
Hayatımda hiçbir şey olması gerektiği gibi ilerlemediği için hocanın arkasından konuşurken ona yakalanmak yaşadığım en basit olaylardan olmalıydı. Bana lafını söyledikten sonra yarı kızgın, yarı sen bittin bakışı ile bakarken yanında duran izbandut Güney sinirimi bozmuştu.
"Mesai saatim bitti." Dedi hoca "O yüzden normale dönebilirim sanırım?"
Çağrı bey "Geç bile kaldın, kızımın canına okumuşsun." Dedi.
Normale dönmek?
"Bu arada tanıştığımıza memnun oldum Ece. Faruk ben." Elini uzattığında "Biliyor musunuz, elimi kaldıramayacak kadar yorgunum." Dedim.
Ama yine de uzattığı elini sıktım.
"Bunlar daha başlangıç," dedi göz kırparak. Sahte bir gülümseme yolladım.
"Faruk bizim aile dostumuz kızım, eşi ile de tanışmış olmalısın bugün."
Aman ne güzel.
"Güney onların büyük çocuğu, bir de küçük kız kardeşi var."
"Öyle mi? Ne güzel." Beni ilgilendirmeyen konularda tavrım belliydi.
"Yarın yine aynı saatte bekliyorum Ece. Takımın stafı seni bir görsün, gerekli kontrollerini tamamlamış olursun."
İşte beni ilgilendiren bir konu.
"Tamam hocam." Dedim.
"Hayırlı olsun Güney," dedi Çağrı bey "Ege ile aynı takım için yarışacaksınız, umarım güzel bir dönem olur sizin için."
Sonra da bana baktı.
"Tebrik ederim," dedi.
Ağzımın içinden bir teşekkür ettim ona da.
"Teşekkürler Çağrı amca, güzel bir dönem olacak, bence de." Dedi Güney. Kollarını göğsünün orada birleştirip, sıyrılan tişörtünden kol kaslarını belli ettiğinde başımı çevirdim.
Yüzücü olduğu için elbette böyle olacaktı. Nesinden etkilenecektim?
"Bu hafta içi ayarlayım da buluşalım Çağrı."
"Haberleşiriz,"
Hayır. Sakın. Asla.
Misafirlerden nefret ederdim. Bir keresinde eski eve komşulardan biri o kadın evde yokken gelmişti. Annemin durumundan hepsinin haberi olmasına rağmen evin ne kadar kirli olduğunu, evde ona ikram edecek hiçbir şey olmadığı için beni bakışlarının altında ezmeye çalıştığını elbette unutmamıştım.
Bana yapılan hiçbir şeyi unutmuyordum. Hepsinin vakti zamanı vardı.
Yani demem o ki, evdekilerle istediğim gibi vakit geçirememişken eve başka birilerinin gelecek olması beni germiyor değildi.
Mert'in dediği gibi.. Batuhan, Atlas.. onlarla zaman geçirmemi çok istiyordu. Ve bende buna bir yerden başlamak istiyordum.
"Görüşürüz," dedi Faruk hoca sonra bana döndü "Yarın okuldan sonra buradasın, geç kalma. Seni takımla tanıştıracağım."
Arkalarından gidişlerini izlerken "Al işte ya! Bir insan hemen takıma mı sokulur? Çiğ çiğ yerler bunlar beni." Dedim isyan ederek.
Atlas "Pardon da ben o kızlar için üzülüyorum, bir bakmışsın seni sinirlendirmişler ve sen fileyi söküp hepsini sarmışsın!" Dedi.
Gülmedim.
Ama fena fikir değildi.
"Sinir eden olmazsa kimseye bir şey yapmıyorum." Dedim homurdanarak. "Çok merak ediyorum sen hiç kavga etmiyor musun?"
Avukat adamdı. Etse kendini çol güzel savunur ceza falan almazdı.
"Artık etmiyorum," dedi.
Çağrı bey kolunu omzuma atıp "Sen kime çektiğini zannediyorsun? Atlas'ın hızlı zamanları geliyor aklıma seni görünce." Dedi.
"Oha!" Dedim "Gerçekten mi?"
"Bu ailede karakolluk olan tek çocuk olabilirim."
Atlas'ın ne güzel marifetleri varmış!
"Hemen anlat! Lütfen!"
Düşünür gibi yaptı Atlas. O sırada Çağrı bey de "Örnek almayacaksan anlatabilir." Dedi.
Yaratıcı fikirlere her zaman açık olduğum için bunun için bir güvence veremeyecektim.
Çıkış kapısına yürürken çok önemli bir konuşma yapacakmış gibi onu dinlemeye odaklanmıştım.
"Lisenin son senesi, okullar arası basketbol müsabası var. Bizim okulla karşı takımın okulu ölesiye düşman gibi bir şey. Her sene kupayı bir onlar diğer sene biz alıyoruz."
Rekabeti severdim.
"Maçın son saniyeleri karşı takıma nefes aldırmıyoruz, son molalarını kullandılar. Sonra sahaya çıkınca potaya giden şutlarından birine bloğu basıp salonu inletecek kadar bağırdığımda maçın bitiş düdüğü duyuluyor, sonrası tam bir curcuna."
O anı yaşıyormuş gibi anlatması durup onu dinlememe neden oldu.
"Karşı takımın kaptanı gelip bana 'nefesini keserim lan' Diye bağırınca karnına yumruk attığım gibi iki büklüm oldu. Nefesimizi kesmek isteyenin nefesini keseriz yani güzellik!"
Keko tavrına karşı "Iyy, sen nasıl avukat oldun ya?" Dedim. Karşımda takım elbiseli tam bir janti gibi duran adamın içinden çıkanlar gerçekten tuhaftı.
"Eskiden diyorum ya güzelim, akıllandım sonra. Darısı senin başına."
"Ee sonra şikayetçi mi oldunuz birbirinizden?" Diye sordum.
"Hayır ama olaya polis müdahale etti. Sonuç karakol."
Yani en azından benim böyle bir durumum yoktu. Olsa da avukat tanıdıklarım vardı. 'Lar= Atlas.
"Diğerleri de çok masum değildi güzelim öcü gibi bakma bana."
"Şaşırdım doğrusu bir abi olarak onlara kötü örnek olmuşsun, tüm suç senin."
"Pardon?" Dedi "Başlarına bela açarken yanlarında durup 'helal olsun aslanlarım' Diye gaz mı verdim de suçlu ben oldum güzelim?"
'Bilmem' der gibi baktım.
"Neyse ki aranızda en aklı başında olan yine benim kızım." Dedi Çağrı bey hava atar gibi. "O kadar sene kafamı nereye çevirsem erkek çocuk görünce insanın gözü kanıyormuş, şimdi güzel kızım var da gözlerim cennet ediyor."
İçimin yağları eridi deyimi şuan beni tanımlayan en doğru şeydi.
"Ya," dedim etkilendiğimi belli ederek. "Teşekkür ederim."
Sürekli duyduğum şeyin bana söylenmesi ayrıca hoşuma gitmişti. Kıyas yapılması doğru değildi belki ama Bir Ege'ye, bir de bana bakınca seçim çok kolaydı.
Çağrı beyin hiçbir suçu yoktu.
Hem Efe ve Ege birbirinin yedeği gibiydi bir sorun yoktu.
"Her zaman," dedi Çağrı bey.
"Ne güzel ya, bizi sokağa at o zaman baba, kızınla yaşa sen."
"Pardon da kaç yaşında adamsın beni mi kıskanıyorsun?" Ayıptı.
"Babamdan mı? Evet."
"Daha çok kıskanırsın," dedi Çağrı bey kendi safında olan beni yanına alıp arabaya bindiğinde.
Atlas da arabaya bindiğinde ortalarında kalmıştım.
"Eczaneye uğrayalım," dedi Çağrı bey şoföre. Tam neden olduğunu soracakken kollarımın kızaran yerlerini okşadı.
"Acıyor mu babam?" Dediğinde içim gitti. "Aslında acımıyordu ama uzun zamandır oynamadığım için acıdı biraz."
Kızaran yerleri öptü. Gözlerim doldu. Bebek gibi bakıyordu bana..
"Bunların olmasına engel olacak bir ekipman yok mu?"
"Var ama henüz ekipmanlarımı almadım." Dedim.
"Ne demek almadın? Neden?" Tekrar şoföre seslendi "Hemen bir avm ye gidiyoruz. Önce eczaneye."
"Kesinleşmeden boşuna almak istemedim."
Aile ekonomisini düşünmek de zordu.
"Olur mu öyle şey Ece? Atlas, Efe ve Ege'yi de ara onlarda avm ye gelsin eksikleri varsa alsınlar."
Biz neden hiçbir eylemi tek başımıza yapamıyorduk? Gerçi.. aile olmak her şeyi beraber yapmak mıydı? En basit bir anda olsa beraber vakit geçirmek güzel miydi?
Yani en azından Çağrı bey ve Atlasla ilk defa dışarı çıkacaktım olaya bu yönden bakarak Ege'nin varlığını çok sorgulamayabilirdim.
Bir de Efe vardı.
Efe'nin bugün istemeden kalbini kırdığımı hissediyordum. Elisa'nın Efe ile konuşma nedeninin Ege'ye yaklaşmak olduğunu söylediğimde değişen yüzü bana her şeyi açıklıyordu. Ama o yine de benim peşimden gelmişti.
Kırılan, üzülen bir tek ben değildim..
Düşüncelere dalmışken Atlas Ege'yi aramış ve haber vermişti.
"Efe geleceğini söyledi ama Ege gelmeyecekmiş baba."
Şaşıran var mı?
"Atlas o Ege'ye söyle babam isteklerini sormuyor de, Efe ile beraber o da gelsin."
Emir büyük yerden gelince Ege'nin buna karşılık gelip gelmeyeceği büyük bir meraktı.
Kabul etmem gerekirse Melda hanımın çocuklarından bahsederken Ege'ye ayrı bir parantez açarak anlattığı özellikleri, istesemesem de benimle aynıydı.
Yeni insanlar tanımaktan nefret ediyordu. Bu özelliğe sahip iki kişi birbirini tanıdığında ortaya bizim halimiz çıkıyordu.
Kavga etmeyi seviyordu. Bu durum bende tam olarak sevmek değildi ama sinirimi atmak için bunu yapmaya ihtiyaç duymam, benim büyüdüğüm ortamdan kaynaklanıyordu.
Ege?
Onun sadece canı istediği için kavga ettiğine emindim.
Muhtemelen onlarla bir arada büyüsem sürekli Ege'yle kavga ederdim.
Efe.
Efe dünyanın en hassas düşünceli çocuğuymuş, en azından Melda hanım böyle demişti. Ege ile arası sürekli iyi olsada onun rahatsız olduğu davranışları olduğunda asla şikayet etmez bunu Ege ile halletmeye çalışırmış.
Efe'ye gerçekten de kıyamam..
Bir kez olsun beni üzen bir hareketi olmamıştı. Bence, insan senelerdir hasret duyduğu birini bulunca Efe gibi yapardı.
Akşam saati olduğu için biraz trafik vardı. Yolda alışveriş merkezine gidene kadar sıkıntıdan ölecek gibi olmuştum. Atlas ve Çağrı bey kendilerini maillerine bırakmış, onlarla meşgul olmuştu.
Araba yavaşladığında Atlas beyin olduğu tarafta ki kapı açıldı. Onun ardından hemen arabadan indim.
Çok geçmeden de başka bir arabadan Efe ve Ege indi. İkisinin başında şapka olduğu için bir ayırt etmekte zorlandığım için bir sonra ki hamlemi düşünerek yapmam gerekiyordu.
Oyumu, bana yakın olan kapıdan inen ve geçen gün internetten beraber seçtiğimiz şapkayı takan kişiden kullanarak, boynuna sarıldığımda beklemediği için bir saniye duraksamış, ardından kollarını belime sarmıştı.
"Bugün için özür dilerim," dedim kulağına fısıldayarak "Amacım seni kırmak değildi. Elisa denen gerizekalının Ege denen malı elde etmek için yaptığı bir oyunu bozmak istedim sadece."
"Öyle mi yaptın?" Sesi ve ardından gelen şaşkınlık dolu "Ece?" Sesi aynı anda duyulduğunda içimden kendime söverek geri çekildim.
