60. Bölüm

BÖLÜM 57

Sitare Yazar
yzrsitare

Herkese kocaman sevgiler. Biraz geç geldim biliyorum ama bu yıl çok önemli bir sınava hazırlanıyorum. Bu yüzden bölümlerin gelme aralığı hakkında net bir şey diyemiyorum, affedin lütfen... Ama geç de olsa Eliza onu seven okurlarına gelmeye devam edecek. Sizlerin yorum ve beğenileri benim için hep destekleyici oldu. Yine bekliyorum ve sizleri çok seviyorum... (Uyarı bölümde +18 sahneler vardır!)

 

 

 

 

*****

 

 

 

 

 

 

 

"Gevezeler, doğruyu biz bulduk diye konuşmasın! Nehirler denize ulaşınca sustular."

 

"Doğru dedim mi hocam?"

 

Bıkkın şekilde nefesimi verdim. Benimle beraber Cihan ve Özgür de aynı şekilde tepki vermişti. Bir sürü önemli işim gücüm varken, sırf bir bok yemesin diye Deniz’e göz kulak oluyordum. Ben işlerle ilgili toplantı yaparken odanın diğer köşesindeki deri koltuğa yatmış, lisedeki edebiyat hocası ile konuşuyordu.

 

"Hocasının numarasını nereden buldu bu herif?" diye sordum.

 

"Ben buldum Asef Bey." Özgür gözlüğünü düzeltip mahcup şekilde baktı. Anında kendini savunma ihtiyacı ile doğruldu. "Yapmak zorunda kaldım çünkü ciddi bir baskı altındaydım. Deniz Bey'in ruh hali yerinde olmayınca çok garip şeyler yapabiliyor. Ayrıca edebiyat hocası, çok yaşlanmış ve muhabbet edecek birisini bulduğu için çok sevinmiş."

 

Gergin şekilde Deniz’e baktım. Geçen gece yaşadığı şeyden sonra içmeyi kesip bir süre susmuştu. Nehir'in davranışı ağır geldiği için ne yapacağını şaşırmış öylece kalakalmıştı. Ona nasihat verip de üzmemek için yanımda tutmak dışında bir şey yapmamıştım. Deniz de olayı yok sayıp saçmalıklara yönelmişti. Hastaneden de yıllık izin aldığını öğrenmiştim. Demek ki bu saçmalığa daha bir süre devam edecekti.

 

"Hocam hatırlıyor musunuz? Bir gün dersinizde çok sinirlenip sırayı kafama geçirmiştiniz." Büyük bir kahkaha attı. Ardından kaşlarını çatıp yerinde doğruldu. "Ne demek hatırlamıyorum?" Bir süre yine karşıyı dinledi. "Ne demek ben kimim? Deniz Gökmen, 1256 numaralı."

 

Şok içinde ağzını kapatıp bana baktı. Telefonu kendinden uzaklaştırmıştı. "Aklı pek yerinde değil, yazık adama.'' Yeniden telefona döndü. "Hocam, olay şöyleydi. Arkadaşımın kıçına kızkaçıran koyup patlatmıştım."

 

"Seni ahlaksız! Terbiyesiz çocuk! Sınıfta kaldın bu sene!"

 

Telefondan gelen bağırma odada gayet rahat duyulmuştu. Ardından, kapanan telefona boş gözlerle bakan Deniz bana döndü. "Adam az önce beni sınıfta bırakmakla tehdit etti. Duydun mu Asef’im?"

 

"Deniz, bırak şu saçmalığı. Şuraya gel, şirket ile ilgili konuşmamız gereken şeyler var." dedim. Önümde bir sürü dosya vardı ve ben bunlarla uğraşmak istemiyorum. Yapmam gereken daha önemli işlerim vardı. Dün sabaha karşı güzel meleğime, eğitim vereceğimi söylemiştim. Yorgun olduğu için dün akşam başlamamış bugüne ayarlamıştık. Bundan hoşlanmıyorum ama mecburum. Eliza'nın bazı konularda hızlı olmasını ve daha güçlü olmasını istiyorum. Çünkü burnuma kötü kokular geliyor.

 

"Beni ilgilendirmez." dedi Deniz.

 

"Ulan senin de şirketin değil mi?" İlla kafasını kıracağım. Onu istiyor.

 

"Siz gayet başarılısınız, bana ihtiyacınız yok. Bense bir siki beceremeyen herifin tekiyim." Durgunlaşan bakışlarını ayaklarına indirdi. "Neyse, daha coğrafya öğretmenimi arayacağım. Özgür onun da numarasını bul bana. Belki o beni hatırlar."

 

Sesindeki acı benim içimi yakmıştı. Sandalyeden kalkıp yanına oturdum. Elinden telefonu alırken bana itiraz etmemişti. "Deniz, bana bak."

 

Birkaç saniye karşılık vermedi ama sonunda nemli gözleri bana dönmüştü. "Acını yok saymana gerek yok. İçine de atmak zorunda değilsin. Konuşalım kardeşim, anlat bana." Omzunu sıkıp yanında olduğumu göstermek istedim. "Beraber üstesinden gelelim."

 

Derin şekilde nefes alıp verdi. Çok dağılmış olduğunun farkındayım. Onun için yapmam gereken ne varsa yapacağım.

 

"Asef,"

 

"Söyle,"

 

"Biliyor musun, Toprak bana şöyle demişti. "Bir gün adam olursan seni kız kardeşimle tanıştırırım. Güzel kızdır, sarkmak yok ama." Ya da bunun gibi bir şeydi." Deniz bir süre sustu ama bir şey söylemeden devam etmesini bekledim. "Sence ruhu huzursuz olduğu için mi kardeşi de bana böyle işkence ediyor?"

 

Cevap bekleyen gözlerine bir süre baktım. Ne desem şu an onun için bir şey ifade etmezdi. Sadece kabul etmesi gerekiyordu. "Deniz, bazen sadece kabul edersin. Şöyle, böyle diye düşünmek inan ki çözüm olmuyor. Sadece kabul et ve bekle. Zaman ikinize de iyi gelecek."

 

"Eliza seni bırakıp gittiğinde bekledin mi?''

 

Yine konu dönüp dolaşıp bana geliyordu amına koyayım. "Lan bekledim üç ay! Zaman tanıdım ona, üstelik Eliza psikolojik değil fiziksel acılar da yaşadı." Aklıma yine o görüntü geldi. Beynime kezzap döküp yok etmek istediğim görüntü. Eliza'nın kanlar içinde, kucağında Doruk ile öylece kaldığı an. Üstelik Doruk'u vuran bendim. "Siktir Deniz! Aklıma bunları niye getirdin ki? Oğlum insan gibi konuşup yardım edelim diyorum. Sik sik şeyler yapıp tansiyonumu çıkarıyorsun!"

 

Geriye yaslanıp ensemi ovdum. Gerçekten genç yaşta tansiyon hastası oldum.

 

"Bence daha farklı bir yol izlemeniz lazım." Cihan, net sesiyle konuşurken karşı koltuğa oturdu. Toplantımız yarıda kaldığı için Özgür de gelip yanına oturmuştu.

 

"Ne yolu?" Deniz hevesle atılsa da ardından durup ifadesini düzeltti. "Gerçi bir yola ihtiyacım yok artık. Ayrıldık ve bitti. Ama sen yine de anlat.''

 

"Külahıma anlat sen onu puşt herif." Sessizce mırıldanıp saatime baktım. Önemli bir toplantım vardı. Ayrıca çok önemli bir işim de...

 

Cihan boğazını temizleyip, kırk yıllık ilişki uzmanı gibi baktı. Hayır, ilişki kurduğu insan normal birisi olsa anlarım ama Lavinya hiç normal birisi değildi. Belki de Cihan bunu seviyordu, ne de olsa kendisi de pek normal değildi.

 

"Bu kadar büyük bir şok sizden direkt nefret etmesine neden oldu." Cihan'ın dediklerini birkaç saniye düşündü Deniz.

 

"Bunu ben de biliyorum Cihan, ne biçim yol anlatıyorsun?"

 

"Sadece girizgâh yaptım Deniz Bey."

 

Deniz bana mal mal baktı. "Ne yapmış? Ben anlamadım."

 

"Konuya giriş yapmış Deniz." Öfkeyle Cihan’a baktım. "Sen de ne söyleyeceksen söyle amına koyayım! Sikeyim girizgâhını!" Sigaramı çıkardım, yakıp derin bir nefes alırken arkama yaslandım.

 

"Anlatmaya çalıştığım şey," Cihan da sigarasını çıkardı. "Şu an nefret içinde olan bir kadına yaklaşmak çok tehlikeli." Sigarasını yakıp derin bir nefes çekti.

