
05.05.2025
Selamlaarr, finale son 3 diyor muyuz hep beraber?
Oy verip yorum yaparak bölüme başlayabilirsiniz. Yazım hatalarını kontrol etme vaktim olmadı, hatalar affola.
Keyifli okumalar.
...
Korku, endişe ve hüzün.
İnsanı yiyip bitiren en büyük üçlü. Sonu gelmeyen büyük bir uçurum. Atlasan senin sonun gelir ama onların asla.
Bu üçlüyü güçlendiren bir büyü var. Gözyaşı. Gözyaşından besleniyor ve güçleniyorlar. Her bir damla gözyaşı aktıkça yanaklara, büyüyor ve yıkılamaz bir hal alıyorlar.
"Daha hızlı sür şu arabayı!" babamın sert sesiyle Ali abim elinin tersiyle gözyaşlarını silip gaza daha çok bastı.
Annem ambulansı arayacakken babam Deniz'i kucağına alıp arabaya ilerlemişti. Bende peşinden ilerleyip ikizimin elini tutmuştum. Arka koltuğa oturup Deniz'i kucağıma yatırmasını bekledim. Ali abim arabayı çalıştırdığında gözümdeki yaşlarla Deniz'e bakıyordum. Yüzünün rengi solmuştu.
Bir ölü gibiydi.
Ölü.
"Deniz, aç gözlerini lütfen." deyip yanağına elimi bastırdım. Elim sıcaktı ama yanağı soğuktu. "Bırakma beni!" yalvarışım ona ulaştı mı bilmiyorum ama arabadakilerin daha çok ağlamasına sebep olmuştu.
Kafasındaki cam parçasına dokunmadan bacağıma koymuştum başını. Uzun boyundan dolayı bacaklarını katlamıştık.
Kalbimdeki sızı bileklerimdekinden fazlaydı ve daha çok canımı yakıyordu.
Annemlerde diğer arabayla arkamızdan geliyordu. Hastanenin önünde ani frenle durduğumuzda Deniz düşecek gibi oldu. Sıkıca omuzlarını tutup kendime çektim.
"Bırakmam seni yarımcım." yanağını öpüp kollarını kucağımda yatan oğluna uzanan babama baktım. Kaşları çatık, gözleri ağlamamak için kendini kastığından olsa gerek kıpkırmızı olmuştu.
Deniz'i sedyeye yatırdıklarında ben yine yanında elini tutarak yürüyordum. Ameliyathaneye girdiklerinde içeri giremeyip kendimi duvarın kenarına attım. Annem babamın yanında sandalyeye çökmüş sessizce ağlıyor, önümden önlük giyinmiş doktorlar koşarak geçiyordu.
Alparslan abim gözyaşlarını silip yanıma geldi, benim gibi yere çöküp bacaklarını kendine çekti. Gözlerini benden çekmeyip elimi tuttu.
"Abi canı çok yanıyor." dudaklarım titrediğinde ona baktım. "Canım çok yanıyor abi."
Canım yanıyordu. Çünkü canım onunla birdi. Canım oydu.
Konuşmak için dudaklarını araladı ama konuşamayıp durdurdu kendini.
Alparslan abime mi ağlasam, Deniz'e mi ağlasam bilemeyip kendi çaresizliğime ağladım.
"Ağlama." duyduğum söz nereden gelmişti anlamamıştım. Kafamı kaldırıp etrafa baktım. Annemle babam karşımda sessizce ameliyathane kapısına bakıyor. Abi tayfası koridorda volta atıyordu. Alparslan abime baktığımdaysa dikkatle bana baktığını gördüm.
"Abi." oturduğum yerde dikleştim.
"Abim,"
Konuşuyordu.
Alparslan abim konuşuyordu.
Ben gözlerimi irileştirip konuşacakken beni kendisine çekip sarıldı.
"Senin için," deyip duraksadı. Konuşmak onun için çok zordu. Yıllar sonra konuşmak çok zor olmalıydı. "Senin için deniyorum konuşmayı." ona sıkıca sarılıp gözyaşlarımın üstünü ıslatmasına sebep oldum. "Kimsenin haberi yok." saçımı öptü. "Ağlama diye,"
Son sözüne daha çok ağladım. Ağlamayayım diye konuşmuştu. Benim için konuşmuştu. Kafamı göğsüne bastırıp yeniden ağlamaya devam ettiğimde koşarak bize doğru gelen bir silüet gördüm. Gözlerimi silip yeniden baktım.
Gelen gözlerinde büyük bir endişeyle Atlas'tı. İlk önce annemlerin yanına gidip onlarla konuştu sonra abimlere olayı sordu ve benim yanıma geldi. Alparslan abimle kısa bir süre bakışıp bana döndü.
"Okyanus," yüzümü gizleyen saçlarımı omzumdan geriye attı. "Güzelim," gözlerine bakmam için çenemden tutup kafamı kaldırdı.
