13. Bölüm

13

Zeynep
zeydck

Başımıza gelen şeylerden sonra çıkarmamız gereken bir çok ders vardı. Erdem ailesinin bu konuda deneyimli olduğunu biliyordum. Beni almak isteyen, bu ailenin yeniden canını yakmak isteyen biri vardı. Ve bu sefer bunu gizli saklı yapamıyordu. Çünkü artık hayatta olduğumu sadece onlar değil herkes biliyordu.

 

"Başlarım böyle işe ya!" Dedim biraz önce ki sinirim devam ederken "Bu ne böyle notlar falan? Dizi mi çekiyoruz biz ya?!"

 

Çağrı bey "Atlas herkesi içeri sok sonra yanıma gel." Sert adımlarıyla arabasına doğru gittiğinde Melda hanım peşinden gitti. Ama onla ne konuştuysa Melda hanım mecburen geri döndü.

 

Eve girerken kimse itiraz etmedi. Kimse süper kahraman değildi. Elinde silah olan adamlara yumrukları ile karşılık veremezdi. Akıllı olan insan bunu denemezdi.

 

Herkes salonda balık misali dizildi. Çıt çıkmıyordu. Atlas da babasının peşinden gitti. Herkes tedirgindi.

 

"Bu çok fazla, bu adam her seferinde bu kadar ileri giderse bir gün gerçekten canımızı yakacak anne." Dedi Batuhan

 

Mert "Zaten bu adam, amca demek istemiyorum ama Amcam zaten seneler önce halamla beraber canımızı yaktı. Şimdi amaçları bu değil."

 

Gerçekten suratlarına salak salak bakarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bugün daha fazla başımıza ne gelebilirdi?

 

"Canımızı yakmayacaksa ne istiyor bu adam benden?"

 

Kimseden bir ses çıkmadı. Salak değildim. Onların bildiği ama benim bilmediğim şeyler vardı. Bana söylememeye devam edecekleri sürece kaybeden onlar olurdu.

 

Onlar bana hasretti.

 

Benim bir ailenin ölen bir çocuğu olduğundan dahi haberim yoktu. Onların canı yanardı.

 

"Tamam cevap vermeyin," dedim ayağa kalkarak "Ama ben bana bir daha zarar gelecek insanların yanında durmak istemiyorum. Bir daha bana bir şey olursa, birilerinin kozu olarak kullanılırsam, yemin ederim kimsenin yüzüne bakmam."

 

Yanlarından uzaklaştığımda kaldığım odaya girdim. Cam tuzla buz olmuş etrafa yayılmıştı. Sinirden ağlamak istiyordum. Neden her şeyi boğazıma dizmek zorundaydılar?

 

"Ece güzelim?" Mert kapının oradan seslendiğinde ona döndüm.

 

"Biraz önce bu odada olabilirdim, biliyorsun dimi? Ya o kurşun bana gelseydi?" Sesim titrediğinde odadan içeri girdi.

 

"Şşt, sakın. Asla öyle bir şey olmayacak. Bir daha sakın ağzından böyle şeyler çıkmasın Ece."

 

"Gerçekler bu!" Diye bağırdım. "Ne bu böyle ya? Bu eve geldiğimden beri başımdan sorun eksik olmadı! Ama neden biliyor musun? Hepsi Ege'nin yüzünden birini elli kere istemediğini söylersen başına bunlar gelir! Allahın man kafalısı!"

 

Birilerini suçlamak her zaman en kolayıydı. O beni suçlarken hiç çekilmiyorsa, ben de çekinmeyecektim.

 

"Bir şeyi elli kere söylediğinde olmuyor güzelim, onda bir anlaşalım." Dedi.

 

"Nasıl olmuyor, bas baya oluyor işte Mert!"

 

"Olmuyor," dedi "Olsaydı sen bu kadar sene bizden ayrı kalmazdın."

 

Dudaklarım titredi.

 

"Ya demeyin şunu ikide bir sinirleniyorum!" Üzüntüden ölüyorum.

 

"Tamam sakin ol." Dedi "İyi olduğunda sana bir şey daha göstereceğiz."

 

"Ne göstereceksin?" Diye sordum.

 

"Bu odada daha fazla durmayalım." Dedi

 

"Aşağı inmek istemiyorum. Kafamı dinlemek için kalacak bir odam dahi yok,"

 

Moralim bozulmuştu. Eski evde yalnız kalmak istediğimde başımı sokacağım bir yer vardı. Çünkü kendimi dinlemeye, dinlenmeye çok ihtiyacım vardı.

 

"Güzelim hep bu kadar basit şeyler istesen keşke." Dediğinde merdivenlerle bir üst kata çıktık.

 

"İstiyorum da ne oluyor?" Dememe kalmadan Batuhan'ın önünde durduğu odayı gördüm.

 

"Orada ne yapıyor?" Bu katta muhtemelen üçünden birinin odası vardı. Bu kata daha önce çıkmamıştım.

 

"Sürpriz," dedi Mert.

 

Batuhan yanına gittiğimizde kapının kulbundan tuttu.

 

"Eve geldiğin ilk gün kalmak için seni bir misafir odasına gönderdiğimiz de kendimi çok kötü hissettim." Dedi.

 

Ben de, dedim içimden.

 

"Bu evde doğduğu günden bu yana herkese ait bir oda var. Ve senin de bir odan var ama artık o odada kalmak için çok büyüksün." Gülümsedi.

 

Odanın kapısını yavaş bir şekilde araladığında Mert gelip gözlerimi kapadı. Odanın içine yönlendirmesi ile adım attığımda nefesimi tuttum.

 

Odaya beyaz ve krem rengi hakimdi. Bana masada hangi rengi sevdiğimi sorduğunda ne alakası olduğunu anlamamıştım. Bu yüzden sormuştu.

 

Büyük bir yatak vardı. Yatak odaya girer girmez hemen karşıdaydı. Sağ tarafta yine bir balkon kapısı vardı ancak bu kapı terasa açılıyordu.

 

Çok güzeldi.

 

Sol tarafta bir çalışma masası vardı. Çalışma masasının sandalyesi ise bu odada ki en hoşuma giden şey olmuştu.

 

"Bahçeye çıktığın zaman sallanan bahçe koltuklarını tercih ediyorsun. Bu yüzden bir salıncak odan da mutlaka olması gerekiyordu. Ama merak etme takıp çıkarılan bir sistemi var, ders çalışırken seni rahatsız etmemesi için normal koltuğun da var."

 

Hareketlerime bu kadar çok dikkat ediyorlar mıydı?

 

"Ben.." Dedim gidip salıncağa otururken "Parkları çok severdim ama küçükken izin alıp gidemezdim. Bu yüzden sallanmak hoşuma gidiyor sanırım.."

 

Batuhan başımın üzerinden öptü.

 

"Sevdiğin bir şeyi yapmak beni daha çok mutlu etti güzelim."

 

Samimi bir şekilde gülümsedim ona.

 

Odanın içinde ufak bir banyo ve giyinme odası vardı.

 

Hangi ara bu kadar çok şeyi yapmışlardı gerçekten de çok şaşırmıştım. Melda hanımla aldığımız kıyafetlere ek olarak bir çok çeşit kıyafet bu odada yerini almıştı.

 

"Ben seçsem bu kadar güzel olmazdı.."

 

"Beğenmene çok sevindim Ece." Dedi kollarını açarak.

 

Başımı göğsüne koyup ellerimi arkamda birleştirdim. O benim aksime bana sıkıca sarıldığın da Mert ile göz göze geldik.

 

Göz kırparak gülümsedi.

 

Belki şimdi Batuhan'a sarılmaya cesaret edememiştim ama bana hayallerimden birini gerçekleştirdiği için ona her zaman minnettar kalacaktım.

 

 

Önümüzde ki iki gün biraz karışık geçmişti. O gece ilk defa yeni odamda uykuya dalmıştım. Gece Çağrı bey odama gelmiş benden bu olay için defalarca özür dilemiş, tekrarını yaşanmayacağına dair sözler vermişti.

 

O odadan çıktıktan sonra diğerleri salonda uzun uzun konuşmuştu. Yakalanmamak için konuşulanların hepsini dinleyememiş olsam da anladığım kadarıyla Çağrı beyin ailesi oğullarına tam bir düşmandı.

 

Zengin insanların sorununu anlamıyordum. Çağrı bey aile içinde durumu en iyi olan olduğu için hep üzerinde bir baskı kurulmuş, Kardeşlerinin onun kadar iyi olmayan ailele ilişkileri kıskanılmıştı.

 

Çağrı beyin en çok etkileyen ise kız kardeşinin ve erkek kardeşinin ona olan ihanetiydi.

 

"Yüzüme karşı utanmadan senin olan her şey de gözüm vardı. Bir çocuğum dahi olmadı ama senin bir an da üç çocuğun oldu," demişti anlatırken. Sesi titremişti. Kız kardeşinin çocuğu olmadığı böyle işe kalkışmasını hiç beklemese de şimdi her şey ortaya dökülmüştü.

 

"Başka bir şey," var demişti Atlas "Babam, dedemin en kıymetlisiydi anne biliyorsun. Üçüzler on sekiz yaşına geldiğinde açıklanacak bir miras olduğunu öğrendik. Muhtemelen başımıza gelen her şey bu yüzden."

 

O gece yatağıma döndükten sonra hala denen kadını bir güzel dövmek geçmişti aklımdan.

 

Ertesi sabah olduğunda herkesin yüzünde güller açıyordu. Bana bir şey hissetirmemeye çalıştıklarını biliyordum. Ben de bu duruma fazla ses çıkarmadan elimden geldiği kadar uyum sağlamaya çalıştım.

 

Bir süre sonra evde ki herkes işe gittiğinde Ege ve Efe ile evde kalmak zorunda olsam da öğlen vakti Melda hanım eve yine eli dolu torbalarla gelmişti.

 

Beni odama çıkarmış aldığı okul formalarını denememi istemişti. Kıyafet odasından çıkıp üzerimdekileri ona gösterdiğimde Efe ve Ege de odadaydı.

 

"Nasıl?" Diye sordum.

 

"Çok kısa! Sakın bunu giyeceğim deme bana?!"

 

"Aptal mısın Ege! Sanane benden, çık git aynaya bakacağım."

 

"Oğlum karışma, çok güzel oldun annecim."

 

Aynaya bakarken bir yandan da söyleniyordum.

 

"Dağ da ayılar mı büyüttü seni? Sanane kısaysa aptal."

 

Ve sonu yine Ege ile kavga ederek bitti günün. Arkasından askıları fırlattığımda birkaçı Efe ye de gelince beraber kaçarak odadan gitmişlerdi.

 

Ve yarın büyük gündü.

 

🐈‍⬛

 

 

"Çıksana kapının önünden gerizekalı?!"

 

Ege'nin arabadan inmem için önümden çekilmesi gerekiyordu ama yaklaşık üç dakikadır telefonda konuştuğu için Efe ile arabadan inmemiz mümkün olmuyordu.

 

"Efe kardeşine bir şey söylesene, okula ilk günden geç kalmak istemiyorum!"

 

Efe kulağında kulaklık keyif çatarken beni duymadı. Ayağımla bacağına sert bir tekme attım.

 

"Noldu ya?" Dedi kulaklığını çıkarıp. "Ege ile beni muhatap ediyorsun daha ne fazla ne olabilir acaba? Arabasının kapısının önünde duruyor söyle şuna çekilsin!"

 

Sonunda oturma eylemine son verip Ege'yi sağ tarafa çekti. Ege ile bir süre birbirlerine karşı koymaya çalışsalarda Efe'ye destek atıp Ege'nin kapının önünden çıkmasını başarmıştık.

 

Hemen arabadan inip peşimden gelen Efe'ye "İçeri girer girmez bana tuvaletin yerini göster, malum ellerim kirlendi." Dedim yüksek sesle.

 

Ege hala telefonla konuşuyordu. Bir insan telefonda ancak sevgilisi ile bu kadar uzun konuşabilirdi.

 

"Abartıyorsun sanki biraz?" Dedi Efe gülerek. Ona öldürücü bir bakış atarak gülmesini bitirmesine neden oldum.

 

"Az yapıyorsun demek istedim, belertme gözlerini hemen."

 

Önden gidiyordum ama okula en önde giren kişi olmak istemediğim için Efe'nin yanıma gelmesini bekledim. Beraber attığımız adımlar okulu görmemle durdu.

 

Lise için fazla büyük binalara sahipti. Binaların üçü yan yanaydı. En büyük olan ortada ki binaya doğru ilerlediğimizde ağzımı kapalı tutmayı başarmıştım.

 

Onlar gibi bu kadar lüks bir liseyi okuma ihtimalim olmadığı için hayal bile etmemiştim. Bir an kendimi yurt dışında gibi hissetmiştim.

 

Okuduğum lisenin boyası eskimişti, kapısında duran güvenlik görevlisi var ama yok gibi bir şeydi. Burada ise bir şirkete giriyor gibi kart okutarak içeri alıyorlardı.

 

Her şeyim hazırdı. Dün okul formam eve gönderilmişti. Siyah etek ve beyaz tişörtten oluşan, okulun dışına bakılırsa sade kalan bir üniformaydı.

 

"Efe!" Arkadan Ege seslendiğinde Efe durup ona baktı. "Beni bekleyin, beraber girelim içeri."

 

"Ne alakası var ya? Senle gidelim Efe." Efe'yi kolundan tutup sürüklemeye başladığımda beni gösterip Ege'ye omuz silkti. Ege homurdanmaya başladığında ikimizin de umrunda olmadı.

 

"Sınıfız dördüncü katta. En alt katta kantin ve yemekhane var. Genelde orada takılıyoruz. Ders saatine daha yirmi dakika var, içecek bir şey alalım mı?"

 

"Olur," dedim.

 

"Tek kat ineceğiz asansöre binmeye gerek yok."

 

Asansör.

 

Biz okulda oturacak sıra bulamazken hanımlar ve beyler asansör kullanıyordu.

 

Ege ve Efe'nin okulda tanınmama ihtimali yoktu. Yani Efe böyle anlatmıştı. Olayları ile gündem de olan iki kardeşin, müdürün odasından çıkmadığını da öğrenmiştim.

 

Gayet terbiyeli Ege beyin kavga olduğunda orada olmama imkanının olmadığını da gereksiz bir bilgi olarak anlatmıştı Efe. Genelde kavga etmek onun tercihi değildi ama Ege varsa benim orada olmama şansım yok diyordu.

 

Birbirlerinden ne olursa ayrılmıyorlardı.

 

Efe'nin Cafe dediği yer bildiğimiz kantindi. Sorun şuydu ki sabah uzun süreler sonucu ettiğim kavgalar yüzünden onların verdiği parayı almamıştım. Zaten bir önce ki gün bana bir banka kartı vermişlerdi. Banka kartı yeterince fazlayken bir de nakit para asla alamazdım.

 

Tamam bazı şeyleri artık uzatmamam gerekiyordu. Ne kadar ailemi tanıma aşamasında olsam da aileler çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılardı bu yüzden bir yere kadar verdikleri ve aldıkları şeyleri kabul ediyordum.

 

"Genelde bu masada oturuyoruz." Efe'nin bahsettiği masa duvar dibindeydi. Sandalye yerine karşılıklı geniş koltuklar vardı. Efe ile karşı karşıya oturup, masaya yerleştik.

 

"Ne içmek istersin? Ya da yiyecek bir şeyler?" Diye sordu.

 

"Sade bir kahve olabilir aslında." Dedim. O sırada hem okulu, hem de okulda ki değişik tipleri inceliyordum.

 

Okulda kıyafet serbestliği yoktu ama onun dışında takı, aksesuar gibi şeylerin bir kısıtlaması olmamalıydı ki bazı kızlar kuyumcu dükkanı gibi dolaşıyordu.

 

Birkaç kişi, masanın yanından geçerken bana dikkatli bir şekilde bakıyordu. İnsanların bana bakması beni rahatsız etse de bir süre buna katlanmak zorundaydım. Her insan ölmüş bildiği birini canlı canlı karşısında görünce dönüp bakardı.

 

Ege, bir eli cebinde havalı bir şekilde kahve alan Efe'nin yanına gitti. Birkaç şey konuştuktan sonra ikisi eli dolu bir şekilde masaya geldi. Efe'nin uzattığı kahveyi aldığımda kendimi ünlü bir kahveci de gibi hissetmiştim.

 

Bardakları onların tasarımlarını andırıyordu.

 

"Teşekkür ederim diyeceksin." İlgim başka bir tarafta olduğu için dediğini duymamıştım.

 

"Ne diyorsun Ege?"

 

"Diyorum ki, kahveni sana başka biri alıp getirdi. Bunun için teşekkür etmeyecek misin?"

 

"Etmeyeceğim." Dedim "İtirazın mı var?"

 

Başını iki yana salladı.

 

"Ege," dedim dişlerimi sıkarak konuşurken "Beni sinir etme, seni arkadaşlarının önünde çok kötü rezil ederim duydun mu beni?"

 

"Etsene Azra, bunu nasıl yapacaksın çok merak ediyorum."

 

"Yeter," dedi Efe ciddi bir şekilde "Evde değilsiniz kendinize gelin artık. Birbirinizin düşmanı değilsiniz farkında mısınız?"

 

"Bu uyarıyı kardeşine yap Efe, sataşmasın bana durduk yere."

 

Ege cümlem biter bitmez ağzımı mezelediğinde "Bak çarparım o ağzına!" Dedim.

 

Ege ile evdekilerin hepsi tek tek konuşmuştu. Fazla ileri gittiğini söylediklerini biliyordum. Hatta en yüksek sesli görüşmesi de Atlas ile olmuştu. Batuhan yine onu kırmadan konuşmuştu.

 

Anladığım kadarıyla anlayacaklarını düşündükleri her dilden konuşmuşlardı. Ama Ege anlamak istemiyordu. Evde benimle karşı karşıya gelmiyor, gelirse de bir şey demiyordu.

 

Birkaç gündür süren sessizliğinin acısını bugün çıkarıyordu.

 

"Çarpsana."

 

"Oğlum bir tutamıyor musun çeneni Ege? Bu şekilde daha çok dikkat çekiyorsun. Çocuk musunuz ben sizi iki dakika da bir uyarmak zorunda mıyım?"

 

İkimizde arkamıza yaslandık.

 

"Böyle işte aferin size!"

 

"Efe."

 

"Efe!"

 

"Tamam be aynı anda konuşmayın,"

 

Sinirlendiğim için ayağımı sallamaya başladım. Kahve bardağının kenarlarıyla oynamaya başladım.

 

Ders başlayana kadar sessiz sakin geçmesini istediğim zaman dilimi sadece beş dakika kadar sürdü. Ege'nin yüzünün bir an da değiştiğini gördüğümde 'ne oluyor' Diye Efe'ye baktım.

 

Efe ne olduğunu anlamak için arkasını döndü. Gördükleri yüzler kime aitse ikisi de aynı tepkileri verdi.

 

Başımı çevirip kime baktıklarına merak içinde bakacaktım ki Ege başımı hafif bir şekilde tutup çevirmeme engel oldu.

 

Sakin bir şekilde "Ege ne oluyor?" Dedim. Benim bakmamı istemedikleri onları görünce sinirlendirecek yüzler kime aitti?

 

"Mete," dedi Efe "Bu okulda anlaşamadığımız tek insan."

 

"Ooo," Sesi çıktı dudaklarımdan "Durum o kadar ciddi, ha? Peki ben neden bakamıyorum Mete ye?" Bu sefer kimseyi beklemeden Metelere baktım. Yanında arkadaşları vardı. Kantinin tam ortasında ki masada oturuyorlardı.

 

Fazla bakmak istemediğim için önüme döndüm.

 

"Neden anlaşamıyorsunuz?"

 

Onların anlaşamadığı kişiyle konuşacak halim yoktu. Bu yüzden nedenini öğrenmem iyi olacaktı.

 

"İnsan ilişkileri," dedi Ege bir gözünü Mete den ayırmadan. "İnsan insanı sevmez. Bunun için her zaman bir nedenin olması gerekmez."

 

"Can sıkıntısı yani?" Dedim Efe'ye başını iki yana salladı. "Okulun bir yüzme takımı var ikisi de aynı takımda. Rekabetin olduğu yerde düşmanlık var."

 

Ege, ona ters bir bakış attı.

 

"Ağzında bir boku tutamaz mısın Efe?"

 

"Ege düzgün konuş ağzımı bozdurma benim."

 

Araya girdim.

 

"Ya bir durun, buraya bakıyorlar." Dedim gözlerimi Mete'den ayırmazken.

 

"Azra önüne dön."

 

"Sanane gerizekalı, nereye bakacağıma da mı karışıyorsun."

 

"Azra," dedi Ege "Bakma önüne dön."

 

"Geliyorlar," dedi Efe dikleşerek.

 

"Selam gençler," dedi Mete bakışlarını sadece ben de tutarak. Efe kolunu masaya koyup onun görüş açısından çıkmamı sağladı.

 

"Hadi ama!" Dedi Mete "Efe, kızı yetmeyeceğim önünden çekilsene!"

 

"Allahın her sabahı güne seni döverek başlamak bana inanılmaz bir enerji veriyor Mete." Dedi Ege "Ağzını kapalı tutmayı öğrenmediğin sürece bunu bir rutin haline getireceğim."

 

"Sakin ol dostum," elleri teslim olur gibi iki yana kaldırdı. "Haberler doğru demek ki, kardeşiniz yaşıyormuş."

 

"Yaşıyorum," dedim Efe'yi önümden çekerek "Başka bir sorun yoksa, gidebilirsin."

 

Duruşu ve bakışı rahatsız ediciydi. Efe ve Ege ile sorunu olmasa bile normal şartlarda yüzüne bakacağım bir tip değildi. Grup olarak gezmeleri onları daha da itici yapıyordu. Hayatta bir amaçları olmayan ailelerinin parası sayesinde bu okulda okuyan birileriydi sadece.

 

"Ece'ydi değil mi?" Diye sordu.

 

"Bu bir soru değil, gidebilirsin."

 

Dudakları yana kıvrıldı.

 

"Kardeşlerinin yanında olmadığı bir an konuşalım Ece'cim. Hakkında merak ettiğim soruları o zaman soracağım."

 

Ege anında yerinden kalkarken Mete'nin yakasına yapıştı. Efe diğer arkadaşlarının karışmaması için araya girerken ayağa kalkıp Ege'nin koluma yapıştım.

 

"Ege bırak, boşver şunu."

 

"Bir daha kardeşimin adını ağzına almayacaksın, konuşmayacaksın onunla lan!"

 

Ege'nin kardeşim demesi ile kolunu tuttuğum elim gevşedi.

 

"Sanane oğlum?" Dedi Mete aynı onun gibi dikleşerek "Kardeşinle konuşuyorum, seni alakadar etmez."

 

"Mete boş boş konuşma, senle benim konuşacağım ne olabilir? Ayrıca öküz öküz yüzüme bakma, gözlerini alırım senin bir yerine so-" Ege hangi ara beni geri çekip küfür etmeme engel oldu bilmiyorum ama bir yandan da iyi oldu.

 

Sinirlendiğim de ağzımdan istemsizce argo kelimeler çıkıyordu ve bu benim hoşuma gitmiyordu. Ama Mete hoşuna gitmiş gibi sırıtmaya başlamıştı.

 

"Bakışların, sözlerin! Etkilendim Ece Erdem. Beni etkilemeyi başardın."

 

Efe sertçe itti Mete'yi "Defol git, uğraştırma bizi."

 

İkimize döndü "Ders başlayacak çıkalım."

 

"Ben bu gevşeği dövmeden duramam. Ağzını yamultmazsam rahat edemem." Dedi Ege, geri dönmek istediğinde, Efe "Ege, Ece yanımızda. Sakin ol." Dedi.

 

"Ya beraber döveriz işte!" Dedim gereksiz bir çoşkuyla.

 

"Rol çalma," dedi Ege "Kendine dövecek başka birini bul."

 

"Sanane? İstediğimi döverim."

 

"Gerçekten mi?" Dedi Efe merdivenlerin başında durup "Bunu da mı tartışıyorsunuz." Diye sordu.

 

Ege ile tartışamayacağımız bir konu yoktu. Maksat tartışmak ve kavga etmek olsun. Bunu ikimizde çok iyi yapardık. Efe bu işlerle çok ilgili değildi. Bana olan tutumu yüzünden onla bir kez olsun tartışmamıştım.

 

İşler aslında bu noktada patlak veriyordu.

 

Efe ve Ege arasında gözümde hiçbir fark yoktu. Aynı evde aynı aile ile büyümelerine rağmen karakterleri çok farklıydı.

 

Efe de kardeşini kaybetmişti. Efe de evdeki yas dolu günlere şahitlik etmişti. Annesi ağlarken, babasını eve uğramadığı günlerde o da Ege ile beraber o evdeydi.

 

Daha yaşadıklarını bilmediğim onca şeyde beraberdiler. Peki neden Efe her gözlerime baktığında kavuşmuş olmanın verdiği huzuru verirken, Ege de neden tam tersi oluyordu?

 

"Siz asansöre geçin, geliyorum ben de."

 

"Salak mısın?" Dedim "Asansöre binsene." Asansörün ne kadar lüks olduğundan bahsettikten sonra asansörü tercih etmiş olabilirdim ama üç kat çıkarak kendimi yoracak değildim.

 

Sabahın köründe kalkıp işe giderken, okuldan sonra yine aynı işe giderken yorulduğum günler geldi aklıma.

 

"Ege kapalı alanlardan hoşlanmıyor," dedi Efe.

 

"Olabilir," dedim asansörün önünde bekleyen grubun arasına karışırken. Kızlardan biri "Selam Ege, nasılsın? Bugün antrenmanınız olacakmış, ben de izlemek için orada olacağım." Dediğinde Efe göz devirdi.

 

"Esila, ben Efe." Dedi "Bugün değil ama yarın istersen antrenmanımı izlemeye gelebilirsin."

 

Kız hafifçe elini başına vurdu.

 

"Of ya sürekli karıştırıyorum. Bu arada sağol futbol sevmiyorum." Dedi.

 

"Yüzmeyi seviyorsun yani, Ege'yi izlemeyi değil?" Diye sordum.

 

"Sen?" Dedi tanımadığı için "Kimsin?"

 

Efe ile yüzlerimizi yaklaştırıp "Bilmem sence kimim?" Diye sordum.

 

"Şaka mı?" Dedi Elisa yanında ki arkadaşlarına dönerek "Oha!" Dedi sonra.

 

Ege, şuan burada olmalıydı. Ona kalsa bu tarz kelimeleri sadece ben kullanıyordum çünkü.

 

"Şaka gibi mi duruyorum?" Dedim kıza dik dik bakarak.

 

Efe kibarlık gösterip "Kız kardeşim, Ece." Dedi. İnsanlara şuan ben bu ismi kullanmıyorum demek istesem de işleri iyice karıştırma taraftarı değildim.

 

"Gerçekten de Ege'nin kız versiyonusun resmen."

 

Göz devirdim. Üçüz olduğumuz için olabilir mi?

 

"Geldi asansör." Asansöre bindiğimiz de Elisa ver arkadaşıda bindi. Efe tuşa basarken rakamları takip ettim. Yirmi saniye kadar sürmüştü. Kızlar önden inerken biz de arkalarından çıktık.

 

Renkli kapılardan oluşan sınıflardan turuncu kapılı kapıdan içeri girdiğimiz de hemen etrafı incelemeye başladım. Sınıf oldukça geniş olmasına rağmen asla kalabalık değildi.

 

Sıralar iki kişilikti. Ege en arkaya geçmiş uyuyordu. Zilin çalmasına iki dakika vardı.

 

"Efe," dedim kolundan dürterek "Ben nereye geçeyim?"

 

"Merhaba Ece!" Ege'nin uyuduğu sıranın önünde ki kız seslenince ona baktım. "Hoş geldin. Beraber oturmak ister misin? Yanım boş."

 

Efe'ye bu nasıl bir kız bakışı attığımda kulağıma eğildi.

 

"Bu okulda ki en saf kızlardan. Oturmak istiyorsan eğer geçebilirsin yanına."

 

"Tamam olur," dedim çantamı sırtımdan çıkarıp masanın üzerine koydum. Kız cam tarafına geçip bana yer açtı.

 

Sınıftakiler de yavaş yavaş yerlerine oturduğunda hoca sınıfa girdi. Ders felsefeydi. Yani bu demek oluyor ki Azra kaçar.

 

Planım Ege gibi uyumak olsa da sınıfa yeni gelen biri olarak, gereksiz konuşma faslını aşmayı beklemiştim. Sonrasında sıraya kafamı koymuş, Efe'ye de beni uyandırırsa onu çok kötü yapacağımı söyleyerek tehdit etmiştim.

 

*

 

Uyku bu dünyada ki en güzel şeylerdendi. Yemek yemekten bile daha önemliydi benim için. Şimdi işe gitmediğim için uyku sürede artış olsa da ben de bir değişim olmamıştı. Sabahın sekizinde okula gelmek eziyetti.

 

Hala alışamadığım cep telefonu kaldığında yerimde sıçradım. Eğer teneffüs olmadıysa ve derste çalıyorsa sıkıntı büyük demekti.

 

Ancak etraftaki sessizliğe bakılırsa teneffüsteydik.

 

Gözlerim yarı açık telefonu açtım. Numaraları kaydetmediğim için kimin aradığından bir haberdim.

 

"Ece, babacım, nasılsın kızım?"

 

İyi ki bir baba kelimesini kullanmıştı. Yoksa sesini algılayacak kadar uyanık değildim.

 

"Uykum var." Dedim hiç uzatmadan. Arkadan gülme sesleri geldiğinde kaşlarımı çattım.

 

"Kim gülüyor bana?"

 

Çağrı bey anında oğullarını satarak hepsinin ismini verdi.

 

"En çok Mert güldü ama Ece." Dedi.

 

"Ona söyle beni uykumdan mahrum ettiğiniz için hepinize olan sinirimi ondan çıkaracağım."

 

"Üçüzlerin nerede atarlı güzel?" Diye sordu Mert.

 

"Hopörlerimi açtınız? Herkesin sesini duyuyorum?"

 

"Aynen öyle." Dedi Çağrı bey

 

Göz ucuyla arkama baktım. Efe de Ege de yoktu. Kantinde olanlar aklıma gelirken gözlerim kocaman açıldı.

 

"Bir saniye bunlar yoklar, yoksa kavga etmeye mi gittiler?" Sesli düşündüğümde hemen Atlas dan cevap geldi.

 

"Peşlerinden gitmiyorsun Ece!"

 

Telefonu kapatıp ayağa kalktım. Sınıfın girişinde yanında oturduğum kızı ve Elisayı gördüm.

 

"Kavga ediyorlar!" Dedi Elisa heyecanla "Nerdeler?" Dedim sınıftan çıkarken.

 

"Havuzun orada! Ama Mete başlattı, gördüm." Elisaya göre o daha çok korkuyordu.

 

"Neden ayırmak yerine bana haber vermeye geldiniz?!" Birazdan bu sinirle benn de asansörün içinde kızlarla kavga edecektim.

 

Havuzun oraya koşar adımlarla girdiğimiz de bağırış ve küfür sesleri hava da uçuşuyordu. Mete, Ege'nin ona attığı yumrukları engellemeye çalışsa da çoğunda başarısız olarak yüzünün farklı noktalarına darbe alıyordu.

 

Efe ise diğerleri mücadele ederken işi daha zordu. İki kişi ile kafa kafaydı. Dayanamadım. Onlara değen yumruklar sanki benim canımı yaktı.

 

Etrafa baktım. Hızlı düşünmem gerekiyordu. Yüzücü tahtalarını görür görmez hemen birini elime aldım. Kafalarına darbe alırlarsa bu olayın ciddiyetini çok arttırırdı. Ben de sırtlarına çok sert olmayacak şekilde vurdum.

 

"Ah! Ne oluyor lan!"

 

"Bırak lan adam mısınız iki kişi kavga ediyorsunuz?!" Cırlamamla Ege bu tarafa baktı.

 

Efe nefes nefese elimde ki tahtaya bakıyordu.

 

"Ece karışma, git şuradan!"

 

"Saçmalama!" Der demez bağırdım "Efe önüne bak!" Boşta olan diğeri Efe'nin yüzüne vurduğunda tahtayı sıkıca tutup yanına koştum. Onunda bacaklarına vurduğumda iki büklüm oldu.

 

"Kız mız demem elimde kalırsın!"

 

İlk darbeyi yiyen bağırarak bana yaklaşırken elisa yeniden havuzun olduğu yerden koşarak çıkmıştı. Umarım hocalardan birine haber verirdi.

 

"O elini alırım senin!" Dememe kalmadan Mete'yi bırakan Ege bana bağıran çocuğun arkadan kolunu ters çevirip yere attı.

 

"O elini s***rim senin!" Bana döndü "Azra çık dışarı, bir yerine bir şey olacak!"

 

"Yetmedi mi bu kadar kavga, siz de benimle geliyorsunuz. Yoksa asla çıkmam!"

 

"Saçmalama çık dışarı," dedi tekrar kavgaya dönecekken. Koluna yapıştım. "Salak mısın sonsuza kadar kavga edemezsin Efe'yi de alalım gidelim, yeter Ege gerçekten!"

 

Onu ikna etmeye çalışırken Efe'den acı dolu bir inleme sesi duyduğumuzda ikimiz de yanına koştuk. Karnını tutuyordu. Diyaframına darbe almış olmalıydı.

 

Mete'ye baktım. Sırıtarak acı çeken Efe'ye bakıyordu. O an cinnet geçiriyor gibi hissettim. Ege'nin üzerine atladığım da onun bir insan olduğu aklıma gelmişti ama Mete'yi gözüm bile görmedi.

 

Sert, oldukça sert bir şekilde sırtı yeri boyladı.

 

Yüzünü uzun tırnaklarımla çizdiğimiz hırsımı alamamış gibi hissediyordum. Biri tarafından, geri çekildiğimde kavga ayıran taraf bu sefer Ege olmuştu.

 

"Azra yeter!"

 

"Mete!" Onun grubundan biri üzerimize yürüdüğünde Ege önüme geçti. Olanlar tam da o sırada oldu.

 

Geriye kalan son kişi Mete'nin o halini görünce Mete'ye yaptığım gibi sertçe beni itti.

 

Ancak ittiği yer, zemin değildi.

 

Havuzun dibini boylamıştım.

 

BÖLÜM SONU

 

Bölümle ilgili sorular?

 

Diğer bölüm olmasını istedikleriniz?

 

Azra için sevgili önerileri dkfnfnf

 

Ege?

 

Efe?

 

 

Bölüm : 25.06.2025 09:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...