 

"Lan ben hala anlamıyorum!" Deniz'in şaşkın haline gülmemek için yanağımı dişledim. Cihan'ın anlaşılır bir insan olmadığını sanki yeni fark ediyordu. "Acaba beyin fonksiyonlarım mı durdu? Bir dakika ben beyin cerrahıyım, beynimi nasıl çalıştırmam lazım?"

 

"Deniz Bey, demek istediğim şu; Nehir Hanım'dan uzak durup düşüncelerinize dahi getirmemeniz. Sakinleştiği zaman ayaklarına kapanırsınız." Cihan hızlı şekilde konuşurken Deniz dikkatle onu dinledi. "Ayrıca onun sizi affedeceği bir yol bulmanız lazım."

 

"Cihan, hani bana yolu sen gösteriyordun?'' Deniz aklı karışmış durumda durdu bir süre.

 

Cihan omuz silkip geriye yaslandı. "Yolu söyledim, önce sabırla bekleyip geri çekilme sonra yolu bulup saldırma."

 

Cihan’a bakıp, Deniz’i işaret ettim. "Adamın beynini siktin Cihan, tebrikler."

 

"Gayet açıklayıcıydı bence." diyen Cihan rahattı.

 

"Doğru çok iyiydi," Özgür kalın çerçeveli gözlüğünü düzeltti. Şu çocuğa bir türlü lens kullandırtamadık. "Satranç gibi, rakibin hamlesini beklerken sabırlı olmak. Daha sonra onun hamlesine göre karşı saldırıda bulunmak.'' Takdir edercesine Cihan’a bakınca, ikisi arasında kısa bir bakışma geçti. Cihan az önce böbürlenerek mi baktı?

 

Deniz gözlerini kısıp yardım ister gibi bana baktı. "Asef'im ben doğru mu anladım? Nehir ile satranç oynayıp ona saldırmam mı lazım?"

 

Bazen Deniz çok salak oluyordu. "Aynen Deniz, hatta satranç taşlarını kızın kafasına geçir amına koyayım!" dedim öfkeyle.

 

"Ama kıyamam ki." Ulan Deniz!

 

Kolumu boynuna atıp kendime çektim. "Şimdi sakince bekle Deniz. Zamanı geldiğinde Nehir sana gereken yolu açacaktır. Üstüne gitmen ters teper. O da seni teper, o yüzden kıza biraz düşünme süresi ver. Sonra söz ikinizi ben bir araya getireceğim."

 

Çocuk gibi göğsüme sindi. "Söz mü Asef'im?"

 

"Söz Ulan!"

 

"Şu dünyada sen de olmasan dayanacak gücüm yok. Kimse beni teselli etmiyor." Ellerini kaldırıp gömleğimin üzerinden karın kaslarıma getirdi. "Şu senin seksi ve sert kasların insana hayat veriyor.'' Okşamaya başladığında sertçe ittim.

 

"Şerefsiz puşt! İki dakika insan ol lan!" Ayağa kalkıp üzerimi düzelttim.

 

"İnsanım zaten," derken dudaklarını büzüp geriye yaslandı Deniz. "İnsan olan senin gibi bir adama karşı koyamaz.''

 

"Ulan Deniz!" Daha fazla bir şey söylemeden arkamı dönüp yürüdüm. Morali biraz yükselmişti en azından. Buna sevindim. Odadan çıkmadan Özgür'e döndüm. "Deniz'le güzel güzel satranç oynayın tamam mı?" Tehditvari şekilde gülümsedim. Deniz saçma bir şey yapmasın diye nöbetçi Özgür'dü. "Yoksa o taşları bir yerine sokarım."

 

"Giren çıkan hep bana." Özgür sessizce mırıldanırken Cihan ile birlikte çıktık. Özgür'ün nöbeti pek kolay olmayacaktı.

 

"Toplantı mekanı hazır mı?" diye sordum.

 

"Hazır ama sesli ortamlarda toplantı yapmak pek huyunuz değildi." dedi Cihan.

 

"Amacım zaten toplantı değil Cihan." dedim.

 

*****

 

Elimdeki şahane sosu da ekleyince tabak hazırdı. Garson alıp götürürken sonunda bulduğum kısacık arayı değerlendirmek istedim. Restoran için yoğun bir gündü. Öğlenden itibaren siparişler artmıştı. Tüm hazırlığımız tam olsa da dikkatle her şeyi bir araya getirmek yorucuydu.

 

Diğer şef arkadaşlar devam ederken kendime hızlıca kahve yapıp köşedeki masaya geçtim. Biraz olsun dinlenip kendime gelmem lazım. Çünkü saat üç için özel bir rezarvasyon vardı. Yaklaşık sekiz kişilik bir grup için kendi spesiyelimi hazırlayacağım.

 

Telefonumu alıp kontrol ettim. Tolga'nın mesajını bekliyordum. O sırada beklediğim haber geldi.

 

"Nehir’i ailesinin yanına bıraktım. Babası biraz huzursuz oldu ama annesine sevgilisi ile kavga ettiğini söyledim. Ben hallederim, dedi. Şimdilik bir sorun yok, işe geçiyorum yine konuşuruz."

 

Biraz olsun rahatladım. Yaşadığımız olay sonrası biraz olsun durulması mutlu etmişti beni. Bu esnada kendi işime odaklanmam gerekiyor, dün özellikle yorgunluk ve can sıkıntısından bir sürü sakarlık yapmıştım. Seyhan Bey anlayışlı bir adam olmasa çoktan işime son verilmiş olurdu. Akşam da erken çıkmama müsaade etmesi fazla iyiydi.

 

Eve gidince Alya ile konuşmuş ardından Asef’in gelmesini beklemeden uyuya kalmıştım. Yapacağımız antrenman bu yüzden dün başlamamıştı. Sarılıp uyumak da bence bir tür spor olabilir.

 

Bugün işlerim bitince gece ağır bir spor yapacağım galiba. Ama yine de Asef’in bana çok kıyamayacağını düşünüyorum. Pratik bilgiler vermesi işimizi daha çok hızlandırır.

 

"Eliza," Diğer şeflerden Aysun karşıma oturdu. Tebessüm ederek baktım. "Gastronomi gezisine katılacak mısın?"

 

Aklımdan çıkmıştı. "Bilmiyorum, yoğunluktan unutmuşum." dedim. "Sen peki?"

 

Masadaki çerezlerden büyük bir avuç aldı. Sanırım yemek yemeye fırsatı olmamıştı. "Evet, biraz dinlenmek ve eğlenmek için güzel fırsat. Ayrıca birisini daha yanımızda getirme hakkımız var, kardeşim gelecek."

 

"Öyle mi?" Sanırım bu kısım hakkında bilgim yoktu. Aklıma Nehir geldi. Acaba bu kadar şeyden sonra biraz kafa dağıtmak ister miydi?

 

"Bence gelmelisin, senin tarzında bir organizasyon." Çerezleri ağzına tıkıp işinin başına döndü.

 

Bu fikir hoşuma gitmişti. Nehir için eğer kabul ederse zevkli bir gezi olabilirdi. Tabi benim için de... Rezervasyonun hazırlıkları ile ilgilenmek için ayağa kalkarken aklıma Asef düştü. Her ne kadar yoğun güvenlik önlemleri almış olsa da bu masum geziye karışmaz diye düşünüyorum. Umarım sadece düşüncede kalmaz, yoksa hoş olmayan şeyler olabilir. Benden onun üzerine tabi...

 

İlerleyen saatlerde her şey hazırdı. Mutfağın kapısı açılıp garsonlar hızlı şekilde giriş yaptı.

 

"Misafirler geldi, hazırsa servise başlayalım şefim."

 

Baş garson benden onay beklerken geri çekilip servislerini almaları için başımı salladım. Önden atıştırmalık ve çorba gitmeye başladı. Ana yemek ve tatlı için son kontrolleri yapmaya başladım. Hızlı çalışırken konsantre olmaya çalışıyordum çünkü sakarlık yapmak istemiyorum. Birkaç defa üzerime sos sıçraması dışında büyük bir sakarlık yapmadığım için kendimle gurur duydum.

 

Bugün yoğun bir gün olduğu için diğer şefler de oradan oraya koşturuyordu. Özellikle kalabalık bir grubun olması nedeniyle daha çok dikkat ediyoruz. Neyseki başlangıç gayet iyiydi. Garsonların dediğine göre çorba ve başlangıçlar beğenilmişti. Ana yemeğin son dokunuşlarını yaparken içeride olanlar hakkında bilgi veriyorlardı. Kendi aralarında konuşmaya devam ediyorlardı, ben de dikkatimi önümdeki işe verdim.

 

"Resmen bugün gözlerim bayram ediyor." Garson kızlardan birisi heyecanla diğer arkadaşıyla konuşuyordu. "Gözüm Seyhan Bey'e alıştığı için yakışıklı tanımım ondan ibaretti ama bugünkü gelen müşteri her şeyi altüst etti. Resmen devrelerim yandı."

 

"O yüzden mi servisi illa sen ben yaparım diye ısrar ettin?" Adını hatırlamadığım çocuk alayla karşılık verirken ikisine gülümsedim. Her şey tamam sayılırdı.

 

"Evet ama adam yüzünü bir milim bile oynatıp da bakmadı. Önündeki tabağa bile daha dikkatle bakıyordu ama zerre bana bakmadı." Oflayıp yüzünü asınca arkadaşı koluna dokundu.

 

"Türkiye'nin değil dünyanın sayılı zenginleri arasına girebilecek bir adam sana neden baksın?"

 

Konuşmaları dikkatimi çekmişti. "Öyle birisi neden restoran için burayı seçmiş peki?" Kız kendi kendine düşündü. "Tamam, burası gayet lüks ve popüler ama yine de bilemedim."

 

"Belki mütevazi bir zengindir, toplantı ya da görüşme gibi bir şey yaptıkları için samimi bir ortam aramış olabilirler."

 

İkisinin sohbetini bölmek zorundayım. "Evet, arkadaşlar servis hazır. Götürüp isterseniz neden restoran olarak burayı seçtiğini kendisine sorabilirsiniz."

 

Sesimi duyunca utanarak hızlıca başlarını sallayıp tabakları aldılar. Hayat düşündükleri kadar toz pembe değildi. Film izlemediğimize göre garip çıkarımlar yapmamak lazımdı.

 

Ana yemek sonrası için tatlı hazırlığına başladım. Ondan sonra işlerim büyük ölçüde bitiyordu. Kendimle gurur duyarak günü bitirecektim. Mutfaktaki hummalı koşuşturma devam ederken tatlı servisim hazırdı.

 

Crimson Nocturne yani kızıl gece ezgisi, reçetesi bana ait bir tatlıydı.

Bitter çikolata tabanı üzerinde tonka vanilyalı mousse, kalbinde akışkan vişne özü ve üzerine dökülen sıcak vişne sosuyla bu günün en özel en sessiz ama en yoğun tadı olacağına eminim.

 

"Şefim," diyen garson kıza baktım. Az önce arkadaşı ile dedikodu yapan kişiydi. Yaka kartına baktığımda adının Buse olduğunu görünce hatırladım. Restoranın sanırım en gevezesiydi. Gülümsedim.

 

"Efendim Buse?"

 

"Ana yemek büyük ölçüde tamamlandı."

 

"Anladım, tatlı servisi hazır." dedim. İşime dönmüştüm ki Buse devam etti.

 

"Yemek çok beğenildi, konuklardan birkaçı yemeği yapan şefi yani sizi çok merak etti. Ve inanılmaz yakışıklılığı ile göz kamaştıran adam eğer müsaitseniz, size yüz yüze tebriğini iletmek istedi." Buse'nin sözleriyle çok mutlu olmuştum. Tabi konuk hakkındaki sözüne tepki vermedim. Bu konuda benimle de dedikodu yapamazdı.

 

"Peki, o zaman masayı temizleyip tatlı servisini götürmeye başladığınızda sosu bizzat ben dökmek için masaya gelirim."

 

"Tamam şefim.'' Buse denileni yapmak için arkasını dönünce ben de hemen mutfağın arka kısmına ilerledim.

 

"Off ya!" Az önce soğukkanlı şekilde tebessüm etsem de heyecanlanmıştım. Aynada kendime bakıp çeki düzen vermek istedim ama lekeli önlüğüm ve mutfak buharında kızarmış yanaklarım ile biraz umutsuz görünüyordum. Bone altındaki saçlarım belki yüzümü kurtarabilirdi ama açıp da saç kılının düşme riskini alamazdım. O yüzden kendime hiç dokunmadan mutfağa geri döndüm. Sahne ışıkları altına çıkmayı hiç sevmiyorum.

 

Garsonlar içeriden tabakları taşırken iki garson tatlı tabaklarını almıştı. Ben de daha fazla beklemeden sıcak vişne sosunu, porselen sosluğa döküp aldım. Bir elime siyah bir sunum mendili alıp elimden dirseğime kadar örttüm. Tam bir profesyonel görünüyordum. Bence zaten öyleydim. Hafif tebessümle mutfaktan çıktım.

 

Geniş restorana girdiğimde garsonların yönlendirmesi ile özel müşteriler için ayrılan, kısma ilerledim. İnce uzun masanın başında oturan adamın sırtı bana dönüktü. Ama diğer konuklar beni görünce önlerine gelen tatlı tabağına bakmayı bırakıp bana döndüler. Karşılıklı oturan kişiler fazla dikkat çekici şıklıkta kişilerdi. İki zarif kadın dışında diğerleri özenli erkeklerdi. Bana sırtı dönük, yapılı adamın yanında durdum. Diğer konuklara bakmıştım direkt.

 

"Hoş geldiniz, ben Şef Eliza Soykan. Umarım sizin için zevkli bir gün oluyordur." dedim. Yemekten zevk almış olmalarını umuyorum.

 

"Kesinlikle zevkli bir gün," diyen kadına baktığım anda bakışlarım dondu. Hayır, bakışlarım bana bakan sarışın, orta yaşlı ama yine de çok güzel olan kadına değil baş köşede oturan kişiye donmuştu.

 

Hafif şekilde tebessüm ederek bana bakan Asef'i görmek başımdan aşağı kaynar suların dökülüyor olması gibi bir histi. Siyah deri eldivenlerinin sardığı elleri çenesinin altında çapraz birleşmiş bana bakıyordu. Yüzümdeki şaşkın ifade sanırım hoşuna gitmiş olmalı ki gülüşü büyüdü.

 

Masadaki bakışlar bana dikkat kesildiğinde hafif şekilde öksürüp kendime gelerek gülümsedim. Elbet bunun hesabını sana sorarım Asef.

 

"Buna çok sevindim," dedim az önceki kadına. Ayrıca neden Asef'in yanında oturuyordu ki? Bakışlarım sertleşmeye başlarken Asef'e baktım. Anında suratındaki sırıtma silinmişti. Çünkü yüzümde ne gördüyse buna neden olmuştu. "Şimdi de reçetesi bana ait olan tatlı için son dokunuşu yapmak istiyorum."

 

Asef başını biraz eğdi. "Şefim, harika yemekleriniz için sizi tebrik etmek istiyorum. Ayrıca tatlı için de çok heyecanlıyım."

 

Son cümlesi pek de önünde duran tatlıya bakarak söylediği bir şey değildi. Çapkın bakışlarından bunu anlamıştım. Devam etti.

 

"Ama sizi buraya davet etmek sadece bu kadar hünerli ve harika şefi gözle görmek içindi. Bize özel hizmet etmeniz için değil." Asef sanırım benim masadakilere hizmet etmem düşüncesinden rahatsız olmuştu.

 

"Ama bir şef olarak bu şekilde değerli konuklarımıza sunum yapmam beni mutlu eder." dedim gülümseyerek.

 

Aynı şekilde gülümsedi. "Dediğim gibi sizinle sadece tanışmak istedim." Bakışlarında ısrar vardı. Onunla burada iki yabancı olarak tartışmak istemiyordum. Ama son söylediği söz ben dahil masadaki herkesi şoka uğrattı. "Sevgilimi işinde çalışırken görüp bu yönüyle tanışmaktı daha doğrusu amacım."

 

Asef, elimi tuttuğunda masadaki tüm yüzler ve restoran çalışanları dahil ilgiyle bana bakıyordu. Asef'in bana yabancı gibi davranması içten içe beni üzecekken bu hareketi sımsıcak hissetmeme sebep olmuştu. Her ne kadar çekinsem de onun sevgilisi olduğumun bilinmesini istiyordum. Birkaç hayran ses kulağıma ulaştı.

 

"Biz de Asef Bey'in toplantı için neden bu mekanı seçtiğini merak etmiştik." Konuşan adama baktım. Genç görüntüsünün aksine olgun bir sesi vardı. "Sanırım nedeni yemekleri değilmiş."

 

"Aksine," Asef net sesiyle bir yanlışı düzeltmek ister gibi adama baktı. "Güzel sevgilimin yemekleri dışında yemekten zevk almadığım için burayı tercih ettim." Bakışları bana dönünce hayran şekilde gülümsedi. "Tabi işlerimin içinde onu görmek için de güzel bir fırsat."

 

Sanırım utanmaya başlamıştım. Daha fazla beklemeden diğer garsonlara baktım. "Lütfen tatlının sosunu servis edelim." Bir dakika! Buse'nin yakışıklı dediği adam benim sevgilim olabilir mi? Kaşlarım tekrar çatıldığında sevdiğim adamın sesini hemen kulağımın dibinde duydum.

 

"Ama senin bana servis yapmandan memnun olurum." Başımı çevirdiğimde yüzlerimiz birbirine çok yakındı. Boğazımı temizleyip geri çekildim. "Memnuniyetle," dedikten sonra vişne sosunu dikkatli şekilde tatlının üzerine dökmeye başladım. Masadakiler önlerindeki tabağa baktığı için biraz rahatlamıştım.

 

"Neden bana buraya geleceğini söylemedin?" diye kısık sesle sordum.

 

"Bebeğime sürpriz yapmak istedim." Asef de kısık sesle konuşuyordu. Gerçekten de sürpriz olmuştu. Hatta aklıma gelen şeyle gerildim.

 

"Az önce mutfakta garsonlar bir adamın ne kadar yakışıklı olduğunu konuşuyordu. Umarım sen değilsindir."

 

Çarpık şekilde gülümsedi. "Yani," demişti ki dediğim şeyle duraksadı.

 

"Gerçi yakışıklı yüzler varmış.'' dedim. Masadaki birkaç adama hızlı şekilde bakıp doğruldum. Hiçbiri sevgilimin yanında bile geçemezdi ama Asef'in sinir olması hoşuma gitti. Habersiz gelişi beni resmen hazırlıksız yakalamıştı.

 

"Umarım az önce yanlış duymuşumdur," derken sesi öfkeden dolayı fazla sertti. Tam doğru duyduğunu söyleyecektim ki başka bir ses ortama doldu.

 

"Afiyet olsun,'' Seyhan Bey'in gelişi ile yüzler ona dönmüştü. Öyle ki Asef öfkesini unutup düz bir yüzle bakışlarını sesin sahibine çevirdi. "Özel konuklarımız olduğunu duyunca selam vermek istedim. Ben Seyhan Kurter, restoran sahibi olarak bir ihtiyacınız var mı sormak istedim." Samimi olarak gülümsedi. Ardından bakışları bana dönmüştü. Asef'in yüzü ifadesiz olsa da bedeninin gerildiğini hissettim.

 

"Gerçi en yetenekli şefimiz sizlere lezzetlerini sunduğu için memnun olduğunuzu umut ediyorum." Bu defa direkt Asef’e baktı. "Asef Arjen'in restoranımda olması büyük şeref, memnun oldum."

 

Asef dikkatli şekilde karşındaki kişiye baktığında ne düşündüğünü anlamak zordu. Gerçekten de bugün buraya gelme sebebi sadece ben miydim? Tüm düşüncelerim duyduğum sözle darmaduman oldu.

 

"En büyük şeref, hayatımdaki kadının bu restoranda yemek yapıyor oluşu."

 

Utançtan yerin dibine girmek istiyorum. Resmen küçük bir çocuk gibi hissettim. Zoraki şekilde gülümserken Seyhan Bey'e baktım. Bunu bilmiyordu, daha önce Yale Oteli'nde staj yapmış olmam dışında verdiğim bir bilgi yoktu. En sevmediğim an yaşanıyordu. Çalışanlar hakkımda yanlış düşünebilirdi, Asef'den dolayı burada çalıştığımı düşünmelerini istemiyorum.

 

"Bu konuda haklısınız," diyen Seyhan Bey gayet sakindi. Sanki bu bilgiyi biliyor gibi hiç tepki vermemişti. "Evrensel bir temayı yansıtan restoranımda, dünya standartlarında bilgi ve tecrübeye sahip birisinin şef olarak burada çalışması büyük şeref." Bana bakıp tebessüm ettiğinde zoraki şekilde gülümsedim.

 

"Çok teşekkür ederim, elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Beğenileriniz beni çok mutlu etti." dedim. Fazlasıyla utanmıştım. "Afiyet olsun, müsaadenizle," dedikten sonra çıkmak için Seyhan Bey'e baktım. Başını olumlu anlamda salladı. O sırada Asef'e baktığımda kaşları çatılmıştı. Sanırım Seyhan Bey'den izin almam hoşuna gitmemişti. Ama o benim patronumdu, işle özel hayatı karıştırmamız gerekiyordu.

 

"Seyhan Kurter'in başka birisi olduğunu düşünüyordum." Asef'in sert bakışları Seyhan Bey'in üzerindeydi. Bu adamın derdi neydi?

 

"Beni mi araştırdınız?" diyen Seyhan Bey gülümsedi. "Bu hoşuma gitti." Yüzündeki ima nedense huzursuz olmama neden oldu.

 

"Hayır," Asef gayet netti. "Gazetede daha önce görmüştüm. Yaşlı biriydi, estetik falan mı oldunuz?"

 

Ben dahil herkesin bakışı ikisi üzerindeydi. Umarım bu konuşmanın altında yatan farklı şeyler yoktur.

 

"Evet, o konuda haklısınız. Yani estetik konusunda degil." Seyhan Bey direkt Asef’e bakıyordu. "Daha önce tüm işleri başlatan kişi dayım. Onun da adı Seyhan Kurter, ben işleri devralsam da eski resimlerde kendisi var. Medya önüne pek çıkmadığım için insanlar dayımı biliyor ama bir yıl önce tüm işleri bana devretti."

 

Bunu bilmiyordum. Gerçi patronumun hayatını merak edip araştırma yapmak aklıma gelmedi. Daha önce merak ettiğim tek patronum Asef olmuştu.

 

"Dayınız ile soy isminiz aynı mı?"

 

Asef'in sözleri üzerine kaşlarımı çatıp baktım. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Bana bakmadan inatla karşısındaki kişiye bakıyordu.

 

"Yanlış mı?" diye soran Seyhan Bey de kaşlarını çattı.

 

"Yanlış değil sadece garip..."

 

Asef yeter ama sevgilim... diye düşünüyordum artık. Neyseki Seyhan Bey daha fazla konuyu uzatmak istemedi.

 

"Size afiyet olsun, herhangi bir isteğiniz olursa lütfen söyleyin. Ve bugünkü yemeğimiz ikramımız," derken kısa bir süre bana baktı. "Madem kıymetli şefimizin özel konuğusunuz sizi ağırlamaktan mutluluk duyarım."

 

İkimiz de başımızla selam verip gülümsedik. Şimdilik sanırım her şey normaldi. Derin bir nefes alıp Seyhan Bey'in arkasından yürürken Asef'in sesiyle durup arkama baktım. "Sevgilim, evde görüşürüz."

 

Gerçekten bugün ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum Asef. "Görüşürüz," derken dişlerimin arasından sertçe çıkan sesim fazla imalıydı. Akşam sormam gereken bir hesap vardı. Göz kırpıp gülümsemesi gayet meydan okuyordu. Peki öyle olsun.

 

Mutfağa girdiğimde nefesimi sertçe verdim. Aniden garsonların bakışı üzerime dönmüştü. Özellikle adı Buse olan garson fazla mahcup ve korkuyla bakıyordu. Sanırım yakışıklı dediği adam tam olarak Asef'ti. Ama herhangi bir şey söylemeden ve onların ne düşündüğünü umursamadan tezgâhın arkasına geçtim.

 

"Eliza,"

 

Seyhan Bey aniden arkamdan gelince şaşkın şekilde ona baktım. Buraya girdiğini fark etmemiştim.

 

"Buyurun Seyhan Bey,"

 

Köşedeki sandalyeye oturup ayak ayak üstüne attı. "Asef Arjen'in sevgilin olduğunu bilmiyordum."

 

Anlık olarak utanma hissetsem de başımı kaldırdım. "Özel hayatım hakkındaki şeyler beni ilgilendirir çünkü." dedim. Öyleydi, Asef'in sevgilim olması kimseyi ilgilendiren bir konu değildi. Tabi onun bu kadar tanınmış birisi olması işimi kolaylaştırmıyordu. Tezgâha doğru yaslanıp bekledim. Birkaç saniye düşünceli şekilde duran adam ardından gülümsedi.

 

"Dediğin doğru haddimi aştım özür dilerim, sadece Asef Bey fazla ünlü camiada. Bununla hava atabilirdin."

 

Son cümlede hissettiğim alayla kaşlarımı çattım. Garip şekilde rahatsız ediciydi sözler. "Kimin ne olduğu değil sadece bir kadın ve erkek olarak ilişki yaşıyoruz. Diğer sıfatlar anlamsız Seyhan Bey. Eğer bir ilişkiniz varsa söylemeye çalıştığım şeyi anlamış olmalısınız." Sözlerim biraz aşırı mı olmuştu? Ama kendimi tutamadım.

 

Yüzüme bakarken gözlerinden geçen ifade, omurgamdan aşağı bir ürperti inmesine neden oldu. "Evet, sıfatların önemi yok." Aniden ayağa kalkıp hiç bir şey olmamış gibi gülümsedi. "Gastronomi gezisine katılacak mısın? Yoksa Asef Arjen'in iznine mi ihtiyacın var?"

 

Dişlerimi birbirine bastırdım. Böyle saçma bir şeyi nasıl söyleyebilirsin? "Geliyorum," dedim aniden. Offf! Yine gaza geldim, bazı zayıf noktalarım beni sürekli alt ediyordu.

 

"Güzel," derken ilerledi. Ama aniden dönüp baktığında ifadesiz kalmaya çalıştım. "Bu arada bir ilişkim yok, bana birisini ayarlamak istersen aklında bulunsun."

 

Mutfaktan çıkan adamın arkasından hayretle baktım. Bugün herkes garipti. Sanki tanıdığım insanlar yabancı hale gelmiş gibiydi aniden. Ya da Asef ile Seyhan Bey'in bir araya gelmesi mi ikisini garipleştirdi? Erkekleri anlamak çok zor gerçekten. Patronuma bunu soramasam da akşam hesap soracağım birisi vardı.

 

*******

 

Saçlarımı tepemde bağladım. Uzun zamandır kesmediğim için uzamıştı. Aynada kendime son kez baktım. Siyah tayt üzeri aynı renkte sporcu atleti giymiştim. İnce bir fermuarlı eşofman üstü giydim. Artık geceleri hava soğuk olmaya başlamıştı. Gerçi spor yaparken ısınacaktım.

 

Restorandan geldiğimde Asef henüz gelmemişti. Alya ile yemek yiyip bolca kız kıza sohbet etmiştik. Sürekli Tolga'yı bana şikayet edip durmuştu. Sanki salak arkadaşımın velisi bendim. Ama tüm her şeyin merkezinde Alya'nın hayatının değişmesi vardı. Daha önce dünyaya kapalı hayatı tamamen değişmişti. Yürümesi, okul hayatının başlaması ve çevresinin genişlemesi... Tolga'ya aşıktı ama daha önce gözünün görmediği kusurlar bugün daha fazla dikkatini çekiyordu. Gerçi Alya fazlasıyla nazlıydı, tabi Asef tarafından aşırı şımartılmış olması da ayrı bir konu... O yüzden Tolga ile aralarına asla girmeyi düşünmüyorum. İki yetişkin, akılları pek başlarında olmasa da kendi problemlerini çözebilirler.

 

Asef işten geldiğinde ben çatı katındaki özel mutfağımda çalışıyordum. Yanıma gelmeden üzerini değişip bahçeye inmişti. Ve mesaj atarak yanına gitmemi istemişti. Bugün ona sinirlenmem için elinden geleni yapıyordu.

 

Mutfağın kapısından arka bahçeye çıktım. Adımlarımı özellikle sert atıyordum. Göz dağı vermek istediğim bir sevgilim var. Resmen beni görmüyor üzerine de ayağına çağırıyordu.

 

Tam ne yapsam diye düşünürken adımlarım durdu. Ağaçların çevrelediği alan etrafın ışığı ile aydınlıktı. Ve bu aydınlığın ortasında bir adet Asef şınav çekiyordu. Üstelik altında siyah bir eşofman, üstü ise çıplak şekilde... Gördüğüm manzara şu an için nefesimi kesmekle kalmamış tabiri caizse ağzımın suyunun akmasına neden olmuştu. Terlemişti ve siyah dalgalı saçları alnına yapışmıştı. Her eğilip tekrar yükselmesinde sırtındaki vahşi Phoneix dövmesi hareket ediyor gibiydi. Yaklaştıkça esmer teni ışıkla beraber daha da çekici geliyordu.

 

"Bebeğim, buraya gelme amacın spor yapmak. Yoksa niyetin başka mı?"

 

Aniden doğrulup karşımda durdu. Kollarını birbirine dolarken kasılan ve gerilen kasları hala dikkatimi dağıtmakla meşguldü. Asef bunu anladığında gülüşüne engel olmadı. Boğazımı temizleyip ben de onun gibi kollarımı birbirine doladım. Yelkenleri hemen suya indirmek yok.

 

"Niyetleri anlamak bugün biraz zor galiba." dedim imayla. "Mesela ben de senin niyetini ne kadar düşünürsem düşüneyim anlamıyorum."

 

Attığı iki büyük adımla hemen önümde durdu. Başımı fazlasıyla kaldırıp bakmak zorundaydım. "Hangi niyetimi anlamadın?" Cevabını bildiği soruyu sorması benimle oyun oynamak içindi. Kurnaz bakışları bunu açıkça belli ediyordu.

 

"Neden bana haber vermeden restorana geldin?" Lafı dolandırmadan sordum. "Üstelik tek bile değildin, bir sürü kişinin önünde sevgilim olduğunu söyledin."

 

Kaşlarını çattığında kafası karışmış gibiydi. "Sevgilim olduğunu herkese söylemem seni neden rahatsız etti?"

 

Beni yanlış anlamıştı. "Rahatsız ettiğini söylemedim Asef, sadece habersiz şekilde böyle davranman garip geldi. Farklı bir amacın var mı? Doğru söyle."

 

Bakışları ardına saklanan duygularını okumak çok zordu. Asef bunu sürekli yapıyordu. "Sanırım hata yaptım. Amacım sevgilime sürpriz yapmaktı. Herkesin önünde seninle gurur duymak istemiştim. Kadınımın ne kadar başarılı olduğunu insanlar görsün istemiştim. Neyse bir daha böyle bir şey yapmam."

 

Arkasını dönüp yürümeye başladı. Sözlerinin doğru olduğuna inansam da eksik olduğunu hissediyorum. "Asef, lütfen sözlerimden başka şeyler çıkarma. Kafam karıştı benim de, Seyhan Bey ile konuşmanız da nedense gergindi."

 

Geniş alanın ortasında durdu. Bakışları üzerimdeydi. "Kesinlikle değildi. Gayet sakince konuştuk ve tanıştık. Ayrıca spordan kaçmak için dikkatimi dağıtmak istiyorsan boşuna uğraşma."

 

Alaylı şekilde güldüm. "Neden kaçacak mışım? Hadi hemen başlayalım," derken üzerimdeki üstü çıkardım. Kollarıma ve karnıma soğuk hava vurunca titredim. Bu esnada Asef aç gözlerle beni süzüyordu.

 

"Ben şınav çekerken sen de daire etrafında yirmi tur koşacaksın."

 

Gözlerim büyüdü. "Saçmalama, bu kadar geniş alanda neden o kadar koşuyorum? Kendimi savunmayı böyle mi öğreneceğim?"

 

Bana doğru hızlı adımlarla geldi. Çenemi kibar şekilde kavrayıp yüzlerimizi birbirine yaklaştırdı. "İstersen konuşmaya devam edelim. Benim dışımdaki adamlara yakışıklı dediğini mesela.''

 

Neyden bahsettiğini düşünürken aklıma restoranda söylediğim şey geldi. Bunu kafasına mı takmıştı?

 

"Asef," dedim ama dudakları ile konuşmamı engelledi. Sert şekilde bir süre dudaklarımı talan edip geri çekildi. Sersemlemiş olduğuma eminim.

 

"Konuşmaya devam edersek kıskanç bir Asef'in ne kadar vahşi olduğu ile karşı karşıya kalabilirsin. O yüzden hemen koş yavrum." Kalçama attığı sert şaplakla resmen ileri itilmiştim. Koşmaya başladığımda bağırdım.

 

"Şu an vahşi olmadığını mı sanıyorsun?"

 

Şınav pozisyonu aldığında gözleri bir süre bedenimi izledi. Alt dudağını ısırdı. "Eğer vahşi olsaydım bunu gayet net anlardın." dedikten sonra hızlı şekilde şınava devam etti. Ben de mecbur etrafında koşmaya... Ama nedense gecemiz vahşi seslerle sarılmış gibiydi.

 

****

 

Ciğerim yanıyordu. Adımlarım tökezlerken kaçıncı olduğunu sayamadığım sitemime devam ettim.

 

"Asef! Yeter ama..." derken soluk soluğa kalmıştım. "Koşmak istemiyorum!"

 

Beyefendi uzun süredir mekik çekiyordu. Bu adam bilerek yapıyordu. Olduğum yerde durup derin derin nefes almaya çalıştım.

 

"Isınman lazım yavrum."

 

"Yanıyorum! Bir saattir koşmaktan alev aldım!" diye bağırdım. Mekik çekmeye ara verip bana bakarken eğleniyordu.

 

"Demek yanıyorsun, seni söndüreyim ister misin?"

 

Resmen spor yapma ayağına beni kandırıyordu. Öfkeli şekilde ilerleyip beklemeden karnına oturdum. Asef beklemediği hareketimle anlık olarak öylece kalmıştı.

 

"Hani kendimi savunmayı öğrenecektim? Sadece kaçmayı öğreniyorum farkında mısın?" diye sordum. Bu sırada da kucağına iyice yerleşmeye çalıştım. Asef dik şekilde durup beni belimden destekledi. Bacaklarımı belinin iki yanından uzatıp kollarımı boynuna sardım.

 

"Kaçmak da bir tür savunma sayılır." dedi. Ama aklı dağılmıştı. Kendimi altımdaki sertliğe iyice bastırırken aklını daha çok dağıtmak istiyordum. Ve bunda başarılı olacağıma eminim. Dikkat dağıtma taktiği ile kendi amacıma ulaşabilirim.

 

"Ama ya kaçarken düşersem," Dudaklarımı büzerek konuşurken sesim normalden daha inceydi. "Ya düştüğümde kendimi savunmam gerekirse..."

 

Asef'in ensesindeki saçları okşadım. Aniden kendimi onun altında bulduğumda dudaklarımdan küçük bir çığlık kaçtı. "Şu an gibi bir durumda mesela değil mi?" Asef tek kaşını kaldırıp beni iyice kolları arasında bir kafese aldı.

 

"Böyle bir durumdan kaçmak istemem ki." dediğimde alt dudağını ısırdı.

 

"Şu an senin düşmanın olduğumu düşün." dedi kısık sesle.

 

"Düşmanım beni böyle altına aldığında ne tür niyetler içinde olabilir?"

 

"Sikerim!"

 

Söylediğim şeye öfkeyle karşılık verince gülmemi tutmaya çalıştım. "Ama sayın düşman niyetinize göre kendimi savunmam lazım." Düşmanla böyle cilveli konuşmam normal değildi.

 

"Eliza!" Dişlerinin arasından öfkeyle tısladı. "Ben senin düşmanın değilim!"

 

"Ama az önce öyle düşün dedin."

 

"Aklıma sikeyim! Tamam ulan! Ben senin düşmanınım ve şu an iyi niyetler beslemeyen piçin tekiyim. Ne yaparsın?"

 

Pes edip bana ayak uydurunca gözlerimi kıstım. Eğer gerçek düşman olsaydı asla böyle savunmasız olmazdı. Birazdan yapacağım şey gerçekte işe yarar mıydı bilmiyorum ama derin bir nefes aldım. Asef dikkatle gözlerimin içine bakarken hızlı şekilde dizimi kırıp yukarı savurdum. Tam olarak Asef'in kasıklarına vurunca hedefe doğru ulaşmıştım.

 

Asef ekşiyen yüzüyle üzerimden kalkıp doğruldu. İyi bir küfür etmişti. İki büklüm olup eliyle aletini kavradı. Ben de oturur pozisyona gelip korkuyla baktım. Sanırım biraz abartmıştım. "Asef," dedim. Ama herhangi bir karşılık alamadım. "İyi misin?"

 

Bana baktığında resmen yüzü kızarmıştı. "Aferin," dedi sert şekilde.

 

"Ne için?"

 

"Beni engelledin." derken eli hala önündeydi.

 

Gururla gülümsedim. "Gerçekten mi? Aklıma gelen ilk şeyi yaptım. İşe yaradı mı cidden?"

 

Derin bir nefes alıp başını karanlık gökyüzüne çevirdi. "Fazlasıyla işe yaradı, artık tamamen kullanamaz hale geldim."

 

Yüzümdeki ifade solarken şaşkın şekilde Asef'e yaklaştım. "Neyi kullanamaz hale geldin? Yoksa,"

 

"Eliza," Sözümü kesip sertçe baktı. "Hadi ben kullanmam ama sen hiç mi özlemeyeceksin?"

 

"Anlamıyorum ki," dedim. Sanırım kafam karışmıştı. Asef elimi tutup aniden önüne getirdi. "Diyorum ki yavrum, benim sikim bir tek bana mı lazım? Gavura vurur gibi niye vuruyorsun?"

 

Ağzım şokla açılırken elimin altındaki sertliğe iyice bastırdım. Asef anında derince iç çekmişti. "Bozuldu mu şimdi?"

 

Birkaç saniye boş boş yüzüme baktı. Ardından attığı büyük kahkaha karanlık bahçede yankılandı.

 

"Neye gülüyorsun ya?"

 

"Bozuldu bebeğim," dedi aniden. Şimdi daha ciddi bakıyordu.

 

"Benimle dalga geçmeyi bırak." Resmen benimle oynuyordu. Öfkeyle ayağa kalkmaya çalıştım. Ama elimi tutup beni kucağına çekti. "Bırak!"

 

"Bırakmam," derken sıkıca sardı. "Aletimi bozdun, düzeltmen lazım." Kısık sesini hemen kulağımın dibinde duydum.

 

"Bozmadım Asef, saçmalamayı bırak." Kucağından kalkmaya çalıştım ama izin vermedi. "Bana kendimi savunmayı öğretecektin."

 

Öfkeli bir nefes verdi. "Bunu istemiyorum. Öyle bir durumda kalmanın düşüncesi bile ne kadar korkunç bilemezsin."

 

"O zaman neden buradayız Asef?" Sesim onunki gibi ciddiydi.

 

"Araftayım sanki, bir yanım ateş bir yanım buz." Tepeden bağladığım saçımı açıp geriye doğru eliyle taradı. "Boktan hayatımda her an her şey olacak gibi hissetmek nefes almama izin vermiyor. Senin için Alya için babaannem için... Hatta tüm dostlarımız için daima endişe edip tetikte olmak bazen dayanılmaz oluyor. Bu yüzden yanında olmadığım zaman ne olursa olsun güvende olmanı istiyorum." Asef samimi şekilde içini dökerken sessizce dinledim. Ellerimi ensesine koyup yavaşça okşuyordum. Devam etti.

 

"Haklısın, bugün restorana gelme sebebim sadece sana sürpriz yapmak değildi." Elim durdu. "Seyhan Kurter ile yüz yüze tanışmak istedim. Çünkü etrafımızda kim varsa şüphe etmek zorundayım."

 

Ensesine acıtmayacak şekilde vurdum. "Geçti mi bari şüphen? Yalancı ayı, gerçeği başta söylesene."

 

Beni kınayan bir bakış attı. "Geçmedi şüphem, hangi lavuk, resmi restoran sitesine dayısının fotoğrafını koyar? Kendini resmen gizliyor. "

 

"Asef!"

 

"Sus, ayrıca sen bana ayı mı dedin?"

 

"Susmuyorum! Evet ayı dedim!"

 

Daha sonrasında konuşmama izin vermedi. Dudaklarını, dudaklarıma kapattığı anda beni susturmaya bu şekilde karar vermişti. Alt dudağımı dişlerinin arasına alıp çekerek bıraktı. "Ayılaşmamı ister misin?"

 

"İstemem canım, spor yapmam lazım." Ayağa kalktığımda anında hareket etti. Hızlı şekilde beni bacaklarımdan tutup kucağına aldığında tepki vermeme bile izin vermemişti. "Asef!"

 

"Spor yapmam lazım dedin." Yürümeye başladığında dünyayı tersten görüyordum. Çıplak sırtına vurdum.

 

"Patates çuvalı gibi niye sırtına aldın beni o zaman?"

 

"Spor yapmaya gidiyoruz. Sana birazdan acayip ter attıracak bir egzersiz yaptıracağım." Kalçama sert sayılacak bir şaplak attı.

 

"Asef! Adamların var her yerde! İndir beni!"

 

Umursamadan ilerleyip karanlık kulübeden içeri girdi. "Önce sen beni indir bebeğim."

 

Loş ışığın aydınlattığı odaya baktım. Daha önce buraya girmiştim. Hatta Asef ile kilitli kalmıştık. Ama daha temiz ve ferah duruyordu. Yeni düzenlemeler yapılmış gibiydi. Büyük bir koltuk bile konulmuştu. Etrafa bakarken aklıma gelen şeyle irkildim. "Asef, burada fare vardı." dedim korkuyla. Fazlasıyla rahatsız olduğum bir hayvan olur kendileri.

 

"Merak etme, kafama yediğim kürekten sonra burayı yenilettim. Fareleri de birine yedirdim. Endişe etme." Beni duvara yapıştırıp bedeninin ağırlığını üzerime bıraktı. "Eğer kafama kürek yemeseydim seni ilk kez burada öpecektim."

 

Aklıma gelen hatıra ile gülümsedim. "Çok garip davranıyordun."

 

Aynı şekilde gülümsedi. "Çünkü başkasının aklına uyduğum için her defasında sıçtım." Göğsümün birisini avuçlayıp sıktı. Beklemediğim şeyle gözlerimi kapatıp inledim. "Beni mahvediyorsun." Dudakları boynumu sertçe esir aldığında ayakta durabilmek için omzuna tutundum.

 

"Dışarıda adamlar var Asef. Ya sesimizi duyarlarsa, burada olmaz." Güçsüz sesimi ona duyurmaya çalıştım ama boşunaydı. Beni kucağına alıp koltuğa ilerledi.

 

"Burada istiyorum..."

 

Asef koltuğa oturup beni de hemen kucağına, kasıklarının üzerine oturttu.

 

"İnat etme, odamıza çıkalım hemen." dedim. Bir eli taytımın içine ilerleyip kalçamı sertçe sıktı.

 

"Orada da yapacağız zaten, burada ısınalım. Sonuçta spor yapmıyor muyuz?"

 

Göğsümün birisi dışarı çıkmıştı. Asef ağzına aldığında sertçe nefesimi tuttum. Hangi ara yaptın be adam?

 

"Asef," dedim. Onu hem istiyor hem de burada yapmaktan çekiniyordum.

 

"Asef ölsün sana..."

 

Başını kaldırıp gözlerime baktığında ben de ona üstten baktım. Tutku delice bir aşkla sarılmış gibiydi bakışlarında...

 

"Benim için daima yaşa..." dedim.

 

Bu defa tutkuyla dudaklarına atılan bendim. Bana karşılık verirken bir saniye bile beklemedi. Nefes almak için geri çekildiğimde taytım kalçamın altına inmişti. Hangi ara oldu bu?

 

"Asef birisi bizi duyarsa seni parçalarım." Nefes nefese sürtündüm altımdaki taş gibi ateşe. Benim de eve gidecek kadar sabrım kalmamıştı.

 

Asef eşofmanını çıkarmadan biraz aşağı kaydırdı. Koca aleti aramıza doğru kalktığında beni kendine çekti. "Önce müsaadenle seni ben parçalayayım yavrum. Sonra sen istediğini yap." Saçlarımı eline dolayıp beni kendine çekti. Bu esnada ona sürtünmem için beni yönlendiriyordu. Kısık iniltilerimiz birbirine karışırken onu ne kadar özlediğimi fark ettim.

 

Boynuna doğru eğilip kaşmir ve misk kokan tenini önce kokladım daha sonra uzunca öptüm. Asef'in hareketleri sekteye uğrarken tüm bedeni bu hareketim ile kasılmıştı.

 

"Beni öldürüyorsun meleğim, inan ki sağ bıraktığın tek bir yanım yok."

 

Sözleri sonrası hareketleri fazlasıyla hoyrat bir hal aldı. Yerlerimizi değiştirip beni koltuğa yatırırken o üzerimdeki yerini almıştı. İstekli gülüşümü ona sunduğumda daha fazla beklemeyeceğini biliyordum. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Bir parmağını içime ittiğinde derince inledim.

 

Kulak mememi ısırıp boynuma doğru eğildi. "Benim için sırılsıklam yanıyorsun yavrum..."

 

Parmağı ikiye çıktığında ağzımdaki kelime öylece kaldı. Sadece inledim.

 

"Çok özledim seni..."

 

Derinden gelen sesiyle fısıldadı. Kor gibi yanıyordu.

 

"Ben de çok özledim..." dedim. İçimde gidip gelen parmaklarına rağmen konuşabilmeyi başarmıştım. Aniden hissettiğim boşlukla öylece kaldım. Bakışlarım Asef'e döndüğünde beni izliyordu. "Asef," Sesim sitem ediyordu.

 

"Aç o güzel bacaklarını yavrum, ikimiz dışında birbirini özleyenler de kavuşsun."

 

Avucunda tutup aşağı yukarı okşadığı aleti fazlaca ne istediğini anlatıyordu. Hafif şekilde gülerek bacaklarımı ayırdım. "Alet pek bozulmuş gibi durmuyor.'' Spor yaparken bana söylediği şeyi hatırlattım. "Yoksa bozuk mu?" Cilveyle gülümseyip alt dudağımı ısırdım.

 

Eliyle yaptığı iş anlık duraksadı. Bir süre yüzüme bakıp diliyle dudağını yaladı. "Sen karar ver bozuk mu?" Kadınlığıma doğru hizaladığı aletini hızlı şekilde içime itince anlık nefesim kesildi. Bana zaman verip üzerime eğildi. Dudaklarıma kapanıp nefesini içime üflerken, sakinleşmem için bana zaman tanıdı. Kendime gelip derince inledim. "Nasıl sence?"

 

"Hayvansın!" dedim.

 

"Bu hayvana aşıksın.''

 

Sertçe gidip gelmeye başladı. Tenlerimiz çarpışırken ikimiz de birbirimiz de kaybolmuştuk. Arada adını sayıkladım. O da her anımızda beni ne kadar sevdiğini...

 

Onunla bütün olmak bu hayattaki tüm parçaların eksiksiz bir araya gelmesi gibiydi. Asef hayatıma girdiği ilk andan itibaren her an biraz daha ruhumdaki boşlukları kapatmıştı. Onsuzluk eksik bir hayattı. Onunla olmak tam olmaktı...

 

İliklerime kadar varlığını hissettirecek güçte bedenime sahipti. Her içime vuruşu deli gibi çığlık atmama neden oluyordu. Neyseki dudakları ağzımı tamamen sardığı için sesim onda kayboluyordu.

 

Sona doğru gelirken içimde yanan bir volkan birikiyordu. Tırnaklarımı Asef'in omzuna batırırken bacaklarımı beline sıkıca sardım. Belim yay gibi gerildi. Mümkünmüş gibi daha da hızlanıyordu.

 

"Asef!"

 

"Elizam..."

 

İkimizin sıcak sıvıları aynı anda birbirine karışırken kendimi koltuğa bıraktım. Dağılmış haldeydim. Nefes nefese kalmışken üzerime ağırlığını veren adama sarıldım. Az önce ateşle yanan bedenim üşümeye başlamıştı. Asef bunu fark ettiği anda ayağa kalkıp üzerimi düzeltmeye başladı.

 

"Uyumak istiyorum." dedim. Çünkü gerçekten bitmiştim.

 

"Hadi güzelim, gel bakalım." Asef beni özenle kucağına alırken iyice sokuldum çıplak göğsüne.

 

"Küçük kızım benim..."

 

Saçlarımı öperken gözlerimi kapattım. Kulağıma sevgi sözcülerini fısıldarken sadece tebessüm ediyordum. Sonsuza kadar onun kollarında bu şekilde kalabilirim.

 

Asef'in sıcaklığı hayatımı ısıtan güneş gibi...

 

****

 

Dışarıda uğuldayan rüzgar huzursuz eden bir haberci gibiydi. Nehir önündeki masada duran soğumuş kahveye baktı. Kaçıncı kahvesiydi bugün? Kaç defa soğumuş yeniden yapmıştı hatırlamıyordu?

 

Eve geldiğinden beri annesi ve babası bir şey anlamasın diye elinden geleni yapmıştı. Ama yine de pek iyi göründüğü söylenemezdi. Zaten iyi görünmek için tek bir nedeni yoktu. Annesiyle sadece sevgilisi ile ayrıldığı hakkında konuşup konuyu kapatmıştı.

 

Yoksa abisi hakkında öğrendiği şeyler ortaya çıkarsa kıyamet kopardı. Babasını durdurması mümkün olmazdı. Annesinin ise kalbi buna dayanmazdı.

 

Nehir iki büklüm oturduğu koltukta saçlarını ellerinin arasına alıp yolar gibi çekti. Canı yanıyordu. Canını böylesine yakan şey Deniz'in aylarca süren suskunluğuydu. Her şeyi ondan gizlemesiydi.

 

Toprak’ın ölümüne neden olan Deniz değildi bunu biliyordu. Başkası, en yakın arkadaşının babası... Birol Soykan... Eliza'nın babasının gerçekte olduğu kişi onu tam anlamıyla dumura uğratmıştı. Biricik arkadaşının bu gerçekle nasıl başa çıkıp bunu aylarca yalnız yaşaması, Nehir’i mahveden başka bir şeydi. Eliza'ya bakınca abisini hatırlamaktan korkmuştu. Ama öyle olmamıştı. O sadece Eliza'ydı. Masum ve fedakar arkadaşı Eliza... Ona nasıl kızabilirdi?.. Eliza’nın hayatı ve yaşadıkları çok zordu ona göre. Babasının yaptıklarının kefareti gibi...

 

Ama abisinin uyuşturucu kullanması ve hayatının tepetaklak olmasının suçlusu Deniz’di. O hayatına en güzel şekilde devam etmişti ama abisi... Adı gibi Toprak olup sonsuzluğa göçmüştü...

 

Nehir gözünden akan yaşları silip derin bir nefes aldı. O sırada telefonu çalınca başını çevirip yanındaki cihaza uzandı.

 

"Sessizde değil miydin sen?" Telefona kızarken gördüğü isim ile duraksadı. Şu anda onu aramasını beklediği son kişi bile değildi. Telefonu açıp kulağına götürdü. "Alo,"

 

"Nehir, merhaba."

 

"Merhaba Lavinya."

 

"Nasılsın? Gerçi cevabını tahmin ediyorum." Lavinya'nın sesi de pek iyi gelmiyordu.

 

"Evet, bok gibi diyebilirim. Beni aramana şaşırdım."

 

Sonuçta her ne kadar vakit geçirmiş olsalar da ikisi pek yakın değildi. Ya da Nehir, ona pek yakın hissetmiyordu kendini.

 

"Aslında şaşılacak çok bir şey yok. Sadece seninle aynı durumda olduğumu düşününce bir araya gelmek biraz olsun iyi gelir diye düşündüm."

 

"Anlamadım Lavinya, hangi konuda aynı durumdayız?" Nehir kafası karışmış halde sordu.

 

"İkimiz de kardeşlerimizi sevdiğimiz adamlar yüzünden kaybettik. Gerçi senin sevdiğin adam sadece sebep olmuş. Benim sevdiğim adam ise direkt kardeşimi öldürdü."

 

Nehir, duydukları ile şaşkınca kalakaldı. "Ne söyleyeceğimi bilmiyorum Lavinya." dedi kısık sesle.

 

"Bir şey söylemene gerek yok Nehir. Sadece çok kötüyüm ve sevdiğim adamın katili olmamak için mücadele ediyorum. İstersen yarın buluşalım."

 

"Tamam, buluşalım." Nehir düşünmeden cevap verdi. Pusat'ın ölümüne üzülmemişti. Ama Lavinya'nın acısı ile empati kurabiliyordu. Her şeye rağmen Pusat onun kardeşiydi.

 

"Buna sevindim, görüşürüz."

 

Lavinya, telefonu kapatıp titreyen elinde tuttu. Gözleri önündeki masada duran kağıttaydı. Saatlerdir yaptığı gibi inanamayan gözlerle yine baktı. Binlerce ihtimal olabilirdi ama bu olmamalıydı... Pusat, Cihan’ın ateşlediği silahtan çıkan tek kurşunla ölmüştü. Tüm deliller fazlasıyla gerçekti ayrıca günlerdir süren suskunluğun sebebi açıklanmıştı.

 

Arkasında duyduğu sesle öylece bekledi. Kim olduğunu biliyordu. Az önceki telefon konuşmasını duyduğunu da...

 

"Lavinya," Cihan'ın tok sesiyle yutkundu. Derin nefesler aldı, sakin olması gerekiyordu. "Bana bakar mısın?"

 

Yine tepki vermedi. Saniyeler geçtikçe yüreğine dolan acı artıyordu. "Beni vurmak istiyorsan yap ama bana bak."

 

Cihan'ın sesi duygusuz değildi. Korkuyordu... Uzun zaman sonra ilk kez...

 

Lavinya yavaşça arkasına dönüp bal rengi gözlerini açık kahve gözlere dikti. "Bu kadar mı önemli Asef Arjen? İntikam için onun değil senin karşında durmamı isteyecek kadar..."

 

Cihan yutkundu. Bitmesini istediği savaşın tam ortasında yanmaya başlamıştı. "Lavinya son bulmalıydı." dedi kısık sesiyle.

 

Lavinya uzun birkaç saniye sevdiği adama baktı. Hayal kırıklığı, acı, korku ve daha bir sürü duyguyla...

 

"Evet son bulmalı," dedi kırık sesiyle.

 

"Ne demek istiyorsun?" Cihan, Lavinya'nın uzanıp tuttuğu valizi gördüğünde kaşlarını çatıp kadına doğru yürüdü. Ama Lavinya elini kaldırıp onu durdurmuştu.

 

"Beş yıl önce düzgün veda edemedim sana. Ama bugün bunu yapabilirim. Artık bitti Cihan, biz bittik."

 

Sert adımları ile yürüdüğü anda Cihan kolunu tuttu. "Bitmedi, biz daha hiçbir şey yaşamadık Lavinya. Bana izin ver her şeyi düzelteyim, bitemez."

 

Lavinya gözünden akan yaşa engel olamadı. "Bunun kararını sen veremezsin Cihan. Artık benimle ilgili hiçbir şeye karar veremezsin." Lavinya ilerlemek istediğinde Cihan onu daha sert tuttu. Korku tüm bedenini sarıp mantıklı düşünmesine engel oluyordu. Pusat'ı öldürme kararının sonuçları ile acımasız şekilde yüzleşiyordu.

 

"Gidemezsin! Sen benden gidemezsin Lavinya! Unuttun mu sen her şeye rağmen benim esirimsin! Bana yaşattığın şeylerin kefareti olarak benden gidemezsin!"

 

Cihan'ın, sevdiği kadını kaybetme korkusuyla söylediği sözler ikisi arasına ateş oldu düştü. Çok sürmedi sadece birkaç saniye sonra patlayan silahın sesiyle Lavinya'yı tutan eller gevşedi.

 

Cihan geriye doğru sendelerken eli karnına gitti. Lavinya onu vurmuştu. Hem de kendi silahı ile... Sevdiğine baktı. Silahı alnına doğrultmuştu.

 

"Benden en değerli parçamı alarak kefareti ödettin Cihan. Artık ödeştik ve bitti..."

 

Silahı yere atıp arkasını döndü.

 

"Lavinya!"

 

"Sakın arkana dönme... Artık ona baktığında sevdiğin adamı görmeyeceksin. Arkana dönme..." Ardına bakmadı. Cihan'ın yere düştüğünü duyduğunda da bakmadı. Kapıdan çıkmadan önce adamın sesini ilk kez bu kadar acılı duyuyordu.

 

"Gitme Lavinya..."

 

*********

 

"Zamanın bekçisi akrep ve yelkovan durmaksızın birbirini kovalıyor. Sonsuzluğun sırrını onlar mı taşıyor?" Seyhan elindeki küçük heykelle konuşurken cevap beklemiyordu. Aslan başlı yarı tanrı heykeline uzunca baktı. "Mahes... Sen hiç savaş kaybetmedin..."

 

Kendine yeniden hatırlattı. Dirayetli olmak istiyordu. Bugüne kadar kusursuz gelmişti. Masadaki resimlere baktı. Asef Arjen'in etrafındaki halkaya... Pusat'ı yıllarca kendi varlığından habersiz eğitirken sonucunda işlerin istemediği gibi olması yenilgisi değildi. Sadece ufak bir tökezlemeden ibaretti.

 

Ama artık bizzat kendisi savaşın ortasındaydı. Pusat gibi kişisel çıkarlarına değil gerçek bir liderin hedefine odaklıydı. Ve bunu çok başarılı yapacaktı. Yeniden resimlere baktı. Asef'in etrafını yavaşça zayıflatacaktı. Deniz ve Cihan en önemli iki isimdi... Ve ilk onlardan başlamıştı... Ardından zaafları... Alya ve Eliza...

 

"Eliza," diye kısık sesle konuştu. "Cennetin kapısında beklemeye devam etmeliydin. Neden şeytanın yanına indin ki?"

 

Bugün restoranda ilk kez yüz yüze geldiği adamı düşündü. Onu görmek için geldiğini biliyordu. Seyhan da onu görmek için bekliyordu. Gözlerinde gördüğü şeytan kiminle karşı karşıya olduğunu ona fazlasıyla anlatmıştı. Dudakları tehditvari şekilde kıvrıldı.

 

"Sen de birbirimize ne kadar benzediğimizi fark ettin mi Asef Arjen?..."

 

 

 

 

 

******

 

 

 

 

 

Yeni bölümde görüşmek üzere canlarım.... Seviliyorsunuz

 

 

Bölüm : 30.01.2026 21:12 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...