37. Bölüm

Yitip Gitme

Yıldız Akyürek
yildiz_sena

🖤

 

Sıkıldım kıştan yaza ışınlanamıyor muyuz? Tam anlamıyla kıçım donuyor. Karne belasını alıp bahçedeki çardağa kurulduk.

 

"Matematiğim üç gelmiş yazık banağğğğ." Arda sızlanırken karne olan elini titretiyordu.

 

"Benim de fizikle matematik can çekişiyor." karnesiyle kendine rüzgâr yaptı Badem sanki hava çok sıcakmış gibi.

 

Gülme krizine girdim. Badem karnemi elimden çekip notlarıma baktı. "Laaaan. Bizi oyuna getirdin. İhanet bu."

 

Arda başını karneme doğru uzattı. "Böceğim, son dakika golü atmışsın." yaparım bazen öyle şeyler. Eheheheh. Deli gibi çalıştım lan. Hırs yaptım biraz. Şahsiyetsiz şahsiyetler beni küçümseyince duramadım.

 

"Yav hee." Sinan karnemi alıp gözleriyle görmek istedi. "Ben de yokum ki kopya çekesin. Şaşırtıcı." uzak olmasaydı dirsek atardım. Fakat ona doğru uzanıp karnemi geri aldım.

 

"İskender çalıştırmasaydı yapamazdı." dedi Gökçe. Hâlâ neden bizimle dolanıyor diye sorgulamadığım Gökçe. Sorgulamıyorum çünkü farkındayım. İskender'le arkadaş olmuş. Bakışları ve övgüleri hep onun üzerinde. Başta da İskender'i sorup duruyordu sürekli zaten. Ondan hoşlanıyor muhtemelen.

 

Kahkaha attım. "Lazımsa seni de çalıştırsın."

 

"Lazım değil canım, ben senin gibi değilim. Kendim çalışıp yapabiliyorum."

 

"Sana ne lan kızı kim çalıştırmış, dersleri nasılmış. Bir çekememezlik var sende sürekli. Biz ayrıldık ne hâlâ bizimle dolaşıyorsun?" Sinan'ın laflarına kaşlarını çattı.

 

"Sinaaan." İskender Sinan'ı uyardı. Şaşırdım. Kızın bana nasıl davrandığının farkında değil mi? Aslında farkındaydı, onu dinlemediğim için bu konuyu görmezden geliyor olabilir mi? Ya da Sinan kızı terk ettiği için kıza üzülmüş olabilir. Aman bana ne. Kimsenin beni savunmasına ihtiyacım yok.

 

"Sinan haklı. E artık onlar ayrıldı. Gökçe'yle ben arkadaş mıyım? Bir bakayım... I ıım. Arda arkadaş mı? Yok hiç zannetmiyorum. Peki Badem?" Badem'le aynı anda güldük. "Sanırım sadece seninle arkadaş İskender. Birbirinize vaktinizi biz olmadığımız bir zaman diliminde ayırın. Daha mantıklı duruyor." Badem beni cimcikledi. "Kızım şöyle şeyler söyleyip abimle aranı açma." kulağıma fısıldadı.

 

"Asya... Nasıl öyle dümdüz söyleyebiliyorsun kızın yüzüne?" baygın bakışlarımla İskender'i süzdüm. Ne zırvalıyor bu? Zaten kaç gündür bir tuhaf. Hatta doğum gününden beri.

 

Gülüp ayaklandım. "Katlanamıyorum sanırım. En sevmediğim şeylerden biri kendimi açıklamak." kolumu tutup oturttu Badem beni.

 

"Dur durduğun yerde yaa."

 

Ters bakışlarımdan onu mahrum etmedim. "Zaten kıçım dondu bu ne be. Gidelim eve."

 

"Ya hayır bir şeyler yapalım. Bir yerlere gidelim, değişiklik olsun." sen Arda'yla git Acıbadem.

 

"Bu soğukta beni kimse evden başka bir yere götüremez. Başka yerlere kar yağıyor soğuğu bize vuruyor. Zaten karne almaya da gelmicektim lan ben hep sizin yüzünüzden."

 

"Huysuz böcek." dedi ve güldü Arda. Arkadan uzanıp ensesine yapıştırdım. Sustu anca.

 

"Donuyorum olum."

 

"İstanbul daha soğuk değil mi? Orada nasıl yaşıyordun yani Asya?"

 

"Yaşamayı durduruyordum Badem. Evden okula, okuldan eve."

 

"Tamam kalk yürü gidelim. Üşüyüp üşüyüp hasta oluyorsun sonra biz uğraşıyoruz." Sinan ayağa kalktı. Dünya tersine döndü arkadaşlar. Ben de tam kalkıyordum ki İskender kolumu tuttu.

 

"Siz gidin, biz Asya'yla bir yere gideceğiz." benim şimdi haberim oluyor.

 

"Nereye?" diye sordum.

 

"Muhtemelen daha soğuk bir yere."

 

"O zaman neden gidiyoruz?"

 

"Sürpriz yapacak belki sorma da git. Allahım ya." Badem de rahat durmuyor.

 

İskender karnesini Badem'e verdi. "Eve götürürsün."

 

Bacısı başını salladı sırıtarak. Bizim yalnız takılmamız en çok onu mutlu ediyor herhalde.

 

Elimi tuttu İskender. "Sen de karneni kardeşine ver, götürsün eve."

 

Karnemi Arda'ya uzattım. Dişlerini çaktı hemen.

 

"Kardeşin Arda mı Asya? Sinan'a versene." Sinan mı? Kardeş diyince aklıma direkt Arda gelmişti. Yüzüm buruştu hafiften.

 

"Sinan benim kardeşim değil İskender." daha kaç kere söyleyeceğim bunu.

 

"Neden? Artık eskisi gibi değilsiniz. Çok da yakınsınız." Neden?

 

"Çünkü onu öyle görmüyorum. Ne alaka yani? Karşı olduğumuz bir evlilik yüzünden kardeş olmuş olmuyoruz."

 

"Peki, gidelim."

 

Karnem elimden Arda'nın kucağına düştü, İskender elimden çekiştirdiği için düzgünce veremedim. Noluyor inan bilmiyorum. Bir de acıktım ki sorma. Harika zamanlama.

 

Yol boyu hiçbir şey söylemedi. Bir şeyler sorsam da cevap vermedi. Bu soğukta deniz gören tepeye götürdü beni. Üşürken hiçbir şey çekilmiyor. Durduğumuzda bana döndü. Elleri yanağımı buldu. Üzgün bakıyor sanki. Biraz da öfke görüyorum bakışlarında. Soğuktan bir titreme geldi.

 

Ceketinin cebinden çıkardığı nergisi kulağımın arkasına koydu. Her türlü hava koşulunda çiçekle geliyor. Elinin tersiyle saçımı okşadı. Beni biraz daha kendine çekti. Bakışlarını yüzümde gezdirdi. Bakışlarının durduğu yer dudaklarımdı. Korktuğum başıma mı gelecek? Üstelik her zerrem soğuktan sızlıyorken.

 

Bana doğru eğildi. Dudakları dudağıma yaklaşırken elimle ağzımı kapattım. Geri çekildi hemen. Kırıcı olmak istemiyorum ama böyle bir şey yaşamak da istemiyorum. Kalbimde bir yerlerde aşk kırıntısına dair bir şeye rastlamadan... O çekildiği için ben de elimi çektim. Tokat yemiş gibi baktı bana. Sonra hüzünle gülümsedi.

 

"Veda öpücüğü vermeyecek misin?" veda mı?

 

"Ne vedası?"

 

"Sen haklıydın." hangi konuda? "Kendim için hatta tüm insanlık için senden uzak dursaydım ne iyiydi." Ne?

 

"Ne diyorsun İskender?"

 

"Hiç olmamışsın gibi varsayabilsem keşke."

 

Bir şey söylemedim. Öpmek istemedim diye mi tüm bu sözler? Baştan beri tuhaf zaten. Sebebi o olamaz.

 

Boynumdaki kolyeyi iki eliyle kavradı. Yanlara doğru hızla çekip kopardı. "Artık farkındayım, asla beni sevmeyeceksin. Daha fazla uzatmaya gerek yok. Özgürsün."

 

Sinirlendim. "Senin için hiç çabalamamışım gibi konuşuyorsun."

 

"Böylesi ikimiz için de daha iyi."

 

"Ne diyebilirim ki?"

 

Elini tekrar yanağıma koydu, sonra bana sarıldı. Dostluğumuzun hatrına sırtını sıvazladım.

 

Ayrıldığında gözleri kızarmıştı. "Artık görüşmeyelim." dedi kararlı ve net bir tavırla.

 

"Görüşmeyelim?" benim uğruna kendimi sınırlandırıp acılara boğduğum dostluk bu mu?

 

"Görüşmeyelim Asya. Bitti, özgürsün, gidebilirsin. Kendini sıkmana gerek yok artık. Benim de seni görmeye dayanacak halim kalmadı."

 

Kaşlarımı çattım, niyeyse bir ağlama geldi. "Peki, öyle olsun." bilekliği de ben çıkarıp ona doğru attım. "Eski dostum." yüzüne bakmadan çıktığımız yokuşu geri indim. Ben o üzülmesin diye yapmamış mıydım tüm bunları? Tüm bu rezillikleri... Yine salak olan benim. Salağım gerçekten. Salağım. Kendimden ödün verdim gerizekalı gibi! Dostluğumuz bozulmasın dedim! Al sana dostluk!

 

Siz hiç dost olmadınız ki Asya. Sen onun hislerini dostluk sandın. Öyle yorumladın. Sanki daha önce dostun varmış gibi, dostluğu biliyormuşsun gibi... Hiçbir bok bildiğin yok!

 

Ne hissettiğimi bilmiyorum. Ağlayasım var ama ağlarsam kendimi tokatlarım. Sanki bir kişiliğim yok. Gel Asya, git Asya, seninle işim bitti Asya! Hata ettin Asya.

 

Aklını kullanmayı sen bilmiyorsan hayat öğretecek böyle böyle.

 

Çiçeği kulağımın arkasından çekip atarken bir kaç tel saçımı da koparmış oldum. Madem özgürüm bu boktan çiçeğin kafamda ne işi var!

 

Nergis ne demekti? Seni unutmayacağım mı? Unut beni bence. Zira bir daha yolumun kesişmeyeceği bir insanın zihninde olmak istemem.

 

Hep Sinan'ın yüzünden. Onu dinlediğim için. Eğer onu dinlemeseydim biraz üzülür sonra alışırdım. İskender'le samimi olmasak da arkadaş kalırdık. Ama benim salaklığım. O şeref bana ait. O salaklık.

 

Neyse... Olan oldu. Dersini aldın mı Asya? Kimseye eyvallah etmeyeceksin. İnsanları kaybetmekten korkmayacaksın! Olduğun kadarından hoşlanmayanlara veda etmeyi bileceksin!

 

Gittiğin yolda hedefinden şaşma. Bu dostluklar, arkadaşlıklar, her şey geçici zaten. Kalıcı olan tek şey hayalin.

 

🖤

 

Asya gittikten sonra denize doğru dönüp yere çöktü İskender. Tuttuğu gözyaşları o an yanaklarını yıkamaya başladı. Yüksek başlamış yine yüksek bitiyordu. Coşkunun doruklarından acının doruklarına...

 

Elindeki kolyeyi öpüp denize fırlattı. Zamanında dalga gibi gönlüne vuran sevdayı dalgalar alıp götürsündü.

 

Gökçe'nin söylediklerine önce inanmamıştı, sonra sırf aksini kanıtlamak için onunla iş birliği yaptı. Sinan'ı biraz gözlemleyince Gökçe'nin haklı olduğunu kabullenmek zorunda kaldı. Kardeşim dediği sevdiği kıza âşıkmış meğer. Sırtına bıçak saplamışken kardeşim diyemezdi ya artık ona.

 

Aynı gün kalbine de bir bıçak saplanmıştı. Asya'yı salonda, Sinan'ın uyuduğu odada gördüğünde. Demek o da Sinan'ı seviyordu ki gidip Sinan'ın uyuduğu yerde yatmıştı. Ona asla kardeşim diyemiyor öyle bir ima yapıldığında sinirleniyordu hem. Aradan çekip gitmek en hayırlısıydı.

 

Sinan'ı hayatından çıkarmamak için Asya'yı çıkarmıştı. Ne de olsa Asya onu asla sevmeyecek olan ve gördükçe acı çekeceği biriydi. Sinan ise bir hata yapmışsa bile kardeşiydi. Kendini geri çekiyor duygularını bastırıyordu.

 

Delirecek gibi hissettiğinde dalgalara doğru bağırdı. "Alın bu duyguyu benden! Seni asla sevmeyecek birinin gözlerine umutla bakmak ne denli büyük salaklık haberin var mı!"

 

Seviyor gibi oluyor sonra yüklenen öfkeyle nefret etmek istiyordu. Aşkının, sevgisinin, iyiliğinin, koruyup kollamasının karşılığı bu muydu? Böyle iki büklüm acılar içinde bırakılmak mı?

 

Batan gemiden sadece onurunu kurtarabilmişti. Ne kadar âşık olduğunun bir önemi yoktu, gitmesi gereken gitmeliydi. Onu yanında tutmasının ne anlamı vardı? Kalbi onunla değildi. Asya ve Sinan'ın atışmalarını, bakışlarının sürekli birbirini bulmasını mı izleyecekti? Aradaki ortadan kaldırılması gereken, bir pürüz gibi, üçüncü kişi olarak.

 

Dudaklarına yaklaştığında öyle bir karşılık alacağını biliyordu. Onu denemişti. Sevgilisi olmasına rağmen İskender'den kaçan Asya ne hikmetse Sinan'la aynı odada uyumaktan kaçınmıyordu. Sinan'la sürekli el şakaları yapmaktan da öyle.

 

Onu hiç sevmemiş olmayı diledi.

 

🖤

 

Ellerim cebimde söve söve yürüyorum. Kendimden kaderime kadar... Sinirlerim bozuk amk.

 

O salağın karnesini Arda'dan aldım ben götürüyorum. Evde olmasa da Mehlika teyzeyle otururum. İyi kadın. Eski kaçtığım yerlere gidemiyorum artık. Oralardan da kaçıyorum çünkü.

 

Vazgeçtim desem de vazgeçemediğim şeylere rağmen teslim oldum. Kabullendim. Onlar birbirine ait. Ben yalnızlığıma... Kırılacak ne umudum ne hayalim ne de kalbim var. Puahahahaahah.

 

Olsa güzel olurdu. Coşar taşardı ruhum. Ama yok. O yüzden ben yine eski Sinan'ım.

 

Yerdeki taşa bir tekme de ben vurdum. Kim bilir daha önce ne tekmeler yemiştir. Yememişse bile yesin. Tadına baksın.

 

Ev görüş açıma girdiğinde adımlarımı hızlandırdım. Ayak sesleri duyunca yukarıdan gelen yola döndüm. Yoldan aşağı koşarak geliyor Asya. Niye bu kadar erken dönüyor?

 

Olduğum yere kadar yaklaşmasına rağmen beni umursamadan bahçe kapısından içeriye girdi. Kaşlarımı çatıp arkasından girdim.

 

"Noluyor lan? Delirdin mi?"

 

"Sana ne! Niye geldin gene!" hiç durmadan evin kapısına doğru gitti.

 

"Karneni getirdim salak!"

 

"Lazım değil!" ne olmuş lan buna?

 

"Ne bağırıp duruyorsun gerizekalı! Ne oldu!"

 

"Sana ne dedim ya!" zile bastı kapıyı tekmeledi. "Doğru anneannem yok! Yok tabi. Gidecekti anneme! Yok! Çıldıracağım!" ceketinin cebinden anahtarını çıkarıp kilide soktu. "Soğuktan elim bile tutmuyor arkadaş!"

 

Yaklaşıp kolunu tuttum. "Kızım delirdin mi? Soğuktan mı bu kadar sinirlisin?"

 

"Yav sana ne! Bir git başımdan! Özel belki! Hadi yallah!" ne özeli lan! Kovuyor beni deli olacağım! Bok giderim!

 

Anahtarı ben çevirdim. Kapı açıldığı gibi onu içeri soktum. Ben de arkasından girdim. Bana ters ters bakıp yere oturdu. Çekiştirerek botlarını çıkardı ve dışarı attı. Kaçıp kendini odaya kapatmasın diye ben de hızlıca ayakkabılarımı çıkardım.

 

Merdivenlere koştuğundan peşinden gittim. "Gelme lan peşimden! Bir git diyorum sana!"

 

"Kes lan! Sana ne!"

 

"Manyak mısın! Kovuyorum gitsene lan!"

 

"Sen beni kovamazsın gerizekalı! Patronun benim! Ben seni kovarım!"

 

"Sinan zaten çıldırıyorum git başımdan!"

 

"Geber!"

 

Bana öldürücü bir bakış atıp odasına girdi. Kapıyı suratıma çarpacağı sırada kapıyı tuttum. Küçük bir mücadelenin ardından zafer benim oldu. İçeriye girip kapıyı kapattım. Gözlerini devirdi. Telefonunu cebinden yatağa attı.

 

Ceketini ters bir şekilde çıkarıp sandalyenin üstüne fırlattı. Küçük battaniyesine sarılıp yatağa oturdu.

 

"Ne delirdin salak? Ne oldu diyorum on saattir."

 

Katlayıp küçülttüğüm karnesini cebimden çıkarıp masasına koydum. Ceketimi de çıkarıp sandalyenin tepesine astım.

 

"Sana ne diyorum ben de!" delirtecek beni.

 

"Kızım söylesenee!"

 

"Özel diyorum bir git! Ben sana soruyor muyum Gökçe'yle ne bok yemeye ayrıldın diye!"

 

"Asyaaaa asabımı bozma benim!"

 

"Bozayım asabını bozayııım!" birden doğruldu. Omuzlarına attığı battaniyeyi yuvarlayıp bana fırlattı. "Bozayım asabını!"

 

"Asyaaaa! Noluyor dedim!"

 

Yastığını da bana fırlattı. "Ne mi oluyor? Ne mi oluyor gerçekten! Terk edildim! Senin aklına uydum başıma gelene bak!"

 

"Nee!"

 

Yaklaşıp elleriyle vurmaya başladı. "Ama salaklık bende! Seni niye dinliyorsam!" doğru mu duydum? Noluyor lağğğn!

 

Kendime gelince pestilim çıkmasın diye kollarını tuttum. Vahşi bakışları gözlerime değdi. Yüzüne gelen saçlarının arasından bana böyle bakması kanımı kaynattı. Soğuğa dair ne kaldı? Kalbim alev alev.

 

" Doğru düzgün anlat şunu. Rahat dur."

 

Dudaklarını birbirine bastırdı, gözleri büyüyüp küçüldü. "Parçalicam seni ne durması!" kollarını kurtaramayınca bacaklarımı tekmelemeyi seçti. Ulannn!

 

"Rahatsız mısın kızım!"

 

"Hımm hee rahatsızım!" kolumu ısırıp ellerimden kurtuldu.

 

"Ahhh! Manyak!" nefes almamı beklemeden dirseğini bana doğru savuruyordu ki kolunu tutup hafiften ittim. Gönderdiği yumruktan sıyrılıp kolunu tekrar kavradım. Kolunu döndürdüm hareketi kısıtlansın diye. Dirseğini yiyecektim az kalsın. Diğer kolunu da tuttum. "Rahat dur diyorum sana!" geriye doğru bir tekme attı bacağıma. Ellerimden kurtulup iki adım öteye gitti. "Ulannn!" yerinde zıplayıp boyumu aşamayan tekme savurdu havaya. Geri kaçtım. Dövüş istiyor ama ben ona saldıramam. Savunma da benlik değil amkkkk! En iyisi üstüne gitmek.

 

İkinci tekmesini bacağını yakalayarak durdurdum. Bacağından onu çekip yere sabitli ayağını kaydırdım. Yere yapışmadan hızlı bir hareketle onu belinden yakaladım. Yine durmadı yakama yapıştı. "Rahat dur diyorum kızım algılayamıyor musun!"

 

"Iğğğhhh! Boğacağım seni!"

 

"Ben ne yaptım mal!"

 

"Senin yüzünden bu durumdayım farkında mısın!"

 

"Doğru düzgün anlatmıyorsun bile! Çıldırtıyorsun insanı!"

 

"Terk edildim işte bunu nasıl doğru düzgün anlatabilirim!"

 

"Kızım nasıl olduğu bana ilham mı olacak! Niye terk edildin salak!"

 

"Sinirden cümle kuramıyorum zaten! Sen de beni iyice sinirlendiriyorsun!"

 

"Bana saldıran sensin gerizekalı!"

 

"Boşu boşuna saldırmadık herhalde!"

 

Gülesim geldi ama durum ciddi. "Seni bırakacağım ama rahat duracaksın. Söz mü?"

 

"Söz değil!"

 

"Kızım önce mevzuyu konuşalım sonra yine dayak yersin. Her şey sırayla."

 

"Ulann! Ben dövecem seni ne dayak yemesi!"

 

Bu sefer dayanamayıp kahkaha attım. "Az önceki rezilliği ikimiz de gördük."

 

"Sensin rezillik! Beni tutmaktan başka bir şey yapmıyorsun."

 

"Aynı konuları konuşasım yok ne kadar konuşsak da anlamıyorsun zaten."

 

Nefes verdi. Siniri de bir türlü geçmiyor.

 

"Tamam bırak lan."

 

"Rahat duracağına dair söz vermedin."

 

"Söz veremem."

 

"O zaman bırakmam."

 

"Sonsuza dek böyle kalacak halimiz yok bırak lan işte!"

 

Onu bırakıp doğruldum. Yere yapıştı. Gidip yatağa oturdum. Öfkeden halıyı yumruklarıyla sıkarken bağırdı. "Bıktığğğğğm!" cırlaması ağlamaya dönüştü. Oturur pozisyona geçip bu sefer saçlarını sıktı. Gidip karşısına oturdum.

 

"İyi misin?"

 

"Değilim!"

 

"Onu seviyor musun?" bu soru yutkunmama sebep oldu. Gözyaşları yanaklarından süzüldü.

 

"Artık görüşmeyeceğiz. Beni görmeye dayanamayacağını söyledi. Arkadaş bile değiliz artık. Ben onu üzmemek için çabalamadım mı? Neden şimdi arkadaşlığımız da bitiyor? Ben ne yaptım asıl? Sırf âşık olamadım diye..."

 

"Ne?"

 

"Özgürmüşüm. Asla onu sevmeyecekmişim bu yüzden artık gidebilirmişim. Hepimiz için böylesi daha iyiymiş."

 

Bu işte bir terslik var. Sadece bu yüzden neden ayrılsın? Sevgili olurken Asya'nın onu sevmediğini zaten biliyordu. Asya'dan umudu kesmesi için bir sebep yok. Üstelik arkadaşlığı bile sonlandırmak...

 

Gözyaşlarını sildim. "Ağlama. Ben onunla konuşacağım."

 

"Konuşma. Gerek yok. Özgürüm işte. Akıllandım. Bir daha bir erkeğe üzülürsem ben de Asya değilim." sus kız. Öyle deme.

 

Yeni düşen yaşlarını kendi sildi. "Yitip gitmek istiyorum." Ne yitmesi lan! Seni yitirmeyi düşünüyorum. "Hayat beni rendeliyor. Bu acıyan kalbi söküp paramparça etmek istiyorum!"

 

Yüzünü yanağından kavrayıp kalbime bastırdım. Kolumu ona sardım. Kalbime sokmak istiyorum onu. Gözyaşlarıyla ıslandı elim. "Ağlama. Ben konuşup çözeceğim."

 

"Benim yapamadığımı yaptı. Başaramadım yine. Böylesi daha iyi. Onun ayrılması daha iyi. Salağım ben. Onun için dostluğumuzun bir önemi yokmuş. Ya da ben dostluk sanmışım. Baştan beri aşktı değil mi? Yine hata ettim. Aklım da kalbim de aynı şeyi söylüyordu. Ben seni ve vicdanımı dinledim."

 

"Böyle olacağını bilmiyordum Asya. İskender seni deli gibi seviyordu. Bir şey olmuş olmalı."

 

"Beceremediğimi söylemiştim sana! Yardım etmedin! Ben sevmiyorken seviyormuş gibi yapamıyorum! Ne yapacağımı bilmedim hiç! Sürekli ot gibi neden yanında olduğumu sorguladım! Dostça yaklaştım olmadı, diğer türlü olmuyordu zaten! Her yakınlaşmada kaçmamdan bıkmış olmalı. Belki onu dinlemememden bilmiyorum." özür dilerim Asya. Beni dinleyeceğini düşünmemiştim.

 

" Özür dilerim. Halledeceğim."

 

Ağlayışı şiddetlenince daha çok bastırdım kendime. Başımı eğdim saçlarına. Beyazları çoğalmış. Ne yaptın be kızım kendine. Düşünme... Düşünme. Ne olursa olsun senin için iyi olan şeyi yapacağım. Yitip gitmene izin vermeyeceğim. Benim küçük yavru yılanım.

 

Sakinleşti sonunda. Yerden kaldırıp yatağa oturttum. "Ben konuşup geleceğim. Yine ağlarsan dayak yersin. O yüzden güzel güzel otur."

 

"Yastığımı ver." dedi yıkık ama umursamaz olmaya çalışan bir ifadeyle. Yerden aldığım yastığı ona uzattım. Yastığa biraz vurup yatağa attı. Başını yastığa koyup bacaklarını yukarı çekti. Kollarını kendine sardı. Çiçekli battaniyesini silkeleyip üzerini örttüm. Gözlerini yumdu.

 

Yine başladı içimdeki Ferdi Tayfur. Yaktı benii yaktı beni... Ceketimi alıp çıktım. Asya'nın anahtarını alıp dış kapıyı kilitledim. Dayısı olacak herif kartla falan kapıyı açıp rahatsızlık vermesin. Zaten hemen döneceğim.

 

İskender'i arayıp bahçeden ayrıldım. Asya'nın geldiği yoldan yukarı doğru yürüdüm. Aramam cevaplanmadığı için tekrar aradım.

 

"Açmıyor ulan. O tarafta gidilecek en iyi yer denizi gören tepe." Tabi hâlâ oradaysa. Hızlandım. Hava da gittikçe soğuyor sanki. Lanet bir gün. Rüzgâra karşı direnerek yokuşu çıktım. Düzlemeye gelince koştum. Üst yola geçip koşmaya devam ettim. Umarım oradadır.

 

Toprak yolu da tırmanıp tepeye vardım. İskender'i yere çökmüş denizi izler durumda buldum. Yaklaşıp elimi omzuna koydum. "Kardeşim."

 

Çatık kaşlarla bana döndü. Birden doğrulup beni itti. "Bana kardeşim deme artık!" Kime gitsem bana saldırıyor amk.

 

"Ne oldu?.." diyene kadar suratıma yumruğunu geçirdi. Yakama yapıştı. Gözleri kızarmış. Tekrar yumruğunu sıktı. Eli titreyince yakamı bıraktı. Dudaklarını birbirine bastırdı, sinirden olacak herhalde.

 

"Asya'yı sevdiğini biliyorum!" söylediği cümle ile sarsıldım. "O yüzden artık bana kardeşim demesen iyi olur! Ulan! Sana vurmak bile istemiyorum!" başımı eğdim. Ecelime kendi ayaklarıma gelmiş gibi hissediyorum. "Elim gitmiyor lan! Kardeşimdin sen benim! Benim onu sevdiğimi biliyordun! Hatta beni vazgeçirmeye çalışıyordun! O yüzden mi lan! O yüzden mi vazgeçirmeye çalışıyordun beni!"

 

"Hayır..."

 

"Haklıymışsın beni vazgeçirmeye çalışmakla! O beni asla sevmeyecek!"

 

"Nerden biliyorsun. Sevecek belki. Niye ayrıldın ondan? Benim sevgimin bir önemi yok." sesim bile acı içinde.

 

"Biliyorum! Görüyorum!"

 

"Yanlış biliyorsun! Senin için çabalıyordu kız! Olacaktı! Niye bıraktın onu! Arkadaşlığı bile bitirmişsin!"

 

Yanağından süzülen göz yaşını sildi hızlıca. "Bilmiyorsun."

 

"Söyle o zaman lan! Tamam ben suçluyum sevdim onu. Ben içimde yaşıyordum ne ayrılıyorsun kızdan.

Nasıl olduğunu bile anlamadan sevdim onu. Sevmemek için çok çabaladım inan. Vazgeçtim. Uzak duramadım evet ama vazgeçtim! O sana gelmişti, bırakmasaydın onu." kalbim yine yanıyor ama bu sefer farklı.

 

" Yoruldum ben artık. Deli gibi çabalayıp karşılık bulamamaktan yoruldum. Kalbi bana ait değil. Ne yapmamı bekliyorsun! Ne yaptıysam olmadı! Sevmedi beni! Dostum da dostum dostum da dostum! Bıktım artık! Bu bana acı veriyor anlamıyor musun! Benim de bir onurum var! Yeter artık!" ne diyeceğimi bilemedim. Her şeyi mahveden ben miyim? Belki Asya'yı zorlamasam böyle olmayacaktı.

 

" Asya'nın da bir suçu yok ama. Seni üzmek istemedi, senin için kabul etti. Tamamen neden bitiriyorsun!"

 

" Onu görmeye dayanamıyorum! Nasıl arkadaş kalabilirim?"

 

"Bana olan öfkeni ondan çıkarıyormuşsun gibi hissettim! Her şey değişebilir biliyorsun değil mi! Duyguları değişebilirdi! Biraz sabretseydin!" ben de onları beraber görmeye dayanamıyorum ama böyle söylemekten başka çarem yok.

 

"Değişmeyecek! Gerçekleri gördüm onun gözlerinde! Belki sen göremiyorsun! Olsun.." yakamı kavrayıp gözlerimin içine baktı. "Şimdi sen dene şansını. Beni sevmedi belki seni sever."

 

Bu sefer ben ittim onu. "Ne saçmalıyorsun! Bizim imkansız olduğumuzu görmüyor musun! Annesiyle babam evli! Ona neler yaptığımı hatırla! Bana karşı nasıl davrandığına bak! Ve seninle olmuşken beni nasıl sevsin! Çok komik bu söylediğin! Şansım varmış gibi!.." İskender'e bunu yapamam amk. İmkansız da olsa koşardım peşinden ama kardeşim bu durumdayken ben nasıl kendi aşkım için çabalayayım?

 

" Ben artık aranızda değilim. Gerisi sana kalmış. Onunla görüşmeyi düşünmüyorum. Kimsenin aklında bir soru işareti kalmasın." yaşlarını koluna sildi.

 

Nefes verdim. "Saçmalık. Sizin aranız düzelecekse ben gidebilirim. Yatılı okula giderim. Benim duygularımın bir karşılığı olmayacak." belki de baştan gitmeliydim. Duygularımı fark ettiğim zaman... Hiçbir müdahelede bulunmadığım ilişkileri daha sağlıklı olabilirdi. Fakat bir yanım hep Asya'ya koşmak istiyor.

 

"Zaten ben gideceğim. Yarım dönemim kaldı. Beni bu saatten sonra seveceğine inancım yok. En azından sen de şansını dene."

 

"Hayır. Saçmalama diyorum!"

 

"Ne kadar değiştiğinin farkında değilsin. Sana iyi geldi Asya."

 

"Önemi yok!" nasıl önemi yok? Ölüyorum. Bana sarılsın diye fırsat kolluyorum.

 

Omzumu sıktı. "Sen benim için ondan vazgeçtin ben de olmayacağımızı bildiğim için ondan vazgeçiyorum. Denize bıraktım tüm hislerimi. Benim için böylesi daha iyi. Ne yapsam beni sevmeyecek. Daha fazla acı çekmek istemiyorum. Sen de kendin için iyi olanı yap. Çok kızmıştım sana ama sen benim... " yutkundu. "Kardeşimsin."

 

Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırıp ona sarıldım. "Kardeşim."

 

Sırtımı sıvazladı ve gitti. Yalnızlığımla baş başa kaldım.

 

Ne yapacağım lan ben şimdi? Umutlanan kalbime sinirlendim. Yumruğumu ona vurduğumda daha hızlı atmaya başladı. Yanlış tuşa mı bastım ne. Asya'ya koşma vakti diye atıyor.

 

Ona koşmam İskender'e haksızlık mı? Asya'ya hep vicdan azabıyla mı bakacağım?

 

Dur bakalım olum. Her şey için çok erken. Ona duygularımdan bahsetmeyip sonsuza kadar yanında olacağım. Olacak mı öyle ki?

 

Ellerimle yüzümü sıvazladım. Gerçek mi bu yaşananlar?

 

Sevinme lan lanet herif! Sevinme olumm! Ahhh mümkün değil! Hayır hayır bir şey yapmayacağım. Sadece yanında olacağım. Bilmiyorum!

 

Deli gibi seviyorum onu! Nasıl dayanacağım! Nasıl bir şey yapmadan durabilirim! Nasıl tutabilirim kendimi? Tutamam.

 

Derin bir nefes aldım. Ciğerlerim tazelendi. Yokuştan aşağı koştum. Bütün bastırılmış duygularıma telafi olsun bu koşuşum. Sana koşuyorum Asya. Sana koşuyorum Yavru Çıngırak! "Bir deli aşk bu bendeki! Mecnun gibi, sonum belli!"

 

Sevgim özgür artık. Sana bahsetmesem de özgür olacak. İzin vermeyeceğim gitmene de. Yitip gidemeyeceksin. Yitip gitme! İzin vermeyeceğim işte!

 

Belki yandığım gibi yakarım seni de. İmkansızlar gözümde o kadar küçüldü ki. Yine coşmaya başladın lan! Kendine gel! Kız daha bugün terk edildi. Az daha beni öldürüyodu ya neyse. Puahahahahah. Ben onu kendime âşık edene kadar canımı almasa bari. Pek şansım yok gibi. Hahahah.

 

Heyecanla çarpan, ferahlık bulan kalbimin neşesiyle tüm yokuşları indim. Evin oraya geldiğimde sırıttım. Artık özgürüm. "Huuh." nefes verip bahçeye girdim. Anahtar bende olduğu için kapıyı açtım. Mehlika teyze hâlâ gelmemiş. Ayakkabılarımı çıkarıp içeriye sıyrıldım. Sıcağa gelince üşüdüğümü daha çok anlıyorum. İçim yanıyor gerçi, biraz üşümüşsem ne olmuş.

 

Telefonumu cebinden alıp ceketimi askıya astım. Yukarıya çıktım hemen. Odasının kapısını yavaşça açarak başımı içeriye uzattım. Uyuduğu belli. O yüzden yine aşağıya indim.

 

Koltuğa yayıldım. Gelen giden yok zaten. Kafayı mı yiyorum? Ulan o beni sevmese bile dilediğim gibi davranabilecek olmam beni rahatlatıyor. Özgürüm. Kıskançlık krizine girmeyecek olmam bile yeterli.

 

İskender'le olmayacaksa ve İskender vazgeçmişse ben neden kendimi tutayım? Daha fazla imkansız yaratmak istemiyorum gözümde. İskender kardeşliğimizi, dostluğumuzu bitiremediğine göre gerçekten ondan vazgeçmiş olmalı. Kalbim zihnimi ele geçirdiği için şu an istediğim şeye uyduruyorum gerçekleri.

 

Beni tutan tek şey kardeşimin aşkıydı ve o kendisi çekilmeyi tercih etti. Asya'nın onu sevmeyeceğine derinden inanmış. Onu sevmeyen Asya herkese, her şeye rağmen beni sever mi? Beni sevse bile imkansızlıklarla savaşır mı?

 

İskenderle sevgili olduktan sonra bana o gözle bakar mı? Hadi baktı diyelim bütün herkesi karşımıza almış oluruz.

 

İskender için ihanet olmayacaksa geri kalanın bir önemi yok. Onların değil benim hayatım. Hatta bazılarının mahvettiği hayatım.

 

Kendim için iyi olanı yapacağım. Benim için iyi olan... Asya'nın yanında olmak.

 

Ahh ulan. Her şey çok taze, herkes bir yana savrulmuş yılan yavrusu gene uyuyor. Uyusun uyusun belki sakinleşir. Rahatlar...

 

Ne diyeceğim ona? İskender'i kötü bilsin istemiyorum. Kötü olan benim. Gerçekleri biraz bükebilirim belki. Artık emin ellerde.

 

Dudaklarım kıvrıldı bu düşünceyle. Birden kedi salona doğru koşunca irkildim. Neredeydi lan bu? Varlığını unutmuşum. Gelip bacaklarıma süründü. Eğildim ona doğru, başını okşadım. Ben okşadıkça diyafram mırıltısı çoğaldı.

 

Kapı sesi gelince toparlandım. "Kuzuum" diye seslenerek salona geldi Mehlika teyze. Beni görünce gülümsedi. Ben de aynı şekilde karşılık verdim.

 

"Hoş geldin yavrum. Asya nerde?"

 

"Uykusu varmış, yukarıya çıktı."

 

"Yemek yediniz mi?"

 

"Yok, yeni geldik zaten."

 

"Asya inince birlikte yersiniz öyleyse. Yemek yapıp çıkmıştım. Biz orada yedik."

 

Başımı salladım. Yanıma oturup sırtımı sıvazladı. Kedi onun ayaklarına dolandı.

 

"Karnen nasıl bakayım?"

 

"İyii, her zamanki gibi."

 

"Aferin kuzum, seni biliyoruz zaten. Acaba bizim kız ne yaptı?"

 

"Onunki de iyi Mehlika teyze." çalışıp toparlamış yılan yavrusu.

 

"İyi iyi hak ettiniz hediyeyi."

 

"Sağ ol Mehlika teyze."

 

Saçlarımı okşayıp beni bağrına bastı. "Oyy gara guzum benim." böyle şeyler tuhaf hissettirse de gülümsedim. Alışık olmadığı şey insanı utandırıyor.

 

"Annemi.. Hatırlıyor musun?" ayrılıp yüzüme baktı. Yanağımı okşadı.

 

"Ah benim günahsız yavrum. Hatırlamaz mıyım? Çok güzel bir kadındı annen. Saçları aynı seninkiler gibiydi."

 

"Beni bırakıp gitti, biliyorsun. Güzelse ne olmuş? Benim için çok çirkin bir kadın. Hem fotoğrafı var zaten bende. Sadece neden gittiğini öğrenmek istiyorum."

 

"Onu ben bilmiyorum kuzum. Tek bildiğim çok zor geçmişti doğumu."

 

"Ona ulaşabileceğim bir numara veya herhangi bir şey biliyor musun?"

 

"Yok oğlum. Nerden bileyim. Babana sor, Zümrüt'e sor onlar daha iyi bilir. Zümrüt büyüttü zaten seni de neredeyse. O daha bilir. Onlara sor."

 

Hafiften gülümsedim. "Tamam, sağ ol Mehlika teyze."

 

"Ne demek kuzum. Güzel yavrum benim. Kız güzelliği var sende. Daha bebeyken kız sanmıştım seni." Neee?

 

"Ne diyorsun Mehlika teyze? Ne kızı ne güzelliği?" kaşlarımı çattım. Erkeğim lan ben. Ulan iyi ki Asya yok burada. Maskara olacaktım. Bunu parmağına sarar sabah akşam söylerdi.

 

Kahkaha attı kadın. Çenemi sıkıp sulu sulu öptü yanağımı. Benim de gülesim geldi. Gülümsedim sadece.

 

Kedi üstüne atlayınca beni bırakıp onunla ilgilendi. Ailemden çok bir beklentim yoktu. Birazcık sevgi ve ilgi. Annemin beni sevdiğini sanarken hayal ediyordum sevgisini. Boş hayaller. Kedi olsaydım daha iyi bir ailem olurdu.

 

Nasip.

 

🖤

 

Gözlerimi açtığımda her yer karanlıktı. Biraz öylece yattım. Yaşananlar gerçek miydi sahi? Ne hissettiğimi bilmiyorum. Başım ağrıyor zaten. Kaç saattir uyuyorum lan?

 

Telefonu yatağın içinde aradım on saat. Ona ulaştım nihayet. Badem kırk kere aramış. Öğrendi galiba. Ne dicem ki geri arasam? Neyse konuşup öyle ineyim aşağıya.

 

Kalkıp ışığı açtım, saat altı olmuş. Badem'i arayıp sesi hoparlöre verdim. Dolaptan rahat kıyafetler aldım, yatağa oturdum.

 

"Alo, Asya."

 

"Efendim."

 

"İyi misin? Kaç kere aradım kızım niye açmıyorsun?"

 

"Uyuyordum, duymamışım." dedim üstümdekileri çıkarırken.

 

"İyi misin peki? Ayrılmışsınız."

 

"İdare ediyorum."

 

"Ya ne güzel gidiyordu ilişkiniz. Neden ayrıldınız?"

 

"Onu sevmeyeceğimi düşünmüş. Beceremedim işte. Benden olmuyor. Olmadığını size söylemiştim."

 

"Ya ama Asyaa! Bu düzeltilemeyecek bir şey değil. Bence konuşun bir daha."

 

"Şu an hiçbir şey yapasım yok. Bu konuyu düşünmek istemiyorum."

 

"Offfff. Sinirimi bozuyorsunuz. Durup dururken noluyor size?"

 

"Bazen olmaz işte. Olmadı yani. Napalım? Bu saatten sonra ben kimse için çaba göstermem. Ayrılmak sorun değil de arkadaşlığımız bitmeseydi iyiydi."

 

"O da mı bitti!! Ya Asya!"

 

"Yav ne bağırıyorsun? Ben bitirmedim. Abin bitirdi her şeyi. Benden olmayacağını anlamış. Bıktı belki de bilmiyorum. Beni görmeye dayanamıyormuş. Hiç olmamışım gibi yapabilseymiş keşke falan filan. Bana ne bağırıyorsun?" eşofmanımı ve salaş kapüşonlumu giydim.

 

" Ben göstereceğim ona gününü! Bekle sen! Senin için bize demediği kalmadı şimdi böyle yapıyor öyle mi!"

 

" Boşver Badem. Onu da anlamak gerek. Hak ettiği sevgiyi göremedi. Beni öpmek istediğinde bile rahatsızlık veriyordum. Olmadı işte. Daha fazla zorlamamak lazım. Hem dediğim gibi bu saatten sonra çaba harcamam."

 

"Offf Asya. Yine de ben konuşacağım hıh. Saçmalık."

 

"İyi sen bilirsin. Ama lütfen beni yormayın."

 

"Tamam, üzülme sen."

 

"Sağ ol."

 

"Görüşürüz bacım." sesi umutsuz ve hayal kırıklığına uğramış gibi.

 

"Görüşürüz Badem."

 

Arama sonlanınca ışığı kapatıp odadan çıktım. Elimi yüzümü yıkayıp aşağıya indim. Salonun kapısından içeridekilere baktım.

 

Sinan ve anneannem çizgi film izliyor. Kedim de ninemin dizlerinde uyuyor. Bugün benim yerimde Sinan var. Gülümsedim hallerine.

 

"Bebek misiniz siiiz?" diyerek varlığımı belli ettim. İkisi de bana döndü.

 

"Kuzum kaç saat oldu? Yemek yemeden yatmışsın, kırıldınız açlıktan."

 

"Siz yemediniz mi?"

 

"Ben zaten yemiştim de bir daha acıktım."

 

"Tamam yiyelim o zaman."

 

"Sen iyi misin yavrum?"

 

"İyiyim iyiyim, çok yatmaktan sarhoş oldum sadece. Ben yemekleri ısıtıyorum, birazdan gelirsiniz siz de." mutfağa çevirdim yönümü.

 

Yemekleri ocağa koyup salataya giriştim. Ahh ahh. Benden bir halt olmadı yine. Her şeyi mahvettim güya yoluna koyacakken.

 

Ulan napim olmadı işte.

 

" Elini keseceksin elini." benimle uğraşmaya gelmiş.

 

" Yapacak bir şey yok. Elimden gelen bu kadar."

 

"Yardım edeyim mi?"

 

"Yok, sağ ol."

 

Yaklaşıp elini sırtıma koydu. "İyi misin yavru çıngırak?"

 

"Eh işte."

 

"Benden sonra ağladın mı?"

 

"Sen giderken uyudum, az önce uyandım. Uyumak ışınlanma yöntemi gibi. Ya da zaman makinesi..." mutluluk emaresi görülmeyen kısa bir gülüşün ardından devam ettim. "Ama istediğimiz yere götürmüyor o ayrı." Sadece bir süre kopuyoruz zamandan.

 

"İstediğin yere gitsen de bir gün dönmek zorunda kalacaksın."

 

"İstediğim yer olma durumu kıymetli sanırım."

 

"Öyle gibi duruyor."

 

İstediğim yere gidince zamanı durdurabilsem anca olur.

 

Fakat ben kabullendim. Bulunduğum durumu...

 

Omuzlarımdan tutup beni kendine döndürdü."Üzülme lan artık. İskender senin için ayrıldı. Hep iyiliğini istiyor. Arkadaşlığı bitirmesi de acı çekmemek için. Toparlanınca geri dönecektir. Arkadaşlığınız bitmeyecek. Biraz zamana ihtiyacı var."

 

"Arkadaşlığımız bitti zaten. Geri dönüşü olduğunu sanmıyorum. Noktalandı anlıyor musun? Virgül veya noktalı virgül değil. Nokta."

 

"Belki de üç nokta nereden biliyorsun."

 

"Öyleyse devamı olmadığı daha net belli."

 

"Hayır kızım bitmiş gibi görünüyor ama orası o kadar değil işte."

 

"Bilmiyorum. Artık bir şey hissetmiyorum. Hissizim. Salak gibi bile hissetmiyorum. Belki de çok uyumaktan düşünemiyorum. Sana öyle mi dedi İskender?"

 

"Söylediklerinden bunları anladım. İskender kimseyi kırmak istemez kızma ona."

 

"İskender'e kızmıyorum. Bir şey hissetmiyorum dedim ya. O da haklı. İyi dayandı."

 

"Ulann..." salataya dönmeye çalışırken bana sarıldı.

 

"Elimde bıçak var farkında mısın?"

 

"Bıçak benim farkında mısın?"

 

"O zaman neden sarılıyorsun? Canımı yakmak mı istiyorsun?"

 

"Keskin tarafım sana değil."

 

"Bana değilse kime?"

 

"Sana olmadığını bilmen yetmiyor mu? Ne uzatıyorsun?"

 

"Aman defol be. Altı üstü bir şey sorduk." ittim onu kendimden. Gülerek benden ayrıldı. "Komik mi lan?"

 

"Komik."

 

"Değil."

 

"Komik işte kızım Allah Allah."

 

Göz devirip işime döndüm. Salata yapmasam da olurdu ama sanırım kendimi oyalamak istiyorum. Bilmiyorum. Ot gibiyim ot doğruyorum işte.

 

Yemeklerin altını kıstı. Masayı hazırlamaya başladı. Nasıl biri bir türlü çözemedim.

 

Yanımda olmaya mı çalışıyor? Başka niye burada olsun? İskender'in yanında olması gerekmez mi? Arada köprü belki de. Ya da beni bu işe sürüklediği için vicdan azabı çekiyor. Olabilir. Ona da saldırdım zaten bu yüzden. Sinir krizi geçirmem de benim suçum değil.

 

Bu saatten sonra odaklanacağım tek şey hedefim. Artık kimseyi düşünmeyeceğim. Ağlamak da yok. Eğer Sinan doğru söylüyorsa İskender'e kızmama da... Fakat hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum.

 

İyi ki âşık olmadım mı demeliyim? Keşke âşık olabilseydim mi? Baştan hiç bu toplara girmemeliydim. O gece orada üzgünüm deyip noktalamalıydım. Verdiğim şans benim başıma patladı. Düşünme Asya yoluna bak.

 

"Ne yavaşsın kızım bitmedi mi hâlâ salata?"

 

"Bitti sayılır." tuzlayıp, yağlayıp karıştırdım. Önümden alıp masaya götürdü. Sabırsız. Ben de sabırsızım ama o ayrı bir seviye. Ya da sinirimi bozmaya uğraşıyor. Hepsi, hepsi.

 

Yemekleri de koyup oturduk. "Ananeeeeeeee!" gelir herhalde. Açlıktan ölüyormuşum. O gelmeden başlamak da istemiyorum.

 

"Uyuyup uyanınca daha çirkin olmuşsun."

 

Nefes verdim. "Lan bir dur sende. İzin ver naaşım kalksın."

 

Kaşlarını çattı. "Sana ne kızım. Dururum durmam."

 

"İzin talep ediyorum senden. Mola veya yıpranma payı."

 

"Cık. Seni saldığım gün öldüğüm gündür."

 

"Neden peki? Nedeğğğğğn?" sinir bir uğrayıp gitti. O ise sırıttı.

 

"Seviyorum seni... Delirtmeyi."

 

"Allah razı olsun ya. Ben zaten delirmişim o yüzden izin istiyorum."

 

"Kendi kendine delirdiğinde hastanelik oluyorsun. Ben delirttiğimde düzeliyorsun."

 

"Yok yağğğ. Lafa bak. Tamamen uydurulmuş."

 

"Sus lan. Yemeğini ye."

 

"Ananem gelmedi."

 

"Gelir şimdi. Başla, kaç saattir açsın. Delirtme beni."

 

"Sen ne zaman yedin? Ne zaman geldin?"

 

"Ben acıkmamıştım."

 

"Yiyin guzum yiyin, geldim." anneannem geldiği gibi yemekten başka bir şey görmez oldu gözüm. Açlık gerçekten zor. Ama keyfim de yok ki bu konu eğlenmeme sebep olsun. Off offf.

 

Tabağımın yanına para koyulunca ne yaşandığını algılayabilmek için yemeğimden koptum. Sinan'ın tarafına da para koydu anneannem.

 

"Bu ne Mehlika teyze." dedi Sinan hoşnutsuzca.

 

"Karne hediyesi yavrum. Hak ettiniz."

 

"Ya anneanne karnemi bile görmedin ki."

 

"Duydum kuzum duydum. Alın onları, kızdırmayın beni."

 

Gülümseyip anneannemin yanağını öptüm. "Kızma. Sana da yılın en iyi anneannesi ödülü vermek gerekiyor. Ne yapsak ki?" gıdıklamaya başladım.

 

"Kız dur." gülerek beni göğsüne çekti ve sarıldı. Canım kadın. Sıkı sıkı sarıldım. Ananem benim. Sevildiğimi o kadar güzel hissediyorum ki yanında. Başımı öpüp beni bıraktı. "Hadi ye kuzum."

 

Yemeğime döndüm dudaklarıma yerleşen o gerçek gülümsemeyle. Sinan'ın bana sırıttığını görmek kendimi sorgulamama sebep oldu. Neye sırıtıyor lan bu yine? Yani dalga geçilecek bir şey mi bu acaba? Göz kırpıp ağzımı eğriterek başımı iki yana salladım. Hayırdır yani?

 

"Bebek." dedi dudak hareketleriyle. Yumruğumu sıkıp gülümsedim. Kaşlarımla yumruğumu işaret ettim. Sırıtışı büyüdü. Yalnız kalınca görürsün sen. Bugün kafasını niye kırmadıysam zaten! Tamam bugün olmadı ama bir gün olacak. Yarın başlıyorum spora, dövüşe, kendimi geliştirmeye! Her gün aynı şeyi söylüyorum, bir türlü başlayamıyorum. Bu sefer yapacağım. Önce gücümü toplamam lazım, yemek yiyerek. Salata da tuzlu olmuş. Mevzu tuz olunca az atmayı bilmiyorum. Yapacak bir şey yok.

 

Yemekten sonra anneannem erken saatte başlayan insanı çileden çıkaran dizisine gitti. Müzik dinleyerek ortalığı toplamak geçti içimden ancak telefonumu yukarıda bırakmıştım. Gereksiz yere telefonuma sinirliydim. Alakasız saçmalıklar.

 

Arkasına yaslanıp umursamazca telefonuyla uğraşan turşuya baktım. Ondan istesem sırf gıcıklığına vermez. Müzik aç desem inadıma sevmediğim şarkıları açar. Gıcık.

 

Onun tabağını alacakken alnına vurdum. Nihahahahah. Hep o mu benimle uğraşacak?

 

"Lannn! Kaşınma."

 

Telefonunu elinden çektim. Spor haberlerine bakıyor olması bir tık şey...

 

"Kızım bu ne cesaret?"

 

Kafama göre bir müzik açıp sesini verdim. Okuduğu haberi bulup okumakta olduğu yere kadar kaydırdım ve telefonunu geri verdim.

 

"Sağ ol." kendi işimi kendim görürüm. Onun tuhaf bakışları hâlâ üzerimdeyken işime koyuldum. Bulaşıkları makineye tıkıp tezgâhı sildiğimde bile bir şeyler yapma isteğim geçmedi. Bütün evi mi yıkasam? Yok lan kolay sıkılırım her şey yarım kalır. Bir şeyler mi pişirsem?

 

"Hey gariban." kaşlarını çatıp işaret parmağıyla kendini gösterdi.

 

"Bana mı diyorsun? Ben miyim lan gariban!" evet seninle uğraşasım var. Hırsımı almak için uygunsun.

 

"Acıdım sana hadi sevdiğin bir şey söyle de pişireyim."

 

Telefonu masaya bırakıp ayağa kalktı. Bana doğru gelip bileğimi kavradı. "Delirdin mi? İstersen bir kafana baktıralım." ben de ciddi bir şey söyleyecek sanıyorum. Göz devirdim.

 

"Delirmedim ama canım patlıyor. Bir şey yapmam lazım. Seni boğarsam vicdan azabı çekerim o yüzden başka bir şey yapmalıyım."

 

"Anlıyorum. Canın benimle uğraşmak çekti. Rahat duramıyorsun tabi. Dediğim gibi delireceksin benimle uğraşmazsan. Hatta benimle uğraşmak için deliriyorsun."

 

"Abartma lan." ama pek de yanlış gelmedi söylediği. Evet evet yüzde yüz haklı. Fakat çaktırmak yok.

 

"Seni anlıyorum. Ben de seninle uğraşmak için deliriyorum. Arızalıyız."

 

Kahkaha attım. "Hadi benim arızalı olduğumu söylemeni anlıyorum da kendin için böyle bir şeyi nasıl söylersin turşu turşu."

 

Dudakları kıvrıldı. "İtin yoldaşı it olur."

 

"Kızmam gerekiyor mu?"

 

"Evet."

 

"Neyse acıdım. Ne pişirelim?"

 

"Bir bok bilmiyorsun kızım."

 

"Ya sabırrrr. Sen bilmiyor musun?"

 

"Sadece hayatta kalabilecek kadar."

 

"Artık ben senden daha iyi durumdayım öyleyse. Kendimi geliştirdim."

 

"Portakallı kekle mi?"

 

"Kötü müydü lan!"

 

"Puahahahhahaha. Sence ona güzel deme ihtimalim var mı?"

 

"Çekil lan!" kolumu çekip bacağına tekme attım.

 

"Ahhh! Manyak! İyi bir dersi hak ediyorsun!" he hee.

 

Bileklerimi tutup beni buzdolabına yasladı. Eğilip alnını alnıma alnıma dayadı. "Yakalandın küçük suçlu." bu kadar hızlı beklemiyordum. Korkarsam üstüme gelir. Kafa tutmam gerek.

 

Onun vuran öküz bakışları varsa benim de vuran Asya bakışlarım var. Alttan alttan ve bitirici. "Ders buraya kadar mı yoksa devamı gelecek mi? Bir şey değişmedi de."

 

"Dersimiz yeni başlıyor yavru çıngırak." altı üstü pişirilecek bir şey sormuştum, biz buralara nerden geldik? Asya, kızım yenilmekten bıkmadın mı? Bıktım! Hile yapma vakti.

 

Gözlerimi yumdum. "Ahh."

 

Geri çekildi hemen. "İyi misin?" aradan çıkarken ayağına çelme taktım. Kolunu tutup arkasına geçtim. Diz kapağının arkasına vurduğumda yere çöktü. Döndürmüş olduğum kolunu sırtına bastırdım. Saçlarını kavradım.

 

"Şimdi çok daha iyiyim."

 

Güldü, sinirden olsa gerek. "Yılan diye diye yılan ettik seni."

 

"Harikasın demeliydin."

 

"Puahahahhahahahahah. Rüyanda anca." Kas gücü benden yüksek bir şahsiyet olduğu için kolunu elimden kurtarması uzun sürmedi. O doğrulurken saçlarını bırakıp aramızda mesafe açtım ve yumruklarımı sıktım.

 

"Yaklaşma çarparım."

 

"Komiksin kızım." böyle yapıyor kendime olan inancımı sarsmak için.

 

"Gel gel çok konuşma. Aklını alayım."

 

Katıla katıla güldü. "Aynen aynen."

 

"Yavv çıldırtma beni! Gel şuraya!"

 

Sinirlendiğim için daha çok güldü. Beni cinnete sürüklemek istiyor. Aman beeeğ. Delirmicem işime bakacam. Bir şey yapasım da kalmadı. Zaten tokum ben be. Sakin ol kızım. Onu sinir etmek için bulaştığımda bile ben sinir oluyorum. Yan bakışlarımla onu dövdüm.

 

Mısır patlatacağım, evet evet. Bütün tuzlu, baharatlı, yağlı her şeyi yiyeceğim. Dolaptan çıkardığım abur cuburu masaya attım. Mısır kavanozunu alıp salladım. Gelen sese sırıttım. Bu kavanozu Sinan'ın kafasına mı vursam? O kadar değil. Ahahah.

 

Bir tencere alıp mısırları döktüm. Yağını tuzunu atıp ocağı açtım. Gidip oturdum. Kendi kendine olsun. Ben güzel güzel otururken turşu gelip dirseğinin arasına sıkıştırdı boynumu. Nefes verdim. Saçımı öyle karıştırdı ki ağzıma yüzüme sürdü. Bulaşacak birbirine.

 

"Salsana olum ben saldım seni."

 

"Hayır."

 

"Sal da bize içecek bul."

 

"Senin evin lan kalk da bul."

 

"Doğru, biliyon mu nenem evini bana bırakacakmış."

 

"Sonradan gelip miraslara konuyon."

 

"Sus beee. Nenem olmasa buranın anlamı mı olur sanki? Bomboş duvarlar. Ha burdasın ha başka bir yerde."

 

"He hee tabi. Az önce hevesle söylüyordun."

 

"Ulan! Bırak lan! O beni sevdiğini kanıtlıyor sadece. Miras düşkünü olduğumu değil. Hem ben gideceğim zaten bilmiyor musun?"

 

Beni bırakıp enseme vurdu. "Doğru. Bir de o vardı." göz devirip dişlerimi sıktım. Pat sesiyle irkildim. Ulan mısırdan bile korkuyorum bu ne lan. İyice çıtkırıldım bir mal oldum. Ben Asyayım lağğn!

 

Yumruğumu masaya vurup kalktım. Asyayım ben. Çıtkırılmam! Mısırların başına gittim. Tencereyi iki üç sallayıp tamamen patlamalarını bekledim.

 

Müzik kesilince ters bakışlarımı turşuya çevirdim. Telefonu kulağına dayadı, biri aramış. Ocağı kapattım.

 

"Alo, evet biliyorum."

 

"Asya'nın yanındayım zaten."

 

"Tamam alıyorum, bekle."

 

Mısırları geniş bir tabağa döküp masaya götürdüm. Otururken Badem'in sesi geldi.

 

"Asya daha önce zaten sormuştum ama iyi misin?"

 

"İyiyim. Pek bir şey değişmedi, aynıyım. Sen nasılsın? Mısır patlattım gel beraber yiyelim."

 

"Asyaaaaaaaaa! Sinirimi bozuyorsun!"

 

"Yine bağırmaya başladın. Kapat da görüntülü ara."

 

"Mantıklı." yüzümüze kapattı. Ben de kalkıp içecek buldum bize. Sinan telefonu sürahiye yasladı, kadraja girebilmek için onun yanına oturdum. Arama gelince turşu hemen cevapladı.

 

"Napıyonuz sevgilisi olmayan insan grubu." çı çı çı Acıbadem'e bak sen. Kıvırcıklarını rahatsız olmamak için tepeden kocaman bir topuz yapmış. Ahahah çok tatlı.

 

"Terk edildim o yüzden boğazıma çalışıyorum. Bütün dünyayı yemek istiyorum."

 

"Ye kız ye, arkandayım."

 

"Mal gibiyim lan. Yattım mal gibi zaten. Kafam güzel."

 

"Ben de sizin yüzünüzden depresyona girdim. Ayrıca saçına ne yaptın? Birbirine girmiş."

 

Yan bakışlarımı yanımdaki turşuya diktim. "Ben mi yaptım acaba?" sırıttı gıcık turşu.

 

"Off. Abimle konuşmaya çalıştım ama beni yine kovdu. Bugün ikinci kovuluşum."

 

"Bana söyledi her şeyi. Ne konuşacaksın ki sanki?"

 

"Var ya bence kesin o Gökçe girdi abimin aklına. Doldurdu abimi. Son zamanlarda sürekli abimi arıyordu saçma sapan. Güya arkadaş olmuşlar. Zaten kız sana takmış. Çekemiyor."

 

"İskender'i biri dolduramaz. Öyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Hem Gökçe sırf çekemiyor diye neden öyle bir şey yapsın? Tamam kız takmış Asya'ya ama... " sözünü tamamlamadı Sinan.

 

Gözlerimi kıstım." Ben biliyorum sebebini."dedim. Dikkatleri bana yöneldi. "Yani Gökçe eğer öyle bir şey yapmışsa İskender'de gözü olduğu için yapmıştır. Fakat İskender doğrucu bir insan onun lafıyla böyle bir şey yapmaz. Sinan'a o kısımda katılıyorum."

 

"Biliyodum abiiiiii. O kız abime boşuna yanaşmıyor."

 

"İskender'de gözü vardı yani?" kaşlarını çattı Sinan.

 

"Hatırlamıyor musun? Başlarda sürekli bana İskender'in sevgilisi var mı diye soruyordu. Ve son zamanlarda İskender'in gözünün içine bakıyor. Farkındayım."

 

"Kızım o zaman niye bir şey yapmadın? Abimi o kızdan uzak tutmalıydın."

 

"Öfff Badem. Ben böyle şeylerle uğraşmam. Herkes ne yapacağını çok iyi bilir bence. İskender kendisi uzak durmalıydı."

 

"Kıskanmadım demiyor da... Beni sinir ediyorsun ya!" Badem beni azarlamak için aramış.

 

"Kıskanmamak benim suçum mu? Napim? Hem ben kıskansam da uğraşmam. Herkes neyin ne olduğunu biliyor daha önce de dediğim gibi. Beni kaybetmek isteyen kendi bilir."

 

"Offf Asya off! Hiçbir şeyden anlamıyorsun. Sen biraz işve cilve yapsan ipleri sıkı sıkı tutsan ayrılabilir miydi senden acaba? Haklı abim. Odun gibisin, o da olmayacağını düşünmüş."

 

"Ben elimden geleni yaptım. Gerisi beni ilgilendirmiyor. Hatta hata yapmışım. Hiç çaba göstermemeliydim. En azından arkadaş kalırdık. Sinirlenmeye başlıyorum ağır laflar edeceğim bak." sinirlendiğim için mısırlarla ağzımı doldurdum.

 

"İnşallah Arda da beni bırakmaz. Olana baksana."

 

Yıtkununca konuştum. "Sen Arda'yı terk etmezsen bir şey olmaz." sonuçta terk edilen benim burada. Niye bana laf ediyorlar? Zaten hayattan bıkmışım. Bağırıp çağırıp zırlamak istiyorum gene.

 

"Arda da yanımda odun gibi durursa söz veremem."

 

"Tamam lan üstüne gitme yeter. Zaten kafa gitmiş bunda."

 

"Ya Sinan sen konuş abimle. İkna et onu. Barışsınlar. Bir yerlere kilitleyelim onları. Bir şey yapalım."

 

"Sakınn. Sakın öyle bir şey yapmayın. Benim barışmaya, yine sevgili olmaya, eskisi gibi olmaya niyetim yok. Gurursuz değilim."

 

"Ciddi misin? Bu kadar mı yani?"

 

"Evet Badem. Bu kadar. Buraya kadar. Ben elimden geleni yaptım olmadıysa olmadı. Belki zamanla arkadaşlığımız düzelir ama onun dışında bir şey olmaz." zaten sinirliyim ve genel olarak ne hissettiğimi bilmiyorum. İştahım kaçtı. İskender madem beni düşünüp böyle bir şey yapmış ben de beni düşünüp yaşamaya devam edeceğim. Gerçi şu an düşünmek istemiyorum. Beynim biraz tatile çıksın. Hadi yallah.

 

" Gidip tatlı gömeceğim. Herkes sinirimi bozuyor. Hıhhh." yüzünü buruşturdu Bademcik.

 

"Göm göm. Ben de tuzlu gömeceğim. Sabaha kadar su diye sayıklarım artık. Gerçi bu gece bok uyurum. En iyisi dizi izleyim."

 

"İyi görüşürüz."

 

El salladım. Sinan da "Görüşürüz." deyip aramayı sonlandırdı.

 

İştahım kapandığı için ellerimi yiyeceklerden çektim. Omuzlarım düştü. Başımı eğdim. Ağlamayacağım, ağlayacak bir şey yok. Ağlayamam da zaten. Anlamsız hislerim yine göğüs kafesime sıkıştı.

 

Sinan, kolunu sırtıma sarıp başımı omzuna çekti. Elini yanağıma koydu. "Yavru çıngırağa üzülmek hiç yakışmıyor."

 

"Napayım? Ne yapsam olmuyor. Nasıl biri olursam olayım, olmuyor."

 

Elinin ayasını yüzümde gezdirdi. "Üzülsen de bir şey değişmiyor. Olan sana oluyor."

 

"Olanlar benim hatam mı?"

 

"Hayır, değil. Benim hatam. Benim yüzümden."

 

"Seni dinlemek de benim hatam."

 

"Yanındayım Asya. Bu sefer gerçekten."

 

"Sağ ol." başını başıma yasladı. Nefesinin rüzgârını saçlarımda hissettim.

 

Damarlarımdan canım çekilmiş gibi. Hiç gücüm yok. Ama bu sefer sıfır değilim. Sinan var. Eski düşmanım omzunda bana yer verdi. Bunu asla unutmayacağım. Asla...

 

🖤

 

Öhhöm öhhöm hshsh

 

Ne düşünüyorsunuz?

 

Bölüm : 23.01.2026 12:47 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...