Sarıldığım kişinin başından şapkasını çıkartıp karşılaştığım yüzle yüzümü buruşturdum.
"Efe!" Dedim hemen arkama dönerek.
Gerizekalının önde gideniyim!
Efe'nin şapkasına vurup "Ya sen salak mısın? Neden kendine aldığın şapkayı ona verdin? Zaten birbirinizin kopyasısınız! Efe!"
Atlas ve Çağrı beyin gülme sesleri gelirken Efe, arkamdan boynuma sarılınca eline vurdum.
"Ece ya," dedi "Nasıl karıştıyorsun kızım salak mısın sen?"
"Asıl salak olan sensin ya!"
"Neyse boşver, doğru adrestesin şuan!"
Efe bunu kafaya takmayabilirdi ama ben ilk defa yanlışlıkla Ege'ye sarılmıştım! Ege bu durumdan memnun olmasa da onun gibi gurursuz bir insan olmadığım için ona sarılmam normal şartlarda mümkün değildi.
Ege'ye sarılmam için başıma bir iş falan gelmesi gerekiyordu.
"Seni dövmek istiyorum Efe!"
"Şşşt!" Dedi bağırdığım için "İnsan üçüzüne el kaldırmaz, kıyamazsın sen bana."
Kuzu gibi bakmaya çalışınca kollarından kurtuldum. Gerçekten Efe'ye kıyamıyordum. Bu cümleyi çok sık kullansamda durum ortadaydı.
Gülmeleri son bulunca alışveriş merkezine girmeyi başarmıştık. Efe ile yan yana yürürken diğerleri de birkaç adım önümüzdeydi.
"Kendini suçlu hissetmeni gerektirecek bir durum yok Ece."
"Herkesin içinde böyle bir şey demek istemezdim." Bunu Efe ye söyleyebilirdim ama ağzımdan çıkanlara engel olamamıştım.
"İnsanlar başkalarının gerçek yüzünü görmesi için bazen bu tarz şeylere maruz kalmak zorunda bırakıyorlar kendilerini, bunu Elisa istedi."
Başımı salladım.
"Zaten Elisa gibi birinin hoşlanabileceği tek insan modeli Ege olabilir."
Ege bizi duymuş olmalı ki arkasına döndü.
"Elisa konusunu kapatabilir miyiz? Hayatımda hiçbir yeri yok kızın." Dedi.
"Öyle mi? Neden onunla okulda benim hakkımda konuşuyorsun o zaman? Bal gibi de senin hayatında bir yeri var ki burnu olmayan meselelere çok güzel de karışıyor. Ona bu hakkı ben mi verdim Ege?!"
"Söylediklerimin hala arkasındayım." Dedi.
"En azından inkar etmiyorsun, bu senin için büyük bir şey olmalı."
"Yapmayın," dedi Efe "Sonra konuşursunuz olmaz mı?"
Halka açık bir alanda kavga etmek mantıklı bir iş değildi. İnsanların bizim sorunlarımızı dinlemek gibi bir zorunlulukları yoktu. Ama benim bunları düşünmek içim yeterli vaktim yoktu.
"Sana kim söyledi?" Diye sordu Ege "Gerçekten de Elisa'nın dediklerine inanıyor musun? Oturup onunla senin dedikodunu falan mı yaptım zannediyorsun?"
"Sana mı inanacağım Ege? Kim olarak? Kulaklarımla duydum. Bir kez daha yüzüme cesaret edemediğin şeyleri arkamdan çok güzel konuştun. Ama unutma ki bu okulda da olsa evde de olsa birilerine ihtiyacım yok benim, kimsem yoktu bu zamana kadar şimdide olmasın bana yine koymaz."
Gözünü dahi kırpmadan söylediklerimi dinlediğinde bir adım atarak bana yaklaştı.
Çağrı beye baktım. İkimize de engel olmuyordu. İçimizdekileri dökmemizi bekliyordu. Mağazaların birinin önünde, insanların yürümesine engel olmayacak bir konumdaydık.
"Beni tanımadığın doğru," dedi "Ama emin ol Elisayı da tanımıyorsun. Saplantılı bunun için tedavi gören psikolojik sorunları olan bir kızdan bahsediyorum sana. Senin hakkında iyi şeyler duysa, peşini bırakır mı zannediyorsun? Evet bugün fark ettiğin gibi bana ulaşmak için Efe'yi kullanmaya çalışan bir kızdan bahsediyoruz. Sana neler yapabilirdi hiç düşündün mü?"
Ne düşündüğümü bilmeden, cümleleri üzerine ne tepki vereceğimi dahi beklemeden arkasını dönüp önden ilerleyip mağazalardan birine girdi Ege. Psikolojik sorunları olan bir kız, bana zarar verebilir miydi? Ege gerçekten haklı olabilir ve de bu yüzden benim hakkımda elisa ile bu şekilde konuşup onu benden uzak tutmaya çalışabilir miydi?
"Gel babacım," dedi Çağrı bey. "İyi misin?"
Cevap vermedim.
"Aranıza girip müdahale etmek istemedim. Bu konuyu istersen evde konuşabiliriz?"
"Sizin müdahale etmenizi gerektirecek bir konu yok." En ufak şeyde şikayet eden biri olmak istemiyordum.
Kendi çocuklarını mı kötüleyecektim? Herkes her şeyin farkındaydı. Neden Ege'nin ailesi ile arasını bozmak gibi bir girişimim olsun?
"Tamam o zaman," dedi Atlas "Hadi girelim mağazaya."
İşte gerçek hayat buydu. Bir şeyler olmaya devam ederken hiçbir şey olmadan hayata devam etmek..
*
Ege sepetine uzun incelemeler sonucu kıyafetleri doldururken, Efe de telefondan, beğendiği bir kramponun modelini mağaza çalışanlarına gösteriyordu.
"Ece'cim," dedi Çağrı bey elinde ki askıyı bana göstererek "Yanıma gelip bir şeyler bakar mısın?"
Buraya sanki benim için gelmemiş gibi oturmuş alışveriş yapan insanları izliyordum.
Atlas'ın beni zorla kaldırmasından sonra uzattığı takımı beğendiğimi belli ederek sepete koymasını söyledim. Efe'nin istediği krampon gelince Çağrı beyle beraber onu incelemesini izledim. Ne kadar oyalanırsam o kadar zaman kazanıyordum.
"Voleybol için aksesuarlar bu tarafta efendim."
"Ece?" Yanına gelmem için seslenince tıpış tıpış yanına gittim.
Bu bölüm gerçekten de çok iyiydi. Melda hanımla da bir spor mağazasına gelmiştik ama burası tam da bana uyan, ilgi alanıma göre tasarlanan bir yer olduğu için beğenmiştim.
Beyaz ve siyah rengi genellikle tercih edildiği için dizlik ve kolluklar bu renkteydi.
"En kaliteli ürünlerinizi istiyoruz." Dedi Çağrı bey hemen.
"Tabii efendim," karşılığını veren gören görevli dizlikleri, kollukları tek tek bana uzattığında denememi istediler. Hareketlerimi kontrol ederek rahat olup olmadıklarına baktım.
O kadar iyiydi ki.
"Tamam bunları alıyoruz. Siz her beğendiği üründen üç tane paketleyin lütfen."
Gözlerimi büyüttüm.
"Üç mü?"
"Az mı geldi? Beş ol-"
Hemen durdurdum
"Çok fazla!"
"Üç tane iyidir, yedeğinde bulunsun kızım."
"Aptal mısın sen?" Yükselen sesle Efe ve Ege'ye baktım.
"Yüzücü olan sen misin ben mi Efe? Özel tasarım bir üründen bahsediyoruz. Elbette ben alacağım."
Atlas hemen aralarına girdi.
"Çocuk musunuz? Sesinizin tonunu ayarlayın."
"Senin ne yaptığın benim umurumda değil Ege. Git başka bir model bak kendine."
Ege askıyı elinden aldı.
"Bir git işine Efe ya, ne işin olur diyorum anlamıyorsun. Seneler önce yeterli olsaydın da o zaman yüzme için seçilseydin, ben gelip sana karışıyor muyum?"
Bir insan daha ne kadar kaba olabilirdi?
Efe yanından çıkıp giderken Ege'nin yüzüne karşı "Tanıdığım en büyük hanzosun! Hayvan!" Dedim.
"Efe!" Sinirlendiği belliydi. Haksız da değildi.
"Sana aldıklarımı göstermedim baksana güzeller mi?" Kafasını dağıtmak istediğimde elimdekilere baktı "Güzel,"
"Toplarada bakalım mı?" Elinden tutup voleybol toplarının olduğu yere çektim onu.
Topu sektirip ses çıkarırken aklıma gelen şeyle sırıttım.
"Efe, izle beni."
Ne yapacağımı beklediğinde topu havaya kaldırıp tıpkı bugün ki sert bir şekilde Ege'nin kafasına attım. Top Ege'nin anlının ortasına çarptığında çıkan sesle anında ortadan kaybolup reyonlardan birinin arasına girdim.
Efe de benim peşimden gelirken, reyonların ordan Ege'ye bakmaya çalışsamda sesinden başka bir şey duymamıştım.
"Kim attı lan o topu?!" Mağazanın içinse bağırması ile masumca Efe'ye baktım.
"Planın bu muydu?" Diye sorsada onun da yüzü gülmeye başlamıştı.
Ege'yi görebilmek için hiçbir şey olmamış gibi yanına gittim. Çağrı bey , Ege'nin yüzüne buz tutuyordu.
"Hastaneye gidelim mi?" Atlas sorduğunda Çağrı bey "O kadar sert mi geldi top?" Diye soruyordu.
"Aaa!" Dedim "Ne oldu sana?"
"Kafasına top gelmiş, anlamıyorum ki kim neden kafana top atsın Ege?"
"Abi yalan mı söyleyeceğim sana?"
"O kadar insan varken neden sana attılar bu da büyük bir mualla bence." Dediğimde Çağrı beyle göz göze geldik.
Gözlerime birkaç saniye baktıktan sonra olayları anlaması çokta zor olmadı.
"Her neyse, paketleri kasadan al Atlas, çıkalım artık."
"Ben arabaya gidiyorum." Ege buzu tutmaya devam ederek mağazadan çıktığında arkasından sırıttım.
Keyifli ve güzel olmuştu.
"Voleybol topunu görünce anlamam gerekiyordu,"
"Hı?"
"Diyorum ki güzelim yerde ki topu görünce senin yaptığını anlamam lazımdı."
Omuz silktim.
"Efe'nin kalbini kırdığı için bende onun kafasını kırmak istedim. Ne var bunda?"
"Bir şey yok güzelim, en fazla birkaç gün yüzü mor gezer."
Aman, ben de bir şey olur sandım.
"Elin baya ağırmış Ece, imzanı gördüm."
Övgülere gerek yok.
Çağrı beye "İstemeden oldu gerçekten," dedim inandırmaya çalışarak "topu deniyordum ve bir anda elimden fırladı."
"Tabii," dedi inanmış gibi "Benim kızım isteyerek kardeşine asla zarar vermez."
Sırıtırken onu taklit ettim.
"Tabii," dedim "Ben biricik kardeşimin bile isteye, canı gönülden, can atarak, hevesle kafasına top atar mıyım?"
Üçünden de aynı ses yükseldi.
"Atarsın, Ece."
Mağazadan sonra eve dönerken Atlas yerine Efe yanımda yolculuk etmişti. Ve yol boyunca kafamı omzuna koyup uyumayı tercih etmiştim. Benim için oldukça verimli bir uykuydu. Hatta öyle bir uyumuştum ki, eve gelip beni yatağıma yatırana kadar anlamamıştım bile.
Anladığım anda da uykuma kaldığım yerden devam etmiştim.
Gece sularında uyandığımda üzerimi değiştirdim. Rahatsız olacağım için üzerimi değiştirmemeleri iyi olmuştu. Pijama takımlarımı giydikten sonra üzerime almak için kalın bir Polar battaniye alarak bahçeye inmiştim.
Günün en sevdiğim saati, tek başıma kaldığım zamanlardı kesinlikle.
Bahçede ki şezlonglardan birine uzanıp gökyüzünü izlemek, bana huzur veriyordu. Sessizliğe bazen o kadar çok ihtiyacım oluyordu ki, hayatımda ki bu kargaşadan kurtulmak için alıp başımı gitmek istiyordum.
Ama dönüp dolaşıp geleceğim yer bu evdi.
Telefondan şarkı açtıktan sonra, yarım saat, belkide daha uzun bir süre bahçede durdum. Uyumuş olmama rağmen yeniden uykum geldiğinde içeri girdim. Merdivenleri çıkarken Melda hanım ve Çağrı beyin kaldığı odanın çaprazında duran oda neden bilmem ama dikkatimi çekmişti.
Onların odasının olduğu bu katta çok işim olmadığı için fark etmemiştim belki de.
Kapı diğer kapılardan farklı bir renge boyanmıştı. Kapının üzerinde ki kartondan yapılmış üç tane kalbi yaklaşınca fark etmiştim.
Koridor karanlık olduğu için, telefonun ışığını kapının üzerine tuttum.
Ege Efe ve Ece.
Melda hanımın çocukları için hazırladığı oda olmalıydı. Kapının ufak bir kısmında da Atlas ve Mert'in adı yazıyordu. İkisi mi yapmıştı bu kapı süslerini?
Kapıyı araladım, odaya atım attığımda sanki içeride hala bebek varmış gibi bir güzel koku vardı. Işığı açtım. Duvarın dibinde yan yana duran üç beşik vardı. Hemen kapının arkasında büyük bir dolap vardı.
Dolabın kapağını araladım. Eski ama temiz bir sürü bebek kıyafeti vardı. Ama en çok dikkatimi çeken, askı da duran pembe kabarık elbiseydi. Askıdan çıkarıp baktığımda bir yaşında ki bebek için olduğunu gösteren etiketi gördüm.
Normal bir günde giyilecek bir elbise değildi, birinci yaşım için mi almıştı?
Benimle ilgili o kadar hayali vardı ki ben yaşamasam da hiçbir şeyden geri kalmamı istememişti. Nasıl suçlayabilirdim onu?
Odaya göz gezdirdim tekrardan, bir yanım buruktu. Bir yanım hala birilerine kırgındı.
Niye, niye ben ailemle büyümemiştim? Günahım neydi?
Oyuncaklara baktım tek tek. Odada ki koltuğun üzerinde bir defter vardı. Koltuğa oturup dizlerimin üzerine bıraktım defteri. İlk sayfasında bebek ayak izi vardı. Bebeklerin kaç kilo doğduğuna kadar bir çok bilgi vardı.
Sayfalar arasında kaybolurken gördüğüm resimler canımı acıtıyordu. Büyüyen Efe ve Ege. Bunu onlara söylemeyecek olsam da çok tatlı çocuklardı.
Çektiğim acıların kırk gün sonra geçeceğini söylüyorlar, kimle konuşsam.. bugün tam olarak elli gün oldu. Benim acım azalmak yerine daha çok artıyor. Efe'm ve Ege'min kokusunu içime çekerek teselli bulmaya çalışıyorum. Onlara acımı yansıtıp, ilgimi eksik ederim diye aklım çıkıyor. Diğer çocuklarıma kötü bir anne olacağım diye ödüm kopuyor. Ama acımı unutmuyorum. Bazen yüzümde bir tebessüm oluyor, Efe o kadar güler yüzlü bir bebek ki.. Ona karşılıksız kalamıyorum. Ege kaşlarını çatıyor sürekli. Bazen o kadar çok ağlıyor ki ne yapsam susturamıyorum? Belki de hissediyorlar. Onların da bir yanı her zaman eksik olacak. O boşluk hiç kapanmayacak.. Ece, güzel bebeğim. Ne olurdu yanımda olsaydın, koynumda uyutsaydım seni?
Daha fazla okumaya gücüm yetmedi. Canının yandığını biliyordum ama ilk defa hissediyordum.
Bir anda hızla odanın kapısı açıldı. Nefes nefese olan Melda hanım içeri girdi.
"Ece?" Dedi tüm şefkatiyle "Annem, odanda göremedim seni, her yere baktım. Aklım çıktı."
Bu odada beni bulmayı beklemiyordu.
"Okudun mu?" Diye sordu. Gözlerimle onayladım onu. Konuşursam ağlarım gibi geliyordu.
"Kızıyor musun peki bana?" Diye sorduğunda dizlerimin dibine çöktü.
"Seni unuttum sanma istiyorum.. hiçbir zaman bunu istemedim. Sen benim biricik kızımdın, elimden kayıp gittiğinde tutamadım seni ama hiç unutmadım. Bazı bebekler annelerinin kalbinde büyür, sen benim kalbimsin Ece."
"Asıl siz bana kızıyor musunuz?" Diye sordum ağlaya ağlaya "Anne ve babama diyemiyorum diye size?"
İçimde ki en büyük yara buydu.
"Ben sana kızar mıyım hiç annem? Sana o kelimelerin ne hissettirdiğini biliyorum."
Tamamını hiçbir zaman bilemese de hissederdi belki.
"Gözlerinden uyku akıyor, hadi yatırayım seni annecim." Dedi.
"Benim öldüğümü düşündüğün için, diğer çocuklarını ihmal ettiğin oldu mu hiç?" Benden sormamı hiç beklemediği bu soru karşısında ağzı hafifçe aralandı.
Yutkundu.
"Neden böyle düşündün?" Diye sordu.
"Ege," dedim "Bana olan üzüntün yüzünden onları ihmal ettiğin için mi bana karşı böyle davranıyor, merak ediyorum."
Onu böyle bir şeyle suçlamak istemesem de Ege'nin bana cephe almasına karşı tek neden bu kalıyordu.
"Sana hiçbir zaman yalan söylemedim Ece. Doğumdan sonra çocuğunu kaybeden bir annenin psikolojisini düşmanım dahi yaşasın istemem. Üzüntüden sütüm kesildi, onlara hazır mama yedirdim diye bile günlerce ağladığım oldu."
Gözlerinin dolmasına, ağlamasına dayanamıyordum.
"Hatta baban sürekli Efe ve Ege için ayrı bir bakıcı tutmak istedi. Halimi en iyi o anlıyordu. Ama ben buna asla müsade etmedim. Kendime ayıracak tek bir vaktimin kalmadığı zamanlar dahi oldu ama ben onları hiçbir şeyden mahrum etmedim. Böyle düşünüyor olması..."
Cümlesini tamamlayamadan ben sarıldım ona.
"Gördüğüm en iyi annesin. Ne olursa olsun. Gözünün içine baktığımda bu göz yaşlarına neden olmak beni çok üzüyor. Seni sürekli ağlatan kişi olmak istemiyorum, lütfen ağlama."
Elimden bu kadarı geliyordu. Kendime çizdiğim o sınırı bir türlü aşamıyordum. Hızlı gidiyorsun dur diyordum bir noktada kendime. Nasıl bu kadar alıştın, yabancı bu insanlar sana diyordum. Her geçen gün onları daha çok tanısamda bazı şeyleri aşmak çok zordu.
Bir şeyler kabul etmekte tek zorlanan kişi Ege değildi. Ve sanırım onu anladığım tek noktada buydu.
"Sana bunu hissettirdiysem ne mutlu bana," dedi "Seninde dolmasın gözlerin, hep gül olur mu annecim?"
Bir süre daha öylece kaldık. Ertesi gün okul olduğunu hatırlatarak beni yatağıma kadar götürdü. Üstümü örttü. Saçlarımı sevdi, yeniden uykuya dalana kadar.
*
Sabah alarmı kapatıp yeniden uyusamda Efe salağının yüzünden yeniden uyanmıştım. Tek gözüm açık elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalıştığımda işe yaramamıştı. Saçlarımı gelişi güzel bir at kuyruğu yaparak odadan çıkıp bir kat indiğimde elinde torbalarla çıkan birini görünce önüne geçtim.
Dün alışveriş yaptığımız mağazanın torbalarıydı.
"Ege'nin eşyaları canım odasına yerleştireceğim."
Sinsi bir sırıtmayla elinden torbaları aldım.
"Ben vereyim siz uğraşmayın,"
Kadın elimden torbaları çekiştirdi "Olur mu öyle şey kızım? Benim işim bu."
"Ya bakmam gereken bir şeyler var, siz birazdan gelip yerleştirirsiniz."
"Öyle söylesene kızım, tamam o zaman."
Odasında olmadığına göre planımı uygulamaya geçirebilirdim.
Torbalarla odaya girip, yatağının üstüne aldığı kıyafetleri tek tek serdim. Çalışma masasının üstünden makası alıp, tıpkı onun benim kıyafetlerimi kestiği gibi bende onun kıyafetlerini parçalara ayırmaya başladım.
Terapi gibiydi. Baya bir iyi gelmişti.
Makasla işim bittikten sonra yerine kaldırıp, odadan çıkmak üzereyken kapı sesiyle kendimi giyinme odasına nasıl attığımı bir Allah bir ben bilirdim.
"Ece'yi napacaksınız oğlum?" Biriyle konuşuyordu.
"Gelemez o, sizin benim kardeşimle işiniz ne? Ben gelirim bir de Efe'ye sorarım o da gelirse gelir. Tanışıp ne yapacaksınız?"
Sonlara doğru sesi kesildiğinde kapıya arkası dönüktü. Ve kıyafetleri de görmüştü. Kendimi hızla odadan dışarı attığımda bağırma sesleri koridoru inletirken nefesimi düzenleyip yavaş adımlarla yemek salonuna girdim.
"Günaydın!" Enerjimi herkese yayarak içeri bir giriş yaptığımda Batuhan'ın yanına geçip oturdum. Onunla çok konuşma fırsatım olmamıştı.
"Günaydın fıstığım!" Batuhan'a dönüp yanağından öptüm. O sırada da "Birazdan Ege böğürecek." Dedim.
"Niye ki?" Cevap vermeme gerek kalmadan Ege yemek salonuna girdi. Tüyme vakti.
"Odada tokam kalmış!"
"KIYAFETLERİMİN HALİ NE!" kulaklarımı tıkayıp hemen yanından sıvıştım.
"Ne oluyor Ege?!" Öyle bir bağırmıştı ki Çağrı bey ve masadakiler ayağa kalkmıştı.
Sokak kapısının önünde bahçeye çıkan merdivenlerin başında içeriyi dinlemeye çalışıyordum.
"Şortu sana vermedim diye sen yaptın değil mi Efe?"
Benim gibi bir potansiyel bu evdeyken Ege'nin Efe'yi suçlaması?
"Saçmalama oğlum!" Dedi Efe aynı şekilde bağırarak "O sesini de kes artık. Sabrımı taşırıyorsun artık."
Eyvah.
Ortalığı karıştırdıktan sonra kaçamazdım. İşin içine Efe de girmişti.
"Çocuklar durun!"
Koşar adım eve girip iki inatçı keçi gibi kafa kafaya gelen Efe ve Ege'nin arasına girdim.
"Ben kestim!"
Batuhan bildiği için gülen tarafta olurken Atlas şaşırmamış, Mert abim de ikisinin arasından çekip yanına almıştı beni.
"Bir daha söylesene?"
"Ben yaptım diyorum neyi anlamıyor musun?"
Sakinliğim onu delirtecekti.
"Hangi hakla ya, kafayı mı yedin?!"
"Ege!" Dedi Melda hanım "Kardeşinle düzgün konuş!"
"Anne sen karışma, ne yaptığını görmüyor musun?"
"Geçen gün aynısını sen yaptın! Ne zannettin karşılıksız mı bırakacaktım?"
İyi olsun.
Parçalanan kıyafetleri ayağımın dibine attı.
"Var ya, bittin sen!"
Merdivenleri hızla tırmadığında arkasından koştum.
"Çocuklar durun!"
"Odama izinsiz giremezsin gerizekalı! Buraya gel!"
"Ya giremem, sen benimkine girerken izin aldın sanki!"
On sekiz yaşında ki bireylerin yapacağı davranışlar kesinlikle sergilemiyorduk.
Odaya benden önce girip kapıyı kapatmaya çalıştığı sırada arasına ayağımı koydum. Ama Ege gerçekten de ayağımı görmeyip kapıyı üzerime kapatmaya çalıştığında acıyla bağırdım.
"Ah!"
Acıyla yere oturduğumda kapıyı açtı.
"Gerizekalı ayağını neden koyuyorsun sen!"
Mert abim yanımıza ilk ulaşan kişi olarak yanıma çöktü.
"Gerçekten bir gün delirteceksiniz beni! Ege aşağı iniyorsun çabuk!"
Ege bir umut babasına baktı "Baba?"
"Oğlum, aşağı iner misin? Sakinleşince konuşacağız."
"Ayağımı kırdı resmen abi!"
Ege "Saçmalama!" Dese de endişelendiğini belli ederek ayağıma baktı. "Kırılsa yerinde duramazdın!"
"Çok biliyorsun sen! Doktor mu oldun şimdide başıma?"
Mert hasar kontrolü yaparken Batuhan gelmişti.
"Ayağına noldu?" Diye sordu.
"Ne olacak kapıya ayağını koydu çok akıllı kardeşin!"
"Ece? İyi misin abicim? Niye böyle bir şey yapıyorsun? Ya bir şey olsaydı?"
Batuhan'a cevap vermek yerine sinirle Ege'ye baktım.
"Mert ciddi bir şey var mı oğlum? Ece canın çok yanıyor mu?"
Çağrı beyin sorusuyla başını iki yana salladı Mert. "Sorun yok baba, bir anlık bir durum. Canı yandı sadece."
"İyiyim," dedim ayağa kalkarak.
"Çıkıp gitsene odamın önünden ya! Kapıya yakında Ferhatlar ve Egeler giremez yazacağım!"
Batuhan "İyi espriydi!" Diyerek el çakarken "Burda bitmedi biliyorsun değil mi?" Dedi ege.
"Biterse hatrım kalır zaten!"
Ege önde Çağrı bey arkasında aşağı indiklerinde sıkıntıyla ofladım.
Daha sabahtan bu kadar yorulmuşken, günün devamını gerçekten hayal dahi edemiyordum.
*
Büyük yeminler ettiğim okula gidiyordum elbette.
"Annecim lütfen kavga etmeyin olur mu?"
"Hı hı." Diyerek geçiştirdim çantamı uzattığında.
"Okulda kendini fazla yorma babacım, akşam antrenmanın var."
Aynı öğütleri Ege'ye sıraladılar.
Melda hanım "Ege bebeğim lütfen kardeşlerinle uğraşma, düzgün bir gün geçir."
Ege 'bebeğim' kelimesiyle yüzünü buruşturdu.
"Anne yapma şunu ya!"
"Oy annesinin bebeği emziğin nerede senin?"
"Batuhan abi! Yapmasanıza ya!"
"Merak etmeyin," dedim gülerek "Ağlarsa ben haber vereceğim."
"Efe'm, aklı başında yavrum benim. Sana emanet bu iki deli."
Melda hanım onu öpücüklere boğduğunda arabaya balık istifi gibi oturmuştuk en sonunda.
"Sen niye öne oturmuyor musun?" Bir de tam ortalarında kalmıştım!
"Canım istemiyor, geç sen otur."
"Benim de canım istemiyor," dediğimde "Ne güzel," dedi "Ama senle beraber oturmak istemiyor." Diye de ekledim.
"O zaman öne otur."
"Oturmayacağımı söyledim ama sen gerizekalı olduğun için ikinci hatırlatmayı yapmam gerekiyor."
"Ece," dedi Efe "Hı? Bir dur kavga ederken bölme beni." Dedim.
"Okula gidene kadar uyumak ister misin?"
"Olur," dedim hemen ikna olarak. Başımı göğsüne koyup iyice yayılıp Ege'yi kapıya doğru sıkıştırdım.
"Oh paşam oh! Yayıl biraz daha!"
"Ses kes," dedim gözlerimi kapatıp.
Üç dört saatlik uyku bana elbette yetmemişti. Artık okulda uyuma işini de bıraktığım için uykumu alacak zamanım kalmıyordu.
Çok uykum olduğu için kolay bir şekilde uykuya dalacağım sırada kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek sesle bir anda çalan şarkı ile sıçrayarak uyandım.
Gözlerimi belertetek ne olduğunu anlamaya çalışırken Efe bağırdı "Abi kapat şu şarkıyı!" Şoför, Ege'yi işaret etti.
Bluetooth la bağlanıp açmış olmalıydı.
"Efe tutma beni!"
Ege'nin üstüne atladığım gibi saçlarına yapışırken, kulaklarını da çekmeye başladım.
"Uyuyoruz burda gerizekalı!"
Efe beni belimden tutup çekmeye çalışırken Ege'nin telefonuna uzandım.
"Hayvan gücü var sende yemin ederim! Artık birilerine dalmayı bırak kızım! Çekme saçımı!"
Efe bizi ayırdığında şarkıyı kapatıp telefonunu ön koltuğa fırlattım.
"Kulaklığın icadından haberin yok mu senin?!"
"Yok," dedi gözlerini kısarak "Bak hala kaşınıyorsun Ege!"
"Bir dakika rahat durmayacak mısınız siz ya? Enerjinizi evde atmadınız mı? Sorsan ikisi de birbirinden nefret ediyor!"
Efe artık isyan bayraklarını çektiğinde haline üzülmüştüm.
"Sana bakıcılık yap diyen olmadı," dedi Ege.
"Sana bakacak biri ben olamam zaten Ege." Dedi Efe "Babamın hayvanat bahçesinden birini göndermesi gerekiyor senin için."
Oha.
Bana diyene bakın!
"Ne diyorsun lan sen?"
"Ay bir durun! Düzgün konuşun birbirinizle! Ege düzgün konuş sen de!"
"Pardon?" Dedi "Lafı söyleyen Efe farkında mısın sen?"
Yo.
"Önceden söylediklerine sayıp sussan ne olur? Ayrıca bize sataşan sendin!"
"Geldik," dedi şoför.
Ege'nin cevabını beklemeden arabadan indik.
Birbirimizi ite kata geldiğimiz için üstümü başımı düzelttim. Acı ama gerçek, birazdan müdürün odasına gitmem gerekiyordu.
Çağrı bey her şeyi hallettiğini söylese de okulda yaşanan bir olay olduğu için ve yaşanmaması gereken bir durum olduğu içinde mutlaka uğramam gerekiyordu.
Yaptıklarımın yüzde yüz doğru olduğunu söylemiyordum. Ya yaptıklarımı savunmuyordum.
Efe sınıfa geçtikten sonra müdürün odasına gidip beklemeye başladım. İçeride birinin olduğunu söylemişlerdi.
"Selam,"
Güney, yanıma gelip oturduğunda ona döndüm.
"Selam,"
"Bakıyorum da her gün mutlaka uğruyorsun buraya?" Dedi.
"Komik mi Güney?" Dedim sinirle "Çok meraklıyım sanki." Homurdandım kendi kendime.
"Enerjini atmak için insanları dövdüğünden şüpheleniyorum. Okulda her yerde senin kavgalarını konuşuyorlar."
Kaşlarımı çattım
"Ya sisin işiniz gücünüz yok mu?"
"Sakin olsana Ece, konuşuyorlar dedim konuşuyorum demedim."
Burun kıvırdım.
"Hele bir konuş, o zaman seni de çok kötü yaparım."
İki metre olman buna engel değil Güney.
"Yaparsın, ona ne şüphe?" Dediğinde müdürün odasından çıkan kişiyle "Hadi gir içeri, benim işim uzun sürecek boşuna bekleme sen." Dedim.
"Ece'yle beraber seni odamda bekliyorum dedi, beraber girmemiz gerekiyor."
"O niye ya?"
"Hiçbir bilgim yok." Dedi.
"Tamam önden sen gir, ben arkandan gelirim."
"Kaçmayacağından emin misin?"
Değilim.
"Of sen de ne korkak çıktın ya! Çık önümden."
Önümde durduğu falan yoktu.
"Ece," dedi o da ayağa kalkarak "Biraz sakin olur musun? Sinirlenmeni gerektirecek bir şey yok,"
"Ben sakinim zaten Güney."
"Hiç öyle görünmüyorsun." Dedi.
Uzatmak istemiyordum.
"Ece ve Güney odama!"
Güney dediğim gibi önden gittiğinde arkasından içeri girdim.
"Seni neden buraya çağırdığımı anlamışsındır Ece. Konuyu tekrar açmayacağım ama sebebi ne olursa olsun okulda bu şekilde davranmaman gerektiğini biliyorum. Ailene gerekli bilgileri verdim, tekrarının yaşanmamasını istiyorum."
Bu konuşmanın ardından kesinlikle ilk tutanağımı yiyecektim.
Güney ise konunun onu ilgilendiren kısmını bekliyordu.
"Sana gelecek olursak Güney. İkinizi neden beraber çağırdığımı sen biliyorsun ama Ece de duysun."
Ben gittikten sonra mı bir şey olmuştu?
"Ege'nin de burada olması gerekiyordu ama onu daha sonra buraya çağıracağım."
Efe de bir şey olmadı dediği için Ege ve Güney'i de ilgilendiren ne olmuştu?
"Ece sen okuldan gittikten sonra aralarındq ne yaşandı bilmiyorum ama Ege ve Güney kavga etmiş."
"Hocam bu konuyu kapattığınızı söylemiştiniz, neden şimdi bunu yapıyorsunuz?"
Şok içindeydim.
"Güney, konu Ece'yi ilgilendirdiği için öğrenmesini istedim. Bundan sonra ne sebep olursa olsun ikinizde kimseyle kavga etmeyeceksiniz. Özellikle sen Güney, okulun ilk günü kavga etmek ne demek?"
"Bitti mi?" Diye sordu Güney. Sinirlendiği belliydi.
"Güney ba-"
Müdürün sözü yarıda kesildi.
"Konu dün kapandı ve tekrar açılmayacak hocam. İyi günler."
"Güney!"
Müdürün bağırması onu durdurmadı. Hala olayı algılamaya çalışarak arkasından baka kaldım.
"Ne yapacağım ben sizinle?"
Benim yaşadığım olayın ardından onların kavga etme nedenini öğrenmeden asla rahat edemezdim.
"Üçünüzde bugün yeni açılan kütüphaneyi düzenleyeceksiniz Ece. Böylece aranızda ki meseleleri halledin."
Ayağa kalktım.
"Hocam yapmayın ya, biz buraya sizin ayak işlerinizi mi yapmaya geldik?"
"Karar senin Ece. Ya tutanak, ya da kütüphane."
"Of!"
Sinirle odasından dışarı çıktım.
Güney'i bulmam ve neler olduğunu sormam gerekiyordu. Daha geleli sadece bir gün olan Güney'in benim yüzümden kavga etmesine neden olan şey ne olabilirdi?
"Güney!" Sonunda yakaladığımda "Neden kavga ettiniz Güney?!" Diye sordum. Ege'ye de sorabilirdim ama Güney'e sormayı tercih etmiştim.
"Bunu kardeşine sorabilirsin Ece."
"Ben sana sormak istedim, cevap verecek misin?"
"Hayır Ece, vermeyeceğim."
"Güney! Saçmalama ve soruma cevap ver. Daha geleli kaç gün oldu, dışarıdan bakıldığında kavga eden bir tipin de yok senin, ne olduda kavga ettin?!"
"Ece, gerçekten başını ağrıtmaya hiç gerek yok. Oldu ve bitti. Biz konuyu çoktan kapattık gerçekten tekrar açılmasına hiç gerek yok."
Yürümeye başladığında önüne geçtim.
"Buna sen karar veremezsin! Konu beni ilgilendiriyor Güney!"
"Ece, önümden çıkar mısın?"
"Sana son kez soruyorum Güney, neden kavga ettin?"
Artık gerçekten de son raddeye gelmiştim. Ve Güney bana ne olduğunu anlatana kadar onu rahat bırakmayacaktım.

BÖLÜM SONU
Okuduğunuz ve destek olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Her şey sizin sayenizde ve sizi çok seviyorum.
Lütfen sorularınız varsa karakterlerle ilgili buraya yazın.
Bakalım kavga nedenini tahmin eden biri çıkacak mı?
Bu arada sezon finali planladığım gibi olursa 21. Bölümde olacak.
Siz bölümü okurken sezon finali ve sonrası için planlama yapmam gerekecek, işte bu noktada sizin istekleriniz çok önemli
Yazmayı unutmayın lütfen 🩷
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |