1. Bölüm

1.Bölüm: Doğum Günü

Zeynep
zeydck

Sadece iki saat önce uyumuş olmam, hayatı sorgulamak için yeterli bir nedendi. Titreşim modunda durmadan çalan alarmı kapatıp yataktan kalktım. Uykusuzluğa artık alışmam gerekse de bu hala benim için aşılması güç sorunlarımdan biriydi.

 

Sessiz bir şekilde odanın kapısını aralayıp, tuvalete gitmek için başımı dışarı uzatıp, annemin orada olup olmadığına baktım. Kendisi ile aramızda ki ilişki pek iyi değildi. Sabahın beşinde onun yüzünü görüp günümün kötü geçmesini istemiyordum.

 

Daha ne kadar kötü geçebilirdi?

 

Annem görünürde yoktu.

 

Yüzümü yıkamadan aynada solgun yüzüme baktım. On yedi yaşındaydım. On yedi. Göz altlarım daha şimdiden morun değişik bir tonuna bürünmüştü. Yanağımda ki kırmızılık hiç geçmiyordu. En son dün annem tarafından atılan tokadın izi kolay kolay silinecek gibi değildi.

 

Ama en kötüsü de, birkaç sene önce benden hiç geçmeyecek olan o izin suratımda olmasıydı. Soğuk suyu sonuna kadar açarak suratımı birkaç kez ıslattım.

 

İçeriden sesler gelmeye başlamıştı. Fazla durmadan odama geçmek için dışarı tuvaletten dışarı çıktığımda karşımda annem duruyordu. Saçları dağılmış, makyajı akmış, gözleri bir yabancıya bakar gibi bakıyordu.

 

Sağ tarafa doğru giderek onu aşmak istediğimde kolumdan tutup durdurdu.

 

"Annene günaydın öpücüğü vermeyecek misin?" Benden iğrenir gibi çıkan sesi, alkolden henüz kurtulamamış zihni ile karşımda hiç annem gibi durmuyordu.

 

"Kolumu bırak, geç kalacağım."

 

"Nereye geç kalacaksın? Artık okullar hava aydınlanmadan açılıyorda benim mi haberim yok?"

 

Her gün açıklama yapmak zorunda kalmak beni yormuyordu. Aksine ona bu evde işe yarayan tek kişinin ben olduğunu hatırlatmak iyi geliyordu.

 

"Okullar aynı saatinde açılıyor ama benim okul açılmadan önce çıkıp, senin bu ayda ödemediğin ve eğer bir ay daha ödemezsek kesilecek olan elektrik faturasını ödemek için para kazanmam gerekiyor!" Sesimi yükselterek konuştuğumda elini yukarı kaldırdı 'sus' der gibi.

 

"Başımı ağrıtıyorsun, bağırma!"

 

"O zaman bana her sabah nereye gidiyorsun diyerek bana vakit kaybettirme anne!" Kolumu ondan çekerek odama doğru gittim.

 

Oda demek için bin şahide ihtiyaç olsa da yatacak bir yatağımın olmasına şükredecek haldeydim. Okul üstümü çantama koyduktan sonra üzerimi değiştirdim.

 

"Çıkmadan bana para bırak!" Salondan gelen sesine aldırış etmedim. Para falan bırakmayacaktım.

 

Odanın ışığını kapatıp kapıya doğru ilerledim. Bir kez daha seslendi.

 

"Sağır mı oldun şimdide başıma! Para bırak, para falan kalmadı ben de!"

 

Ve ben bir kez daha onu duymadım. Ayakkabılarımı giydikten sonra kapıdan çıktım.

 

Günün en sevdiğim saati eve gelmek değilde evden ayrılmaktı. Bir gün gerçekten bu evi terk etmeyi, kendime ait bir hayat kurmayı çok istiyordum.

 

Kenarımda köşemde bunun için bir birikimim yoktu.

 

Henüz reşit olmadığım için sigortalı çalışabileceğim düzenli bir işim doğal olarak yoktu. Şimdi gideceğim yer gibi günü birlik olarak işler buluyordum.

 

Ve bu işlerden kazandığım para ancak benim yol masraflarıma ve okul ihtiyaçlarına yetiyordu.

 

Yirmi dakikalık bir yolum vardı. Otobüse binmek yerine bu kısa mesafeyi yürüyebilirdim. Otobüse binmek mantıklı olsa da para harcamak istemiyordum. Nereden ne kadar kısarsam benim için o kadar iyi oluyordu.

 

Kahvaltı yapmak yerine öğlen yemeğine kadar sade bir kahve ile ayakta duruyordum. Fazlasını midem almıyordu. Öğlen ise basit bir ekmek arası ile akşamı ediyordum.

 

Eve giderken de marketten aldığım kraker ya da kek tarzı şeylerle günü geçiriyordum. Karnımın aç olması umurumda olmuyordu kısaca..

 

Yolu yürümeye devam ederken adımlarımı biraz daha hızlandırdım. Kafenin önüne geldikten sonra kapıyı aralayarak içeri girdim.

 

"Günaydın güzellik!"

 

"Günaydın Araz," Araz ile selamlaştıktan sonra kapının üzerinde duran anahtar ile kapıyı kitledim.

 

Çantamı sandalyelerden birinin üzerine bıraktıktan sonra bezi elime alarak masaların tozlarını almaya başladım.

 

"Yine yüzün çiçek açmış güzellik?"

 

Normal de huysuz bir insandım. Ama sabahları ekstra huysuz oluyordum.

 

"Seni gördüm ya ondandır."

 

"Bilmez miyim, güne benimle başlamak sana iyi geliyor," başka bir masaya geçerken göz ucuyla ona baktım.

 

Yerleri süpürüyordu.

 

"Fazla konuşma Araz, işine bak" O benim bu hallerine ve kısa yanıtlarıma alışmıştı.

 

"Ben çok konuşmuyorum Azroşum sen çok sessizsin!" Dedi gülerek.

 

"Azroş dediğin de kendimden tiksiniyorum Araz!" Bezi masaya daha sert bastırdım.

 

Araz işini gücünü bırakmış her sabah olduğu gibi beni sinir etmekle uğraşıyordu.

 

"Ama ne yapayım, şu güzel suratına baktıkça kendime engel olamıyorum."

 

Kaşlarımı çattım.

 

"Eğer biraz daha işini düzgün yapmazsan ben de kendime engel olamayacağım ve o süpürgeyi kafanda kıracağım!"

 

Yapar mıydım? Hem de çok fena!

 

Araz ellerini havaya kaldırıp "Tamam Azra başkan teslim oluyorum." Deyip işine geri döndü.

 

Masaları sildikten sonra Araz'ın süpürdüğü yerlere paspas atmaya başladım. O da bu sırada lavaboyu temizliyordu. Burada en nefret ettiğim iş kesinlikle buydu.

 

Yerler bittikten sonra tezgah bölümünde ki birkaç dağınıklığı toplayıp mutfağa geçtim. Temiz olduğunu bilsem de kontrol edecektim. Çöpler boştu, ocak temizdi. Her gün akşam ve sabah iş yapıldığı için Cafe hiçbir zaman çok kirli olmuyordu.

 

Kullandığım malzemeleri yerine kaldırdıktan sonra Araz da işini bitirmiş bir şekilde yanıma geldi.

 

"Annenle mi tartıştın?" Diye sordu durgunluğum devam ederken.

 

"Onla düzgün konuştuğum tek bir an olmadığı için bunun normal bir konuşma olduğunu düşünüyorum." Dedim umursamadığımı belli etmek için.

 

"Oy kıyamam sana, hadi gel çıkalım artık." Uzatmadığı için içten sevinirken cafeden dışarı çıktık.

 

"Bugün voleybol takımının antrenmanı var, hem de basketbol takımıyla denk geldi. Yemin ederim kızlar için tam bir görsel şölen!"

 

Bir saniye önce gayet ciddi olan modundan çıkan Araz eski haline dönmekte zorlanmamıştı.

 

"Bunu bana neden anlatıyorsun Araz?"

 

Yandan bir bakış attı. "Azra," dedi "Geçen sene ne güzeldi.. okul takımında çok başarılıydın, hoca sana lisans çıkaracaktı.. ama bir an da bıraktın? Neden?" Hafif bir serzeniş içeriyordu sesi.

 

Bu serzenişin en büyüğünü hayalleri olan Azra, bana da yapıyordu. Ama hayallerin önüne çoğu zaman gerçekler geçiyor ve onların bir kez daha gerçek olmayacağını yüzüne vuruyordu.

 

"Sıkıldım, bana göre değildi." Bana göreydi. Bu hayatta yaptığım en iyi şeydi.

 

"Saçmalama," dedi adımlarını hızlandırıp yanıma gelirken "İki senedir arkadaşız ve ben seni sadece voleybol oynarken mutlu gördüm."

 

Her insan kendini bir yere ait hissederdi. Topu elime alıp servis çizgisine geçtiğimde yüzümde hep bir gülümseme olurdu.

 

"Sana öyle gelmiştir," diyerek geçiştirmeye çalıştım.

 

"Of.." dedi Araz "Senin yerine hocanın takım kaptanı yaptığı kıza sinir oluyorum!"

 

İnsanların başkalarının yerinde hep gözü olurdu. Senem, benden sonra istediği kaptanlığa kavuşmuştu. En azından bu hayatta amacına ulaşan birileri vardı.

 

"İnsanları umursamazsan sinir olacak birileri de olmaz Araz,"

 

Örnek vermek gerekirse, ben annemi çoktan umursamayı bırakmıştım.

 

"Tamam o kızı boşverelim, ama senin hayallerin vardı Azra?" Dedi soru sorar gibi.

 

"Basit bir spor," diye bahsettim hayallerimden. "Sıkıldım ve bıraktım diyorum Araz. Neden her gün bu konuşmayı yapıyorum?"

 

"Çünkü yalan söylüyorsun güzellik, senin özeline girmemek için nedenini sormuyorum. Ama üzüldüğünü gerçekten hissediyorum..."

 

Ağzım açık kalmış cevap verecek bir şey ararken Araz okul bahçesine benden önce girmiş arkasından bakakalmıştım.

 

Üzülüyordum. İnsandım ben de. Duygularım vardı. Hatta çok zor şeyler yaşıyordum. İnsanın hayallerinden geçmesi kolay mıydı? Değildi.

 

Ama benim hayallerimi gerçekleştirmek yerine hayatta kalmak için çalışmam gerekiyordu.

 

Sınıfa doğru yürüdüm sessizce, beden dersine hasta olduğumu söylerek çıkmayacaktım. Böylece iki ders uyuyabilirdim.

 

Hem uyursam geçerdi, iki saatlik olsa da unuturdum.

 

 

Okulu seviyordum. Dersleri seviyordum. Bu yüzden okula her seferinde gelirken nefret ederek gelmiyordum. Bana kendi ayaklarımın üzerinde durmak için, bu hayattan kendimi kurtarmak için tek kurtuluş yolu okumaktı.

 

Derslerim iyiydi. Hem de çok iyi. Her dönem olduğu gibi bu dönemde okul birinciliğini alacaktım.

 

Hocalar kötü not alan birine beni örnek gösterirdi eskiden de.. Ben onların hocalara düşük not aldığında sundukları saçma bahaneleri yıkan tabularıydım. Bir kere bir hoca "Azra'nın yerinde olsan ne yapardın acaba?" Dediğini hiç unutmuyordum.

 

Bu şekilde kimi bana acıyor, kimi de kendini gaza getiriyordu.

 

Kimsenin ne düşündüğü umurumda değildi.

 

"Sonunda bitti!" Dedi Araz, benim yerime o okula sürünerek geliyordu.

 

"Günün en sevdiği saati geldi, hadi iyisin. Eve gidip uyu güzelce."

 

Uyumak hayatta ki en sevdiği şeydi.

 

"Ne uyuması güzellik, buradan partiye geçiyoruz ya?"

 

"Ne partisi Araz?" Dedim saçmalama der gibi bakarak.

 

"Kızım eğleneceğiz demiyorum ya sana, dün dedim ya bir doğum günü partisi var. Orada garsonluk yapacağız."

 

Dünü hatırlamaya çalıştım ama Araz öyle bir şey demediğinden emindim.

 

"Araz! Bana böyle bir şey söylemedin?"

 

"Ne münasebet! Söyledim ya!"

 

"Araz söylemedin diyorum!" Plansız yapılan şeylere çok sinir olurdum.

 

"Neyse boşver, şimdi haberin var işte canım kankam."

 

Ona bakarken gözlerimden ateş çıkıyor olmalıydı. Araz'ın üzerine atlamama az kalmıştı.

 

“Beni daha sonra öldür güzellik, çünkü birkaç saatlik iş için alacağımız ücreti öğrensen bu işi ayarladığım için benimle gurur duyacaksın!”

 

Sabahları temizlediğimiz cafe işini de Araz bulduğu için onun bulduğu işler düzgün işler oluyordu. Para kısmına takılmadan edememiştim.. ödemem gereken faturalar, üstüne ev kirasının da günü yaklaştığı için bir şeyler yapmam gerekiyordu.

 

“Ne kadar bir ücret ödeyecekler?”

 

“İşte benim kankam!” dedikten sonra ücreti söylediğinde “Dalga geçmeden doğru düzgün ne kadar ödeme alacağımızı söyle Araz.” Dedim.

 

Yeniden aynı miktar parayı söylediğinde yalan söylemediğinden emin olmuştum.

 

“Çok saçma,” demeden duramadım yine de. “O kadar parayı neden versinler?”

 

“Aile aşırı derece de zengin, öğrencilerin gelip çalışacağını öğrenince böyle bir katkıda bulunmak istemişler,” diyerek açıklama yaptı.

 

Gerçekten bu kadar ince düşünceli insanlar kalmış mıydı?

 

“Ne kadar sürer, parti kaçta?”

 

“Yedi gibi başlayacak, ikiz kardeşlerin partisi.. çok kalabalık olmayacak.” Diyerek açıklama yaptı Araz. “On bire kadar çalışacağımızı söyledim.” Diyerek de asıl soruma cevap vermiş oldu.

 

“Tamam,” dedim ve Araz’ın peşine takıldım.

 

Otobüsün bizi bıraktığı semt oldukça lüks bir yerdi. Otobüsten indikten sonra bir süre yürüyerek, boğaza nazır bir yalının önünde durmuştuk.

 

Yalının giriş kapısına geldiğimizde güvenlik ile Araz’ın konuşmasını izlemiştim bir süre, işi bittikten sonra kapıdan içeriye girdiğimiz de oldukça büyük bir bahçe görmek beni şaşırtmamıştı.

 

Zengin bir aileden, bahsediyorduk.

Bahçede bir hareketlilik hakimdi. Organizasyon şirketi, abartılı görünmeyen süslemelerle ilgileniyor, bir kesim de bahçeye konumlandırılan kokteyl masalarına benzer masaları düzenliyordu.

 

Müştemilat tarzı prefabrik evlerin olduğu tarafa ilerleyen Araz’ı takip ediyordum.

 

Yolda gelirken kıyafetlerimizi buradan vereceklerini söylemişti.

 

“Sen üzerini burada değiştir kanka, ben hemen yan evdeyim.” Araz beni kapının önünde bıraktıktan sonra yan eve geçti.

 

Ben de vakit kaybetmeden içeri girdim. İçeriden sesler geliyordu. Kızlar kendi aralarında konuşuyor bir yandan da hazırlanıyorlardı. Kapı sesine başlarını kaldırıp bana baktılar.

 

"Merhaba, parti için garsonluk mu yapacaksın?" İçlerinden biri sordu. Başımı salladım.

 

"Hemen karşı oda da kıyafetler var, bedenine göre giyebilirsin." Gösterdiği odaya girdim. Kapıyı kitledikten sonra etrafa baktım. Pencerelerin perdesi sonuna kadar çekilmişti. Üzerimi değiştirdim.

 

Klasik olarak siyah kısa bir etek ve beyaz bir tişört vermişlerdi. Üzerimden çıkardığım eşyaları çantama koyduktan sonra yatağın hemen üzerine çantamı bıraktım.

 

Telefonumu alarak içeri geçtim. Araz hazırlandıktan sonra mesaj atacağı için o süre boyunca bir köşede oturabilirdim. Diğer kızlar benden büyük olmalıydı.

 

Hatta bu bir tanesinin dikkatini çekmişti. Ufak bir birbirimizin ismini öğrenme faslının ardından yaşımı sormuştu.

 

"On yedi," dediğimde bu duruma şaşırmışlardı.

 

Hepsi üniversite öğrencisiydi. Bana üniversite kazandıktan sonra çalışmamın daha uygun olacağı hakkında öğütler verseler de hiçbiri neden çalışmaya ihtiyacım olduğunu sormamıştı.

 

Araz'ın mesajını almamla bu ortamdan hemen ayrılmıştım.

 

"Biraz daha mesaj atmasaydın seni burada bırakıp gidecektim Araz."

 

"Niye ya? Biri bir şey mi dedi?"

 

"Hayır, sıkıldım kızların yanında. Bir an önce şu iş bitsin."

 

Daha iş başlamadan sıkılmaya başlamıştım. Tuhaftı. Çalışmam gerektiği bilincinde olduğum için çalışmak bana zor gelmezdi.

 

"Tamam gel,"

 

Şef garsonun yanına geçtikten sonra gerekli yönlendirmeleri almıştık. Sorumlu garson bizi birkaç ekip halinde ayırmıştı. Araz başka bir gruba, içki servisi olan bölüme geçecekti.

 

On sekiz yaşında olduğu için sorun yoktu.

 

Beni ve birkaç kızı havuz başında, sahne önünde duran misafirler için görevlendirmişti.

 

Bir süre sonra, ortalık parti için hazır hale gelmişti. Hava hafif kararmaya başladığında ışıklar yandığında ortam hoş bir hale gelmişti.

 

Misafirler yavaş yavaş gelmeye başladığında parti sahipleri de ortalıkta görünmeye başlamıştı. Evin sahibi olan kadın ve adam çok hoş görünüyordu. Kadın orta yaşların biraz sonunda olsa da hafif bakır renginde olan saçları ile hala çok güzeldi.

 

Adam da aynı şekilde uzun boyu, yaşına rağmen karizmatik duruşu ile çok iyi görünüyordu. Gelen misafirleri tek tek karşılıyor onlarla kısaca sohbet ediyordu.

 

Araz'ın dediği gibiydi, çok kalabalık değildi. Özel bir gün olduğu için sadece yakın akrabalar davetliydi.

 

"Canım," dedi kadın "Bakabilir misin?" Servis yaptığım diğer kadının yanından ayrılıp bana seslenen kadının yanına ilerledim.

 

Ev sahibi, Melda hanım.

 

"Buyrun efendim," yüzümü gördüğünde gülümsemesi kısa bir an dondu. Sonra hemen kendini toparladı "Masamıza içecek servisini şimdi istiyoruz." Dediğinde başımı salladım.

 

İstedikleri içecekler daha önceden ayarlanmıştı. Araz'ın yanına gittiğimde "Araz, ev sahipleri kokteyllerini istiyorlar." Dedim. O da barmene listeyi verdi.

 

O sırada ortamda ki gürültü biraz arttı. Yalının içinden dört erkek çıktı. Hepsinin üzerinde şık takım elbiseler vardı. Misafirler onların etrafında bir çember oluşturduklarında benim gözüm doğum günleri pek umurunda gibi görülmeyen birbirlerine çok çok benzeyen ikizlerdeydi.

 

Saçlarının rengi annelerine çekmiş olmalıydı.

 

"Hazır al bakalım güzellik," dedi Araz. Aynı anda hepsini götüremeyeceğim için ilk tepsiyi aldım. Dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladığımda karşımda aniden bir kız belirdi, bana gözlerini devirdikten sonra dirseği ile tepsiye çarparak beni ittirdiğinde korkuyla gözlerim büyüdü.

 

"Hayır, hayır..." diye mırıldanırken başka biri kolumdan tuttu.

 

Tepsi beni tutan kişi sayesinde düşmezken beni tutan kişiye "Teşekkür ederim," dedim aceleyle.

 

Ailenin etrafında ki kalabalığa bolca "Afadersiniz, pardon.." gibi kelimeleri kullandıktan sonra önümden çekilmeleri ile içecekleri masaya dizmeye başladım.

 

Aile üyeleri yakından daha güzel görünüyordu.

 

Aile..

 

Oldukça güzel bir şey olmalıydı.

 

"Teşekkürler," dedi Melda hanım.

 

İkinci servisi de yaptığım sırada etraflarında birileri yoktu. Atıştırmalıkların servisi yapıldığı için herkes yerine geçmişti.

 

Kadın yine benimle göz teması kurduğunda bu sefer benimle konuştu.

 

"Saçların ne kadar da güzel," Dediğinde bir anlam veremedim.

 

"Teşekkürler Melda hanım," dedim "Sizin de öyle."

 

"İleri gitmezsem eğer kendi doğal rengi mi?" Diye sordu

 

"Anne, yapma." Dedi çocuklarından biri. "Lütfen,"

 

"İzninizle," dediğimde kadına bir cevap vermeden yanından ayrıldım.

 

Saç rengimi neden soruyordu, bu soruya oğlu neden böyle bir tepki vermişti?

 

Belirli bir süre boyunca beynimde bu sorular cevapsız kalmıştı.

 

O vakit geldiğinde aile üyeleri sahne önüne gelmiş, pastayı bekliyordu. Kadın yüzünde ki gülümseme ile ikizlere bakıyordu. Abilerinden biri ikizlerin ortasına geçmiş, omuzlarından tutarak yanında duruyordu.

 

Adam pasta geldikten sonra eline bir mikrofon aldı.

 

"Ege ve Efe'nin doğum gününde yanımızda olduğunuz için hepinize teşekkür ederim. Bugünün bizim için ayrıca önemli olduğunu hepiniz biliyorsunuz.."

 

Kendi aile aralarında bildikleri bir konu olmalıydı.

 

"Hepimizin bir yanı buruk olsa da bugün aynı zaman kızımızın da On sekizinci yaş günü.. yaşasaydı tam şuan yanımda burada güzeller güzeli bir genç kız olarak duracaktı.."

 

Ortam sessizleşti.

 

"O yüzden bugün burada bizi yedi kişi olarak kabul edin lütfen.."

 

Konuşmasının ardından alkış sesleri arttığında gelen bildirim ile telefonum titredi.

 

"İyi ki doğdun Ece."

 

BÖLÜM SONU

 

 

Bölüm : 09.06.2025 11:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...