
Ege'den (kısa bir bölüm)
İçinde kopan fırtınaların farkındaydım. Canının nasıl yandığınında farkındaydım. Hiç bilmediği bir yere gelmişti. Söz de ailesi olan bizler onun hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Sadece onun gözlerinden okunan dertlerini ben mi görüyordum?
Onun geçmişinde canını yakan, içinde ukte olan hatıraları yeniden canlandığında kaçıyordu. Neyse ki bu sefer dün gece ki kadar uzağa gitmemişti. Uzaklar insana zarar veriyordu.
Onu tanımadan ondan ayrı kalmanın ne demek olduğunu ikimiz de bilmiyorduk. Onunla hatırladığım ilk anı benim için hep özel kalacaktı.
Yine bir cuma günü, annem bizi özenle giydirip hazırlıyor, gözlerimize baktığında gözlerinin içini güldüğünü zannettiğim annem gözümün önünde her gün çöküyordu ama ben bunu anlamıyordum.
Her seferinde, olayın ciddiyetini kavrayana kadar Efe ile beraber ona nereye gittiğimizi soruyoruz. Ece'ye diyor. Ece bir insanın adı olmalıydı. Ama bizim gittiğimiz Ece bizimle konuşmuyor, oyun oynamıyor. Annem saatlerce başında ağlıyor.
Bize sarılıyor. O gün ilk defa anneme Ece neden bizimle konuşmuyor dediğimde o çok uzakta, sizi duyuyor ama merak etmeyin diyor.
Bu bir rutin haline geliyor. Her cuma günü elimizde ki pembe çiçeklerle Ece'nin yanına gidiyoruz. Artık Ece'nin kim olduğunu öğrendiğimde kelimenin tam anlamıyla üzülmenin ne demek olduğunu, içinin acımasının nedemek olduğunu küçük yaşımda kavrıyorum.
Şimdi o karşımda ama ikimiz birbirimize hala uzağız. O beni duyuyor ama yine cevap vermiyor. O çocuk Ege büyüdü. Artık ağlamıyor ama içinde ki o acı geçmiyor.
Eskiden kardeşi öldü diye üzülen Ege yok. Yaşadığı acıları tahmin edip üzülen Ege var. Ve bu onun yokluğundan daha kötü.
Toparlanması gerektiğinin farkında olsam da buna gücüm yetmiyor. Aynı kanı tanışıyoruz. Ece ile tek ortak noktamız bu.
Birbirimizi tanıdıkça aramızda ki ilişki nasıl bir bir noktaya ulaşırdı bunu hiç tahmin edemiyordum. Bize karşı oluşturduğu bir kalkanı vardı. Bu engeli aşmak zor olacaktı.
Ece ile karşılaştığımız ilk günden bu yana sadece biraz önce ciddi bir şekilde konuşmuştuk. Peşinden gitmemem gerekiyordu ama gittim. İçimde ki o hisse engel olamadım.
Önceden sadece annem umurumda olurdu. Bu yüzden ağlayan insandan nefret ederdim. Annemi ağlatan her şeyden nefret ederdim. Annem çok göz yaşı dökmüştü.
Ve döktüğü göz yaşlarının hepsi boşa gitmişti. Kızı yaşıyordu. Annem yaşayan bir kız için senelerce yas tutmuştu. O yasına ortak olmuştuk.
İçimde ona karşı yumuşamayacak bir taraf olmasının nedeni belki de bu yüzdendi.
Her ona baktığımda gördüğüm yüz kendimden bir parçaydı. Bir yapbozduk aslında üçümüzde. Kayıp, eksik olan parçamız bulunmuştu ama o parça uyum sağlayamıyordu bize.
Her şeyin özeti buydu.
*
Azra'dan
Her şeyin son bulması ve kafamın dinlenmesi için daha ne kadar zaman vardı bilmiyordum. Bir an önce o günlere geçmek istiyordum. Bak Azra, her şey geçti. Her açılan yara kapandı. Her kötü hatıranın yerini ondan daha çok güzelleri kapadı.
Mutlusun.
Arkanı dönüp baktığında kafanı kurcalayacak hiçbir şey kalmadı demek istiyordum.
Sallanan salıncağı durdurup yeşilliklere ayak bastım. Ege'nin arkasından eve girdim. O salona geçmek yerine üst kata gitti. Şuan aynı ortamda olmamak ikimiz için de daha iyi olurdu.
Kapıda olan gözler beni görünce rahatlamış gibi görünüyordu. Efe'nin boş olan yanına geçip oturdum. Bu halimi sorgulamamları en güzelidiydi. Bunalıp daraldığımda hava almadan kendime gelemiyordum. Her şey üzerime üzerime geliyordu ve bu his berbattı.
"İyi misin?" Diye sordu Melda hanım. Başımı salladım. İyi olmaya alışmak zorundaydım.
"Sen hava almaya çıkınca baban arkadaşı ile görüştü. Kulüp için seçmelere seni çağırıyorlar, ne zaman hazır hissedersen gidebiliriz."
Zamanı belli olmadığı için heyecanlanmadığımı söylemiştim ama bu seçmeler benim profesyonel olmamda atacağım ilk adım olabilirdi.
"Başındaki dikişler alınmadan bunun mümkün olacağını zannetmiyorum anne." Dedi Atlas.
Elimi kafama götürdüm. Bu sargı başıma bela olmaktan başka bir işe yaramıyordu.
"Abim en az beş gün daha durması gerektiğini söyledi." Dedi Batuhan.
Mert her şeyime engel olmaya başlıyordu.
"Hayır, ben iyi hissediyorum!" Diyerek itiraz ettim.
"Senin iyi hissediyor olmana çok sevindim güzelim ama sağlığın bizim için daha önemli. Ayrıca beş gün göz açıp kapayıncaya kadar geçecek."
Büyük bir of çekmek istiyordum ama kendime engel oldum. Sakin ve sabırlı olmalıydım.
"Kızım, bu süreç içinde okulda ki hocanla görüşüp hazırlanabilirsin böyle düşün."
Çağrı beyin de dediği gibi hazırlanıp seçmelere katılmam daha iyi oluyordu. Kaç aydır voleybol topunu dahi elime almamıştım. Bu seçmelere hem Çağrı bey beni yönlendirdiği için, hem de kulübe seçilmek istediğim için kesinlikle kazanmam gerekiyordu.
"Hem daha alışveriş yapmamız gerekiyor Ece. Bu arada en sevdiğin renk ne?"
"Hı?" Dedim bir anda neden sevdiğim rengi sorduğunu anlamazken. Ege olsa hı değil efendim derdi, neyse ki yoktu.
"En sevdiğin rengi soruyor üçüzüm," dedi Efe göz kırparak.
"Ha, şey yani öyle belli bir rengi sevmem ama açık renkleri seviyorum sanırım."
Beyaz ve krem tonları, yani gözümü ağrıtmayan renkleri seviyordum.
"Mesaj alındı," dedi Batuhan. "Ee ne zaman çıkıyorsunuz anne?" Kolunda ki saate baktı. Bir işi vardı belli ki.
"Hazırlanıp çıkarız hemen. Hadi Ece'cim üzerimizi değiştirelim."
Üzerimdeki kıyafetler dışarıda giymek için gayet uygundu.
"Ben hazırım," dedim. Melda hanımın bakışı bir an değişti "Dışarı gideceğimiz için öyle söyledim. Yoksa tabii ki böyle gelebilirsin. Ben hemen giyinip geliyorum."
O gittikten sonra "Üzerimde ne var ki? Günde elli kere kıyafet mi değiştirmemiz gerekiyor anlamadım?" Dedim.
"Hayır tabii ki de. Sadece annem evde giydiği kıyafeti dışarıda giymiyor."
Batuhan'a bakıp şaşkınlıkla konuştum "Nasıl yani üzerinde ki elbise gündelik bir elbise mi?" Bu halime hepsi güldü.
"Anneni tanıdıkça anlayacaksın güzelim." Dedi Çağrı bey keyifli bir şekilde.
"Şuan alışverişe gitmekten korkmadım değil yani, acaba gitmesem mi?"
Saatlerce süren bir alışveriş gözümü oldukça korkutuyordu.
"İstediğin yolu dene," dedi Atlas abim "Annem bir yolunu bulup seni oraya götürmeye ikna edecektir."
Umutsuzca omuzlarımı düşürdüm.
"Merak etme alışırsın güzelim."
Hep bir ağızdan güldüklerinde sinirle konuştum.
"Ne bu kadar çok sizi eğlendiriyor?"
"Sence ne kadar bir süre dışarıda vakit geçirirsin yani alışveriş merkezinde?"
Gidiş gelişi hesaba katarsak en fazla üç saat sürebilirdi.
"Üç saat?" Dedim
"Üzgünüm kızım annen sadece bir mağaza da üç saat geçiriyor."
Başımı koltuğun arkasına yasladım. Tam anlamıyla bitmiştim.
*
Melda hanım hazırlanıp geldikten sonra onların özel şoförü ve arkasında iki koruma aracı ile yola çıktığımız da gergin hissediyordum.
"Arkamızda neden korumalar var?"
"Dostumuz kadar düşmanımızda çok Ece'cim. Baban attığımız her adımı güven altına almaya çalışıyor. Bir daha senin yokluğunu kimse kaldıramaz."
Ege hariç.
Bana bunu yapan kişiler, içeride değil miydi? Neden hala tehlike altındaydık?
"Atlas bana onların tutuklandığını söylemişti."
Omzumu okşadı.
"Tuttuklandırlar doğru. Ama hala dava devam ediyor. Bu işi ona yaptıran kişiler hala dışarıda annecim. Korkmana gerek yok. Her şey kontrol altında."
Tek başlarına bu işi yapamayacakları belliydi. Onlar birer maşaydı.
"Kim?" Diye sordum ilk kez. "Kim yaptı bunu bana?"
Yüzü asıldı.
"Verdikleri ifadelere göre babanın eskiden çalıştığı şirketin sahibi." Dedi.
"Kim oldukları belliyse neden bir şey yapmıyor kimse?"
"Yurt dışında aranıyorlar şuan.." dedi durgun bir şekilde.
Söylemediği başka şeylerde vardı.
"Her şey bu kadar mı?" Diye sordum.
"Babanın kız kardeşi Ece. Polis o şirketin sahibi ile arasında bir ilişki olduğunu ve hastanede seni kaçıran kişinin o olduğunu düşünüyor."
Biyolojik olarak halam olan kişi mi yapmıştı bana bunları?
Melda hanımın gözleri doldu.
"İhtimal vermek istemedim ama senin öldüğünü düşündükten sonra bir süre ortadan kayboldu. O zaman acımızı yaşarken onun farkında değildik ama taşlar şimdi yerine oturunca, kendimize çok kızıyorum."
İnsan yeğenini geçtim abisine nasıl böyle bir acı yaşatabilirdi? Bu nasıl bir vicdansızlıktı?
"Şimdi konuşmayalım bu konuları olur mu? Haftaya abin ile beraber ifade vermek için gideceksiniz. Şimdi daha fazla seni sıkmak istemiyorum. Bugünü güzel hatırlamanı istiyorum Ece."
Bu düşünceler bir sonuca varmadıkça can sıkmamak mümkün değildi. Sadece dediği gibi şimdilik sonraya erteliyordum.
"Bebeğim," dedi Melda hanım ben cevap vermeyince "Gerçekten hiç böyle şeyler yaşamanı istemezdim. Senin tüm dertlerini üzerinden çekip almayı çok istiyorum. Bazı şeylerin erken farkında olsak böyle olmayacaktı.."
"Gerçekten çok sıkıldım." Diye itiraf ettim. "Yanınıza geleli çok az bir zaman oldu. Elbette çok kısa sürede kimse bir yere alışamaz. Ama bilmiyorum. Her insanın bir evi vardır. Bir yere aittir, ben bir şekilde burada olmam gerektiğini hissediyorum. Burada olmanın da getirdiği zorluklar var farkındayım."
Ege gibi bir zorluk.
"Sen çok güçlü bir kızsın Ece. Üstesinden gelemeyeceğin hiçbir şey yok."
Kısa bir sarılma faslından sonra arabalar aynı anda durdu. Kapıyı açan korumaların bizi yönlendirmesi ile arabadan indik. İçeride bizi takip edip etmeyeceklerini bilmiyordum.
Güvenlik noktasından geçtikten sonra ilk rotamız ünlü bir markanın spor mağazası oldu. Melda hanım reyonlar arasında dolaşmaya başladığında arkasından onu takip ettim.
Güzel şeyler vardı. Antrenman yaparken giyebileceğim bir çok model vardı. Sessizliğim ve hiçbir şeye el sürmediğim için her modeli sırayla bana gösteremeye başladı. Bazılarının çok kötü olduğunu söylüyor bazılarının gereksiz pahalı olduğunu söylüyor bir şekilde hiçbir şeyi beğenmiyordum.
Fazla ileri gitmiş olur muydum? Sonuçta onların kızıydım ama gösteriş meraklısı biri olarak beni tanımaları isteyeceğim son şeydi.
Lila rengin de bir takım gösterdiğinde gerçekten çok hoşuma gitmişti.
"Buna ne yorum yapacaksın acaba Ece'cim, amacının farkındayım ama lütfen beni kırma ve beğendiklerini söyle annecim."
"Son gösterdiğini beğendim, sence de güzel mi?"
"Tam sana göre Ece'cim, bende çok beğendim."
Görevli kızlardan birine uzattığı takımın ardından bir anda ne olduğunu anlamadım. Beğendiğim takımın tarzında bir çok kıyafeti seçerek olağanüstü bir hızla vermeye başladığında son uzattığı askıyı tutarak elinden aldım ve yerine astım.
"Ömrümün sonuna kadar yetecek kadar çok şey aldık? Biraz yavaş mı gitsek?"
"Beğenmedin mi yoksa Ece?"
Yüzü düşmüştü.
"Hayır hepsi çok güzel teşekkür ederim ama yeterli. Bunların hepsini giyeceğimden bile şüpheliyim."
Eline kalbine koydu "Ah, ben de bir an beğenmedin sandım. Hadi gel ayakkabı bölümüne geçelim."
Asla bıkacak gibi durmuyordu. Daha şimdiden sıkılmaya başlamıştım.
Ayakkabı bölümüne geçtikten sonra kendi seçmek yerine görevliye "Kızım için şık spor ayakkabıları istiyorum." Dedi.
Ben şık bölümüne takılırken yüzümde ki ifadeyi görmesi ile "Şaka yapıyorum, siz voleybol için uygun spor ayakkabı modellerini getirin lütfen." Kız başını sallayıp gittikten sonra ayakkabı denemek için konulan koltuklara geçip oturduk.
Çalışanlardan biri içecek isteyip istemediğimizi sormuş, bakışları uzun süre benim üzerimde durmuştu.
Diğer görevlinin getirdiği ayakkabıları denerken biraz önce ki kızla aralarında bana bakarak konuşmaya başladıklarında yavaş yavaş uyuz olmaya başlamıştım.
Bir ayakkabı beğendim bahanesiyle ayağa kalkıp onlara daha yakın bir raftan bir ayakkabı aldım.
"Kızım salak mısın? Kesinlikle kızların olamaz. Daha yeni doğum günü yaptılar ölen kızlarının adına vakıf açtılar. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?"
İnsanların bu şekilde düşüncesinde hiçbir sıkıntı yoktu. Bir anda ortaya çıkan süpriz yumurtadan farkım yoktu.
"Yani o zaman bu kız kadının ona olan benzerliğini kullanıp kendi dolabını baştan aşağı dizdiğini mi söylüyorsun?"
"Başka ne olacaktı? Aç gözlü kızım bu tipler anca başkasının parasını sömürürler. Kadın da acısı var, avutmak için kendini hayır işliyor işte."
Ayakkabı ile elimde öylece kaldım. Dedikleri her kelime ağrıma giderken içimden sakin olmak için saymaya başladım.
Azra sakin ol.
"Üstündeki kıyafete bak ayrıca, milyonluk elbiselerin satıldığı mağazaya şortla gelmiş."
Azra nefes al.
"Ece kızım?" Melda hanım kendimi kastığımı görmüş endişe ile yanıma gelmişti.
"Gitmek istiyorum," dedi kısık sesle. "Eğer gitmezsek burayı dağıtırım."
"Annecim sorun ne? Bana bakar mısın?"
"Eve gitmek istiyorum." Ona bakmadan çıkış kapısına doğru yürümeye başladım.
"Ece dur beni bekle!" Topuklu ayakkabısının sesini duydum ama çok kısa bir süre sonra kalabalığın arasında bu seste kayboldu. Korumaların biri hemen arkamdaydı. Bu adımlarımı daha sert atmama neden olmuştu.
Kapıdan çıkıp dışarı adım attığımda derin bir nefes çektim içime. Buraya gelirken bindiğimiz araba hemen önümüzde durdu. Koruma kapıyı açarken kimse beni daha fazla görmesin diye arabaya bindim.
"Ece," dedi nefes nefese arabaya binen Melda hanım. "Ne oldu? Seni rahatsız edecek bir şey mi yaptım? Özür dilerim lütfen bana bakar mısın?"
Cama döndüğüm yüzümü ona çevirmeden konuştum.
"İnsanların sizin kızınızı hala ölü olarak bildiğinin farkında mısınız?" Sesim ilk defa sert çıkarken ortamda buz etkisi yaratmıştı. Şoför hemen arabadan inmiş ikimizi yanlız bırakmıştı.
"Beni sizin yanında gördüklerinde sizden, paranızdan faydalanmaya çalışan basit biri olarak görüyorlar beni!"
Elinde tuttuğu çantasını arabanın içinde ki boşluğa attı.
"Kim söyledi bunu sana ece? Kim böyle bir şey söylemeye cesaret eder?"
Sorunun cevabı bu değildi.
"Herkes söyleyecek bu gidişle! Zaten aptallık bendeydi, ne diye her şey yoluna girmiş gibi davranıyorum ki? Şu üzerimde ki kıyafetler bile üzerimde emanet gibi duruyor. Bu kadar pahalı şeyleri hak ettiğim falan yok benim."
Sinirle dişlerimi sıktım.
Ağlamayacaksın Azra.
"Kızım," dedi "Herkesin elbette senin yaşadığından haberi olacak."
"Ne zaman ya? Ne zaman? Ben dışarı falan çıkmayacağım bir daha."
Aklıma gelen şeyin ihtimalini düşünmek istemesem de zihnimde yer edindiği için söyledim.
"Benden utanıyorsanız, o başka."
"Ne söylediğinin farkında mısın sen Ece? Ne demek senden utanmak?!" Bana ilk kez kızıyor olabilirdi.
"Hareketlerinizin tek bir anlamı var. Başka bir açıklaması yok."
"Sakın." Dedi "Sakın bir daha ağzından böyle bir şey durmayacağım."
Cevap vermedim. Camı açıp sırtımı ona döndüm.
İkimizde bir süre kendimize gelmek için bekledik. Bu sürede şoförün gelebileceğini söyledi Melda hanım. Yola çıktığımız da daha fazla susmadı.
"Ece'm, sana o adamların hala bulunmadığını söyledim. Seni korkutmak istemiyorum ama o adam hala babanı tehdit ediyor. Onlara kalsa seni korumak için hiç evden çıkarmayacaklar, ben eve tıkılıp kalma hava al istedim. Özür dilerim sana sesimi yükselttim annecim."
Duymayı beklediğim şey bu değildi. Başım ona döndü.
"Tehdit mi ediyor, o yüzden mi kimse benim yaşadığımı bilmiyor?"
Kafasını salladı.
"Bu günlerce sürecek bir mesele değil. Okula başladığında elbette herkes duyacak ama şimdilik böyle olması gerekiyor."
"Yine de beni sizin yanınızda gördüler?"
İç çekti "Biliyorum. Ama senden kaçtığım ya da seni sakladığım yok Ece. Babanlar daha korumacı yaklaşıyor. Onlarda haklı. Ama bir çok şeyden eksik kaldın. Ben bugün sadece senle beraber güzel bir gün geçirmek istedim. Her şeye rağmen."
İşin bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum. Ama kimseden korkumda yoktu. Ne yapabilirdi daha fazla o adam? Zaten beni ailemden ayırmıştı. Bundan daha büyük başka bir acı yaşatamazdı.
"Ve ben her şeyi maf ettim," kendi kendime kızmaya başladım. Altında yatan nedeninin bu olduğunu bilmiyordum sonuçta.
Ama benimle zaman geçirmek için can atan biri vardı. Ve hevesini kırmıştım. Neyi doğru düzgün yapıyordum ki zaten?
"Seninle geçirdiğim her saniye çok kıymetli benim için Ece. Sana kızamam ki, böyle bir hayatının olması senin suçun değil."
"Şimdi yapacağım şey aramızda kalsın olur mu?"
Şaşkınlığını atlatmasına fırsat vermeden ona sıkıca sarıldım. Hiç beklemedi, kolları hemen sırtıma dolandı. Yüzünü saçlarıma gömdü.
"Özür dilerim, başına gelen her şey için çok özür dilerim."
*
Eve gidene kadar Melda hanımın göğsünde durmuştu başım, saçlarımı okşamış, kendiyle ilgili evdekilerle ilgili birkaç şey anlatmıştı. Ev sınırlarına girdiğimiz de başımı göğsünden kaldırdım.
Saçlarımı düzelttikten sonra arabadan indik. Eve doğru yürüdüğüm sırada "Ece'cim bahçede sana göstermem gereken bir şey var." Dedi.
Peşinden gittiğimde bahçenin gerçekten ne kadar büyük olduğunu bir kez daha anlamıştım. Evin tam arka tarafına geldiğimiz de etrafı tellerle çevirili bir saha görmeyi beklemiyordum.
Melda hanım gülümseyerek "Sürpriz!" Dedi. Beni sahanın içine soktuğunda Efe elinde ki konfetiyi patlattı. Rengarenk kağıtlar üzerime yağdığında şaşkınlıkla onlara baktım.
Burası aslında bir basketbol sahasıydı. Ancak sahanın tam ortasına bir file kurulmuş, zeminine de voleybol sahası yapılmıştı.
"Umarım beğenirsin kızım." Dedi Çağrı bey.
Hayal görüyor olabilirdim. Ama hiçbir hayal bu kadar gerçek ve güzel olamazdı.
Batuhan elinde tuttuğu topu attığında topu tuttum.
Filenin hemen yanında durdukları için yanlarına doğru ilerledim. Her hediyeye bu çok fazla dedikçe hep bir üstünü alıyorlardı.
"Bence mutlu oldu," dedi Efe abisine. "Yüzü gülüyor oğlum tabii mutlu oldu."
Farkında olmadan yüzümde bir tebessüm olmuştu.
"Hepsi benim fikrimdi, beğendin mi güzelim?" Diye sordu Batuhan.
Çağrı bey "Senin fikrin mi? Senin de Ece gibi süprizden biraz önce haberin oldu Batuhan." Dedi.
"Ya olabilir ama ben hepinizden önce ben düşünmüştüm." Diyerek itiraz etti.
"Kim düşündü bilmiyorum ama gerçekten de mutlu oldum."
Artık eve geldiğimde zamanımı nerede geçireceğim belliydi.
"Aslında biz biraz daha süsleyecektik etrafı ama planladığımız saatten önce geldiniz." Dedi Atlas "Bir sorun yok değil mi?"
"Hayır oğlum." Dedi Melda hanım aramızda geçenlerden ona bahsetmezken "İşimiz erken bitti sadece."
Efe topu benden alırken filenin diğer tarafına geçti.
"Maç yapmaya ne dersin?" Diye sordu.
"Oğlum sen ne anlarsın voleyboldan? Yenildim diye ağlama sonra."
"Sen öyle san," dedi Efe Batuhan'a "Hadi takım oluşturalım."
En arkada duran tellere yaslanmış kişi yani Mert Efe'nin konuşmasının bitmesini bekledikten sonra "Yeni doktorumuz da konuştu." Dedi.
"Nasıl ya abi? Dikkatli oluruz. Sadece birkaç dakika."
"Efe, o birkaç dakika içinde topun kafasına gelmeyeceğinin garantisini bana kimse veremez. O yüzden şuan kimse bir şey oynamayacak."
Atlas da Mert'i onayladı. "Bugün de konuştuk Efe. Beş gün sonra istediğiniz gibi oynarsınız. Burası artık Ece'nin, o nasıl isterse.."
Bir alkış sesi duyduğumda başımı sahanın girişine çevirdim Ege gelmişti. Bugün benle konuşan o değilmiş gibi bakıyordu. Eski haline dönmüştü.
"Ne oluyor Ege?" Çağrı bey ciddileştiğinde herkesin yüzünde ki gülümseme gitmişti.
"Tebrik ediyorum." Dedi Ege "Hayatımızda bize ait olan ne varsa ona verdiğiniz için."
Efe hemen Ege'nin yanına gitti.
"Ege, daha dün konuşmadık mı?" Ne konuştuklarını bilmesem de bu konuşmada Ege umursamayan tarafta olduğu çok belliydi.
"Sen karışma Efe." Dedi
"Ege, gerçekten yeter." Mert, onun niyetini anlamış olmalıydı.
"Ne yeter abi ya? Bu sahayı babam bizim için yapmadı mı? Niye şimdi hanımefendinin zevkine göre sahanın içine ediyorsunuz?"
"Ege kendine gel, haddini aşıyorsun!"
"Ya bırak ya baba, neden bize ait olan şeyleri veriyorsun bu kıza?"
Melda hanım "Ege, bu kız diye bahsettiğin kişi senin kardeşin!" Dedi.
Kendini yormasına gerek yoktu. Çünkü onun anladığı dil bu değildi.
Ege'nin gözlerinin içine baktım. O an aklımdan geçen şeyleri yapsam nasıl olurdu diye düşünüyordum sadece. Her insanın bir sabır raddesi vardı. Ege bunu çokça aşmıştı.
Sabır denen şey kalmamıştı.
"Ege'ye kızmayın lütfen," dedim sahte tatlı ve ona üzülen bir ses tonu ile. "Onu da anlamanız gerekiyor. İnsan ilişkilerinde olan şeyler bunlar. Kıskançlık çağımızın büyük bir sorunu, ona bu yüzden hiç kızmıyorum."
İkimizin arasında yanan büyük ateş vardı. Bu ateşi ilk körükleyen ben olmuştum.
"Normal olamazsın," dedi hiç acımadan "Biraz önce depresyona girip ağlayacak gibiydin, şimdi karşımda güçlü duruyormuş gibi davranmaya çalışıyorsun, bazen o kadın ve adamın bir planı olarak düşünüyorum seni."
Bir yılan gibi tüm zehrini akıttı. Hiç acımadı. Yıllardır yaşadığım her şeyin bir plan olduğunu söylerken ne bana ne de onca göz yaşı döken ailesine acıdı.
"EGE!" Adı farklı ağızlardan aynı şiddetle çıktığında bunu umursamadı.
"Senden nefret ediyorum Ege. Bana hayatımda en büyük kötülüğü yapan kişi annem sandığım kadındı. Bu hayatta en çok ondan nefret ettiğimi zannederken yanılmışım. Bu dünyada ki en kötü insan benim karşımda duruyor. Sen çektiğin tüm acıları hak etmişsin. Acılar insana ders verir ama senden hiçbir halt olmaz."
Efe kolumdan tutarak aramıza girdi. Konuştukça birbirimize daha çok yaklaşıyorduk.
"Hayır ya anlamıyorum! Şu ufacık şeyin nesi battı sana! Al bir yerine so-" Mert gelip ağzımı kapatırken elini çektim. "Biraz ya! Biraz mutlu oldum sadece. Çok mu geldi sana? Ya bu yaşına kadar ne istersen yapılmış senin! Neyimi çekemiyorsun Ege! Herkes beni kabullenirken senin onlardan farkın ne de beni kabullenemiyorsun?!"
Daha çok haykırmak istiyordum.
"Sen iğrenç bir insansın. Seninle aynı kanı taşıdığım için utanıyorum."
Son sözlerimi söylediğimde Atlas Ege'nin omzundan iterek onu oradan çıkarmak için hareketlendi.
"Her şeyi maf ettin mutlu musun?" Diye bağırdı o da. "Ailemle olan ilişkilerimin içine ettin, gözlerini öyle güzel boyadın ki! Benim onlardan farkım bu işte!"
"Ege yeter dedim sana yeter! Seni tanıyamıyorum! Sen bizim yetiştirdiğimiz çocuk olamazsın?! Ne istiyorsun sen Ece'den oğlum?!"
"Anne sen yapma! Ece'nin adı dışında ne biliyorsunuz da ona bu kadar çabuk bağlanıyorsunuz?"
"Ege," dedi Mert "Bugün saçmalama kotanı çok fazla doldurdun! Defol git şuradan kendime hakim olamayacağım!"
Çağrı bey yanına gitti Ege'nin. "Yürü Ege. Çabuk eve giriyorsun."
Hızlı adımlarla giden Çağrı beyin arkasından Ege ve Atlas da gidiyordu ki dışarıda ki korumaların sesleri bir an da yükseldi.
İki el silah sesi duyduğumda Mert beni arkasına alırken herkes olduğu yerde durdu.
"Ne oluyor!" Yüksek sesle bağıran Çağrı bey seslerin geldiği yere ilerdiğinde Melda hanım gitmemesi için arkasından bağırıp peşine takılacaktı ki Ege annesini tuttu. Atlas babası ile gitmişti.
Birkaç saniyenin ardından herhangi bir silah sesi duyulmamıştı. Herkes ön tarafa geçtiğinde peşlerinden koşar adım ilerledim. Evin canlarından biri paramparça olmuştu.
Bu dün gece balkonunda oturduğum odaydı.
Korumalar hızla çevremize konuşlandığında içlerinden biri Çağrı beye kağıt uzattı. Kalbim ağzımda atıyordu. Elim ayağım buz kesilmişti.
Notu okuyan Çağrı beyin ten rengi değişirken onun ağzından ilk defa küfür çıkmıştı. Mert elinden notu çekip aldığında sesli bir şekilde okudu.
'En yakın zamanda siz de olan emanetimi almaya geleceğim Çağrı. Ona iyi bakın."
bölüm sonu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |