
Geçmiş.
Azra evin camından dışarıda oynayan çocukları izlerken iç çekmeden edemiyordu. Dışarıda ki çocukların hepsinin elinde birer oyuncak vardı. Kızların ellerinde bebeklere içi giderek baktı Azra.
O da annesinden çok istemişti ama annesinin bebeklerin, yer yüzünde ki tüm oyuncakların çok gereksiz olduğunu söylemişti. Oyuncak ile oynamak yerine evde annesine yardım edebilir, iş yapabilirdi.
Ama bu tarz şeyler için Azra kendisini beceriksiz hissediyordu. Oysa ki dokuz yaşında bir çocuk ne anlardı ev işinden? Ne anlardı ocak üstünde kendine zarar vermeden yemek yapmaktan?
Tamam bunları da yapardı ama annesi ona bunların karşılığı olarak hiçbir şey yapmıyordu. Çıktığı taburenin üstünden inerek camla olan bağlantısını kesti Azra. Annesi evde yoktu.
Annesi eve geç gelirdi ama yine de korkusundan çıkmazdı evden Azra. Çıksada diğer çocuklar onlarla konuşmazdı.
Birkaç dakika sokakta dursa, kimseye bir zararı olmazdı. Ev kapısını açıp anahtarı ufak avuçlarında sımsıkı tuttu. Eğer anahtarı kaybederse annesinin çok kızacağını biliyordu.
Evden çıktığında kapısının hemen önüne oturup, ellerini çenesine koyarak oynayan çocukları izlemeye başladı. Kızlardan biri onun evden çıktığını görünce gidip yanına oturdu.
"Hadi oyuncaklarını getir de beraber oynayalım." Kız bunu bilerek yapıyordu.
Annesi Azra'dan uzak durmasını söylemişti.
"İstemiyorum," dedi Azra "Yanımda durma git lütfen." Annesinin gelip dışarıda yabancı biri ile konuştuğunu görmesinden korkuyordu.
"O zaman sen de git buradan! Oyunumuzu izleme, zaten bu mahallede kimse sizi istemiyor. Çünkü sizin eve giren çıkan belli olmuyormuş!"
Kız annesinden duyduklarını Azra'ya söylerken Azra oturduğu yerden kalktı.
"Ne yalancısın sen! Benim bu eve sadece annem giriyor, başka kimse girmiyor!"
Kız omuz silkti. Annesi ve diğer kadınların konuştuklarından böyle bir varsayım çıkarmıştı.
"Zaten akşam çok geç bir saatte geliyormuş, senin baban başka adamların evinize girmesine kızmıyor mu?" Azra başını eğdi.
O sırada diğer kızın annesi seslenerek yanına çağırmıştı.
"Babam yokki benim.." dedi Azra ağlayarak "Babam olsa belki annem iyi biri olurdu, evimize her gece başka adamlar girmezdi."
Ağlaması diğer çocukların ona dikkat kesilmesine neden olduğunu fark ettiğinde göz yaşlarını sildi. Kollarını göğsünde birleştirerek, ağlamadığını güçlü bir kız olduğunu göstermeye çalıştı.
Bisiklet süren genç bir grup önünden geçtiği sırada ne kadar çok bisikletinin olmasını istediğini düşündü. Pembe bir bisiklet hayal ediyordu. Yanlarından renkli süsler sallanan..
Gençler önünden hızla geçtiğinde içlerinden birinin girdiği su birikintisi Azra'nın önüne sıçradığında büyük bir çığlık attı.
Gençlerin arkasından ağlayarak bağırdı "Ne yaptınız siz! Anneme ne diyeceğim ben şimdi? Üstün kirlenirse seni eve almam demişti!"
Gençler onu umursamazken hızla eve girdi Azra. Bulduğu bezle temizlemeye çalıştığı çamur o sildikçe daha çok yayılıyordu.
"Ne diyeceğim anneme ben şimdi?"
Bezi bir kenara bırarak odasına gitti. Kapısını kapatıp arkasına oturduğunda ağlayarak annesinin eve gelmesini bekledi . Üzerini değiştirirse annesine neden değiştireceğini söyleyecek bahanesi de yoktu!
Akşam olduğunda evin kapısı açılıp annesinin o çok korktuğu sesini duydu.
"Nerdesin kız sen Azra?!"
Odadan çıktığında başı öne eğikti.
"Burdayım.." diye konuştu korka korka.
"Sesleniyorum sana niye gelmiyorsun da bağırttırıyorsun beni?!"
"Özür dilerim." Dedi Azra.
Annesi içeri geçip koltuğa oturduğunda ayakta dikilen kıza baktı.
"Ne dikiliyorsun kız başımda? Geç içeri."
Azra içeri onun yanına geçtiğinde eli ile çamurlu bölgeyi tutmaya çalışıyordu. Annesi göz ucuyla ona bakıp gördüğünde hızla yerinden kalktı.
"Sen dışarı mı çıktın?! Bu üstünün hali ne senin?!"
Azra yeniden ağlamaya başlarken annesi çenesinden tutup gözüne bakmasını sağladı.
"Sana üstün başın kirlenirse bir daha sana kıyafet almam demedim mi ben sana?!"
"Anne yemin ederim üzerime sıçradı su, ben bilerek yapmadım!'
Çenesinden sertçe tutup yere ittiğinde avuçlarının üzerine düştü Azra.
"Ben şimdi gösteririm sana bak bir daha üstünü kirletebiliyor musun? Geç banyoya çabuk!"
Azra banyoya gittiğinde kirlenen kıyafetini bir köşeye çıkarıp taburenin üzerine oturdu. Annesi daha önce de buna benzer bir şey yapmıştı. Üstü kirlendi diye onu sıcaklığı çok fazla olan bir suyla yıkamıştı.
Annesi banyoya girer girmez suyu açmış kovaya dolmasını beklemişti. Azra'nın ona umutla bakan suratına bir kez olsun bakmazken soğuk suyu doldurduğu maşrapayı başından aşağı döktü.
Soğuk suyla titreyen bedeni ile oturduğu yerden kalkmak istedi Azra. Kafasına vurup, kalkmasına engel oldu kadın.
"Donda aklın başına gelsin, ben senle uğraşmak zorunda mıyım her akşam!" Aynı işlemi birkaç kez yaptığında buz gib olan bedeni titremeye başladı.
Annesinin bu işkencesini yarıda kesen şey kapının çalması olmuştu.
"Bekle sakın çıkma dışarı." Diyerek kapıyı açmaya giden kadın, az sonra geldiğinde "Sakın buradan çıkmıyorsun, o sesini de kes. Bugün ki cezan bu senin Azra! Burada kalacaksın!"
"Anne nolursun, çok üşüyorum nolur çıkayım!" Annesi banyodan çıkıp kapısını kitledi. Azra kapıya vurdu defalarca üzerine kapanan ışıkla soğuk banyoda kaldı.
Sabaha kadar.
*
Bu ilk dibe batışım değildi. Hayatımda hep biraz daha kötüsünü yaşadığım olaylar olmuştu. Bu kadar şeyi yaşadıktan sonra nefes aldığıma, yaşadığıma şükreder hale gelmiştim. Ama şimdi olaylar hiç planladığım gibi gitmiyordu.
Sonunu bilmediğim dipsiz bir kuyunun son noktasına ulaşmış gibi hissediyordum. Boğazın serin sularına ilk girişimdi. Soğuk ile aram çocukluğumdan bu yana iyi değildi. Sudan ise nefret ederdim. Bedenimin ıslanması bana rahatsızlık verirdi.
Islanmak, yağmurun altında kalmak sabaha kadar kaldığım soğuk banyoyu hatırlatırdı bana. Denizi izlemek ne kadar huzur verse de hiçbir zaman içinde olmayı istemezdim.
Şimdi ise o tuzlu suyun genzime kaçtığını hissettiğimde kendimi kurtaracak bir yol bulamıyordum. Kollarımı ve bacaklarımı hareket ettirmek beni suyun üstünde tutmak yerine daha da aşağı çekiyordu. Kısa bir an kafamı suyun üstünde tutabildiğimde derin bir nefes doldu ciğerlerime.
Ama bu beni ne kadar hayatta tutabilirdi bilmiyordum. Soğuktu su, buz gibiydi. Karanlıktı. Ve bu karanlık beni ölesiye korkutuyordu. Ölüm yakama yapışmıştı. Çekip kendimi kurtaramıyordum.
Bir an için kendimi düşünmedim. O yaşlı gözlerin sahibi düştü zihnime. Melda Erdem. Kızı öldüğü için senelerce göz yaşı döken, asla içinde kapanmayacak bir yaraya sahip olan o kadın, bu sefer ne hissederdi?
Boğazın serin sularında saniyeler sonra can verme ihtimali yüksek olan bedenimi gördüğünde ne tepki verirdi? Dalgaların sesi, çırpınışlarım hepsi tek tek kesilmeye başladığında bedenimi esir alan yorgunluk hareketlerimi yavaşlattı.
Yolun sonu?
Her şeyin son bulduğu bu nokta bana korku veriyordu. Her insan ölümden korkardı. Yaşamak her ne kadar zor olsa da nefes almak her zaman iyi gelirdi. Şimdi ise son nefesini alıyor olduğunu bilmek dünyanın en çaresiz insanı olmana neden oluyordu.
Bir ses, çok uzaklardan gelen bu ses hayal mi gerçek miydi bilmiyordum.
"Lanet olsun çok karanlık!" Avazı çıktığı kadar bağıran biri vardı.
"Bulamıyorum Allah kahretmesin bulamıyorum onu!"
Birileri beni arıyordu. Hiç ışık yoktu.
"Yalvarırım! Yardım et, onu bulayım yardım et!"
Ciğerlerim de ki o acı bu zamana kadar yaşadığım en kötü acıyı bana verdiğinde koltuk altlarımdan tutulup suyun üzerine çıkarılmamla daha da can yakıcı olmaya başladı.
"BULDUM!" Diye bağırdı beni kurtaran o ses. Umudun sesi buydu benim için.
"Nefes al Azra! Nefe al!"
Beni tutan beden nefes nefeseydi, hem beni kenara çekmeye çalışıyor hem de boğazın hırçın dalgalarıyla baş etmeye çalışıyordu.
"Azra, uyansana Azra! Duyuyor musun beni? Nefes al nefes!"
Başka biri beni suyun dışına çıkardığında soğuğu daha çok hissetmeye başladım. Bedenim yana çevrildi, bir el sırtıma kuvvetli bir şekilde vurmaya başladı. Ciğerlerime dolan su boğazımda büyük bir baskı yaratıyordu.
"Hayır, hayır biz bunun acısını çok çektik bir daha olmaz hayır olamaz! Azra duyuyor musun olamaz?!"
Onlar ölümün acısını çekmişken ben yaşamanın verdiği acıları çekmiştim.
Kuvvetli bir sarsıntı ile şiddetli bir şekilde öksürmeye başladım. Ağzımdan ve burnumdan yuttuğum sular çıkarken, aynı anda da nefes almaya çalışıyordum.
"Allahım çok şükür.. devam et Azra! Öksür, hadi nefes al Azra, lütfen."
Öksürüklerim devam ederken kısıkça aralanan gözlerimle karanlıkta zor olsa da beni kurtaranın kim olduğuna baktım. Efe ve Ege buradaydı. İkisi de baş ucumda duruyor sürekli bir şeyler söylüyorlardı.
"Azra bir şey söyle lütfen?"
Ağzımı açıp tek kelime etmedim. Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışıyordum. Bedenimi büyük bir titreme aldığında hangisi bilmiyorum ama biri beni kucağına alarak sıkıca sarıldı.
"Gerçekten, bir gün bizi kalpten götüreceksin Azra." Yürümeye başladığında ona cevap vermek istesem de veremedim.
"Gecenin bir vakti bize haber vermeden dışarı çıkmakta ne demek?"
"Şuan sırası değil, bari şimdi yapma. Ne halde görmüyor musun? Bir an önce arabaya koyalım yoksa donacak!"
Sinirli bir ses ona cevap verdi.
"Şuan ne yapıyorum ben gerizekalı? Çok konuşmada şu arabanın kapısını aç. Polise haber vermeyi unutma, şu şerefsizleri gelip alsınlar."
"Merak etme o iş ben de. Eve gider gitmez abime haber verelim."
Arabaya bindirildiğimde başım birinin dizine yaslıyken gözlerimi araladım. Sürücü koltuğunda hangi vardı dikkatli bakmam gerekiyordu. Çünkü Efe ve Ege birbirinin kopyasıydı.
"İyi misin Azra?" Kendime geldiğimde algılamakta geç kalmadım. Bana sadece Azra diyen tek bir kişi vardı.
Ege.
Saçları, üstü başı sırılsıklamdı. Beni Ege kurtarmıştı. Karanlıkta tam da hayattan vazgeçtiğim sırada o elimden tutmuştu.
"Ege.." diye seslendim "Zorlama kendini, eve gidiyoruz." Dedi
"Beni nereden buldun?"
"Boşver şimdi bunları, iyi misin?"
"Üşüyorum," dedim Efe "Isıtıcıyı yükselttim. İki dakikamız kaldı."
"Bir anda arkamda belirdiler Ege, yemin ederim onlara herhangi bir şey yapmadım ben." Neden ona öyle bir açıklama yaptığımın hiç farkında değildim.
Ege'ye açıklama yapmak zorunda da değildim.
Efe arabayı durduğunda hemen arabadan indi ve evin içine doğru koşar adım ilerledi. Doğrulamaya çalıştığımda bana yardımcı oldu. Islanan saçlarımı yüzümden uzaklaştırdım. Mert'in taktığı bandaj açılmıştı.
"Bana bak," dedi Ege arabadan inmek üzereyken "Bir daha yüzme bilmiyorsan denize bu kadar yaklaşma, duydun mu beni?"
Cümlesini bitirir bitirmez arabadan indiğinde benim tarafımda olan kapı hızla açıldı. Yarı oturur pozisyonda başıma gelenleri sindirmeye çalışıyordum.
"Ece, iyi misin abicim?" Bakışlarım Mert'e döndü. Uyku sersemi görüntüsüne endişe eden suratı eklenmişti.
"Siz iki akıllı eve getirmek yerine neden hastaneye götürmediniz Ece'yi?" Diye bağırdı Efe ve Ege'ye.
"İstemiyorum," dedim "Hastaneye gitmek istemiyorum, hem ben iyiyim.." dediğimde öksürük krizine girmem benim ne kadar yalancı olduğumu ortaya koymuştu.
Mert uzanıp arabanın içinden beni kucağına aldığında Batuhan'ı gördüm.
"Ece ne oldu sana?" Herkes evde ve odasında sandığı beni bu şekilde görmeyi beklemiyordu.
Mert beni hızla eve taşıdığında arkamızdan Batuhan geldi. Kapıdan girer girmez merdivenlerden inen Melda hanım, Çağrı bey ve Atlas'ı görmek, birazdan tutulacağım sorgunun bir fragmanı gibiydi.
"Kızım!"
"Ece!"
Aynı anda konuştuklarında kulaklarımı kapatmak istedim. Giriş katında bulunan odalardan birine girdiğimiz de yatağın üzerine bıraktı Mert beni. Ardından Melda hanım geldi yanıma.
"Ecem annecim ne oldu sana? İyi misin?" Hepsi olanları algılamaya çalışıyordu. Başıma bu zamana kadar çok şey gelsede annem iyi misin diye sormazdı. İnsan kötü ettiğine iyi misin demezdi zaten.
"İyiyim," dediğimde "Ece'ye aldığım kıyafetlerden getirin hemen!" Kapının önünde duran görevli kadına seslendikten sonra bana sıkıca sarıldı. "Kızım buz gibi olmuşsun!" Beni ısıtmaya çalıştığında ona engel olmadım.
"Çocuklar ne oluyor?" Diye sordu Çağrı bey.
Ege yoktu.
Efe "Baba, biraz önce güvenlik ev telefonunu aradı. Uyanık olduğum için telefona baktım. Ece'nin evden çıktığını söyledi. Bilgi vermek istemiş, hepiniz uyuduğunuz için Ege'ye haber verdim ben de peşinden gidelim diye." Dedi.
"Kızım," dedi Melda hanım "Bizi terk mi edecektin?"
Gözleri dolduğunda Çağrı bey Ege'ye devam etmesini söyledi.
"Arabalardan birine binip hemen peşinden gittik. Gidebileceği en yakın yerin sahil olduğunu söyledi Efe. Biz de oraya gittik. İyi ki gitmişiz baba," Dediğinde görevli kadın kıyafet getirmişti.
"Tamam," dedi kendini toparlamaya çalışan Melda hanım "Şimdi dışarı çıkın orada konuşun. Beni Ece ile yalnız bırakır mısınız?"
Çağrı bey "Melda, ben kalsaydım?" Diye sordu.
"Birazdan hayatım." Cevabını alınca çocuklarının alarak dışarı çıktı.
"Öncelikle üzerine değiştirelim kızım." Islak kıyafetlerden bir an önce kurtulmak için odada bulunan banyoya girdim.
Üzerimi değiştirdikten sonra havlulardan birini başıma sardım. Başım o kadar çok ağrıyordu ki.. uyumak şuanda olmasını istediğim en büyük şeydi.
Banyodan çıktıktan sonra yatağın üzerine bağdaş kurup oturdum. O bana bir şeyler söylemeden ben söze girdim.
"Yaptığım şey size mantıksız geliyor farkındayım ama bir an bu evde çok bunaldım. Yabancı, tanımadığınız birinin evinde kaldınız mı bilmiyorum ama.. Ben o evde ne kadar mutsuz olsam da bu gece gerçekten yerimi çok yadırgadım. Sizi sürekli aynı şeyleri söyleyerek üzmek istemiyorum ama.. benim için yeni tanıştığım bir insandan farkınız yok. Aynı şeyler sizin içinde geçerli olmalı.."
Yanıma oturdu. Soluksuz yaptığım bu konuşma içimdekileri biraz olsun dökmeme yardımcı olmuştu.
"Bundan tam on sekiz sene önce sizi dünyaya getirdiğim için o kadar mutlu ve heyecanlıydım ki Ece.." Eskileri merak etmiyor değildim.
Canımı yakacağından korksamda, gerçekler hep can yakacağı için bu konuşmadan kaçmamam gerekiyordu.
"Üçüz olduğunuz için solunum desteğine ihtiyacınız olduğunu söyledi doktorlar. Sen kardeşlerine göre daha zayıftın, onların gelişimi sana göre daha iyiydi. Seni iki kere görebildim. Biri doğduğun an, diğeri de doktorlara ricalarım sonucu yoğun bakıma girmem ile oldu. Hemşireler seni kucağıma verdiğinde mutlu oldum ama çok korktum."
Korkusunun nedenini bilmesem de hisleri onu yanıltmamıştı.
"O kadar küçüktün ki sana zarar veririm canını yakarım diye çok endişelendim. Sadece birkaç saat geçti aradan Ece. Birkaç saat sonra yeniden sizi görmek istediğimde beni içeri almadılar. Baban doktorlarla kavga etti, doktorlar şuan üçüzlerden birinin durumunun kritik olduğunu ve müdahale ettiklerini söylediklerinde kalbime o an bir acı düştü. Hissettim sanki, sadece senin adın çıktı dudaklarımdan."
Yeni doğum yapmış bir kadının psikolojisinin diğerlerine göre daha hassas olduğunu duymuştum. Böyle bir anda kim bilir neler hissetmişti?
"Sonra doktorlar çıktı odadan. Yüzlerini görmem yetti Ece. Orada düşüp bayılmışım, uyandığımda seni sardıkları o beyaz bez parçasına sarıldım dakikalarca, baban ile perişan bir haldeydik. Hayatımda daha önce hiç böyle büyük bir acı yaşamadım ben Ece. Her acı geçiyordu ama senin yokluğunun acısı hiçbir zaman geçmedi."
Acı çektiklerini biliyordum. Hala gözümün önünde bana bakarken acı çekmeye devam ediyordu. Ama bunların bir sorumlusu olmalıydı.
"Ve söylediklerinde haklı olduğunu söylemekten başka bir şey gelmiyor elimden Ece. İsmini söylemek için bu kadar sene bekledim. Kardeşlerin için de bizim içinde seni karşımızda görmek büyük mutluluk. Yaşıyorsun ve nefes alıyorsun. İnsanlar birbirini tanıdıkça yabancılık hissi kaybolur. Sen de öyle. Bize alıştıkça içinde ki bu hisler yok olacak sana söz veriyorum. Bunun üstesinden beraber geleceğiz."
Söylediklerinde tek bir yanlış yoktu.
"Ama şimdi bana sana ne olduğunu anlat." Dedi.
"Deniz kenarına gittiğimi söyledim size, hava almak istedim. Kayalıkarın orada iki ayyaş vardı. Üzerime geldiler, biri bana yaklaşmaya çalışınca itmek istedim ama gücüm yetmedi. Diğer adamda beni denize attı." O anlar tekrar tüylerimi ürpertti.
"Yüzme bilmiyorsun.." dedi kendi kendine "O adamlar nerede şimdi? Ege ve Efe polise haber verdi mi?" Sinirlenmişti. Ayağa kalkarak kapıyı açtı, hepsi kapının önünde bekliyordu. Konuştuklarımızı yüksek bir ihtimalle duymuşlardı.
"Haber verdik anne. Abim şimdi karakola gitti." Dedi Efe.
"Ulan böylelerini polise vermek yerine benim elime vereceksin, sen kimsin de benim kardeşime dokunuyorsun şerefsiz?" Batuhan söylenerek odadan içeri girdi.
"Canın yanıyor mu?" Dedi yanağımı okşayarak "İyiyim. Bu saatte benim için uğraşmasına gerek yoktu." Dedim.
"Uğraşmak mı?" Dedi Çağrı bey "O serseriler sana zarar verecek ve biz hiçbir şey yapmadan duracak mıydık Ece'm?"
Dilimin ucuna kadar zor gelse de "Teşekkür ederim." Dedim.
Mert, kapıya sırtını yaslamış beni izliyordu.
"Konuşmanız bittiyse eğer başına pansuman yapmam gerekiyor. Efe, çantamı getir."
Ağzımın içinde homurdandım "Doktor olduğunu birkaç dakika unutsan olmazdı sanki."
Duymuş olmalıydı ki "Altı sene boşuna okumadım ya Atarlı?" Dedi.
"Pansuman falan istemiyorum ben," dedim tripli bir şekilde.
"Cık, olmaz." Dedi Efe'nin getirdiği çantayı alırken.
"Çok acıyacak mi?" Dedi Çağrı bey.
"Bunun acısından ne olur? Alışkınım ben. Bu sinek ısırığı gibi kalır yanında." Pamuğu yaraya bastırdığında dişlerimi sıktım.
"Yavaş olsana ya hayvan mısın sen?" Ağzımdan kaçan şey Mert hariç özellikle Batuhan'ın oldukça fazla gülmesine neden olurken o kaşlarını çattı.
"Terbiyesiz misin sen? Abi ile böyle konuşulur mu hiç? Kızdırma beni yoksa sana iğne yaparım.."
Kusuyormuş gibi yaptım "ıyy çocuk muyum ben? Eskimedi hala bu tehdit?"
"Hayır eskimedi," dedi "Umarım bir an önce eski olur o zaman." Dedim inatla.
İşini bitirdikten sonra kaldığım odaya geri döndüm. Yatağa uzandığımda Çağrı bey üzerimi örtükten sonra başımın üzerini öptü.
"Mis gibisin babacım, dünyada ki her şeyden daha güzelsin."
Yüzümde herhangi bir oynama olmadı ama annesine babasının nerede olduğunu soran o küçük Azra'nın yüzünde güller açtı.
"İyi geceler bebeğim." Dedi Melda hanım.
"Bir şey olursa hemen karşında ki odadayım Ece." Dedi Batuhan.
"Tamam," dedim bu iyi akşamlar muhabetinin bir an önce son bulması için.
En son Efe kaldığında "Uyuyacağım. Sende uykunu böldün benim yüzümden." Kibarca odadan kovduğumda "Bu hissi sevdim," dedi.
"Hangi hissi?"
"Yan odanda uyuyan kardeşinin nefes aldığını, yaşadığını bilmek.."
"Odasının ışığı yanan oda," diye sordum "Senin odan değil miydi?"
Başını iki yana salladı.
"Aramızda kalsın. O oda Ege'nin. Senin yokluğunu ilk fark eden o oldu."
Burnundan getirmeye yemin ettiğim Ege beni kurtarmıştı.
Bundan sonra, onla aram nasıl olurdu bilmiyorum ama hayatımı kurtarmıştı.
Ona artık bir can borcum vardı.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |