
22.04.2025
Ay helüü, ben geldim :)
Artık bölümlerimiz haftada bir gelecek. Oy verip yorum yaparak beni motive edebilirsiniz.
Keyifli okumalar.
...
Kalp sadece kan pompalamak için miydi? Sadece bu görev için mi yaratılmıştı?
Hayır. Kalp sevmek için de vardı, iyi ki vardı. Ne giyeceğimi düşünürken saçlarımı sıkı bir topuz yapıp ellerimi belime koydum.
Kalbim damarlarımdaki tüm kanı kullanarak atarken göğüs kafesim kırılacaktı. Yanaklarımı şişirerek ofladım. Yazın bu kavurucu sıcağında efil efil olmak için ve tabi şık olmak için krem rengi dizlerimin üstünde biten bir elbise giyinme kararı aldım.
Kapı çaldığında elbisenin sol tarafında kalan fermuarı çekiyordum.
"Gel," saçlarımı tarayıp düzleştirmek için makineyi prize taktığımda Ali abim sol omzunu kapı pervazına yaslayıp ıslık çalarak beni izliyordu. "Abi?" dedim yüzümdeki gülümsemeyle.
"Abim, bu ne güzellik?" bana doğru yaklaşıp saçımın üstünü öptü. "Bir yere mi gidiyorsun?" gözlerini kısıp bir açığımı aramaya başladı. Bu haline gülmeden edemedim.
"Arkadaşlarla buluşacağız abi, yaşlıları almıyoruz." deyip elimi kış kış yaparak salladım. Abim kaşlarını kaldırdı ve işaret parmağını göğsüne bastırdı.
"Ben, ben mi yaşlıyım?" sonradan kaşlarını çattı. "Hadi lan oradan!" deyip enseme hafifçe vurdu. Kapının önünden geçen gölgeyi görüp sağa doğru eğildim. Fatih abim gülerek bize bakıyordu.
"Kardeşim yalan söylemez." diyerek benim tarafıma, arkama geçti. Elini belime koyup şakağımı öptü. "Yaşlı diyorsa yaşlısın."
"Haspama bak," deyip ellerini beline koydu. Şuan tam dedikoducu teyzelere benziyordu. "İkizimsin lan!" deyip elini Fatih abimin omzuna koydu. "Yaşlıysam yaşlısın."
"Bu ne diyor Okyanus?" deyip göz kırptı.
"Dost acı söyler abi." diyerek kahkaha attım ve saçlarımı düzleştirmeye başladım. Yoksa büyük bir heyecanla buluşma vaktini beklediğim zamanlara ihanet ederek geç kalacaktım.
"Düşmanım olsan ölür müsün?" diyerek göz devirdi ikizine.
"Aynen kanka. Sen dedin ya, bak hemen düşmanınım." arkamda birbirine laf atan ikisine gülerek çantamı omzuma astım.
"Abilerim, ben geç kalıyorum. Siz kavganıza devam edin." diyerek ikisini de yanağından öptüm. Kapıyı açıp çıkarken elimi arkama salladım. "VE UNUTMAYIN SİZ ÇOK YAKIŞIKLISINIZ!" deyip asansöre ilerledim. "YAŞLI OLSANIZ BİLE!" kahkaha atıp asansöre binerken ikilinin bana söylendiğini duydum.
Atlas: Kapının önünde bekliyorum
Siz: Kapının önü olmaz
Siz: Abimler görür
Siz: Köşede beklesen
Atlas: Sen nasıl istersen
Siz: Özel şoför müsün
Atlas: İstersen
Siz: Olurr
Atlas: Emrinize hazırım Okyanus Hanım
Mesajını beğenip asansörden indim. Salona geçip annemle vedalaşacakken Alparslan abimin puzzle yaptığını gördüm.
"Vay, Alpciğim Arslancığım?" diyerek yanına çöktüm. "Zekâmızı konuşturuyoruz?" dediğimde sırıttı.
"Olan konuşturmalı kardeşim." dört parmağımı avuç içime katlayıp başparmağımla 'tamam' işareti yapıp yanağını üst üste üç kez öptüm.
"Oh, yerim yerim!" bir kez daha öpüp ayağa kalktım. Alparslan abim yüzündeki şapşik sırıtışıyla bana bakıyordu. Annem içeri girdiğinde onu da öpüp çıktım. Diğerleri nerdeydi bilmiyordum.
Kapıya çıktığımda Deniz elindeki spor çantasıyla eve doğru yürüyordu. Beni görünce sırıtarak kıvırtmaya başladı.
"Geldi benim dansöz." deyip kalçasına vurdum.
"Aman!" deyip elini dudaklarına bastırdı. "Bir gören olacak, yapma." deyip kahkaha attı. "Güzel güzel giyinmişsin, süslenmişsin." deyip göz kırptı. "Nereye böyle?"
"Bileyim söyle." dediğimde ikimizde aynı anda güldük. "Arkadaşımla buluşacağım." kaşlarını çatsa da bir şey demedi.
"İyi eğlenceler." deyip yanaklarımı öptü ve içeri girdi.
Hızlı adımlarla bahçeden çıkıp sokağın köşesine ilerledim. Atlas elleri pantolonunun cebinde başı önüne eğik, gözleri ayakkabısının ucunda beni bekliyordu.
Giydiği siyah gömlek ve siyah pantolonla ne kadar çekici gözüktüğünün farkında mıydı? Ne oluyordu bana?
"Atlas, merhaba." dediğimde kafasını kaldırıp gözlerime baktı. "Çok bekletmedim değil mi?"
"Merhaba," derken gözleri giydiğim elbisede gezindi ancak hafifçe öksürüp bakışlarını kaçırdı. "Hayır beklemedim." deyip elini ensesine attı. "Ben seni aslında arabayla alacaktım da," sustuğunda cümlesini tamamlayamayacağını anladım ve müdahale ettim.
"Hiç sorun değil. Yürümek daha keyifli olur aslında." gözleri ışıldayarak baktı bana, dudaklarındaki tebessüm büyüdüğünde bende gülümsedim. Yan yana yürümeye başladığımızda Atlas ellerini pantolonun cebine koyup kafasını bana çevirdi.
"Kabul ettiğin için teşekkür ederim." sesi biraz kısık ve çekingendi. Dudaklarımdaki gülümsemeyi görüp daha çok tebessüm etti. Bakışları sağ tarafımda kalan bir yere değdi, elini koluma koyup beni durdurdu. "İki dakika bekler misin? Hemen geleceğim." deyip hızlı adımlarla o tarafa gitti. Gördüğüm çiçekçi dükkanıyla dudaklarım aralandı. Ellerim sıcaktan ya da stresten terliyor, bacaklarım titriyordu. Gözlerimi etrafta gezdirip uçan kuşları seyrettim.
"Geldim." dediğinde ona döndüm. Elinde tuttuğu 3 tane gül, şeffaf bir kağıtla buket yapılmıştı. "Bu, bu senin için." deyip buketi uzattı.
3 gül. 3 gül almış Okyanus. Anlamı ne acaba?
"Teşekkür ederim," sesim küçük bir kız çocuğunun sesi gibi naif, heyecandan titreyerek çıkmıştı.
"Rica ederim, parka mı gitmek istersin?" dediğinde gözlerine odaklandım. Düşündüğüm şeyi anlamış olacak ki gülmeye başladı. "Sahile mi?"
"Sahile," kafasını hafifçe eğip onayladı. Yeniden yürümeye başladığımızda kafasını çevirip uzun uzun bana baktı. Öyle bakarken ne yapılırdı ki?
Sohbet ede ede, biraz da utana çekine sahile geldiğimizde banklara oturmak yerine çimlerin üstüne nereden bulduğunu bilmediğim piknik örtüsünü serip bacaklarını hafif açık bir şekilde uzatarak oturdu. Bende elbisemin eteğine dikkat ederek yanıma oturdum, bacaklarımı sağ tarafıma doğru büktüm. Atlas kollarını geriye atıp ellerini yere bastırdı bu sayede arkaya doğru eğilmiş oldu. Kafamı sol tarafa çevirdiğimde bakışları yine saçlarımda ve yüzümde geziniyordu.
"Çok güzel olmuşsun." işte şimdi sesi ne tedirgin, ne çekingen ne de kısıktı. Kendinden emin, net ve kesin çıkmıştı sesi.
"Teşekkür ederim, her zaman ki halim." deyip saçımı geriye savurdum. Kafasını geriye atıp güldü.
"Bu haline bayılıyorum ve kimse zarar versin istemiyorum." deyip derin bir nefes aldı. "Çok mu şey istiyorum?" derken kendi kendine konuşuyor gibiydi.
"Kimse zarar vermez, veremez." dediğimde sol tarafımda olduğundan sağ elini uzatıp bileğimi tuttu. Parmak uçları dikiş izlerinin üstünde gezindi.
"Zarar vermesinler, görsünler Okyanus." bakışları gözlerim arasında mekik dokuyordu ama düşüncesi dikiş izlerimdeydi. "İzlerini saklama," derken bileklerime sürdüğüm kapatıcıyı siliyordu. "Böyle bir şeye gerek yok." bana doğru yaklaştı. "İzlerin yok olur, sen kapatma."
"Olmuyor." dediğimde bütün duvarlarım yıkılmıştı sanki. Dudaklarım titrediğinde bakışları dudaklarıma düştü. "Kapatmazsam herkes görüyor." boştaki elinin başparmağıyla titreyen dudağımı okşadı.
Bu yakınlık ne Okyanus?
"Olacak, ben yok edeceğim o izleri. Bana güven!" bileğimi okşadı. "Herkes bakıyor ama görmelerini istemediğin için görmüyorlar Okyanus." başını sağ omzuna doğru eğdi. Tepedeki güneş gözlerine vuruyor ve gözlerini kısmasına sebep oluyordu.
Çok çekici değil mi sence de?
"Ben, biraz ani olacak ama ben senden hoşlanıyorum sanırım." sözleri kalbimin hızlanmasına sebep oldu.
Bunları bilmiyor muyuz Okyanus? Aynı şeyleri bizde hissediyoruz.
"Okul açılalı, biz tanışalı az bir zaman oldu biliyorum ama söylemek istedim." bakışları ben hariç her yere değiyordu. Bu haline gülmek istesem de yanlış anlayacağı için gülmedim.
"Bak bana," elimle elini sıkıca tuttum. Gözlerime bakınca dudakları hafifçe iki yana kıvrıldı. "Bunun için geldik buraya, çekinmene gerek yok Atlas." elimin üstünü okşadı yavaş yavaş. Gözlerim gözlerinden ayrılmıyorken yutkundum. Nasıl söyleyecektim?
Dudaklarımı araladım, konuşamadım.
Söylesene Okyanus!
Derin bir nefes aldım konuşmak için ama dilim kesilmişti sanki, konuşamadım.
Hadi be, ne naz yaptın!
"Ay bende senden hoşlanıyorum sanırım." derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. "Ay söyledim işte ne sıkıyosun kendini?" diyerek kendime kızdığımda bir gülme sesi duydum.
"Ben onu dışımdan mı söyledim?" dediğimde gözlerini sıkıca kapatıp kafasını aşağı yukarı sallayarak onayladı. "Yanlış oldu, pardon." deyip elimi dudaklarımın üstüne bastırdım.
"Çok tatlısın." gözlerinde ışıltılar vardı.
Sim mi dökmüştü?
"Heyecanın öyle güzel ki," deyip sustu.
Elimi tutup yeniden konuşmaya başlayınca konular konuyu açtı. Saatler su misali aktı geçti. Eve gitme vaktim geldiğinde, buraya geldiğimiz gibi yürüyerek evimin olduğu istikamette ilerledik. Sokağın köşesinde durduğunda el sallayıp ilerledim. Öpse miydim?
"Aman be, ne öpmesi?" kendi kendime söylenirken elimdeki çiçeklerimle bahçeye girdim. "Eve nasıl gireceğim?" etrafı kontrol ederek kapıya ilerledim. Anahtarımla kapıyı sessizce açıp içeri geçtim.
"Ulan kalıbına tüküreyim. Kumandayı ver bana!" Ali abim yine her zaman ki modundayken koşa koşa merdivenleri çıktım. "O ses neydi?" Deniz'in konuşmasıyla dudağımı ısırdım.
"Okyanus'un ölüm sesi Denizciğim." fısıldaya fısıldaya odama girip çiçekleri yatağımın altına fırlattım ve banyoya girdim. Aynı saniyede odamın kapısı açıldı.
"Okyanus?" kapı tıklatıldı.
"Bir dakika!" diye seslenip musluğu açtım. Ellerimi ve yüzümü yıkayıp kurulandım ve kapıyı açtım. "Efendim Fatihciğim?" dedim cilveli cilveli. Nefesimi başka yerden alıyorken nasıl cilveli olacaksam?
"Yavrum, neden koşarak çıktın?" saç diklerime gelen su damlacıklarını sildi eliyle.
"Çok sıkışmıştım da," deyip sırıttım.
"Abim, aşağıda da var ya lavabo." güldüğünde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Neyse, yemek yiyeceğiz, dinlen de in aşağıya." alnımı öpüp odadan çıktığında derin bir nefes aldım.
"Git sen FBI ajanı ol kızım! Nasıl yakalanmadım ama?" kendi kendime konuşurken üstümü giyindim ve aşağıya indim.
"Bebeğim, hoş geldin." babam kollarını açıp beni beklerken koşarak kolları arasına girdim.
"Hoş buldum evimin direği." yanağını öpüp boynuna sarıldım.
"Hani bendim?" Ali abim somurtarak koltuğa oturduğunda Fatih abim ensesine vurdu.
"Sen değil benim." onlara boş boş bakıp ayağa kalktım.
"Hayır evimin direği siz değilsiniz! Yakupçuğum." diyerek yanına oturdum ve sıkıca sarıldım.
"Yok artık!" Deniz gözlerini irileştirip telefondan bir şeye bakarken yanına gittim ve bende baktım. "Okyanus hakkında haber çıkmış."
Haberi okuduğumda Hanzade ailesinin üvey kızı olduğum, Irmak'ı sattıkları hakkında birkaç saçma sapan yazılar vardı.
"Neresinden sallamışlar bu haberi?" Fatih abim de haberi okuduğunda sinirlenmişti. Herkes kendi arasında konuşurken Alparslan abimin burada olmadığını fark ettim. Deniz'i yanağından öpüp abimin odasına çıktım.
İçeriden ses gelmiyordu ancak kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdim. Yatağın üstünde yığınla duran kağıtların arasında Alparslan abimi aradım ama yoktu.
Merakıma yenik düşüp kağıtlardan birini elime aldım. Okuduğum yazılar bu eve geldiğim ilk zamanlarda duyduğum sözleri zihnimde yeniden canlandırdı. Odanın içindeki banyonun kapısı açıldığında gözlerim yazıyı inceliyordu.
Yaramın üstüne yeniden yaralar oluştu.
İstanbul Yetiştirme Yurdu
Evlat edinme Protokolü
Ad Soyad: Alparslan Yerli
Bölüm sonu.
Alparslan (yankılı)
Atlas şaka mı gençlerr?
Oy verdik mii?
Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle.
İnstagram, tiktok: z.nesa_
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 59.03k Okunma |
3.84k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |