
29.12.2024
Helüü, ben geldim:)
Nasılsınız canlarım?
Elimde taslak bölüm olmamasına rağmen yeni bir bölüm yazdım. Bölümler kısa olabilir ancak hafta içi her gün bölüm attığım için bunu sıkıntı etmeyiz bence değil mi?
Yanlışlarım varsa affola <3
Oy verip yorum yaparak bölüme başlayabilirsiniz...
Keyifli okumalar!
...
Sevmek önemliydi bu dünyada. Sevmek ve sevilmek. Hani gençler oyun oynarken veya bir sohbetteyken sorarlardı ya birbirlerine.
Sevmek mi sevilmek mi?
Herkesin bir cevabı vardı. Biri sevmek derdi, biri sevilmek.
Bence cevabı bambaşkaydı; Sevdiğin kişi tarafından sevilmek.
"Haydi, eller havaya. Oyna, oyna!" deyip oturduğum yerde halay çeker gibi ellerimi oynattım.
Şuan Fatih'in sürdüğü arabada ben, Abdullah, Çiçek, Selçuk ve Alparslan futbol sahasına doğru gidiyorduk.
Araba değil ki mübarek. Herkesi aldı içine.
Diğer arabada ise Yakup, Ali, Deniz, Poyraz vardı.
Radyodan gelen Muhmut Tuncer halay müziğiyle kendimden geçerken Fatih dikiz aynasından bana bakıp duruyordu.
Sol elimin serçe parmağıyla Alparslan'ın parmağını sağ elimle de Çiçek'in parmağını tutup halay çekiyordum.
Sol tarafımızdan gelen korna sesiyle oraya döndüm. Poyraz sert bakışlarıyla camı açmamı işaret ettiğinde beklemeden camı açtım.
"Şu müziğin sesini kıs, saçma sapan hareketler yapma!" deyip camını kapattı ve araba önümüze geçti. Kaşlarımı çatıp Fatih'in omzuna vurdum.
"Şunun yanına yanaş," dediğimde bana baktı. "Hadi, hadi!" dediğimi yapıp yanına yanaştığında bu defa ben vurdum cama.
"Bana bak insan müsveddesi, müziğimin sesini kısmam ayrıca sen benim halayıma saçma diyemezsin. Ülkenin geleneği bu senin. Hayırsız!" deyip tükürdüm. "Bana da karışamazsın!" deyip camı kapattım.
Poyraz'ın bir şeyler dediğini gördüm ama halaya eşlik etmekten duymadım. Alparslan gülmekten çatlayacağı noktada müzik değişti ve roman havası çalmaya başladı.
"ALLAH, BU NE GÜZEL BİR PLAYİST BE!" deyip güldüm. "Kim hazırladıysa alnından öpeceğim, alnından!" dediğimde Çiçek güldü.
"Acaba kim hazırladı?" kahkaha attım sözleriyle.
Kendimi roman havasına kaptırdığım sırada araba sert fren yaparak durdu. Fatih müziği kapatıp önümüzdeki arabaya baktı.
"Ne oluyor be?" dediğimde Fatih torpidodan silahını çıkartıp cebine koydu. "Ay, kaos mu var?" arkaya dönüp işaret parmağını sus çizgisine bastırdı.
"Sesini kes."
Göz devirip öndeki arabaya baktım. İçinden bir kaç kişi çıkıp bizim iki arabaya silah doğrultunca gözlerim irileşti.
"Anam, götümüze sıkmasalar iyi!" diye fısıldadım.
"İnin arabadan!" gelen ikazla hepimiz indik. "Okyanus Hanzade hanginiz?"
Ne?
Ben mi?
Ne bok yedim lan gene?
Etrafımdakilere baktım. Hepsi bana bakıyordu.
"Benim, hayırdır hangi hayranımsınız?" dediğimde adam elinde silahla yanıma gelip kolumdan çekti.
"Bizimle geliyorsun, yürü!" kaşlarımı çatıp kendimi geri çektim.
"Hoşt! Sen kimsin de bana emir veriyorsun it?" sesim yüksek çıkmış ve adamın gözlerini sımsıkı kapatmasına neden olmuştu.
"Boş konuşma. Ya bizimle gelirsin ya da abilerine elveda dersin!" karşı taraftaki adamlar silahlarını abi tayfasına doğrultunca yutkundum.
Ulan adamlar daha beni kabullenmemiş varlığından bile haberimin olmadığı düşmanlarım onları öldürmekle tehdit ediyor.
Alaka bu olayın neresindeydi?
"Ne öldürmesi lan, katilcik!" sağ elimin avucuyla adamın yüzünün ortasına vurdum ve işaret parmağımı gözüne bastırdım.
"Aaa! Deli misin? Bırak beni!" elimi biraz daha bastırıp yere ittim.
"Ulan nerede görülmüş benim olduğum yerde yanımdakine silah doğrultmak!"
"Sanki hep silahlılarla sataşıyorsun Okyanus!" Selçuk korkudan titremesine rağmen benimle alay ediyordu.
"Çocuğum biz heple ilgilenmiyoruz. Şimdiyle ilgileniyoruz." deyip diğer adama tekme attım.
Adam bana karşılık vermek için hazırlanınca Poyraz'ın Yakup'a bakıp sessizce bir şeyler söylediğini gördüm.
"Latif, bırak. Adamlarını topla ve git." Yakup'un otoriter ve itiraz kabul etmeyen sesiyle silah doğrultan tüm adamlar bir şey söylemeden hızlı adımlarla arabalarına binip gittiler.
"Ne?" deyip olduğum yerde onlara doğru döndüm. "Bu neydi şimdi?" dediğimde Poyraz kahkaha attı.
"Seni denedim küçük!" kaşlarımı çattım. "O kız gibi bizi satacak mısın diye bir oyundu. Ama sen oyunuma inanmayıp..." deyip gözlerime odaklandı. "Kendi oyununa devam ettin."
"Ne oyunu ya?" deyip yere çöktüm. "Benden ne istiyorsun? Ben o kız gibi değilim işte. Anla bunu!" söylediklerimi takmayıp arabaya doğru ilerledi.
Hiçbir şey olmamış gibi arabalara binip futbol sahasına ilerlediğimizde moralim çok bozulmuştu.
Alparslan koluma iki kez dokunduğunda ona döndüm. Dikkatimi çekmek için dokunması yüreğimi ne kadar burksa da ona belli etmedim.
"Moralini bozma küçüğüm, o her ne kadar senin kalbini kırsa da ben sarmaya devam edeceğim." ellerini takip eden gözlerim yaşlarla dolduğunda dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Teşekkür ederim, iyi ki varsın." gözlerini kapatıp gülümsedi.
"Sende iyi ki varsın." dudaklarını oynatmasıyla daha çok gülümsedim.
Konuşmak için sesi olmasa bile benim için dudaklarını oynatıyordu.
"Hadi geldik, inin bakalım." Ali bozuk olan moralini sesine yansıtmamaya çalışsa da durgunlaşmıştı.
Arabadan inip sahaya yaklaştığımızda çimlerin üzerinde formalarla maça hazırlanan kişileri gördüğümde yüzlerini inceledim.
Kapıdan sahaya girdiğimizde abi tayfası ve arkadaşları selamlaşırken tanıdık gelen birini gördüm.
Kaşlarım şaşkınlığımla yukarı doğru kavislendiğinde karşımdaki kişi de beni tanımıştı.
"Sahil gülü?"
"Dost?"
Abi tayfası ve diğerleri boş bakışlarla bize bakarken gözlerim karşımdaki adamdan ayrılmıyordu.
Bu da Poyraz'ın bir oyunu muydu acaba?
Bölüm sonu.
Ulan Poyraz ne gıcık bişeymişsin sen!
Nasıldı bölüüm?
Oy verip yorum yaptınız değil mi?
Gelecek bölümlerden haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımı takip etmeyi unutmayınnn.
İnstagram: z.nesa_
Tiktok: z.nesa_
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 59.04k Okunma |
3.84k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |