
Yazar'dan
"Mert, Ece'yi bir kontrol eder misin oğlum? İyi gözükmüyordu. Yemek midesine dokunmuş olmasın?" Masadan kalkıp salonda oturan ailenin konusu bir anda rahatsızlanan Eceydi. Mert onu zaten muayene edecekti ama doktorluk taslamasından hoşlanmadığını bildiği için hemen arkasından gitmemişti.
Annesinin söylediği şey ile oturduğu yerden kalkıp merdivenlere yöneldi. İçi rahat etmeyen Melda ve Çağrı da Mert'in yanında gitmeye karar verdi. Ece'ye bir şey olacak diye içleri gidiyordu.
El üstünde tutmaya çalışıyorlardı. O bir şey istemeden ihtiyacı olan şeyi almaya çalışıyorlardı. Çünkü istemeyeceğini biliyorlardı. Geç kalmak artık geçmişte kalmıştı. Ne isterse o olacaktı.
Anne ve babası onun içinde kopan fırtınaların aksine ne kadar düşünceli olduğunun farkındaydı. Dilinden çıkan şeyleri söylerken dahi kimseyi kırmak istemediğini biliyordu Çağrı ve Melda.
Kendine ördüğü bir duvar vardı, bu duvarı aşmak için sabırla beklemeleri gerekiyordu.
Kızlarının karşısında ki en büyük engelin oğulları Ege olması ise onları en zora sokan durumdu. Defalarca, Ege ile konuşmalarına rağmen kendi kafasına göre hareket ediyordu. Ece'yi suçlayacak hiçbir konu yoktu. Çağrı son olaylarında Ege ile sert bir şekilde konuştuğunda Ege'nin tutumu onu hiç mutlu etmemişti.
Ege kendini savunarak "Bu eve gelen her kim olursa olsun bana yabancı. Ona karşı bir anda samimiyet göstermemi beklemeyin benden." Demişti.
Yabancı olan kişi kardeşiydi. Aynı kanı taşıdığı insandan kopunca, araya giren mesafeler, birlikte büyüyememeleri onu böyle bir işin içine sokmuştu.
Ölen bir kızın arkasından tutulan yastan kopamamıştı Ege. Doğum günlerinde dahi yine ön planda olan Ece olmuştu. Alınan hediye yine onun için yapılmıştı. Ege değer görmediğini hissediyordu.
Ayrım yapan bir aile yoktu ortada, canı çok yanmış ve ne yapması gerektiğini bilmeyen bir aile vardı. Ege bunu zamanla anlayacak olsada inkar aşamasından öteye gidememişti.
Şimdi, Ece'yi ikinci kez böyle gördüğünde eli ayağı birbirine dolanmıştı. Yüzü şişmeye başlamış, teninde oluşan kızarıklıklar onu korkutmaya başlamıştı.
Merdivenlerden çıkan Mert'i Ege'nin bağırışı kardeşinin odasına gitmesine neden olurken kapıyı hızla açtığında gördüğü görüntü karşısında bir dakika dahi düşünmeden hemen yanlarında dizlerinin üzerine çöküp Ece'ye baktı.
"Allah kahretmesin!" Diye bağırdı "Alerjisi varmış mantara! Çabuk arabayı hazırlayın baba!"
Arkasından gelen kadın ve adam ağzı açık bir şekilde kızlarına bakarken oğlunun sert sesi ile korumaları arayıp haber vermişti.
Melda kızının yanına çöktüğünde Mert'e bağırdı.
"BİR ŞEY YAP!" Gözyaşları içinde kızının elini tutarken Mert solunum yolunu kontrol etti. "Açılın! Nefes alması gerekiyor!"
Ege'nin dizlerinde yatan Ece'yi kucakladığında gürültüye tüm aile kapıya dökülmüştü. Mert kucakladığı kardeşi ile merdivenlerden inerken olabildiği kadar hızlı attı adımlarını.
"Ne oluyor anne?!" Dedi Batuhan şok içinde "Alerjisi varmış! Çok kötü görünüyordu Batuhan!" Atlas olanları hızla anlattığında Mert kucağında Ece ile arabaya binmişti.
Arabanın sürücü koltuğunda olan kişi Çağrı beydi. Kızını kimseye emanet edemiyordu. Mert arabaya biner binmez, Atlas yanına kendini zor atmıştı. Araba tüm hızıyla yalıdan ayrılırken, arabanın dışında kalanlar telaşla başka bir arabaya atlamışlardı.
Ege girdiği şoktan çıkamadığı için Efe adeta onu sürükleyerek arabaya bindirmiş, kardeşini konuşturmaya bulunduğu durumdan çıkarmaya çalışıyordu.
"Dalga geçtim," dedi Ege "Alerjisi varmış, nereden bilebilirdim?"
"Her boka atlamayacaksın o zaman Ege! Ne oldu, mutlu oldun mu?" Batuhan tüm sinirini Ege'den çıkarmak istiyordu.
"Allah kahretmesin sadece basit bir yemek yapmak istedim!"
Melda oğluna kırgın bir şekilde baktı.
"Beni öyle hayal kırıklığına uğratıyorsun ki Ege.. kendime kızıyorum, nerede yanlış yaptım da öldüğü için her gün mezarına gitmek istediğin kızıma düşman olduğunu anlamaya çalışıyorum?"
Ege annesinden duymayı beklemediği cümlenin gerçekliği ile sarsılırken buz gibi kesti. Mantarı o yedirmemişti ama dalga geçtiği için bir şeyi olmadığını söyleyerek durumun ilerlemesine sebep olmuştu.
"Anne, tamam sakin ol." Dedi Efe "Şuan o da iyi değil."
"Ona zarar vermek istemedim," dedi Ege "Zarar vermek istemedim.." Kendi kendine defalarca aynı şeyi tekrarladı.
Annesinin akıttığı her bir gözyaşının sorumlusu bu sefer Ece değildi. Bizzat kendisiydi.
Nefes alamadığını hissetti. Üçüzlerdi, hissederdi. Canı acıyordu. İçi içine sığmıyordu. Efe'ye baktı. O da aynı gibi yüzü asık, bir eli kalbinde duruyordu.
"Ege içimde anlam veremediğim bir acı var." Dedi Efe.
Melda ikisine baktı. Kardeşlerinin kıymetini çok geç anlayacaklarını biliyordu ama bu yolda kızlarının zarar görerek bunun farkına varmaları bir anne olarak onu daha da çaresiz bırakıyordu.
"Kızım her seferinde acı çekiyor.." dedi İçi gide gide "Ben onun hakkını nasıl ödeyeceğim? Bir anne nasıl olurda kızının canının yanmasına engel olamaz?"
Kimse bu durumun olma ihtimalini düşünmemişti. Sevmediği bir şey olduğu için midesine dokunduğunu düşünseler de işin bu sonuca varması beklenmedikti.
Mert kucağında Ece ile arabadan indiğinde acilde bekleyen doktor arkadaşlarına kardeşini emanet edip hemen arkasından acile giriş yapmıştı.
Çağrı yüzüne kapanan kapı ile duvarın dibine çökmüş, titreyen ellerine bakmıştı. Hayatında ilk kez araba kullanıyor gibi çok korkmuştu. Tüm hız sınırlarını aşmıştı. Ve bunun nedeni kızının her an soluklaşan bedeniydi.
Ceketinin iç çebinden senelerdir çıkarmadığı eldivene baktı. Ece'den ona kalan tek hatıra buydu.
Kızına kıyamıyordu. Sımsıkı sarılmak, kokusunu içine çekmek, her an yanında dursun onla olsun istiyordu ama Ece'nin hayatında baba kelimesinin yeri olmadığını bildiği için ondan uzak duruşuna bir şey diyemiyordu.
"Çağrı!" Melda acilin kapısından koşar adımlarla girerek gördüğü eşine doğru koştu. Her an düşecek gibi olan Melda'yı tuttu Çağrı.
"Neredeler? Bir şey dedi mi Mert? Bir şey söyle Çağrı!"
"Bekliyorum Melda, ne oluyor bilmiyorum." Çağrı, Melda'yı sandalyeye oturttu. Aynı güçsüzlüğü kendinde de hissediyordu ama yapamazdı.
Dik durması gerekiyordu.
"Benim yüzümden," dedi Batuhan "Kısa alerjin var mı diye sormadım bile! Hepsinin Allah belasını versin hepsinin! Öz kardeşimi bana yabancı eden kim varsa hepsinin!" Gür sesle bağırdığında diğer insanlar dönüp Batuhan'a bakıyordu.
"Alerjisi olduğunu biliyor muydu ki abi? Hayatında hiç mantar yememiş! Senin bir suçun yok." Efe abisini sakinleştirmek için konuştuğunda Batuhan kendini durduramıyordu.
