17. Bölüm

17

Zeynep
zeydck

İnsan uzun zaman sonra gördüğü dostuna karşı nasıl duygular hissederdi bilmiyorum ama Araz'la burada karşılaşacağımı hiç düşünmezdim. Üzerime dökülen suyun verdiği serinlik beni kendime getirirken "Nerdeydin sen Azra?" Dedi Araz. Sonra masadakilere baktı.

 

Hiçbir şeyden haberi yok muydu?

 

"Asıl sen neredeydin? Seni defalarca aradık Araz!"

 

"Telefonumu kırdım," dedi "Muhtemelen hattım başka biri tarafından kullanılıyor şuan."

 

Aklımdan bin türlü şey geçmişti. Benimle görüşmek istemediğini bile düşünmüştüm ama bunun için ortada bir neden yoktu.

 

"Eve gittim, ev bomboştu Azra! Neler oldu? Bir an da yok oldun sanki. Okuldan da kaydın silinmiş, kafayı yemek üzereydim."

 

"Haklısın ama sana ulaşmaya çalıştım, olan biteni anlatmak için."

 

Masadakilere baktı.

 

"Bunlar, o çocuklar değil mi? Yanlarında ne işin var?"

 

Doğum gününden sonra olan biteni ona anlatmak istiyordum ama ortamımız müsait değildi.

 

"Pardon," dedi Ege "Sohbetinizi bölüyorum ama yemekleri daha kaç saat bekleyeceğiz?"

 

Atabildiğim en ters bakışımı ona attım.

 

Araz kendini toparlayıp konuşacakken onu durdurdum.

 

"Açlıktan ölmezsin, bekle iki dakika." Masada ki diğerlerine döndüm "Siz de öyle."

 

Onlardan bir ses çıkmamıştı ama önlem almak istemiştim.

 

"Aklımın ucundan bile geçmeyecek şeyler geldi başıma Araz. İşin ne zaman biter, ne zaman konuşabiliriz?"

 

Saate baktı.

 

"En az iki saat daha çalışmam gerekiyor,"

 

Başımı salladım.

 

"Tamam, işin bitince bir yere gidip konuşalım olur mu?" Diye sordum.

 

"Tabii ki olur Azra, iyisin değil mi?"

 

"Konuşuruz," dedim onu büyük bir merakta bırarak.

 

O sırada Efe beni şaşırtmayarak kalkıp Arazla tokalaştı.

 

"Ece'nin arkadaşısın sanırım, memnun oldum Efe ben de."

 

"Ne?" Dedi Araz "Ece kim ya, ne oluyor Azra?"

 

İsyan diye bağırmama çok az kalmıştı.

 

"Araz konuşacağız, ayak üstü konuşabileceğimiz konular değil bunlar."

 

Böyle bir durumun içinde olsam ben de Araz gibi durmadan soru sorar, olayın ne olduğunu öğrenmeye çalışırdım. Ancak şuan bir çırpıda anlatabileceğim şeyler değildi.

 

"Tamam," dedi uzaklaşmadan önce "İki saat sonra görüşürüz."

 

Sandalyeye oturduğumda derin bir nefes aldım. Afra üzerime su döküldüğü için peçete uzatmıştı, uzattığı peçeteyi aldıktan sonra biraz olsun üzerimde ki ıslaklığı alabilmiştim.

 

"Arkadaşın mı?" Diye sordu Afra.

 

Başımı salladım.

 

"Uzun zamandır görüşmediniz sanırım, olan bitenden haberi yok herhalde?"

 

Efe "Araz'a uzun zamandır ulaşmaya çalıştı Ece ama numarasına ulaşamadı, görünce şaşırdı sanırım." Dedi.

 

Benim açıklama yapmama gerek kalmadan bunu yaptığı için bakışlarımla adeta ona teşekkür ettim.

 

"Burası yeri değil farkında mısın?" Dedi Ege. "Yemek servisine engel oldun?"

 

Arkadaşlarını kendine çok yakın görüyor olabilirdi, bu yüzden bana evde ki gibi davranıyordu. Ama ben bunu istemiyordum.

 

Yeni bir ortama girmiştim, tanımadığım insanlar hemen karşımda Ege'nin söyledikleri yüzünden şaşkın bir şekilde bana bakıyordu.

 

Bacağım sinirden titremeye başladığında Efe eli ile durdurmaya çalıştı.

 

"Bu Ege gittikçe daha komik adam oluyor, ne yapıyorlar oğlum evde açmı bırakıyorlar seni?" Dedi Semih.

 

Afra "Ege hep böyleydi en çok o yer ama asla doymazdı."

 

Arkadaşlarının ortamı toplamak için gösterdiği çabanın yarısını eğer Ege gösterseydi her şey çok farklı olabilirdi.

 

Ege suratı beş karış "Çok komiksiniz," Dediğinde Araz değilde başka biri yemek servis etmişti.

 

İştah?

 

Zerre kadar kalmamıştı.

 

"Buranın spesiyelini söyledim senin için Ece, takılma Ege'ye amacı senin tadını kaçırmak, boşver şimdilik."

 

Efe kulağıma eğilip sessizce konuştuğunda ona yandan bir bakış atarak başımı kaldırdım.

 

Afra "Bu arada bildiğiniz gibi haftaya doğum günüm, partim için çok güzel bir mekanla anlaştım." Dedi.

 

"Vay be on sekiz olanlar tufanına Ege ve Efe den sonra sende katılıyorsun demek ki." Semih sanki yaşı bizden büyükmüş gibi konuşmuştu.

 

"Senelerdir beklediğin an geldi demek ki," dedi Efe. Afra o konuştuğunda hemen yemek yemeyi kesip ona döndü.

 

"Unutmadın demek ki," dedi Afra

 

"Neyi?" Dedi Efe "Yıllardır bu anı beklediğini mi?"

 

"Evet, benim için özel bir gün sonuçta."

 

Yemek yemeyecek olsam da içeceğimden bir yudum aldım.

 

"Sürekli söylüyorsun ya, aklımda kalmış işte."

 

Afra'nın adeta yüzünde güller açıyordu.

 

"Kıyamam ya aramızda en son on sekiz olacak kişi sensin, yaşın tutuyor mu bakayım senin buralara tek gelmeye?" Giray onun yanağını sıkıştırdığında Afra eline vurdu.

 

"Ya kaç kere sıkma dedim yanaklarımı sana? Kızarıyor sonra!"

 

Bu halleri kesinlikle çok tatlıydı.

 

"Yeni okulun nasıl gidiyor Ece?"

 

Birbirleri ile uğraşmaları bittiğinde sıra bana gelmiş olmalıydı.

 

"Sadece bir gün gidebildiğim okulum mu?" Dedim

 

"Nasıl yani?" Diye sordu Semih

 

Okulda olanları kırk yıllık arkadaşım gibi oturup onlara anlattığımda tepkileri oldukça iyiydi.

 

"İki kişiye üç kişi dalmışlar ve Ece gerekeni yapmış, kardeş gibi kardeş be!" Efe keyifli bir şekilde gülümserken suratı donuk olan Ege ve bendik.

 

"Kim olsa," dedim "orada kim olsa herkes yardım ederdi."

 

"Tahtayla dalmışsın kızım çocuklara, herkes yapmazdı bunu!"

 

"Cesaret işi tabi biraz," dedim ben de onun gibi dalga geçerek..

 

Ege de hayvan gibi yemek yemeye devame ediyordu. İlk tabağı bittikten sonra hemen ikincisini istemişti.

 

"Bundan sonra başımız sıkışırsa diye seni acil arananlar arasına ekliyorum seni." Dedi Semih.

 

'Oldu başka bir isteğin' var mı der gibi baktım. Neydim ben hulk falan mı?

 

"Afra hiç anlamaz bu işlerden," dedi Giray koluyla yemek yiyen Afra'yı dürterek. "Kavga gördüğünde ağlamaya başlıyor,"

 

"Etmesin zaten, ben Ece'nin de etmesinden yana değilim zaten." Dedi Efe "Canı yanınca canım yanıyor çünkü."

 

"Kimin?" Dedi Afra heyecanla

 

Afra'yı çözmeye başlamıştım.

 

"Ece'den bahsediyorum," dedi gülerek Efe "Başka kim olacak."

 

İltifatı için saçlarını karıştırıp kendimce Efe'yi sevdiğimde, o da aynısını bana yaptı. Tatlı sözleri için saçımı bozdun dayağı atmayacaktım.

 

"Ulan ne tatlı duruyorsunuz, keşke benimde ikizim falan olsaydı." Dedi Giray içi gider gibi bize bakarak.

 

"Üçüz," dedi Ege üstüne bastıra bastıra "İkiz değil onlar, biliyorsun değil mi?"

 

"Kıskandı senin ki," dedi Efe kolumu dürterek.

 

"Pardon kanka," dedi Giray "Üçüzüm olsun isterdim o zaman."

 

"Uzun zaman sonra üç kişi olmak nasıl bir his sence Ege?"

 

Semih'in bu soruyu Ege'nin değişik hareketlerinden dolayı sorduğunun farkındaydım.

 

"Ben bir değişiklik hissetmedim," dedi Ege. "Efe ile eskiden nasılsak, şimdide öyleyim."

 

"Hareketlerin hiç öyle değil ama," dedi Afra "Seni biraz tanıyorsam ki tanıyorum da Ege, sevmediğin ya da istemediğin biri olsa bir dakika bile yanında durmazdın. Hep bir gözün Ece'nin üstünde."

 

"Ablanla bir ortamda bulunduğunda yanından mı kalkıyorsun sen Afra?"

 

"Hayır, ne alakası var?"

 

"Ablandan haz etmediğini biliyorum ama ona katlanmak zorundasın. Anlıyor musun beni şimdi?"

 

Cümlesini bitirdikten sonra masadan kalktı.

 

Her seferinde, hangi ortamda olursak olalım benim canımı bu kadar çok yakan sözleri sarf ettiği için ondan çok nefret ediyordum. Bakışlarım önümde tabakta sabitlendi. Nefeslerim gibi yumruklarım da sıklaştı.

 

"Sana söyledim," dedim sanki suçlu Efe gibi. "Onun olduğu bir ortamda neden olmak istemediğimi anladın mı şimdi?"

 

Semih "Ece sorumda hiçbir art niyet yoktu gerçekten özür dilerim." Dedi.

 

Ege hariç herkes yaptığı şeyden pişmanlık duyuyordu.

 

"Senin bir suçun yok Semih. Madem onların arkadaşısınız, saklanacak bir şey de yok. Sevmiyor beni, benimle ilgili olan her şeyden rahatsız oluyor. Aynı şey benim için de geçerli, yanlış anlaşılmasın. O yüzden bir daha buluşacağınız zaman gelmezsem beni yanlış biri olarak tanımayın."

 

Derin bir nefes aldım.

 

"Bu Ege olamaz," dedi Giray "Onun seni ne kadar sevdiğini ve özlediğini ben biliyorum.."

 

"Sorun yok," dedim gülümseyerek "Belki de onun hayalinde ki kardeş ben değildim. Beklentisini çok yüksek tutunca bir anda böyle yere çakıldı."

 

"Efe," dedim üzgün duruyordu "Kalksam ayıp olur mu? Arazla konuşmam gerekiyor artık."

 

"Ayıp olmaz da, ben de geleyim seninle?"

 

İtiraz ettim.

 

"Gerçekten gerek yok Efe, hemen kapının önünde olacağım. İşim bitince sana haber veririm," dedikten sonra masadakilere döndüm "Sizle tanıştığıma çok memnun oldum, arkadaşımın yanına gitmek gerekiyor."

 

Olumlu yanıtlar aldıktan sonra masadan kalktım.

 

Etrafıma bakarak Araz'ı görmeye çalıştım, dediği gibi bir süre geçmemişti belki de bu yüzden görünürde yoktu. Daha fazla o masada durup kendime eziyet etmek istemiyordum.

 

Dışarı çıktım, mekanın önü hemen caddeydi. Arabaların son sürat geçiyordu. Yolun kenarında yolun ortasında durmak yerine personel çıkışı yazan yerde beklemeye başladım.

 

Yirmi dakika?

 

Belki de yarım saat.

 

Geçip giden insanları, uzaktan uzaktan denizi izledim. Yaklaşmaya korktum bu sefer çünkü. Kollarımı birbirine sürttüm, hava esmeye başlıyordu.

 

"Azra?"

 

Araz, sonunda gelmişti.

 

"Gel aşağıda hemen sahil var, orada konuşalım." Dedi beraber yürümeye başladığımızda.

 

"Sorun olmaz mı senin için? Uzaklaşmak?" Dedi.

 

"Hayır," dedim

 

İkimizde içimizde birbirimize buruktuk, bunun farkındaydım. Kim haklı kim haksız yarışına girsek ikimizde kaybederdik.

 

Sahil çok yakındı. Beş dakika kadar yürüdükten sonra en uzakta olan banka oturduk.

 

"İlk soru benden," dedi Araz "Onların yanında ne işin vardı?"

 

Gerçekten hiçbir şeyden haberi yok muydu?

 

"Efe," dedim sanki adını sormuş gibi "Kardeşimmiş,"

 

"Nasıl?" Dedi "Efe Erdem, Ege Erdem.." O güne gidip hatırlar gibi oldu sanki "Onların öldüğü için öldüğü üçüzü, sen misin Azra?"

 

"Benmişim."

 

"Sormamı bekleme Azra, anlatır mısın bir an önce?"

 

Hastanede gözlerimi açtığım andan bu yana başıma gelenlerin hepsini anlattığımda değişen suratına bakmakla yetindim. Bir şey demedi çok şaşkın olduğunu anladım gözlerinden.

 

"Ve bunların hiçbirinden haberim yoktu Azra, en zor anlarında yanında olamadım?"

 

"Kendime geldikten sonra ezberimde olan numaranı defalarca aradım Araz, neden açmadın? Merak etmedin mi beni?"

 

Eve gidip bakmak yetmiş miydi ona gerçekten?

 

"Eve gittim Azra, ev bomboştu."

 

"Etrafta kimseye sormadın mı Araz? Eve polisler gelip o kadını tutuklamışlar, kimseye mi sormadın bu kız nerede diye?"

 

Üzgünce baktı gözlerime.

 

"Gece vakti gittim Azra, işten çıkınca." Dedi açıklama yaparak. "Yoktu kimse!"

 

"Ya yapma Araz! Bir gün olmaz ikinci gün? Hiç mi merak etmedin? İnsan polise giderdi ya Araz? Sen hiç uğraşmadın!"

 

Yumruk yaptığım ellerimi gevşetti.

 

"Sen?" Dedi "Sen neden gelmedin Azra? Ben senin adresini bilmiyordum ama sen benim evimin nerede olduğunu biliyordun?"

 

Bu soruyu sormasını beklemiyordum.

 

"Haksız mıyım Azra?"

 

"Aradım," dedim "Açmadın,"

 

"Gelmedin Azra." Dedi.

 

Araz haksız değildi. Evde herhangi birinden rica etseydim beni Araz'ın yanına götürebilirdi ama kimseden böyle bir isteğim olmamıştı.

 

"Araz, sanki onların yanına gittikten sonra o evde yaşadığım her şeyi silmek istedim," O evde yaşadıklarımı unutmazsam yapamazdım.

 

"O mahalleye dönmeye bile cesaret edemedim ki ben Araz. Tamam bunu bir şekilde yapmam gerekirdi ama sen beni bulamadın ve her şeyden bir anda vazgeçtin öyle mi?"

 

Başka bir şey vardı. Araz beni bulmadan rahat edemezdi.

 

"Bana gerçekleri anlat Araz, lütfen."

 

"Bir şey olmadı Azra." Dedi üstünü kapatmak ister gibi. "Olmuş işte Araz!" Diye itiraz ettim.

 

Araz bakışlarını benden çektiğinde bir şeyler olduğunu başından beri hissettiğim için kalbim korkuyla sıkıştı, onu benden uzak tutan şey neydi?

 

"Azra.." dedi bir noktaya bakıp, orada takılı kaldıktan sonra. "Özür dilerim, çok özür dilerim."

 

Neden durduk yere özür dilediğini anlamak için çok geçti. Karşımda bir adam vardı. Tanımadığım bu adamın burada ne işi olduğunu sormak için Araz'a döndüğümde o ayağa kalkıp adamın yanında durdu.

 

"Bu adam kim?"

 

"Merhaba Azra," dedi "Amcanla tanışmak için çok güzel bir gün değil mi? Hava mis gibi.." dedi havayı koklar gibi yaparak.

 

Bahsettikleri adam, başıma bu belayı açan adam.

 

"Araz," dedim tek tanıdığım kişi oydu "Bu adamı nereden tanıyorsun sen?"

 

"Araz eniştesini tanıyor elbette Azra."

 

Kalbim öyle bir attı ki, canımı yaktı.

 

"Araz sen?" Diyebildim sadece devamında söyleyeceğim çok cümle vardı ama o an hiçbiri çıkmadı dudaklarımdan.

 

"Senin yerinde olmak istemezdim, sana çok üzülüyorum Azra. Hayatında gerçek olan hiçbir şey yok, en yakın arkadaşın bir bakıyorsun başına gelen her şeyden haberi olan adamın teki.."

 

O kadar büyük bir acı hissettim ki kalbim de, tarifi mümkün olmayan acılarımdan daha çok canımı yaktı. Buz tuttum. Kapanması mümkün olmayan bir yara daha açıldı kalbimde.

 

Araz'dan inkar etmesini her şeyin büyük bir saçmalıktan ibaret olduğunu söylemesini istiyordum ama ağzını açıp tek kelime etmiyordu.

 

"Ama bundan daha kötü olan şey.. kendi kanından olan, amcanın senin başına bu kadar çok işi açıyor olması, sence hangisi daha kötü Azra?"

 

Yüzünde ki alaycı ifade olmasa ne kadar çok abisine benzediğini söyleyebilirdil ama bana bakarken ki nefret eden gözleri, hiç abisine benzemiyordu.

 

Çağrı bey ondan büyük olmasına rağmen yaptığı kötülükten mi, kalbinin siyahlığının yüzüne vurmasından mı bilmiyorum erken yaşta yaşlanmış, çökmüş gibi duruyordu.

 

Ya da benim gözüme mi bu kadar çirkin geliyordu?

 

"Yaptığınız alçaklık yarışır derece de doğru söylüyorsun, ama şunu da unutma benim senin gibi biriyle hiçbir ortak noktam olamaz,"

 

Karşısında zayıf biri yoktu. Ondan korkacağımı mı zannediyordu?

 

"Hadi ama baban sana büyüklerinle nasıl konuşulması gerektiğini öğretmedi mi?"

 

Güçlü durmaya çalıştım.

 

"İlerleyen yaşınızdan dolayı mı yoksa doğuştan gelen bir gerizekalılığınız mı var bilmiyorum ama ben 'baba' Diye bir kavram bilmeden büyüdüm," diyerek sırıttım "A o da sizin yüzünüzden değil mi?"

 

"Akıllı bir kızsın, o salak kadının yanında büyüyen biri nasıl bu kadar akıllı olur aklım almıyor ama neyse, amcanın seni ziyaretinin amacı ne sence?"

 

Burada bana bir zarar veremezdi. Etrafta yardım isteyeceğim, sesimi duyuracağım çok insan vardı.

 

"Belasını bulmak?" Dedim "Hangi yüzle burada karşımda duruyorsun bilmiyorum ama deniz havası sana iyi gelecek, nasılsa yakında dört duvar arasına gireceksin."

 

Yalandan öksürür gibi yaptı.

 

"Ha ha ha. Çok korktum. Çok cesaretlisin bakıyorum da, şuan sana zarar versem kim kurtarabilir seni?"

 

Söylediği şeylerden daha çok canımı yakan şey hemen yanında duran dostum olduğuna inandığım Arazdı.

 

"Amacın bana zarar vermek olsa, bunu on sekiz sene boyunca kolaylıkla yapardın, senin karşında salak biri yok."

 

Yüzünün rengi değişti.

 

"Erdemlerin en akıllısı sensin bakıyorum da, baban hala peşimde.. Beni yakalamak için fırsat kolluyor.."

 

"Sen de Erdemlerin en korkak, en adi en şerefsizisin sanırım."

 

"Kelimelerine dikkat et, canını yakarım." Dedi hiç düşünmeden "neler yapabildiğimi, başına neler geleceğini görmedin mi? Nasıl benimle bu şekilde konuşmaya cesaret ediyorsun sen?"

 

Midem bulamıyordu. Suratlarına baktıkça tiksiniyordum.

 

"Elinden geleni ardına koyma. Bana ne yaparsan yap, senin gibi bir şerefsiz olmayacağım nasılsa."

 

Sesimi yükseltiyordum, ondan korkmadığımı anlaması gerekiyordu.

 

"Seni ailenden ayıran benim kabul, ama yine seni ailenle bir araya getiren de benim. Araz'ın arkadaşı olmana bile ben izin verdim! Hayatın tamamen benim ellerimde Azra,"

 

Anlamalıydım.

 

Araz bu kadar çok para kazanacağımız zenginlerin cirit attığı, Erdemler gibi büyük insanların olduğu bir yerde bizim doğum gününde çalışmamız tesadüf değildi.

 

"Araz'ın da senden aşağı kalır yanı yokmuş, bugün de mi bu mekana gelip enişten emir verdi diye çalıştın yoksa? Ne yapıyor sana Araz? Sözünü dinlemezsen şeker mi vermiyor?"

 

Sert sözlerim bir bir yüzüne tokat gibi çarparken olduğu yerde küçüldüğünü hissettim.

 

Başımı salladım

 

"Bana çok büyük bir iyilik yaptın, aileme kavuştum. Ve hepsi o kadar çok gözümün içine bakıyor ki, bana asla zarar veremezsin! Senin karşında o savunmasız ve ailesinden ayrı Azra yok. Şimdi sen yalnızsın ve hayatının hatasını yaparak benim karşıma çıkmaya cesaret ettin. Eğer gerçekten korkak olmasaydın ailemin karşısına çıkardın. Sen tam bir korkaksın!"

 

Karşıma geçme cesareti gösterdiğinde onun karşısında böyle duracağımı zanneder miydi bilmiyorum.

 

Bankta oturduğum için dibime kadar gelip yüzüme doğru yaklaştığında hiç beklemediği ama benim onun başıma açtığı belaları öğrendiğim andan beri yapmak istediğim şeyi yaptım. Sağ elimi kaldırıp elmacık kemiğinin üzerine vurduğumda, bu kadar yakından bir darbe aldığı için vuruşumun şiddeti ile çıkan ses kulaklarıma doldu.

 

Parmaklarımın acısı canımı yakarken, onun acı içinde kıvranan ve benden uzaklaşmasına neden olan bedeni bir an acımı yok saymamı sağladı.

 

Ayağa kalktım hızla "Enişteni de al defol git buradan, yemin ederim hayatının en büyük hatasını yaptın Araz! Benim hayatımın zaten içine s*çmışlar, ama sen mükemmel bir aile de büyüdün ve onları şimdi yarı yolda bırakacaksın, bense yola daha yeni başladım. Benimle oynadın Araz ama kazanan sen olmayacaksın."

 

Son sözlerimi söylediğimde buradan uzaklaşmamın gerektiğinin farkındaydım. Beklemediği anda yediği yumruğun altında kalmayacağını kızgın bir boğa gibi kızaran teninden anlıyordum. Birkaç adım attığımda bir an da boynumdan tuttu.

 

Beş saniye dahi sürmeyen ama tüm gücünü kullanarak sıktığı boynumu hemen bırakıp, arkasını dönüp gitmeden önce son sözlerini söyledi.

 

"Emanetimi alacağım Azra. Sen benim bu hayatta kalmam için büyük bir piyonsun.. Seni Çağrılara bırakmayacağım Azra, ailenle son zamanlarını iyi geçir."

 

Tüm dengem değişmişti. Arazla geldiğimiz yolun tam olarak neresinde olduğunu bilmiyordum. Buraya beş dakika kadar uzak olan yeri unutamazdım ama beynim bir bulamaç haline gelmişti. Gördüğüm her yer bir önce ki geçtiğim yerden hiçbir şekilde farklı gelmiyordu.

 

Atabildiğim en hızlı adımlarımı atarken nereye gittiğimi bilmiyordum. Haber vermeliydim. O adam buradaydı, hemen dibimdeydi. Onun karşısında güçlü dursam da kendimi sıkmaktan güçsüz düşmüştüm. Birilerine ihtiyacım vardı.

 

Yalnız değilsin Azra, onlar var. Onlar seni koruyacaklar.

 

Kalabalık arttıkça kendimi daha çok güvende hissettim. Aramalıydım. Aklım yavaş yavaş yerine gelirken cebimden telefonumu çıkarttım. Bir sürü çağrı ekranda dururken, telefonun da sessizde olduğunu fark ettim.

 

Bir arama daha düştüğünde telefona ismi okumadan açtım.

 

"Efendim," Diyebildim sadece.

 

"Ece?! İyi misin? Güzelim neredesin sen? Neden telefonuna bakmıyorsun?" Dedikten sonra yanındakilere bir şeyler söyledi "Tamam, Ece ile konuşuyorum, durun bir!"

 

"Beni alır mısın?" Dedim çaresizce. Belki de yola çıksam bir taksi çevirirdim ama bunu yapacak gücüm de cesaretim de yoktu.

 

"Neredesin güzelim? Konum atabilir misin bana? Güvende olduğunu söyle bana?"

 

Yalvarırcasına sorduğu sorular onları endişelendirdiğim için kendimi kötü hissettirdi, yine, yeniden.

 

"Tamam," dedim "Atarım."

 

"Telefonunu kapatmadan at konumu konuşalım sürekli yalnız hissetme olur mu?"

 

Çoktan konumu atmıştım onu dinlerken.

 

"Çabuk gelecek misin?" Dedim ağlamaktan hıçkırırken "Abi?"

 

Bir süre ses gelmedi ağzımdan değilde kalbimden çıkan bu kelime onu şaşırmıştı.

 

"Abim," dedi İçi giderek. "Hemen geleceğim yemin ederim hemen."

 

Bir banka oturdum yeniden, konuşmadık ama ikimizde nefes seslerimizi dinleyerek varlığımızdan haberdar olduk.

 

"ECE!" önce adım sesleri, sonra o adım seslerinin sahipleri yanıma geldiğinde Efe'yi görür görmez boynuna atlayıp sarıldım.

 

"O geldi Efe, o adam geldi!" Ağlarken konuşmak çok zordu.

 

"Bana bak," dedi Ege sarılmamazı bıraktırıp beni tepeden tırnağa incelerken "Şerefsizler sana zarar verdi mi, yüzüme bak Azra?!"

 

Yüzüne baktım.

 

Boynumda ki izi gördüğünde gözleri büyüdü, ağlamam iyice artarken Efe beni kendine çekti. "Gidelim buradan ne olur Efe gidelim.." Sürekli aynı şeyleri tekrar ederken Ege'nin küfürleri kulağıma doluyordu.

 

Efe'ye sarılınca telefonu bırakmıştım, bu yüzden Mert'in geldiğini anlamamıştım.

 

"Geldim güzelim, geldim abim." Efe ona müsade ederken sarıldım sıkı sıkı "Çok korktum, buradaydı. O amca dediğin adam buradaydı abi,"

 

"Lan siz niye kızı yalnız bıraktınız? Ne konuştuk biz sizinle?!"

 

Mert'in bağırdığına daha önce hiç şahit olmamıştım.

 

"Arabaya geçin!" Diye bağırdığında gözlerimi açtım, bulanık gözlerimle ilerlerken Efe elimden tuttu.

 

"Ege!" Olduğu yerde duran Ege'yi yeniden uyardığında Efe'nin açtığı kapıdan arabaya bindim.

 

Elimle yüzümü kapadığımda arabanın kapanan kapılarının sesini duydum.

 

"Şimdi sakinleş güzelim, güvendesin. Sana kimse zarar veremez, tamam mı abicim?"

 

Başımı geriye yasladım.

 

Sakin kalmalı ve güçlü durmam gerekiyordu.

 

*

 

 

 

Mutluluk bana haram mıydı bilmiyorum. Mutlu muydum, yoksa mutlu bir insan gibi mi olmaya çalışıyordum bilmiyorum ama hayatım hiçte istediğim bir şekilde ilerlemiyordu. Sorunlar birbirini takip ediyor gibi her gün başıma başka bir dert açılıyordu.

 

Eskiden de hayatım güzel değildi, dışarı çıktığımda kimseden korkmuyordum. Güvende olduğuma inanıyordum. Bir arkadaşım vardı, yalnız değildim. Ama ben dünyanın en yalnız insanıydım. Hayatım için bir senaryo yazılmıştı, ben ise başrol olarak bana yazılan her şeyi sırayla yaşıyordum.

 

Hayatımda bulunan kimse gerçek değildi. Araz, beni neden aramadı diye üzüldüğüm o adam hiç ummadığım biri çıkmıştı.

 

Burnumu çektim.

 

Melda hanım hemen yanımda bana bir peçete uzattığında elinden peçeteyi aldım. Eve geldiğimden beri kendime gelmemi bekliyorlar, Mert onlara olanları anladığı kadarıyla anlattığı için Çağrı bey evin uzak bir köşesinde telefonla konuşup esip gürlüyordu.

 

Öyle bir andı ki bu Ege'nin dahi sesi çıkmıyordu. Sürekli bana bakıyor benimle göz göze gelmeye çalışıyordu. Ama gözlerim inatla ona bakmayı reddediyordu. Belki yine beni suçlayacak bir şey bulacaktı?

 

"Bebeğim," dedi Melda hanım "Daha iyi misin? Dinlenmek istersen odana gidelim ister misin? Ben de yanında olacağım."

 

"İstemiyorum," dedim omuz silkerek "Neler olduğunu öğrenmeniz ve bunlara bir son vermeniz gerekiyor. Ben hayatımın böyle devam etmesini istemiyorum."

 

İçimden geçenleri yine onlara açıkça anlattığımda Çağrı bey geldi. Hemen karşıma geçti.

 

"Arazla konuşmak için dışarı çıktım. Bana sahilde konuşmamızın daha iyi olacağını söyledi."

 

"Efe ya da Ege gelmedi mi senle?" Diye sordu Batuhan. Efe'yi suçlayamazdım.

 

"Efe'den gelmemesini ben istedim. Ege neredeydi bilmiyorum."

 

"Devam et güzelim,"

 

"Arazla bir süre konuştuk bana bir sürü bahane anlattı," O an ona inandığım için kendime kızıyordum. "Ama sonra yapamadı, özür dilemeye başladı.. sonra da o adam geldi işte."

 

İçinde nokta kadar olsa da bana değer vermiş olmalı ki beni o adamla beraber bırakmamıştı, Araz'a bir şeyleri zorla yaptırıyor olabilir miydi?

 

"O şerefsizi gözüm tutmamıştı zaten," dedi Ege "Neden ona tepki gösterdiğimi anladın mı şimdi?"

 

"Kes sesini Ege," dedi Çağrı bey "Madem şüphelerinde haklı çıktın neden kardeşinin peşinden gitmedin? Bize haber vermedin? Suçlamak en kolay yol değil mi senin için?"

 

"Yurt dışından dönmüş, bunu kaçak yollarla yapmış olmalı yoksa polisler fark ederdi." Dedi Atlas "Sana bir şey söyledi mi güzelim?"

 

"Hayatımın onun ellerinde olduğunu söyledi."

 

Hiddetle oturduğu yerden kalktı Çağrı bey "Onun nefesini kesmezsem, bana da Çağrı demesinler! Hayatımı bitirmeye çalışıyor ama bu sefer onun eceli ben olacağım!" Der demez evden çıktığında arkasından korkuyla baktım.

 

O kadar ciddiydi ki karşısında olsa muhtemelen o adamı öldürür gibi görünüyordu.

 

"Atlas! Babanın peşinden git!" Melda hanım hızla konuştuğunda gergince arkalarından baktım.

 

Mert de gitmişti.

 

"Amacı beni öldürmek değil." Dedim "İstese bunu senelerdir kolayca yapabilirdi, benim bilmediğim ve sizin bilmediğiniz şey ne?"

 

Batuhan "Onun derdi para çünkü Ece." Dedi.

 

"Para mı?" Diye sordum.

 

"Babam ona servetini dökmeye hazır ama onun gözü daha yükseklerde."

 

Benimle maddiyatın ne alakası olabilirdi.

 

"Seni daha fazla üzmemek için anlatmadım Ece ama artık bilmen gerekiyor. Deden senin dünyaya geldiğinin haberini aldıktan sonra avukatı aracılığıyla tüm servetini tek kız torunu olan sana bıraktı. Bunu on sekizinci yaş gününüzde aldığımız mektupla öğrendik. Senin öldüğünü düşündüğümüz için bu miras düşüyordu, böylelikle çocukları mirastan faydalanabilecekti.."

 

Dünyam daha çok başıma yıkıldı.

 

"Hayatımın maf olmasına neden olan şey para mı?" Elim ayağım boşalır gibi oldu. "Bu yüzden mi beni sizden ayırdı, tüm paraya el koymak için?"

 

Buna verilecek bir cevap yoktu. Bazı insanlar paranın kulu oluyordu, bugün karşıma çıkan adamda buna dahildi.

 

"İstemiyorum para falan, yeter ki yakamı bıraksın."

 

Gereken neyse vazgeçerdim.

 

"Vasiyetin iptali için dava açmamız gerekiyor, zaten abim bu konuyla ilgileniyor." Dedi Batuhan , başımı salladım.

 

Böylelikle kurtulabilirdim.

 

"Ancak burada işimiz zor." Dedi Batuhan "Zaten o adamda vasiyetin bozulmasının zor olduğunu bildiği için seni elde ederek paraya konacağını düşünüyor."

 

Anlamıyordum!

 

"Ben istemediğim sürece buna kim karışabilir ki?"

 

"Ece ben hukukçu değilim ama abimden duyduğum kadarıyla dedemin hem sözlü hem de noter onaylı bir vasiyetname hazırladığını biliyorum. Bu vasiyetname kendi akli dengesi yerinde ve hukuk kurallarına aykırı yazılmadığı için mahkeme iptal etmeyebilir."

 

"Mirası aldıktan sonra o adama devredemez miyim tüm haklarımı?"

 

Bu şekilde yakamdan kurtulurdu.

 

"Bunun için zamanının olmadığını düşünüyor. Yakalandığı an hapse girecek ve mirasın onun için hiçbir anlamı kalmayacak."

 

Kördüğüm.

 

Çözülmesi imkansız gelen bu durumdan nasıl kurtulacaktım? Neyin içine düşmüştüm?

 

"Eğer seni kaçıran o adam itiraf etmeseydi, sana kavuşmak için daha önümüzde uzun seneler olacaktı Ece." Dedi Melda hanım "Deden yirmi beş yaşına geldiğin gün hakların sana geçeceğini yazmış. Yedi sene daha nasıl dayanacaktım ben diyorum ama şimdi başına açılan bu işleri gördükçe sebep olduğumuz şeyler yüzünden kendimden nefret ediyorum.. bunlar senin uğraşman gereken şeyler mi?"

 

İki ucu da kötü olan bir işti bu. Başıma gelen şeyleri daha geç öğrenecektim muhtemelen. O adamın her şeyi itiraf ettiğini duymasam her şeyden habersiz yedi sene geçirecektim ama beni destekleyen birileri olmayacaktı ki yanımda.

 

"Nasıl bu kadar çok şeye sebep olmuşum.. geldiğim günden beri sizi suçlamaktan başka bir şey yapmadım. Ama asıl suçlu olan benim.." ayağa kalktım.

 

Ege'yi gösterdim omuz silkerek "Sanırım sen haklıydın Ege.. hayatınız bir anda değişti. Kötü anlamda.. Ve bunların hepsine neden olan kişi benim, bu yüzden hepinizden özür dilerim."

 

"Ne diyorsun kızım sen?" Dedi Melda hanım ayağa kalkarak "Sen yokken cehennemi yaşadım ben!" Acı bir haykırış koptu dudaklarından "Sen bana cenneti verdin! Sen benim yaşama nedenim oldun Ece!"

 

"Bu kadar gürültülü bir hayatı kimse istemez." Diyerek direttim.

 

"Ece, son kez bu konu hakkında konuşacağım," dedi Melda hanım.

 

"Bu evdeki herkes, hayattan nefret ediyordu. Yaşadığımız basit bir anda bile kafamızda binlerce soru vardı. Ece olsa bu durumda ne yapar, sevinir mi? Ağlar mı? Bir eşya alsak Ece bu rengi sever miydi diye sormadığımız tek bir gün geçmedi! Sen bu eve mutluluk getirdin Ece. Ardında senle gelen her şey baş tacımızdır. Yeter ki kendini yıpratma artık, yaşananların suçlusu ne sensin ne de biziz. Zorluklar aşılmak için vardır ve sen bunu başarıyorsun. Yeter ki vazgeçme Ece." Dedi elini uzatarak.

 

"Şimdi elimi sıkıca tut güzelim," Batuhan'ın uzattığı eline baktım. Parmaklarım bana uzanan eli tuttu. Melda hanım iki eliyle ellerimizi tuttu sıkı sıkı. Efe duramadı yine yerinde kalkıp belime sarıldı.

 

"Beraber olduğumuz sürece bize hiçbir güç zarar veremez. Sevgi her şeyin üstesinden gelir."

 

Bana olan sevgilerinden şüphem yoktu.

 

"Annen her zaman yanında bebeğim." Dedi Melda hanım.

 

"Abin her zaman yanında Ece."

 

"Üçüzün hep sol yanında zaten Ece," dedi Efe tebessüm edip.

 

Ancak beni şaşırtan şey Ege oldu.

 

"Ne laftan anlamaz adamsın sen? Bugün demedim mi? Benim olmadığım bir yerde siz üçüz olamazsınız, eksik kalırsınız.." Kendi kendine gülümsedi

 

"Sen göremesen de, ben ne kadar inat etsem de Ege de her zaman yanında."

 

*

 

Atlas son sürat sürdüğü arabasının hızını çalan telefona aldırmadan arttırırken, arabada bulunan ekrana basarak telefonu açtı.

 

"Atlas Erdemle mi görüşüyorum?" Kısık gelen sesle Atlas "Kimsin sen?" Diye karşılık verdi.

 

"Fazla zamanım yok ve kim olduğum gerçekten hiç önemli değil."

 

"Kısa kes?" Zaman kaybı olduğunu düşündüğü kişiyi hiç çekecek değildi.

 

"Barış Erdem, size konumu atacağım adreste. Bugün burada kalacağı için onu yakalamak için yeterli vaktiniz olacak."

 

Arabada bulunan Erdemler aynı anda birbirine bakarken arabanın hızı giderek azaldı.

 

"Sana nasıl inanmamızı bekliyorsun?" Dedi Çağrı.

 

Telefonda ki kişi nefesini verdi.

 

"Ben Araz.."

 

Ardından telefon kapandı.

 

BÖLÜM SONU

 

Duyguların yoğun yaşandığı bir bölüm oldu bence.

 

İlk kez abiyi Mert'e dedi çok çok özel bir andı.

 

Sırada ki abi kim olsun?

 

Bölümle ilgili yorumlarınız?

 

İyi varsınız.

 

Görüşmek üzere.

 

 

Bölüm : 15.07.2025 15:06 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...