
"Ece! Kahve sipariş edeceğim ne içersin?!" Efe içeriden yüksek sesle bahçede oturan bana seslendiğinde "Bir saniye bakmam gerekiyor." Diyerek cevap verdim.
Sipariş vereceği yeri bildiğim için sitesinden kahvelere bakmaya başlamış, soğuk bir kahvenin adını aynı evde olmamıza rağmen yanına gitmeden bağırarak söylemiştim.
Hava oldukça güzeldi. Yalının denize bakan tarafında uzanmış temiz havayı içime çekiyordum. Boğazdan geçen tekneleri, martıları bu kadar yakından izlemek paha biçilmez bir keyifti benim için.
Efe de yanımdaydı ama kısa bir süreliğine telefonunu almak için içeri gitmişti.
Geri geldiğinde hemen karşıma geçip oturmuştu. Yanıma oturmak istemişti ama koltukta yatıyordum resmen, kimseye oturacak yer yoktu. Rahatıma düşkün biri olmaya başlıyordum.
"Akşama bir şeyler yapalım Ece, arkadaşlarımla tanışmanı istiyorum."
Efe'nin sürekli beni birileri ile tanıştırma isteğini anlıyordum. Ben geldiğim günden beri sadece benimle konuşuyordu. Hasret gideriyordu bir nevi.
"Birbirimizi daha çok tanırız, hem kafamızda dağılır."
"Elisa gibi tipler varsa gelmem Efe," dedim baştan şart koşarak.
"Fazla kız arkadaşım yok. Akşam yanına gideceğimiz çocukluk arkadaşlarım. Rahatsız olmazsın."
Bizden başka konuşacak kimsesi yok, yalnız.
Ege'nin söylediklerini doğruya çıkarmak istemiyordum. İnsanların içine karışmadan yapamazdım. Arkadaşlarım olacaktı ve Ege benim yalnız olmadığımı anlayacaktı.
"Tamam o zaman, Melda hanımdan izin aldın mı?"
"İzin mi? Çocuk muyuz Ece. Sadece haber vermemiz yeter." Demesi ile kafasına aldığı darbe ile başı öne düştü.
"Sıpaya bak, büyümüşte izin almam diyor." Batuhan sahte bir kızgınlıkla yanımıza geldiğinde kocaman bir kahkaha attım.
"Efe Erdem'in egemenliği oldukça kısa sürdü."
"Ece!" Dedi onla alay ettiğim için. Dil çıkarak onu daha sinir ettiğimde yanıma gelerek saçlarımı karıştırdığında "Bak beni çirkef halime sokma çocuk! Ya bırak saçlarımı aptal, hayvan!" Doladığı saçlarımı kurtarması için ellerine vuruyordum ama pes etmiyordu.
"Lan rahat bırak kardeşimi!" Batuhan da onu saçlarından tutarak kendine çekerken, yastıklardan birini Efe'ye fırlattım.
"Keyfimi bozmak istemediğim için seni dövme işimi erteliyorum Efe." Dedim tehdit ederek.
Beklenmedik bir anda intikamımı alırdım.
"Abi tamam bırak artık saçımı?!" Dedi Efe "Ha, pardon unutmuşum,' Dedi Batuhan saçından elini çekerek.
"Nereye gidiyorsunuz akşam?"
"Blue, diye düşündük ama Ece'nin istediği bir yer varsa oraya gideriz."
"Bahsettiğin yeri bilmiyorum Efe," dedim "Ayrıca planınızı bozmana ne gerek var, gideriz bir yere benim için fark etmez."
"Çok beğeneceksin, deniz kenarında sadece gençlerin takıldığı çok nezih bir mekan."
Öyle heyecanla anlatıyordu ki sanki hayatında hiç deniz görmemişti.
"Oh rahatladım şimdi." Dedim "Deniz kenarında olması detayı beni gerçekten etkiledi. Yoksa gelmezdim, biliyorsun."
"Çok komiksin Ece," dedi bozulurken.
Ama ne yapabilirdim?
"Öyleyimdir canım, teşekkürler." Dedim havalı bir şekilde.
"Ben de beraber bir şeyler yapalım diyordum başka bir güne ayarlayalım o zaman?" Diye sordu Batuhan.
Hınzır bir şekilde gülüp cevap verdim "Ama deniz kenarında olsun Batuhan." Efe ona biraz önce fırlattığım yastığı bana geri yolladığında gülmekten karnım ağrıyacaktı.
En büyük hobim insanları sinir etmekti.
"Tabii güzelim," dedi bana ayak uydurarak "Deniz kenarında olmazsa gelmeyeceğini biliyorum."
Efe gözleri yerinden çıkacak kadar büyük bir şekilde göz devirdikten sonra ayağa kalkıp içeri doğru gitmeye başladı.
"Efe küstün mü?" Diye arkasından seslensem de rahatımı hiç bozmadım.
Onu boş verip Batuhan'a döndüm.
"Senin okulun falan yok mu? Neden hep evdesin?"
Genişçe gülümsedi "Son sınıf olduğum için arada bir okula uğramam yetiyor güzelim."
"Ne güzel," dedim iç çekerek ben de bir an önce üniversite eğitimine başlamak istiyordum.
"Voleyboldan devam etmek istediğini biliyorum ama üniversite okumayı düşünüyor musun?"
Voleybolu bir meslek haline getirmek istediğim doğruydu ama bunca senedir olan çabamı bir üniversite ile taçlandırmayı çok istiyordum.
"Tabii ki istiyorum. Bunun için senelerdir çok çalışıyorum. Bu aralar rahata alıştım biraz farkındayım ama normalde ders ve işe gitmek dışında yaptığım bir eylem yoktu."
Belki de bu yüzden senelerin vermiş olduğu yorgunluğu bu şekilde atlatmaya çalışıyordum.
"Rahat anlayışımız farklı sanırım," dedi "Şuan yaşadıkların rahat falan değil Ece. Kendini kötü hissetme sakın. Ne zaman nasıl hareket etmek istiyorsan öyle yap. Şuan derslerin önemli değil senin kafanın rahat olması gerekiyor."
"İyi değilim ama kötü hissettiğimi söyleyemem." Dedim. "Sadece hayatım diğerlerine göre daha farklıydı, şimdi de daha farklı olarak devam ediyor. Halledeceğim."
"Peki, hangi bölümü istiyorsun?" Diye sordu..
Bunun cevabı şuan ben de yoktu. Sadece bir üniversite kazanıp kendimi kurtarmak isterken bölümün ben de bir önemi gerçekten yoktu.
"Kafamda belli bir bölüm yok."
"Sınavdan sonra düşünmek için bol bol vaktin olacak. Eğer istersen sana bu konuda destek olabilirim."
"Mertten sıra gelirse.." diye söylendim.
Doktorlara olan sonsuz bir saygım vardı. Sadece Mert'i sinir etmek için bu mesleği sevmediğimi söylüyordum. O da onun favori abisi olmam yolunda kendisinin önüne büyük bir engel olacağını düşündüğü için her gün bana üniversiteler hakkında bilgi vererek aklımı çelmeye çalışıyordu.
Atlas ise bana bu konuda en çok yardımcı olan kişiydi. Asla bir meslek üzerinde durmuyor, hatta bu konudan bahsedildiğinde çok erken olduğunu ve başımı ağrıtmamalarını söylüyordu.
Spor ile bağlantılı olan bir bölüm hep aklımdaydı ama kafam karışmıyorda değildi.
"Kahveler geldi," dedi Efe aramıza yeniden katılarak.
"Hani benim kahvem?" Efe'den kahveyi aldığımda hemen bir yudum aldım. Elinde iki kahve vardı. Batuhan'a kahve almamıştı.
"A seni unutmuşum abi, kusura bakma." Evde olduğundan haberi vardı ama sormaya üşendiğini söylemişti.
"Ne kusuru kardeşim?" Dedi Efe'nin kahvesini alarak "Seninkini alırım aramızda kusur falan bir sorun kalmaz."
"Ya saçmalama abi, ver şunu ya. Kardeşimle keyif yapacağım bir git şuradan ya!"
"Ulan senin kardeşinde benim arkadaşım mı? Çek elini kırarım bak."
İkisinin kavgasına burun kıvırarak bakıyordum.
"Efe bir kahve daha sipariş etmek senin için ne kadar zor olabilir?" Dedim kahveden bir yudum alarak.
"Cimri bu cimri," dedi Batuhan "Gözünü çek Efe, gözün falan kalır üzerime dökülür kahve çok kötü yaparım."
Yumruklarını sıktı "Abi şaka mısın sen? Çıldıracağım ya, çocuk gibi davranma!"
"Efe ötede ağla. Neyse güzelim nerede kalmıştık?"
"Farkında mısın bilmiyorum abi ama Ece en çok benim kardeşim. Üçüzüm o benim!"
Sinemada film izler gibi bir keyif vardı üzerimde. İkisi arasında ki atışmaları izlemek hoşuma gidiyordu.
Efe kahvesini almak istediğinde kahve Batuhan'ın üzerine döküldüğünde ağzım açık kalmış ve ne yapacağını bilmediğim Batuhan'a bakmak için ayağa kalkmıştım.
Efe gergince yutkundu ve sakince "işte şimdi s*çtım." Diyerek bahçeden maraton koşanları aratmayacak bir hızda uzaklaştı.
Batuhan da peşinden içeri gittiğinde ayağa kalkıp arkalarından bakakaldım.
"Delirmiş bunlar," dedim kendi kendime.
Oturmaktan ayaklarım uyuştuğu için bahçede yürümeye başladım.
"Abi bırak dedim sana! Lanet olsun!" Ege'nin nerede duysam tanıyacağım öküz sesi bahçeyi doldurduğunda sesi giderek yaklaştı. Bahçeye çıktığında gözü hiçbir şeyi görmüyordu.
Bana çok kısa bir an baktıktan sonra üzerinde ki tişörtü çıkarıp kenara fırlattı. Tişört ayaklarımın dibine düşerken "Ne yapıyorsun gerizekalı?" Diye bağırdım.
Ege saniyeler içinde denizin dibine gelip, hiç düşünmeden suya kendini bıraktığında olduğum yerde öylece kaldım. Kafayı mı yemişti?
Atladığı yere kadar gittiğimde sertçe kulaçlar atan Ege'nin bu hareketlerine bir anlam vermeye çalışıyordum. Suyla kavga eder gibi bir hali vardı.
"Ece," dedi Atlas. Hangi ara geldiğini anlamamıştım "Çok yaklaşma abicim," arkamdan belime sarıldığında başımı çevirdim bakmak için "Ne oldu?" Diye sordum.
"Antrenmanı vardı bugün, onu almaya gittiğimde hocası ile tartışıyordu. İyi dereceler yapmadığını kafasını toparlaması gerektiğini söylemiş hocası."
"Karşıya falan mı geçecek? Tehlikeli değil mi?"
Umurumda değildi sadece yaptığı hareket anlamsız ve saçma gelmişti.
"Kendini bu şekilde cezalandırıyor, ona bir şey olmaz merak etme." Dedikten sonra içeri seslendi "Havlu getirir misiniz?"
Ege'yi izlemeyi bırakıp oturduğum yere geri döndüm.
Ege'nin normal olmadığı belliydi bunu hareketleri ile de belli ediyordu zaten ama aynı zamanda korkusuzdu. Kendimi o suyun içinde düşündükçe tüylerim ürperirken o bunu yapmaktan zevk alıyordu.
"Her neyse, sen neden tek başıma duruyorsun? Efe ve Batuhan nerde?"
Biraz önce ki keyifli anlar aklıma gelince sırıttım. Hemen olan biteni Atlas'a anlattım.
"Adam yirmi üç yaşına geldi artık sorumluluk sahibi olur, büyük işler yapar diye düşünüyorum çocuk gibi davranıyor."
"Neden öyle söylüyorsun ki? Muhtemelen benim yüzüm gülsün diye böyle bir şey yapıyorlar."
Salak değildim. Birbirleri ile atışmaları, hatta Atlas'ın dediği gibi çocuk gibi evde birbirlerini kovalamalarının nedeni beni mutlu etmekti.
"Evet dediğin gibi de olabilir ama bu onların her zaman ki hali. Batuhan hobi olarak Efe ve Ege'yi dövmeyi seviyor."
Gözlerim büyüdüğünde yanağımdan makas aldı ve gülümsedi "Merak etme hobi olarak, canlarını acıtmıyor." Dedi.
O sırada Efe'nin acı dolu sesini duyduğunda ise kafasını kaşıyıp sesi duymamış gibi yaptı.
"Oha abi oha! Ciğerlerim ağzımdan geldi!"
"Sen boşver onları güzelim, akşam bir şeyler yapalım mı abi kardeş baş başa?"
"Yani evet demek isterdim ama akşam Efe ile dışarı çıkacağız."
"Nereye gideceksiniz?"
"Efe'nin arkadaşlarıyla takıldığı bir mekan varmış, Blue sanırım adı oraya gideceğiz."
Başını salladı.
"Düzgün bir mekan, Ege de gelecek mi?"
'Bilmem' der gibi baktım. Gelmese iyi olurdu ama Efe'nin arkadaşları ile arkadaşsa bu beni ilgilendirmezdi. Onla konuşmuyordum bunun yeri ve zamanının bir önemi yoktu benim için.
Kahvem daha fazla ısınmadan birkaç yudum daha aldım. Bu sırada Ege denizden çıkmış kenara bırakılan havlu ile kendini kurulamaya başladı.
"Sakinleştin mi?" Diye sordu Atlas.
"Hayır," dedi Ege "Babamla konuşacağım başka bir koçla devam etmek istiyorum."
Atlas anında itiraz etti.
"Saçmalama Ege, senelerdir bu adamla çalışıyorsun, her tartışmada yolları ayıracaksan nasıl başarılı olmayı bekliyorsun?"
Havluyu fırlattı ve "Bana başaramayacağımı söyleyen bir adamla işim olmaz abi!" Dedi.
"Bunun da gerçekleri hazmedememe gibi bir sorunu var." Diye söylendim. İşine gelmediğinde hemen en kolayını seçiyordu.
"Anlamadım?" Dedi bana bakarak.
"Şaşırmadım," dedim "İşine geleni yaptığın sürece hiçbir şeyi anlayamazsın, bu yüzden zorlama kendini."
Her zaman ki küstahlığıyla cevap verdi "Seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmazsan sevinirim."
"Ege! Konuşmana dikkat et, sakin sakin oturuyoruz şurada beni sinirlendirme,"
"Beni ilgilendirmeyen bir şeyden benim olduğum ortamda bahsetme o zaman sen de. Neye karışacağıma sen karar veremezsin bunu o küçük kafana sok Ege."
Ellerini ıslak saçlarının arasından geçirdi.
"Benimle ilgili konulardan rahatsız oluyorsun diye söyledim, yoksa varlığından rahatsız değilim." Diyerek içeri geçti.
"Trip kokusu alıyorum?" Dedi Batuhan'dan kendisini kurtaran Efe.
"Şaka mı bu çocuk ya, trip atıyor resmen!"
"Aklı başına geliyor yavaş yavaş," dedi Atlas.
Gelsin ya da gelmesin hiç ilgilenmiyordum.
"Ececim, annen seni odadan da bekliyormuş." Evin emektarlarından Tülin abla konuştuğunda "Neden abla?" Diye sordum.
"Akşam dışarı çıkacağınız için sana aldığı yeni elbiseleri gösterecekmiş."
Gözlerimi kısarak Efe'ye baktım.
"Sen söyledin dimi?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Yoo," dedi tedirgin bir şekilde "Ne alakası var?"
"Seni boğarım çocuk!" Dedim yastığı yüzüne bastırmaya çalışırken "Sana kaç kere Melda hanımın kanına girip benim üzerime gönderme diyorum! Bir saat elbise seçmek zorunda kalacağım şimdi!"
"Göndermek falan ayıp oluyor ya, annen o senin annen!" Yastık yüzünden boğuk çıkan sesini bana duyurmaya çalışıyordu.
"Ya sevmiyorum elli kere elbise denemekten uyuz şey! En çok senin kardeşinsem insan üçüzüne bunu yapar mı?"
Yastığı yüzünden çekip ona baktığımda gözleri dolu dolu bana baktı.
"Senin üçüz diyen ağzını yerim kızım! Ece'm benim!" Yanaklarımı sıktığında eline vurdum.
"Yalakalık yapma bana! Benimle geliyorsun ve ilk denediğim elbisenin ne kadar güzel olduğuyla ilgili yorumlar yapıyorsun!"
Efe sızlandığında Atlas "Hadi koçum, cezan bu." Dedi sırıtarak.
*
"Seni boğmak istemem normal mi Efe?" Diye sordum. Odanın açık olan kapısından içeri girdiğimde yatağın üstünde duran elbiselere göz atıyordum. Ondan fazla elbise üzerinde ki etiketi ile yatağın üstünde, beni bekliyordu.
"Yani hepsini denetmez bence?" Dedi Efe.
"Saçmalama denetse bile denemem Efe."
"Daha ne kadar kapıda dikileceksiniz çocuklar, hadi içeri gelin." Dedi Melda hanım.
"Yakalandık?"
"Hı hı gir hadi," dedi Efe beni arkamdan ittirerek.
"Gideceğiniz mekanda akşam yemeği servis edilecek, aynı zamanda bir kafe olduğu için elbise giymen gerektiğini düşünüyorum."
Yatağın üzerinde ki iki elbiseyi kaldırıp gösterdiğinde "Hangisi?" Dedi.

Normalde elbise giyen biri olmadığım için ikisi de bana değişik gelmişti. Biri mavi çiçek desenleri olan bir elbiseydi. Diğeri beyaz renginde diğerine göre daha kısaydı. Askılı olan beyaz elbiseyi üzerime tutup baktığında "Beyaz kesinlikle senin rengin kızım!" Dedi.
Rica minnet denemek istemediğimi söylesemde elbiseyi üzerime giydiğimde karşılarına geçtim.
"Çok kısa, başka elbise mi kalmadı anne?" Bu tepkiyi Efe'den duysam inanmazdım ama tepkiyi veren kişi Efe değildi zaten.
"Ne kısası oğlum? Bu elbiseler içinde en uzun olanı, rahat etsin diye bunu seçtim."
"Hayran kaldım, elbise sana çok yakışıyor Ece." Yorumunu almak içimi rahatlamıştı.
"Ben sana hayran kalırım görürsün Efe, kör müsün oğlum sen? Neresi güzel bu elbisenin?"
Kendi etrafımda döndüğümde elbise hoşuma gitmeye başlamıştı.
"Çok güzel! Saçlarına da güzel bir maşa yaparız, ne dersin?"
"Olabilir," dedim elbiseyi düzeltirken.
"Sağır mısınız? Güzel değil, çok abartılı rezil olursun orada."
"Sanane ya!" Dedim sonunda patlayarak "Git sen kendi giyeceğin kıyafeti seç! Seni ilgilendirmeyen konulara da burnunu sokma."
"Ege orda ki kızlar gece elbisesi giyiyor, sen buna abartı diyorsun."
Göz devirdim.
"Tamam şimdi ikinizde dışarı çıkın," dedim kapıyı göstererek. Üzerimi değiştirecektim.
Ege hemen giderken Efe kesinlikle elbiseyi giymemi söyledikten sonra odadan ayrılmıştı.
Melda hanım Ege ve Efe odadan çıkar çıkmaz yanıma gelip elimden tuttu "Elbise giymek istemediğinin farkındayım." Dedi.
"Ama siz beğendiniz bunları.." dediğimde "Sadece Ege'yi denemek istedim ve başarılı oldum." Dedi.
"Gerçekten anlamıyorum, neden Ege'yi denediz ki?"
"Nedenini boşver Ece, şimdi ne giymek istersen, onu seç. Seni yalnız bırakayım." Yanağımdan öptükten sonra odadan çıktı.
Melda hanım, ona henüz anne deme aşamasına geçemesemde o yine her zaman ki gibi annelik yapmış, benim ne isteyip istemediğimi anlamıştı.
Tercihlerimde özgür bırakılmak hoşuma gitse de içimi yiyip kemiren bir soru vardı. Gerçekten de diğer kızların giyindiği şekilde giyinip, oraya uygun olup ağızlarına laf vermemeli miydim? Yoksa kendimi nasıl rahat hissediyorsam öyle mi giyinmeliydim?
Kendime bir kez daha baktığımda çok tatlı göründüğümün farkındaydım. Ama sorun da buydu.
Bu görüntü Azra'ya ait değildi. Bir çırpıda üzerimi çıkarıp evde giydiğim kıyafetlere geri döndüm.
Aşağı inmek istemediğim için yatağın üzerinde duran kıyafetleri odaya tekrar taşıdım. Birkaç dakikamı alan bu işten sonra yatağın üzerine oturup Araz'ı bir kez daha aradım. Bu sefer de bir yanıt alamadığımda omuzlarımı düşürdüm.
Tamam belki numarası değişti, telefonu bozuldu.. ama neden hiç bana ulaşmayı denememişti?
İnsan bir anda birinin hayatından çıkınca merak etmez miydi?
Telefonu bir köşeye fırlatır gibi attım. Canım sıkılmıştı. Zor zamanlarımda yanımda olan maddi manevi destek olan bir arkadaşım vardı, onu kaybetmek istemiyordum.
Öğlen vaktini çoktan geçiyordu, Mert'in verdiği rapor sayesinde okula gitmiyordum. Ancak bu haftanın başında yani yarın okula geri dönebilecektim. Okulda olan biteni Efe den öğreniyordum.
Mete ve diğer salakların okuldan atılmasının ardından kimse fazla bir tepki vermemişti. Okulda onları seven kimse yoktu.
Tek başıma kaldığımda kafamda ki düşünce sayısı arttığı için aşağı inmeye karar vermiştim. Ama önce elimi yüzümü yıkayıp ferahlamak istiyordum. Hava gerçekten çok sıcaktı.
Kapıyı yarı açık bıraktığım lavobaya girdim, musluğu açtığım sırada odamın kapısı aynı yavaşlıkta açıldı. İçeri kafasını uzatan kızıl saçların yüzünü göremediğim için Efe mi yoksa Ege olup olmadığını o an için anlayamamıştım.
Kapıyı kapatmadan içeri girdiğinde odayı taramış, aradığı şeyleri bulamamış olmalı ki hemen sağ tarafta bulunan giyinme odasının içine girmişti. Üzerinde ki kıyafetlere bakılırsa odama gelen kişi Ege'ydi.
Gerizekalı!
Odama habersiz girip bir de eşyalarımı mı karıştıracaktı?
Lavabodan çıkıp giyinme odasında ne haltlar karıştırdığını izlemeye başladım. Askıya asılan elbiseleri, özellikle de boyu kısa olanları ayırıp tek bir elinde biriktiriyordu.
"Başlarım böyle işe ya," dedi sessiz bir homurdanma eşliğinde "Bunu diken terzinin, kumaşımı bitti?"
Elbiseleri seçtikten sonra odada bulunan puhun üzerine koydu. Cebinden çıkardığı makas ile elbiselerden birini kestiğinde "Terapi gibi, rahatladım resmen." Dedi sırıtarak.
Arkasından yaklaşıp omzuna dokundum.
"Kolay gelsin yardım lazım mı?"
"Hayır sağ-" Cümlesini tamamlayamadan yakalandığının farkına vardığında "Hass*ktir!" Diye bağırdı.
Ağzına anında şaplağı geçirdim.
"Ne ağzı bozuk bir şeysin sen ya? Odamda ne işin var oğlum senin? Hayırdır sana?"
Ellerim belimde her an dalmaya hazır bir şekilde bekliyordum.
Ağzını tutarak konuştu "Elinde ağırmış lan!"
"Soruma cevap ver Ege! Elbiselerin hali ne ya!"
"Güzel değildi. Hoşuma gitmediği için kestim."
"Ya!" Dedim bağırarak "Seni Melda hanıma söylemez miyim ben şimdi? Hepsini o almıştı bana!"
"Yine alır?" Dedi rahat bir şekilde.
"Salak mısın yoksa salak taklidi falan mı yapıyorsun? Bıraksana şu elbiseleri!" Bir ucundan o diğer ucundan benim tuttuğum elbise zaten aramızda rezil bir hale gelirken, Ege hayvan gibi abanıp elbiseyi kendine çekince yere düşmem kaçınılmaz oldu.
Ölüm sessizliği olduğunda iyi miyim diye bana baktı ve göz göze gelmemizle yaşayacağı son dakikaları odadan kaçarak kullandı. Elimi yere vurup hemen ayağa kalktım. Odada duran kalın tahta askılardan birini elime alır almaz peşine düştüm.
Bana bulaşma dedikçe, uzak dur dedikçe daha çok üzerime geliyordu.
"Ne oluyor çocuklar?" Merdivenlerden pat pat çıkan seslerle Melda hanım hayretle bize baktı.
"Siz dergiyi okumaya devam edin lütfen. Kan tutmasın sizi!" Dedim kapıdan çıkmak üzere olan Ege'ye askıyı fırlatırken.
Melda hanımın hoşuna gitmiş gibi gülümsediğinde "Komik mi ya!" Diye ona da söylenip Ege'nin arkasından bahçeye çıktım.
"Peşimi bırakacak mısın acaba?" Dedi
"Ecelinim oğlum ben senin, bırakmayacağım!"
Bahçede duran küçük süsleri Ege'ye fırlattığımda birkaçı üstüne geldiği için keyfim yerine geliyordu. Köşeye sıkıştırdığım için kaçacak yeri de yoktu.
"Psikopat mısın kızım sen? Sal beni artık!"
"Kes sesini hayvan, başıma bela oldun resmen!"
"Asıl sen başımın belasısın, psikopat!"
Süsler bittiğinde geriye kalan tek eşya saksıydı.
"Oha! Sakın abartma!"
Saksıyı aldığım gibi dibine kadar gidip saksıyı tepesinden dökmeye çalıştım. Ama boyu benden çok uzundu ve kollarıyla beni uzaklaştırmaya çalışıyordu.
"Kızım bu kafa yarar deli misin sen?"
"AMACIM O ZATEN!"
Bunu tek başıma yapamazdım ama. Bu yüzden toprakları avuçlayıp suratına suratına fırlatmaya başladım.
Bahçıvan abi bize gülerek bakarken onu görmemle daha da gülümsedim. Beni atlatan Ege uzaklaşmaya çalıştığında içeriden Efe çıktı.
"Yardım lazım mı üçüzüm?" Dedi eğlenceli sesiyle.
"Olur olur!" Diye bağırdım. Bahçıvanın elinden aldığım hortumu Ege'ye doğru tuttuğumda "Sen seversin suyu!"Dedim.
Sudan kaçmak yerine üzeri ıslanırken bana sinirle bakmaya devam etti.
"Ne zaman son vereceksin?"
"Sen ne zaman benimle uğraşmaya son verirsen o zaman son vereceğim ben de."
Ellerini iki yana açarak "Sonsuza kadar?" Dedi "Senle sonsuza kadar uğraşacağım."
Zevk vermemeye başlayınca aval aval bizi izleyen Efe'ye döndüm.
"Sıra sen de!" Dedim Ege hiç cevap vermemiş gibi.
"Lan yeter artık salın beni bugün!"
Hortumu elimden almaya çalıştığında başarılı oldu. Hortumu sırtımdan aşağı soktuğunda çığlık attım. Buz gibiydi!
"Hayvan oğlu hayvan!!!"
Öksürük sesi duyduğumda su da kesildi. Batuhan gülerek bizi videoya çekerken Çağrı bey alıngan bir şekilde bana bakıyordu.
"Yani sizi kast etmedim." Diye toparlamaya çalıştım, Efe'ye vurmaya çalışırken "Üstünüze alınmayın!"
"Alın vallahi baba, duydun! Hayvanın oğlu dedi, yani sen bir hayvansın!"
"Gerizekalı," dedi Ege , Efe'nin elinden beni kurtarıp kenara çekerken.
"Bırak be kolumu!" Dedim hemen.
"AMAN ALLAHIM!" dedi Melda hanım "Bu haliniz ne çocuklar! Hasta olacaksınız!"
Hemen peşinden de Atlas elinde havlularla geldi. Çağrı bey aldığı havluyla beni sıkıca sarıp kurulamaya başladığında "Şakaydı, bu bir şaka biliyorsunuz değil mi?" Dedim alttan alttan bakarak.
"Bilmem mi babam? Ufak bir şakaydı."
Gülümsedim.
"Oğulların bana eziyet ediyor, bunlar cezasız kalmamalı.."
"Ne yaptılar benim güzel kızıma?" Diye sordu saçlarımı kurulamaya başladığında.
"Ege elbiselerimi kesti," dedim rahat bir şekilde. Ege'yi zorla kurulamaya çalışan Melda hanım ağzı açık kaldığında anında Ege'ye çemkirdi.
"Ne yaptın ne yaptın?" Diye sordu.
"Kestim," dedi Ege de aynı rahatlıkla. "Sana güzel olmadıklarını söylemiştim!"
"Aman Allahım! Onların hepsi son moda az sayıda üretimi olan elbiselerdi Ege!"
"Ben de dedim ama annemin işi gücü yok evde boş boş oturup dergi okuyacağına gider yenisi alır dedi bana da," Efe 'sen çok fenasın' bakışı atarken Batuhan'ın keyfine diyecek yoktu.
"Sanırım Ege bugün aramıza veda eden kişi olacak!"
Atlas'a bakan Ege "Ya demedim öyle bir şey, ne diye ortalığı karıştırıyorsun kızım sen?" Dedi.
"Ah pardon, zevksiz biri olduğunu söylemeyecektim!"
"Ne zevksiz mi? Sana inanamıyorum Ege!"
"İnanın inanın," dedim.
"Formula 1 izlemek için sana yurt dışına bilet almıştım! İptal ettiriyorum gitmiyorsun!" Ege'ye küsen Melda hanım onu orada bırakıp eve geçerken Ege de onun peşine takıldı.
"Anne ciddi misin sen? Ya demedim öyle bir şey diyorum bir dursana!" Çırpınmaları boşaydı.
Sırıttım.
Unutmayın ki bana hiçbir şey olmaz.
*
Çağrı beyin ısrarı ile sıcak bir duş almış, üzerimi değiştirmiştim. Biraz önce de odama gelmiş kurutmaktan nefret ettiğim saçlarımı beraber kurutmuştuk.
Elbise giymemiştim. İsterse çırağan sarayı olsun istemediğim bir şeyi asla yapmayacaktım.
Gitme vaktimiz geldiğinde saçlarıma son kez bakıp odadan çıktım. Bizi Mert bırakacaktı. İşten gelmesine rağmen benimle vakit geçiremediğini bu yüzden onun bırakacağını söylemişti.
Yanıma sadece telefon aldığım için onuda giydiğim tulumun cebine koymuştum.
"Hızlı olsana kaplumbağa mısın sen Efe?"
"Ege'yi bekliyorum, geliyoruz birazdan." Ayağımı yere vurdum. Şaka gibi bu salakları beklemek zorunda kalıyordum.
"Atarlı güzelim?" Mert salondan kapıya geldi, ellerini iki yana açarak ona sarılmam için beklediğinde, Efe ve Ege göründü. Bahane aramama gerek kalmamıştı.
Mert, umursamamaya çalışarak kollarını indirdiğinde kendimi kötü hissettim.
Abilerine dahi sarılmaktan korkan bir kızdım.
"Süslenmeniz bittiyse düşün önüme."
Ege farklı bir şey giymemi beklediği için üzerimde ki tulumu gördüğünde üzerimi birkaç saniye incelemiş, daha sonra herkesten önce evden çıkmıştı.
Fazla oyalanmadan arabaya bindiğimiz de Efe'ye atabildiğim tüm kötü bakışlarımı atıyordum.
"Ege gelmek zorunda mıydı?" Onun olduğu bir ortamda rahat etmek mümkün değildi.
"Ortak arkadaşlarımız olduğu için onu da davet ettiler."
"İyi halt ettiler." Diye ters cevap verdiğimde "Ece, gerçekten stres olmanı gerektirecek bir durum yok. Ege akıllandı artık."
Dikiz aynasından göz göze geldik. Gözlerini ilk kaçıran Ege oldu.
"Umarım," Cevabını verdikten sonra yolu izlemeye başladım.
Beklenen an geldiğinde Mert arabayı hemen mekanın önünde durdurdu. Ege ve Efe arabadan indiğinde sona kalan ben olmuştum.
"Tavsiyen var mı?" Diye sordum üzerimde ki stresten kurtulmak için.
"Kendin ol. Kimsenin senin hakkında ne düşündüğünü umursama. Ve ne olursa olsun bir telefon uzağındayım, tamam mı güzelim?"
Başımı salladım.
Efe'nin yanına doğru yürüdüm, hemen kapının önünde benim gelmemi bekliyordu.
"Gelmişler midir?" Diye sordum.
"Bilmiyorum," dedi Efe
İçeri girdiğimiz de bir görevli rezervasyonumuzun olup olmadığını sormuş, masamıza kadar yanımızda gelmişti.
Ve arkadaşları da gelmişti. Toplamda üç kişiden oluşan, iki erkek ve bir kız bizi masada bekliyordu.
Bizi ilk fark eden, kız olmuştu.
"Selam!" Dedi masaya gittiğimiz de "Gözüm yollarda kaldı ya, nerelerdeydiniz?"
"Trafik," dedi Ege "Önüne gelene ehliyet verirlerse dışarıda araba sürülmez artık."
Kızın uzattığı elini sıkacakken bana sıkı sıkı sarılmış, oldukça yüksek olan enerjisini anında bana geçirmişti.
"Geldi bizim enerji sömürücümüz," dedi erkekçe tokalaştıklarında. Bana da baş selamı vermişlerdi.
Efe'nin çektiği sandalyeye oturdum. Denizin kenarına yakın olan sandalyeye Ege oturmuştu. Mecburen ortalarında kalmıştım. Sorun değildi. Eğer ters bir hareketi olursa, ağzına bir tane çarpardım.
"Merhaba Ececim, ben Afra. Tanıştığımıza çok memnun oldum."
"Ben de Afra," diye karşılık verdim. Kumral saçlı, oldukça tatlı bir kızdı Afra.
"Ben de Semih, aramıza hoş geldin."
"Hoş geldin Ece, Giray ben de."
Üçü de kendinden biraz bahsettiğinde haklarında az da olsa bilgi sahibi olmuştum.
Efelerle ilkokuldan bu yana çok sıkı arkadaş olduklarını aynı zamanda ailelerin de ortak iş yaptığını söylemişlerdi. Afra ve Semih aynı lisede okuyordu. Afra, Giray'ın da onlarla aynı lisede okumasını çok istese de farklı okulları tercih etmişlerdi sonuç olarak.
"Derslerden fırsat buldukça hafta iki kez buluşmaya çalışıyoruz. Aralarında tek kız olmak artık çok sıkıcı oluyordu, iyi ki aramızdasın Ece. Kendi adıma çok mutluyum,"
Ege "Afra'ya çok güvenme, o her şeye ve herkese çok mutlu olur." Dedi.
"O ne demek ya?" Dedi Ege'ye "Ece'nin gelmesine tabii ki mutlu olacağım, Ece herkes mi?"
"Ege tam sağımdasın, bir çarparım görürsün." Diye fısıldadım.
"Alınma her şeye kızım, senden bahsediyorum Ece'ye sadece."
"Yanlış bahsetme o zaman Ege," dedi kızgınlıkla Afra.
"Ege'nin lafıyla hareket edecek biri değilim Afra, canını sıkma."
Saçlarımı tek omzumda topladıktan sonra Semih "Sınavdan sonra bir Antalya yapalım diyoruz, siz ne dersiniz?" Diye sordu.
"Sınavdan bir kurtulalım da orası kolay iş, İzmire de gidebiliriz."
"Elli kere gittiğiniz yerler oğlum, sıkılmadınız mı artık?" Dedi Ege.
"Sen yine solundan mı kalktık lan?" Dedi Giray şakayla karışık "Sen ne dersin Ece?"
"Bilmem, henüz bir şey düşünmedim. Bahsettiğiniz iki yere de gitmedim."
"Yaa," dedi Afra üzgün bir sesle. "Beraber gezip, göreceğimiz çok yer var desene o zaman!"
Değişen ruh hali ile hemen modu yükselmişti.
"Öyle de denebilir," dedim.
"Sipariş verelim çok açım," dedi Giray.
O an Afra kaş göz yaparak "Lavaboya gidiyoruz, bizim yerimizde sipariş verin." Dediği için masadan kalkmıştık.
Afra yanına aldığı küçük çantadan makyaj malzemelerini çıkartıp makyajını tazelediğinde kollarımı göğsümde birleştirmiş bir şekilde onu bekliyordum.
"Cildin çok güzel Ece, hangi ürünleri kullanıyorsun?"
"Hiçbir şey kullanmıyorum, teşekkürler bu arada."
"Onlarca ürün kullanan bana bak bir de," dedi memnuniyetsiz bir şekilde.
Yeni insanlarla tanışınca hemen onlara içimden geldiği gibi konuşmamam gerekirdi ama çenemi tutamadım.
"Makyaj yapmıyorum Afra, yüzüme bu kadar ürün iyi gelmiyor,"
Aynadan bana baktı.
"Benim de iyi gelmiyor ama güzel görünmek istiyorum sadece,"
Öyle bir derdim yoktu. Ama nedenini merak etmiştim.
(Araya girmem gerekiyor ama Ece'nin burada ki amacı şuydu: Afra'nın istekli makyaj yapmadığını anlayınca ona bunun gereksiz olduğunu söylemeye çalıştı. Lütfen başka şeyler anlaşılmasın)
"Güzelsin zaten," dedim "İnsan kendi içinde süslenir ama sen de başka bir şeyler var sanki?"
Gözlerini kırpıştırdı "Yok öyle bir şey," dedi "Dediğin gibi sadece kendim için yapıyorum.."
Üstüne gitmedim. Öyle olmadığı çok belliydi.
Cevap vermedim.
Kendine makyaj yapmayı bıraktıktan sonra ellerini yıkamasını izledim bir süre, sonra dışarı çıktık.
Masama doğru gittiğimde masaya servis yapan garson hızlı döndüğü için bir an çarpıştık. Üzerime dökülen sudan çok çarpıştığım kişi ağzımın aralanmasına neden oldu.
Buradaydı, arayıp ulaşamadığım, arkadaşım buradaydı.
"Özür dilerim hanım-" dediği sırada beni gördü.
"Azra?"
"Araz?"
BÖLÜM SONU
Alın size çok sevgili Araz♡
Bu bölüm eğlendiğim bir bölüm oldu, 20. Bölümde sezon finaline gidiyoruz, sezon finalinden beklentiniz neler?
Zaman ayırdığınız, kitabımı okuduğunuz her dakika için size minnettarım.
İyi ki bu yolda beraberiz.
İsteklerinizi yazmayı unutmayın 💓
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |