
16.01.2025
Helüü, ben geldim :)
Nasılsınız canlarım?
Bölümü yazdıktan sonra kontrol edemedim, hatalar affola...
Oy verip yorum yaparak bölüme başlayabilirsiniz.
...
Kabus görmeden bir gece geçirmek gerçekten zor iştir. Hele ki uyumadan önce hayal gücünüzü konuşturup saçma sapan şeyler düşünenler için epey zordur.
Dün gece kabus görmeden uyumuştum. Sayılı günlerden biriydi. Şimdi ise üstümü giyinip odamdan çıkmış kahvaltı için aşağıya iniyordum.
"Babalar sözünü tutar." diyerek şarkı sözünü mırıldanıp asansöre bindim. Asansörde ilk kez tektim. "Şimdi yine duruyormuş!" diyerek kendime korku aşıladım.
Asansör zemin kata indiğinde hızlı adımlarla yemek odasına ilerledim. Akrabalarda gelmiş masa daha da kalabalıklaşmıştı.
"Günaydın." diyerek Deniz ve Alparslan'ın arasına oturdum.
"Cünaydun cüzel torunum." dedemin gülümseyişine karşı bende güldüm.
Masada oturanlara göz gezdirdim.
Ahmet amcam ve eşi Filiz yengem yan yana oturmuş gülerek sohbete katılıyordu. Onların çocukları Rüzgar ve Melek ise büyüklerin sohbetinden farklı bir sohbete katılmıştı.
Diğer amcam Cemil ve eşi Tülin yengem de aynı şekilde sohbet ediyordu. Çocukları Ersin, Murat, Cenk ve Sümeyye de birbirleriyle sataşarak kahvaltıya devam ediyorlardı.
"Anneciğim, sol tarafındaki yumurtadan ye olur mu, diğeri kimyonlu." dediğinde kimyonlu yumurtaya bakarak yüzümü ekşittim. Kimyonlu yumurta mı olurdu?
Kahvaltıya başladığım sırada Ahmet amcam söze girdi.
"Okyanus evladım, nasılsın. Konuşamadık seninle." dudaklarında samimi bir gülümseme vardı. Elindeki çay bardağında bulunan çaydan bir yudum aldı.
"İyiyim amca, sen nasılsın." dediğimde Cemil amcam abisinin ensesine vurdu.
"Yeğenimin sevdiği amcası ben olacağım. Boşuna uğraşma." demesiyle kahkaha attım.
"Amca ikinizi de severim, sen merak etme." deyip bir dilim salatalık yedim.
"Ama en çok beni!" derken gözlerinde Ahmet amcamı ezikleyen bir bakış vardı.
"Hasbinallah!" Ahmet amcam söylene söylene kahvaltısına devam ederken gülmeye devam ettim.
Herkes kahvaltı esnasında gülmeye ve konuşmaya devam ederken dakikalar su gibi aktı.
***
"Çok yedim ya!" Ersin abi söylene söylene koltuğa oturduğunda karnını ovaladı.
"Bir insan kahvaltı da bile nasıl patlayacak kadar yiyebilir?" Sümeyye göz devirip abisinin yanına oturdu.
"Söz konusu yengemin yemekleriyse ben yerim kardeşim." deyip Sümeyye'nin yanağından makas aldı.
Gözlerimi kaçırıp etrafta gezdirdim. Alparslan yanıma gelip oturdu ve göz kırptı. Yanağını öpüp önüme döndüm.
"Okyanus abilerine falan alışabildin mi bebeğim?" Melek boşta kalan yanıma oturunca ona döndüm.
"Alıştım sayılır, daha yeni yeni yürümeye başladık." dediğimde güldü.
"Emeklemekten yürümeye geçtik öyle mi?" dediğinde kafamla onayladım. "İnşallah yakın zamanda alışırsın canım. Zorluk çekmek çok kötü olur, senin açından." deyip elimi sıktı.
"İnşallah canım." dediğimde Ali zıplaya zıplaya içeri girdi.
"Gençlik nabersiniz?" diyerek bacaklarımın önüne, yere çöktü. Sırtını dizime yaslayıp bacaklarını ileri uzattı. "Sohbetinize doyum olmuyor maşallah!" diyerek herkeste gözlerini gezdirdi.
"Ersin abinin yedikleri bizde uyku yaptı ondandır." dediğimde herkes güldü.
"Ulan harbiden, sen nasıl o kadar yedin?" Fatih de gelip tekli koltuğa oturduğunda büyüklerin işe gitmediğini fark ettim.
"Oğlum yıllardır hâlâ alışamadın mı?" deyip dudak büzdü. "Bu benim midemi üzer."
"Aynen kanka." Ali dört parmağını avucunun içine saklayıp baş parmağını havaya kaldırdı. "Ok." dediği gibi Ersin abi yanındaki yastığı Ali'ye attı.
"Hoşt! Sen kimsin de bana yastık atıyorsun!" ona atılan yastığı geri attığı sırada Yakup'un sesi salonda duyuldu.
"Gençler, toparlanın. Dedem geliyor." herkes ayağa kalkarken tekli koltukta oturan Fatih koltuğu boş bırakıp öbür koltuğun oraya geçti.
"Oturun çocuklar, oturun." dedemin İstanbul Türkçesiyle konuşmasını garipsemiş olsam da takmadım.
Dede sen kendin ol, değişme. Kurban olduğum.
Fatih'in kalktığı tekli koltuğa oturduğunda büyüklerde içeri geldi ve gençler koltuktan kaldırıp boşalan yerlere geçtiler. Biz gençler ise ya yere ya da sandalyeye oturduk.
Koskoca salonda koltuk yoktu. İşte Türk ailesi klasiği.
"Ee ne konuşuyordunuz gençler." Ahmet amcamın sorusuyla birlikte gençler olarak sırayla göz göze geldik ve bir anda kahkaha atmaya başladık.
"Ne oliy da?" dedem yüzündeki şaşkın ifadeyle bize bakınca daha çok güldüm. Yanımda yere çökmüş olan Deniz bizim sohbet anımızda yanımızda olmadığı için hiçbir şey anlamamıştı.
"Dede," Murat abi gülmekten kıpkırmızı olmuştu ama yine de kendisini durduramıyordu. "Ersin'in midesinin kapasitesini konuşuyorduk." deyip yeniden kahkaha attı.
"Ee, bunda gülecek ne var?" Cenk'in sorusuyla gülüşümüz kesildi.
"Ay tamam Cenk, en sinirli ve en ciddi kişi sensin." dediğimde kendisi de güldü.
"Kötü bir şey demedim, cephe alma bana kuzi. Her zaman olan bir şeye bu kadar gülmeniz beni şaşırttı." dediğinde yav he he der gibi elimi salladım.
"Gençler, diyorum ki biz Trabzon'a gitmeden önce bir parkta falan çekirdek kola mı yapsak?" Rüzgar abinin ortama attığı soru çoğunluk tarafından onaylanınca yarın gitmeye karar verdik.
"Ha bu ihtiyarlar niye celmiy?" dedemin konuşmasıyla Deniz söze girdi.
"Dedem, gelin tabii. Siz olmadan olur mu hiç?" deyip dedemin yanına gitti. "Sen olmasan biz mutlu olur muyuz hiç?" diyerek ağlıyormuş gibi yaptı.
"Ula oyuncu, sus. Zırlama Deniz." Cemil amcam, Deniz'i terslese de dedem tebessüm etti.
"Yok cüzel evladum. Siz cidin kaynaşun. Başka isteğum yoktur." diyerek Deniz'in omzunu sıvazladı.
Bütün gün evin içinde sohbet ederek geçmişti. Ne dışarı çıkmış ne de eve birini almıştık. Arada ben Salih abimle mesajlaşmıştım ancak başka bir olay olmamıştı.
Akşam saatlerinde, yemekten sonra bahçeye çıktığımızda herkesin elinde bir çay bardağı vardı.
"Hadi tabu oynayalım." Melek heyecanla oturduğu yerden kalkınca onu onayladım.
"Tamamdır. Herkes ikili grup olsun." deyip gözlerini etrafta gezdirdi. "Oynamak istemeyen var mı?" deyince Alparslan'a baktım.
"Ben hakemim, hile yapanı yakarım." deyince güldüm. Poyraz oynamayacağını söyleyince nedenini merak etsem de sormadım.
Ben Deniz ile bir olmuştum. Ali ise Fatihle. Melek ve Rüzgar Ersin ve Murat eşleştiğinde Sümeyye ve Cenk mecburi olarak grup oldular.
Yakup ise süre tutacağını ve puanları yazacağını söyledi.
İlk yarışacak olanı seçmek için taş kağıt makas yaptık. Beş grubun içinden ilk elenen Sümeyye ve Cenk oldu. İkincisi ise Ali ve Fatih. Üçüncüsü Ersin ve Murat.
Son yapılan turda ise Melek ve Rüzgar elendi. Deniz karşıma oturunca kartları bana verdi. Alparslan yanıma gelip yasak kelimelere göz gezdirirken Yakup süreyi başlattı.
"Ne zaman uyuruz?"
"Gece."
1 puan.
"Az önce ne yaptık, masada?"
"Yemek yedik."
"Ne yedik?"
"Yemek."
1 puan.
"Gökyüzünde ne var?"
"Ay."
"Kaç tane var?" dediğimde duraksadı ama yine de devam etti.
"12."
"Üçüncü."
"Mart."
1 puan.
Böyle böyle ilerledik ve süre boyunca 21 tane bildik.
"Bu hileli oyun hocam!" Murat abi isyan ederek geriye yaslanınca şirince gülümsedim.
"Hiçte bile." dedi Deniz.
Oyun gruplar tarafından devam ettirilince Deniz ve ben kazandık.
Saatin geç olmasıyla akrabalar kendi kaldıkları eve gitti ve bizde odalarımıza çekildik.
Uzun zaman sonra ilk kez bir günüm olaysız geçmişti.
Bölüm sonu.
Kaos olmadan güzel olmuyor canıım.
Oy ve yorumları alayımm.
Sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayınn.
İnstagram: z.nesa_
Tiktok: z.nesa_
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 59.03k Okunma |
3.84k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |