11. Bölüm

11.

Zeynep
zeydck

Efe ile konuştuktan sonra dinlenmem ve uyumam için odadan çıkmıştı. Uzanıp uyumayı denemiştim ama başarılı olmamıştım. Bedenim yorgundu ama zihnimde dönüp duranlar yüzünden gözüme uyku denen şey asla girmiyordu.

 

Yadırgamam çok normaldi. İki gün önce bir cehennemin içindeyken şimdi adeta bir cennete düşmüştüm. Şansız biri olarak görsem de kendimi, şimdi dünyanın en şanslı insanı sayılabilirdim. Halimden memnun değildim tam olarak. Ama birilerini suçlamak bana daha çok acı veriyordu.

 

Her şeyin bir aması ya da keşke vardı. Ama bunları geriye alamıyordum. İşte tam bu noktada kabullenemiyordum bir şeyleri. En ufak bir şeyi dahi yapmasını ben bilmezken diğerleri biliyordu. Benim onlardan farkım neydi?

 

Biyolojik olarak ben de bir Erdemdim. Ama bana bunun getirdiği hiçbir ayrıcalık yoktu. Lüks yaşamda gözüm yoktu. Özendiğim ve en çok yaşamak istediğim şey mutlu bir ailenin için de onlar gibi mutlu bir çocuk olarak büyümekti.

 

Duramadım.

 

Uzandığım yerden kalktım. Üzerimi düzelttim, camı açtım. Hatta bu yetmedi. Odanın bir balkonu vardı. Ortalama bir büyüklükte olan balkona çıktım. Midem kazınmaya başlamıştı. Zorla, ilaç içeceğim için yedirdikleri şeylerden sonra acıkmam çok normaldi.

 

Ölümün kıyısından dönen birine göre çok normal davranıyordum. Ağlamam kendimi boşaltmam gerekiyordu. Ama içimden ağlamak gelmiyordu. Aptal bir boşluk hissi vardı içimde. Hiçbir şey yapmak istemiyordum.

 

Balkondan içeri girdiğimde midemin guruldama sesi kulaklarıma ulaştı. Hiç çekinme gereği duymadan odadan çıkıp mutfağa gittim. Buzdolabını açtığımda beni büyük bir boşluk karşılamadı. İçinde envai çeşit ürünlerin olduğu bir dolap karşıladı.

 

Güldüm, birkaç saniye gülmeme engel olamadım hatta.

 

Hayat çok tuhaftı.

 

Cam kaplara konan akşamdan kalmış yemeklerden birini çıkardım. Isıtmak için ocak yerine mikrodalga fırına attım. O ısınırken dolaptan kendime içecek aldım. İçeceği masaya bıraktım.

 

Çekmeceleri karıştırıp içinden çatal kaşık aldım. Ama gözüme yeterli gelmedi. Dolabı yeniden açtım. Yoğurt çıkardım. Yoğurdu bir kaseye koymak yerine ısınan yemeğin yanına koydum.

 

Et yemeğini yerken oldukça keyifli hissediyordum. Tavuğa bile razıydım. Et o kadar güzeldi ki.. yanına da patates püresi yapmışlardı.

 

Akşamları sadece marketten aldığı aburcuları yiyen midem bayram ediyor olmalıydı.

 

İçeceğimden bir yudum aldığım sırada mutfağın ışığı yandı. Teneke kutusu ağzımda öylece kalırken gelen kişiyi görmezden gelmeye çalıştım. Ocağın üstünde yanan bir ışık vardı sadece mutfakta. Bu yüzden içeride birinin olduğunu fark etmediği belliydi.

 

Beni görünce şaşırdı. Ardından yediklerime baktı tek tek. Ona tuhaf gelmişti. Mutfak dolaplarından birini açarak içinden kase çıkardı. Ardından bir diğer dolaptan bardak. İkisini de önüme koyduktan sonra konuştu.

 

"Umarım yerlerini bilmediğin için kullanmamışsındır." Dedi üsten bir bakış atarak. Evet bilmiyordum. Arasam yerini bulabilirdim ama yapmamıştım.

 

"Evet bilmiyorum," dedim. "Bilsem de böyle yemeye devam edeceğim."

 

Yemeğimden bir kaşık daha aldım ve onu görmezden gelmeye çalıştım. Bana yaptığı iyilikten sonra onunla bir süre uğraşmak istemiyordum.

 

"Görgüsüz müsün sen?"

 

Tehlike çanları Ege için çalmaya başladığında onu duymamak için kendimi zorlamaya başladım.

 

Yemek çok güzel.

 

Sakin ol.

 

"Al lazım olur, gerçi ağzını koluna silmezsen tabii." Peçetelikten aldığı peçeteyi önüme fırlattığında çatalı elimde sıkı sıkı tuttum.

 

"Ege yemin ederim o gözünü, bana görgüsüz diyen ağzını, peçete fırlatan elini delik deşik ederim. Sataşmasana oğlum bana!" İçimde ki sokak kızı buraya kadar sabır etmişti.

 

Sırıttı.

 

Bunu özellikle gözlerimin içine bakarak yaptı.

 

"Oğlum mu? Sen hiçbir şeyi bilmiyor musun? Dağda mı büyüdün? Ayrıca bu saatte yemek yemekte ne demek?"

 

Sakin ol Azra.

 

Ve düşün.

 

Ege aptal rolü yapsada kesinlikle aptal biri değildi. Şuan yaptığı şeyler çok saçmaydı. Bunu yapma nedenini öğrenmem gerekiyordu. Gerçi benimle uğraşması için onun bir nedene ihtiyacı yoktu.

 

Çünkü elinde sağlam bir neden vardı. Kural buydu. Bir yerde sonradan gelen kişi sevilmezdi. Ve şanlıydı ki ben sevilmemeye alışkın, bunu kafaya takmayacak bir kızdım.

 

"Seni ilgilendiren şeylerle ilgilen Ege, uza hadi."

 

Uyku ve yemek bu hayatta her şeyden daha önemliydi.

 

"Konuşmasını bilmez misin sen Azra? Bu aile olmadan da öğrenebileceğin temel bir neden."

 

İleri gitmeye çalışıyordu.

 

"Senin ailen var da ne olmuş? İnsanlarla öküz gibi konuşulmaması gerektiğini öğrenememişsin. Sen git bir kendini yargıla bana sıra gelirse konuşursun."

 

Keyifle sırıttım. İnadına yoğurt kabından kaşıkla yoğurt alıp gözünün içine baka baka yedim.

 

"İğrençsin."

 

"Teşekkürler."

 

Bu sefer dolabı açarak içinden bir su aldı. Bardaklardan birine suyu boşalttıktan sonra tezgaha yaslanarak suyunu içti.

 

"Ah be Ege ayakta bir şey yiyip içilmez bunu da mı öğretmedi ailen sana?"

 

Bardak ağzında kalırken bozuntuya vermemeye çalıştı.

 

"Beni çabuk etkilemeyi başardın demek ki."

 

İçten bir şekilde güldük ikimizde bir an. Sonra neye, kime güldüğümüzü anlayınca aynı anda kaşlarımız çatıldı ve ciddileştik.

 

"Suyunu içtiysen çık git mutfaktan." Dedim. Başımda biri izlerken yemek yemeyi sevmiyordum.

 

"Evimin her köşesinde istediğim süre dururum, rahatsız oluyorsan misafir odana dönebilirsin."

 

Boynumu sağa sola eğerek gerilen bedenimi gevşetmeye çalıştım.

 

"Ege çok kaşınıyorsun, sana biraz önce oluşan parmak ucu kadar bir saygım var. Beni çıldırtma."

 

Sonunda asıl hislerimi söylediğimde rahatlamıştım.

 

"Kendini bana karşı borçlu falan mı hissediyorsun sen?" Dedi ciddileşerek "Ben oraya Efe istedi diye gittim. Kim olsa orada yardım ederdim. İnsan olan herkes yardım eder Azra."

 

Yalan söylüyordu.

 

Efe bana onun beni fark ettiğini ve peşinden gitmelerini söyleyen kişinin o olduğunu söylemişti.

 

Efe, Ege ile aramın iyi olması için yalan söyler miydi ki?

 

Kardeşini tanımıyorsun ki Azra, belki yalan söyleyen o.

 

"Bunu Efe de yapabilirdi."

 

"Evet bunu Efe de yapardı ama ben milli bir yüzücüyüm, suyla aram ondan daha iyi. Olayları kişisel algılama."

 

Bozulduğunu belli etmemek zordu. Bu yüzden yemek yemeye devam ettim. Her lokma boğazımdan zorla geçiyordu. Birkaç saniye sonra tabak bitince oyalanacak bir şeyimde kalmamıştı.

 

"Hayatımı kurtardın diye neden sana can borcum olsun ki?" Dedim onunla konuşurken her zaman kullandığım alayvari dil ile.

 

"Sen de kendini önemli biri zannetme Ege."

 

Masayı öyleyece bırakarak kalktım. Gerçekten zehir zıkkım olmuştu yediklerim. O orada olmasaydı masayı toplardım ama içimden gelmemişti.

 

Salondan geçerken evin kapısı aralandı.

 

Atlas gelmişti.

 

"Güzelim iyi misin? Neden ayaktasın?"

 

Yanıma geldi.

 

"İyiyim." Dedim "Uyku tutmadı, karnım acıktı." Dedim.

 

"Afiyet olsun güzelim." Dedi.

 

"Bu saatte seni uğraştırdım, zamanın boşa gitti."

 

Teşekkür ederim Atlas.

 

"Onları içeri tıkmadan rahat edemezdim." Dedi.

 

"Tutuklandılar mı?"

 

"Nöbetçi ceza mahkemesine sevk edildiler. Abin iyi bir avukat küçük hanım."

 

Dışarıda dolaşamayacaklardı. Başkalarını rahatsız edemeyeceklerdi.

 

"Başıma kötü bir şey gelse de iyi bir şeye neden oldu sanırım." Dedim.

 

"Öyle denilebilir. Ama sen yine de başına bir şey gelmemesi için tek başına hareket etme olur mu? Bunda hiçbir suçunun olmadığını biliyorum ama.. artık sokaklarımız kadınlarımız için hiç güvenli değil Ece. Şuan karşımda da olmayabilirdin."

 

İçimde ki Azra duramadı ve konuştu.

 

"Neyse ki ölü bir Azra'ya alışıksınız." Deyiverdim.

 

Kaşlarını çattı hemen. Anlının ortasında bir damar belirgin hale geldi. Şu kısa sürede onu daha önce hiç bu kadar ciddi görmemiştim.

 

"Abin olarak sana ilk kızmamı gerçekleştirmek istiyorum ama kıyamam." Dedi.

 

Keşke bu evdeki herkes senin gibi düşünseydi Atlas. Ege'den sonra Atlas'ı görmek bana daha iyi gelmişti.

 

"Yüzün gülümsüyor ama gözlerin hüzünlü bakıyor abicim." Dedi.

 

Bir de içimde dönen fırtınalardan haberi olsa ne derdi kim bilir.

 

"Abi geldin mi?" Dedi Ege. Onu görür görmez gözlerimi devirdim. Atlas bunu görmüştü.

 

"Geldim, sen neden ayaktasın?" Diye sordu.

 

"Susadım o yüzden."Dedi Ege. "Susamam iyi olmuş mutfakta fare yakaladım."

 

"Ya bak yemin ederim bu üç oldu! Şimdi seni dövmezsem gerçekten bana Azra demesinler!" Ege'ye Atlas dan daha yakın olduğum için üzerine adeta atladım.

 

Kocaman olan Ege bile bu hareketimi beklemediği için beraber yeri boylamamız kaçınılmaz oldu. Düşerken refleks olarak beni tuttuğunda sırtının yere çarpması ile başım da göğsüne çarptı.

 

"Yavaş olsana hayvan!" Üzerine atlayan ben değilmişim gibi bir de üste çıkıyordum.

 

Huyumda vardı asla haksız olamazdım.

 

İlk toparlanan ben olurken elim kısa saçlarına gitti.

 

"Ben sana beni daha fazla sınama defolup odana git demedim mi? Ne sataşıp duruyorsun gerizekalı aptal!"

 

Ege "Napıyorsun kızım sen akşam akşam? Deli gücü mü var sen de ya!" Diyerek beni üzerinden itmeye çalışıyordu.

 

"Bir de deli diyor hala ya!!" Çığlık atarak saçını çekmeye devam ederken daha erken gelmesini beklediğim Atlas Erdem'in hamlesi Ege'nin beni üstünden atması ile geldi.

 

Benden gelecek yeni bir hamleyi anında engelleyerek belimden tutup havaya kaldırdı. Bu hareketi hiç zorlanmadan yapması ayrı bir tuhaftı.

 

"Ece güzelim bir durur musun yerinde?"

 

"Kardeşine bir şey söyle!" Dedim.

 

"Ege kalk sen de yerden." Ege yerden kalkarken aramızda ki öldürücü bakışlar eksik olmuyordu.

 

"Napıyorsunuz siz? Kendinize gelin. Ege, Ece'ye fare falan deme, Ece sen de kardeşinin üzerine atlama!"

 

Küçük bir çocuğu uyarır gibi bizi azarladığında hırsla merdivenlerden çıktım. Çıkarken söylenmeye devam ediyordum.

 

"Sen var ya, bittin bundan sonra oğlum."

 

Kendi söylenmemden odalarından kafalarını uzatıp bana bakan diğerlerini görmemiştim. Fark ettiğimde bu kadar sese uyandıklarını ancak yanımıza neden gelmediklerine bir anlam verememiştim.

 

Çağrı bey aralarında tek halinden mutlu olan gibi bakarak "İyi geceler güzel kızım," dedi.

 

Ama ben odağımı babasının altında kalmayan ve sesli bir şekilde kahkaha atan Batuhan'a çevirdim.

 

"Aşağıda sitcom mu çevirdim? Ne gülüyorsun ya!"

 

"Tamam, tamam. Şimdi gelip beni de dövme güzellik iyi geceler."

 

Bu ailede hepsinin sorunları vardı. Odanın kapısını sertçe açıp sertçe de kapattım. Kilidini sonuna kadar kapatıp kendimi yatağın içine attım.

 

Bir günün daha resmi olarak sonuna gelmiştim.

 

*

 

Günlerdir hep yorgun olarak yatağa girmiştim. Bu sefer de yatağa yorgun girmiştim ama uyurken hiç rahatsız hissetmemiştim. Odamın kapısını baskın yapar gibi açan biri olur, ya da eve tanımadığım bir adam gelir korkusu olmadan uyumak çok iyi gelmişti.

 

Uyandığımda saat ona geliyordu. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra ne yapacağımı bilmediğim için odada bir süre boş boş durmuştum.

 

Kapım sert olmayan birkaç vuruşla çalındığında tam bu noktada 'içeri gir' demem gerektiği için gerekeni yaptım. Melda hanım tüm mükemmeliğiyle karşımda duruyordu. Üzerinde mavi bir kalem elbise vardı. Birazdan dışarı çıkacak gibi duruyordu.

 

İki elinde de mağaza poşetleri vardı. Markaları daha önce duyduğum için pahalı markaları amblemlerinden tanımıştım.

 

"Günaydın Ece'm, nasılsın bir tanem?" Tüm pozitifliği ve samimiyeti ile beni selamladığında içimin bir hoş olduğunu söylemeliydim.

 

İster istemez ona ayn şekilde karşılık verdim. Kendi çapımda.

 

"Günaydın, gayet iyiyim."

 

"Çok sevindim annecim, sana ufak çaplı bir alışveriş yaptım. Devamını senle öğlen yapacağız. Bakalım beğenecek misin?"

 

Bunlara ne gerek olduğunu söylemeyecektim. Çünkü giyecek kıyafetim yoktu.

 

Torbaları tek tek açarak bana aldıklarını gösteriyordu. Asla daha önce giymediğim gündelik elbiselere uzaylı gibi bakarken bakışlarıma göre diğer seçeneklere geçiyordu. İçlerinde bir takım bulduğumda yüzümde ki ifade ile hemen üzerime tuttu.

 

"Bedenini tahmin etmişimdir umarım. Sporcuların sahip olduğu bir fiziğe sahipsin." Dediğinde "Aslında ben voleybol oynuyordum." Dedim.

 

Benimle ilgili yeni bir şey öğrendiği için genişçe gülümsedi.

 

"Öyle mi? Çok sevindim annecim. Hangi kulüpte oynuyorsun? Antrenmanlarını aksatmamalısın."

 

Keşke dedim içimden, bir kulüpte oynasaydım..

 

“Herhangi bir kulüpte oynamıyorum. Okul takımındaydım. Liseler arası maçlarda okul birinciliğimiz var.”

 

Hayatta ki tek başarım bu olabilirdi.

 

“Neden oynamıyorsun diye sormak istemiyorum. Seni en yakın zamanda, hatta Pazartesi günü okulda ki yeni spor hocanla konuşup güzel bir kulübe yazdırıyoruz. Olur mu?”

 

Teklifin mükemmelliği ile duygulanmadan edememiştim. Bu benim hayalimdi. Hayalim ellerimden kayıp giderken onu bir daha yakalayacağımı zannetmiştim ama Melda hanım onu tam zamanında yakalamış, şimdi bana altın tepside sunuyordu.

 

“Gerçekten mi?” diye sordum “Bu kadar çabuk hareket edebilir miyiz?”

 

“Tabii ki kızım, voleybolu ne kadar sevdiğin gözlerinden okunuyor. Seni mutlu eden şeyin peşini asla bırakmam. Bu hayatta ki tek amacım sizi mutlu etmek.”

 

Heyecandan yerimde duramayacak gibi hissediyordum.

 

“Çok,” dedim sesim titrerken “Çok teşekkür ederim..” derin bir nefes aldım. “Ben hayalimden vazgeçmiştim. Çünkü kendime ayıracak bir saatim dahi yoktu..”

 

Sorumluluklarım vardı. Ama sorumluluklar bir gecede üzerimden alınmıştı. Bunun verdiği rahatlıkla, onların bana sağladığı imkan ile her şeyi yapabilecek gibi duruyordum ve bu gerçek anlamda inanılmazdı.

 

“Yeter ki iste Ece..” dedi “İçinde ukde kalan her neyse yapmaya hazırım.”

 

Başımı salladım. Seçtiği takımı giymem için odadan çıktığında üzerimi değiştirdim. Saçlarımı düzgün bir şekilde bağladıktan sonra Melda hanım yeniden içeri girdi.

 

“Üçüzlerini uyandırmak ister misin?”

 

Ege’yi uyandırmak mı?

 

Asla.

 

“Dün geceden sonra iyi bir başlangıç yapmak isteyebilirsin diye düşündüm Ececim. Kardeşlerin de seninle aynı katta. Ben yemek odasında sizi bekliyor olacağım.”

 

Cevap hakkı vermeden odadan gittiğinde büyük bir oflama çıktı ağzımdan. Efe’yi uyandırabilirdim.

Dün gece odasından ışık sızan odayı es geçtim. Orası belli ki Ege’nin odasıydı. Kapıyı çalıp odaya girdim. Gayet düzgün bir şekilde uyuyan Efe’nin dibine kadar girdim.

 

Omzundan üç dört kere dürttüm. Homurdanarak uyumaya devam etti.

 

“Kalksana ya, ayı gibi uyuyorsun.”

 

Gözlerini aniden açtı.

 

“Rüyalar gerçek oldu demek ki..” dedi uykulu sesle.

 

“Rüyalar gerçek mi oldu bilmem ama annen kalksın bir an önce dedi, haberin olsun.”

 

“Tamam,” dedi “Sen uyandırdığın için tabii ki kalkacağım.”

 

Esnedikten sonra oturur pozisyona geldi. Ona sormam gereken şeyleri bu arada sorabilirdim.

 

“Efe.”

 

“Efendim?” dedi kendine gelmeye çalışarak .

 

“Yalancı bir insan mısın?”

 

Şuan ‘ne alaka ya’ diye düşündüğümden emindim.

 

“Değilim, neden sordun?”

 

“Emin misin? Seni tanımıyorum diye beni kekliyorsan eğer seni de döverim.”

 

Dün kapısı açık olanlardan biri o olduğu için ettiğimiz kavgadan da haberi vardı.

 

“Birincisi senin eline düşmek istemem ikincisi de sana asla yalan söylemem.”

 

Kafam karışıyordu.

 

“Peki?” dedim “Ege yalancı mıdır?”

 

“Hangi konuda?” dedi.

 

“Bana senin anlattıklarından farklı şeyler söyledi. Beni kurtarmak sıradan bir insanı kurtarmak gibi olduğu ve benim evde olmadığımı fark eden kişinin de sen olduğunu söyledi.”

 

Kardeşini tanıyordu. Bu yüzden olayı çözmüş gibi başını salladı.

 

“Ege çok güzel yalan söyler. Senden kaçıyor ve sana yaptıklarını da bu yüzden dile getirmek istemiyor.”

 

Kollarımı göğsümde birleştirip düşündüm.

 

“En güzeli,” dedim üzüldüğüm belli olmasın diye “Ben de ona meraklı değilim zaten.”

 

“Dün saçını yolmuşsun Ege’nin,” dedi keyifle “Eline sağlık üçüzüm.”

 

“Senin kadar olmasa da yaptık biz de bir şeyler. Lafı gelmişken bir daha sakın benim yüzümden böyle bir şey yapma. Seninle o zaman asla konuşmam Efe.”

 

Başını salladı.

 

“Beni tanıdıkça fark edeceksin ki öyle biri değilim. Ege de öyle biri değil. Tepkilerine anlam veremiyorum. Farklı davranıyor Ece. O yüzden kendime engel olamadım. Kaybettim kendimi bir an.”

 

Aralarında ki ilişki beni ilgilendirmiyordu. Bu yüzden bir yorum yapmadım.

 

“Her neyse,” dedim “Asla umurumda değil.”

 

“Nasıl istersen.” Dedi

 

“Odan,” dedim kapıdan çıkarken “Gerçekten gözümü kanatacak kadar kötü. Zevksiz birisin.”

 

O arkamdan şaşkınlıkla bakarken kendime engel olamadığım için alışkın olduğum bu sivri dilimi de peşimde götürerek merdivenlere yöneldim.

 

“Sabah sabah bu ne ya,” dedi merdiven de karşılaştığım Ege. “Güne nasıl başlarsan öyle devam eder ve ben senle başlıyorum!”

 

İsyanına gülümsedim.

 

“Dünya da kaç insan seni yerinde olmak ister Ege biliyor musun? Neyse ki şanslısın,”

 

Ondan önde merdivenlerden indim.

 

“Sorma!”

 

“Ya çok mu sarstım ben senin kafanı acaba? Sabah sabah saçmalamaya başladın.”

 

Bana cevap vermeden önüme geçti yemek odasına gitti. Önüme geçmesi iyi olmuştu. Yemek odasının yerini bilmiyordum çünkü. Herkes masaya oturmuş, namı değer üçüzlerin masaya gelmesini bekliyordu. Uzun uzun masaya bakmadım. En köşede boş duran sandalyeye oturdum.

 

Envai çeşit kahvaltılık vardı. Sabah değilde akşam yemeğinde gibi hissediyordu insan. Bunların hepsini yemedikten sonra sadece gözlerini doyururdu insan.

 

"Günaydın kızım," dedi Çağrı bey.

 

Olası diğer günaydınlara maruz kalmamak için "Hepinize günaydın. Tek tek bunu bana söylemenize gerçekten hiç gerek yok." Dedim.

 

"Kızıl kafaya bak ya ilk günden herkes ayağını denk alsın diyor." Dedi Batuhan

 

Şaka amaçlı olarak "Ne zannettin? Fazla samimiyet sevmiyorum." Dedim.

 

"Biz de sana ölüyoruz zaten Azra."

 

"Birileri yine boş yapmaya başladı." Dedim arkama yaslanarak.

 

Neden Ege benim karşımda oturuyordu?

 

Efe de masaya geldiğinde Melda hanım ayağa kalktı. Bana sormadan masada ki her şeyden koymaya başladığında gözlerim büyüdü. Bu kadar çok şeyi sabah sabah yiyemezdim ki!

 

"Anne biraz daha koy, malum Azra'nın midesinde kurt var asla doymuyor."

 

Dün geceye atıf yaparken Melda hanım ona susması için bir bakış attı.

 

Tabağı önüme koyduktan sonra o da yerine geçip oturdu.

 

"Mert dışında herkes masa da. Bu bizim için büyük bir mutluluk çocuklar. Seneler sonra bir aradayız. Bir daha hiç ayrılmamak dileğiyle, herkese afiyet olsun."

 

Ege’ye ters ters bakarak yemek yemeye başladım.

 

"Bu arada ailedi ki sporcu sayımızın arttığının haberini vermeliyim size!" Dedi Melda hanım.

 

"Kızım?" Diye sordu Çağrı bey. "Hıhı yapıyorum bir şeyler."

 

"Hangi sporu yapıyorsun?" Diye sordu Batuhan.

 

"Voleybol oynuyorum."

 

"Tebrik ederim kızım, gerçekten güzel bir tercih olmuş."

 

Bence de güzel bir tercihti.

 

"Yarın Ece için kulüp araştırmaları yapalım Çağrı. İyi ve kalileti bir kulüp olsun istiyorum." Dedi Melda hanım.

 

"Tabii ki Melda. Ece istediğin bir kulüp var mı?"

 

Elbette vardı. Ama kulüpler çoktan seçmelerini bitirmiş olmalıydı.

 

"Baba bilmem farkında mısın ama kulüpler oyuncuları kendi seçer, zorla sırf senin kızın diye bir kulübe sokamazsın." Dedi Ege.

 

Batuhan "Her şey prosedürüne uygun olur Ege. Bizim ne zaman soyadınızı kullanarak birine iş yaptırdığımızı gördün?" Dedi.

 

"Ege yüzme kulübünün kapısında yatıp babama beni buraya aldır dediğin günleri ne kadar çabuk unuttun abicim?"

 

Atlas vurdu gol oldu.

 

Gülmem ile Efe bana göz kırparken Ege böyle bir şeyin olmadığı hakkında iki dakika boyunca konuşma yaptı.

 

Dinlemedim elbette.

 

"Her neyse, başaracağından şüphem yok Ece. Yeni okulun spora önem veren bir kurum. Bu konuda sıkıntı yaşamayacaksın." Dedi Çağrı bey.

 

Hem derslerim hem de sporu aynı anda götürüp bana olan bu inançlarını boşa çıkarmayacaktım.

 

Kahvaltının devamında çok konuşmamıştım. Kahvaltı bittikten sonra herkes kalkıp salona geçmişti. Melda hanım bana bugünün planından bahsederken sessiz bir şekilde onu dinleyip onaylıyordum.

 

Görevlilerden biri soğuk içecek dağıttıktan sonra elinde Apple amblemi olan iki torba ile geldi. Torbayı Çağrı beye uzattıktan sonra gitti. Torbaların ikisi de bana uzatıldığında alıp almamak arasında gidip geldim.

 

"Bunlar sana benim ilk hediyem olsun istedim kızım. Okula başlıyorsun, daha doğrusu yepyeni bir hayata başlıyorsun. Bu yüzden önceliği ihtiyacın olan şeylere verdim."

 

Bunun üzerine torbaları aldım. Büyük olan torbadan diz üstü bilgisayar çıkmıştı. Diğer torbadan tablet ve telefon. Kutuları koltuğun üzerine koydum.

 

"Bunlara gerek yok," dedim "Daha önce hiç bu kadar pahalı şeyler kullanmadım."

 

Nedense kendimi rahatsız hissetmiştim.

 

"Güzelim, kendini rahatsız hissetme lütfen." Dedi Batuhan "Bunlar babamın zamanında hepimize aldığı hediyeler, sadece sana biraz geç kaldık.."

 

Ege’nin tepkisini merak ettiğim için ona baktım. Omuz silkti.

 

"Ders çalışmamak için bahane ediyorsan sen bilirsin."

 

Bunun altında yatan şeyi hissetmiştim. Gereksiz ve abartılı bir durum olsa Ege hepsinden önce tepki gösterirdi.

 

"Böyle şeylere alışkın değilim. Bana verdiğiniz şeyleri almak benim için hayaldi. Şuan ihtiyacım olan tek şey telefon. Diğerlerini istemiyorum."

 

Hayal olan tek şey bunlarda değildi.

 

"Hayır kızım, hepsi senin. İçin ne kadar rahat olması gerekiyorsa o kadar rahat olsun. Bunlar zaten senin olması gereken şeylerdi. Sadece abinin dediği gibi daha önceden olması gerekiyordu ama şimdi oldu. Her şeyin en güzelini ve en iyisini hak ediyorsun Ece."

 

Çağrı bey hiçbir şeyden eksik kalmamı istemiyordu.

 

Ama o küçük Azra ucuz bir bebek için günlerce göz yaşı döktüğü için elinin altında her şeyin hazır olmasına alışkın değildi.

 

İçim yeniden kötü oldu. Eksik olduğum bir yanım vardı. Bu ne bu pahalı hediyelerle, ne de süslü sözcüklerle geçemezdi.

 

"Biraz hava almak istiyorum." Yeniden her şey üzerime üzerime gelmişti. En kolay olan şeyi yaptım. Beni daraltan bu ortamdan kaçtım. Ama dün başıma gelenlerden sonra çok uzağa gitmeyecektim.

 

Bahçeye çıktığımda gözüme kestirdiğim en uzak köşede olan bir salıncağın yanına gittim. Oturur oturmaz hafif hafif sallanmaya başladım gözlerim kapalı.

 

Bu his geçecekti. Bir gün bu ait olduğumu hissetmediğim her şeyin aslında benim hakkım olduğunu da kabul edecektim.

 

Bu yabancılık da geçecekti belki de.

 

Melda hanıma bakarken kendimi tutmayacağım, doya doya sarılacağım zaman da gelecekti.

 

Anne diyecektim bir gün korkmadan.

 

Çağrı bey, bana bir şey aldığında istemiyorum demek yerine bu sıradan bir şeymiş gibi davranacaktım.

 

Hayatımda ilk kez baba diyecektim.

 

Batuhan, Mert ve Atlas. Bana her baktığında onlara korkmadan bakacak, bana iri gelen o bedenlerine sarılacak, içten bir şekilde abi diyecektim.

 

Efe.

 

Ege.

 

Diğer yarılarım ile aram ne zaman düzelirdi bilmiyorum ama bir gün üçüzlerim diye bahsedecektim onlardan.

 

Geçecekti.

 

Ben nelerin üstesinden gelmemiştim ki?

 

Salıncağın boş kalan tarafına bir ağırlık çöktüğünde gözlerimi açtım. İkisini ayırt etmekte zorlanacağımı düşünsem de Ege'nin bana olan bakışları onu tanımama yetiyordu.

 

Gözlerime baktı. Yaşlarla dolu olan gözlerime. Kafamı çevirdim. Onunla uğraşacak modum şuan yoktu.

 

"Hangisi gerçek?" Diye sordu. "Dün enerjin o kadar yüksekti ki, bir anda tam tersi bir insana dönüştün Azra. Hangisi gerçek sen söylesene?"

 

"Dün de üzüldüm," diye itiraf ettim. "Yediklerim boğazımda kaldı ama sırf sen sevinmeye diye mutluymuş gibi yaptım."

 

"Şimdi, ne değişti?" Dedi "Bu sefer ne mutsuz etti seni?"

 

Ege ile ilk defa ciddi ciddi konuşuyordum.

 

"Senin gibi el bebek gül bebek büyümedim ki ben Ege. Küçükken çok istediğim bir bebek vardı. Onu alması için o kadına saatlerce yalvardım, ağladım ama almadı. Şimdi insan ihtiyacı olan bir şeye o istemeden sahip olunca tuhaf geliyor. Sen anlamazsın.."

 

"Nasıl bir bebekti?" Diye sordu.

 

O güne gittim bir an hiç unutmadığım o bebek yeniden canlandı.

 

"Tıpkı benim gibi kızıl saçları vardı. O kadar güzeldi ki.. kıvırcık kıvırcık upuzundu. Elinde küçük oyuncak bir ayı vardı. Benim de ufak oyuncak ayım vardı, tek gözü söküldü diye çocuklardan biri çöpe atmıştı. Onlar gittikten sonra çöpün içinden aldım."

 

Gülümsedim.

 

"Sen sormadan söyleyeyim, yıkamadım merak etme.."

 

Gözlerini kapayan bu sefer Ege oldu. Sertçe yutkundu. Kalbi kırık bir çocuğun anılarını dinlemek en taş kalpli insanı dahi sarsardı.

 

"Aklım erdikten sonra babamdan istediğim ilk oyuncak son model bir arabaydı. O zamanın en hızlı arabasıydı." Dedi Ege.

 

"Hiç şaşırmadım." Desem de bana bir şey demedi devam etti.

 

"O oyuncağı neden aldım Azra biliyor musun?"

 

"Bilmem, neden aldın?"

 

"O arabaya binip seni görmeye gelecektim. Seni her hafta görüyordum ama bu cuma günleri oluyordu. Bazen rüyalarıma gelip, Ege benimle oynar mısın? Diye soruyordun. İşte ben o yüzden cuma günlerini beklemeden senin yanına gelmek istiyordum."

 

Şimdi yutkunma sırası bendeydi.

 

"Her yanına geldiğimiz de ya benim, ya da Efe'nin rüyalarına giriyordun. Heyecanla sabah olduğunda birbirimize senden bahsediyorduk.."

 

Kalbim acıyordu.

 

"Yani Azra," dedi "Emin ol senin yokluğundan daha kötü bir acı olamaz. Her acı geçer. Yeter ki o her cuma sana gelmek için can atan o çocuk gibi çabala, gerisi çok kolay olacak."

 

Ege yanımdan kalkıp gitti.

 

Yıllar sonra onların yanına ben gelmiştim. Ama o her cuma mezarımın başında ağlayan çocuk yoktu.

 

Yokluğumun acısından tüm acılara göz yuman bir çocuk vardı.

 

BÖLÜM SONU

 

 

 

 

Bölüm : 18.06.2025 09:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...