14. Bölüm

14

Zeynep
zeydck

Boğazın serin sularına düşmüş biri olarak bu havuz kesinlikle beni daha büyük şoka sokmamıştı. Belki de beni kurtaracak birinin olduğuna olan inancım beni bu sefer fazla korkutmamıştı. Suyun üstüne çıkmam birkaç saniyemi aldığında havuzdan çıkar çıkmaz beni suya atan hayvana yapacağım şeyleri düşünmeye başlamıştım.

 

Doğduğuna pişman etmezsem bana da Azra demesinler!

 

Su yüzeyinde durduğum o kısa anda Ege'nin suya atladığını gördüm. Nefesimi tuttuğum için bu sefer şükür ki boğazıma kaçan bir su olmamıştı. Sadece klordan dolayı gözlerim yanmaya başlamıştı.

 

Ege hemen beni belimden tuttuğunda "Azra? Kendinde misin?" Diye sordu telaşla. "İyiyim, sakin ol." Dedim boynuna tutunurken Mete ve tayfası hızlı adımlarla yüzme salonunu terk ederken arkalarından bağırdım.

 

"Cehennemin dibi kurtarır seni ancak Mete! BİTTİNİZ SİZ!"

 

Efe hemen havuzun kenarından elini uzattığında Ege de belimden kaldırarak havuzdan dışarı çıkmama yardımcı oldular.

 

"Var ya onların ben bir yerlerine bir şey sok-!" Efe kenarda bulduğu havlulardan birini başıma sararak beni mumya misali sardı susmam için.

 

Sesimin kesildiğini duyduğunda hemen havluyu başımdan aldı. Omuzlarıma serdiği havlulardan bir tane de Ege'ye verdi.

 

"Ne işin var senin Azra burda? Bu şerefsizler bu kız buna vurmayalım diyen tiplerden mi sandın? Ne diye aramıza giriyorsun?!"

 

Yüzünün her noktasından su damlayan Ege'nin yüzü o an o kadar komik gelmişti ki, bir anda kahkaha atarak gülmeye başladım.

 

"Şu tipine bak önce sen, sonra tartışırız."

 

Onu bırakıp Efe'ye döndüm.

 

"İyi misin? Bir an çok korkuttun beni." Yüzünde ki kızaran yere dokunduğumda yüzünü buruşturdu. "Nefes alamadım bir an ama iyiyim," dedi.

 

"Bu hayvanlar neden iki kişiye üç kişi dalıyorlar acaba?" Diye sordum sinirle.

 

"Korkaklar çünkü Ece." Dedi Efe

 

"Ben onlara göstereceğim üç kişiyi." Diye söylendi Ege.

 

"Gençler! Çabuk odama Çabuk!" Takım elbiseli biri bağırdığında ona döndük hızla. Gelen kimdi?

 

Bizi beklemeden çıktığında Efe onun müdür olduğunu söylediğinde ayağımı yere vurdum. Gerçekten okulun ilk günü müdürün odasına bu amaçla gitmek zorunda mıydım?

 

"Bu adamın yüzünü görmekten midem bulandı artık," dedi Ege ıslak saçlarını kurtulamaya başlarken.

 

"Ne olabilir en fazla? Onlar laf atmadı mı ilk?"

 

"Mete müdürün yeğeni," dedi Efe "Bize babamdan dolayı sesini çıkarmıyor ama Mete'yi kollamaya da devam ediyor."

 

Gözlerimi kısarak müdürün çıktığı yerden baktım. Benim adımda Azra ise bu müdüründe burnundan getirmesini bilirdim.

 

"İyi ki bizden yaşça büyük Efe," dedi Ege "yoksa var ya.." diye söylenmeye devam etti.

 

"Gitmek zorunda mıyız?" Diye sordum Efe'ye.

 

Başını salladı.

 

Yüzme salonundan çıktıktan sonra ders saatinde olduğumuz için okulda ki değişik tipli kimse ile karşılaşmadığımız için şanslı sayılırdık.

 

Sorun müdürün odasına gitmek değildi. Mete ve diğerlerini hele beni havuza iteni gördüğümde kendime hakim olamamaktan korkuyordum. İçimde yıllardır saklanan bu Azra ortaya çıkmıştı.

 

Önceden bu tarz olaylara karışırsam kimse göz yaşıma bakmaz beni okuldan atardı. Ama şimdi bu konularda daha rahattım. Bu haftanın beş günü kavga edeceğim anlamına gelmiyordu elbette.

 

Hayat böyle geçmezdi.

 

Müdürün odasına ilk kez gelmeme rağmen içimden bir ses bana bunun son olmayacağını söylüyordu. Kapısı aralık olduğu için açıp içeri girdiğimde karşısında oturan Mete ve diğerlerine baktığını gördüğümde müdür de bana baktı.

 

"Oo yeni öğrencimiz de gelmiş, hoş gelmiş. Demek ki kısmet bu kavgaya yoksa tanışamayacaktık seninle," kinaye dolu cümlesini hemen def ettim.

 

"Kesinlikle müdür bey, her işte bir hayır vardır. Bu salaklar olmasa sizin odanızın yerini öğrenmeyecektim."

 

Alttan bir bakış attı müdür. Omuz silktim.

 

"Geçin oturun, dikilmeyin ayakta." Dedi eli ile dolu olan koltukları göstererek.

 

"Nereye? Pardon benim göremediğim sandalye mi var? Yoksa yan sınıfta fazla sandalye var mı diye sormaya mı gideceğim?"

 

Üçlü koltuğa yayılıp oturan iki kişiye kaş göz hareketi yaparak oradan kaldırdı. Tabii kendi yeğeni oturmaya devam etti, tam karşımızda.

 

Onlar kalktığında oturmaya yeltenen Efe ve Ege'yi durdurdum. Müdürün masasında duran dezenfektanı alarak kalktıları yere sıktım. Silecek bir şey bulamadığım, üzerimde zaten ıslak olduğu için oturmak zorunda kaldım.

 

"Ne bu hareketler çok düşündün mü bunu?" Havuza iten çocuk konuşmuştu.

 

"Bak senin o ağzını bir ikiye ayırırım, kes sesini otur. Sen varya bundan sonra bittin, son dakikalarını can çekerek vereceksin. Beni havuza attın ya sen, seni öyle bir hale sokarım ki ayaklarıma kapanıp yapma diye yalvarmaya başlarsın ama ben durmam daha da beter ed-"

 

Müdür hemen araya girdi.

 

"Oğlum durdursanıza kardeşinizi nefessiz kalacak!" Bu endişesi Ege'nin elini ağzıma kapaması ile son bulmuştu.

 

Derin nefesler alarak avıma odaklanmış bir halde karşımdaki salağa bakıyordum.

 

Benim bu halime Mete bıyık altından gülmeye başladığında Ege bir şey söyleyecekken müdür araya girdi.

 

"Eskiden sizi bu odada iki kişi görürdüm, naptınız oğlum kardeşinizide mi kavgalara ortak ettiniz?"

 

Bu adama daha fazla cevap vererek çenemi yormak istemiyordum.

 

"Kimsenin onu ortak ettiği yok. Yeğeniniz kendine çeki düzen vermediği sürece bu odada bizi daha çok göreceksiniz." Ege sesinde ki sertliği hiç azaltmadan konuşurken müdür de bir etkisi olmasını bekliyordum ama adam asla ciddi bir insan değildi.

 

"Sence sorun sadece Mete de mi? Ayrıca ona yeğenim diyerek belirtmene gerek Ege. Hepiniz gözümde eşitsiniz."

 

Çenemi tutamadım güldüm.

 

"Komik mi kızım?" Diye sordu müdür bey.

 

"Ayrım yapmıyor olsanız bu üçlünün okulda olmaması gerekir."

 

Net bir şekilde olayların özeti buydu.

 

"Okula geleli birkaç saat oldu sadece Ece, biraz hızlı gidiyorsun kızım uyarayım. Sonra olacaklara şaşırma."

 

Müdür gözlüklerini ileri iterek bana baktığında kaşlarımı çattım. Resmen beni tehdit ediyordu.

 

"Olacaklar?" Dedi Efe "Sadece bir müdür olduğunuzu unutmayın hocam. Size karşı hala saygılı olmaya çalışıyorum ama kardeşimi ehdit ettiğinizi farkında mısınız?"

 

Efe'nin sorusu ile müdür ona ters ters bakmaya başladı.

 

"Olayı kameralardan izledim. İlk laf atan Mete olsa da siz bunun karşılığı olarak onlara vurmuşsunuz." Dedi bir gözü ekranda.

 

Ege "Evet?" Diye sordu.

 

"Ne eveti oğlum? Kavgayı başlatan sizsiniz."

 

"Pardon?!" Dedim ayağa kalkarak "Şu halime bakın! Şu beyinsizin beni havuza ittiğini görmediniz mi?! Yüzme dahi bilmiyorum! Boğulsam bunun açıklamasını kime yapacaktınız siz?!"

 

Sesim sona doğru yükseldiğinde "Otur yerine Ece!" Dedi.

 

"Gözlerinizde sorun varsa abimden size randevu almasını isteyeceğim." Dedi Efe "Biz durduk yere kavga etmiyoruz, bu gidişle bu son kavga olmayacak hocam."

 

"Mete'nin haline bak oğlum? Bir de durduk yere etmeseniz ne olacak?"

 

"Bu ne böyle? Kalkın sarılın bir de isterseniz, burası sizin babanızın çiftliği mi be?!"

 

Gerçekten Ege bizim okulda ne işi var derken haklıydı. Burada insan katil olurdu.

 

"Müdür bey haklı," dedi arkasına yaslanan Mete "İlk darbeyi senin üçüzlerin atıyor."

 

Müdür "Kızım hele sen hiç konuşma, tahta ile dalmışsın kavganın ortasına. Birazdan hepinizin velisinin arayacağım."

 

Tam selamımıda söyle diyecekken içeri Çağrı bey ve Atlas girdi. Müdür hızla ayağa kalkarken odaya giren ikili hızla bizi taradı. Ege ve benim ıslak bedenime bakarken "Ne oldu size?" Diye sordu Çağrı bey.

 

"Çağrı bey hiç sormayın, maalesef Ege'ye söz geçiremiyorum zannederdim şimdi bir de Ece eklendi üstüne."

 

"Ece, ne oldu kızım?" Dedi tekrar ciddi bir şekilde Çağrı bey.

 

Keyifle beni havuza atanı gösterdim.

 

"Havuza itti beni."

 

Atlas işaret ettiğim çocuğun karşısında durdu.

 

"Konuş, bir dakikan var." Dedi.

 

"Ne konuşacak mışım? Kardeşlerin geldi bize saldırdı! Karşılık vermeyecek miydim?" Kendine güvenen tavrı ile meydan okuduğunu zannediyordu.

 

"Kimsin sen? Benim kardeşimin kılına dahi dokunmaya nasıl cesaret ediyorsun! Ulan yüzme bilmiyor olma ihtimalini düşünemedin mi? Ya ona zarar gelseydi?! Nasıl savunacaktın kendini?!"

 

Bu ses beni bile ürkütmüştü.

 

"Bilmiyordum!" Diye savundu kendini

 

"Bilmiyordun hadi ona eyvallah! Lan sen nasıl benim kardeşime, bir kadına el sürmeye kalkarsın? O elini kırmaz mıyım?!" Avukat Atlas'ın içinden hiç beklemediğim biri çıkmıştı.

 

"Tamam sakin ol." Dedim yanına gidip elinden tutarken.

 

Çağrı bey müdüre olan konuşmasını kesip bana döndü.

 

"Kızım kapıda duran korumadan çantayı alıp üzerinizi değiştirin. Hasta olacaksınız." Dedi.

 

"Siz nerden biliyorsunuz?" Diye sordum. Bana göz kırptı "Bu okulda olan biten her şeyden haberim olur güzelim. Hadi durma daha fazla."

 

"Bunlar ne olacak?" Diye sordum Mete'yi göstererek "Gereken neyse o," dedi müdüre bakarak. "Ayrım yapılacak son yer bir eğitim kurumu olmalıydı müdür bey. Belli ki siz bu işi layığı ile yapamıyorsunuz."

 

"Konuşabiliriz Çağrı bey." Diyerek durumu toparlamaya çalışmasını es geçerek kapıya gittim. Daha fazla bu üstle durmak istemiyordum.

 

"Efe bir saniye," dedi Atlas "Size ne söyledi de kavgaya döndü tartışma?"

 

"Bize söylediği hiçbir şey umurumuzda değil. Misli ile karşılığını alır ama Ece'ye yaptığı yakıştırma yüzünden bu halde zaten."

 

Atlas'ın gözünden çıkan ateş ile Ege tekrar o anı yaşamış gibi oldu ve Mete'nin yanından geçerken yüzüne bir yumruk geçirdi.

 

"Ooow bu iyiydi işte!" Ege ilk defa yaptığım bir hareketin hoşuna gittiğini belli ederek gülümsedi.

 

Kapı açılıp içeri Mete'nin ailesi olduğunu tahmin ettiğim kişiler girdiğinde Efe omzumdan tutarak odadan çıkardı.

 

Korumadan kıyafetleri aldıktan sonra üzerimizi değişmemiz için bir yer gösterdi. Fazla oyalanmadan üzerimi değiştirdim ve ıslak kıyafetleri torbaya koydum. Saat daha öğlen vaktiydi ama ben şimdiden yorulmuştum.

 

Aklım bir yandan da müdürün odasında ne konuştuklarındaydı. Mete'nin ailesi ile Çağrı beyin arasında bir sorun olur mu, merak ediyordum.

 

Ege ve Efe de kendine çeki düzen verdiğinde bahçeye çıktık. Sanırım bugünlük bu kadar okul yeterli olacaktı. Ama Ege'nin antrenmanı vardı. Ege su almak için gittiğinde Efe "Antrenmanı izlemek ister misin?" Diye sordu.

 

"Bugün daha fazla su görmek istemiyorum," dedim.

 

Dilim damağıma yapışmıştı resmen. Ege beş dakikadır gelmiyordu. Ayaklanır Efe'ye kantine gideceğimi söyleyip, artık yerini bildiğim koridorda ilerlerken köşeyi dönmeden duyduğum tanıdık seslerle duvarın arkasında ki yerimi korudum.

 

"Ece gerçekten size yaranmak için nasılda kavga etti? Çok kabaydı! Annene bakıyorum da onun gibi hanımefendi bir kadın bu kızı gördüğünde çok üzülmüştür. Her kuralı baştan öğretecek.."

 

"Yani," dedi Ege "Seni ilgilendiren konu ne Elisa?"

 

"Bilmem, yanınıza yakışmıyor o kız. Sanırım biraz fazla şımartılmış."

 

"Kimsenin nasıl olduğu umurumda değil Elisa, sen de bu işlere kafanı yorma." Dedi Ege.

 

Ondan farklı bir cevap beklemiyordum da zaten.

 

"Yani tabii orası öyle ama söylemeden edemedim işte. Zaten dönüşü büyük olay oldu, bari nereye geldiğini bilse."

 

"İşin olmayan konularla ilgilenme dedim sana Elisa."

 

"Tamam ama sen söyle, kardeşin sizden biri gibi mi?"

 

"Ne o, sabah bana benzetiyordun?"

 

"Aranızda kocaman bir duvar var gibi sanki.." dedi Elisa "Efe ile öyle değil Ece'nin arası, senin neden böyle?"

 

"Burada durup sana dil dökmeyeceğim Elisa. Bizim gibi olmadığının bende farkındayım, arasının Efe ile daha iyi olduğunu nerden çıkardın? Bu okulda tek tanıdığı kişiler biziz, başka onla konuşacak biri var mı?"

 

Adımlarım Ege'nin cümlesini tamamlamasını beklemeden geldiği yolu geri döndü. Tuvaleti görür görmez içine girip, kabinlerden birine kendimi soktum.

 

Elimi ağzıma koyup sıkı sıkı kapadım.

 

Ağladım.

 

Sesim duyulsun istemiyordum.

 

Dakikalarca, telefonum yeniden çalana kadar ağladım. Arayan Çağrı beydi.

 

Aramasını meşgule atıp yüzümü yıkadıktan sonra bahçeye geri döndüm.

 

Ege de geri dönmüştü.

 

Beni görünce aldığı suyu uzattı. Görmemezlikten geldim.

 

"Eve gidelim mi?" Diye sordum aniden.

 

"Ege'nin antrenmanı var, izlemek istemez misin?" Diye sordu Atlas.

 

Omuz silktim.

 

Ege'nin bana acıması yoktu. Benim ona hiç olmayacaktı.

 

"Beni görmek isteyeceğini zannetmiyorum. Sabah bir kız vardı o çok istekliydi gitsin o izlesin."

 

"Ece, güzelim babana bir bakar mısın?" Başımı çevirip baktım.

 

"Ağlamışsın," dedi hiç itiraz etmeme fırsat vermeden "Bir şey olmuş, söyle bana."

 

"Bir şey olmadı. Eve gitmek istiyorum."

 

"Kalsaydın Ece," dedi Efe ısrar ederek "İstemiyorum dedim! Anlamıyor musunuz? Onun o havuzda ne yaptığı ilgimi falan çekmiyor, ne yaparsan yapsın. Rahat bırakın beni."

 

Arabaların orda duran korumaları görünce arabanın yanına gittim. Açtığı kapıdan içeri geçip en köşeye geçip başımı cama yasladım.

 

Beni istemeyeni ben hiç istemezdim. Ege beni üzemezdi ama o kızın yanında benim hakkımda konuşması ile kendini bitirmişti.

 

Çok geçmeden peşimden Atlas ile Çağrı bey geldi. Çağrı bey yanıma otururken Atlas öne geçmek zorunda kalmıştı.

 

"Babacım bana bak, Ege mi bir şey dedi? O çocuklara sinir oldun biliyorum ama artık seni rahatsız edecek bir durum olmayacak."

 

"Ege kimde üzüleceğim ben ona?" Dedim hiç düşünmeden "Sadece istemiyorum, ne yaparsa yapsın umurumda değil. Uyumak istiyorum sadece."

 

Gözlerimi kapadım. Derin bir nefes verdiğini duydum Çağrı beyin.

 

Birkaç dakika sonra içim geçiyor gibi olduğunda başım sert camdan ayrıldı ve yumuşak bir yere kondu. Çağrı bey saçlarımı okşamaya başladığında daha çok mayışıyordum.

 

"Ece'yi anlıyorum aslında," dedi Atlas "Her şey şuan ona çok yabancı, alışmaya çalışıyor, çaba gösteriyor. İnat ediyor ve bu onu çok yoruyor."

 

"Duyguları ile boğuşuyor. Üzülüyor, sıkılıyor. Bu karmaşadan kurtulmak istiyor ama yapamıyor. Melda ya her baktığında ona sıkıca sarılmak istiyor diyorum ama sonra bir söz, bir hareket ona eskiden yaşadığı şeyleri anlatıyor ve kaçıyor. Kızımın ayakları altına her şeyi serebilirim ama geçmişini unutturamam Atlas. Sadece ona geçmişi ile baş etmeyi öğretebilirim."

 

Benim bu halimi gören biri ne derdi bilmiyorum. Bir çok insanın hayali olan bu ev, hayat beni şimdiden zorlamaya başlamıştı.

 

Ege'nin dediği gibi bir sıkıntım olduğunda canım sıkıldığında, üzüldüğümde bunu anlatacağım kimse yoktu. Telefonu alır almaz Araz'ı aramıştım ama ulşamamıştım. Hayatından bir an da çıktığım için bana küsmüş olabilir miydi?

 

Çevremde bir sürü insan varken, neden bu kadar yalnızdım ben?

 

"Bir derdi olduğunda gelip bana söylemeyecek diye hep bir gözüm üstünde ama yeterli olmuyor. Ege'ye o kadar kızgın olmasına rağmen onlar zarar görüyor diye kavgaya karışmış."

 

Bu sondu. Ege için yaptığım son şeydi bu.

 

"Bu çabasına rağmen Ege'nin umurunda olmaması onu üzüyor. Bunu asla dile getirmez ama üzüyor baba."

 

"Oğlumu çok iyi tanıyorum," dedi Çağrı bey "Pişman olduğunda çok üzülecek, bu sefer işler tam tersine dönecek, o kızımın gönlünü almasını bekleyecek. Ama çok geç kalacak."

 

"Kendi kaybedecek baba, her gün ona yaptıklarının yanlış olduğundan bahsetmekten sıkıldım."

 

"Bununda üstesinden geleceğiz," Dediğinde arabanın durduğunu hissettim. Olduğum pozisyondan rahatsız değildim. Biri beni kucağına aldığında uyumaya da devam ettim.

 

Sesler kesildiğinde evin içine girdiğimizi anladım.

 

"Nasıl da güzel uyuyor." Dedi Melda hanım. "Uykusu açılmasın bir an önce odasına götür oğlum."

 

"Bana ver," dedi Mert "Beraber uyuyalım."

 

"Rahat edemez," diye itiraz etti Atlas ama sanki kıskanmış gibiydi.

 

"Eder eder, biraz daha vermezsen uyanacak."

 

Mert'in, asansöre bindiğini seslerden anlamıştım. Sonrasında uyku daha ağır bastırdığı için rüyalar alemine giriş yapmıştım.

 

*

 

"Ece, güzelim bu sana bininci seslenişim falan olacak. Bak akşamın sekizi oldu diyorum, hava karardı diyorum. Abisinin güzeli hadi!"

 

Mert'in sesini duyuyordum ama kalkmak işime gelmiyordu.

 

"Oynama ya!" Toplu olan saçımı açtığında sinir olduğum için diğer tarafa dönerek ondan uzaklaştım.

 

"Yaşamak için uykunun yanında yemekte yemen gerekiyor."

 

Homurdandım "Burası hastane de değil, doktorluk taslama bana!"

 

"Bunu abin olarak söylüyorum zaten güzelim."

 

"İstemiyorum."

 

"Uyuyarak bir şeylerden kaçamazsın Ece. Anlat bana, ne oldu bugün?" Kafamı hafif bir şekilde kaldırıp yüzüne kısa bir an bakıp tekrardan kafamı yastığa gömdüm.

 

"Bir şey olmadı."

 

"Kavga etmişsin Ece," dedi "Bence konuşacağımız çok şey var."

 

"Ege ve Efe her gün kavga ediyor onlarla da böyle konuşuyor musun?"

 

"O iki serseri laftan anlamıyor, sen anlayacak gibi duruyorsun."

 

Güldüm.

 

"Onlardan akıllı olduğumu bu kadar erken anlaman iyi olmuş."

 

"Konuşalım mı?" Dedi bir kez daha. Susmayacağı belli olunca yatakta doğrulup sırtımı yatak başlığına yaslayıp konuşmasını bekledim.

 

"Öncelikle bir daha kavga etmeni istemiyorum."

 

Başımı salladım.

 

"Bu kavganın sonucunda ciddi şekilde etkilenebilirdin. Karşında ki senin bir kız olduğunu düşünmeden hareket edebilirdi ki etmemiş sayılmaz."

 

Havuza itmekten daha ileri gidebilirdi.

 

"Ya da sicilinde basit insanlar yüzünden eklenen bir tutanak senin ileride hayallerini engelleyen bir durum olabilir."

 

O an aklıma eseni yapıyordum. Sonuçlarını düşünmüyordum ki.

 

"Anlaştık mı?"

 

"Hı hı." Diye bir şeyler geveledim.

 

"Şimdi ikinci konuya gelelim. Efe senin kantine Ege'nin peşinden gittikten sonra üzgün göründüğünü söyledi, ne oldu orada?"

 

Gözlerim yine doldu. Beni bu aileye uygun görmeyişi yeniden kulaklarımda yankılandı.

 

"Bak gülmekten ağlayacağım!"Dedim yalandan gülerek. "O kimde beni üzecek ya?"

 

"Ağlamak istediğinde gülerek kendine eziyet etme güzelim."

 

"Hayır iyiyim, acıktım." Dedim bir anda konunun kapanması için.

 

"Ece?"

 

"Sonra.." Dedim yataktan kalkıp. Odasında ki küçük kapıyı açıp elimi yüzümü yıkamadım. Açtığı saçlarımı topladım. Başımda ki yaranın iyi bir durumda olup olmadığına bakmak için saçlarımın kapattığı, kimsenin görmesini istemediğim bandaj çıkardım.

 

Yarın dikişlerim alınacaktı ama izi hiç gitmeyecekti. Tıpkı yüzümde ki bu iz gibi.

 

"Bugün yemekler Batuhandan," dedi beni neşelendirmek için.

 

"Zehirlenmeyiz değil mi?"

 

"Yani çok bir keyifte almazsın ama en azından aç kalmazsın. Bugün ki yemeği senin için."

 

Yemek seçmezdim, bulduğum her şeyi yiyen kişilerdendim. Bu yüzden Batuhanın yemeği benden geçer not alırdı.

 

Masaya gittiğimiz de Melda hanım yanağımdan öpmüş, yerine öyle oturmuştu.

 

"Uykunu alabildin mi Mert?" Diye sordu Atlas

 

"Hayatımda ki en iyi uykuydu abi," Atlas ona sinirle bakarken elimi çeneme koyup yemeği beklemeye başladım.

 

Ege karşımda oturuyordu ama ona bakmak tercihim değildi.

 

"Eveet!" Diye bağırdı Batuhan "Bugün hayatınızda yediğiniz en güzel mantar soslu makarnayı pişirdim."

 

Bana bakıp göz kırptı "Senin için abicim."

 

"Teşekkür ederim."

 

Makarna tabaklarına sırayla koyduktan sonra ne içeceğimi sormuş ve içeceğimi de kendi koymuştu.

 

Mantarın ne olduğunu biliyordum ama bu mantar klasik beyaz olanlardan değildi. Kokusunu sevmediğim için hiç yememiştim. Ancak bu Batuhan'a bunu söyleyerek hevesini kırmak istemiyordum.

 

Bir çatal alıp ağzımda çevirmeye başladığımda herkes keyifle yemeye devam ediyordu. İçecekle makarnayı yutmaya çalışıyordum ama bir noktadan sonra midem fazlasını almamaya başlamıştı.

 

"Nasıl Ece, beğendin mi?" Cevabımı beklerken midemden boğazıma yükselen sıvı ile ağzımı kapadım hızla.

 

Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışırken Ege konuştu "Abi sana sıradan bir yemek yap demiştim. Hayatında türüf mantarı mı yedi, baksana suratına."

 

Hiç onla uğraşacak değildim.

 

"İlk defa yediğim için değişik geldi sadece."

 

"Devam etmek zorunda değilsin annecim," dedi Melda hanım "Kızlar, diğer yemeklerden getirebilir misiniz?" İçeri seslendiğinde onu onaylayan bir kaç sesi duymuştum.

 

"Sen annenin karnından türüf mantarı yiyerek mi doğdun Ege?" Diye sordu Atlas. "Boş konuşma."

 

"Ah pardon, bazen Azra'nın sonradan geldiğini ve bu tarz yemeklere alışık olmadığını unutuyorum."

 

Gözlerim dolmuştu. Midemin bulantısı artmıştı. Karnıma giren ağrının nedenini bilmiyordum.

 

"Lavaboya gideceğim." Diyerek kalktım masadan.

 

Mert "Gelmemi ister misin?" Diye sordu.

 

"Hemen geleceğim devam edin siz."

 

"Ege artık sus oğlum." Dedi Çağrı bey. Melda hanım Ege'ye kızgın bir şekilde baktı "Ege sen ne zamandan beri bu kadar kaba bir insan oldun?"

 

Ege kendini savunmaya geçtiğinde onu dinlemedim. Tuvalete girer girmez midemde olan her şeyi çıkardım.

 

Elimi yüzümü yıkayıp çıktıktan sonra Batuhan kapıda bekliyordu.

 

"Özür dilerim Ece. Sevmediğini bilmiyordum."

 

"Asıl ben özür dilerim, mantarı yemek benim için çok zor." Anlıma dökülen saçları kulağımın arkasına yerleştirdi.

 

"Bunu yapan ben dahi olsam sevmediğin yemekleri söyle bana Ece. Kendini zorunda hissetme bir şeyler için."

 

Başımı salladım.

 

Masaya geri döndüğümde iyi olduğumu söylesemde öyle hissetmiyordum. Önümde farklı bir yemek vardı ama onu yemek yerine su içerek midemi rahatlatmaya çalışıyordum.

 

Yemek faslı bittikten sonra dinlenmek için odama çıkacağımı söylediğimde asansöre bindim. Kapı kapanmadan Ege içeri girdi. Ağrıyan başımı ovalarken midemin yeniden kötü olması ile Ege ile aynı katta inmek zorunda kaldım. Hatta onu önümden çekilmesi için hızla kenara itip önüme ilk gelen odaya girip tuvalete girdim.

 

Kapıyı kapatmaya fırsatım dahi olmazken yeniden istifra ederek kendimi rahatlatmaya çalıştım. Ama bu sefer nefes almak daha zor geliyordu.

 

Mert'e haber vermeliydim.

 

Tuvaletten çıkınca Ege'yi gördüm, çalışma sandalyesinde oturmuş bana bakıyordu.

 

Sorun bakması değildi. Benim onu bulanık görmeye başlamamdı.

 

Bunu ona söylemek yerine odasından çıkmak için bir adım attığımda yeri boyladım.

 

"Azra?!" Diye bağırıp yanıma koştu. Beni yerden kaldırmayı denemedi, o gücün ben de olmadığının farkındaydı.

 

"Neyin var senin?" Diye sordu. "Midem.." Dedim ağlamaya başlarken.

 

"MERT ABİ!" Kapının dışına son ses bağırdığında dudaklarımın şişmeye başladığını hissettim.

 

Bir şeyler oluyordu ve bana ne olduğunun farkında dahi değildim.

 

"Yüzüne bir şeyler oluyor," dedi Ege beni incelerken. Gözlerim artık kapanmamak için direnmeyi bıraktı.

 

"Hayır, hayır Azra!" Ege'nin bağırması duyduğum son şey olacaktı.

 

İçinde bulunduğum durum beni o kadar çok korkutuyordu ki, vücudumu büyük bir titreme dalgasının aldığını Ege'nin beni sıkı sıkı tutması ile anladım.

 

Odanın kapısı sertçe duvara vurduğunda ise, gözlerim artık kapandı

Bölüm : 28.06.2025 21:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...