"Allah kahretmesin." Dedi yere otururken "Nefret ediyorum kendimden."
Efe onlar uzak bir köşede ayakta dikilen kardeşinin yanına gitti. "İyi misin?" Bunu aslında kendine gelip gelmediğini öğrenmek için soruyordu.
"Bok gibiyim merak ediyorsan Efe."
"Sana üzüleceksin demiştim." Dedi Efe beraber konuştukları güne atıfta bulunarak.
"İnsan olduğum için Efe, bu durumda gülmemi mi bekliyorsun?"
Kabul etmiyordu.
"Yine başladın saçmalamaya Ege, ne dediğimi çok iyi biliyorsun."
Omuz silkti Ege. Gözünü kapıdan ayırmıyordu.
"Alerjisi olduğunu bilemezdim."
"Alerjisi olduğunu kimse bilmiyordu zaten Ege. Senin sorunun başka. Ece'yi yaşayamadığımı bir hayattan vurmaya çalışıyorsun. Ne kadar adil bu?"
Ece'nin ona anlattığı o kızıl saçlı bebek geldi bir an Ege'nin aklına. Bir bebeği dahi olmayan kıza karşılık olarak eksik olduğu yerlerden vurmaya devam etmişti.
"Canı yanan bir tek sen değilsin." Dedi Efe uzun zaman sonra ciddileşerek. "Kardeşimin mezarına ben de senle her gün gittim Ege. Annemi her gün ağlarken, küçük bir kız çocuğu gördüğünde ona İçi giderek baktığını ben de gördüm. Ama bunun için ne ufak bir bebeği suçladım, ne de şimdi bizle aynı yaşta olan acılar çeken kardeşimi."
Derin bir nefes aldı Efe.
"Birileri suçlanacaksa bunu Ece'nin yapması gerek. Hayatımız da hiç zorluk çekmedik Ege. Annem ya da babam ne kadar acı çekse de bizden sevgisini eksik etti mi? Ulan kız anne demekten korkuyor görmüyor musun? Senin kalbin bu kadar çabuk mu buz tuttu Ege?"
Ege ona ne yaparsa yapsın bugün gözünü kırpmadan kavganın içine girmişti Ece. Ege için bunların da mı bir önemi yoktu?
Kalbi buz tutmamıştı. Canı çok yanıyordu, o kapıya her baktığında abisinden gelecek olan kötü haberden ölesiye korkuyordu.
"Asansöre beraber bindik. Yüzü çok solgundu, bana bakmamaya çalıştı. Kırıldı bana biliyorum." İç çekti Ege "Sonra benim odamın olduğu katta indi, koşarak odalardan birine girdi. Benim odam olduğunu bilmiyordu, peşinden gittim. Lavaboda kusuyordu. İçeri girmek istedim ama cesaret edemedim."
Sonrası belliydi.
"Yere düştü bir an, nefes alamadı. O kadar hızlı oldu ki bunlar." Eli boğazına gitti Ege'nin de. O da nefes alamıyor gibi hissetti.
"Sana bağırıp çağırmak istiyorum ama artık seni daha zor günler bekliyor Ege." Dedi Efe "Vicdanın seni rahat bırakmayacak. Ve bu en kötüsü."
Ece eve geleli sadece bir hafta olmuştu. Bu bir haftada aralarında birçok kavga geçmişti. Bu kavgalarda Ece de ona karşılık vermişti. Bir sorun olduğunu düşünmüyordu Ege. Ancak Ege'nin tabiri caizse Ece'yi zenginliğiyle, gördükleriyle ezmeye çalışması işin son noktası olmuştu.
Okulda başka birine anlatırken bizden başka kimsesi yok demişti Ege. Aslında bu lafı söylerken Ece'nin başka arkadaşı olsun istememiş sadece onlarla konuşsun istediği için bunu söylemişti.
"Azrayla çok kavga ettik ama daha önce hiç bu kadar nefret ederek bakmamıştı bana."
Efe üzüldüğü her haliyle belli olan kardeşine bakarak başını iki yana salladı.
"Ege sen onun sürekli kalbini kırdın sonra bir şekilde konuşmaya devam ettiniz ama bu sefer işin gerçekten zor. Kırık bir kalbi hiçbir zaman eski haline getiremezsin."
Mert kardeşinin sıkı sıkı tuttuğu elini öptükten sonra odaya götüren görevlilere bıraktı. Derin bir nefes aldı. Zamanında hastaneye yetişmeseler, kardeşinin durumu daha da kötü olabilirdi.
Etik kurallar gereği bu sefer kardeşine müdahale edememiş sadece yanında destek olmuştu. Durumu kötü değildi. Alerjik reaksiyon gösteren bedeni yorgundu. Vücudunda çıkan kızarıklıklar vardı. Nefes almasını sağlayan oksijen desteğini birkaç saat daha alması gerekiyordu.
İçeri girdikleri kapıdan onu bekleyen ailesinin yanına döndüğünde etrafında ki kalabalık hemen arttı. Sorular aynıydı.
"Anne tamam sakin ol,"
Onu uzaktan izleyen tek kişi Ege'ydi.
"Şuan iyi ama dinlenmesi gerekiyor. Mantara alerjisi varmış. Zamanında müdahale edildi ve vücudunda ilerleme olmadı."
"Görebilir miyiz?"
Başını salladı Mert. Hepsi beraber Ece'nin yattığı odanın bulunduğu kata gitti. Bir kişi hariç.
Ege.
Azra'nın iyi olduğunu duyduktan sonra bir dakika bile beklemeden biraz önce aklına gelen şeyle dışarı çıkmıştı. Taksiye biner binmez telefonundan araştırma yapmaya başlamıştı.
Alması gereken, çok geç kalınmış bir oyuncak vardı.
Kimseden ses çıkmıyordu. İki yanı da ailesi ile dolan Ece derin bir uykudaydı. Babası hemen baş ucunda durmadan saçlarını sevmeye devam ediyordu.
"Bir daha ağzınızdan kızımı üzecek tek bir kelime çıkarsa, kim olduğunuz umurumda olmadan gerekeni yaparım."
Çağrı ailesine yansıtmadığı yüzünü çocuklarına da hiçbir zaman göstermemişti. Ama arka planda yolunda gitmeyen işler vardı. Kavga ettikleri gün müdürün odasında karşılaştığı, Mete denen çocuğu okuldan attırdıktan sonra araştırmış ve hiç beklemediği bir şey ortaya çıkmıştı.
Kızına mesaj gönderen adamın oğlu, Meteydi.
İçlerine kadar giren bu adamın açıklarını buldukça kızını daha bir güven altına alıyordu. Efe ve Ege bilmese de Mete'nin üçüzlerin neden peşinde olduğu belli oluyordu.
Tek amaçları birine zarar vermekti.
"Ege nerde?" Diye sordu Çağrı oğlunu göremezken. Kimse nerede olduğunu bilmediği için cevap vermedi.
"Bir süre cesaret edemez Ece'yi görmeye," dedi Atlas "Söylemiyor ama bu sefer gerçekten kendi yaptıklarının farkına vardı."
"Zahmet oldu ya," dedi Batuhan alayla. "Ne zannediyor kendini? Tüm yaşananları bir tek o mu gördü? Biz bu aileye sonradan mı geldik?"
Melda araya girmek zorunda kaldı. Zorundaydı. Müdahale etmezse çocuklarının arası giderek açılmaya başlayacaktı. Ege'nin yaptıklarından memnun değildi. Hareketlerini de onaylamıyordu.
"Ege'nin yaptığı her şeyin en çok farkında olan kişi benim." Dedi "Ama şuan Ece'nin yanında daha fazla bu konudan bahsetmenizi istemiyorum. Bu hareketlerden en çok rahatsiz olan kişi o, bu yüzden daha fazla canını sıkacak şeyler konuşmayın."
Haklı olan kadına kimse bir şey söylemezken, Ece'nin uyanmasını bekliyorlardı. Kızıl saçlarını koklayarak içine çekti Çağrı, bu kokuya hasret kalmak onu bitirmişti.
Sonunda kavuştuğu kızını son kez bu yatakta görmek istiyordu. Bir daha başına bir şey gelmeyecekti. Bu kadar basitti.
"Geniş kapsamlı bir cheek up a soktum Ece'yi, bilmediğimiz bir hastalığı ya da alerjisi varsa artık hepsini öğreneceğiz." Dedi Mert.
Riske atamazlardı.
"Şuan uyanık olsa onu buna ikna edemezdim, hastanelerden ve doktorlardan nefret ediyor." Dedi Efe.
"Neyse ki Atlas abisi olarak her zaman favorisi olacağım."
"Pardon?" Dedi Batuhan "Ben varım burada, ben!"
"Sinek vızıltısı," dedi Mert "Ayrıca bildiğiniz üzere Ece ilk olarak benimle yakınlık kurdu, beraber uyuduk güzelimle."
Hava atarak kardeşlerini sinir ederken Atlas kaşlarını çattı.
"Kızın haberi bile yoktu. Seçeneksiz bıraktın onu."
"Sonuca odaklan abicim," dedi Mert Atlas'ın sinir ederek "Şansına küs," Göz kırptığında Atlas üstüne doğru gidiyordu ki araya Çağrı girdi.
"Tek bir kızım var ve ben de onu sizle paylaşacak göz var mı sizce? Efe ve Ege'yi bölüşün aranızda,"
Efe sırıtırken Batuhan kusuyormuş gibi yaptı.
"Pardon da öküz oğullarını ne yapayım ben?"
Melda "Ben yeterim hepinize kıskanmayın birbirinizi." Dedi.
Çağrı "Hayır Melda'm seni de yedirmem bunlara,"
Melda tebessüm ederken kızına baktı. Bir an önce uyarması ve bu güzel aileye mutluluk getirmeye devam etmesi gerekiyordu.
Ege girdiği beşinci oyuncak mağazasında da aradığını bulamazken, pes etmeden internetten bulduğu bir diğer adrese gelmişti. Burası diğer mağazalara göre daha eski duruyordu. Mağazada ki görevliye oyuncağı anlattığında Azra'nın anlattığı bebeğe benzer bir oyuncak bulduğunda hemen almış ve yüzünde anlam veremediği bir sırıtmayla mağazadan ayrılmıştı.
Kimsenin odada olmadığı bir anda oyuncağı vermeyi düşünüyordu. Kutunun içinde ki bebeğe baktı, basit bir bebekti onun için. Hayatta istediği her şeyi elde ettiği için ona önemsiz gelen bu şeyin Ece'yi mutlu edeceğini düşünüyordu.
Hastaneye geldiğinde indiği taksinin ücretini ödedi. Taksinin yanından geçen araç bir süre uzaktan Ege'nin hastaneye girişini izlemiş daha sonra uzaklaşmıştı. Ege bunu fark etmemiş hastaneye girmişti.
Kapının önünde beklemek yerine abisinin odasına gitmişti. Ailesinin ona vereceği tepkileri bildiği için bir süre görünmemeyi tercih ediyordu.
*
Azra'dan
Kendime gelmeye başladığımda duyduğum sesler bana güvende olduğumu, yalnız olmadığım hissini verdiğinde içimde ki korkuda yok olmuştu.
Bu ikincisiydi.
Yine nefes alamamış, öleceğimi hissetmiştim. Bir şekilde yırtıyordum. Şansız sayılmazdım. Bunca senedir başıma gelmeyen olayları bu bir haftaya sığdırmıştım. Ve bu beni yorgun düşürmüştü. Her şeyi geride bırakmak istiyordum.
Onlara alışmaya çalışıyordum. Yaşam tarzları farklıydı. Onlara normal gelen şeyler zamanında benim için hayal ya da çok büyük lükstü.
Ve benim artık tek bir korkum vardı.
Hayal ettikleri bir kız çocuğu vardı. Ve ben o kız çocuğu olamazsam, onları bir hayal kırıklığına uğratmaktan çok korkuyordum.
Değişemezdim. Onlar istiyor diye kendi doğrularımdan ödün veremezdim. Sadece alışırdım.
Kafam bazen öyle karışıyordu ki kendimi onlardan soyutlamak istiyordum. Ama bazen şimdi duyduğum aile samimiyeti içeren konuşmaları bana hasret duyduğum o aileyi sevdiriyor, aralarına karışmamı söylüyordu.
"Kürkçü dükkanına mı döndüm yine?" Gözlerimi açtığımda sorduğum ilk soru onların yüzünde gülümsemeye neden oldu.
"Şükürler olsun," dedi Melda hanım "Annem, güzel kızım."
İlgi manyağı olmaya başladığım dakikalar tam da Melda hanımın sevgi gösterisinden sonra başlamıştı. Herkese aynı cevabı versemde onlar aynı 'nasılsın' sorusundan bıkmamıştı.
Bu his çok rahatsız edici değildi. Birileri beni düşünüyordu..
"Burda kalmak istemiyorum," yanıtsız bıraktığım soru kalmadığında Mert'e döndüm.
"Güzelim, başına gelen şeylerden sonra hemen iyileşmeni beklemeni anlıyorum ama vücudunun dinlenmesine izin ver. Bu gece buradasın."
İtiraz etmek üzereyken Melda hanım endişeli gözlerle bana baktı "Kızım, abin haklı. Hastanede kalman daha iyi olacak. Ya tekrarlarsa?"
Alerjimin olduğunu kötü bir şekilde tecrübe etmiştim. Hastalık işlerinden anlamazdım ama yemediğim sürece tekrar edecek bir durum olduğunu zannetmiyordum.
"Ya hayır.. Bir şey olmaz yemezsem?" Annesinden şeker isteyen nazlı bir çocuk gibiydim.
"Yok abi," dedi Batuhan "Ben kıyamam bu bakışlarına."
"Bu yüzden sen değilde ben doktorum." Dedi Mert. Bir kez daha doktor olduğunu gururla vurgularken Atlas yaka silkerek "Tercih zamanı seni Tıp okuman için yönlendirdiğim için kendimden özür diliyorum." Dedi.
"Konuyu dağıtmayın," dedi Mert "Hastanede bugün kalmak zorundasın abicim, beni o bakışlarla kandıramazsın." Gözlerimi anında devirerek başımı başka tarafa çevirdim.
Efe kulağıma eğilerek "Birazdan başlayacak kavgaya hazır mısın?" Diye sordu.
"Ne kavgası?"
"Bu akşam yanında kimin kalacağının kavgası.."
Hafifçe kafama vurup başımı eğdim.
"İşte bu yüzden burada değil evde olmam lazım Efe! Bir şey yap.."
"Canımı istesen veririm ama söz konusu senin canınsa asla riske atmam."
"Efe," dedim sıkılmış bir şekilde "Ben seni hastanede ilk gördüğümde demedim mi, böyle havalı konuşma seni üzeler diye?"
Anlamlı konuşuyordu ama bunlar beni etkilemek yerine güldürüyordu.
Omuz silkti.
"İçimden geçenleri dile getirdim sadece, sen öyle düşünüyor olabilirsin saygı duyarım."
Efe gerçekten farklıydı.
"Sana kötü bir şey söylemedim Efe,"
"Biliyorum," dedi göz kırparak.
Beni yanlış anlaması isteyeceğim son şeydi.
"Bir şeyler yemesi gerekmiyor mu?"
Melda hanım tüm sesleri bastırdığında Mert onu onayladı.
"İçinde mantar olmayan her şeyi yiyebilir."
Batuhan yüzü düşük bir şekilde "Komik değil abi." Dedi.
Mert onun omzuna kolunu atarak yanına çekti.
"Şaka yapıyorum alınıp triplere girme hemen,"
"Çocuk muyum abi, bıraksana ya."
Mert, Batuhanla uğraşmaya devame ederken elimi asla bırakmayan Melda hanımdan elimi saçımı düzeltiyorum bahanesiyle çekmiştim.
"Toplamamı ister misin?" Foyam ortaya çıkmasın diye başımı salladım.
Bileğinde duran tokayla saçlarımı toplarken "İlk defa saçlarını topluyorum," dedi ağlayarak.
"Son olmayacak," dedi Çağrı bey.
"Kızıl saçlarınla ilgili o kadar çok hayalim vardı ki.. hatta Efe ve Ege'nin biraz saçını uzatmak istedim. Ama baban izin vermedi."
"Hayaller kişiye özel olmalı, gerçekten istersen er ya da geç gerçek oluyor."
Efe'nin kime çektiği belli olmuştu. Aynı babası kimi konuşuyordu.
"Teşekkür ederim," dedim saçlarımı topladıktan sonra.
"Artık Ece'nin dinlenmesi gerekiyor, yavaştan sizi dışarı alalım." Mert onlara kapıyı göstererek konuştuğunda Efe'nin bahsettiği konuşma tam da şuan başlamıştı.
"Gidenlere iyi geceler. Ben buradayım. Hemen baş ucunda." Atlas'a tebessüm ettiğimde Batuhan "Ben de buradayım." Diyerek cevap verdi.
"Benim burada olduğumu söylememe gerek var mı?"
Çağrı bey, koltuğa oturup tam bir refakatçi gibi yerleştiğinde itiraz dolu sesler giderek arttı.
"Ben bu gece buradayım zaten, eve gidin dinlenin sabah gelirsiniz eve beraber döneriz."
"Ne akıllı adamsın sen ya," dedi Atlas "Çok beklersin, gitmiyorum eve falan. Çok meraklıysan sen git."
"Ya bir sakin olur musunuz?" Diye bağırdım. "Ben yanımda sadece Melda hanım kalsın istiyorum."
Onla yalnız kalıp konuşmak istediğim konular vardı. Diğerleri yanımızdayken söylemek istemiyordum.
"Annem, zaten ben kalacağım. Sen onların konuşmalarına bakma." Çocuklarına ve eşine dönerek bu sefer o kapıyı gösterdi.
"Kendinize gidin boş bir oda falan ayarlayın, bir şey olursa ben seslenirim size."
"Melda ben kalsaydım?"
"Çağrı! Beni kızımla yalnız bırakır mısın?"
"Ooo," dedi Efe "Emir büyük yerden geldi."
Beklemediğim bir anda eğilip yanağımdan öptüğünde ağzım hafifçe aralandı. Ardından diğerleri de sırasıyla aynı şeyi yaparken sonunda odada Melda hanımla kalmıştık.
Yatağa uzanıp başımı yastığa koydum. Kıvrılıp kendime rahat bir pozisyon ayarladığımda o da karşıma geçip oturdu. Göz göze geldiğimiz de bakışlarımı ondan çektim.
"Çabalıyorum," dedim bir anda.
"Anlamadım annecim?" Dedi doğal olarak.
"Sizin hayalinizdeki kız olmak için çabalıyorum ama bu benim için biraz zorlayıcı oluyor."
İçimde daha fazla tutamıyordum. Ege beni anlamıyordu. Belki hiç anlamayacaktı da ama beni anlayacak birinin varlığına inanıyordum.
"Ece.." dedi "Ne demek istiyorsun kızım? Neden böyle konuşuyorsun şimdi?"
Gözlerim doldu.
"Sürekli aynı şeyleri duymaktan çok sıkıldım." Titrek bir nefes aldım. "Ben bu zengin yaşamın nasıl olduğunu bilmiyorum. Sizin gibi giyinmek istemiyorum, sizin yediğiniz o değişik yemekleri yemek istemiyorum.. pahalı hediyeler almak istemiyorum. Bunları her istemediğimde de sizden uzaklaşırım diye korkuyorum."
"Seni kıracak bir şey mi yaptım annecim?"
"Siz bir şey yapmadınız. Ama sizin yanınıza yakışmıyorum ben. İleride bundan rahatsızlık duyacaksınız."
"Sakın!" Dedi "Ece sakın bu bir daha böyle konuşmayacaksın, duydun mu beni?" Gözleri kızardı "Annem ben kimim de kendini bana yakıştırmıyorsum? Sen zaten benim hayalimde ki o kızsın."
Ağlamaya başladım.
"Şimdiden konuşmaya başladılar. Ege bugün okulda kızın birine onlar gibi olmadığımı söyledi. Bu okulda onlara mecbur olduğumu, kimsem olmadığını söyledi."
Yatağın kenarına gelip oturdu akan gözyaşlarımı silmeye başladı.
"Annem, senin hakkında konuşmaya devam edecekler. Konuşmayacaklar diyerek sana yalan söyleyemem. Dışarıdan bizim hayatımıza hep özendiler ama özenenleri getirsen benim bir gün çektiğim acının çeyreğine dayanamazlar. Onları duymacaksın. Ve en önemlisi asla yalnız değilsin Ece. Yanında tek bir kişi kalmasa, başına ne gelirse gelsin ben hep yanında olacağım bebeğim."
Sinirlerim o kadar bozulmuştu ki, ağlamam bir türlü dinmiyordu.
"Hem sen hadsizlere, haddini çok güzel bildirirsin. Çünkü benim kızımsın. Sen benim hayalimsin, yaşama umudumsun Ece."
Bildirecektim de. Beni kendilerinden farklı gören, yaşadıklarımı küçümseyen herkesten..
*
Ege'den
Vakit gece yarısını çoktan geçtiğinde abimin odasından elimde kocaman kutu bebekle çıkmıştım. Azra'nın kaldığı odadan sesler gelmiyordu artık. Nerede olduklarını biliyordum. Babamın ayarladığı odalardan birinde kalıyorlardı. Efe'den dakika başı olan biten her şeyi öğrenmiştim.
Hatta biraz önce annemi biraz olsun odadan çıkarmasını istemiştim. Annem akıllı kadındı, bunun nedenini Efe'ye soracaktı elbette.
Odanın kapısını araladığımda uyuduğu için sessiz olmam gerekiyor olabilirdi ama bunu şuan takmıyordum. Amacım onu uykusundan uyandırmaktı. Uyanmalı ve ona olan hediyemi görmeliydi.
Yalan değil beni ikinci kez çok korkutmuştu. İyiydi. Nefes alıyordu.
Bebeği kutusundan çıkardıktan sonra yanına koydun. Bekledim. Yanında bir oyuncağın varlığını hissedip uyanır diye beklesem de uykusu çok ağırdı ve bunu fark etmedi.
Bebeğin kızıl saçlarını suratına sürttüm. Yüzünü buruşturdu. Bunu yapmaya devam ettiğimde rahatsız olarak diğer tarafa döndü. Omzuna dokundum, "Kalksana?" Dedim korkutmadan.
Bebeği alarak yatağın diğer tarafına dolandım. Tam gözünü açınca göreceği mesafeye göre ayarlayıp bu sefe yüksek sesle "Azra." Dediğimde gözlerini açtı.
"Ne oluyor ya! Azra, Azra ismimi mi ezberliyorsunuz?!" Sinirle yatakta doğrulduğunda gördüğü bebekle durdu.
"Bu ne şimdi?" Diye sordu.
"Sana aldım." Dedim.
"Neden? Ne alakası var şimdi bu bebeğin, gecenin bir yarısı gelmişsin başımda dikilmişsin?"
Beğenmemişti.
"Ne alakası var ben de bilmiyorum. Görünce aldım. Açıklama yapmamı falan bekleme, al hediye işte."
Gözleri kısıldı.
"Ege, bana neden bunu aldın?"
Neden anlamıyordu? Almak istediğim için almıştım. Herhangi bir anlam taşıdığı için değil.
"Kötü görünüyordun," dedim düşüncelerimin aksine dilimden dökülenlere engel olamamıştım. "Geçmişte istediğin bu bebek seni mutlu eder sandım."
Bebeğe baktı. Aslında gözlerine bakınca mutlu olduğunu anlıyordum ama sorun neydi?
"Teşekkür etmemi ya da çok güzel dememi mi bekliyorsun Ege?" Başımı iki yana salladım 'hayır' der gibi
"Senin gözünde bir değerimin olmadığının farkındayım Ege. Ben, sana göre görmemişin önde gideniyim. Bu basit bir hediye ile de hemen sana teşekkür edeceğim, öyle düşünüyorsun.."
Ağzımı açıp hayır demek istedim ama bunun aksi olan hiçbir şey yapmadığım için ağzımı açamadım.
"Ege, ben gurursuz bir kız değilim." Dedi yataktan kalkarak.
Söylediği sözden çok ayağa kalkması tehlikeli mi değil mi bunu düşündüm.
"Kalbimi her gün sözleriyle parçalara ayıran birinin hediyesini, hayalim dahi olsa kabul edemem."
Kaldığı odanın camını açtı ve hiç düşünmeden bebeği aşağı attı.
"Ben etsem de, asla alamayacağını bildiği o oyuncak bebek için ağlayan küçük kızıl saçlı kız asla etmez."
Üzerime doğru geldiğinde güçsüzce beni itmeye çalıştı. Bir iki adım geriledi ayaklarım, kapıyı gösterdi bana titreyen eşiyle.
"Şimdi git buradan, yüzünü görmek istemiyorum Ege, eskiden nasıl hayatında yoksam şimdi de öyle devam et."
İlk defa Azra ile oturup saatlerce konuşmak istesemde yapamadım. Gözlerinin içine nasıl baktım bilmiyorum ama bana dayanamayıp arkasını döndü.
Arkamı dönüp çıktığımda kapıyı kapatamadım; bir şey ister de duyamam diye.
Ama kapı suratıma sertçe kapandığında artık bazı şeylerin farkına vardım
Ama bu his, tarif edilemezdi. Bu hissi biliyordum. İnsan sadece biri öldüğünde ona hasret kalır zannetsem de ben şimdi yaşayan birine hasrettim.
Kalbimin ruhuma yaptığı baskı dayanılmaz hale geliyordu.
Hak ettin dedi içimden bir ses.
Sen, ölen kardeşine kavuştuğun gün mutlu olmak yerine ondan nefret etmeyi tercih ettiğin gün, başına gelecek olan her şeyi hak ettin.

BÖLÜM SONU
Ege'ye sövenler?
Azra/ Ece yanlış yaptı diyenler?
Diğer bölüm istedikleriniz?
Diğer bölüm Ece'nin okul maceraları devam edecek ♡
Diğer karakterler?
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |