aldım. "Ben hiçbir şeyin farkında değilken dost olduğumuz zamanları özlüyorum."
Dudaklarını birbirine bastırdı. "O zamanlar güzeldi."
"Evet. Hep birlikteydik. Senle anlaşamasak da... Gerçi şimdi de anlaşamıyoruz."
Enseme vurdu.
"Ne vuruyorsun lan!"
Sırıttı "İçimden geldi." rahat dursa şaşarım.
"Sen özlüyor musun? Gökçe'yi..?"
"Hayır. Sevdiğimi sanmışım sadece."
"İnsan sevdiğini nasıl sanar? Gerçi ben bazen sevmediğimi sanıyorum. Seninki de mümkün."
"Kimi..? Sevmediğini sanıyorsun?"
"Annemi, kızdığım herhangi bir insanı. Ama özellikle de annemi." sodamı başıma diktim. Aldığım kocaman yudum boğazımı yaktı.
"Sen de dertlisin küçük yılan." yan bakışlarımı üzerine sabitlediğimde sırıttı. Kollarını oturağa yasladı. Gamsız gamsız içeceğini yudumladı. Kolunu cimcikledim. İstifini bozmadı.
"Senin asıl derdin ne? İstesen yeni bir sevgili yapabilirdin hemen. Bugünü de yalnız geçirmezdin. Başka sıkıntın var senin." rahatını kaçırmışım gibi nefes verdi. Haklıyım demek ki.
"Sen de istesen sevgili yapardın, doğduğundan beri bir kere kutlardın en azından. Kimse beni sevmiyor diyorsun ama sevenleri fark etmiyorsun. Muhtemelen o dönemde de vardı seni seven birileri, sen salak olduğun için anlamadın." konuyu buraya çektiğine göre bahsetmek istemiyor.
"Ben sevmedikten sonra ne önemi var? Birinin seni karşılıksız sevmesi güzel değil. Ha sen anlamazsın bu durumu. Seni karşılıksız seven çok ve senin hoşuna gidiyor."
"Herkes hayranlarını sever. Puahahahha." yine haklıyım.
"Git ünlü falan ol, hazır hayran kitlen de varken değerlendir bunu. Model falan olabilirsin veya oyuncu. Yalan söylerken seni tanımayanlar için çok inandırıcısın. Tanıyanlar doğru söylesen de inanmıyo o yüzden karışık orası." tipin de boşa gitmez ahahah.
"Başka hayallerim olmasaydı eğer bu fikrini değerlendirirdim. Hayran mayran iyi de hayatımın çok kurcalanmasını sevmem. İncik boncuk her şeyi köküne kadar araştırırlar. Hem bir işte en iyisi olmayacaksam o işte olmamın bir anlamı yok."
"En iyisi olabilirsin bence niye öyle diyorsun? Potansiyelin var. Özgüven desen... Taşıyor." eğer dediğimi yaparsa bir daha sittin sene bir araya gelmeyiz. Unutur gider. Bakmaz lan yüzümüze. Neden iş çıkarıyorsun lan o zaman?
"Düşünürüm."
"Teklif gelse gidecek gibisin."
"Olabilir."
"Lağğn! O zaman bol bol fotoğraf çekilelim ünlü olursan millete hava atarım." içimi bir korku sardı neden acep?
"Çekiliriz." hoşlanmadım. Benle alakayı keserse canım sıkılır.
Arkama yaslanıp gökteki yıldızları izlemeye koyuldum. Odamın penceresinden daha güzel görünürlerdi. Buradan pek göremiyorum. Manzaram yarım.
Benim de gitme planlarım var neden geleceği düşünüyorum ki?
Yanımda getirdiğim küçük battaniyeyi omuzlarıma attım. Soğuk ürpertiyor. Soda da soğuk içim üşüdü.
Lann konuyu saptırdı asıl derdini sorgulamayı unuttum. Bahsetmek istemediği şeyi ne diye sorgulamayı tutturursun ki? O bana öyle yapıyor çünkü. Zorla söyletiyor. Ben beceremiyorum.
"Senin sıkıntın başka, biliyorum. Söylemek istemiyorsan seni anlamam. O yüzden söyle." gözlerimi yıldızlardan çekmeye üşeniyorum. Fakat onun bana baktığını bu şekilde de görebiliyorum. Yine de söylemezse kendi bilir.
İç çekti. Pek acılı bir iç çekiş değildi bu. "Babam.. Zümrüt teyzeye annemle ilgili bir şeyler sormuştum. Babama söylemiş. Babama sormayı düşünmüyordum, bahsetmeyi hiç düşünmüyordum..."
İlgim onun üzerine kaydı."Baban ne dedi? Kızdı mı?" pis.
"Beni terk edip giden bir kadını neden merak ediyormuşum? Onu aramayı düşünmemeliymişim. Bu bana zarar verirmiş." öyle söylenir mi lan? Hem de Sinan'a.
Elimi sırtına koydum. Sıvazladım yavaşça. "Ne yapacaksın peki?"
"Belki inanmayacaksın ama yine kandırılıyormuş gibi hissediyorum. Zümrüt teyze hemen babama bu konuyu yetiştirdiğine ve babamın beni annemi aramaktan vazgeçirmeye çalıştığına göre... Bir iş çeviriyorlar." yumruğunu bacağına vurdu.
"Zümrüt teyze iyi biri ama... Babanın bir iş çevirdiğine inanırım."
Delici bakışlarını gözlerime kenetledi. "Babamın yalanını yıllarca sakladı o da. Üstünde pek durmadım ama bence yine her şeyi biliyor ve babam söylemesini istemediği için susuyor. Ona annemi sorduğumda hemen baban anlatmadı mı falan dedi. Süt annem beni şüphelendiriyor. Tabi sen inanmayabilirsin."
"Hayır, inanabilirim. Çünkü sen bir şey dediğinde genelde o şey doğru çıkıyor. Yani her konuda olmasa da..."
"Hâlâ beni salak yerine koyuyorlar, sanki oyun oynuyorlar benimle. Ölmekte olan bir canlıyı çubuklarla dürtüyorlar sanki." ona üzüldüğüm için kolunu tuttum.
"Öyle hissetme nolur."
Gülümsedi, başını salladı. Yalandan güldüğünü biliyorum. Sarılsam yanlış anlar mı? Gökçe'nin söylediklerinden sonra yanlış anlaması daha kolay.
" Eğer onlar öyle yapıyorsa biz de intikam alırız. Elimden geleni yaparım. Onları deli ederim. Acımam da. Ben varım lan kendine gel. Ortağın var." işe yarar mı bilmem bu sözler.
"Kendime kızıyorum senin yüzünden."
Kaşlarımı çattım. "Niye lan! Ne yaptım lan gene! Varlığım zarar doğru ya."
Kolunu yine omzuma atıp el yordamıyla başımı omzuna yasladı. "Vicdan azabı işte gerizekalı. Lafın tamamı deliye anlatılır."
"Aman."
"Annemle ilgili bir bilgiye ulaşsam onu arayacağım. Bilenler söylemiyor, söyleyebilecek olanlar bilmiyor."
"Gülru teyzeye mi sorsak?" bence o söyler biliyorsa. "Acaba annem biliyor mu?"
"Onların bildiğini düşünmüyorum."
Aklıma gelenle sırıttım. Bakışlarımı yüzüne kaldırdım. "Bir şey diyeceğim." onun bakışları da bana indi.
"Söyle."
"Dayım babanın açığı var mı diye araştırma yapıyor. Annemle babanı ayırmak için plan yaptık. Eğer babanın açığını bulursak kullanacağız. Sana kötülük yapmış olmuyoruz dimi?"
Gözlerini kıstı. "Demek iş çeviriyorsun."
"Eğer dayım bir şeyler bulabilirse... Belki senin işine de yarar." ama Sinan ortada kalsın istemiyorum. Keşke ona hak ettiği sevgiyi birileri verse.
"Öyleyse haber verirsin bana." göz kırptı.
"Bundan sonra beraberiz o halde." elimi uzattım. Elimi kavrayıp sıktı. Ortaklıktan devam.
Kara gözlerindeki ışıklara daldım gökteki yıldızların yerine.
Kim ki o? Benim tanıdığım turşu mu?
Bilmiyorum...
⭐
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |