
Sarma... Çiğköfte... Tavanda sevgilimi görüyorum. Sanki elimi uzatsam ona dokunacağım.
Elimi tavandaki yemeklerin hayaline doğru uzattım. Ulaşamadığımda yumruğumu sıkıp göğsüme bastırdım.
İftara az kaldı ama zaman geçmiyor. Kalkıp kendime sofra hazırlamam gerekiyor. Anneannem iftara davetli. Hatta tanıdığım çoğu insan öyle. Zümrüt teyze herkesi çağırdı. Ben gitmedim tabi ki. Zaten enerjim yok. Okuldan gelip üstümü başımı anca değişebildim. Koltukta uzanıyorum şimdi. Dünden kalan yemekleri ısıtmam gerekiyor.
Ölü gibi yatıyorum. Uyuyakalmaktan korkuyorum. Eğer uyursam iftarı kaçırırım. Bende o potansiyel var. Sabah erken kalktım okul yüzünden zaten. Ağlayacağım.
Badem gün boyu iftara onlara gitmem için ikna etmeye çalıştı. İnat ettim. Eheheheh. Bazen zevk alıyorum inat etmekten.
Gitmemem daha iyi bence. Huzursuzluğa dönüşmesin varlığım. Ayrıca aldığım habere göre İskender'in çocukluk aşkı gelmiş. Nasıl oldu bilmiyorum. Benim orada olmam çok gereksiz olur. Saçma yani. Yalnızlık daha huzurlu. Zaten enerjim yok.
Ramazan yazın olsa ne güzel olurdu. Sürekli yatardım ahahahaha. Bu yüzden değil yav. Yazın olan her şey daha güzelmiş gibi geliyor. Yaz gelsin artık.
Arda ne âlemde acaba? Bugün çok dertliydi ahahaha. En çok ona zor oruç tutmak.
Kalkmam gerekiyor. Kalkıp yemekleri ısıtmalıyım. Eğer şimdi kalkmazsam yetiştiremeyeceğim.
Birden doğrulunca başım döndü. Kedim bile mışıl mışıl uyuyor, ben uyuyamıyorum. Ağlayacaktım tam, hazırlanmıştım, yüz ifadem tamamdı. Zil çaldı alakasız alakasız. Hiç kapıyı açasım yok. Kendime masa hazırlamaya üşenen insanım ben.
Ayağa kalktım mutfağa gitmek için. İftar saati hırlı biri gelmez herhalde. Çok meraksızım. Telefonumu sehpadan aldım, onsuz gidemem. Yalnızken bazen korkuyorum, telefonum bana güven veriyor.
Ohaaa Sinan on kere aramış. Yine zil çalıyor. Zille aynı anda çalan telefonu açtım.
"Kızım kapıyı açsana!!"
"Lannn... Ne bağırıyorsun!"
"Ne telefonu açıyorsun ne de kapıyı! Delirttin beni!"
"Niye geldin..?" kısık kısık bunu söyledikten sonra açıklamaya giriştim. "Sessizdeydi." kapıya doğru ilerledim.
"Sessize alma şu telefonu. Sana ulaşamadıktan sonra ne halta lazım!" ramazan diye kötü kelime kullanmıyor ahahah.
Kapıyı açtım hâlâ telefon kulağımdayken. "Niye geldin?"
Kısık gözlerle beni süzdü. Telefonunu kulağından indirdi. "Seni almaya geldim."
"Gelmeyeceğim ben, söyledim ya kaç kere." kulağımdan çektim telefonu.
"Herkes seni soruyor kızım. Al gel dediler."
"İstemiyorum. Sen de hemen dön yetişemezsin."
"Lan nazlanma işte. Gel birlikte gidelim."
"Nazlanmıyorum lan. Sinirlendirme beni. Benim gelmemem daha iyi sen de biliyorsun. Tek tek açıklama mı yapayım sana? Zaten anlıyor olman gerekmiyor mu?"
"Sensiz boğazımızdan geçmez gel lann." sahte kızgınlığına ve söylediğine güldüm.
"Hadi ordan yalan dolancı seni. Annem tutturdu dimi gelsin diye. Lan zaten enerjim yok kalabalığa hiç gelemem. Bir de alakasız hissediyorum. Sonuçta İskender'le hâlâ konuşmuyoruz. Ortamı germeye gerek yok. Hemen git de yetiş."
Sabır çekti. "Senin anladığın dilden konuşmam mı gerekiyor illa?"
"Neymiş lan benim anladığım dil?"
Bana bekle seeen bakışı attı. Kolumu tutup beni dışarıya çekti. Kapıyı da kapattı. "Lağğn naaptın!"
"Eve giremeyeceğine göre gelmek zorundasın. Giy ayakkabını."
"Lan manyak mısın! Gelmeyeceğim demedim mi! Hem üstümde başımda bir şey yok!"
"Bağırıp durma kızım! Güzellikten anlamıyorsun ben de anladığın dili gösteriyorum sana. Hem merak etme üşümezsin arabayla geldim." sırıtarak anahtarı havaya atıp tuttu.
"Çarpacam ağzının üstüne." beyaz tişörtümün üstüne giydiğim ince lacivet hırkam ve yine siyah ince salaş bir pantolon var üzerimde. Dımdızlak kaldım ortada. Çıldırtıyor beni.
" Çok konuşma da giy lan ayakkabını. Onu da mı ben yapayım? Peki, hangisini giyeceksin yavru yılan?" dalga geçiyor benimle bir de.
"Hiçbirini! Gelmiyorum lan! Cama tırmanırım, kapıyı kırarım, aç yatarım evin önünde yine de gelmem!" Benim dediğim olur.
"İyi lan. Gelme. Bayılmıyoruz sana. Kal burada. Kıçın donsun."
"Senin yüzünden donuyor kıçım!"
"Açken daha da sinirli oluyorsun, hah dimi bir de üşüdüğünde. Huysuz bir kedi gibisin."
"Git işine lan. Yolu unuttuysan arkana dönüp dümdüz git." yolu işaret ettim.
Tebessüm etti. Başını salladı bilmiş bir tavırla. Hafiften başını çevirir gibi oldu. Sonra birden eğilip bacaklarımı kavradı. Kendimi omzunda buldum. "Lağğğn!"
"Bağırma kızım bak ayakkabılarını da aldım."
"Aklımla mı oynuyorsun lan!"
Kahkaha attı. "Açım lan zaten bağırma kulağımın dibinde! Düşürürüm bak seni.Kilo da almışsın. Olmuşsun tombul yılan." yok artık. Ne zaman kilo aldım lan! Oraya odaklanma kızımm!
"Olum bırak beni istemiyorum dedim kırk kere! Enerjim yok iyice deli ediyorsun beni! Zorla iftara mı götürülür lan bir insan!"
"Hâlâ bağırıyorsun! İnsaf lan insaf!"
"Asıl bana insaf! Yoruyorsun beni." saçını başını yolmaya bile hâlim yok.
"Kıyamaaam. Puahahahahahhahahahahaahhaa." sırtına vurdum bir tane. Gıcık turşu. Oraya gitsem ne olacak sanki? Hiç de güzel olmayacak. Ben bir şey biliyorum da gitmiyorum. Bir halttan anlamıyor!
Arabanın yanına varınca kapıyı açıp beni ön koltuğa park etti. Ağğğğ çıldıracağım! Ayakkabılarımı önüme atıp kapıyı kapattı. İntikam almayacağımı sanıyorsa yanılıyor.
Kendi makamına geçti ve arabayı çalıştırdı. Müzik çalmaya başladı. Sinan da dertli şarkısına eşlik etti. "Ey benim gönlümün bitmeyen sevgisii
Ey benim ömrümün tükenmez çilesii" hızlı bir dönüş yaptık. Manyak.
Dönüşümüz hızlı olsa da yavaş sürüyor şu an. Ayakkabılarımı giydim o yüzden.
"Layık mıı gördün beni hasreete
Bilmem ki nedeen üzersin..." bitmiyor bunun bilmediğim aşklarına serzenişi.
Saate baktım, on dakika kalmış iftara. İyi bari. Hemen yemek yeriz gidince.
Araba sürerken öyle rahat ki. Ben de öyle olmak istiyorum. Bütün hayatımda, sadece araba sürerken değil. Mümkün mü? Keşkeee.
Hiç istemediğim yere vardık. Arabadan indim memnuniyetsizce. Enerjim geri geldiğinde döveceğim kişi hazır.
Yanımda bitti hemen. Ceketini bana sarıp kolunu omzuma attı. Ben çatık kaşlarım ve yan bakışlarımla onu döverken umursamazca ilerledi.
"Geldik zaten ceketini vermene gerek yoktu."
"Askılık olarak kullanıyorum seni."
"Yiyeceğin dayak için sabırsızlanıyorum."
Sırıtıp zile bastı. "Ben de öyle."
Gözlerimi devirerek başımı çevirdim. İnsanı deli eder oturur keyiflice izler. Öyle manyak. Özenli bir intikam planı kurmalıyım. Delirsin.
Kapıyı en beklemediğim kişi, İskender açtı. Sessizce bakıştık birkaç saniye. "Selaam." deyip içeriye girdim. Herhangi bir tepki beklemiyorum ondan. Sinan'ın ceketini askılığa atıp mutfağa doğru ilerledim. Badem kesin oradadır. Çok saçma hissediyorum. Daha önce geldiğimde öfkeyle gelmiştim ve saçmalığının farkına geç varmıştım. Şimdi baştan beri biliyorum.
Mutfağa girecekken yönümü değiştirdim ve ellerimi yıkamaya gittim. Ellerimi yıkadıktan sonra salona uğradım. Oradaki kalabalığa selam verip son durağa, mutfağa gittim. Sinan da dahil hepsi oturmuş. Boş kalan sandalyeye yaklaşırken "Selam." dedim.
Baş köşeye kurulan Arda başka boyuttaymış gibi bir bakıştan sonra gülümsedi. "Hoş geldin uğur pilavı.. Köftesi.. Aman sarması işte." masadakiler kahkaha attı Arda'nın bu açlık saçmalamasına. Diğer uca ben oturdum.
Arda'nın tarafında oturmuş İskender ve o kız karşılıklı olarak. İsmini hatırlamıyorum kızın. Yemyeşil parlak gözlere sahip. Dalgalı uzun kahverengi saçlarını açık bırakmış. Açık kahve, koyu değil. Teni de beyazla sarı arasında. Güzel kız. Dudakları oldukça hacimli. Yüz hatları bana göre daha keskin. Boyu da muhtemelen benden uzun, daha kalıplı duruyor. Gülümsedi bana. "Demek o inatçı keçi sensin."
Lann mevzum dönmüş burada. Annem ve anneannem konuştuysa demek herkesin yanında. Ne diyeceğim lan şimdi? Ters yapsam yanlış anlaşılır. İskender'i kıskanıyorum sanarlar. Yapmasam da... Ben böyle bir cümleye ters yapmayacak insan değilim gibi. Aman bee.
"Öyle mi dediler?"
"Bir türlü ikna edememişler gelmen için. Neyse tanışalım. Ben Aylin."
"Asya." dedim sadece.
"Memnun oldum Asya."
Hafiften gülümseyip sağımdaki Badem'le göz teması kurdum. O an ezan okundu.
Arda "Allaaaah!" diye bağırarak çorbasını kaşıklamaya başladı. Çorba mercimek olduğu için ben de yedim. Son dakikalara gelmem iyi oldu. Gerçi hiç gelmesem daha iyi olurdu. Hep Sinan yüzünden. Beni çıldırtma konusunda uzman.
Sofranın da maşallahı var. Mantılar, börekler, sarmalar, salatalar... Zümrüt teyze yine takımları çıkarmış.
Ana yemek falan almadım ocaktaki tencerelerden. Masadaki çeşitlerden tabağıma aktardım. Gün tabağı gibi oldu. Masadakiler daha çok ilgimi çekiyordu zaten. Yemek yerken kimsenin gözü kimseyi görmüyor. Herkes gün boyu bu ânı beklemiş. İnsan bir dua eder, o da yok. Anneannem yemekten yarım saat önce dua etmeye başlıyor.
Seviyorum ben onu, bazen kızsam da. O yüzden kavga ediyorum içimde.
Kızmana gerek yok Asya, anneni o adamdan ayırınca üçünüz mutlu mutlu yaşarsınız. Yakın zamanlı hayalim.
Biz tatlı faslına geçmişken Zümrüt teyze mutfağa geldi. Tatlı yemeye niyetli değildim ancak Badem'in zorlamasıyla bir dilim aldım.
"Badem biz namazları kılıp teravihe gideceğiz siz de ortalığı toplar çay yaparsınız gelme saatimize. Oğlum hadi siz de acele edin." İskender'in sırtını sıvazladı bunları söyledikten sonra.
"Tamam." dedi İskender görevine odaklı bir robot gibi.
"Aylin, kızım beğendin mi yemekleri?"
"Beğendim Zümrüt teyze eline sağlık." gülümsediler birbirlerine.
"Afiyet olsun canım." Badem'in de saçını okşayıp çıktı Zümrüt teyze.
Sinan, onun arkasından attığı şüpheci bakışlarını hâlâ koruyordu. Omuzunu sıkıp başını bana çevirmesini sağladım. Bakışlarımız kesiştiğinde yarım ağız güldü. Bu kadar belli etme olum şüphe duyduğunu. Kulağıma eğilip fısıldadı. "Kaçma eve. Doğru ya kaçamazsın kii anahtarın yok." gülerek geri çekildi.
Yumruğumu sıkıp gülümseyerek gözünün önünde salladım. Sırıtarak doğruldu. Tabağımdaki yarım soğuk baklavayı kapıp ağzına attı. Zaten zorla yiyordum alması iyi oldu; ama bu ters ters bakmayacağım anlamına gelmiyor. "Ye ye dayak da yiyeceksin."
Tatlıdan şerbet bulaşan parmaklarıyla yanağımı sıktı. Eline yapıştırdım. Gülerek mutfaktan ayrıldı. İyice manyaklaştı.
Diğerlerinin bizi seyrettiğini geç fark ettim. Badem'in tartışmamızdan bunalmış baygın bakışlarını, Arda'nın sırıtışını, yeni kızın imalı gülüşü ve İskender'in ciddiyetini...
Tabağımı, bardağımı alıp ayaklandım ve tezgâha götürdüm. İzleniyor olmak hoşuma gitmedi. Sinan'la iken bazen zaman ve mekân kavramı kayboluyor, çevreyi göremiyorum. Öyle delirtiyor işte. Gıcık. Ne yapsam acaba ona?
İskender ve Arda da çıktı, mutfak bize kaldı. Daha doğrusu evin tüm işleri. Bulaşık makinesine sığmaz o kadar bulaşık. Gelmeseydim daha az iş yapmış olacaktım. Ulan Sinaan! Harbi lan. Kârım yok, zarardayım. Enerjim yok dostlarım neden anlamıyorsunuz? Canım çekilmiş damarlarımdan. Bu ne eksikliğinden oluyordu? Demir falan mı? Yoksa geçmeyen depresyonumdan mı? Amaaaaan neyse.
Herkes gidince Badem'le dağları tepeleri aşan bulaşıkların sığdırabildiğimizi makineye koyduk, sığdıramadığımızı ikinci tur için beklettik. Onlarla mı uğraşacağız anam?
Aylin ise bize kahve yaptı o sırada. Oturduk masanın etrafına. Ama ne oturmak... Canımız çıkmış da bedenimizi sandalyeye bırakmışız gibi.
"Ayyh canım çıktı." benim içten sözünü ettiğim durumu Badem dışarıya haykırdı.
"Biz niye bulaşıklarla uğraşıyoruz da teravihe gitmiyoruz." Dedim. Biz müslüman değil miyiz? Biz köle miyiğğğz?!
"Ben oruç tutmuyorum zaten gidemem ki." Badem ikinci haftadan elenmiş.
"Al benden de o kadar." Aylin de.
"Ben dua ettim ramazan bitene kadar regl olmamak için. Sonra tutmak zor oluyor. İnşallah kabul olur."
Badem masadan aldığı peçeteyi yanağıma bastırdı. "Yanağını sil yanağınııı." Ulan Sinan yedim seni Sinan.
Kahkaha attı Aylin. "Onun izlerini yüzünden bile silmek istemiyorsun demek. Aranızda bir şey var galiba."
Ben şaşkın ördek gibi bakarken Badem az önce yudumladığı kahveyi püskürttü. Sonra Aylin'in söylediğine katıla katıla güldü. "Yok artık. Onlar mı? Onlar sabah akşam kavga eden kardeşler gibiler. Hatta anne babaları evli. İmkansız yani. Asya abimle çıkıyordu. Sinan'ın da başka sevgilisi vardı. Yanlış anlamışsın." Harbiden... İmkansız galiba. Ama kardeş gibi değiliz ya o kadar da değil. Saçmalık.
"Öyle mi? Bana aralarında bir şey varmış gibi geldi. Sinan gidip alınca bir de Asya'yı."
Peçeteden birkaç tane koparıp masaya püsküren kahvenin üzerine koydum. Orayı öyle görmek odağımı bozuyor.
"Eğer abimle Asya ayrılmasaydı abim gidip alırdı Asya'yı. Belki yine bir araya gelirler. Benim hayaller ahahahha..." lan uşağın ilk aşkı, Zümrüt hanımın müstakbel gelininin yanında niye öyle şeyler söylüyorsun?
Aylin'in bakışları bana kaydı. Süzdü beni kısa bir süre. "Neden ayrıldınız?"
"Uyuşamadık. Birbirimize göre değiliz." diye cevapladım.
Badem söze atladı. "Hayır, abimin aşkı karşılıksızdı bu da ona şans verdi ama odun gibi davrandığı için yürümedi. O kadar beraber zaman geçirdiler bir türlü sevemedi Asya hanım. Bu kadarı da fazla değil mi? Yani insan o kadar yakınlıktan sonra ister istemez bir şeyler hissetmez mi? Tuhaf geliyor." Onu hep arkadaşım olarak gördüğümde yakınlaşmalar tuhaf hissettiriyordu. Geriliyordum. Nezaketen birine sarılmak gibi bir his.
Aylin tek kaşını kaldırıp yarım ağız güldü ve kahvesinden bir yudum aldı. "Belki de aklında başka biri vardır. Ya da kalbinde."
Bakışlarımı kalbime eğdim. Buradan bakınca da boş görünüyor.
"Sinan de de düşüp bayılayım." diyerek kahkaha attı Badem.
"Saçmalamayın lan. Ben aşk için yaratılmamışım. Bazı insanlar hayatları boyunca âşık olmaz. Ben de öyleyim. Ya da henüz olgunlaşmadım o kadar. Hâlâ çocuk hissediyorum." Ama bu his biraz hüzünlü. Konu niye bende yağğğ? Değiştirelim şunu.
Badem göz devirip dil çıkardı bana. Ben de göz devirip kahvemi yudumladım. Brownie olsaydı keşke. Badem'in tatlısı ve hediye gelen tatlılar var. Hiçbirini sevmiyorum.
" Sinan baya yakışıklı olmuş. Küçükken de öyleydi ama daha çok sevimliydi. Şimdi karizma fışkırıyor çocuktan. İskender de çok yakışıklı gerçi. Delikanlı olmuş. Çocukken daha farklı hissettiriyordu. Arda hiç değişmemiş ahahaha o zaman da sürekli yemekten bahsediyordu. Sen zaten afete dönmüşsün. Kızım ne bu güzellik?" bu kız iyi biri galiba. Daha farklı bir tavır bekliyordum. Sıcak ve samimi konuşuyor.
" Yaa teşekkür ederim. Sen de çok güzelleşmişsin. Baya zaman oldu. İletişimimiz de yoktu. Sahi sen abimle ne ara konuşmaya başladın? Çok anî oldu... Yani yanlış anlama ama buraya gelecek kadar konuşmuşsunuz."
Gülümsedi yeni kız "Haklısın aslında. Öykü yarışmasında gördüm İskender'i, yarışmaya katılmıştım. Ondan önce ona yazmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Onun ismini duyunca, sahnede onu görünce anılarımız canlandı gözümde. Eve döndüğümde eski mektupları aradım üç saat. Bulamadım tabi. Ben de instagramdan buldum İskender'i. Yazdım ona. Hemen cevap vermedi. Sonra bir gün cevap verdi işte. Eskileri konuştuk, yenileri konuştuk... İzmir'deki amcama gelmiştik bir haftalığa, buraya da uğramak istedim."
"Yaa ne güzel. Yarışmada neden yanımıza gelmedin ki?"
"Aslında gelmek istedim ama tuhaf olur diye düşündüm. Bir de sizi görmedim ben sadece İskender'i gördüm." vay be.
"Sen kaçıncı olmuştun?"
"Üçüncü oldum ben. Sanırım siz pek dikkat etmediniz isimlere ahahah."
"Bizim kafamız güzeldi kesin. Bizimkilerle aram bozuktu o yüzden dertliydim. Abim de heyecandan ölüyordu."
"Neden aranız bozuktu?"
"Asya'ya zarar vermiştim o yüzden. Ama geçti hepsi."
Aylin yine beni süzdü. "Onlar için çok değerli olmalısın." belki öyleydi.
"İskender çoğunlukla yanlışın karşısında olur." lafımın üstüne Badem kafama vurdu.
"Seni deli gibi seviyordu hatta hâlâ seviyor. Değerlisin onun için ama böyle dümdüz olduğun için... Ahh çıldıracağım." çıldır.
"Vurma lan. Nedir benim sizden çektiğim?"
"Sizi odaya bile kilitledim becerip barışamadınız."
"Hatırlattığın iyi oldu. Seni dövmeyi unutmuştum." kollarımı sıvadım. Kıvırcık ve bereketli saçlarını kavradım. Onları karıştırıp birbirine doladım. Nihahahahahahahha. Hep bana mı yapılacak bu? Zevkliymiş he.
"Yağğ dur. En son ben haklıydım kendi topuğuma sıktım resmeen."
Gülerek ellerimi çektim. "Kaşınmasaydın."
"Benim niyetim kötü değil. Sadece sizin aranız düzelsin istiyorum."
"Olsa olurdu. Ben İskender'e arkadaş kalmak istediğimi söyledim, kabul etmedi."
"Öyle değil yaa sevgili olarak."
"İşte o dediğin artık imkansız." ben o yoldan bir kere geçtim bir daha geçmem.
Tripli bakışlarının ardından tabaktaki tatlıların birini ağzına attı. Beni anlamıyor. Uykum var zaten ya.
" Eee sen anlat Aylin, neler yapıyorsun?" konu benden çıktı şükür.
"Abinle yaşıtım biliyorsun. Sınava hazırlanıyorum işte. Hayatımın en sıkıcı dönemlerinden biri." zor iş sürekli ders çalışmak da. Üşenir insan.
"Hangi bölüme girmek istiyorsun?"
"Dilbilim ilgimi çekiyor ama ailemi dinleyeceğim sanırım. Hukuk okumamı istiyorlar. Gerekirse özel üniversiteye göndeririz dediler. Ben de onları hayal kırıklığına uğratmamak için çalışıyorum işte."
Gülümsetti sözleri. Acaba babam ne okumamı isterdi? Böyle bir şeyi hiç konuşmamış olmamız çok can sıkıcı. Ben de hiç düşünmüyordum geleceğe dair. Hep günü kurtarmaktaydı aklım. Babamı kaybettikten sonra onun gibi olmaya karar verdim.
" Vay be. Ben hâlâ kararsızım. Ressam olmak hayallerimdeki kadar kolay değil. Resim öğretmeni olmak da içimden gelmiyor. Offf yani." hayallerde her şey daha kolay doğru. Keşke hayallerde yaşayabilsek.
"Hayallerimiz karın doyurmuyor." Aylin'in acı ama mantıklı cümlesine güldüm.
Kısa bir süre herkes içine kapandı. Gerçekleşmeyecek hayallerin yasını tuttuk belki. Benim hayalim gerçek olacak. O kadar çok inanıyorum ki.
Tekrar sohbete başladıklarında sessiz kalarak, onları dinliyormuş gibi yapıp gözlerim açık bir şekilde uyudum.
Büyüklerin camiden gelmesine yakın Badem çay yapmak için kalktı. Aylin ile birbirime gülümseyip sessizce oturduk. Sessizlik onu bunaltmış olacak ki yine aynı konuyu açtı. "Sinan'la enerjiniz uyuyor bence. Tatlısınız." Ne diyeceğimi bilemedim. Neden taktı bu konuya?
"Kankayız biz. Yani genelde anlaşamıyoruz aslında. Birbirimizi boğasımız var. Bu tatlı mı geliyor? Komik daha çok." benim açıklama da bir tuhaf.
"Yemekte gördüklerim kadar konuşuyorum ben. Sen öyle diyorsan öyledir." doğru. Ben öyle diyorsam öyledir. İnanmamış da inanıyormuş gibi.
Bu üç oldu. Dayım, Gökçe ve Aylin... Hadi Gökçe ve Aylin beni İskender'den uzak tutmak için böyle bir şey söylemiş olsa... Peki dayım? O da sürekli yan yana olduğumuz için öyle düşünmüş olabilir. Yoksa ben Sinan'a arkadaşça davranıyorum. Öyle değil mi? Öyle.
Gerçekten imkansız yani. Sinan'a bunu söylesem kahkahalarla güler. Çok saçmaaa. Saçmalık. Ahhh! Üff! Kes!
Ya Sinan da ona karşı şey olduğumu sanıyorsa? Ya Gökçe'nin söylediklerinden sonra öyle olduğunu düşünmüşse? Korkunç! Tipini de övdüm zaten. Her dakika onu çağırıyorum diye yanlış anlıyorsa? Ya benimle dalga geçiyorsa? Ahh saçmalama!
Benim niyetim öyle olmayabilir ama insanlar dışarıdan farklı görüyor baksana! Mesafe... Evet evet mesafe koymalıyım. Mantıklı. Kimse yanlış şeyler düşünmesin. İmkansız zaten. Saçmalık. Neden öyle bir şey olsun ki?
Niye strese girdim ki şimdi? Sinan'la olmak çok rahat ve kafama göreydi. Şimdi bunlar yüzünden öyle olmayacak mı? Sinan'la da aramız açılacak. Ahh yeter artık ama!
Ben kollarımı kendime sarmış vaziyette içimden kavga ederken geri geldi teravihe gidenler. Sinan yanımdaki sandalyeye oturdu. Çaktırmadan uzaklaştım biraz. Umarım çaktırmadandır. Çay servisini Badem yaptı. Benim yardımım bulaşıklara kadardı kardeş. İnsanların arasına girip görünemem. Zümrüt teyzeyi gördüğümde burada olmamam gerektiğini düşünüyorum. Zaten niye geldiysem? İsteyerek mi geldim sanki! Hep Sinan'ın yüzünden.
Yan bakışlarımı ona çevirdim. İntikam için bir şey de düşünemedim. İntikam alırsam mesafe koyamam çünkü o da intikam almaya kalkar ve yine döngüye gireriz. Offf. O yüzden önüme döndüm. Bulaşma ki bulaşmasın. İnsanlar da yanlış anlamasın.
Sana ne insanlardan acaba? Sinan da yanlış düşünmemeli. Aslında ben düşünmesem ve kafama göre yaşasam daha güzel olur. Keşke bu kadar düşünmesem. Kim ne düşünürse düşünsün. Yalnız olsaydım kendimi boğardım. Laneeeettt.
Düşüncelerimden kurtulmak için dışarıya odaklandım. Diğer insanları gözlemlemek içimdeki savaşı susturabilir.
Arda tatlılardan başka bir şey görmüyor. Bana da tatlı gibi bir kurtarıcı lazım.
Badem masayı içecekler ve abur cuburlarla donattı. Her duam bu kadar çabuk kabul olsaydııı... Cipse gömdüm kendimi.
"Hatırlıyor musun İskender senle okuldan sonra tepede buluşup kitap okurduk?" Aylin anıları gün yüzüne çıkarmaya başladı.
"Hatırlıyorum." güldü. "Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorduk."
"Evet ya. Hâlâ kitap kurdu musun?"
"Eh tabi. Okumayı seviyorum." eh mi? Bu eh ise biz pehh bile olamayız.
"Sınav olmasa daha çok okuyacağım ben de. Ama maalesef ki zamanımın çoğu ders çalışmaya gidiyor." aynı İskender bu kız da.
"Benim de öyle."
Badem, Arda'yı dürterek kendine bakmasını sağladı. "Yeter be yediğin biraz da benimle ilgilen."
Arda, dişlerini çaktı tatlıya kısa bir bakış atıp tamamen ballı Badem'ine döndü. "Herkes varken guduramam ki."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Sinan ve İskender'in ona doğru bir dönüşü vardı ki Arda sandalyesinde sindi.
Bademcik sevdiğinin kafasına vurup abisine gülümsedi suçlu suçlu. "Tatlı yemekten kafası güzelleşmiş, duymayın onu."
Aylin'le senkronize bir kahkaha attık.
"Ramazanda gudurmayın zaten." dedim gülerek.
"Asyaaaa... Sussana." kaşı ve gözüyle abilerini işaret ederek beni uyardı Bado.
"Korkma ya bir şey yapamaz onlar."
"Emin misin?" ikisi aynı anda bunu söyleyince ben de şüphe etmedim değil. Döverler mi lan Dardamı?
"Ben varken Arda'ya dokunamazsınız." arkama yaslanıp kolumu masaya uzattım.
Sinan her zamanki gibi dalga geçen bir gülüşle karşılık verdi. "Tek elimle seni tutar diğeriyle Arda'yı döverim."
"Yanılıyorsun. Ben düşündüğün kadar kolay bir lokma değilim."
Bana doğru eğildi hafiften. "Deneyelim istersen."
"Dene istersen." hani mesafe Asya? Başlarım mesafeye ben haklıyım şu an. Geri adım atmam.
"Yine başladığınıza inanamıyorum." Badem bizden bıktı.
Sinan benimle meşgulken, diğerleri ikimizi seyrederken İskender Arda'nın ensesine yapıştırdı. "Doğru düzgün konuş lan bundan sonra. Badem ve Asya'ya da güvenme. Makus talihinden kaçamazsın."
"Tamam abi." iyice büzüldü Arda. Yazık Dardama. İskender'e de bir şey diyemem çünkü saçma bir kavgaya dönüşebilir. En iyisi umursamamak.
Onlar yine geçmişe dair bir sohbete daldı. Bense elimi yüzüme yaslayarak onları izliyormuş gibi davranmaya devam ettim. Uykum da olduğu için ninnileşti konuşmaları. Gözlerimi tutamadım. Kayıp gittiler. Başka bir âleme düştüm sanki. İnsan sesleri ve tanımadığım bir kalabalık...
Yüzüm elimden kayıp masaya doğru inerken Sinan elini araya soktu. Eline çarptım yüzümü. Herkes bana gülerken toparlandım.
"Sayıklamaya da başladın nene gibi. Puahahahha." bunun da ağzına laf verdik gene. Yumruğumu yan tarafıma doğru gönderdim, bileğimi tuttu. Sabır çekip bileğimi kurtardım.
"Ben kalkayım en iyisi. Fena uykum geldi."
"Belli oluyor böceğim." Arda'nın gülüşüyle göz devirdim.
"Gitme yaa. Burada kal." dedi Badem dudaklarını büzerek.
"Yarın okul var, erken kalkacağım. Sahur falan var bir de. Burada kalmam da artık doğru gelmiyor. Kalamam üzgünüm."
"Bahane bulma. Kal işte." ısrar etmeğğğ.
"Benim yüzümden kalmak istemiyorsan benim açımdan bir sorun yok. Geçmişte kaldı her şey." İskender artık çok daha sert geliyor gözüme.
Doğrulup gülümsedim. "Sorun benim açımdan."
"Tamam lan yürü gidelim. Bunlar otururlar zaten geç saate kadar. Sen dayanamazsın." Sinan da kalktı.
"Sen kal ben anneannemle giderim. O da fazla oturmak istemez erken uyuyor."
"Camiden çıkınca direkt evine bıraktık onu." demek öyle.
"Tamam ben tek de giderim. Sen devam et oturmaya. İyi akşamlar hepinize."
"İyi akşamlar böceğim."
"İyi akşamlar. Hıh." trip atıyor bir de kalamam arkadaş. Kalamam arkadaş git...
"İyi geceler Asya." dedi Aylin gülümseyerek. Tebessüm edip mutfaktan çıktım. Anneannem yoksa kimseye görünmeye gerek yok.
Sinirlerim bozuk, uykusuzluktan herhalde. Gidip uyursam çok mutlu olacağım. Evden çıktım, çıkmaz olaydım. Bu ne soğuk lağğğğn! Koşarsam ısınırım. Hep Sinan yüzünden ceketsizim. Hep Sinan yüzünden buraya geldim. Her şeyin suçlusu o. Ben kendi halimde, kimseye bulaşmayan, öylece yaşayıp giden bir canlıyım. O gelip ortalığı birbirine katıyor.
Ayakkabılarımı giyip doğruldum. Omuzlarıma bırakılan ceket ile kaşlarımı çatarak arkama döndüm.
"Tek başına gidemezsin."
"Giderim niye gidemiyormuşum?"
"Çünkü nenecim yürürken uyuyup kalırsın. Sende o kapasite var."
"Sinan saçmalama bir git Allah aşkına ya. Al ceketini de."
"Hasta olmak mı istiyorsun yine? Seninle uğraşamayız her dakika. İlgi mi istiyorsun yoksa?"
"Ne alaka? İlgisizlik istiyorum. Kimseyle muhatap olmamak falan."
"Huysuzluğunla adamı deli edersin. Yürü işte çok konuşma."
"Bana ceketini verirsen sen üşüyeceksin salak. Gerek yok emanet duran centilmenliklere. Ben seni biliyorum sen de beni. Kankayız yani komik oluyor. Hem arbayla gitmeyeceksek ne diye benle geliyorsun? Faydan ne acaba? Hiiç."
Kıyafetlerimin ense yakasından kavradı. "Yürü diyorum. Her şeyi de zorla yaptırıyoruz. Sen ne çeşit bir salaksın? Bir melek kesiliyorsun bir huysuz cadı oluyorsun. Ortan yok mu senin? "
"Üffff. Senin yüzünden başıma geliyor her şey. Sen beni zorla getirmeseydin şu an çoktan uyumuş olacaktım."
"İyi git sonsuza kadar uyu!" yakamı bıraktı.
Ceketini ona verip bahçeden çıktım. Sonsuza kadar uyuyacağım. Sonsuza kadar.
Arkamdan gelip tekrar ceketini bana sardı."Sonsuza kadar olmaz. Dayak yersin. Zevkine döverim seni."
"Sonsuza kadar uyusam hissetmem, canım acımaz."
"O zaman şimdi döveyim. Sinir ettin beni. Hak ediyorsun dayağı." ben bunu itsem de bu gitmiyor.
"Enerjim yok karşılık vermeye."
"Vitaminleri çöpe atarsan böyle olursun işte. Hep uykun var, hiç enerjin yok, insanlardan da kaçıyorsun. Güya asker olacaksın. Bu gidişle kendi içinde yaşayıp öleceksin. Seni bin bir zahmetle mağarandan çıkarıyorum sen yine bana söyleniyorsun. Nereye kadar herkesten uzak duracaksın kızım!"
" Ne bağırıyorsun be! O ortam bana göre olsa kendi isteğimle gelirdim. Benimle arkadaş bile kalmayan bir insanın evine sürekli gitmem ne derece mantıklı! Hoşlanmıyorum işte hoşlanmıyorum!"
" Kendini dışlamaktan vazgeç diyorum sana! Beynin yok mu algılayamıyor musun! Tek İskender mi var orada! Biz de varız! Badem var, Arda var, ben varım!"
" Kendimi dışlamıyorum! Girmek istemediğim ortama girmek istemiyorum sadece!"
Ellerine alnına götürüp sinirle saçlarını geriye doğru bastırdı. "Beni çıldırtıyorsun!"
"Çıldır! Bana ne! Sen de beni çıldırtıyorsun! Geldim de ne oldu!"
"Güldün Asya! Kötü bir şey mi oldu sanki! Aptal!"
"Saçmalık! Ben normalde gülüyorum zaten!"
"Beynine... Tüküreyim. Bilmediğim bir şey mi var! İskender'e âşık oldun da söylemiyor musun yoksa! Aylin'i mi kıskandın! Söyle!" omuzlarımdan tutup beni kendisine yaklaştırdı.
"Hayır. Kötü hissediyorum sadece. Badem'le ne zaman bir araya gelsek aynı şeyden bahsediyor. İskender sert ve soğuk. Zümrüt teyze de hoşlanmıyor bence oraya gitmemden. Üzülüyorum. Ben kötü bir şey yapmadım ki." Boğazım acıdı salak salak. Gözlerim doldu.
Beni göğsüne bastırıp kollarını sırtıma sardı. "Üzülme lan. Beni delirtme. Ben varım burada."
" Islak mendil gibi olduk."
" Ne alaka lan salak?"
" Beni tutan seni de çekiyor."
Kahkaha attı. "Ağlama yoksa bir ömür sümüklü mendil diye dalga geçerim seninle."
"Ağlamıyorum."
"Belli."
"Ağlamıyorum dedim!"
"Belli oluyor dedim ben de!"
"Sinir bozucusun."
"Sen daha çok."
Ondan ayrılıp yamuk bir suratla ilerledim. Üşüyoruz boş yere. Gidelim bari. "Mendilin var mı?" burnum aktı iki saniye gözlerim doldu diye.
"Ceketimin cebine bak" dedi yanımda yürürken. Ellerimi ceketinin cebine attım.
"Yok." ama ellerim cepte daha sıcak durur, kalsınlar bari. Burnum yukarı çektim. Damlamaz herhalde. Soğuktan donup kalır. Ağğğ çok sinir bozucu.
Önüme geçip ceketin kenarlarını kavradı. İç cebinden bir çikolata ve peçete çıkarıp bana uzattı. Elimi cepten çıkarıp peçeteyi aldım.
"Al lan bunu da. Ağlayan çocukları susturmak için birebir."
"Ağlamıyorum."
"Sana aldım o yüzden almak zorundasın. Tatlını yediğim için arkamdan beddualar savurmuşsundur. Brownie aldım ki sen de beddualarını geri al."
"Beddua etmedim ki. İntikam alacaktım." İntikam da alamam şimdi, yumuşadım.
"Gerçekten mi?! Kızımm..."
"Nee?"
"Bir şey yok. Bak yoluna." çikolatayı elime tutuşturup önümden çekildi. Ne olduğunu anlamadığım için umursamazca yürümeye devam ettim. Canım çekiyordu aslında. Teşekkür mü etsem? Ona teşekkür edesim gelmiyor. Çünkü beni deli etti bugün. Teselli de etti Asya. Sinan bana tuhaf gelmeye başladı. Düşünme tuhaf tuhaf şeyler sen de!
Noluyor bana? Sus sus sakın söyleme. O söylenenler saçmalık ve gerçek değil. Olamaz yani. Kankayız biz. Kankamm kankamm. Güzel kankam. "Sağ ol kankaların kankası. Çok iyi kankayız be. Sağ ol çikolata için."
"Eyvallah."
"Eyvallah." eyvallah güzel. Biz böyleyiz. Başka türlü değiliz. Gülümseyerek Sinan'ın koluna girdim. "Paylaşabiliriz."
"Sen ye kızım. Ben çok tatlı yedim."
"Sensiz boğazımızdan geçmez."
"Dengesiz misin?"
Ahahaha haklı çocuk. "Çikolata yumuşattı beni. Aslında çikolata değil. Düşünmüş olman, yanımda olman..." başlarım mesafeye ben onunla mutluyum.
"Ayarsızsın."
"Ben dengedeydim aslında. Birileri terazinin bir kefesine taş koydu. Ayarım kaçtı."
"Ben ne yaptım lan! Dönüp dolaşıp bana buluyorsun kusuru!"
"Sen yaptın mı dedim lan! Ne üstüne alınıyorsun!" kolundan çıktım. "Def ol."
"Bak yine aynısı! Bir yaklaşıyorsun bir kovuyorsun!"
"Çünkü bağırdın salak! Bendeki de kulak!"
"Sen bağırmıyor musun sanki!"
"Önce sen bağırdın Sinan!" aah yine sinirlerim bozuldu. Eve kadar ağzımı açmayacağım. Yeter be!
"Çünkü saçmalıyorsun!"
Cevap vermedim, sadece yürüdüm. Ceketini de vermeyeceğim, üşüsün! İki dakika düzgün konuşamıyoruz. Bir de saçma sapan şeyler düşünüyorlar hakkımızda. Öyle bir şey olması imkansız.
Bahçeye girmeden ceketini çıkardım. Ona verecekken duraksadım. "İstersen içeriye gel biraz ısınır öyle gidersin. Benim yüzümden üşüdün." öfkem yine kaybolup merhamete döndü.
"Uyuyacaksın, gideyim ben." ceketini aldı.
"Biraz daha oturabilirdim ama senin tercihin. Güle güle." gelmezsen gelme moduna geçtim.
"Eyvallah."
Başımla onaylayıp bahçeye girdim. Zile basıp ananemin kapıyı açmasını bekledim. Kapı açılana kadar dondum tabi. İçeriye girince direkt odama çıktım. Üstümü değiştirip yatağa girdim. Çikolatayı yiyesim yok artık.
Bir şey düşünmek de istemiyorum. Sadece karanlık ve karanlık. Zihnim de karanlık olsun. Uyuyayım ve bitsin. Gerçekten saçma hissediyorum. Her şey saçma. Her şeyin mahvolmasından da bıktım. Bir şey de düzgün kalsa şaşacağım.
O söylenenler yüzünden Sinan'la aram da bozulacak gibi. Hatta şimdiden saçmalamaya başladım bile. Dümdüz ol Asya, çabalama hiçbir şey için artık. Neysen osun. Kim ne derse desin. Çok iyi arkadaş olduğunu sandıkların bile geçmişte kaldı. Olacak olan oluyor, gidecek olan her şekilde gidiyor, bozulacak olan da öyle. Bundan sonra benden de her şeye eyvallah.
Hayalim var ve onun için yaşıyorum bitti. Kapandı bu konu.
Sus artık Asya uyuyamıyorum.
O değil de gerçekten uykum kaçtı. Yatakta doğrulup telefonu elime aldım. Sahur için alarm kurdum, ninem gelip beni uyandırmaya çalışmasın diye. Niye ona da yük olayım ki? En nefret ettiğim şeylerden biri aslında.
Yeni hesabıma girip doğruluk ve cesaretlik oyunu yüzünden paylaştığım fotoğrafı arşivledim. Saçma sapan yorumlar yazmıştılar o fotoğrafa. İyice herkes tuhaf şeyler düşünmeye başladı zaten.
Takipleştiğim gereksiz insanların çoğundan da kurtuldum. Hesap kalsın belki lazım olur. Neye lazım olacaksa? Çakma hesabımı sileyim. Ondan Sinan'a yorum yapmıştım, kimse o hesabın benim olduğunu anlamadan icabına bakayım. Kimsenin umrunda da değil gerçi yorumum. Bin tane aşkından ölen kız yorumu var. Fark edilmez yani.
Sinan fark etse sorun olmaz galiba ya, dalga geçtiğimi söylerim ama diğer insanlar fark ederse... Saçmalık büyür.
Çakma hesabımı ortadan kaldırdım, temizlenmiş gibi hissediyorum. Kaçan uykum yüzünden reelslere daldım. Sanki sahura kalkıp tekrar yatıp sabah okula gidecek olan ben değilim. Saat çok geç değil, iyi tarafından düşün. Telefon da iyice uykumu kaçırıyor. Aman be kovalasam daha çok kaçar. Uykum sen bile umrumda değilsin artık.
Böyle diye diye yarım saat geçti. Dayımdan gelen mesajlarla uykum tamamen kaçtı.
"Doğru düzgün bir şey bulamadım. Adamın tek bir falsosu yok.
Gelirinin yarısını da kiraya verdiği dairelerden elde ediyor.
Eski eşiyle ilgili bir bilgiye de ulaşamadım. Kadın sırra kadem basmış sanki."
Moralsizce cevap yazdım. "Eee ne yapacağız o zaman?" annemi geri alamayacak mıyım? Sinan'ın annesini bulamayacak mıyız?
"Biraz daha uğraşayım, bir şey bulursam sana haber vereceğim. Düşünme bunları derslerine odaklan. Hadi iyi geceler."
"Tamam, iyi geceler." off off. Neymiş bu Güven amca öyle. Gerçi o Sinan'ın babası, kolay lokma olacağını düşünmüyorum.
Sinan'a yazsam mı? Yok yok bu saatte onun da moralini bozmayayım. Zaten olumlu bir haber almadıkça bilgi vermeye gerek yok. İşine yarar bir şey değil sonuçta. Sorarsa söylerim.
Telefonu kapatıp uyumak için kendimi zorladım. Biraz daha uyuyamazsam sinirden kendime saldıracağım. Offf offf.
Bir şey değişmeyince yataktan çıktım. Bazen sırada bile uyuyabiliyorum bazense... Ahhh sinir bozucu. Işığı yakıp odada dolanmaya başladım. Beni huzursuz eden çok şey var.
Bu soğukta pencerimin önüne de çıkamam. Yatağa oturup telefonumu aldım. O an kendimi sınırlamadım. Bütün düşünceleri boşa aldım ve bilinçaltımın beni yönlendirmesine izin verdim.
Sonuç olarak kendimi Sinan'a "Isındın mı?" yazarken buldum. Aklıma yazacak daha mantıklı bir şey gelmemiş herhalde.
Cevap gelmeyince yatağa girdim. Uyumuştur tabi. Onun düşüncelerini kimse rahatsız etmiyor. Müzik açtım kısık sesle.
Ve anladım ki son zamanlarda bütün yalnızlığım Sinan'la sonlanmış. Mesele yanımda olunması değil anlaşıldığımı onun gözlerinde görmüş olmam. Şimdi nasıl davranacağım konusu biraz karışıkken huzursuzluğumda ona yazmam belki de doğru değil. Yazdım bir kere sus.
Ama cevapsız kalınca çok saçma duracak. Silemem de artık. Düşünmeyi bırakırsan böyle olur.
Sinan: Bensiz duramıyor musun?
Ulannn, verdiği cevaba bak. Bu aralar onu bir kalıba sokup tanımlayamadığım için ismiyle kayıtlı telefonumda. Bir süre böyle kalacak galiba.
"Uykum kaçtı lan. Seni rahatsız edeyim dedim." senden başka rahatsız edebileceğim kimsem yok gibi.
Sinan: Uykudan bayılıyordun lan nasıl kaçtı?
"Kaçtı işte, uyuyamıyorum."
Sinan: Napim kızım ninni mi söyleyim?!
"Aman be defol. Zaten karga sesinle ninni söylesen iyice uykum kaçar. İstemezz yaani."
Sinan: Zevksizliğinden yoruldum.
Gıcık.
"Ok."
Sinan: Eve yeni geçtim ben de.
"Niye lan? Bu soğukta nereye gittin?"
Sinan: Dolaştım biraz.
"Boş boş ne dolaşıyorsun lan bu soğukta. Git evine otur aşşağı."
Sinan: Dolaşasım geldi, sana ne kızım
"Bana ne lan zaten. Naparsan yap. İstersen dışarıda yat. Saçma geldi sadece. Bu soğukta dolaşmak manyaklık bence."
Sinan: Senden bulaşmıştır o manyaklık. Kankayız ya benzemeye başladık.
Ahahahahahahha. Gerçekten benzemeye mi başladık?
"İnsanlığını tamamlaman için tanrının sana sunduğu fırsat işte. İyi değerlendir." bu tür lafları o daha çok ederdi. Nihahahahahahah.
Sinan: Kızııım yanımdayken et bu lafları.
"A aaaa etmiyor muyum?"
Sinan: Yarın okula gelecek misin?
"Evet ne alaka lan zaten biliyorsun."
Sinan: Gelme bence. Zira seni parçalamadan yutacak bir kurt orada olacak.
Ohoo şimdiden beni öldürme planlarına başladı.
"Boğazında kalırım."
Sinan: Seni yutmak işten bile değil.
Sinirlendim ahahah. Çak ağzına.
"Oruçlusun ağzına sahip ol lan."
Sinan: Puahahahahahahaha. Korktun mu yoksa?
"Ne korkacağım be. Seni uyarıyorum."
Sinan: Neden sildin o fotoğrafı? Bu da korkaklığını kanıtlıyor mu demeliyim? Cesaretin yokmuş meğer.
Lannn ne alakaaa?
"Nasıl fark ettin hemen? Ayrıca cesaret dediğimde sadece paylaşmamı söylemiştin. Ben de cesaret edip paylaştım. Bu kadar. Silmiş olmam korkak olduğum anlamına gelmez."
Sinan: Herkes "Sevgilinden mi ayrıldın?" diye mesaj gönderdi.
Ulan bak işte.
"Lan manyak bunlar. Saçma yorumlar yüzünden sildim ben de. Abartıyorlar. O fotoğrafın çekildiği ânı hatırlamasam psikolojim bozulacak."
Sinan: Yorumları silseydin.
"Yorumları silsem ne olacak o düşünce ortadan kalkacak mı?"
Sinan: Fotoğrafı silince kalktı yani. Çok zekisin.
Beni rahatlatmıştı en azından lan.
"Ulan hep senin yüzünden. Tahmin edemedin mi öyle düşüneceklerini?"
Sinan: Herkes benimle sevgili sanılmak için yalanlar uyduruyor sen ayağına kadar gelen fırsatı tepiyorsun. Keyfini çıkar işte.
"Şaka mısın? Bak tamam kendine güveniyorsun, iddialısın falan bu olabilir ama bu kadar da abartılmaz yani. Bizim öyle sanılmamız tuhaf olur çünkü annemle baban evli. Herkes bize kardeşmişiz gözüyle bakıyor."
Sinan: Ama kardeş değiliz değil mi? Yani sorun yok.
"Lan senin açından tabi sorun olmaz. Sevgili sanılmadığın bir ben kalmıştım zaten."
Sinan: Ben bile seninle sevgili sanılmayı dert etmezken sana noluyor?
"Ha yani benimle sevgili olmak senin için bile kötü bir şey."
Sinan: İskender'le sevgili olduğunu unutmadın herhalde.
"O fotoğrafı paylaşmamı söylememeliydin. Sonuç olarak senin hatan."
Sinan: Saçma sapan bakıyorsun fotoğrafta. Öyle düşünmeleri onların salaklığı.
"Her şey gittikçe daha saçma bir hâl alıyor. Keşke altına arkadaşça bir cümle yazsaydım."
Sinan: Ne yazabilirsin ki? Canım kankam falan mı 🥶
"Öfff iyice sinirlerim bozuldu."
Sinan: Benim de asabımı bozdun bu saatte.
"Senin suçun lan."
Sinan: Sus lan. Uykun kaçsa beni suçlayacan neredeyse.
"E zaten senin yüzünden."
Sinan: Haaah tam oldu.
Nefes verdim. "Bak dürüst oluyorum. Aylin de bizim aramızda bir şey olduğunu sanmış. O yüzden rahatsız hissettim. Yorumları çok fazla önemsemiyordum çünkü hayranlarının zekâ seviyesinden şüpheliydim."
Sinan: Herkes delirmiş.
"Bence de. Napacağız?"
Sinan: Hiçbir şey.
"Kanka pozları vermek, gözlerine sokmak falan yapmacık olur. Yani sırf yapmak için yaptığımız anlaşılabilir. Lan bizim arkadaşlığımız bile kavga üzerine öyle pozlar kesemeyiz."
Sinan: Aynen. İnsanların ne düşündüğünü düşünme yat da uyu. Sonra okula gelemezsin falan bu kurdun planları yarım kalır.
"Gamsız turşu."
Sinan: Gamlı yılan.
"İyi be uyuyom ben. Yani umarım."
Sinan: Sümük mendilini cebimde bırakmışsın.
Ayy rezillik.
"Kusura bakma. Dalgınlığıma gelmiş."
Sinan: Çoğu zaman öylesin. Varsın ama yoksun.
"Bazen yok olmak istediğim yerlerde var olmak zorunda kalıyorum. Bazen de varolmak istediğimde yok olmak zorunda kalıyorum."
Sinan: Bu saatte kurabileceğin maksimum cümle.
"Cümle kurabildiğime şükret bu saatte."
Çok da geç değil lan.
Sinan: Normal şartlarda da bu geçerli bence. Malum beyninin varlığı şüphe uyandırıyor.
Sinirlerimi bozmaya başladı gene.
"Sahurda ne yiyeceksin?" konuyu değişeyim bari.
Sinan: Ne bulursam onu. Ne saçma soru lan bu.
"Sen sor mantıklı soru o zaman! Allah Allah."
Sinan: Ortalama bir Arda günde on dilim baklava yiyorsa hayatı boyunca kaç dilim baklava yemiş olur?
Ahahah.
"Hahahah. Bazen komik oluyorsun. ~nadiren~"
Sinan: Genellikle karizmatiğim de ondan.
Çı çı çı laflara bak laflara.
"Karizmatik görmesek inanacağız."
Sinan: Yine tipsizleri karizmatik diye örnek göstereceksen sus da rezil olma. Zevksiiiiz.
"Ya sen erkeksin bir kere ne anlarsın karizmatikten yakışıklıdan. Kızlara sor bunu."
Sinan: Kızlar da zaten beni onaylıyor neyin kafasındasın? Tak salak sensin.
"Aaa öyle mi? Sen de beni beğenmiyorsun ama senin yüzünden takip ettiğim erkekler bana mesaj gönderiyor sürekli."
Sinan: Konuşuyor musun lan hepsiyle!
"Hepsiyle konuşmadım tabi."
Sinan: Birileriyle konuştun yani?
"Evet. Ne olmuş? Sapım sonuçta."
Sinan: Ulannn! Kızım biz seni İskender'le yapacağız diye ne çileler çektik! Şimdi birileriyle konuşasın mı geldi! Deli etmek mi istiyorsun sen bizi! Kimle konuştun?
"Yavv öylesine konuşmakla sevgili olmak bir mi?"
Sinan: Fark etmez. Kimle konuştun?
"Mert diye bir çocukla."
Sinan: Hangi Mert lan kırk tane var.
"Napacan yav? Boşver."
Sinan: Söyle kızım. Beni delirtme
Gidip dövecek hâlleri yok herhalde. İskenderle mazide kaldığımıza göre kimse kimseyi dövmez. Yine de bu özel bilgiyi niye vereyim lan!
"Delirecek bir şey yok. Boşver."
Sinan: Asyaaa
Sinan: Söyle şunu
Sinan: Beni çıldırtma
Sinan: Gece gece oraya gelmeyim.
E yuh. Abarttı he. İyi ki bir şey dedik. Sanki ne olmuş konuşmuşum da?
"Sen günde kaç kızla konuşuyorsun?" onun üzerine attım konuyu.
Sinan: Sen söylersen ben de söylerim.
Ben buna güvenmiyorum önce öğrenir sonra söylemekten vazgeçer. Az delirtmedi beni öyle.
"Önce sen söyle."
Sinan: Kızım ben canımın istemediğine görüldü atıyorum. Canım kimseyi istemiyor uzun zamandır. Kimseyle konuştuğum yok. Şimdi öt.
Yok yaaa. İnanmam. İnanılabilir de, emin değilim.
"Mert Aslan diye biri, şapkalı fotoğraf paylaşıyor sürekli. Kaykaycı."
Sinan: Ne konuştunuz lan kaykaycı olmasına kadar öğrenmişsin.
"Zaten fotoğraflarından ve videolarından anlaşılıyor kaykaycı olduğu lan."
Sinan: Sen var ya
Sinan: Sen tam bir
Sinan: İnsan sağlığına zararlı bir canlısın.
Sinan: İnsanın nesli tükenir senin yüzünden.
Sinan: Ömrünü geçtim bak nesli tükenir. Öyle çıldırtıcı, sinir bozucu, gerizekalı bir yaşam biçimisin.
Ayhhh yeter ama!
"Lan ne yaptım da bu kadar saydırıyorsun lan!"
Sinan: O çocuk her kıza yazıyor. Niye cevaplıyorsun lan onun mesajını!
"Lan ne biliim neyin nesidir! Kaykayları hoşuma gitti. Ayrıca sen nereden biliyorsun her kıza yazdığını?"
Sinan: Bilirim ben. Uzak dur ondan. Bir halt olmaz o heriften. Beni dinle. Engelle hatta. Orada burada mesajlarını paylaşıyor milletin. Uyarayım dedim.
" Neeeğğ." bir bu eksikti. Gerçi paylaşsa da bir şey olmaz benim cevaplarım çam ağacından hallice.
Sinan: Neeğğ tabi. Git engelle.
"Sonra hallederim. Üşeniyorum."
Sinan: On saniyelik iş neyine üşeniyorsun!
"On saniye de olsa üşenmek üşenmektir."
Sinan: Ne bok yersen ye lan! Sonra mesajların ortaya dökülürse gelip bana zırlama! Hadi eyvallah.
Bir anda çevrimdışı oldu. Bana çatmaya yer arıyor bu da. İyi ki bir şey dedik. Aman be giderse gitsin.
Telefonu bırakıp örtüyü başıma kadar çektim. Işığı kapatmayı unuttuğum için sinirle doğrulup örtüyü üzerimden attım. Gece lambasını açıp ışığı kapattım ve yatağıma döndüm. Bu sefer de uyuyamazsam ÇILDIRACAĞIM.
Yeter.
✨
Başlarım lan böyle işe! Ramazan ramazan sövdürdüttü beni! Delireceğim lan delireceğim!
Telefonu yatağa bırakıp üzerimdeki örtüleri tekmeleyerek kalktım.
Bu kız beni çıldırtacak! Deliriyorum, kuduruyorum yine! Hemen de konuşmuş biriyle! Ulann nedir benim çektiğim lan!
Yalan söyledim ona engellesin diye. Ben ne bileyim Mert kim... Sövmeyeceğim. Parmaklarımı alnıma bastırarak sakinleşmeyi denedim. Yok, olmuyor.
Yok abi... Ne yaparsam yapayım bu kız beni görmüyor. İmkansızlıklar bana imkansız gelmese de artık, onun gözünün önünde bir perde.
İskender'in yorulmasına şaşmamalı. Bu kız cidden... Yoruyor.
Kendimi boğacağım lan!
Daha ne kadar yakın olmamız gerekiyor? Kankaymış pehhh. Kim kankasıyla bu kadar alev alıyor?
Yanan tek ben olunca bir şey ifade etmiyor herhalde. Çabalamıyorum lan artık! Neslimi tüketti.
Sinirden uyuyamayacağım. Uykusu kaçmış diye benimkini de kaçırdı. Kesin şimdeden uykuya dalmıştır. Ne bu lan? Ne bu! Yarın acısını çıkarmalıyım. Göstereceğim ona.
Tabi okula gelirse. Ne yapacağı belli olmuyor.
En azından artık bana kafa atmıyor. Puahahahha.
Sinirliyim lan! Gülmeyeceğim!
Deli manyak.
Hep aynı şey oluyor. Çarpışıp dönüyoruz, tekrar çarpışıyoruz. Kıvılcımlar ise beni yakıyor.
Yoksa biraz geri mi çekilsem? Sürekli onu bir şeylere dahil etmek için zorluyorum, kovsa da gitmiyorum.
Öyle de canım sıkılır amk. Ben en iyisi onu son gaz delirtmeye devam edeyim. Dozunu arttırayım, kafayı yesin. Puahahahahahah.
Beni delirtmenin bedelleri var.
Göreceğiz yavru yılan, kim kimi daha çok delirtiyor.
✨
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 1.34k Okunma |
204 Oy |
0 Takip |
44 Bölümlü Kitap |