"Atlas," ona sarıldığımda belimden beni destekleyip denge kurmamı sağladı. "Atlas korkuyorum." kendimi geri çekip kapıya baktım. "Ya ona bir şey-"
"Şşş," gözyaşlarımı sildi. "Ona bir şey olmayacak." Alparslan abimin getirdiği su şişesini açıp bir iki yudum içmemi sağladı. "Bana güven ve hislerine inan."
"İyileşsin lütfen."
"İyileşecek, o senin ikizin. Hissetmiyor musun iyileşeceğini?"
"Canım yanıyor." omuzlarım çökmüş sırtım kamburlaşmıştı.
"Çünkü canı yanıyor." şişenin kapağını kapatıp bana döndü. "Hadi, kapat gözlerini ve onun iyileşeceğini hisset." yanaklarımı sildi. "Hadi." sırtım Alparslan abimin göğsüne yaslıyken gözlerimi kapattım. Kafamdan baskı uygulayan bir el kafamın abimin göğsüne yaslanmasını sağladı. Şakağımı okşayan parmaklar sayesinde dolan gözlerim kurumuş, hızlı hızlı çarpan kalbim sakinleşmişti. Kulağımın kenarında hissettiğim nefes abime aitti.
"Onun iyileştiğini düşün." hem saçlarımı okşuyor hem de kulağıma fısıldıyordu.
Uyumak istemiyordum ama gözlerimin önüne gelen Deniz'in silüetiyle bu mümkün değildi.
***
Duyduğum anons sesiyle gözlerimi açtığımda uyumadan önce oturduğum duvar kenarında değildim. Koltukta Alparslan abimin dizinde yatıyordum. Ayağa kalkıp etrafta gözlerimi gezdirdim. Herkes bir kenarda durmuş bekliyordu. Yakup abim elindeki çakmağı çeviriyordu.
"Abi," yanına gidip bana bakması için seslendim.
"Abim, gel." fısıldayıp yanına oturmam için iki kez vurdu boş kısıma.
"Abi ne zaman bitecek ameliyat?" sorumla derin bir nefes aldı.
"Doktor sen uyurken çıktı. Kısa bir süre sonra çıkacağını söyledi." gözlerim irileşti. "Cam fazla derine inmemiş büyük bir tehlike yokmuş. Çok şükür." ondan bilgileri aldıktan sonra kalktığım yere gidip Alparslan abimin yanına oturdum. Uyanmış beni izliyordu.
Ameliyathanenin kapısı açıldığında bonesini çıkartan doktoru gördüm. Bu bizim akraba değil miydi? O kadar yorulmuştum ki adını hatırlamıyordum bile.
"Gözünüz aydın, ameliyat çok güzel geçti." herkes mutlulukla yanındakine sarıldığında doktor yeniden konuştu. "Bir süre yoğun bakımda kalması gerek. Gözlem amaçlı. Ben yine size bilgi vermek için geleceğim. Geçmiş olsun." deyip gittiğinde Deniz'i çıkarttılar içeriden.
Kafasında bir bandaj, üstünde mavi renkli hasta kıyafeti vardı. Gözleri kapalı ve yüzü bembeyazdı.
Deniz'i götürdüklerinde bizde yoğun bakım servidine doğru ilerledik. Camdan onu seyrettim. Yanımda hissettiğim hareketlilikle ona tarafa döndüm. Atlas gelmiş ve benim az önce yaptığım gibi Deniz'i seyrediyordu.
"İyileşecek sana söylemiştim." dediğinde tebessüm ettim.
"Her şeyi biliyorsun." bana dönüp havalı bir bakış attı.
"Ee tabi. Bilgiliyim." göz kırpıp Alparslan abimin yanına gitti. Yakın arkadaş olmalıydılar.
Annemin ısrarlarıyla kantine gidip yiyecek bir şeyler aldım. Çayımdan bir yudum içerken bilinmeyen bir numaradan gelen mesajla telefonumu açtım.
05..: Ben Irmak, sana atacağım konuma gel.
Dudaklarımı ısıra ısıra ayağa kalktım. Kantinden çıkıp kapıya ilerleyecekken Poyraz abimi gördüm.
"Nereye gidiyorsun güzelim?" saçımı öpüp gözlerime baktı. Ona söyleyip söylememekte kararsızdım.
"Biraz hava almaya ihtiyacım var abi." onunla kısa bir süre konuşup hastaneden çıktım ve gelen konuma doğru ilerledim. Buraya uzak, tenha bir yerdi.
Ne olursa olsun o kızdan intikamı alacaktım.
Bölüm sonu.
Anam, ne oluyor burada?
Düşünceleriniz?
Paylaştığım diğer komedi kurguma bakmak isteyenleri hesabıma bekliyorum.
İnstagram, tiktok: z.nesa_
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 59.03k Okunma |
3.84k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |